14 Kas 2013

Futbolumuzdaki Fatih Terim Vakası

Geldiğinde Ulubatlı Saunes Kadıköy'e bayrağı dikmişti. Kalecisi Fridel, golcüsü Saunders, oyun kurucusu Tugay, kaptanı Bülent Korkmaz'dı. Geldiğinde Ulusal Takım, katıldığı ilk Avrupa Şampiyonasından 3 maçta gol atamadan sıfır çekerek Portekiz, Hırvatistan, Danimarka'ya çarpılmıştı. Bizi eleyenleri bir üst turda hacamat ettiler.

Kaleci Fridel, bu yazı yazıldığı tarihte Tottenham kalesindeydi. Saunders yıllarca Nothingam Forest, Benfica'da ve Galler Milli takımında oynadı. Boğazlı kazakla geçti Galatasaray'ın başına. Bir tasarımcıyla çalışacak karizmanın başlarındaydı. Hayrettin, Volkan Kilimci, Mehmet Duymazer, Cengiz Dülgeroğlu, (hakkını yemeyelim 1 maçın son dakikalarında girip, 40 metreden gol yemişliğiyle tarihimize ismini kazımayı başarmıştır) Fridel'den boşalan kaleye geçen anlı şanlı büyük kalecilerdi. Bugün arayıp birini sorsan önce Allah'a sonra Terime dua ederlerdi elbette.

Gelir gelmez takımı tırpanlasa yakışık almazdı, çünkü henüz Sancak'tan yeni dönmüş bir şehzadeydi, İmparator olacağı günlerin düşünü kuruyordu. Van Gobbel'le başladı,  Galatasaray alt yapısı Türk Futbolu'nun kaderinin ağlarını örüyordu, güzel günler yakındı. Bülent Korkmaz, Okan Buruk, Suat Kaya sahnedeydi. Arif, Ergün, Hakan Ünsal, Hakan Şükür takımdaydı. Henüz 96 yılının başındaydı, bu kadroyu bir yerlerden hatırlayan var mıydı? Finalde oynayan 4 yabancıyı koy, takım o takımdı. Fatih Terim'in onca uğraşına rağmen 4 senede bozamadığı takımdı. Takımın genleriye  4 sene boyunca oynamış, ama o büyük takımın büyük futbolcuları her seferinde bir delik bulup Terim'in gazabından kurtulmayı başarabilmişti.. Bilgisi daha doğrusu bilgisizliği  takımı bozmasına izin vermemişti. Birileri acaba takımı motor sanat terk bir kıroya teslim etmemiş miydi?

Bu yazacaklarım, Galatasaray tarihinde en iyi bildiğim, bizzat şahit olduğum, çoğu Galatasaraylının bilmediği, bilmesi gereken şeydi, dikkatle okuyun, ezberleyin. O yıllarda Bükreş'te iş yapıyor, Galatasaray fahri yöneticisi sanılıyordum. Lucescu'nun arkadaşı bizim müdürümüzdü. Bir gece Hagi elinde bonservisi, Bükreş'ten Meksiya gidecek uçağa binmek üzere Otopeni'deydi. Aynı uçakta Bükreş'te iş yapan yönetici İrfan Kurtoğlu Hagi ile yan yana düşmüştü. Yüce Futbol tanrıları bir şeyin peşindeydi ama neyin di? Çok geçmeden hepimiz anlayacaktık.'' Galatasaray'da oynar mısın''? Hagi diye sordu. Meksika ligi o zamanlar futbolu bırakmak üzere olan büyük futbolcuların  fil mezarlığıydı. Son zevklerini de yapıp ölmeye giderlerdi. ''Neden olmasın'' dedi, Hagi. İndiklerinde Faruk Süren'i aradı İrfan Kurtoğlu, yanımda Hagi var. Faruk Süren usulen Terim'e sordu, burasını bilmiyorum sanmıyorum sorduğunu ama hadi sordu diyelim. Meksiko Siti'den Yeşilköy'e kalkan ilk uçağı  beklediler ve önce Lucescu'nun, sonra benim haberim oldu. Gece eve telefon ettim, bir haber, bir yalan haber varmıydı? Yoktu, Hagi uçaktaydı, Türkiye'ye ilk haberi ben verdim. Anlattıklarımın eksiği vardır, ama fazlası yoktur. Hagi transferinin en kısa hikayesi budur, Fatih Terim'in Hagi konusunda hiç bir dahili yoktur. Kendi küçücük aklıyla gelsin, nasıl olsa oynayamaz, kovar göndeririz mantığıyla, ve çaylaklığı dolayısıyla en azından ses çıkaramamıştır.

İsviçre Milli Takımı ile oynadığı eleme maçlarından bize gol atmasa tanımayacağı Adrian Knup'la geldi. Hakan Şükür'ün yollarına taş koyacaktı. Çıktığı ilk maçta, Van deplasmanında Hagi iki gol atarak ilk maçtan acaba dedirtti. Arkasından Trabzon maçında çaktığı serbest vuruş golüyle 2 maçta Galatasaray efsanesi kimlik kartını cebine koymuştu. Artık Terim için yapılacak şey Keşanlı Ali gibi cinayeti üstlenmekti. İçeride Hagi'ye teslim olacak, dışarıda Hagi'ye öğrencim diyecekti. 4. maçta Ali Sami Yen'de Fenerbahçe'ye 4-0 yenildi takım. Şimdi tapınanlar takım otobüsünden önce Florya'ya intikal etmişlerdi. Terim takım otobüsünden yolda inmek zorunda kaldı, hikaye daha başlamadan bitiyordu. Dayağı Sebo'lardan, Yılmaz'lardan Faruk Süren yedi. Takım, ilk yarıyı beklenmedik şekilde farklı lider bitirdi.

Hagi devredeydi, Sağ beke Van Gobbel'in yerine, Filipescu'yu, Knup'un yerine de Adrian İlie'yi getirdi. Şampiyonluk garantiydi artık, elde var 1 di. Fatih Terim yapmıştı! Ya da İmparator çırağı, Avrupa Futbolunu, dirilmekte olan Staue Bükreş'i çok iyi tanıyordu kim bilir? Fakat ikinci yarı da beklenmedik şeyler oluyordu,
fark kapanıyordu, ilk 3 maç beraberlikleri zor kurtardı takım, 4. maç lanetlendiğimiz maçtı. Fenerbahçe'ye yenildik, Beşiktaş aradaki farkı kapatmıştı. Son düzlüğe girerken işler sarpa sarıyordu, İnönü'de İstanbulspor'u yenemezsek işimiz bitecekti. Maç düelloyla geçiyor son saniyeye 2-2 giriyorduk. Arif balıklama atladı, Derinliklerden hakeme bir vahiy gelip penaltıyı çaldı. 40.000 Galatasaraylı ile birlikte Fatih Terim'de gözünü yummuştu, topun başına gidecek futbolcu yoktu.  Biri gitti ama o da futbolcu değildi zaten. Elini kalbine götüren, penaltıyı atan, her Galatasaraylının adını andıkça gözünün dolduğu Hagi'ydi, ne futbolcusu?

Mesut Yılmaz Başbakan, Mehmet ağar paralel Devlet Başkanıydı. Şükürler olsun ki Galatasaraylılardı ve şimdiki Başbakan gibi futbolla ilgileniyorlardı. Mesut Yılmaz'ın oğlu Hasan, Başbakanlık konutuna Galatasaray Bayrağını asmıştı, Galatasaray'ın yolları açıktı. Taş koymaya çalışacaklar başka baharları beklesinlerdi. Volkan Kilimci-Mehmet Bölükbaşı kalede olsa bile takım yediğinin 2 misliğini 3 mislini atarak Şampiyon oldu. Sami Yen'de Fener'e farklı yenilmek pek önem kazanmamıştı. 2. Şampiyonluk gecesi bizim Casino'nun bahçesinde kutlandı.
3. seneye artık Galatasaray asıl kuruluş felsefesini hayata geçirmek üzere başladı. Türk olmayan takımları da yenecekti. Hagi bacanağı, Barcelona kaptanı, Şampiyonlar ligi kupasını kaldırmış Popescu'yu sefer göreve çağırdı. Popescu, Romanya'nın 2 numaralı futbolcusuydu. Fatih Terim çok iyi tanıyordu! çağırsa ikilemezdi, çağırdı!

Terim'den önce oluşmuş omurga, Terim zamanında da dağılamadı, 98 Dünya Kupası finalini oynamış, 2 Dünya kupası ellemiş Taffarel artık kaledeydi Türkiye'deki Şampiyonlukların yerini Avrupa Şampiyonluklarına bırakmalıydı. Her ne kadar Beşiktaş efelense de sonunda mutlaka biz Şampiyon olacaktık. Terim'de artık manipülasyonlarla, kendi omuzlarına yıldız takıyordu. Tolunay'ı transfer etti. Hayırdır, Ümit'in, Tugay'ın, Okan'ın, Suat'ın Hagi'nin oynadığı Çin Ordusu namlı orta sahada Tolunay'ın ne işi vardı? İmparatordu ya mutlaka bildiği bir şeyler vardı, bizim bilemediğimiz. Elde var 3 dü.


4. yü ezbere bilmeyen Galatasaraylı zaten Galatasaraylı değildi.  Lafın tamamı aptala anlatılırdı. Türkiye liginin oynandığı son 30 yılın tek delikanlı sezonuydu. Galatasaray efsanesi, Ümit Burnundan, Sibirya Bozkırlarına kadar bütün Dünyaya yayıldı. Fatih Terim yazmıştı bu destanı! hem de tek başına.

Ordaydık kendi gözlerimizle gördük, Popescu penaltıyı Arsenal ağlarına gönderdiğinde az kalsın bize doğru koşacaktı, bir an durdu vazgeçti, ''Allahım Şükürler olsun'' dedi yere yığıldı. Zaferi paylaşamazdı, sadece kendisinindi. O hariç bütün takım ve, 12.000 Galatasaraylı kucaklaşmış ağlıyorduk, o tek başına ağlıyordu. Ve artık Tekelistan'ın İmparatoruydu.

Takım son lig maçını oynamak üzere Ali Sami Yen'e Avrupa Kupası ile çıktı. 30.000 Galatasaraylı tribünlerde, 30 milyonu ekran başlarında gitme diye yalvardı. Her şeyin bir bedeli vardı, her şey birilerinin izin verdiği kadar yapılabiliyordu.

İtalya ile sorun vardı, Apo yüzünden husumet çıkmış, millet Versace kravatları Taksim Meydanında yakıyordu. Türk Devletinin başındakilerle, İtalyan Devletinin başındakiler bereket Futboldan anlıyorlardı. Anlamayan Ecevit, Demirel olsa Haçlı Seferleri'nin başlaması içten bile değildi. Devlet Memuru Terim'i İtalya'ya gönderdiler, biz televizyonlardan Fiorentino maçlarını seyrederken, Lucescu Süper Kupa maçında Şampiyonlar Şampiyonunu indirdi. Bu Galatasaray'da artık fazla olmuştu ama. Çökecek sandıkları takım iki defa Şampiyonlar Liginden kalifiye olmuş, çeyrek finalde averajla Real Madrid'e geçilmişti. Yine ordaydık.

5. Şampiyonluk en kolay Şampiyonluktu. Çingene! Lucescu, ha indi ha inecekti. Galatasaray'a ilk ameliyatın yapıldığı sezondu. Fakat hasta narkoza bir türlü cevap veremiyordu. Çareyi buldular, Okan'la, Emre'ye görev verdiler. Lucescu'nun ilk Şampiyonluğunu çaldılar. Bu takımı dağıtmazlar ise, işlerinin daha da zorlanacağını biliyorlardı. Takımı dağıttılar, en olmadık futbolculara, en olmadık takımlar buldular. Arif bile, Fatih Akyel bile yabancı takımlara gittiler. Lucescu'ya da enkaz bıraktılar. Bilmedikleri, hesap edemedikleri bir şey vardı. İyi futbolculara iyi futbol oynatmak için, iyi Hoca olmaya gerek yoktu. Ölüye top oynattı, Şampiyon olup ilk yüzbaşı ünvanını Florya'ya getirdi. Gerçek yüzbaşılık, sahte İmparatorluklardan çok daha kıymetliydi anlayana.

Kendisini Hoca sanan Motor sanat terk, çakma İmparator, iki devletin derin işlerini hallederek, İtalyan Devlet nişanı Comandatöre ünvanı aldı.

Galatasaray'ın işini başkası bitiremeyecekti. Bu ülkede iş adamlarına 1000 dolar karşılığında akıl veren adam, meslek lisesini bile bitiremeyen Fatih Terim'di. Yazık oldu güzelim, yanlız Ülkemize. Lucescu'yu ağlatarak kovdular. Öldürücü darbeyi indirmek üzere Terim'i memur ettiler.

Adamma Sarr, Felipe, Klodian Duro, Baliç, Pinto, Pratez. Harbiden büyük futbolculardı. Aklına eski kavak yellerinini estirdiği yılları geldi. Tuna Nehri'nde balık tutanları futbolcu sanıp çağırdı. Anca onlara ulaşabiliyordu, Petre,Tamaş,  Hagi'nin Popescu'nun yaptığını yaparlardı canım ne fakları vardı?

Frank de Boer, Lukunku, Xavier, Cristian, Revivo, bit pazarında ki tüm yabancı futbolculara Galatasaray forması giydirdi. İsmini hatırlayamadığımız varsa bizi affetsindi, Galatasaray morga kaldırıldı, kovuldu. Aldığı Şampiyon takımı Orhan Ak'la, Cihan Haspolatlı ile, Volkan'la teslim etti.

Milli Takımın başına verdiler tekrar. Bu kadar sadık adam, boşta kalacak değildi ya. Milli Takımın en başarılı hocası diye yutturdular. Şenol Güneş'in Dünya 3. lüğü kaynadı gitti. Bu arada morgtaki Galatasaray, leş takımlarla arada 2 Şampiyonluk daha çıkardı kendisi yokken. Aradaki Şampiyonluk farkı bir türlü Fenerbahçe lehine oluşturulamadı. Birinde imalat hatası Bursaspor mucizeyi başardı, Tüpçü ile Seramikçi, Aziz'i otobanda bekliyordu. Bu sefer de Karadeniz'in deli dalgaları şahlandı. Baktılar olmuyor, müdahale ettiler. Fenerbahçe Şampiyon yapılmış, Şebeke rahatlamıştı, Şebeke'nin 1 numaralı evladı, Milli Takımdan kovulmuş, Bodrum'da balık tutarken parmağını koparmıştı.

Fakat o da ne savcılar, köre atmış, topalı yakalamışlardı. Maçlarda hile olduğu ortaya çıktı. Fenerbahçe'yi kodese attılar. Fenerbahçe rahat Şampiyon olsun diye Beşiktaş'ın parasını sokağa atan Tüpçü'nün bıraktığı takım, menemenle beslenmeye başladı. Fatih Terim 8. takımı aldım diye ortaya çıktı. Şampiyon olduğu maçta, 8. olan takımdan hiç kimse oynamıyordu. O sene Galatasaray şampiyon olmayacaktı da, Elazığspor mu Şampiyon olacaktı?

Süper Final'de az daha Şampiyonluğu veriyordu. Sanki sonradan icat edilmiş gibi tam ağlayacaktı ki, Beşiktaş Fener'i yenip İmparator'a serum taktı. Beşiktaş'ın başında kankası Tüpçü olsaydı 10 puan fark atarak girdiği finallerden Galatasaray'ı 3. çıkaracaktı. Yine de onca transfere rağmen bize son saniyelerde alkol komasına girmiş vaziyette Aleks'in kullandığı serbest vuruşu seyrettirdi. Şampiyonlukla beraber canımızı da almıştı.

2 senede 2 takım futbolcu transfer etti. Fenerbahçe henüz beraat edememiş, Beşiktaş menemenden pirzolaya geçememişti. Takım hiç bir maçta iyi oynayamadan idare ediyordu. Şampiyonluğun kaçması an meselesiydi. Drogba ve Sneijder hamlesiyle aradan sıyrıldı. Şampiyon olamasa bahanesi hazırdı, takımın başında değil, çatılardan maçları seyrediyordu. Şampiyon olunca uzaydan da yönetirim diyecek, zaferi tek başına üstlenecekti.

2. ameliyatı yaptılar. Şampiyon olmayacağını ( olamayacağını değil) kuşları fısıldadı. takımın yerli futbolcuları Ptt ligi seviyesindeydi. En iyi kendisi biliyordu, bilerek zemini hazırladı. Kaçtı dersem, kendisine unvan vermiş olurum, KOVULDU. Türkiye'nin en büyük hocası dedikleri adam, 2 defa Ulusal Takımdan, 2 defa Galatasaray'dan kovulmuştu. Milan'ı saymıyorum, oraya zaten hiç gitmemişti.

Fatih Terim vak'ası futbolumuzun en büyük yarasıdır. Deseleksiyondur, hiç hak etmemiş, futbol baronları tarafından seçilmiş, güdülmüş, bu anlamda verilen bütün görevleri layıkıyla yapmış bir yutturmacadır. Türkiye'de futbolu dengede tutmak, Şampiyonlukları 2 büyük takıma eşit paylaştırmak için seçilmiş birisidir. Futbolumuz yeşil çimlerde değil, pislik tarlalarında oynanmaktadır. Gerçek futbol sevdalılarının, özelde Galatasaraylıların  önünde iki seçenek vardır.

Ya, kurulu sisteme itiraz etmeden, 10 senede alacağın 4 garanti şampiyonluğa razı olacaksın, ya da hiç şampiyon olamamak pahasına, futbolun delikanlıca sahada, göğüs göğüse oynanacağı düzeni kuracak, futbolu baronlardan, pisliklerden, şebekeden, KÜS(Koç, Ülker; Sabancı) dan kurtaracaksın. İkinci yolu seçiyorum diyenlerin de yapacağı tek bir şey vardır, o da,  Fatih Terim belasından Türk futbolunu korumak ve kurtarmaktır.

Muhtaç oldukları kudret, tribünlerde'' her yer Taksim, her yer direniş'' diye bağıranların kısılan seslerinde, çektikleri gazlı nefeslerinde, sırtlarındaki cop izlerinde mevcuttur.


13 Kas 2013

Dereyi Geçerken İlk Yardım Paketi

Ssssss
 Galatasaray'ın bu sene iyi futbol oynaması, radikal bir taktik, kadro değişikliği, kadro dışı bırakma, kovma gibi beklenen, fakat yapılması taşak isteyen hamleler olmadığı sürece imkansızdır. Suçlu sorumlu aramayın, kaçtı kurtuldu. Motor sanat terk kadro mühendisi, sandığımızdan çok daha kurnaz ve akıllı çıktı. edilemez aslında. Takımı bilerek çöp futbolcularla doldurup, yukarıdan da aldığı talimatla olası hezimeti, başarısızlığı başkalarına tahvil ederek kovuldu. Kovulduğuna memnun olan belki de dünya üzerindeki tek kişidir.    iiiiİ
ki mevcut oyuncu gurubu içerisinden çıkabilecek en iyi 11 i ve maç taktiğini yazıyorum.
Eray-muslera; benim için fark etmiyor, kim oynarsa oynasın oyun planım değişmiyor.
aydın;sağ bek mevkisinde sağ açık oynayacak, durun hemen okumaktan vazgeçmeyin. gerekçemi yazacağım.
melo;topu oyuna geriden sokabilecek, hava topu hakimiyeti olan, gözünü budaktan sakınmayan,futbol bilgisi, denge, parabol, ofsayt hattı, kademe her türlü bilimsel futbolun hocası olarak savunma kaptanıdır.
semih; sadece ilk topa nokta müdahalesi yapacak, melo'nun talimatlarını uygulayacak, topla mümkünse hiç oynamayacak, kesinlikle ileriye, serbest vuruşlara gönderilmeyecek,ve çıktığı, girdiği her topa mutlaka dokunacak.
riera; sol bek mevkisinde sol açık oynayacak. paraleli aydın.
dany; savunma önünde ilk topa girecek, tekniği yüksek, oyunun büyük bölümünde savunma görevi yapacak.
selçuk; oyun kurucu eş başkanı, topu sneijder kullanıyorsa mutlaka gol ve atak kombinasyonunun bir faktörü olacak. daha çok hücum bölgesinde görünecek.
sneijder; oyun kurucu eş başkanı, selçuk nasıl oynayacaksa öyle oynayacak.
bruma; sahayı metrobüs gibi dikine değil, finikuler gibi enine kat edecek. takım riera'dan atak yapıyorsa enine sol tarafa, aydın tarafından geliyorsak enine sağa geçecek. bu kondisyon, teknik ve hız kendisinde var. tek açıkla, iki açık gibi oynayacağız.
burak;umut; 1. tercihim burak olmakla beraber işi gol atacak adam. atamayan kaleye misali değişimli oynayacak. kritik sağ açık veya sol açık olarak değil de bağımsız olarak ileride takılacak.
drogba; takımın santroforu, toplar burak'tan önce kendisine atılacak, forvetin kaptanı olacak.

not; eeğer kalede muslera olacaksa, feda edilecek yabancı dany olacak, dany'nin yaptığı bütün işlere en yakın türk futbolcusu ceyhun.

takım, top bizdeyken, kalecide bile olsa oyuna gelişigüzel değil, melo'dan başlayacak. atağın yönü hangi tarafa dönüşüyorsa o tarafın beki ileriye çıkacak. solda ise riera akacak, bu yetenek kendisinde var, aynı anda savunmada kalan 3 kişi sola doğru kayacak. biz tribünde semih'i sol bekte, melo ve aydın'ı stoperde göreceğiz. atak sağdan gelişiyorsa tam tersi uygulama. galatasaray gibi takımın beki olmaz. bir tek semih yeter, kaleciyi'de saymazsan diğer 9 kişinin birinci vazifesi hücum yapacak. bu arada biz hücumdayken dany savunmayı kollayacak. hücumla savunma arasındaki köprü olacak. orta sahada ilk topa basacak adam da dany olacak. top rakipteyken takım set düzenine geçecek. dany ileride ilk topa basacak. topu nasıl alırsak alalım hangisi yakınsa selçuk ve sneijder'e kazandırılacak. oyun onların inisiyatifine bırakılacak.
drogba mümkün olduğunca kendi kalemizin dışında konuşlandırılacak. gerekirse orta sahaya bir sandalye atıp oturacak, gol postta en diri haliyle öldürücü darbe için hazır bekletilecek.

dere geçerken oynayacak takım ve oynatılacak taktik budur. devreye kadar daha beter olmayacağı garanti formüldür. en acil şekilde aydın, riera ve dany yerlerini en az 2 şer kademe daha büyütecek yeni adamlara bırakacak. savunmaya alınacak ufo, popescu, de boer türünde teknik bir libero alınınca melo tekrar kendi bölgesine kaydırılacak. ve kalecinin türk olması transferin birinci maddesi olarak gündeme alınacaktır.

10 Kas 2013

El Sikko; Fenerbahçe ?-0 Galatasaray

Maçın kaç kaç bittiğini biliyorsam şerefsizim. 75. dakikada bıraktım o anda 2-0 yeniktik. Tabela öyle yazıyor diye dedim. Yoksa maçta gol falan yoktu.

Net yazabiliriz, keşke yenseydi de yazsaydık ama ne yazık ki bu hiç bir zaman olmayacak. Uzak ara, Langırt ligimizin en kötü maçları El Sikko maçlarıdır. Fenerbahçeli için sorun değil, istediğin kadar leş futbolcun olsun, hatta yenil, dert etmezler. Dünyanın en mutlu insanlarıdır, biz olsak ki -olduk bu maç itibarı ile- maçlarımıza 5.000 kişi gitmez.

Maçın kadrosunu yine tahmin ettik, biz olsak biz de aynı takımla çıkacaktık. Gel gelelim kellelerin önemi oynadığı oyunla değerlendirilecek. Takım çöp, uzun zamandır tespitimiz bu yönde, ne var ki Fenerbahçe'de çöp. Bu yüzden serdeki Galatasaraylılıkla, Aslıyok Yaylasındaki koyunlarımızı satıp, 3.20 bahis oynadık. Aramızda kalsın iddia çıktı çıkalı oynarım, Galatasaray maçını tek bir kere bilemedim.

Yine bir umutla televizyon başına geçtik. Geçmeden  önce de rahat olalım diye bir kaç tek attık. Bıraktığımız yere geri döndük, hem yazıyor hem sinirden kafayı yememek için teke devam ediyoruz. Etmeyenler de var elbette. Tugay Kerimoğlu'nun Emre'ye bir sarılışı vardı gördünüz mü? 40 sene kardeş kardeşi görmese öyle sarılmaz. Nefret ettim kulübedeki cesetten. Evet tam adını buldum, Tugay Kerimoğlu bir cesettir. Senin gibi uluslararası futbolcunun ta amk. Galatasaray'ı elinden gelse bir kaşık suda boğmakta teredüt etmeyecek, futbol camiasının gelmiş geçmiş en aşağılık futbolcusuyla kucaklaştığın gibi, Melo'yla, Eray'la, Ceyhun'la kucaklaşsan bu çöp futbola belki bir çare olabilirdin. Açık konuşuyorum, Fatih Terim'den bu çöp takım için ne kadar nefret ettiysem en az 10 misli Tugay Kerimoğlu'ndan nefret ettim.

El Sikko, her zaman ki gibi. 50.000 salyaları köpüren köpekten tırsmış 11 Galatasaray futbolcusu, kenarda korku filmi seyreden hocalar, oyuna girip takımın gücünü daha da geriye düşüren yedekler ve ekran başında ölüden medet bekleyen Büyük Galatasaray Taraftarı. Bırakın lan bu çöp futbolcular için göz yaşı dökmeyi. En övündüğümüz hasletimizi bile sattılar, yenik takım can havliyle savaşır, debelenir. Bunlar maç bitse de Fenerbahçeli dostlarımız futbolcu arkadaşlarımızla kucaklaşalımın peşindeler.

İnanılır gibi değil, 70 dakikasını seyredebildiğim maçın pozisyonlarını düşünüyorum. 2 defa kendi kalemize gol attık.  Karşıdaki takım çatır çatır top oynar üzülmezsin, çok iyi oynadılar dersin. Ligin en kötü futbol oynayan takımına karşı pozisyonun yok. Yarım pozisyonda da Burak Bey ofsayt. Senin ta Allah belanı verisin futbolcu gibi. Bu geceden itibaren iki kişi benim baş çelişkim oldu. Biri Tugay, biri Burak, Galatasaray'dan kovana kadar savaşacağım

Hangi oyun planını eleştireceğiz, hangi, futbolcunun hatasını yazacağız. Savunmadaki leşe saldırsam yazık, adam bas bas bağırıyor ben futbolcu falan değildim, Fransa'da monşer hayatı yaşıyordum. Sıradan bir lig takımın savunmasında, follaş olmuştum. Bir baktım bana bir pantolon giydirdiler, cebi de çok büyüktü, Big God'a dua ettim, cebe para doldurdular, kendimi İstanbul'da buldum. Ben kimim, hazreti kazmayım. Siyahi olmasam Kırkpınar pehlivanıyım, giydirin kispeti, sırtımı yağlayın, salın çayıra o derece.  Bir an ceza sahasına bomba atıldı, kendimi yere attım, şarapnel parçaları gözüme girmesin diye gözümü kapayıp, ellerimi açtım. Tanrıma dua etmek için, sanki kıyamet kopmuştu korktum. Bakmayın siz benim ayı gibi bedenime, aslında bildiğiniz sıçanım. Top geldi elime çarptı. Teşekkürler Grande, ben de sana biat eden futbolcular safındayım. Sahibime göre kişnerim. Ha bu arada Lilie, size Gayseri'li Hurma'dan beter geçirdi, Amrabat'ı unutturdum haa  haaa.

14 senedir yenemiyoruz, bu 14 sezonun en kötü Fenerbahçesi ile oynadık. Biraz iyi olsalar 8-10 tane atmaları iş değil. Ne maçlar seyrettik 6 yediğimiz maçta bile bu kadar kötü oynamadık. Mahkum oynasak gam yemeyeceğim, ortada leş gibi bir takım var ve en ufak bir gol girişimi yok. Galatasaray taraftarı yenilgiyi affeder, takımı yenilse de bağrına basar, ama sıçan gibi oyunu affetmez. Ben küstüm, bu takım benim takımım değil. Bu takımın da iyi futbol oynaması mümkün değil.

Çöpten topladığın ıvır zıvırla çok iyi  pizza yapsın diye İtalyan aşçı getirmişsin. Bir boktan anladığınız yok, bu kadar kötü malzemeden ancak bir tinerci, çöp toplayıcısı bir şeyler yapabilir. Ya takımı,Melo hariç tamamını gömün, zehir, irin saçamasınlar diye de kireçleyin, ya da gidin çöpçüyü geri çağırın. Mancini'ye, Reykart gibi rezil edip teneke bağlatmayın. Gitsin adam kendini kurtarsın bu pislikten.

Çok rahat yenildik, rahatsızlık bile vermedik. Gökhan Gönül'ün puştluk kalleşlik yapmasına bile gerek yoktu. Biraz bekle biz zaten kendi kalemize atacaktık. Hatta Emre bile sinirlenmedi, pisliğe başvurmadı. Takımda bir Hasan, bir Emre Aşık bile yoktu isyan edecek. Hatta ne yalan söyleyeyim oturduğu yerden bile sarı kart alabilen Sabri bile yoktu.  Galatasaray değil tam bir sıçan gurubu vardı, yazıklar olsun.

Formaları çıkarın siktirin gidin. Galatasaray yense de büyüktür yenilse de, siz küçük futbolcularsınız. Bir köşede ağlayan küçük bir Galatasaraylı çocuğun tek bir damla yaşı bile etmezsiniz.

Maçın tek iyi futbolcusu bizim adımıza Dany'dir. sonradan ekledim unutmuşum.

Not; Futbolcuların kucaklaştıklarını görmedim, kimseden duymadım. sadece tahmin ettim yazmışım. demek bu da doğru çıkmış. İyi ki de görmemişim, daha beter kahrolurdum.

10 Kasım

Hayırdır İnşallah! düşümde Atatürk'ü gördüm. Gözleri çakmak çakmaktı. Sevindim, birden kuşkulandım sonra. Gazi'mi yaşıyordu, ben mi ölmüştüm? demeye kalmadı Atatürk seslendi.
-Haydi gidelim
-Nereye?
-Partiye
-Hangi partiye? Atatürk duraladı,
-CHP ye elbet
insan rüyada başka oluyor. Durumu bildirdim.
-CHP 'nin belini kırdılar atam, daha doğrulamadı.
-Kim yaptı bu işi? Peki iktidarda hangi parti var_
-Muhafazakar Parti
-Yaaa
Bu şaşkınlık saniye sürdü, bu kez dedi ki,
-Öyleyse Türk Dil Kurumu'na gidelim
-Gitmesek Atam
-Neden?
-Senin vasiyetini bozdular
-Kim bozdu?
-!!!!
-Ya Tarih Kurumu?
-!!!
-Öyleyse Halk Evl'ne gidelim
-Kapısı mühürlü
-Kim yaptı bu işi?
-!!!!
Kaşlarını çattı, durumu kavramaya çalışıyordu. Milli Eğitim Okullarından bir sınıfa girdik.
-Bu ne dersi?
-Din dersi
-Öğretim Birliği Devrimi nerede?
Yere bakarak konuştum.,
-Yıktılar
-Din dersleri zorunlu mu?
-Evet
-Kim yaptırdı_
-!!!!
Gazi gözlerini gözlerime dikti
-Her şeyin bir nedeni vardır, bu gerilemenin de
-Nedeni var
-Göster
Elimden tuttu uçmaya başladık. Gözlerimizin önünden yol yol kırmızı şeritler geçiyor, yıldızlar uçuşuyor, bayraklar dalgalanıyor.
-Bunlar Amerikan Bayrağı değil mi?
-Evet
-Neden buradalar?
-Amerikan tesisleri, Amerikan Üsleri Atam
Gazi durdu, gözlerindeki güzellik hüzne dönüştü.
-Anladım dedi. Yüreğim burkuldu.
-Ulu Önder! bir şeyler yap
Yine baktı, bakışlarımız çakıştı, BUGÜN 10 Kasım'dı.

İrtica, Büyük Türkiye Halklarının gençliğine bir tarih diyalektiği dersi vermiştir. Bu yüzden iyi bir okuldur. Rahat ol Cumhuriyet'in Büyük Kurucusu. Haziran direnişi sürüyor, geldikleri gibi gidecekler.