14 Kas 2013
13 Kas 2013
Dereyi Geçerken İlk Yardım Paketi
Galatasaray'ın bu sene iyi futbol oynaması, radikal bir taktik, kadro değişikliği, kadro dışı bırakma, kovma gibi beklenen, fakat yapılması taşak isteyen hamleler olmadığı sürece imkansızdır. Suçlu sorumlu aramayın, kaçtı kurtuldu. Motor sanat terk kadro mühendisi, sandığımızdan çok daha kurnaz ve akıllı çıktı. edilemez aslında. Takımı bilerek çöp futbolcularla doldurup, yukarıdan da aldığı talimatla olası hezimeti, başarısızlığı başkalarına tahvil ederek kovuldu. Kovulduğuna memnun olan belki de dünya üzerindeki tek kişidir. iiiiİ
ki mevcut oyuncu gurubu içerisinden çıkabilecek en iyi 11 i ve maç taktiğini yazıyorum.
Eray-muslera; benim için fark etmiyor, kim oynarsa oynasın oyun planım değişmiyor.
aydın;sağ bek mevkisinde sağ açık oynayacak, durun hemen okumaktan vazgeçmeyin. gerekçemi yazacağım.
melo;topu oyuna geriden sokabilecek, hava topu hakimiyeti olan, gözünü budaktan sakınmayan,futbol bilgisi, denge, parabol, ofsayt hattı, kademe her türlü bilimsel futbolun hocası olarak savunma kaptanıdır.
semih; sadece ilk topa nokta müdahalesi yapacak, melo'nun talimatlarını uygulayacak, topla mümkünse hiç oynamayacak, kesinlikle ileriye, serbest vuruşlara gönderilmeyecek,ve çıktığı, girdiği her topa mutlaka dokunacak.
riera; sol bek mevkisinde sol açık oynayacak. paraleli aydın.
dany; savunma önünde ilk topa girecek, tekniği yüksek, oyunun büyük bölümünde savunma görevi yapacak.
selçuk; oyun kurucu eş başkanı, topu sneijder kullanıyorsa mutlaka gol ve atak kombinasyonunun bir faktörü olacak. daha çok hücum bölgesinde görünecek.
sneijder; oyun kurucu eş başkanı, selçuk nasıl oynayacaksa öyle oynayacak.
bruma; sahayı metrobüs gibi dikine değil, finikuler gibi enine kat edecek. takım riera'dan atak yapıyorsa enine sol tarafa, aydın tarafından geliyorsak enine sağa geçecek. bu kondisyon, teknik ve hız kendisinde var. tek açıkla, iki açık gibi oynayacağız.
burak;umut; 1. tercihim burak olmakla beraber işi gol atacak adam. atamayan kaleye misali değişimli oynayacak. kritik sağ açık veya sol açık olarak değil de bağımsız olarak ileride takılacak.
drogba; takımın santroforu, toplar burak'tan önce kendisine atılacak, forvetin kaptanı olacak.
not; eeğer kalede muslera olacaksa, feda edilecek yabancı dany olacak, dany'nin yaptığı bütün işlere en yakın türk futbolcusu ceyhun.
takım, top bizdeyken, kalecide bile olsa oyuna gelişigüzel değil, melo'dan başlayacak. atağın yönü hangi tarafa dönüşüyorsa o tarafın beki ileriye çıkacak. solda ise riera akacak, bu yetenek kendisinde var, aynı anda savunmada kalan 3 kişi sola doğru kayacak. biz tribünde semih'i sol bekte, melo ve aydın'ı stoperde göreceğiz. atak sağdan gelişiyorsa tam tersi uygulama. galatasaray gibi takımın beki olmaz. bir tek semih yeter, kaleciyi'de saymazsan diğer 9 kişinin birinci vazifesi hücum yapacak. bu arada biz hücumdayken dany savunmayı kollayacak. hücumla savunma arasındaki köprü olacak. orta sahada ilk topa basacak adam da dany olacak. top rakipteyken takım set düzenine geçecek. dany ileride ilk topa basacak. topu nasıl alırsak alalım hangisi yakınsa selçuk ve sneijder'e kazandırılacak. oyun onların inisiyatifine bırakılacak.
drogba mümkün olduğunca kendi kalemizin dışında konuşlandırılacak. gerekirse orta sahaya bir sandalye atıp oturacak, gol postta en diri haliyle öldürücü darbe için hazır bekletilecek.
dere geçerken oynayacak takım ve oynatılacak taktik budur. devreye kadar daha beter olmayacağı garanti formüldür. en acil şekilde aydın, riera ve dany yerlerini en az 2 şer kademe daha büyütecek yeni adamlara bırakacak. savunmaya alınacak ufo, popescu, de boer türünde teknik bir libero alınınca melo tekrar kendi bölgesine kaydırılacak. ve kalecinin türk olması transferin birinci maddesi olarak gündeme alınacaktır.
ki mevcut oyuncu gurubu içerisinden çıkabilecek en iyi 11 i ve maç taktiğini yazıyorum.
Eray-muslera; benim için fark etmiyor, kim oynarsa oynasın oyun planım değişmiyor.
aydın;sağ bek mevkisinde sağ açık oynayacak, durun hemen okumaktan vazgeçmeyin. gerekçemi yazacağım.
melo;topu oyuna geriden sokabilecek, hava topu hakimiyeti olan, gözünü budaktan sakınmayan,futbol bilgisi, denge, parabol, ofsayt hattı, kademe her türlü bilimsel futbolun hocası olarak savunma kaptanıdır.
semih; sadece ilk topa nokta müdahalesi yapacak, melo'nun talimatlarını uygulayacak, topla mümkünse hiç oynamayacak, kesinlikle ileriye, serbest vuruşlara gönderilmeyecek,ve çıktığı, girdiği her topa mutlaka dokunacak.
riera; sol bek mevkisinde sol açık oynayacak. paraleli aydın.
dany; savunma önünde ilk topa girecek, tekniği yüksek, oyunun büyük bölümünde savunma görevi yapacak.
selçuk; oyun kurucu eş başkanı, topu sneijder kullanıyorsa mutlaka gol ve atak kombinasyonunun bir faktörü olacak. daha çok hücum bölgesinde görünecek.
sneijder; oyun kurucu eş başkanı, selçuk nasıl oynayacaksa öyle oynayacak.
bruma; sahayı metrobüs gibi dikine değil, finikuler gibi enine kat edecek. takım riera'dan atak yapıyorsa enine sol tarafa, aydın tarafından geliyorsak enine sağa geçecek. bu kondisyon, teknik ve hız kendisinde var. tek açıkla, iki açık gibi oynayacağız.
burak;umut; 1. tercihim burak olmakla beraber işi gol atacak adam. atamayan kaleye misali değişimli oynayacak. kritik sağ açık veya sol açık olarak değil de bağımsız olarak ileride takılacak.
drogba; takımın santroforu, toplar burak'tan önce kendisine atılacak, forvetin kaptanı olacak.
not; eeğer kalede muslera olacaksa, feda edilecek yabancı dany olacak, dany'nin yaptığı bütün işlere en yakın türk futbolcusu ceyhun.
takım, top bizdeyken, kalecide bile olsa oyuna gelişigüzel değil, melo'dan başlayacak. atağın yönü hangi tarafa dönüşüyorsa o tarafın beki ileriye çıkacak. solda ise riera akacak, bu yetenek kendisinde var, aynı anda savunmada kalan 3 kişi sola doğru kayacak. biz tribünde semih'i sol bekte, melo ve aydın'ı stoperde göreceğiz. atak sağdan gelişiyorsa tam tersi uygulama. galatasaray gibi takımın beki olmaz. bir tek semih yeter, kaleciyi'de saymazsan diğer 9 kişinin birinci vazifesi hücum yapacak. bu arada biz hücumdayken dany savunmayı kollayacak. hücumla savunma arasındaki köprü olacak. orta sahada ilk topa basacak adam da dany olacak. top rakipteyken takım set düzenine geçecek. dany ileride ilk topa basacak. topu nasıl alırsak alalım hangisi yakınsa selçuk ve sneijder'e kazandırılacak. oyun onların inisiyatifine bırakılacak.
drogba mümkün olduğunca kendi kalemizin dışında konuşlandırılacak. gerekirse orta sahaya bir sandalye atıp oturacak, gol postta en diri haliyle öldürücü darbe için hazır bekletilecek.
dere geçerken oynayacak takım ve oynatılacak taktik budur. devreye kadar daha beter olmayacağı garanti formüldür. en acil şekilde aydın, riera ve dany yerlerini en az 2 şer kademe daha büyütecek yeni adamlara bırakacak. savunmaya alınacak ufo, popescu, de boer türünde teknik bir libero alınınca melo tekrar kendi bölgesine kaydırılacak. ve kalecinin türk olması transferin birinci maddesi olarak gündeme alınacaktır.
10 Kas 2013
El Sikko; Fenerbahçe ?-0 Galatasaray
Maçın kaç kaç bittiğini biliyorsam şerefsizim. 75. dakikada bıraktım o anda 2-0 yeniktik. Tabela öyle yazıyor diye dedim. Yoksa maçta gol falan yoktu.
Net yazabiliriz, keşke yenseydi de yazsaydık ama ne yazık ki bu hiç bir zaman olmayacak. Uzak ara, Langırt ligimizin en kötü maçları El Sikko maçlarıdır. Fenerbahçeli için sorun değil, istediğin kadar leş futbolcun olsun, hatta yenil, dert etmezler. Dünyanın en mutlu insanlarıdır, biz olsak ki -olduk bu maç itibarı ile- maçlarımıza 5.000 kişi gitmez.
Maçın kadrosunu yine tahmin ettik, biz olsak biz de aynı takımla çıkacaktık. Gel gelelim kellelerin önemi oynadığı oyunla değerlendirilecek. Takım çöp, uzun zamandır tespitimiz bu yönde, ne var ki Fenerbahçe'de çöp. Bu yüzden serdeki Galatasaraylılıkla, Aslıyok Yaylasındaki koyunlarımızı satıp, 3.20 bahis oynadık. Aramızda kalsın iddia çıktı çıkalı oynarım, Galatasaray maçını tek bir kere bilemedim.
Yine bir umutla televizyon başına geçtik. Geçmeden önce de rahat olalım diye bir kaç tek attık. Bıraktığımız yere geri döndük, hem yazıyor hem sinirden kafayı yememek için teke devam ediyoruz. Etmeyenler de var elbette. Tugay Kerimoğlu'nun Emre'ye bir sarılışı vardı gördünüz mü? 40 sene kardeş kardeşi görmese öyle sarılmaz. Nefret ettim kulübedeki cesetten. Evet tam adını buldum, Tugay Kerimoğlu bir cesettir. Senin gibi uluslararası futbolcunun ta amk. Galatasaray'ı elinden gelse bir kaşık suda boğmakta teredüt etmeyecek, futbol camiasının gelmiş geçmiş en aşağılık futbolcusuyla kucaklaştığın gibi, Melo'yla, Eray'la, Ceyhun'la kucaklaşsan bu çöp futbola belki bir çare olabilirdin. Açık konuşuyorum, Fatih Terim'den bu çöp takım için ne kadar nefret ettiysem en az 10 misli Tugay Kerimoğlu'ndan nefret ettim.
El Sikko, her zaman ki gibi. 50.000 salyaları köpüren köpekten tırsmış 11 Galatasaray futbolcusu, kenarda korku filmi seyreden hocalar, oyuna girip takımın gücünü daha da geriye düşüren yedekler ve ekran başında ölüden medet bekleyen Büyük Galatasaray Taraftarı. Bırakın lan bu çöp futbolcular için göz yaşı dökmeyi. En övündüğümüz hasletimizi bile sattılar, yenik takım can havliyle savaşır, debelenir. Bunlar maç bitse de Fenerbahçeli dostlarımız futbolcu arkadaşlarımızla kucaklaşalımın peşindeler.
İnanılır gibi değil, 70 dakikasını seyredebildiğim maçın pozisyonlarını düşünüyorum. 2 defa kendi kalemize gol attık. Karşıdaki takım çatır çatır top oynar üzülmezsin, çok iyi oynadılar dersin. Ligin en kötü futbol oynayan takımına karşı pozisyonun yok. Yarım pozisyonda da Burak Bey ofsayt. Senin ta Allah belanı verisin futbolcu gibi. Bu geceden itibaren iki kişi benim baş çelişkim oldu. Biri Tugay, biri Burak, Galatasaray'dan kovana kadar savaşacağım
Hangi oyun planını eleştireceğiz, hangi, futbolcunun hatasını yazacağız. Savunmadaki leşe saldırsam yazık, adam bas bas bağırıyor ben futbolcu falan değildim, Fransa'da monşer hayatı yaşıyordum. Sıradan bir lig takımın savunmasında, follaş olmuştum. Bir baktım bana bir pantolon giydirdiler, cebi de çok büyüktü, Big God'a dua ettim, cebe para doldurdular, kendimi İstanbul'da buldum. Ben kimim, hazreti kazmayım. Siyahi olmasam Kırkpınar pehlivanıyım, giydirin kispeti, sırtımı yağlayın, salın çayıra o derece. Bir an ceza sahasına bomba atıldı, kendimi yere attım, şarapnel parçaları gözüme girmesin diye gözümü kapayıp, ellerimi açtım. Tanrıma dua etmek için, sanki kıyamet kopmuştu korktum. Bakmayın siz benim ayı gibi bedenime, aslında bildiğiniz sıçanım. Top geldi elime çarptı. Teşekkürler Grande, ben de sana biat eden futbolcular safındayım. Sahibime göre kişnerim. Ha bu arada Lilie, size Gayseri'li Hurma'dan beter geçirdi, Amrabat'ı unutturdum haa haaa.
14 senedir yenemiyoruz, bu 14 sezonun en kötü Fenerbahçesi ile oynadık. Biraz iyi olsalar 8-10 tane atmaları iş değil. Ne maçlar seyrettik 6 yediğimiz maçta bile bu kadar kötü oynamadık. Mahkum oynasak gam yemeyeceğim, ortada leş gibi bir takım var ve en ufak bir gol girişimi yok. Galatasaray taraftarı yenilgiyi affeder, takımı yenilse de bağrına basar, ama sıçan gibi oyunu affetmez. Ben küstüm, bu takım benim takımım değil. Bu takımın da iyi futbol oynaması mümkün değil.
Çöpten topladığın ıvır zıvırla çok iyi pizza yapsın diye İtalyan aşçı getirmişsin. Bir boktan anladığınız yok, bu kadar kötü malzemeden ancak bir tinerci, çöp toplayıcısı bir şeyler yapabilir. Ya takımı,Melo hariç tamamını gömün, zehir, irin saçamasınlar diye de kireçleyin, ya da gidin çöpçüyü geri çağırın. Mancini'ye, Reykart gibi rezil edip teneke bağlatmayın. Gitsin adam kendini kurtarsın bu pislikten.
Çok rahat yenildik, rahatsızlık bile vermedik. Gökhan Gönül'ün puştluk kalleşlik yapmasına bile gerek yoktu. Biraz bekle biz zaten kendi kalemize atacaktık. Hatta Emre bile sinirlenmedi, pisliğe başvurmadı. Takımda bir Hasan, bir Emre Aşık bile yoktu isyan edecek. Hatta ne yalan söyleyeyim oturduğu yerden bile sarı kart alabilen Sabri bile yoktu. Galatasaray değil tam bir sıçan gurubu vardı, yazıklar olsun.
Formaları çıkarın siktirin gidin. Galatasaray yense de büyüktür yenilse de, siz küçük futbolcularsınız. Bir köşede ağlayan küçük bir Galatasaraylı çocuğun tek bir damla yaşı bile etmezsiniz.
Maçın tek iyi futbolcusu bizim adımıza Dany'dir. sonradan ekledim unutmuşum.
Not; Futbolcuların kucaklaştıklarını görmedim, kimseden duymadım. sadece tahmin ettim yazmışım. demek bu da doğru çıkmış. İyi ki de görmemişim, daha beter kahrolurdum.
Net yazabiliriz, keşke yenseydi de yazsaydık ama ne yazık ki bu hiç bir zaman olmayacak. Uzak ara, Langırt ligimizin en kötü maçları El Sikko maçlarıdır. Fenerbahçeli için sorun değil, istediğin kadar leş futbolcun olsun, hatta yenil, dert etmezler. Dünyanın en mutlu insanlarıdır, biz olsak ki -olduk bu maç itibarı ile- maçlarımıza 5.000 kişi gitmez.
Maçın kadrosunu yine tahmin ettik, biz olsak biz de aynı takımla çıkacaktık. Gel gelelim kellelerin önemi oynadığı oyunla değerlendirilecek. Takım çöp, uzun zamandır tespitimiz bu yönde, ne var ki Fenerbahçe'de çöp. Bu yüzden serdeki Galatasaraylılıkla, Aslıyok Yaylasındaki koyunlarımızı satıp, 3.20 bahis oynadık. Aramızda kalsın iddia çıktı çıkalı oynarım, Galatasaray maçını tek bir kere bilemedim.
Yine bir umutla televizyon başına geçtik. Geçmeden önce de rahat olalım diye bir kaç tek attık. Bıraktığımız yere geri döndük, hem yazıyor hem sinirden kafayı yememek için teke devam ediyoruz. Etmeyenler de var elbette. Tugay Kerimoğlu'nun Emre'ye bir sarılışı vardı gördünüz mü? 40 sene kardeş kardeşi görmese öyle sarılmaz. Nefret ettim kulübedeki cesetten. Evet tam adını buldum, Tugay Kerimoğlu bir cesettir. Senin gibi uluslararası futbolcunun ta amk. Galatasaray'ı elinden gelse bir kaşık suda boğmakta teredüt etmeyecek, futbol camiasının gelmiş geçmiş en aşağılık futbolcusuyla kucaklaştığın gibi, Melo'yla, Eray'la, Ceyhun'la kucaklaşsan bu çöp futbola belki bir çare olabilirdin. Açık konuşuyorum, Fatih Terim'den bu çöp takım için ne kadar nefret ettiysem en az 10 misli Tugay Kerimoğlu'ndan nefret ettim.
El Sikko, her zaman ki gibi. 50.000 salyaları köpüren köpekten tırsmış 11 Galatasaray futbolcusu, kenarda korku filmi seyreden hocalar, oyuna girip takımın gücünü daha da geriye düşüren yedekler ve ekran başında ölüden medet bekleyen Büyük Galatasaray Taraftarı. Bırakın lan bu çöp futbolcular için göz yaşı dökmeyi. En övündüğümüz hasletimizi bile sattılar, yenik takım can havliyle savaşır, debelenir. Bunlar maç bitse de Fenerbahçeli dostlarımız futbolcu arkadaşlarımızla kucaklaşalımın peşindeler.
İnanılır gibi değil, 70 dakikasını seyredebildiğim maçın pozisyonlarını düşünüyorum. 2 defa kendi kalemize gol attık. Karşıdaki takım çatır çatır top oynar üzülmezsin, çok iyi oynadılar dersin. Ligin en kötü futbol oynayan takımına karşı pozisyonun yok. Yarım pozisyonda da Burak Bey ofsayt. Senin ta Allah belanı verisin futbolcu gibi. Bu geceden itibaren iki kişi benim baş çelişkim oldu. Biri Tugay, biri Burak, Galatasaray'dan kovana kadar savaşacağım
Hangi oyun planını eleştireceğiz, hangi, futbolcunun hatasını yazacağız. Savunmadaki leşe saldırsam yazık, adam bas bas bağırıyor ben futbolcu falan değildim, Fransa'da monşer hayatı yaşıyordum. Sıradan bir lig takımın savunmasında, follaş olmuştum. Bir baktım bana bir pantolon giydirdiler, cebi de çok büyüktü, Big God'a dua ettim, cebe para doldurdular, kendimi İstanbul'da buldum. Ben kimim, hazreti kazmayım. Siyahi olmasam Kırkpınar pehlivanıyım, giydirin kispeti, sırtımı yağlayın, salın çayıra o derece. Bir an ceza sahasına bomba atıldı, kendimi yere attım, şarapnel parçaları gözüme girmesin diye gözümü kapayıp, ellerimi açtım. Tanrıma dua etmek için, sanki kıyamet kopmuştu korktum. Bakmayın siz benim ayı gibi bedenime, aslında bildiğiniz sıçanım. Top geldi elime çarptı. Teşekkürler Grande, ben de sana biat eden futbolcular safındayım. Sahibime göre kişnerim. Ha bu arada Lilie, size Gayseri'li Hurma'dan beter geçirdi, Amrabat'ı unutturdum haa haaa.
14 senedir yenemiyoruz, bu 14 sezonun en kötü Fenerbahçesi ile oynadık. Biraz iyi olsalar 8-10 tane atmaları iş değil. Ne maçlar seyrettik 6 yediğimiz maçta bile bu kadar kötü oynamadık. Mahkum oynasak gam yemeyeceğim, ortada leş gibi bir takım var ve en ufak bir gol girişimi yok. Galatasaray taraftarı yenilgiyi affeder, takımı yenilse de bağrına basar, ama sıçan gibi oyunu affetmez. Ben küstüm, bu takım benim takımım değil. Bu takımın da iyi futbol oynaması mümkün değil.
Çöpten topladığın ıvır zıvırla çok iyi pizza yapsın diye İtalyan aşçı getirmişsin. Bir boktan anladığınız yok, bu kadar kötü malzemeden ancak bir tinerci, çöp toplayıcısı bir şeyler yapabilir. Ya takımı,Melo hariç tamamını gömün, zehir, irin saçamasınlar diye de kireçleyin, ya da gidin çöpçüyü geri çağırın. Mancini'ye, Reykart gibi rezil edip teneke bağlatmayın. Gitsin adam kendini kurtarsın bu pislikten.
Çok rahat yenildik, rahatsızlık bile vermedik. Gökhan Gönül'ün puştluk kalleşlik yapmasına bile gerek yoktu. Biraz bekle biz zaten kendi kalemize atacaktık. Hatta Emre bile sinirlenmedi, pisliğe başvurmadı. Takımda bir Hasan, bir Emre Aşık bile yoktu isyan edecek. Hatta ne yalan söyleyeyim oturduğu yerden bile sarı kart alabilen Sabri bile yoktu. Galatasaray değil tam bir sıçan gurubu vardı, yazıklar olsun.
Formaları çıkarın siktirin gidin. Galatasaray yense de büyüktür yenilse de, siz küçük futbolcularsınız. Bir köşede ağlayan küçük bir Galatasaraylı çocuğun tek bir damla yaşı bile etmezsiniz.
Maçın tek iyi futbolcusu bizim adımıza Dany'dir. sonradan ekledim unutmuşum.
Not; Futbolcuların kucaklaştıklarını görmedim, kimseden duymadım. sadece tahmin ettim yazmışım. demek bu da doğru çıkmış. İyi ki de görmemişim, daha beter kahrolurdum.
10 Kasım
Hayırdır İnşallah! düşümde Atatürk'ü gördüm. Gözleri çakmak çakmaktı. Sevindim, birden kuşkulandım sonra. Gazi'mi yaşıyordu, ben mi ölmüştüm? demeye kalmadı Atatürk seslendi.
-Haydi gidelim
-Nereye?
-Partiye
-Hangi partiye? Atatürk duraladı,
-CHP ye elbet
insan rüyada başka oluyor. Durumu bildirdim.
-CHP 'nin belini kırdılar atam, daha doğrulamadı.
-Kim yaptı bu işi? Peki iktidarda hangi parti var_
-Muhafazakar Parti
-Yaaa
Bu şaşkınlık saniye sürdü, bu kez dedi ki,
-Öyleyse Türk Dil Kurumu'na gidelim
-Gitmesek Atam
-Neden?
-Senin vasiyetini bozdular
-Kim bozdu?
-!!!!
-Ya Tarih Kurumu?
-!!!
-Öyleyse Halk Evl'ne gidelim
-Kapısı mühürlü
-Kim yaptı bu işi?
-!!!!
Kaşlarını çattı, durumu kavramaya çalışıyordu. Milli Eğitim Okullarından bir sınıfa girdik.
-Bu ne dersi?
-Din dersi
-Öğretim Birliği Devrimi nerede?
Yere bakarak konuştum.,
-Yıktılar
-Din dersleri zorunlu mu?
-Evet
-Kim yaptırdı_
-!!!!
Gazi gözlerini gözlerime dikti
-Her şeyin bir nedeni vardır, bu gerilemenin de
-Nedeni var
-Göster
Elimden tuttu uçmaya başladık. Gözlerimizin önünden yol yol kırmızı şeritler geçiyor, yıldızlar uçuşuyor, bayraklar dalgalanıyor.
-Bunlar Amerikan Bayrağı değil mi?
-Evet
-Neden buradalar?
-Amerikan tesisleri, Amerikan Üsleri Atam
Gazi durdu, gözlerindeki güzellik hüzne dönüştü.
-Anladım dedi. Yüreğim burkuldu.
-Ulu Önder! bir şeyler yap
Yine baktı, bakışlarımız çakıştı, BUGÜN 10 Kasım'dı.
İrtica, Büyük Türkiye Halklarının gençliğine bir tarih diyalektiği dersi vermiştir. Bu yüzden iyi bir okuldur. Rahat ol Cumhuriyet'in Büyük Kurucusu. Haziran direnişi sürüyor, geldikleri gibi gidecekler.
-Haydi gidelim
-Nereye?
-Partiye
-Hangi partiye? Atatürk duraladı,
-CHP ye elbet
insan rüyada başka oluyor. Durumu bildirdim.
-CHP 'nin belini kırdılar atam, daha doğrulamadı.
-Kim yaptı bu işi? Peki iktidarda hangi parti var_
-Muhafazakar Parti
-Yaaa
Bu şaşkınlık saniye sürdü, bu kez dedi ki,
-Öyleyse Türk Dil Kurumu'na gidelim
-Gitmesek Atam
-Neden?
-Senin vasiyetini bozdular
-Kim bozdu?
-!!!!
-Ya Tarih Kurumu?
-!!!
-Öyleyse Halk Evl'ne gidelim
-Kapısı mühürlü
-Kim yaptı bu işi?
-!!!!
Kaşlarını çattı, durumu kavramaya çalışıyordu. Milli Eğitim Okullarından bir sınıfa girdik.
-Bu ne dersi?
-Din dersi
-Öğretim Birliği Devrimi nerede?
Yere bakarak konuştum.,
-Yıktılar
-Din dersleri zorunlu mu?
-Evet
-Kim yaptırdı_
-!!!!
Gazi gözlerini gözlerime dikti
-Her şeyin bir nedeni vardır, bu gerilemenin de
-Nedeni var
-Göster
Elimden tuttu uçmaya başladık. Gözlerimizin önünden yol yol kırmızı şeritler geçiyor, yıldızlar uçuşuyor, bayraklar dalgalanıyor.
-Bunlar Amerikan Bayrağı değil mi?
-Evet
-Neden buradalar?
-Amerikan tesisleri, Amerikan Üsleri Atam
Gazi durdu, gözlerindeki güzellik hüzne dönüştü.
-Anladım dedi. Yüreğim burkuldu.
-Ulu Önder! bir şeyler yap
Yine baktı, bakışlarımız çakıştı, BUGÜN 10 Kasım'dı.
İrtica, Büyük Türkiye Halklarının gençliğine bir tarih diyalektiği dersi vermiştir. Bu yüzden iyi bir okuldur. Rahat ol Cumhuriyet'in Büyük Kurucusu. Haziran direnişi sürüyor, geldikleri gibi gidecekler.
6 Kas 2013
Parken Stadı Hayula Belası; Kopengahen 1-0 Galatasaray
Tribünlere bıraktığımız, Galatasaray Taraftarı hayaleti, bu kez tam karşıda bela olarak yerini almıştı. Ve maç kadrosu tam da bizim arzuladığımız, Sinyor'la tam isabet sağladığımız 11 di. Oyun olarak da karşılığını göreceğimizi öngörmüş, o duygularla televizyon başındaydık. Eray için de tarihe geçme ile, kulübe pas pasçılığı arasındaki araf maçıydı. Büyük futbolcular, büyük kaleciler için bulunmaz bir fırsattı. Aydın için de aynı şeyler söz konusuydu. Gerçi Aydın yıllardır oynadığı veya oynayamadığı futbolla taraftar için bilmece bir futbolcu değildi, ama bu kez bir başka hocanın tevhidi tedrisatından geçiyordu. Haydi hayırlısıydı.
Kopenhag'ın öyle dandik bir PTT ligi takımı olmadığına yendiğimiz maçta dikkat çekmiştik. Avrupa Şampiyonu olmuş, Laudrup gibi, Şımaykıl gibi dünya çapında futbolcular çıkarmış bir ülke takımıydı. Belli ki 4. torba takımı olmayı içlerine sindiremiyorlardı. Biz ise başka hülyaların peşindeydik, stadın nostaljisi, futbolculara da yansıyacak, zorlanmadan bir galibiyetle ruhlara birer fatiha okuyarak döneceklerdi. Şu ilk topu atlata bilseydik bari be çocuklar. Nerdeee! ne zaman atlatmışız? Kalemize gelen ilk topun gol olmadığını en son hangi maç görmüşüz? Hatırlayanımız yoktu beraber maçı izlediğimiz 5 kişi içinde.
Alakası olmayan top alakasız hayalet adamların arasından arka direğe kadar geldi, adam topa dokunduğunda kaledeki ceset felç geçirmişti. Bir bakıma haklı çıkmıştık ilk cümlemizde. Tribünlere bıraktığımız metafizik, sahadaydı. Gereğinden fazla evliya, ruh, hayalet sarı kırmızılı mübarek formanın içindeydi. İlk yarı biterken takımın en iyi oyuncusunun Aydın olmasını bile 2000 ruhuna bağladık. Bir Galatasaraylı çocuk belki o gün kısa pantolonuyla, Popescu'nun attığı penaltı gölünde sümüğünü silmiş, şimdi maçtaydı, olamaz mı?
Israrla sürdürüyoruz, ruhla oynuyoruz. Ne yapacağını bilemezsin, göremezsin, düşüncesini okuyamazsın. Bazen kaleye geçer, koskoca Şuker'in penaltısını kurtarır, bazen Burak olur, 2 metreden kafasındaki boynuzla topa dokunur. Bazen bir hayalet, Taffarel kılığına girer, Hanry'nin vurduğu, eminim hala şaşkınlıkla düşündüğü kafaya uzanır, bazen Avarel olur, 2 metre boy + yarım metre eller+ yarım metre sıçrama yapıp 3 metre havadan giden topu elleyemez, yarım metrelik cüce olarak görünür.
İkiniz yarı maç kilitlenmeye doğru gittiğinde bir büyük takım hoca hamlelerini peş peşe gördük. Kopenhag ısrarla dengesini bozmamayı başarıyordu. 1-0 lık galibiyeti yeterli görüp, UEFA turnuvasına gitmeyi hesap bile etmiyordu. Kalemizin, savunmamızın Yüce Gök'e emanet olması bile iştahlarını kabartmıyordu. Deniz Kızı'nı seyrede seyrede, her biri Deniz Kızına evrim geçirmiş, bizim hayaletleri süzüyordu. Mancini adam değişikliğinden önce, sahada bir şeyler yapmayı denedi. Kanatları makas yapıp, delik aramaya çalıştı önce, olmayacak kararını verdiğinde, Aydın'ı çekip, Bruma ile saldırmaya geçti.
Geriye yaslanıp, rakibi üstümüze çekmek gibi klasik 100 senedir kullanılan kapan taktiğinin modası çoktan geçmişti. Adamlar korner atmaya bile 2 dakikada geliyorlardı. Yutmadılar, 1 porsiyona razı geldiler. Sen olsan gelmez misin? Gözünü yum düşün, oynadığın takımın santrforu Drogba, yetmemiş, yanlarına Türk Ulusal Takımının gölcülerini almışlar, ön libero Melo, sağ bek sol bek Dünya çapında futbolcu. Kenarlarında geleceğin Ronaldo'su dedikleri biri var, 18 yaşında, Portekiz Merkez bankası rezervine hatırı sayılır katkı yapmış. Ben olsam yarım sıfıra bile razı olurum. Rüyamda sevimli hayalet göreceğime, sahada şeytan göreyim.
Şeytanı bırak, Melek gibi oynuyoruz, sanki biz de razıyız 1-0 a. Hani kenarda Teknik Direktör olmasa UEFA muhasebesi bile yapıyor derdim, neredeyse diyecektim ki, Semih için tabela kalktı. O an Sinyörün büyük bir futbol doktoru olduğuna karar verdim. Sahanın en gereksiz adamıydı Semih. Her oynadığı maç, bir önceki maçını aratan genç Asimo. Meğer Ufo, onu işçiliğe gönderirken ne kadar haklıymış. İlk topa çık, nerenle dokunursan dokun, gerisini bana bırak diyen Big Shef. İyi ezberlemiş olalım ki, Semih ancak büyük bir süpürücüyle iş yapabilir. Tekniği yok, topla oynama kabiliyeti sıfır. Top ayağına gelince ya kaleye, ya 20 metre yana atabiliyor. Yandan gelen toplara kafa vuramıyor, hele ki rakip takım kalesinde 100 defa görünse birinde bile topa dokunamayacak görüntü çiziyor. Yani bildiğin düz işçi, çırak. Razıyız, ama yanındaki Şecu'da demek başka birinin çırağı, işçisi olarak gelmiş. Şecu'ya da bir usta lazım.
Ve müşteri gelmediğini görünce, Doktor, çıraklardan daha kıdemsizini kenara aldı. Ama hasta öyle bir hasta ki, ne yaparsa yapsın tedaviye cevap veremiyor. Pitbull sezonun en kötü futbolunu oynadığı halde, takımın en iyi oyuncusuydu. Sinyor, serumu bağlayıp, narkozu verip son bir şoklamayla Umut'u oyuna aldı. Evliyaların, huzur içinde yattığı kaleye saldırttı. Onun da suyunu yemini fazla vermiş dozunu ayarlayamamıştı. Umut deli danalar gibi, kıçına nişadır sürülmüş gibi topa ayağını değemeden koştu durdu. Acaba bir sonraki maç, Galatasaray atletizim takımın 100 metrecisini yedek kulübesinde oturtsak mı?
Acı ama gerçek, kabul edelim ki takım ağır hasta, iyi futbol oynaması imkansız. Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlarmış. Takımda Melo hariç, son demlerini oynayadığı için ihmal edilebilir Drogba hariç, Burak, Selçuk dahil futbolcu, Galatasaray'a layık futbolcu yok. Son dakikalar, İtalya'da senin işine gelmiş tabela var, bir cebelleş, bir debelen, bir can çekiş. O oynadığın stadyumdan, futbolcu sanılarak içine sokulduğun için Katar Emir'i hayat yaşadığın forma, koskoca Arsenal'e kan kusturup muzaffer çıkan formaydı. Yenmek için elimizden geleni yaptık demeyin, elinizden ne gelir önce onu ispat edin. Ne zaman? mezara kadar tahammülümüz yok, Pazar'a kadar vaktiniz var.
Sen de Sinyor Mancini, bence bavulunu açma, ev falan ayarlama, çoluğu çocuğu Boğaz'da balığa, Reyna'da viskiye bulaştırma. Burası Tekelistan Cumhuriyeti, burada oynanan futbol size uymaz, buradaki futbolcular hele hiç senin sandığın gibi futbolcular değil. İsterlerse ömrün, istikbalin koskoca Reykart gibi olur, teneke bağlarlar, isterlerse seni İmparator yaparlar. Git, kurtar kendini, bizden bir bok olmaz.
Yenilmeyin dememiştik size çocuklar, Metin gibi oynayın demiştik. Hepinize yazıklar olsun.
1 Kas 2013
Ulan Sabri; Galatasaray 2-1 Konyaspor
Mancini'yi sokmuşlar kozmik bir atölyeye, yap demişler bir uzay mekiği, sonra bin, çık atmosferden aya git, 1969 yılında Neil Armstrong'un diktiği Amerikan bayrağını indir, Galatasaray bayrağı dik gel. İroni mironi ama senede 3.5 milyon yuroyu verseler bu işi yaparım diyen en az 500 kişi çıkar ya neyse.
Alt tarafı senede 3.5 milyon yuroyu indirip, sahaya 11 Galatasaray formalı genç çıkaracak, ligin en kötü takımına karşı, Arena'da top oynatacaksın. Çok mu zorlandın Sinyor. Galatasaray bu ülkenin majör takımıdır. Oynayacağı 34 maçın 30 unda maçı forsa eder, oyun ve pozisyon üstünlüğünü sağlar. Kafa kafaya oynayacağı maç 3 tür, bir de her sene bizim ligde bir takım efelenir, tepeleri son nefesine kadar zorlar, bir de o takımla oynayıp ligi en kötü ihtimalle 2. bitireceksin. Bu takımı dövsen, Florya'daki bahçıvanları da oynatsan 3. yapamazsın. Avrupa Şampiyonu da yapamayacaksan ne işin var dı da huzurumuzu kaçırdın?
30 sıradan maçtan birini oynayacaksın. Melo, Sneijder, Drogba, Bruma banko 4 yabancı oyuncun. Amrabat futbolcu değil, çabuk uyanıp kurtuldun, geriye 5 yabancı dan 2 adam seçip, Selçuk'la Burak, Semih'i koyup sahaya çıkacaksın. Hak yemek istemiyorsan, Muslera dahil, 5 yabancının ismini bir kağıda yaz torbaya koy, çek iki kişi olsun bitsin.
Aslında kısmet ayağına gelmiş, Sneijder bir önceki maçtan sakat geçirmiş haftayı, korkudan tir tir titriyorsun, Muslera'ya kıyamıyorsun,, dinlendir Sneijder'i, koy yakın zamanın en büyük futbolcularından biri olması kesin olan Bruma'yı. Yok koyamam, kalecilerim çok kötü diyorsan, ona da razıyım, madem Dünya çapında bir kalecin var kalede, gol yemez, o zaman beklerdeki yabancılardan birine kıy. Hoca değil, kadro mühendisliğinden anlamıyor, oyun planı yok. Kumarbaz birine benziyor, futbolcuları da, bizi de maymuna çevirdi.
Tugay Kerimoğlu'na dikkat ettiniz mi? Sanki silah zoruyla, mafya korkusuyla hoca yapılmış gibi. Surat bir karış, maç atmosferine gireceğine dini bir ritüel seyrediyor gibi. Che Guevara'nın o ünlü resmi gibi, çek endişeli bir resmini as duvarına. Hasan'la Ümit maçın içindeydiler, Terim sanki oynardı, kulübeyi bu yönüyle kıyaslarsak şimdiki kulübe cenaze arabası mürettebatı gibi.
Maç kadrosunu öğrendiğimde maça gitmediğime şükrettim. Eğer gitseydim, muhtemelen, Sabri'yi sol bekte, Bruma tribünde gördüğüm saniye tribünlerden inerdim. Galatasaray'ın verilmiş sadakası varmış da, Sabri, Roberto Carlos çıkmadı. Çıksa Fener maçında da sol bek oynar, muhtemel hezimete yardımcı olurdu. Şimdi büyük deha Sinyör, şapkadan başka bir kazma sol bek arasın dursun bakalım.
Maçı seyretmeden yazmıştım, değiştirmiyorum. Muslera bana göre geldiğinden beri en iyi maçını oynadı. İlk yarı topla en çok oynayan futbolcuydu. Her topu alan dönüp Muslera'ya attı. Selçuk bile bir pozisyonda geri geri gidip, son anda utandı Muslera'ya atmaktan vazgeçti. Muslera'da o kadar çok top verilince, sizin gibi beklere diye saydırıp, oyuna girmek istedi. 3 kere yokladı, kendi kalesine atmayı, 4.de attı. Gol anında her zamanki gibi hatasızdı, gol üçgeni içinde değildi. Kapasite bu kadar, bütün bir hafta boyunca bunu söyledim. Gelen her topu yiyor zaten, bırak bir tane fazla da diğer sepetler yesin, de biz bir kaç gol pozisyonuna daha fazla girelim. Şu maçta Muslera'nın, kadrajda bile görünmemesi lazım dı, savunmanın kazmalığı yüzünden, uzun top riskine devamlı kendisini soktular.
Sabri, geçen haftaki muhteşem ötesi kötü futbolunun ödülü olarak, yine Drogba'nın, Melo'nun önünde sahaya çıktı. Dikkat, hem de sol bek olarak, hatta bir ara sol açıkta, içeriye top çekip Arda gibi, Mesut Özil gibi kesişlerini ibretle izledik. Kendisini sağ açık sandığından, o unutulmaz pozisyonda kaleyi şaşırıp vurdu. Yüzde yüz eminim gol olsun diye vurdu, keleyi şaşırdı atamadı. Mutlaka oynatacaksınız bir tüyo vereyim, Sabri, hem Ufuk'tan, hem Eray'dan çok daha iyi kalecidir, kaleye geçirin. Sneijder, sakatlanıp çıkacağına atılsaydı daha iyiydi. Bu Emre'ye tribünler nasıl dayandı acaba? Ben kesin dayanamazdım. Ya Burak'a nasıl katlanıyorlar, tez konusu. Her hareketi faul, yalan, hile. Ofsaytı kesin bilmiyor, vuruş bilgisi yok. Bu adam bu kadar golü nasıl atmış? bir tez de bu konuda yazılmalı.
Midemiz bulana bulana, kan kusa kusa bir maçı daha atlattık. Koskoca Galatasaray son dakikalara Estergon Kalesi savunmasıyla girdi. Muslera en az 20 dakikayı tek başına çaldı. Sneijder'siz idare ediliyor, dört büklüm de olsa felçli felçli maç alınıyor. Eğer Drogba'ya bir sıkıntı olur, bir deforme omur daha oynatmak zorunda kalırsak yandığımızın resmidir. Bu savunmayla Fenerbahçe maçına çıkmak, intihar etmenin diğer adıdır. Biri akıl versin de bari bütün yabancı hakkını Melo'ya gelene kadar bitirsinler. Kaleci, 4 yabancılı savunma, Melo ve 5 yerli malı futbolcu.
7-10-11 numaralı futbolcusuz maç oynayan hoca, benim gözümde Hoca falan değildir. İstediği kadar maç alsın, iyi futbol oynatamayacaktır. Fakat bir taraftan da maça şu gözle baktım. Sabri, Emre, Semih, Aydın onca hengamede, onca milyon yuroların çakıl taşı gibi saçıldığı ortamda, Galatasaray alt yapısından çıkma 4 futbolcuydu. Üzülsek mi, teselli mi arasak? Bilemedim.
Muslera, Selçuk, Drogba sarı kart sınırındaydı. Hakem beklediğimiz gibi kötü niyetli bir hakem olsa, Selçuk'a sarı kartı yapıştırıp, Fener maçı öncesi darbeyi indirirdi. Aslında 2 pozisyonda sarı kartlık durum vardı. Şaşılası biçimde hakem bize acıdı, ben seyretmem de Fener maçını dikkatle izleyin, eğer sarı kart sınırında biri varsa, hakem onu kollayıp, sarı kart gösterirse, Fener maçı, sistem açısından bize döndürülecek demektir.
Bu maç benim açımdan kazanılmış bir maç değildir. Küçük maçları Hoca oynayamıyor, büyük maçlar geldi çattı. Son sözümü Fenerbahçe maçından sonra sehpada söyleyeceğim. Şimdilik durum berbat. Yatıp kalkıp, Sabri Reiz'in kazmalığı için gök tanrıya şükür edelim. Ya kaleyi tutturabilseydi?
Alt tarafı senede 3.5 milyon yuroyu indirip, sahaya 11 Galatasaray formalı genç çıkaracak, ligin en kötü takımına karşı, Arena'da top oynatacaksın. Çok mu zorlandın Sinyor. Galatasaray bu ülkenin majör takımıdır. Oynayacağı 34 maçın 30 unda maçı forsa eder, oyun ve pozisyon üstünlüğünü sağlar. Kafa kafaya oynayacağı maç 3 tür, bir de her sene bizim ligde bir takım efelenir, tepeleri son nefesine kadar zorlar, bir de o takımla oynayıp ligi en kötü ihtimalle 2. bitireceksin. Bu takımı dövsen, Florya'daki bahçıvanları da oynatsan 3. yapamazsın. Avrupa Şampiyonu da yapamayacaksan ne işin var dı da huzurumuzu kaçırdın?
30 sıradan maçtan birini oynayacaksın. Melo, Sneijder, Drogba, Bruma banko 4 yabancı oyuncun. Amrabat futbolcu değil, çabuk uyanıp kurtuldun, geriye 5 yabancı dan 2 adam seçip, Selçuk'la Burak, Semih'i koyup sahaya çıkacaksın. Hak yemek istemiyorsan, Muslera dahil, 5 yabancının ismini bir kağıda yaz torbaya koy, çek iki kişi olsun bitsin.
Aslında kısmet ayağına gelmiş, Sneijder bir önceki maçtan sakat geçirmiş haftayı, korkudan tir tir titriyorsun, Muslera'ya kıyamıyorsun,, dinlendir Sneijder'i, koy yakın zamanın en büyük futbolcularından biri olması kesin olan Bruma'yı. Yok koyamam, kalecilerim çok kötü diyorsan, ona da razıyım, madem Dünya çapında bir kalecin var kalede, gol yemez, o zaman beklerdeki yabancılardan birine kıy. Hoca değil, kadro mühendisliğinden anlamıyor, oyun planı yok. Kumarbaz birine benziyor, futbolcuları da, bizi de maymuna çevirdi.
Tugay Kerimoğlu'na dikkat ettiniz mi? Sanki silah zoruyla, mafya korkusuyla hoca yapılmış gibi. Surat bir karış, maç atmosferine gireceğine dini bir ritüel seyrediyor gibi. Che Guevara'nın o ünlü resmi gibi, çek endişeli bir resmini as duvarına. Hasan'la Ümit maçın içindeydiler, Terim sanki oynardı, kulübeyi bu yönüyle kıyaslarsak şimdiki kulübe cenaze arabası mürettebatı gibi.
Maç kadrosunu öğrendiğimde maça gitmediğime şükrettim. Eğer gitseydim, muhtemelen, Sabri'yi sol bekte, Bruma tribünde gördüğüm saniye tribünlerden inerdim. Galatasaray'ın verilmiş sadakası varmış da, Sabri, Roberto Carlos çıkmadı. Çıksa Fener maçında da sol bek oynar, muhtemel hezimete yardımcı olurdu. Şimdi büyük deha Sinyör, şapkadan başka bir kazma sol bek arasın dursun bakalım.
Maçı seyretmeden yazmıştım, değiştirmiyorum. Muslera bana göre geldiğinden beri en iyi maçını oynadı. İlk yarı topla en çok oynayan futbolcuydu. Her topu alan dönüp Muslera'ya attı. Selçuk bile bir pozisyonda geri geri gidip, son anda utandı Muslera'ya atmaktan vazgeçti. Muslera'da o kadar çok top verilince, sizin gibi beklere diye saydırıp, oyuna girmek istedi. 3 kere yokladı, kendi kalesine atmayı, 4.de attı. Gol anında her zamanki gibi hatasızdı, gol üçgeni içinde değildi. Kapasite bu kadar, bütün bir hafta boyunca bunu söyledim. Gelen her topu yiyor zaten, bırak bir tane fazla da diğer sepetler yesin, de biz bir kaç gol pozisyonuna daha fazla girelim. Şu maçta Muslera'nın, kadrajda bile görünmemesi lazım dı, savunmanın kazmalığı yüzünden, uzun top riskine devamlı kendisini soktular.
Sabri, geçen haftaki muhteşem ötesi kötü futbolunun ödülü olarak, yine Drogba'nın, Melo'nun önünde sahaya çıktı. Dikkat, hem de sol bek olarak, hatta bir ara sol açıkta, içeriye top çekip Arda gibi, Mesut Özil gibi kesişlerini ibretle izledik. Kendisini sağ açık sandığından, o unutulmaz pozisyonda kaleyi şaşırıp vurdu. Yüzde yüz eminim gol olsun diye vurdu, keleyi şaşırdı atamadı. Mutlaka oynatacaksınız bir tüyo vereyim, Sabri, hem Ufuk'tan, hem Eray'dan çok daha iyi kalecidir, kaleye geçirin. Sneijder, sakatlanıp çıkacağına atılsaydı daha iyiydi. Bu Emre'ye tribünler nasıl dayandı acaba? Ben kesin dayanamazdım. Ya Burak'a nasıl katlanıyorlar, tez konusu. Her hareketi faul, yalan, hile. Ofsaytı kesin bilmiyor, vuruş bilgisi yok. Bu adam bu kadar golü nasıl atmış? bir tez de bu konuda yazılmalı.
Midemiz bulana bulana, kan kusa kusa bir maçı daha atlattık. Koskoca Galatasaray son dakikalara Estergon Kalesi savunmasıyla girdi. Muslera en az 20 dakikayı tek başına çaldı. Sneijder'siz idare ediliyor, dört büklüm de olsa felçli felçli maç alınıyor. Eğer Drogba'ya bir sıkıntı olur, bir deforme omur daha oynatmak zorunda kalırsak yandığımızın resmidir. Bu savunmayla Fenerbahçe maçına çıkmak, intihar etmenin diğer adıdır. Biri akıl versin de bari bütün yabancı hakkını Melo'ya gelene kadar bitirsinler. Kaleci, 4 yabancılı savunma, Melo ve 5 yerli malı futbolcu.
7-10-11 numaralı futbolcusuz maç oynayan hoca, benim gözümde Hoca falan değildir. İstediği kadar maç alsın, iyi futbol oynatamayacaktır. Fakat bir taraftan da maça şu gözle baktım. Sabri, Emre, Semih, Aydın onca hengamede, onca milyon yuroların çakıl taşı gibi saçıldığı ortamda, Galatasaray alt yapısından çıkma 4 futbolcuydu. Üzülsek mi, teselli mi arasak? Bilemedim.
Muslera, Selçuk, Drogba sarı kart sınırındaydı. Hakem beklediğimiz gibi kötü niyetli bir hakem olsa, Selçuk'a sarı kartı yapıştırıp, Fener maçı öncesi darbeyi indirirdi. Aslında 2 pozisyonda sarı kartlık durum vardı. Şaşılası biçimde hakem bize acıdı, ben seyretmem de Fener maçını dikkatle izleyin, eğer sarı kart sınırında biri varsa, hakem onu kollayıp, sarı kart gösterirse, Fener maçı, sistem açısından bize döndürülecek demektir.
Bu maç benim açımdan kazanılmış bir maç değildir. Küçük maçları Hoca oynayamıyor, büyük maçlar geldi çattı. Son sözümü Fenerbahçe maçından sonra sehpada söyleyeceğim. Şimdilik durum berbat. Yatıp kalkıp, Sabri Reiz'in kazmalığı için gök tanrıya şükür edelim. Ya kaleyi tutturabilseydi?
27 Eki 2013
Burak Bey'in Paşa Keyfi; Kayseri 2-4 Galatasaray
Maç kadrosunu tahmin edemedik. Bir önceki maçın en iyi oyuncusu Eboue'nin yerine kanser hücresi, ur, deforme disk, Sabri'yle çıktı. Acıdım, bilimin tekniğin, Cern'de elektron tokuşturduğu çağda, Türkiye'de bir stadyumda, koskoca Drogba'nın, Melo'nun, Sneijder'in önünde, koskoca Galatasaray'ın kaptanı olarak tiksinerek Sabri'nin sahaya çıkışına şahit olduk. İlerde çocuğuna anlatsa çocuğu inanmaz. Bereket ortalama oyununun da altında oynadı da, majör maçlarda, pastanın paylaşım maçlarında oynama riski ortadan kalktı.
Maçın bana göre en önemli anıydı, top Sneijder'de, Sabri sağdan, Dany Alves gibi, Cafu gibi akttı. Normal bir futbolcu olsa önüne yuvarlanacak, Sabri içeri pas verecek, gelişine %90 bizden biri vuracak, %99 gol olacaktı. Bir an sağ tarafa bakar gibi yapıp, içeri gelişigüzel bir pas attı. Topu kaptırdı, araya giren adam olanca kuvvetiyle topu taca attı. Çok büyüksün Sneijder, ben Sabri olsam o an utanır oyundan çıkardım.
Yedek kulübesine baktık, işimiz düşmesin tadındaydı, ekşiydi, zehirdi. Patlayamayan, barutu olmayan bombalarla doluydu siper. Yedek kulübesi ligi yapılsa ilk yarı bitmeden küme düşecek bir kulübeye sahiptik. Kadro planlamasını yapanların canı sağ olsundu.
Biz boşuna yazıyoruz, futboldan hiç anlamıyoruz. Galatasaray'ın felç geçirtecek sağ kanadı, ısrarla felç geçirecek şekilde kurgulandı. Kaleci nasıl olsa gelen her topu yiyecek, oynayacağın en berbat takıma karşı oynayacaksın. Yabancılar çok formda, kıyılacak adamın yok, bir maçta da Muslera'yı oynatma. Merak ediyorum acaba o maç kaç gol yemiş olacağız. Muslera'yla oynamanın bilimsel bir karşılığı var ise ve biz anlamıyorsak da tabelaya bakalım gol yememiş olalım.
Neyse, Sabri dışında çöp futbolcu olmayınca, ihmal edilebilir bir kadro çıkarmıştı. Takımın gol atmak için kullandığı bütün bütün büyük futbolcuları ilk defa ilk 11 deydi. Doğruydu, orta sahada Melo tek başına yeterdi, eski köye yeni adet gelmiş, sol açık Burak'ile birlikte, sağ açık Umut'un performansını test edecektik. Maçlar zaten şampiyon olmak için değil, futbolcuların antrenman maçlarıydı. Denenmemiş futbolcu kalmasın.
İlk yarı belki de son 2.5 yılın en iyi futbolunu oynadık. Sneijder'in dümeninde, takım şov yapıyordu. Golü erken bulmamız lazım dı. Maçın hakemi Cüneyt Çakır'dı. Kolay penaltı çalan, adam atan, sarı kartı çok çıkaran, iyi maç oynanmasının engeli bir hakem di. Tabi bunu bizden başka takip eden kimse yoktu takımda. Olsaydı, biri maç toplantısında söyler,Şecu o pozisyonda hiç müdahale etmezdi. Burak bey, faul almak için vurulmuş gibi yere atlayınca top Sneijder ustanın ayağına asist olarak gitmiş oldu. 100 kere vursa o pozisyonda aynı vuruşu yapardı. Kale direğinin dibine yere vurdurarak sert bir atış. Ve gol.
Muhtemelen her maç bahis oynuyor birileri bizim takımda. Karşılıklı gol var, yani gol yiyeceğimiz artık garanti. Öyleyse kısa yoldan 2 yi bulalım. Bu maçta benim bire bir takip ettiğim adam Selçuk'tu. Acaba gerçekten formsuz mu, kötü mü oynuyor? Değil, bence ilk sezonu gibi oynuyor. Attığı muhteşem paslar, son adamlar tarafından harcandığı için istatistiklere yansımıyor. Koştu, topa bastı, pas attı, ver kaçlara girdi, maçın adamıydı bana göre. Melo'nun 2. yarıdaki kötü futbolu, muhteşem oynadığı ilk yarıdaki oyunu sadeleştirdiği için Selçuk'a yazdım ben puanı.
Selçuk yine ince yaparak ceza sahasına daldı, son bir hamleyle Şecu'ya dürttü bu kez. Sezon başından beri Burak Bey'e dürtüyordu da ne oluyordu? Şecu düzgün bir vuruşla, diplomasında yazan golcü stoper maddesini çalıştırdı. Hayret Galatasaray iyi oynuyor, Muslera'ya top gelmiyordu. Hayra alamet olamazdı.
Takım artık asıl görevi olan Burak Bey'e çalışabilirdi. 3 tane somut, kim bilir kaç tane soyut pozisyonu 3. gol olarak yazdıramayıp, sürekli sırıttı. Vuruş tekniği yok, duruş tekniği yok. Ya kıl payı ofsayt, ya kıl payı değil. Umut Bulut bile kendi istikbalini bir yana bırakıp, ısrarla Burak'ın gol atması için çırpınıyordu. Yok, atamayacak bu cenabet adam. Bıraktık maçı, kısmet ikinci yarıyaydı artık.
Sağ taraftaki ceberut, bir ara kadrajdan kayboldu, kamera topu yakaladığında ben değil gol atmak, atak bile yapmayacağım diye bas bas bağıran Kayseriliyi, Muslera'ya yaklaşırken gördük. Hiç kimse hiç bir şey yapmasa adam topu auta atıp dönecekti. Şecu kalçayı gösterdi. Penaltı çalma rekorunu elinde bulunduran Cüneyt'e gün doğdu. Ölüye gol attırdık, kesmedi, morgta, yoğun bakımdaki adama da golü attırdık. Yine Drogba'nın kaptanı kamera kadrajında görünmedi, taca giden topu ne yapıp yapıp kaleye sokmayı başarmıştık. Güzelim futbola limonu sıktık.
İkinci yarıya, Sneijder yerine Emre Çolak'ı görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Bu değişikliği yapacak bir aptal olamazdı her halde. Sneijder'in sakatlığı dolayısıyla zorunlu olduğunu öğrendiğimizde rahatladık. Takım ikinci urla, maçın altından kalkamayacak hükmünde bulunduk. Tabela 2 gol yazdı yazmasına ve biz cortladık, bilemedik, rezil olduk sayıldık. Ne var ki benim için bu 2. yarı alınmış bir maç olarak değil, kaybedilmiş bir oyun olarak kaydedilecek. Emre'nin düşerek bir serbest vuruş alabilir miyim diye debelenmesi ile, topu kıl payı ofsayt olmadığı bir anda bom boş önünde bulan Burak, vurup da gol olmayanlardan daha berbat bir vuruş yaptı. Topu kaleci kurtardı aslında, ama artık yüce gök, Burak'ı azat etmişti. Paşa gönlünü eğlendirebilmiştik sonunda.
Sonrası yine kabus, topu 20 metre ileriye kullanamayan Semih'in Muslera'ya, Muslera'nın satranç oyuncusu gibi düşündükten sonra Şecu'ya, Şecu tekrar Semih'e, Semih Sabri'ye, Sabri'nin dağlara taşlara savuruşunu izledik. O periyotta hangi spor acaba seyrettiğim diye kuşkuya kapıldım. Futbol maçı değildi ama hiç bir toplu spora da benzemiyordu oyun. Gol yememek mucizeydi, ama ligin en kötü takımıymış meğer oynadığımız. Biz kendi kendimize atamazsak, onlar atmayacaktı.
Drogba artık yeter dedi. Serbest vuruş golü atılacaktı. Sneijder'in vuruşundakine şaşılası bir benzerlik vardı. Uzak köşeye, aynı ivmeyle, topu yere vurdurarak, aynı açıdan, atıldı. Büyük futbolcu vuruşuydu. Maç bitti.
Bitmesine de, tatmin olan, huzurlu olan var mıydı. Bir sonraki maçın garantisi neydi. Emre Çolak'ın futbolunu Mancini beğenmiş miydi? Ceyhun verdiği görevi yerine getirdi mi? Engin Baytar'ı gördüm yanılmıyorsam, tipi nasıl?, kilosu yerinde mi? Bir daha ki maç kim oynayacak? İstikbali en parlak futbolcumuz Bruma, tribünde oturmaya devam mı edecek? Bilmiyoruz, Hoca'yı tanımıyoruz, maç bazında değerlendireceğiz. Bu maçta da beğenmedim. Kötü futbolcuyla oynamasını bilmiyor.
Bizim Hocalarımızın, uzmanlık alanıdır, leş futbolcularla kötü oynamak, kötü oynayarak kazanmak, şampiyon olmak, taraftara travma yaşatmak, son dakikalarda ecel terleri döktürmek. İyi futbolcularla babam da oynar. Galatasaray'a iyi futbolu babam da oynatır, kötü oynat da ben senin hoca olduğunu anlayayım Mancini, bunu da saymıyorum. Yetmez ama evet, bir kaç çöp futbolcu da sen aldır, aldırdığın için oynat. Korkma, Melo varken yine Şampiyon olursun, biz alışık değiliz iyi futbol seyretmeye. İlk yarı seyreder gibi olduk çabuk uyandın, iyi hocaymışsın tebrik ederim.
Melo için artık yazmayacağım, nazar değdireceğim. Eğer Melo'ya bir şey olursa, maçları da seyretmem. Bu maç için son cümlem şu olacak. Eğer Sabri oynamayıp 10 kişi oynasak, o iki golü yemezdik, Sabri yerine kaleci oynamayıp, Eboue oynasa bu maçta ligin gol rekorunu kırardık.
Maçın bana göre en önemli anıydı, top Sneijder'de, Sabri sağdan, Dany Alves gibi, Cafu gibi akttı. Normal bir futbolcu olsa önüne yuvarlanacak, Sabri içeri pas verecek, gelişine %90 bizden biri vuracak, %99 gol olacaktı. Bir an sağ tarafa bakar gibi yapıp, içeri gelişigüzel bir pas attı. Topu kaptırdı, araya giren adam olanca kuvvetiyle topu taca attı. Çok büyüksün Sneijder, ben Sabri olsam o an utanır oyundan çıkardım.
Yedek kulübesine baktık, işimiz düşmesin tadındaydı, ekşiydi, zehirdi. Patlayamayan, barutu olmayan bombalarla doluydu siper. Yedek kulübesi ligi yapılsa ilk yarı bitmeden küme düşecek bir kulübeye sahiptik. Kadro planlamasını yapanların canı sağ olsundu.
Biz boşuna yazıyoruz, futboldan hiç anlamıyoruz. Galatasaray'ın felç geçirtecek sağ kanadı, ısrarla felç geçirecek şekilde kurgulandı. Kaleci nasıl olsa gelen her topu yiyecek, oynayacağın en berbat takıma karşı oynayacaksın. Yabancılar çok formda, kıyılacak adamın yok, bir maçta da Muslera'yı oynatma. Merak ediyorum acaba o maç kaç gol yemiş olacağız. Muslera'yla oynamanın bilimsel bir karşılığı var ise ve biz anlamıyorsak da tabelaya bakalım gol yememiş olalım.
Neyse, Sabri dışında çöp futbolcu olmayınca, ihmal edilebilir bir kadro çıkarmıştı. Takımın gol atmak için kullandığı bütün bütün büyük futbolcuları ilk defa ilk 11 deydi. Doğruydu, orta sahada Melo tek başına yeterdi, eski köye yeni adet gelmiş, sol açık Burak'ile birlikte, sağ açık Umut'un performansını test edecektik. Maçlar zaten şampiyon olmak için değil, futbolcuların antrenman maçlarıydı. Denenmemiş futbolcu kalmasın.
İlk yarı belki de son 2.5 yılın en iyi futbolunu oynadık. Sneijder'in dümeninde, takım şov yapıyordu. Golü erken bulmamız lazım dı. Maçın hakemi Cüneyt Çakır'dı. Kolay penaltı çalan, adam atan, sarı kartı çok çıkaran, iyi maç oynanmasının engeli bir hakem di. Tabi bunu bizden başka takip eden kimse yoktu takımda. Olsaydı, biri maç toplantısında söyler,Şecu o pozisyonda hiç müdahale etmezdi. Burak bey, faul almak için vurulmuş gibi yere atlayınca top Sneijder ustanın ayağına asist olarak gitmiş oldu. 100 kere vursa o pozisyonda aynı vuruşu yapardı. Kale direğinin dibine yere vurdurarak sert bir atış. Ve gol.
Muhtemelen her maç bahis oynuyor birileri bizim takımda. Karşılıklı gol var, yani gol yiyeceğimiz artık garanti. Öyleyse kısa yoldan 2 yi bulalım. Bu maçta benim bire bir takip ettiğim adam Selçuk'tu. Acaba gerçekten formsuz mu, kötü mü oynuyor? Değil, bence ilk sezonu gibi oynuyor. Attığı muhteşem paslar, son adamlar tarafından harcandığı için istatistiklere yansımıyor. Koştu, topa bastı, pas attı, ver kaçlara girdi, maçın adamıydı bana göre. Melo'nun 2. yarıdaki kötü futbolu, muhteşem oynadığı ilk yarıdaki oyunu sadeleştirdiği için Selçuk'a yazdım ben puanı.
Selçuk yine ince yaparak ceza sahasına daldı, son bir hamleyle Şecu'ya dürttü bu kez. Sezon başından beri Burak Bey'e dürtüyordu da ne oluyordu? Şecu düzgün bir vuruşla, diplomasında yazan golcü stoper maddesini çalıştırdı. Hayret Galatasaray iyi oynuyor, Muslera'ya top gelmiyordu. Hayra alamet olamazdı.
Takım artık asıl görevi olan Burak Bey'e çalışabilirdi. 3 tane somut, kim bilir kaç tane soyut pozisyonu 3. gol olarak yazdıramayıp, sürekli sırıttı. Vuruş tekniği yok, duruş tekniği yok. Ya kıl payı ofsayt, ya kıl payı değil. Umut Bulut bile kendi istikbalini bir yana bırakıp, ısrarla Burak'ın gol atması için çırpınıyordu. Yok, atamayacak bu cenabet adam. Bıraktık maçı, kısmet ikinci yarıyaydı artık.
Sağ taraftaki ceberut, bir ara kadrajdan kayboldu, kamera topu yakaladığında ben değil gol atmak, atak bile yapmayacağım diye bas bas bağıran Kayseriliyi, Muslera'ya yaklaşırken gördük. Hiç kimse hiç bir şey yapmasa adam topu auta atıp dönecekti. Şecu kalçayı gösterdi. Penaltı çalma rekorunu elinde bulunduran Cüneyt'e gün doğdu. Ölüye gol attırdık, kesmedi, morgta, yoğun bakımdaki adama da golü attırdık. Yine Drogba'nın kaptanı kamera kadrajında görünmedi, taca giden topu ne yapıp yapıp kaleye sokmayı başarmıştık. Güzelim futbola limonu sıktık.
İkinci yarıya, Sneijder yerine Emre Çolak'ı görünce beynimden vurulmuşa döndüm. Bu değişikliği yapacak bir aptal olamazdı her halde. Sneijder'in sakatlığı dolayısıyla zorunlu olduğunu öğrendiğimizde rahatladık. Takım ikinci urla, maçın altından kalkamayacak hükmünde bulunduk. Tabela 2 gol yazdı yazmasına ve biz cortladık, bilemedik, rezil olduk sayıldık. Ne var ki benim için bu 2. yarı alınmış bir maç olarak değil, kaybedilmiş bir oyun olarak kaydedilecek. Emre'nin düşerek bir serbest vuruş alabilir miyim diye debelenmesi ile, topu kıl payı ofsayt olmadığı bir anda bom boş önünde bulan Burak, vurup da gol olmayanlardan daha berbat bir vuruş yaptı. Topu kaleci kurtardı aslında, ama artık yüce gök, Burak'ı azat etmişti. Paşa gönlünü eğlendirebilmiştik sonunda.
Sonrası yine kabus, topu 20 metre ileriye kullanamayan Semih'in Muslera'ya, Muslera'nın satranç oyuncusu gibi düşündükten sonra Şecu'ya, Şecu tekrar Semih'e, Semih Sabri'ye, Sabri'nin dağlara taşlara savuruşunu izledik. O periyotta hangi spor acaba seyrettiğim diye kuşkuya kapıldım. Futbol maçı değildi ama hiç bir toplu spora da benzemiyordu oyun. Gol yememek mucizeydi, ama ligin en kötü takımıymış meğer oynadığımız. Biz kendi kendimize atamazsak, onlar atmayacaktı.
Drogba artık yeter dedi. Serbest vuruş golü atılacaktı. Sneijder'in vuruşundakine şaşılası bir benzerlik vardı. Uzak köşeye, aynı ivmeyle, topu yere vurdurarak, aynı açıdan, atıldı. Büyük futbolcu vuruşuydu. Maç bitti.
Bitmesine de, tatmin olan, huzurlu olan var mıydı. Bir sonraki maçın garantisi neydi. Emre Çolak'ın futbolunu Mancini beğenmiş miydi? Ceyhun verdiği görevi yerine getirdi mi? Engin Baytar'ı gördüm yanılmıyorsam, tipi nasıl?, kilosu yerinde mi? Bir daha ki maç kim oynayacak? İstikbali en parlak futbolcumuz Bruma, tribünde oturmaya devam mı edecek? Bilmiyoruz, Hoca'yı tanımıyoruz, maç bazında değerlendireceğiz. Bu maçta da beğenmedim. Kötü futbolcuyla oynamasını bilmiyor.
Bizim Hocalarımızın, uzmanlık alanıdır, leş futbolcularla kötü oynamak, kötü oynayarak kazanmak, şampiyon olmak, taraftara travma yaşatmak, son dakikalarda ecel terleri döktürmek. İyi futbolcularla babam da oynar. Galatasaray'a iyi futbolu babam da oynatır, kötü oynat da ben senin hoca olduğunu anlayayım Mancini, bunu da saymıyorum. Yetmez ama evet, bir kaç çöp futbolcu da sen aldır, aldırdığın için oynat. Korkma, Melo varken yine Şampiyon olursun, biz alışık değiliz iyi futbol seyretmeye. İlk yarı seyreder gibi olduk çabuk uyandın, iyi hocaymışsın tebrik ederim.
Melo için artık yazmayacağım, nazar değdireceğim. Eğer Melo'ya bir şey olursa, maçları da seyretmem. Bu maç için son cümlem şu olacak. Eğer Sabri oynamayıp 10 kişi oynasak, o iki golü yemezdik, Sabri yerine kaleci oynamayıp, Eboue oynasa bu maçta ligin gol rekorunu kırardık.
24 Eki 2013
Ustalara Respect; Galatasaray 3-1 Kopenhag
Kuralar çekildiğinde yüzümüzü ekşitmiştik. Çok daha kolay iki takımın olduğu guruplar vardı. Şimdilik, Şampiyonlar Ligini almaya oynayan takım olmadığımızdan, hesap kitap yapıyorduk bir yerde. Haddimizi bilecek, oynayabileceğimiz kadar maçı oynayacaktık. Ne var ki fikstürümüz çok iyiydi. 4. torba takımıyla 3-4 maçı oynamak, 1 ve 2 torbanın kapışması, son maçı Arena'ya taşımak, muhtemelen 2. torba takımıyla yapacağımız maç, şu ana kadar işler yolunda gitti. Juventus'tan deplasmanda aldığımız gollü beraberlik, bizi geçen yıldan çok daha rahat kalifiye yapacak gibi görünüyor.
Bu gece ki maçta kazaya uğrama ihtimalimiz çok düşüktü. Takım sakatsız, cezasız, tam kadro hazır kıtaydı. Hakan Balta'nın sakatlanması bile sıkıntı değildi. Sağlam bile olsa muhtemelen oynatılmayacaktı. Hakan Balta'nın gamsız, hissiz bir futbolcu kişiliği, oynasın oynamasın hiç bir sorun çıkarmaz. Geçen yıl sol açığı yerine oynattılar, bu maçta da stoperi sol bek yaptılar. Bakalım daha ne kadar dayanacak, topu sol ayağı ile dürtebildiği için zengin olan biri olarak idare etmeye.
Galatasaray güzel bir oyun oynamış, farklı ve kolay galibiyet almış. Yani bana fazla ekmek çıkmaz bu maçtan. Kötü oynayan yok, eleştirilecek bir diziliş yok, oyuncu değişiklikleri önemsiz, oynamayan futbolcularda yüzde yüz aynı fikirdeyim hocayla, ne yazayım? İyi ki bir gazetede yazmıyorum, sabah patrondan kesin fırça yerdim.
Tam kalenin arkasında maçı izledim. Attığımız 3 gole de top kaleye girmeden gol diye sevindim. Orta sahamızın savaş tanrısı Melo, topa en az 10 metre kala hareketlendi, vuracağından emindim, vuruş anında eller havaya. Aynı şekilde, Sneijder'in, Drogba'nın ustaca vuruşları da gol olmadan tabelaya yazılan vuruşlardı. Goller, yapıldı, bilerek kurgulanmış, seyir zevki olan gollerdi. Uzun zamandır, Galatasaray'ı ilk yarıdaki gibi istekli oynarken, bir Avrupa maçında rahat galibiyet alırken seyretmemiştik.
Rakip kötü denebilir belki ama değil. Önümde ısındılar, dikkatle izledim, hepsi fit, uzun boylu, fizikli adamlar. Yani sıraya dizildiklerinde Drogba ile Emre Çolak gibi şekil bozukluğu yok. Fizikleri de futbollarına yansımış, ayağa top yapan,oynarken sırıtmayan, kazmasız, acemi oyuncusuz bir takım seyrettik. Pozisyon bulamamalarının 1. numaralı sebebi, Melo'nun bizim takımda oynuyor olmasıydı.
Bizim yalama, yalaka spor medyamız boşuna kötülememiş Melo'yu. Melo'yu getirtmemek için az daha Alper Potuklanıyorduk. Melo demek yarım takım demek, kadroda varsa 1 kişi fazlasın, yoksa 1 kişi eksiksin. Bir kere daha hayranlıkla izledim. Timsahın avını beklediği gibi bekliyor ilk topa basacağı zaman. Topun nereye gideceğini tahmin edip, kafa göz ne verdiyse dalıyor. Melo gibi bir hiltiyi verip, Vidallarla takım çantası yapan hocaların aklına tüküreyim. Bu Melo'yu milli takımda oynatmayan hoca da futbolu biliyorum demesin. Eğer bilerek, izlenerek alınmışsa helal olsun, Hagi'den sonra bu takımda oynayan en büyük yabancı futbolcudur. Bütün takım bir yana Melo bir yanadır benim için. İstatistikçiler kimi seçer bilemem ama Melo her maç maçın adamıdır.
Hayranlıkla seyrettiğim bir usta daha vardı. Sneijder takımı muhteşem yönetti. Sanki arkada da gözleri varmış gibi, bakmadan uzun menzilli paslar attı. Sneijder'in attığı yanlış pas olmaz, olsa olsa pas atılan adam yanlış yerde duruyordur. Serbest oynayınca, istediğine pası ver denilince, top kullanmakta özgür olunca, etrafında da ustalar olunca Sneijder tadında futbol seyrettik. Attığı gol usta işiydi. Burak'ta olmayan vuruş standartına sahipti. Aynı pozisyonda yüz defa bulunsa, yüzünde de aynı vuruşu yapacaktı. Burak gibi, bir ayağının içiyle, bir burnuyla, bir abanayım, bir plase yapayım diye satranç oyuncusu gibi düşünürsen, attığından misli misli gol kaçıracaksın Tay Burak.
Yalnız Tay Burak bu akşam unutulmaz maçlarından birini oynadı. Kopan maçta, ikinci yarı kendisine gol attırmak için seferberlik ilan edilmemiş olsa, belki de Galatasaray Şampiyonlar ligi gol rekorunu kırardı. İlk yarı biterken başta Burak'ın ve bütün takımın yaptığı pres, yıllar önceki, Okan, Suat, Ümit, Emre presini hatırlattı. Burak golün dışında mükemmel oynadı, muhtemelen maçın en çok koşan adamıydı. Sneijder'in, Drogba'nın gollerinde ters tarafa giderek gollerin asistçisine asist yapmış oldu. Çok zaman almaz, en fazla 2 maçtan birinde bir takımı fena yakacak, golsüz geçen maçlarının diyetini ödetecek.
Drogba, kendine özgü çift tıklama çalımıyla önüne aldığı topu, kaleciye çarptırdı önce, sonra fazla çarpraza girmesine rağmen yokladı bir kere daha. Gölün öncü depremi oluyordu, 3.sünde Fenerbahçeyi yakaladı. İkinci yarı o da Burak'a yardımcı olanlar safındaydı. Burak, gözü kapalı atacağı golleri yine atamadı. Şansla açıklanamaz, kolaycılık olur. Bilimsel bir kılıf uydurmak lazım, bence vuruş tekniği ve standartının olmaması, veya gereğinden çok koşup, gol postta tam kapasiteyle hamle yapamıyor olmasındandır.
Şecu, Eboue, Dany beklenenden çok daha iyi oynadılar. Dany'nin sol bek pozisyonu Mancini'nin başını ağrıtır. Avrupa kupası maçında sorun yok ama ligte bakalım hangi 6 çıkacak. Bir kişi daha oluştu Dany'le kafa bulandıracak olan. Kalecilerden biri azıcık kaleci olsa, ben Muslera'ya kıyarım ama dedik, kaleci yok, Muslera bile her maç gol yediğine göre, Ufuk'la, Eray'la ligten erken terhis oluruz.
Takım nihayet Bruma'nın gelmesiyle açıklardan birinin işin halletti. Bruma, her oynadığı maçta, bir önceki maçta kötü oynadı dedirtir bize. Danimarka'daki maçta çok daha iyi oynayacağının garantisini veririm. Oynayacağı alan bulsun yeter ki, Ribery'yi geçer.
Maç kopup, ikinci yarı Burak'a abdest aldırma mücadelesine dönünce, Ustalar'da zevk yapmaya başladı. Melo, Lincoln pasları attı, Drogba göğüs futbolu oynadı, Sneijder, uzun menzilli pas denemeleri yaptı. Bir türlü Burak'ın cenabetliğine çare bulamadılar. Burak'tan umut kesilince de, Mancini ustaları onarer değişikliklerle alkışlatarak çıkardı.
Ve deforme diskler omurlara baskı yapmaya başladı girer girmez. Melo ile Ceyhun arasındaki fark, Ceyhun'la benim aramdaki farktan çok daha büyük. Sneijder ile Amrabat arasındaki futbol akıl farkı, Aynştayn'la, tımarhanedeki bir deli kadar temiz var. 5 dakika oyunda kalsınlar, gol yemeyeceğin takım yok. Maç 10 dakika daha oynansa 3-3 olması içten bile değil. Gerçekten kadro yapımız çok kötü. 10 numaralık futbolcular, 2 numaralık futbolcularla aynı takımda oynamak durumunda kalıyor. Takımın 10-11 futbolcusu var, gerisi çöp.
Şampiyonlar liginde sıfır çekeceğimizi bekleyenler, toteme yatanlar, daha çok bekleyecekler. Aslolan Galatasaraydır, ustalara saygı ve selam, şova devam.
Bu gece ki maçta kazaya uğrama ihtimalimiz çok düşüktü. Takım sakatsız, cezasız, tam kadro hazır kıtaydı. Hakan Balta'nın sakatlanması bile sıkıntı değildi. Sağlam bile olsa muhtemelen oynatılmayacaktı. Hakan Balta'nın gamsız, hissiz bir futbolcu kişiliği, oynasın oynamasın hiç bir sorun çıkarmaz. Geçen yıl sol açığı yerine oynattılar, bu maçta da stoperi sol bek yaptılar. Bakalım daha ne kadar dayanacak, topu sol ayağı ile dürtebildiği için zengin olan biri olarak idare etmeye.
Galatasaray güzel bir oyun oynamış, farklı ve kolay galibiyet almış. Yani bana fazla ekmek çıkmaz bu maçtan. Kötü oynayan yok, eleştirilecek bir diziliş yok, oyuncu değişiklikleri önemsiz, oynamayan futbolcularda yüzde yüz aynı fikirdeyim hocayla, ne yazayım? İyi ki bir gazetede yazmıyorum, sabah patrondan kesin fırça yerdim.
Tam kalenin arkasında maçı izledim. Attığımız 3 gole de top kaleye girmeden gol diye sevindim. Orta sahamızın savaş tanrısı Melo, topa en az 10 metre kala hareketlendi, vuracağından emindim, vuruş anında eller havaya. Aynı şekilde, Sneijder'in, Drogba'nın ustaca vuruşları da gol olmadan tabelaya yazılan vuruşlardı. Goller, yapıldı, bilerek kurgulanmış, seyir zevki olan gollerdi. Uzun zamandır, Galatasaray'ı ilk yarıdaki gibi istekli oynarken, bir Avrupa maçında rahat galibiyet alırken seyretmemiştik.
Rakip kötü denebilir belki ama değil. Önümde ısındılar, dikkatle izledim, hepsi fit, uzun boylu, fizikli adamlar. Yani sıraya dizildiklerinde Drogba ile Emre Çolak gibi şekil bozukluğu yok. Fizikleri de futbollarına yansımış, ayağa top yapan,oynarken sırıtmayan, kazmasız, acemi oyuncusuz bir takım seyrettik. Pozisyon bulamamalarının 1. numaralı sebebi, Melo'nun bizim takımda oynuyor olmasıydı.
Bizim yalama, yalaka spor medyamız boşuna kötülememiş Melo'yu. Melo'yu getirtmemek için az daha Alper Potuklanıyorduk. Melo demek yarım takım demek, kadroda varsa 1 kişi fazlasın, yoksa 1 kişi eksiksin. Bir kere daha hayranlıkla izledim. Timsahın avını beklediği gibi bekliyor ilk topa basacağı zaman. Topun nereye gideceğini tahmin edip, kafa göz ne verdiyse dalıyor. Melo gibi bir hiltiyi verip, Vidallarla takım çantası yapan hocaların aklına tüküreyim. Bu Melo'yu milli takımda oynatmayan hoca da futbolu biliyorum demesin. Eğer bilerek, izlenerek alınmışsa helal olsun, Hagi'den sonra bu takımda oynayan en büyük yabancı futbolcudur. Bütün takım bir yana Melo bir yanadır benim için. İstatistikçiler kimi seçer bilemem ama Melo her maç maçın adamıdır.
Hayranlıkla seyrettiğim bir usta daha vardı. Sneijder takımı muhteşem yönetti. Sanki arkada da gözleri varmış gibi, bakmadan uzun menzilli paslar attı. Sneijder'in attığı yanlış pas olmaz, olsa olsa pas atılan adam yanlış yerde duruyordur. Serbest oynayınca, istediğine pası ver denilince, top kullanmakta özgür olunca, etrafında da ustalar olunca Sneijder tadında futbol seyrettik. Attığı gol usta işiydi. Burak'ta olmayan vuruş standartına sahipti. Aynı pozisyonda yüz defa bulunsa, yüzünde de aynı vuruşu yapacaktı. Burak gibi, bir ayağının içiyle, bir burnuyla, bir abanayım, bir plase yapayım diye satranç oyuncusu gibi düşünürsen, attığından misli misli gol kaçıracaksın Tay Burak.
Yalnız Tay Burak bu akşam unutulmaz maçlarından birini oynadı. Kopan maçta, ikinci yarı kendisine gol attırmak için seferberlik ilan edilmemiş olsa, belki de Galatasaray Şampiyonlar ligi gol rekorunu kırardı. İlk yarı biterken başta Burak'ın ve bütün takımın yaptığı pres, yıllar önceki, Okan, Suat, Ümit, Emre presini hatırlattı. Burak golün dışında mükemmel oynadı, muhtemelen maçın en çok koşan adamıydı. Sneijder'in, Drogba'nın gollerinde ters tarafa giderek gollerin asistçisine asist yapmış oldu. Çok zaman almaz, en fazla 2 maçtan birinde bir takımı fena yakacak, golsüz geçen maçlarının diyetini ödetecek.
Drogba, kendine özgü çift tıklama çalımıyla önüne aldığı topu, kaleciye çarptırdı önce, sonra fazla çarpraza girmesine rağmen yokladı bir kere daha. Gölün öncü depremi oluyordu, 3.sünde Fenerbahçeyi yakaladı. İkinci yarı o da Burak'a yardımcı olanlar safındaydı. Burak, gözü kapalı atacağı golleri yine atamadı. Şansla açıklanamaz, kolaycılık olur. Bilimsel bir kılıf uydurmak lazım, bence vuruş tekniği ve standartının olmaması, veya gereğinden çok koşup, gol postta tam kapasiteyle hamle yapamıyor olmasındandır.
Şecu, Eboue, Dany beklenenden çok daha iyi oynadılar. Dany'nin sol bek pozisyonu Mancini'nin başını ağrıtır. Avrupa kupası maçında sorun yok ama ligte bakalım hangi 6 çıkacak. Bir kişi daha oluştu Dany'le kafa bulandıracak olan. Kalecilerden biri azıcık kaleci olsa, ben Muslera'ya kıyarım ama dedik, kaleci yok, Muslera bile her maç gol yediğine göre, Ufuk'la, Eray'la ligten erken terhis oluruz.
Takım nihayet Bruma'nın gelmesiyle açıklardan birinin işin halletti. Bruma, her oynadığı maçta, bir önceki maçta kötü oynadı dedirtir bize. Danimarka'daki maçta çok daha iyi oynayacağının garantisini veririm. Oynayacağı alan bulsun yeter ki, Ribery'yi geçer.
Maç kopup, ikinci yarı Burak'a abdest aldırma mücadelesine dönünce, Ustalar'da zevk yapmaya başladı. Melo, Lincoln pasları attı, Drogba göğüs futbolu oynadı, Sneijder, uzun menzilli pas denemeleri yaptı. Bir türlü Burak'ın cenabetliğine çare bulamadılar. Burak'tan umut kesilince de, Mancini ustaları onarer değişikliklerle alkışlatarak çıkardı.
Ve deforme diskler omurlara baskı yapmaya başladı girer girmez. Melo ile Ceyhun arasındaki fark, Ceyhun'la benim aramdaki farktan çok daha büyük. Sneijder ile Amrabat arasındaki futbol akıl farkı, Aynştayn'la, tımarhanedeki bir deli kadar temiz var. 5 dakika oyunda kalsınlar, gol yemeyeceğin takım yok. Maç 10 dakika daha oynansa 3-3 olması içten bile değil. Gerçekten kadro yapımız çok kötü. 10 numaralık futbolcular, 2 numaralık futbolcularla aynı takımda oynamak durumunda kalıyor. Takımın 10-11 futbolcusu var, gerisi çöp.
Şampiyonlar liginde sıfır çekeceğimizi bekleyenler, toteme yatanlar, daha çok bekleyecekler. Aslolan Galatasaraydır, ustalara saygı ve selam, şova devam.
20 Eki 2013
Bel Fıtığı; Galatasaray 2-1 Karabükspor
Kırkpınar baş pehivanını gözünüzün önüne getirin. Güçlü, kuvvetli, pazulu, kaslı, ensesi kalın, bir künde atsa dağı yamultur, bir oturuşta bir koyunu tek başına yer. Dış görünüşü böyledir, ama bir bel fıtığına yakalanmaya görsün, o dev gibi adam, dört büklüm yerde yığılır, 10 yaşındaki çocukla güreşse tuş olur.
Galatasaray bel fıtığı hastasıdır. Omurgayı oluşturan 5 omur, l1,l2,l3,l4 ve l5 sırasıyla, Muslera, Semih,Melo,Sneijder,Drogba'dır. Omurları bir birine bağlayan diskler vardır. Yani diğerleri, bu disklerden biri, bu maç için Ceyhun, Aydın, Sabri, Hakan Balta, başka maçlar için Yekta, Emre, Amrabat fark etmez, çünkü tamamı deformedir ve koskoca Galatasaray'ı danalar gibi böğürtmektedir.
Melo'nun yanında Ceyhun oynamaz kardeşim. Bakarsın o maça denk gelir, deforme diskler omurlara baskı yapmaz iyi oynar, kazanırsın. Ama hiç bir maçın garantisi yoktur. Galatasaray taraftarı maymuna döndü, top bir bakıyor, koskoca Hollanda ulusal takımın oyun kurucusuna değiyor, adam aslında unutulmaz pas atıyor belki de, ama sonra bir daha bakıyor, top Burak'a doğru gidiyor. O anda herkes elindeki telefondan, maçı televizyondan seyredene soruyor, ofsayt var mıydı lan. Her seferinde var ofsayt çocuklar. Ben yan hakem olsam, şerefsizim Burak en az yarım metre geride bile olsa bayrağı kaldırırım. Neme lazım, sahtekarın Peygamberi, ya yedirmiş ise. Rezil olacağıma, haksız bir gole sebebiyet vereceğime, baştan haksız gol pozisyonuna mani olurum daha iyi. Ve ben hakem olsam, Burak ikili mücadeleye girdiğinde yere düşen varsa, kendisi bile olsa çalarım Burak'a faulü.
Maçı televizyondan seyrettim, maç biletim olduğu halde maça gitmedim. Beni maça koşturacak bir takım yok, maçtan önce de bom bok oynayacağımızı yazdım. Maç boyunca da Burak'a küfür etmekten, şu yazıyı yazdığım 2 saat sonrası bile çenem ağrıyor. Burak belki de sezon sonuna kadar hiç gol atmayacak. Boş kaleye bile garantisi yok, vuruş tekniği hak getire, gol postta, gol standartı bok getire, ne çok severdim, koskoca maçta, her hareketi faul, her pozisyonu ofsayt. Karabüklü futbolcunun atıldığı pozisyon bile ofsayt, faul yok. Şerefsiz, sahtekar futbolcular arasına adını yazdırdı, her maç gol atsa da benim için çöp futbolcudur, geçmiş olsun.
Galatasaray maç kadrosunu gördüğümde, çok kötü oynayacağımızı öngörmüş, haklı çıkmışım. Başımızda Dünya Çapında bir hoca var ya, şimdilik maç bazında değerlendiriyorum. Bir bok bilmiyor. Takımın yarısından fazlasının çöp olduğunu, her hangi bir taktiğe, tekniğe cevap veremeyecek şekilde bel fıtığı olduğunu tespit edememiş. Oyuncu gurubundan, sahaya çıkardığı 11 de oyun kurucu yok, sağ açık sol açık yok. Takımın tek açığı Bruma yabancı kontenjanına takılıp, tribünde oturuyor. Mancini'nin özürü kabahatinden büyük. Gökhan sakatmış, stoperlerden biri sakatlanırsa ne bok yermiş, bu yüzden Dany'yi rezerve tutmuş. Aklı sıra haklı çıktı, Hakan Balta sakatlandı, 10 kişi oynasan ne yazar. Çok mu zor kardeşim, Semih sakatlanırsa geçir Melo'yu stopere, Şecu zaten tren çarpsa yere yıkılmaz, değer mi Bruma'ya kıymaya.
Rakip 10 kişi kalmış, durum berabere hiç mi B planın, C planın yok be usta. Aynı oyunu oynadığın gibi Aydın'ı içeri alıp bizle taşak mı geçiyorsun. Tugay sen de ne ayaksın, Hasan gibi, Ümit gibi, ben bilmez merkez bilir diye maaş mı alacaksın? Adam Aydın'ı futbolcu sanabilir, uyandırsana. Patlamaz hocam, barut yok Aydın'ın imalatında. İstediğin kadar sürttür, ısındır, tetikle olmaz. Midemizi bulandırmayın bari.
Oynattığın oyuna bak, Kimle oynarsan oyna 4 bek le çıkıyorsun, sanki değişmez ayetmiş gibi. Galatasaray bizim Mahalle Takımı'yla maç yapsa yine o 4 bek sahada olacak demek. Selçuk'u sol köşeye atmış, ilk 30 dakika topa değmedi. Bu gidişle Mustafa Sarp'a döner. 80. dakikada bir pas atar, ''aaa Selçuk oynuyor muydu ya'' der millet. O da ne yapsın, kankası Burak Yılmaz'a gol attırabilmek için oynar olmuş. Sanki dışarıdan birisi talimat vermiş gibi ısrarla Snaijder'e pas vermiyor Selçuk. Bir yerde haklı, ben olsam ben de vermem. Çünkü ikisinden biri fazla eğer takım muhteşem top oynayacaksa. Bir çöplükte 2 horoz fazla, o da ekmeğinin peşinde. Bari Tay Burak'a golü ben attırayım da, yerim garanti olsun sevdasında.
Tay Burak gol atacak diye biz en azından 7-8 potansiyel gol pozisyonundan oluyoruz bence. Baş belası bir futbolcu, Hoca mezar kazıcısı. Oynatsan, ya atar ya atamaz, oynatmasan takım atamaz sa faturayı sen ödersin şu yok zamanda. Ben olsam oynatırım, ama it gibi koşturmam. Eğer taktik buysa, bu bir bok bilmeyen hocalar takımı böyle oynatacaksa da Burak da 10-11 km koşacaksa, hiç beklemeyin, takımdan atın kardeşim. Burak bu taktikle sezon sonuna kadar 2-3 golü ya atar ya atamaz.
Ayı Eboue oynamadığına memnun mu olsak, Sabri'nin oynadığına mı yansak. Taraftar çilesidir. O Ali Sami, Yen 3 lülerin unutulmaz Amigo Sabri'sine de bir şey diyemiyorsun. O zaman onunda yolu var, Sabri banko oynayacak, ama onu yok sayacaksın. Topu sağ tarafa tevzi etmemeye çalışacaksın. Sabri'yi orta yaptırmak, şut çektirmek, Sabri'yle ver kaça girmekten kaçınacaksın. Sabri oynayacağı en unutulmaz maçlarını oynadı, ki o maçları hatırlayan yok. Kan işeyeceğiz, kızılcık şarabı içmiştik diyeceğiz. Başka yolu yok.
Takımın yarısı Melo'dur. Bu maçta da bir kere daha bu teyit edilmiştir. Topa ilk basan futbolcuya bu kadar hayran kalacağıma inanmazdım. Benim hayranlık duyduğum futbolcular 10 numaralardır. Oynadığı ilk maçtan beri, beni bir kere bile hayal kırıklığına uğratmadı, Florya'da yangın çıksa ilk kurtarılacak Melo'dur. Futbolun Savaş Tanrısıdır. Bir kere bile geriye doğru pas vermedi, aman Melo takımı eksik bırakayım deme. Sen yoksan biz 1 kişi eksiğiz haberin olsun Pitbull.
Şu ana kadar maça giriş yapamadık. Sıfır gol pozisyonu, yerde yatan futbolcular, en az 30 dakika uzaması gereken maç, futbolcuların sahtekarlığı, hakeme yardımcı olmaması nedeniyle maçı kötü yöneten hakem. Beleş bir golle öne geçiş, ve Muslera'nın o lanet olası vakit geçirme nöbetleri. Kaleye gelen ilk topun girmesi. 55. dakikada Burak'ın sahtekarlığıyla 10 kişi kalan takımın, küçük hocasının 1 puan için çirkef olmatya rıza göstermesi, Sneijder'in füzesini yedikten sonra, yerde yatmayı bırakıp, debelenmesi, cebelleşmesi, taraftarın maç bitsin diye 5 dakika kala ıslığa başlaması,
Netice bu, Galatasaray yendi, 3 puanı aldı. Bizim gibi Hatice sevdalılarının bam başka hülyaları vardır, turuncudan iz taşıyan sarılı, vişneye çalan kırmızılı takımı izlerken. Bir an gözünüzü kapatıp hayal edin, biz Santraforu Drogba, 10 numarası Sneijder, ön liberosu Melo olan bir takımla oynuyoruzu düşünün. Valla kabus gibi, korku filmi gibidir. Bu adamlara kötü futbol oynatmak için çok büyük Hoca olman lazım. Yok bu kötü futbola benim katkım diyorsan, çok acil bir beyin cerrahını ilk antrenmana çıkarın. Deforme olmuş diskleri temizleyip atsın, bel fıtığı bu, vurduğu zaman felçsin. Hadi ıkına sıkına, sürüne sürüne bu maçı atlattın, dost acı söyler Sinyor, takımın Türk futbolcularının futbolcu lisansı sahibi olduğuna aldanma, Kopenhag maçında tutar siyatik siniri, kısmı felç geçirir, bir hezimet de sen yersin.
Galatasaray Taraftarının vakti yoktur, senin paşa keyfin yerine gelecek diye, bekleyecek değiliz. Bir kaç maç daha operasyonu gerçekleştiremezsen, masaya sen yatarsın haberin olsun. Bizim anestezi ekibine de güvenme eks olursun, vaktinden önce dönüş biletini çek in yaptırırız. 2 lig maçından aldığın puan 3 değil, sıfırdır, otur yerine. Biz sana enkaz devretmedik, anlı şanlı Şampiyon takımı bıraktık. Aklını başına devşir, Şampiyonlar Ligi maçıyla da aldığın zayıfları kurtar, hadi koçum.
Galatasaray bel fıtığı hastasıdır. Omurgayı oluşturan 5 omur, l1,l2,l3,l4 ve l5 sırasıyla, Muslera, Semih,Melo,Sneijder,Drogba'dır. Omurları bir birine bağlayan diskler vardır. Yani diğerleri, bu disklerden biri, bu maç için Ceyhun, Aydın, Sabri, Hakan Balta, başka maçlar için Yekta, Emre, Amrabat fark etmez, çünkü tamamı deformedir ve koskoca Galatasaray'ı danalar gibi böğürtmektedir.
Melo'nun yanında Ceyhun oynamaz kardeşim. Bakarsın o maça denk gelir, deforme diskler omurlara baskı yapmaz iyi oynar, kazanırsın. Ama hiç bir maçın garantisi yoktur. Galatasaray taraftarı maymuna döndü, top bir bakıyor, koskoca Hollanda ulusal takımın oyun kurucusuna değiyor, adam aslında unutulmaz pas atıyor belki de, ama sonra bir daha bakıyor, top Burak'a doğru gidiyor. O anda herkes elindeki telefondan, maçı televizyondan seyredene soruyor, ofsayt var mıydı lan. Her seferinde var ofsayt çocuklar. Ben yan hakem olsam, şerefsizim Burak en az yarım metre geride bile olsa bayrağı kaldırırım. Neme lazım, sahtekarın Peygamberi, ya yedirmiş ise. Rezil olacağıma, haksız bir gole sebebiyet vereceğime, baştan haksız gol pozisyonuna mani olurum daha iyi. Ve ben hakem olsam, Burak ikili mücadeleye girdiğinde yere düşen varsa, kendisi bile olsa çalarım Burak'a faulü.
Maçı televizyondan seyrettim, maç biletim olduğu halde maça gitmedim. Beni maça koşturacak bir takım yok, maçtan önce de bom bok oynayacağımızı yazdım. Maç boyunca da Burak'a küfür etmekten, şu yazıyı yazdığım 2 saat sonrası bile çenem ağrıyor. Burak belki de sezon sonuna kadar hiç gol atmayacak. Boş kaleye bile garantisi yok, vuruş tekniği hak getire, gol postta, gol standartı bok getire, ne çok severdim, koskoca maçta, her hareketi faul, her pozisyonu ofsayt. Karabüklü futbolcunun atıldığı pozisyon bile ofsayt, faul yok. Şerefsiz, sahtekar futbolcular arasına adını yazdırdı, her maç gol atsa da benim için çöp futbolcudur, geçmiş olsun.
Galatasaray maç kadrosunu gördüğümde, çok kötü oynayacağımızı öngörmüş, haklı çıkmışım. Başımızda Dünya Çapında bir hoca var ya, şimdilik maç bazında değerlendiriyorum. Bir bok bilmiyor. Takımın yarısından fazlasının çöp olduğunu, her hangi bir taktiğe, tekniğe cevap veremeyecek şekilde bel fıtığı olduğunu tespit edememiş. Oyuncu gurubundan, sahaya çıkardığı 11 de oyun kurucu yok, sağ açık sol açık yok. Takımın tek açığı Bruma yabancı kontenjanına takılıp, tribünde oturuyor. Mancini'nin özürü kabahatinden büyük. Gökhan sakatmış, stoperlerden biri sakatlanırsa ne bok yermiş, bu yüzden Dany'yi rezerve tutmuş. Aklı sıra haklı çıktı, Hakan Balta sakatlandı, 10 kişi oynasan ne yazar. Çok mu zor kardeşim, Semih sakatlanırsa geçir Melo'yu stopere, Şecu zaten tren çarpsa yere yıkılmaz, değer mi Bruma'ya kıymaya.
Rakip 10 kişi kalmış, durum berabere hiç mi B planın, C planın yok be usta. Aynı oyunu oynadığın gibi Aydın'ı içeri alıp bizle taşak mı geçiyorsun. Tugay sen de ne ayaksın, Hasan gibi, Ümit gibi, ben bilmez merkez bilir diye maaş mı alacaksın? Adam Aydın'ı futbolcu sanabilir, uyandırsana. Patlamaz hocam, barut yok Aydın'ın imalatında. İstediğin kadar sürttür, ısındır, tetikle olmaz. Midemizi bulandırmayın bari.
Oynattığın oyuna bak, Kimle oynarsan oyna 4 bek le çıkıyorsun, sanki değişmez ayetmiş gibi. Galatasaray bizim Mahalle Takımı'yla maç yapsa yine o 4 bek sahada olacak demek. Selçuk'u sol köşeye atmış, ilk 30 dakika topa değmedi. Bu gidişle Mustafa Sarp'a döner. 80. dakikada bir pas atar, ''aaa Selçuk oynuyor muydu ya'' der millet. O da ne yapsın, kankası Burak Yılmaz'a gol attırabilmek için oynar olmuş. Sanki dışarıdan birisi talimat vermiş gibi ısrarla Snaijder'e pas vermiyor Selçuk. Bir yerde haklı, ben olsam ben de vermem. Çünkü ikisinden biri fazla eğer takım muhteşem top oynayacaksa. Bir çöplükte 2 horoz fazla, o da ekmeğinin peşinde. Bari Tay Burak'a golü ben attırayım da, yerim garanti olsun sevdasında.
Tay Burak gol atacak diye biz en azından 7-8 potansiyel gol pozisyonundan oluyoruz bence. Baş belası bir futbolcu, Hoca mezar kazıcısı. Oynatsan, ya atar ya atamaz, oynatmasan takım atamaz sa faturayı sen ödersin şu yok zamanda. Ben olsam oynatırım, ama it gibi koşturmam. Eğer taktik buysa, bu bir bok bilmeyen hocalar takımı böyle oynatacaksa da Burak da 10-11 km koşacaksa, hiç beklemeyin, takımdan atın kardeşim. Burak bu taktikle sezon sonuna kadar 2-3 golü ya atar ya atamaz.
Ayı Eboue oynamadığına memnun mu olsak, Sabri'nin oynadığına mı yansak. Taraftar çilesidir. O Ali Sami, Yen 3 lülerin unutulmaz Amigo Sabri'sine de bir şey diyemiyorsun. O zaman onunda yolu var, Sabri banko oynayacak, ama onu yok sayacaksın. Topu sağ tarafa tevzi etmemeye çalışacaksın. Sabri'yi orta yaptırmak, şut çektirmek, Sabri'yle ver kaça girmekten kaçınacaksın. Sabri oynayacağı en unutulmaz maçlarını oynadı, ki o maçları hatırlayan yok. Kan işeyeceğiz, kızılcık şarabı içmiştik diyeceğiz. Başka yolu yok.
Takımın yarısı Melo'dur. Bu maçta da bir kere daha bu teyit edilmiştir. Topa ilk basan futbolcuya bu kadar hayran kalacağıma inanmazdım. Benim hayranlık duyduğum futbolcular 10 numaralardır. Oynadığı ilk maçtan beri, beni bir kere bile hayal kırıklığına uğratmadı, Florya'da yangın çıksa ilk kurtarılacak Melo'dur. Futbolun Savaş Tanrısıdır. Bir kere bile geriye doğru pas vermedi, aman Melo takımı eksik bırakayım deme. Sen yoksan biz 1 kişi eksiğiz haberin olsun Pitbull.
Şu ana kadar maça giriş yapamadık. Sıfır gol pozisyonu, yerde yatan futbolcular, en az 30 dakika uzaması gereken maç, futbolcuların sahtekarlığı, hakeme yardımcı olmaması nedeniyle maçı kötü yöneten hakem. Beleş bir golle öne geçiş, ve Muslera'nın o lanet olası vakit geçirme nöbetleri. Kaleye gelen ilk topun girmesi. 55. dakikada Burak'ın sahtekarlığıyla 10 kişi kalan takımın, küçük hocasının 1 puan için çirkef olmatya rıza göstermesi, Sneijder'in füzesini yedikten sonra, yerde yatmayı bırakıp, debelenmesi, cebelleşmesi, taraftarın maç bitsin diye 5 dakika kala ıslığa başlaması,
Netice bu, Galatasaray yendi, 3 puanı aldı. Bizim gibi Hatice sevdalılarının bam başka hülyaları vardır, turuncudan iz taşıyan sarılı, vişneye çalan kırmızılı takımı izlerken. Bir an gözünüzü kapatıp hayal edin, biz Santraforu Drogba, 10 numarası Sneijder, ön liberosu Melo olan bir takımla oynuyoruzu düşünün. Valla kabus gibi, korku filmi gibidir. Bu adamlara kötü futbol oynatmak için çok büyük Hoca olman lazım. Yok bu kötü futbola benim katkım diyorsan, çok acil bir beyin cerrahını ilk antrenmana çıkarın. Deforme olmuş diskleri temizleyip atsın, bel fıtığı bu, vurduğu zaman felçsin. Hadi ıkına sıkına, sürüne sürüne bu maçı atlattın, dost acı söyler Sinyor, takımın Türk futbolcularının futbolcu lisansı sahibi olduğuna aldanma, Kopenhag maçında tutar siyatik siniri, kısmı felç geçirir, bir hezimet de sen yersin.
Galatasaray Taraftarının vakti yoktur, senin paşa keyfin yerine gelecek diye, bekleyecek değiliz. Bir kaç maç daha operasyonu gerçekleştiremezsen, masaya sen yatarsın haberin olsun. Bizim anestezi ekibine de güvenme eks olursun, vaktinden önce dönüş biletini çek in yaptırırız. 2 lig maçından aldığın puan 3 değil, sıfırdır, otur yerine. Biz sana enkaz devretmedik, anlı şanlı Şampiyon takımı bıraktık. Aklını başına devşir, Şampiyonlar Ligi maçıyla da aldığın zayıfları kurtar, hadi koçum.
6 Eki 2013
Ramiz Köfte, Spagetti'ye Basar; Akhisar 2-1 Galatasaray
Ramiz Köfte ile Türk Telekom, hangi sporu yaparsa yapsın, ister deve güreşi, ister işeme yarışına çıksın, pişti, tavla oynasın Türk Telekom yener. Yenemiyorsa kimse kusura bakmasın kardeşim, spordur, maçtır, 3 ihtimallidir denmez, kafalar kopar.
3 gün önce söylediğimiz şeyleri, bugün yedirdiler. Galatasaray'ın başında uzun yıllardır, teknik birisi var demiştik, bu görüşümüzün bu maç ta da arkasındayız. Bu kadar kötü futbolu, normal birisi oynatamaz. Takımı tanımıyor bahanesi en son kabul edebilecek mazerettir. Tek idmanla Juventus'a çık, 1 hafta çalış, Akhisar maçında iğrenç ötesi futbol oynat. Büyüksün Sinyör. Demekki hocayı, top yekün değil de maç be maç teraziye alacağız. Bu maç aldık, boktan terazinin, tezekten dirhemi geldi.
Ben futbolu sevmiyorum, bu sene de rekora gidiyorum. Galatasaray maçı dışında hiç bir maçı seyretmedim. Hatta Galatasaray'ın bile 2 maçının son 5 dakikasını seyredemedim, az daha kusuyordum. Ve futboldan da anlamadığıma iman ettim. Benim algoritmalarımda, oyun kurucusuz, yani 10 numarasız, yani Hagi'siz, Lincoln'süz, sağ ve sol açıksız oynayan hoca bir bok bilmiyordur. İsmine cismine, daha önceki derecelerine bakmaksızın görüşüm budur.
Bu takımın yarısı Melo'dur. Diğer yarısı da kalan 10 kişi değil, tek başına Drogba'dır. Bu ikisinin olmadığı takım, PTT liginde sıradan bir takım olur. Denemesi bedava diyeceğim ama değil, milyon yuro, bakın göreceksiniz, bu ikisinin oynamadığı bir Türkiye Kupası maçını seyredeceğiz. Sıradan takımları bile eleyememezler, nitekim geçen sene Melo'suz takım 1461 e elenmişti. Florya'yı içtimaya çıkarsan en fazla da 11 futbolcu çıkar. Diğerleri arpalığa doldurulmuş, senede 50 km koşmadan milyon yurolar alan, futbolcu lisansına sahip sağlıklı delikanlılardır. Ben bile bu yaşımda senede 50 km koşuyorum. Aydın Yılmaz ayda 100.000 yuro maaş alıyor, henüz 10 metre koşmadı.
Sinyör, Juventus'tan gol yemeyeyim diye kurduğu savunmayla Akhisar'a çıktı. Futbol karakteri de ortaya çıktı. Maksat gol yememek, nasıl olsa keriz Drogba bir tane atar yatarım. Daha doğrusu hakkını hemen yemeyelim, yatıp yatamayacağımızı da bilmiyoruz. Önemli oyuncuların yokluğu elbette futbolun kötülüğünün baş sebebi, ne var ki Sinyör'ün oyun felsefesine baklınca, onlar da oynasa değişen bir şey olmayacakmış gibiydi. Takımın açıklarının kimi, İstanbul'da, kimi tribünde, kimi kulübedeydi. Kim vardı? Sneijder.
Sneijder'in iyi oynaması için takımdaki en kötü futbolcunun kendisi olması gerekir. Yani kötü takımda Sneijder oynayamaz. Sneijder-Burak- Drogba'da aynı takımda oynayamaz. Burak'da belki de futbol hayatı boyunca hiç gol atamayacak. ilk 20 dakika çetelesini tuttum. 4 kere ofsayta girdi, 3 kere faul yaptı. 5 defa topla buluşup sıfır verimle kullandı. Taraftar da keriz değil, ikinci yarı ayağına her top gelişinde ıslıklandı. Burak bey gol atacak diye, biz daha çok puan kaybederiz. Mecbur muyuz çocuklar, Burak daha önce çok gol attı diye devamlı oynatmaya. Adam da vuruş tekniği, vuruş standartı yok. Atar veya atamaz hiç bir pozisyonunun garantisi yok. Burak bey gol bir gol atsın diye geçen hafta en az 7 gol pozisyonunu harcamıştık, belki de bu maç potansiyel gol pozisyonlarına giremedik.
Yine ilk 20 dakika itibarıyla dikkat ettim Ayı Eboue yere hiç yatmadı. Ne var ki 22. dakikada göğsüne oku yedi yere yığıldı. Ulubatlı Hasan o kadar oku yemiş, yine düşmemiş bayrağı burçlara dikebilmişti. Bizim önceki yaşamını sürüngen olarak yaşamış Eboue maçı yine yerde geçirdi. Vazgeçmeyecek demek bu huyundan, bizi maymuna çevirdi, katlanacağız.
2-1 yenik son dakikalara girdik, yine de maçı forseleyecek bir oyun oynayamadık. Gireni çıkaracak bir can havli takımda yoktu. Bitime yaklaşırken kulübede Emre Çolak'ın hareketlendiğini gördüm, ama artık kolay kolay bana kendisini seyrettiremeyecek. Girip girmediğini bilmiyorum, ben girecek korkusuyla maçı izlemeyi bıraktım.
Bir de bu kötü maçın, katmerli kötü geçmesine sebep olan hakemlerden söz edelim. Bekçi Murtaza gibi düdük çaldı. Avantaj hak getire, üşenmeyen biri maçı tekrar izlesin. Eğer katlanabilirse alsın eline maçın oynanmayan dakikalarını tutsun. Maç en az yarım saat uzatılmalıydı bana göre.
Deveye sormuşlar, boynun niye eğri diye, nerem doğru ki demiş. Langırt liginde oynayan bir takımın taraftarıyız. Futbolcularımızın çoğu da langırt futbolcusu. Atarsa şans, atamazsa şans. Sistem hak getire. BülentTulun'un dağlarına bahar geldi. Zevkini doya doya çıkarsın.
3 gün önce söylediğimiz şeyleri, bugün yedirdiler. Galatasaray'ın başında uzun yıllardır, teknik birisi var demiştik, bu görüşümüzün bu maç ta da arkasındayız. Bu kadar kötü futbolu, normal birisi oynatamaz. Takımı tanımıyor bahanesi en son kabul edebilecek mazerettir. Tek idmanla Juventus'a çık, 1 hafta çalış, Akhisar maçında iğrenç ötesi futbol oynat. Büyüksün Sinyör. Demekki hocayı, top yekün değil de maç be maç teraziye alacağız. Bu maç aldık, boktan terazinin, tezekten dirhemi geldi.
Ben futbolu sevmiyorum, bu sene de rekora gidiyorum. Galatasaray maçı dışında hiç bir maçı seyretmedim. Hatta Galatasaray'ın bile 2 maçının son 5 dakikasını seyredemedim, az daha kusuyordum. Ve futboldan da anlamadığıma iman ettim. Benim algoritmalarımda, oyun kurucusuz, yani 10 numarasız, yani Hagi'siz, Lincoln'süz, sağ ve sol açıksız oynayan hoca bir bok bilmiyordur. İsmine cismine, daha önceki derecelerine bakmaksızın görüşüm budur.
Bu takımın yarısı Melo'dur. Diğer yarısı da kalan 10 kişi değil, tek başına Drogba'dır. Bu ikisinin olmadığı takım, PTT liginde sıradan bir takım olur. Denemesi bedava diyeceğim ama değil, milyon yuro, bakın göreceksiniz, bu ikisinin oynamadığı bir Türkiye Kupası maçını seyredeceğiz. Sıradan takımları bile eleyememezler, nitekim geçen sene Melo'suz takım 1461 e elenmişti. Florya'yı içtimaya çıkarsan en fazla da 11 futbolcu çıkar. Diğerleri arpalığa doldurulmuş, senede 50 km koşmadan milyon yurolar alan, futbolcu lisansına sahip sağlıklı delikanlılardır. Ben bile bu yaşımda senede 50 km koşuyorum. Aydın Yılmaz ayda 100.000 yuro maaş alıyor, henüz 10 metre koşmadı.
Sinyör, Juventus'tan gol yemeyeyim diye kurduğu savunmayla Akhisar'a çıktı. Futbol karakteri de ortaya çıktı. Maksat gol yememek, nasıl olsa keriz Drogba bir tane atar yatarım. Daha doğrusu hakkını hemen yemeyelim, yatıp yatamayacağımızı da bilmiyoruz. Önemli oyuncuların yokluğu elbette futbolun kötülüğünün baş sebebi, ne var ki Sinyör'ün oyun felsefesine baklınca, onlar da oynasa değişen bir şey olmayacakmış gibiydi. Takımın açıklarının kimi, İstanbul'da, kimi tribünde, kimi kulübedeydi. Kim vardı? Sneijder.
Sneijder'in iyi oynaması için takımdaki en kötü futbolcunun kendisi olması gerekir. Yani kötü takımda Sneijder oynayamaz. Sneijder-Burak- Drogba'da aynı takımda oynayamaz. Burak'da belki de futbol hayatı boyunca hiç gol atamayacak. ilk 20 dakika çetelesini tuttum. 4 kere ofsayta girdi, 3 kere faul yaptı. 5 defa topla buluşup sıfır verimle kullandı. Taraftar da keriz değil, ikinci yarı ayağına her top gelişinde ıslıklandı. Burak bey gol atacak diye, biz daha çok puan kaybederiz. Mecbur muyuz çocuklar, Burak daha önce çok gol attı diye devamlı oynatmaya. Adam da vuruş tekniği, vuruş standartı yok. Atar veya atamaz hiç bir pozisyonunun garantisi yok. Burak bey gol bir gol atsın diye geçen hafta en az 7 gol pozisyonunu harcamıştık, belki de bu maç potansiyel gol pozisyonlarına giremedik.
Yine ilk 20 dakika itibarıyla dikkat ettim Ayı Eboue yere hiç yatmadı. Ne var ki 22. dakikada göğsüne oku yedi yere yığıldı. Ulubatlı Hasan o kadar oku yemiş, yine düşmemiş bayrağı burçlara dikebilmişti. Bizim önceki yaşamını sürüngen olarak yaşamış Eboue maçı yine yerde geçirdi. Vazgeçmeyecek demek bu huyundan, bizi maymuna çevirdi, katlanacağız.
2-1 yenik son dakikalara girdik, yine de maçı forseleyecek bir oyun oynayamadık. Gireni çıkaracak bir can havli takımda yoktu. Bitime yaklaşırken kulübede Emre Çolak'ın hareketlendiğini gördüm, ama artık kolay kolay bana kendisini seyrettiremeyecek. Girip girmediğini bilmiyorum, ben girecek korkusuyla maçı izlemeyi bıraktım.
Bir de bu kötü maçın, katmerli kötü geçmesine sebep olan hakemlerden söz edelim. Bekçi Murtaza gibi düdük çaldı. Avantaj hak getire, üşenmeyen biri maçı tekrar izlesin. Eğer katlanabilirse alsın eline maçın oynanmayan dakikalarını tutsun. Maç en az yarım saat uzatılmalıydı bana göre.
Deveye sormuşlar, boynun niye eğri diye, nerem doğru ki demiş. Langırt liginde oynayan bir takımın taraftarıyız. Futbolcularımızın çoğu da langırt futbolcusu. Atarsa şans, atamazsa şans. Sistem hak getire. BülentTulun'un dağlarına bahar geldi. Zevkini doya doya çıkarsın.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



