27 Ara 2014

Galata SARAY'a Çıktı Açık Alınla; Gençlerbirliği 1-1 Galatasaray


10 larca havuz gazetesi, yüzlerce Medya Sülüğü var, maçı yazdığını sanan, bizi de okuyorlar mı diye bin türlü hokkabazlık yapan. Onlara bırakalım sahayı. Onlar sahaya bakıp yazsın, 4321 taktiğiyle oynadılar, Alan daraltamadılar, bloklar arası mesafe açıktı, gibi saçma sapan önermeleri.

Biz maçı tribünlere bakarak yazan taraftayız. Hatta maçı maçtan önce seyredip, tabela ne olursa olsun yazdığımız şeyi değiştirmeyenlerdeniz. Başlıyoruz,

Galata bu sefer Saray'a çıktı dediler. Bedreddin Dalan'ın şoförüne rastlamasa muhtemelen hala Edirnekapı-Habipler minibüs hattında çalışıyordu Şebek. Hasta Galatasaraylı, minibüsü sarı kırmızı atkılarla süslü, Şampiyon yazıyor ön camın üstü boydan boya. Kaputun üstünde bozuk para bölmeleri hapishanedeki bir Galatasaraylının hediyesi boncuklarla bezenmiş. Maç anında belki arabayı başkasına emanet edip, güzergahtaki bir kahveden maçı seyrediyor. Belki o büyük, unutulmaz günlerde hat dışına çıkıp, tura çıkmıştır. Ama kader, ama düzen bu, bir bakmış ki, 2014 sonlarına doğru koskoca Galatasaray'ın CEO'su.

Alp Beyden 5 cm uzağa işeyebildi diye adını bilmediğimiz, yolda görsek tanımayacağımız bir prostatlı Başkan yapılmış. Dürüstlüğün yanından bile geçmemiş Ali'yi de alarak sac ayağı oluşturmuşlar, 100 sene daha geçse sportif olarak asla yanımıza bile yaklaşamayacak rakibimizle, Canımız, Ciğerimiz Galatasaray'ımızı, sistem çanağı yalama yarışmalarında eşitlemişler, belki de öne geçirmişler..

Galatasaray Cumhurbaşkanı'nın ayağına ancak Avrupa Şampiyonu olduğunda, Süper Kupayı aldığında Devlet Üstün Madalyası almak için gider. Bu mübarek günlerin dışında futbol sahası dışında gideceği tek bir rotası vardır. Aslanlı Yoldan ilerleyerek Ata'sının huzuruna çıkmak.

Keşke Galatasaray 5-0 yenilseydi de bu ayıbı bana yaşatmasaydı. Bu ayıbı yaşatan Şebeklerin de son kullanım tarihi olan 5 ay sonrasını göreceklerini sanmıyorum. Olanca kinimle saldıracağım. Ben Galatasaray futbolcusu olsaydım, ya Saray'a çıkmazdım, ya da maçta oynamazdım, oynayamazdım. Eğer Ülkenin yarısının nefret ettiği bir Cumhurbaşkanının tarafıysan, maç senin için teşviktir. Gönlün beynin diğer yarısında kalmışsa ters teper oynayamazsın. Alakan yoksa da, çıkar dün gece oynadığın gibi oynarsın, gelen ağam giden paşam. 30 sene önce Kenan Evren'in huzuruna çıkarılan futbolcular resimleri çöpe attılar, umarım dün Saray'a çıkarılan futbolcularımız bu kadar uzun süre beklemezler.

Maç yazamayacağız, yenemedik diye değil. Biz Galatasaray forması seyrediyoruz, yenerse maçın geometrik değerine göre mutlu oluyoruz yenemezse moralimiz bozuluyor o kadar. Bizim Galatasaraylılığınız esas maçtan sonra başlıyor, 24 saat, 365 gün, nerede bir Galatasaraylı çocuk görsek ateşini harlandırırız. Bir tek bir Galatasaraylının boynunu eğen, bizim baş düşmanımızdır, zaten öyleydi, bu gün katmerli bir nefretle uyandım. Minibüsçü, dünya ahret düşmanımsın, tek başıma ben olsam bile bir Galatasaraylıyı utandırdın.

Aslında Aziz'e kızıyoruz da bir taraftan adam haklı. Hocaya, futbolcuya gerek yok. Şu şikeyi de yapmamış olsaydı ülke için rol model bir Başkan'dı. Mancini yerine Hamza'nın gelmesi daha iyi oluyorsa, bu ülkede futbol konuşulmaması lazım. Biz de futbol analşzine girmeyi gereksiz buluyoruz. Olur şey değil, Mancini, Prandelli kovulup 40 yıl düşünsek aklımıza gelmeyecek Hamza Galatasaray'ın başına geliyor, Galatasaray daha iyi oynuyor, daha iyi sonuç alıyor. Mancini ile Hamza İnter'i değişse acaba onlarda da bir değişiklik olmaz mı? Futbol yazmamaya çalışıyoruz, bilmediğimizden, anlamadığımızdan değil, Tiyatro seyrediyoruz, bir sonraki sahnede ne olacak, oyuncular, oyunu kuranlar biliyor, biz bilmiyoruz. Heyecanlanmaya, üzülmeye, sevinmeye gerek yok. Biz eskiden tribünlerde maçın, Şampiyonluğun kaderini değiştirebiliriz sanırdık. Bu yüzden 10 yıllarca gırtlaklarımızı parçaladık, kısık seslerle gezdik. Şimdi eminiz, bu yüzden tribünleri tek ettik. Gitmek isteyeni de engelleyemediler dün gece gördük. Tribünlere alınmayan Galatasaray taraftarı( ne kadar taraftar diyebilirsek) 90 dakika bağırdı.

Seyrettiğimiz Galatasaray maçı için söyleyecek hiç mi bir şeyin yok diyenler için bir şeyler yazıp, Hisseli Harikalar Kumpanyası'nın önümüzdeki perdelerinde  ne seyredeceğiz acaba diye istiareye yatıyoruz.

Muslera bu sezon ilk defa benim görmek istediğim büyük takım kalecisiydi. Maymuni bir suplaj(uçarak kurtarış) yaptı, kenardan gelen öldürücü gol ortasında da insanlık dışı bir plonjon(uçarak topu tutmak) seyrettik. Estetik, görsel zevk açısından muhteşemdi.Beğenim bu yüzden değil ama. Topları çok çabuk ve seri olarak adama pas olarak kullandı. Semih'ten çok daha teknik bir futbolcu, çoğu pozisyonda liberoluk yaptı. Kötü oynayan takımın en iyi futbolcusuydu(kalecisi değil)

Semih Kaya keşke fakir olarak kalsaydı. Kaybedecek hiç bir şeyi olmasaydı da toplara ölümüne girseydi. Her oynadığı maça son maçım diye çıkabilseydi. Florya'ya metrobüsle gitseydi. Ay be Asimo senin de pantolonuna cep diktiler, cebi yurolarla doldurdular, 4 sene önce trenle gelip gittiğin Kartal'a şimdi uzay mekiği gibi arabanla gelmeseydin keşke. Hiç bir futbolcudan umudumu kesmemiştim senden kestiğim kadar. Şimdi kaybedecek çok şeyin var, neştere kafa atmıştın, şimdi topa götünü dön. 5. cm sıçrayama, gelişi güzel uzaklaştırdığın top bile 20 metre uzağa gidemesin. Top Galatasaray çerçevesinden içeri girerken felç geçir, ayakta kal. her girdiğin ikili mücadelede asırlık çınar gibi devril. Maç, antrenman olmadığı zaman, atla Lombardicine köyüne git balık tut, mangal yap. Sakın Terry ile, Pike ile, Maskerano, Compani gibi stoperle tanışıp arkadaş olma, Abidal futbolu bırakmış, gidip akıl danışma. Ne gerek var lan, nasıl olsa görünmez bir el  ilk 11 i yapıp sahaya sürüyor ve sen varsın o sayının içinde. Devam et, bu sistem sen futbolu bırakana kadar değişeceğe benzemiyor, senin gibi kaç kazma daha kaldırır.

Burak'ı ofsayttan, hücum faulden Hz. Hamza'nın dahiyane buluşuyla kurtardık. Bir akıl da ben vereyim kesin çözüm için. Burak'ı kaleye geçirin hiç ofsayta düşmez. İşin kolayı buymuş, Burak geriden gelecek, az pozisyona girecek ama çok atacak. Dolayısıyla nöbetçi golcü, asıl golcü olarak oynayacak, Galatasaray hücum gücü, ofsayt handikapı yüzünden düşürülecek. Nasıl olsa yediğimizden fazlasını atıyoruz, prim Hamza'ya yazılacak. Bruma'yı banko oynatıp, maç be maç güven, güç, form kazandırmak, Burak'a ofsayta düşme demek daha zor. kim uğraşacak? Yürü be Fath Terim'in Çırağı. Hayatının kumarını oynamıyorsunnasıl sa, şu ana kadar Dük yaptık zaten, Beşiktaş'a koyarsan Arşidüksün, Kadıköy'den sağ selamet çıkarsan, 4. yıldızı takarsan Kralsın.  Uyarına gelmez ya, Nasrettin Hoca gibi maya çaldığın göl yoğurt tutarda Avrupa Şampiyonu olursan İmparatorsun. Aksi mi? korkma kardeşim, Kravatlı Eşkiyalar köşe başlarını tuttuğu sürece, seni tekrar Ramiz Köfte'ye usta başı yaptırmazlar.

Bir günlük beylik beyliktir deyin, keyfinizi çıkarın, cebinizi doldurun. Kulüplerin başına gerçek sahipleri gelene kadar, bayramınız olsun.

25 Ara 2014

Neden Maçlara Gitmiyorum?

WATERLOO savaşında Napolyon Bonapart, bataryalardan birinin saatlerdir ateş etmediğinin farkına varır. Kurmaylarıyla batarya yuvasına gider, komutana neden ateş etmediklerini sorar.
-''9 önemli sebebimiz var efendim''
-'' Neymiş bunlar say bakalım''
-'' Biiiir; Cephanemiz bitti, İkiiiiiii'.
- ''Tamam diğerlerini saymanıza herek yok''

Leş kokan ligimizin ilk yarısı bitmek üzere, neredeyse maça gitmek yasaklanmış gibi bir şey. 10 larca kanalda 100 lerce şebek var, bu konuya değinen kimse çıkmadı. Bir program yürütülüyor ki, durumundan şikayetçi olan bile yok. İş başa düştü, tarihe not düşmek için yazıyorum.

Böyle bir soruyu soracak Napolyon bu ülkede yok, çıkacağa da benzemiyor. Öyleyse kendimize soruyoruz, cevaplamaya çalışıyoruz.

Biz taraftarlar neden  maçları stadyumlarda seyretmiyoruz? 

Bizim de 9 sebebimiz var,

Napolyon'un batarya komutanı gibi 1 den başlayıp, sorgudan kurtulabilirdik, ama biz her zaman ki gibi meşakkatli yolları zorlayacağız. Sondan başlıyoruz.

9- Maç Enflasyonu Var; 

Herhangi bir mal, talepten daha fazla sunuluyorsa o mal çöpe çıkar. İsteyen Japon ligini bile izleyebiliyor, 100 lerce tv kanalı var, isteyen bir günde 10 maç seyredebilir. Seyredilen bütün liglerde oynanan futbol, bizim ligde oynanan futboldan daha iyi. Aptallar kendi mezarlarını kazmışlar, farkında bile değiller. Hele İngiliz, Alman ligini bir kaç hafta izle, mutlaka bir takımın taraftarı olursun. Galatasaray veya Fenerbahçe taraftarı değilsen, seç bir yabancı takım kendine, ol onun taraftarı, sinirlerin bozulmaz, küfür etmezsin, kafayı yemezsin, maçına gitmeyeceksin nasılsa, formasını almazsın, paran cebinde kalır.

8- Maçlar 90 dakika değil; 

Ayıplı mal satıyorlar. 90 dakika diye aldığımız seyir malı aslında çok daha az. Üşenmeyen ilk seyrettiği maçın kronometresini tutsun. Fauller, taçlar, autları saymıyorum, onun hesabını tutan var. Geriye yana, verilen paslar, kalecilerin çaldığı dakikalar, yatan takımın iğrenç vakit geçirmesi. bir maç en fazla 30-35 dakika verimli olarak oynanıyor. Devre arası en az 18 dakika. Futbolcular kötü niyetli, 3 puanı almak için hileye başvurmayan takım yok gibi. Medya sülükleri taraflı, devamlı negatif enerji yayıyorlar. Maçların cazip yönlerini işleyen yok. 40 metreden gol oluyor, atanı öveceklerine yiyeni yeriyorlar.

7- Maç Bileti Pahalı;

Biz Real Madrid taraftarından daha pahalıya maç seyrediyoruz. Hayatlarında az para ile işi olmayanlar için kale arkası kombinesi olan 800 lira, bahşiş bile değil. Bu yüzden onlar şaşırıyor, Örnek ,Tüpçü ben senede 20 milyon dolara Beşiktaş maçlarını izliyordum, çarşının boyacısı 500 lirayı nasıl vermiyor diye şaşırıyor. Aziz'in köpeğinin aylık masrafı, bizim pahalı diye alamadığımız kombine parası kadar. Hem Almanlardan az maaş alıp, hem Bayern taraftarından daha pahalı maç seyredeceksek, bizim gibi kerizi zor bulursunuz artık.

6- Futbol Kötü;

Maçların hemen hemen tamamı kötü, risk alıp maça gitmeye değmiyor. Büyük takımlar zaten bir şekilde kazanıyor, küçükler de yenileceğim maçı, üstelik kötü olacağını bile bile neden gidip seyredeyim? diyor. 1 gol atan, yatıyor, çoğu takım beraberliğe fit. Kıran kırana bir maç izlemeyeli seneler geçti. Büyük takımlarda monşer futbolcular oluştu, taraftar yenilik peşindedir, hep aynı, kötü oynasa da kesilemeyen futbolcuları seyretmekten bıktılar.

5- Futbolcular Orantısız Ücret Alıyor;

Götze'nin 80 işçi maaşı aldığı futboldan, Selçuk 900 işçi maaşı kazanoyor. Tıklım tıklım tribünlerin olduğu yılları oranlayın, maçı oynayanla, maçı seyreden arasında korkunç yaşam standartı oluştu. 18 yüzü görmeyen bir futbolcu bile Mercedes arabayı beğenmiyor. Daha dün Kartal'da pide yiyen futbolcu, uzay mekiği gibi arabalara biniyor. Bir de takımı netice alamayınca ister istemez futbolcuya kin besleniyor. Futbolcuların aldığı paraları, taraftar ödüyor, daha doğrusu ödeyemez duruma geldi. Pamuk ipliği koptu.

4- Passolig Garabeti;

Futbol taraftarının artık kanını emiyor yamyamlar. Sana ne kardeşim bir kombine bir kişi için değil mi, adam büyük maçlara giderim, diğer maçlarda kiralarım diyordu. Bütün maçlara gitmeye mecbur mu? Akılları sıra kart vererek, taraftarı zapt altına alacaklar. Zaten maçlara kimse gitmiyor, 3-5 kişi yüzünden tribüne komple ceza veriyorlar. Madem bunun için uygulamayı değiştirdiniz, bulun o zaman. Tribüncüler bilir, çoğu kendi yerine oturmaz zaten. Küfür maçın halk edebiyatıdır, küfürden ölen, kötü oynayan futbolcu görülmemiştir. Hadi edeni buldun, o başkasının yerinde tepiniyor zaten. Maksat birilerine kart parası adında soygun imkanı, yutmadık. Alsak bile sadece büyük maçlara gideriz.

3- TÜP Federasyonu; 

Ceza üstüne ceza yağdırılıyor, hadi tribünleri cezalandırıyorsun, futbolcular doğranıyor. Tweet attı diye 3 maç ceza, lan dedi diye 5 maç ceza, hakemi itti diye 2 maç. Bu konuda çalışmam yok ama eminim, 10 sene önce toplam futbolcu cezasıyla, bu sezon ki leri karşılaştırın bakalım ne sonuç çıkacak. Hiç bir takımı tam kadro maça çıkarmıyorlar. Bütün maçların sonunda aynı hikaye, hakkına razı olan takım yok. Güven sıfırlandı. Sevk ve idare edemiyorlar.

2- Avrupa Kupası Hayal;

Takımlarımız bu gidişle  30 sene öncesine dönecek. Avrupa Şampiyonluğuna oynayan takımımız yok. En kralı 3 senede uçurumdan düşer gibi düştü. önce 10, sonra 8, en sonunda da mecbur 6 maçı oynayıp, kepaze oldu. Taraftarlığı forse eden takımlarımızdan, Galatasaray taraftarını, Şampiyonluk kesmiyor. Gördüğünden geri kalmayı içine sindiremiyor. Bir Juventus golünü bir daha yaşayamayacığına inanıyor, Fenerbahçe taraftarı, yeteri kadar keriz yerine kondu. Her sene Avrupa'ya gideceğiz diye dolandırıldı. Beşiktaş taraftarı Evliya Çelebi'ye döndürüldü. Trabzon taraftarı sanki her maç cezalı, 100 kişi bağırsa sahası kapanıyor. Bursa, Eskişehir taraftarı da nasıl olsa Şampiyon olmayacağız diye modaya uyuyor. Lige siyaset bulaşmış, seyircisi olmayan takımlar cirit atıyor. taraftarlık bir alışkanlıktır, modadır, bir birini tetikler. Arkadaşın gidiyorsa sen de maça gidersin.

1- ŞİKE;

Aslında mesele budur, diğerlerini saymaya bile gerek yoktur. Şike yaptığı sabit olan takım, Başkan ceza almamıştır. Futbola güven sıfırlanmıştır. Suç üstü yapıldığında bir şey yapılamıyorsa, her sene şike yapılmadığının garantisini kim verebilir. Ligin zaten kendisi, Fenerbahçe- Galatasaray Şampiyonluğuna kurulduğu için de facto şikedir. Hiç bir takımın Şampiyon olma şansı yoktur. Bütün takımlar nedense Fenerbahçe Şampiyon olsun, Galatasaray olamasın üzerine motive edilmektedir. Lig doğal seleksiyonuna bırakılmadan kim Şampiyon olursa olsun şaibe vardır. İmalat hatası Şampiyon olan Bursaspor, tıpkı 40 sene öncesinin Eskişehirspor'u gibi cezalandırılmıştır. Trabzonspor'un şampiyonluğu sayılmamıştır. Bu sezon zaten oynanan maçlar senaryosu belli tiyatrodur, kombine alan taraftarlar pişman olmuş, almayanlar almadığına şükretmiştir. Bir sonraki sezon bu kadar seyirci bile maçlara gitmeyecektir. Fenerbahçe ve pisliğe bulaşan takımlar ceza almadığı sürece taraftar tribünlere dönmeyecektir. Belki de istenen budur.

Seyirci gelmiyor bahanesiyle kulüplere el konulacak, Arap'lara, Rus'lara, Çin'lilere satılacaktır. Varsa Gök Tanrı sonumuzu hayır etsin.






21 Ara 2014

Ramiz Köfte Şövalyesi; Galatasaray 3-2 Mersin


Uzun zamandır maç yazısı yazmıyoruz, neden? Çünkü artık çok iyi belledik, ülkemiz futbolu büyük bir lağım akvaryumu, bir tane çöpçü balığı var ki 17 takımın baş belası aslında. Pislikten besleniyor, içeride temiz balıklar da var elbet. Ne var ki sadece biri şikayetçi akvaryumun pisliğinden. Diğerleri, yüzüyor, bekliyor çöpçü balığı önce doysun diye, onun pisliğinden geçiniyor. Bir anlasalar, o olmasa, akvaryum tertemiz olacak, huzur içinde salınacaklar, yüzecekler, seyretmeye gelenler gözlerini alamayacak.

Diye uzar gider de biz kısa kestik, senaryosu belli maçları yazmaya değmez dedik. Bizim için futbol sadece mübarek sarı kırmızılı formanın maçını izlemekle sınırlı kaldı. Kesin hüküm verdik ki, Türkiye'de de facto bir futbol sözleşmesi imza edilmiş. 17 takım var gücüyle Galatasaray'ı Şampiyon yapmamak için oynayacak. Galatasaray'a karşı kötü oynayan futbolcu aforoz edilecek, Galatasaray lehine hata yapan hakem idam sehpasına çıkacak, Galatasaray'la oynayacak takımın bir önceki, veya bir sonraki maçı garanti altına alınacak. Galatasaraylı medya maymunları dahil, yazılı ve görsel basın Galatasaray yense bile kötü oynadı algısı yapacak, negatif enerji salacak.

16 takım ise tam tersi Fenerbahçe nasıl Şampiyon olur diye kafa patlatacak. Hakemi, medyası, gözlemcisi tam tekmil, kazasız belasız Fener maçı atlatmanın çaresini arayacak ve bulacak. Fenerbahçe ile oynayacak takımın varsa iyi futbolcusu bir önceki maçta iptal edilecek, sakatlanacak, ceza alacak. Fenerbahçe maçlarının sonucu belli, kendiliğinde atamazsa, Şebeke bütün organlarıyla seferber edilecek. Son çare Hakem atacak.

Geçen sezon Şebeke'yi yenemedik. Bu sezon gücüne güç katan Şebeke 4. yıldızı Fenerbahçe'ye taktırmak üzere meydan savaşı başlattı. Üstelik çok daha güçlendi, Galatasaray'ı savunabilecek bir Başkan'ı geçtik, köstek olacak bir prostatlı geldi. Alp Yalman Bey'den 5 cm uzağa işeyebildi diye 80 yaşındaki fosili Başkan yaptılar. Yetmedi, Galatasaray tarihinin belki de tek Dürüst olmayan adamıyla, hasta Galatasaraylı Edirnekapı-Habipler Minibüs Şoförünü futbolun başına memur ettiler.

Kötü Başkan, kötü Başkanı kongrede düdüklermiş. yıkılış, teslim oluş senaryosunu uyguladılar. Adnan Polat, Reykart'ı kovdu, yetmedi, Hagi'yi kovdu anca devirebildi koca Galatasaray'ı. Polat Rönesansın yükselmesi, çekleri yazılan Ege Seramik'in ayağa kalkmasının bedeli de nasıl ödetilirdi ki? Aynı yollardan geçtiler, Devletle belediyelerle işi olmayan Ünal Aysal Şebekeyi çok rahatsız etti. Dövdüler olmadı, sövdüler kesmedi, kovdular. Şebeke'nin bir numaralı evladının emir erini Galatasaray'a hoca yaptılar. Hesaplarına göre şu an 8. falan olmalıydık. Lağım suyunda oynanan ligi canlı olarak kimse seyretmiyordu, televizyonlardan seyredecekler için de, Beşiktaş'ı ayakta tuttular, maksat heyecan sürsün, Beşiktaş görev talimatı alır almaz kendiliğinden 3 maç yenilir çekilirdi, istendiği an Fenerbahçenin altına uzanırdı.

Gel gelelim tuzaklar aslana sökmedi. İçten dıştan esir alınması için bütün bir orman satın alınmıştı ama görünen o ki yine başarılamayacaktı. Biz alışkınız ÖKÜZ'e tuzak kuracak değiller di, elbet ASLAN'a kuracaklardı. İşte Galatasaray bundan büyüktü, çıktığı maçlarda karşısında bir rakip yoktu. Tehditle, teşvikle, kinle, motive edilmiş 17 takımın karmasına karşı oynayacaktı her maçını. Galatasarayla oynayan takımın bir sonraki maça çıkacak dermanı kalmamasının sebebi buydu. Biz memnunduk, biz isteriz ki daha iyi oynasınlar, bilsinler ki, bizi rakip kalenin ağlarına bırakılan toplar artık kesmiyor. Hakemi de, basını da, federasyonu da yenmezse ben artık alınacak 3 puanları saymıyorum. Hodri meydan.

İşte dün oynanan maç işte tam böyle bir maçtı.

Ders niteliğinde, futbol seminerlerine okutulması, idmanlarda çalışılması gereken Galatasaray 3.golü, Rıza tarafından sıradan gol olarak değerlendiriliyorsa bizim maçı yazmamız gerekiyor. Tavşan dağa küsüyor, dağın haberi yok. Çuvaldızı batırmaya devam edeceğiz, sahiplerinin medyasında istedikleri kadar kan emsin sülükler, sosyal spor medyası bizimdir.

Semih Kaya'ya kesin bir şeyler oldu. Yok maçta gelen top yüzünden hastanelik olmasından söz etmiyorum. 18 yaşında neştere kafa atan adam, her topa kıçını dönüyor. Kendi pozisyonunda çok rahat topa müdahale edebilecekken, avuta refakat etmeyi tercih etti, ayakta kalamadı. Telles'in pozisyonunda kıçını döneceğine Hakan Balta gibi yatıp hedefi küçültse o pozisyon yaşanmayacaktı bile. 10 cm sıçrayamıyor, vurduğu kafa topu 20 metre uzağa gitmiyor. Geçmiş olsun diyoruz, ve futbol dışı ne sorunu varsa da çözülmesini diliyoruz.

Bir pozisyonu daha yazalım sonra maçın kahramanını geleceğiz.

Sokakta köpekler korkmasın diye yolunu çeviren, sevmeyenlerini korkutmak için köpek olan Pitbull, General Melo'nun, topa unutulmaz dokunuşunu yazmasak olmaz. Öyle şiirsel dokundu ki, biraz daha ayağını uzatsa tekmeyi tarak kemiğine yerdi, ilk yarıyı kesin kapatırdı.Sarı kartı yapıştırmış hakem ikinci için fırsat kolluyordu, topla beraber dokunsa, sarı kart penaltı cepteydi. Galatasaray'ı mutlak bir golden kurtardı, ilk yarı herkes gibi kendisinin de oynadığı kötü oyunu bir pozisyonda sildi.

Gelelim Hz. Hamza'ya. Galatasaray'ı batırsın diye getirilmiş vasat Hoca'ya. Ramiz Köfte Şövalyesiydi, Fatih Terim'in yardımcısı olarak Baron yapıldı. İlk çıktığı Galatasaray maçında Vikont, Konya'da Kont oldu. Dün gece Prens gibiydi.

Telles'i yaptığı ölümcül hatasından sonra çıkarıp, Bruma'yı alabilirdi. Almadı, ikinci yarıdaki oyunuyla Telles, bir sonraki Dünya Kupasında Brezilya sağ beki ben olacağım diye uzun bir yolculuğa başladı. 3 maç daha banko oynasın, 4. maç artık kimse kesemezdi.

İlk yarı takım can havliyle sanki son maçını oynayan Mersin'e karşı bir türlü oyun tutturamadı.Kötü oyunun bir numaralı sorumlusu Emre Çolak'tı. En kötü maçlarından daha kötü bir maç çıkarıyordu, son 3 maçın en iyi futbolcusu. Prens Hamza, ben döndürdüm hayata bu adamı deyip, oynatabilirdi, biz ne EGO'lu çakma İmparatorlar gördük kulübede. Devre arasında atarım bir fırça, ikinci yarı düzeltirim kumarını oynamadı. Ne gerek vardı ki, elinde ası olan biri için jiletle oyna devam etmek. Bacağı atıp, ası aldı eline, all in i çekti Şebekeye. 

Sabri'yi öne çıkardı. A2 de futbol oynamasını öğrenmiş Galatasaray sağ bekini tanımasak, Dany Alves transfer edildi, Türk yapıldı sanırdık. Tipsiz Sabri, tribündeki Dünya yakışıklısı oğluna tezahürat yaptırıyordu.  Umut-Burak gol tandemini bozmadı Hamza. İnanıyordu, gol yakındı. 2-2 olduktan sonra başka bir hoca olsa kesin bulaşırdı ön tarafa. Çok da iyi oynamıyorlardı zaten. İnanılmaz bir 3. gol geldi. Konya maçının 4. golünün benzeri, çalışılmış, ezberlenmiş halı saha gollerinden biriydi. 5 futbolcu bulaştı gole. Hücum pres, derin pas, verkaç, geriden bindirme, usta işi bir kesiş, boş kaleye dokunuş. Sevinç bizim, gurur Prens'in.

Şimdi önünde bir Beşiktaş maçı var, Stefan Duşan'ın torunu Biliç'i  yenerse Ortaçağda Dük'lüğe terfi eder. Kadıköy'de Fener'i indirirse Arşidük, 4. yıldızı takarsa Kral olur. Olur da bir Avrupa macerasından daha muzaffer çıkılır İMPARATORluğunu ilan eder.

Ya da çok kısa bir yol daha var, Şebeke sandığımızdan çok daha güçlü, kazanıyoruz diye olayları doğal seleksiyona bırakırsak, Büyük Galatasaray Taraftarının gözleri önünde bir maç boğazlanır, giyotine vurulur. Tarih, kahramanları yazacak.  

Yazmaya, konuşmaya değmez, atladım sanılmasın. Sümüklü kazmanın, ''fak yuuuuuu, hassiktiiiuuruuur lauuuan'' casından  bir şey anlamadım, anlasam yazmaz mıydım?

9 Ara 2014

Galatasaray Futbolcularına Açık Mektup

Çocuklar, siz maçları rakibe karşı oynuyoruz sanıyorsanız, büyük bir yanılgı içerisindesiniz. Galatasaray maçlarını büyük bir şebekeye karşı oynamaktadır. Türkiye süper ligi, 16 takımın Fenerbahçe Şampiyon olsun, 17 takımın Galatasaray olmasın diye, de facto senet imzaladığı, güç birliği yaptığı büyük bir organize suç örgütü, şebekesi,organizasyonudur. Yol yakınken, testi kırılmadan su taşıyanı bir kez daha uyarma, dövme hakkımızı kullanıyoruz. İş işten geçtikten, testi kırıldıktan sonra ağıt yakan, öğüt veren, yol gösteren, keşke diyen çok olur.

Büyük bir şebeke var karşımızda, koskoca Ünal Aysal'ı bile pes dedirtip kaçırtan, Fenerbahçe Şampiyonluğuna yancılık, yaptırılmaya çalışılan, son haftalara kadar heyecanın diri tutulması için yarışta olması istenen Galatasaray'ın büyük taraftarını arkasına almadan bu mücadeleyi utkuya dönüştürmesi imkansızdır. Bahsettiğimiz dayanışma, sosyal medya dayanışması değil, tribünlerin ateşine uygun, canlı, ürkütücü, caydırıcı, korkutucu taraftar bütünlüğüdür.

Bir sürü nedenden dolayı bu sezon her taraftar gibi biz de tribünlerden çekildik. Ne var ki bizi diğer takım taraftarlarından ayıran şey tabela taraftarı olmayışımızdır. Tabelaya baksak lider takımımızı 5-10.000 kişiye oynatmazdık. Çocuklar şimdi safları sıklaştırın, güzel futbol oynayın, bizleri tekrar Arena tribünlerine doldurun.  Gerisi maçtır, 3 ihtimallidir. Güzel futbol oynamasını beklediğimiz futbolcularımızı da teker teker sorgu odasına alıyoruz.

Burak Yılmaz; 

Kardeşim, son 5 seneyi sayarsak ki- öncesi zaten yoktu- ligde attığın golün yarısını atan çıkmadı. Şimdi iyi dinle bizi. Ofsaytta yakalanmayacaksın. Kim bilir kaç ataktan sen ofsayttasın diye vazgeçip geri dönüyoruz. Onca emek, enerji boşa gidiyor, düşün 6 kişi hücum ettiğimizi, her biriniz 100 metre koşsanız 600 metre takım koşusu eder. Karşılayan 6 kişi atağı beklediği için sizin yarınız kadar bile koşsa 300 metre koşmuş olacak. Ofsayta yakalandığın zaman karşı takımın 2 misli enerji harcatmış oluyorsun takıma.

Faul yapma kardeşim. Bırak yürüsün gelsin, kaleye 80 metre uzaklıktaki adama faul yapman oyunu durdurman, tempoyu düşürmen rakip takımın işine yarıyor. En kötü ihtimalle faul yapmasan 1 metre yanında olacağın adama faulden sonra 9.15 mesafeye çekiliyorsun. Hiç bir şey yapmasan topu kaptırma ihtimali, faul yaptıktan sonra kaptırma ihtimalinden büyük,

Hakemi kandırma, haksız alacağın penaltı, gol bizi memnun etmez. Hakem maçı seyretmiyor mu sanıyorsun. Belki kandırarak bir gol atarsın, puan bile aldırırsın, ama öyle bir maça denk gelir, o hakem öyle bir gölünü vermez ki, takımı Şampiyonluktan edersin. Senden isteyeceğimiz 3 şey budur. Gerisi maçtır, sana ettiğimiz sitemlerin sebebi de bunlardır.

Selçuk İnan;

Kaptan, geriye yana doğru pas verme. İstatistiğe oynama. Takımın en çok koşan futbolcusu sen olsan ne yazar olmasan ne yazar. Risk al, çalım at, dikine oyna, kaptır korkma. Sende kaptırdığını tekrar kazanabilecek ciğer var. 10 metre koşup basabileceğin adamı 50 metre kovalama. Güzel futbol, büyük futbolcular tarafından oynanır. Kaptansın, her futbolcuya eşit mesafede ol. Kaptırdığın topu tekrar kazandığında tribünler gaza gelir, mücadele eden adamı tutarız, coşarız. Bizim coşkumuz onlara cehennem azabıdır.

Semih Kaya;

Sen ki 17 yaşında neştere kafa atmış adamsın. Bu ne korku, en ufak bir feykte kıçını dönüyorsun. Top çarpmasından kim ölmüş.  Şut çeken adama yalandan ayağını uzatıyorsun artık. 30 cm boyunda 10 cm eninde ayağın kadar topa engel olabilirsin sadece. Topun kendi hacmi kadar bile değil. Şut çekilirken bütün gövdeni siper et. Bak Asimo, ayakla atılan bir golde sen ayaktaysan golü sana yazarım bilmiş ol. Her kornere gidiyorsun, görevin nedir bilemedim. Gol atmak için gidiyorsan zahmet etme. 20 kişinin arasından sen kaleye vuramazsın. Kendi kalemizdeki tehlikeyi uzaklaştır yeter.

Muslera;

Kardeşim topu sakın degajla gelişigüzel oyuna sokmaya çalışma. Senden topu almaya kimse yanaşmıyorsa kendin yürü. Baktın biri basıyor, o zaman şişirirsin. Çok zaman harcıyorsun top kontrolündeyken. Güzel futbol oynamanın, oynatmanın marş düğmesi sende. Galatasaray kalecisi vakit geçirmez, topu oyuna elle, ayakla pasla sokar.

Sneijder'e, Sedju'ya, Bruma'ya, Melo'ya lafımız yok.

Emre Çolak;

Maçlar teke tek oynansa hiç düşünmem maça senle başlarım. Geçemeyeceğin adam yok, güzel futbolun en güzel meyvesi çalımdır.10 dakikada aynı adama 3 çalım atsan Hocası akıllıysa numarası kenardan havaya kalkar. Çıkarmakta geç kalırlarsa da o moralsizlikle follaş edersin. Ver kaçla adam eksiltmek başka, çalımla adam eksiltmek başkadır. Takımda mutlaka çalımcı biri olmalıdır.

Top ayağında olan futbolcunun pas vermek için en az 2 alternatifi olmalıdır. Top kaybını, topu kaptırana değil, en yakınındaki adama yazarım.

Haydi çocuklar, şimdilik söyleyeceklerimiz bunlardır. Kalbinizi çok kırdık, Galatasaraylılıktandır bunca savaş. Taraftar sevdiğine sitem eder. Başka Galatasarayımız yok. Gazanız mübarek olsun.

27 Kas 2014

Çok Paralı Adamları Musallat Ettik Başımıza,

P
14-15 sene önce, Belçika, Avusturya, İsviçre  Şampiyonları bize ön eleme maçlarında çıkardı. Yeni transferlerin galası gibi bir maç olurdu, maçtan bile saymazdık. 3 avans verir 5 de bitirirdik. O zamanlar Almanya Şampiyonuna yolda rastlardık, 2 kafa bir yumruk mola bile vermezdik. İngiltere Şampiyonu Final'de çıkar, dur ulan derdik, İspanyollar'ın bir takımı kesmemişti, doyamamıştık, Endülüs'te halay çekecektik daha,. Hagi'nin Roberto Carlos'u gelmişti, Şampiyonlar Ligi Şampiyonuna mendil sallamanın başka yolu yoktu.

Bedeli ağır oldu, şimdiki nesiller ödeyecekti.

Maceradan muzaffer çıkanların yolları Dünya Kupasına açıldı. Başlarında vizyonsuz, sistemin esir alamayacağı uzun eğri burunlu, konuşmayı şefkatle sevse bile ne dediğini anlatamayan, hamsi balığının ve mısır ekmeğinin zaferi için gözünü kırpmadan ateşlere yürüyen biri vardı. Dünya Şampiyonluğunu kaçırdı, dövdüler, Çin'e sürdüler, her seferinde bir delik buldu çıktı, Şampiyonluklarını saymadılar, TFF binasının yanından geçirmediler.

Bedeli çok ağır oldu, bugün Milli takımın oynadığı maçlarda karşı takımı tutanların oranı % 90.

Futboldan anlamayan Ecevit'in takım tutmayan Spor Bakanı'nın, futbolcu Tayyip'e teslim ettiği enkaz buydu. Her şeyin bir nedeni vardır, bu gerilemenin de elbet.

Bugün ülkemizde kamuyu ilgilendiren veya ilgilendirmese de parasal boyutu çok büyük olan bütün kurum ve kuruluşlar çürümüştür. Tamamının başında hak etmeyenler, bilmeyenler, ihanet şebekeleri vardır. Ve ne yazık ki tamamı tek elde tek nefeste toplanmıştır. Niçin, ne karşılığı olduğunu belki gelecek kuşaklar analiz edeceklerdir, ama bugün bütün bu olanları futbolun doğal seleksiyonuyla açıklamak olanaksızdır. Futbolun başındaki maaşlı en büyük yetkilisine bu ülkenin % 80 i beddua etmektedir. Zengin olmasa en fazla Şeref Stadın'da antrenman yapan Zekeriya'lara, Vedat'lara çamurlu Beşiktaş formalarını vermesi için yalvaracak Embesil bugün Futbolumuzun başındadır.

Edirnekapı-Habipler arası çalışan hasta Galatasaraylı Abdurrahim'in minibüsüne Bedreddin Dalan binmese, bugün en fazla Florya'da A2 takım otobüsü şoförü olacak Şebek, koskoca Galatasaray'ın, koskoca Futbol Takımının karar vericisi, Ceo'su. Bunlar iyi günlerimiz.

43 senedir tribünlerdeyim, bu sezon hariç. 1000 den fazla Galatasaray maçını canlı izledim. Artık Büyük Galatasaray Taraftarı sıfatını kullanırken içim acıyor. Şu anda hiç bir futbolcunun alacağı olmasa, önümüzdeki 55 ay boyunca Selçuk İnan gittikçe artan miktarı saymasak bile ayda 900.000 lira alacaktır. 900 işçi maaşını kimden, hangi işletmeden, almaktadır inanılır gibi değildir. Bu büyük manipülasyonun yeni yeni farkına varmış taraftar önlem almak için cılız seslerle homurdansalar bile, simit alacak parası olmayan, maç çıkışı metroya kaçak binen taraftar Selçuk İnan'a moral tezahüratıyla onları bastırmıştır. Bu gerilemenin en somut eylemi budur aslında.

80 yaşındaki adamların, para kazanmayacakları bir işe talip olmasının, icra, haciz memurlarıyla, banka müdürleriyle, insan satıcısı menajer adlı tüccarlarla, taraftarla, devletle muhatap olmak için yarışmasının sebebi nedir. Hangi zengin, hangi makam mevki sahibi insan bu işi kabul eder. Tefecilere borç veren tefecinin biri gelir, olmayan paradan gelecek nesil Galatasaraylıları borçlandırır (Burak-Selçuk ikilisine toplam 50 milyon dolar borcunuz var) kaçar, 2 prostatlıdan, çişini daha çok tutabileni Başkan yaparlar, zavallı adam bereket hukukçuymuş, kulüpten daha fazla para gitmesin diye duruşmalara kendi girer. Zır delinin birine takımı emanet ederler, zaten diken üstünde futbolcular, 20 metreye pas atamaz hale gelir. Elimi vicdanıma götürüyorum, Burak'a küfür etmekten çenem felç oldu, hala açılmadı. O gölü 2 sene önceki Burak kaçırır mı? Ödü kopuyor çocuğun topla buluşmaya, İddia ediyorum Messi bir tarafta, Ronaldo bir tarafta oynasın ama maskeyle, kim olduğu belli olmasın, yine başlarına maskeli Morinho'yu geçirin sonuç değişmez. Gaz yok, ruh yok, çok para alıp, netice veremeyen futbolcular ezik.

10-15 sene önce zengin dediğimiz adamlar, onların çocukları, Mercedes'e binerlerdi, bugün bakıyoruz garip garip arabalara biniyorlar. Düğmeye basınca tekerlek tavana fırlıyor, kapı yere doğru açılıyor,İnsan binmeye korkar, 280 km hızla giderken yanlışlıkla bir tuşa bassan atmosfere fırlarsın, uzay mekiği gibi arabalar. Sabri'nin garajda 5 tane var, Mercedes'i karısının şöförü, çocuğu ana okuluna götürüp getirirken, manava giderken kullanıyor. Bugün Başak Şehir Spor'da oynayan bir futbolcu bile Mercedes'e, BMW'ye binmeye utanıyor. Milli takımın yenilmesini isteyenler, yavaş yavaş kendi takımlarının da yenilmesini isteyecekler, Kravatlı eşkıya, hırsız, dolandırıcı yöneticiler, sırtlan futbolcular defolup gidene kadar ben de Galatasaray maçlarına gitmeyeceğim. Bugün Burak-Selçuk felç olsa Galatasaray taraftarının en az yarısının sevineceğinden şüphem yok. Bu adamı nasıl top oynatacaksın, bu yazdıklarımızı bunlar okumuyor mu?

Bu ne kepazeliktir, Sedju son dakikalarda isyan etmese 1 maç kala Fenerbahçe'nin rekorunu averajla kırmış olacaktık. Gelecek Galatasaraylı kuşaklar bu kara lekeyi boyunlarında bir zincir gibi taşıyacaklardı. Tarihiyle, imajıyla, Dünya'nın her stadında üçlü çeken taraftarıyla her turnuvada oynanabilecek son maçı oynama ihtimali olan Aslan Takımı, 10 senede sıçana dönüştü, kim yaptı, kim çaldı? Niçin? daha ne kadar çalınacak?, Nerede durulacak? Her ilçeye stad yapılıyor niye, kim seyredecek futbol diye yutturulan orta oyununu. 40 sene öncesinin Güney Amerika takımı olsak, futbolcuların can güvenliği yok. Bir daha Arena'da 50.000 kişinin Pınar Başı çekmesi için en az 20 sene geçmesi lazım. Düzelmez, düzeltmek kimsenin işine gelmez. Ortada kamuya ait bir cinayet var, katil bulunamıyorsa sebebi Devlettir, Devlet'in bu işten çıkarının ne olduğunu da zaman gösterecektir.

Bizleri bir zamanlar, hükümetlere küfür etmeyelim diye stadyumlara tıkanlar, şimdi sizleri hükümetlere küfür etme ihtimaliniz var diye stadyumlardan attılar.

Hepimize geçmiş olsun, atkılı, bereli, meşaleli taraftarları, kravatlı, parmak arası terlikli, şortlu, metroya kaçak binmeyen, her maça yeni forma alıp, giymeyen, yerine oturan, ayağa kalkmayan, üçlü çekmeyen, futbolcusuna kızmayan, attığı golü alkışlayan, yediği gole tepki vermeyen, 20 dakika kala maçtan çıkan seyirciyle değiştiriyorlar. Futbol ölmüştür, iti kim öldürmüşse, leş ona taşıtılmaktadır. 17.5.2000 gecesi, Galatasaray Avrupa Kupasıyla göklerde süzülerek Ülkeye dönerken planlanan operasyon dün gece tamamlanmıştır.

Parası çok olan adamları musallat ettik başımıza, bundandır böyle dibe vuruşumuz.

Dua bilen 3 Kulhu bir Elham okusun, bilmem diyen bu gece az meze bol rakıyla arınsın, Ortalık leş kokuyor, çöplükten uzak durun, bekleyin. Tribünleri biz kurduk, bu oyun bizim, bu gerilemenin de elbet bir sonu olacak, tekrar Re Re Re Ra Ra Ra diye gırtlaklarımızı parçalayacağımız, kısılan seslerimiz için annelerimizin çiğ yumurta içireceği günler elbet gelecek. Tez elden gelmesini gönülden dilerim,

Hepinizi, hiç bir kimsenin, kurumun, futbolcunun, fosilin, sonucun bitirmeye gücünün yetmeyeceği Galatasaraylılığımın olanca ateşiyle bir kere daha gönülden kucaklıyorum.

18 Kas 2014

''Yeni Türkiye Futbol Taraftarlığı'' Kanun Hükmünde Kararnamesi

(Resmi Medya Maymunluğu, 16.11.2014, Sayı; 10 larca kanalda, 100 lerce şebek )

Dokunulmazlığı olan kalecimiz Volkan Demirel'e vahiy yoluyla tebliğ edilen küfürden sonra, haklı olarak kalecimizin Milli Maçtan kaçması, bahsi geçen kalecimizin, yine dokunulamaz olan, Futbolumuzun Mezar Kazıcısı Başkan'ı tarafından kendi takım Kaptanı ile korumalar nezaretinde Stadyuma geri getirilmesi ve maçtan sonra da yine haklı olarak korumaların basın mensuplarını dövmesi üzerine, bundan sonra oynanacak her maçta oluşabilecek muhtemel infiale karşı, alınacak ilave tedbirlere ilişkin Kanun Hükmünde Kararname. 

Karar Sayısı; Tüp Futbol Şebekesi/1

1- Bugünden itibaren, ülke genelinde bütün futbol severlere PASSOlig alma mecburiyeti getirilmiş, Fiyatı yeniden düzenlenmiştir. Maça gidecek Kombineli PASSOligciye seve seve  10 Tl, gitmeyecek kombinesiz PASSOligciye zor yoluyla 20.Tl.dır

2- Yayıncı kuruluş dekoderi temin etmek mecbur tutulmuş, alınması kolaylaştırılmıştır. Buna rağmen almamakta direnen, dolayısıyla maçları kahve köşelerinden seyreden, vatandaşlarımız görüldüğü yerde  dövülecek, kusura bakmayacaktır. Burası Muz Cumhuriyeti değildir. Bu milletin başında kendi seçtiği Padişahı vardır. Ol der her şey olur. Aslında bu kararnameye bile lüzum yoktur ama hadi demokratlık bizde kalsındır.

3- En alt lig dahil, bütün maçlara stadyum kapasitesinin tamamı kadar taraftar, hangi yolla, ne pahasına olursa olsun doldurulacaktır. Yöntemi, ilgili lokalin kolluk kuvvetlerinin inisiyatifine bırakılmıştır. Mitinglere nasıl Hulooooycu getiriliyorsa, gerekirse maçlara da aynı yöntemle getirilecek, maç seyretmek istemiyorum diyen taraftar, önce nush ile tekdir edilecek, nush olmamışsa günah bizden gitti deyip, cop, gaz, tekme, artık o an Devlet ne verdiyse her yolla girişilecektir. Boş kombineden ilgili ilin Valisi sorumlu tutulacaktır.

4- Maç esnasında her vatandaş kendi yerine oturacak, golde ayağa kalkılmayacak, kulübün resmi dükkanının atkısı, beresi dışında taraftar guruplarının logosunu taşıyan ekipmanlar kullanılmayacaktır. Kareografi yapılmayacak, sosyal mesaj verilmeyecektir. Toplu tezahürat, takım lehine bile olsa başka mecralara kayma ihtimaline karşı yapılmayacak, meşale, konfeti gibi şeyler stadyuma sokulmayacaktır. Maça giren her taraftara 200 er gram çekirdek dağıtılacaktır.

5- Maça gitsin gitmesin her takım tutan vatandaşa, tuttuğu takımın formasından her sene en az 1 tane alma zorunluğu getirilmiştir. İsteyen vatandaş formasının arkasına istediği ismi yazdırabilir. Diğer aksesuarların alımı Demokratik Ülke olmamız hasebiyle vatandaşlarımızın tercihine bırakılmıştır. Takım tutmayan vatandaşlarımızın forma alma zorunluluğu yoktur.

6- Hangi Stadyumda, hangi kademede maç olursa olsun taraftarlarımızın, sıralı olarak; Sultan Tayyip'e, Fenerbahçe Başkanı'na, Tüpçü'ye, Eğitimsiz Futbol Ceo'muza başta olmak üzere A.Volkan'a, Irkçı Emre'ye, tekrar Galatasaray futbolcusu olana kadar Arda Turan'a küfür etmesi, küfür hükmünde tezahürat yapması yasaklanmıştır. Stadyumlarda duyulan her türlü küfür ihtiyacı Galatasaraylı Melo, yetmedi top yekun Galatasaray, yetmedi maçın hakemleri tarafından karşılanacaktır.

7- Futbolcularımızın ve Futbol Ceo'muzun aldıkları maaşlar, ülke standartları göz önüne alındığında maalesef  çok azdır. Gönül ister ki daha çok verelim. Ne yazık ki bu az maaşlar bile aç taraftarların gözüne batmakta, haram etmekte, zehir zıkkım olsun diyen bile tespit edilmektedir. Bundan sonra Selçuk İnan'ın, Burak'ın, Selçuk Şahin'in tahtında bütün futbolcuların ve Çoban'larının aldığı parada gözü olanın gözü çıkarılacaktır.

8- Bizim teslim aldığımız Milli Takım, Dünya Kupasını kıl payı kaçırıp, turnuvada oynanacak bütün maçları oynamış, tarafımızdan cezalandırılmıştır. O zaman ki Milli Takım Hocası halen cezasını çekmekte TFF binasının çevresine sokulmamaktadır.  Biz devraldığımız enkazı çok şükür son turnuva öncesi gurup eleme maçları sonuna doğru yaptığımız ameliyatla en kötü grup 4.lüğünden, en iyi grup 4.lüğüne çıkartmayı başardık. Milli takımımızın Brezilya'ya gitmesini engelleyerek, ülkemizi lüzumsuz döviz kaybından koruduk. 2002 Dünya Kupası, ülkemizden döviz kaçışına yol açmış, ekonomik kriz çıkmasında büyük rol oynamıştır.  Dolayısıyla doğru yolda yürürlükte olan bizim Milli Takım her ne sonuç alırsa alsın başarıdır, başarısız görülen maçlar ışık yansıması, paralel illizyondur, eleştiren, ıslıklayan, rakip takım paslaşırken ''oleeeeeey''çeken, kötü oyuncuyu sahadan çıkarken yuhlayan vatandaşlarımıza vatan hainliğinden soruşturma açılacaktır..

9- Kararnamenin çıkmasına vesile olan Kazakistan zaferimiz, bundan böyle bir Milli anma günü olarak kutlanacak, zaferi Milletimize yaşatan Futbol Direktörü'müzün göğsüne bizzat Sultan tarafından bir nişan takılacak,  hafta içinde bir akşam iyi bir ocak başında tıka basa et, kebab yedirilecek, ertesi sabah Gazeteciler Cemiyeti bahçesine defaksiyon yaptırılacak, sıralı kemik yalayıcılara tüy dikme merasimi düzenletilecektir.

10- Bu kanun hükmündeki kararname yayım tarihi ile yürürlüğe girer, yıkama yağlamacılar, hırsız yöneticiler, Kravatlı Eşkiyalar, Medya Şebekleri,ve oy kaygısı olan bütün yelpazedeki siyasiler tarafından yürütülür.



14 Kas 2014

Tüp Futbolu'nun Royal Flushu


-Are you players?
-Yes,we receive 900.000 Tl per of month from idiots like you.


Albert Aynştan'a, Stefan Hawkins'e nal toplatan akılları var. Kıyamet bu gece kopsa 5 kişi sağ kalacak dense bir yolunu bulur kalırlar. Şeytanla maç etseler kazanırlar. Doğdukları zaman götlerini Evliyalar yalamış. Titanik'in mutfağında şarap mezesi olmak için haşlanmayı beklerken, geminin batmasıyla kurtulan canlı yengeçlerden daha şanslılar. Miyarlarca yıllık yaşamda, 2010 yıllarının Türkiyesi'nde yaşadığı için kahreden koskoca bir ulusun içinden seçilmiş yaratıkları bunlar.

Selçuk İnan, Yekta Kurtuluş, Mustafa Sarp, Selçuk Şahin, Mehmet Topal'dan bahsediyoruz. En büyük el onlarda, yüzde yüz kazanacaklar. Az bahis yapan, az seven, az kaybeden, zararın neresinden dönersem kardır deyip sistemden çekilmeyi başarabilenlere geçmiş olsun diyelim. Onlara söyleyecek lafımız kalmadı. Biz, battı balık yan gider diye saldıran halayların başına geçip mendil sallayalım.

Maaşları, 1 lira madeni parayla 5 tondan başlıyor, 7.5 tona kadar çıkıyor. Kıyaslama yapmak isteyenler için yazalım. Ermenek'te henüz cenazesi çıkarılamayan kardeşlerimin aldığı 10 kilo etmiyor. Selçuk İnan 900 Soma maden işçisi maaşı alırken, Dünya Kupasını getiren golü atan Götze, 90 Alman işçisi maaşına oynuyor. Korku filmi gibi. Ne var ki bize komedi diye yutturuyorlar.

Sistemin açığını keşfetmişler, 7 dönüm arazide her futbolcuya 350 metrekare alan düşüyor. Yani normal bir set oyununda top ayağında olan futbolcuya en yakın futbolcu 30 metre mesafede. Hüseyin Bolt bassa, 3.5 saniye  vaktin var topu çıkarmak için. Çalım atar geçerim abi diyenler var, e salak mı olum bunlar, ilk cümlemizde ne dedik, ülkenin en akıllı gençleri. Akıl derken yanlış anlama yabancı dil konuşamazlar, tavla oynamasını bile bilmezler, yoğunlaşmış kuş akılları futbol için. Çalım atıp riske girecek, başını belaya mı sokacak? 20 metre yandaki, gerideki suç ortağı ne işe yarıyor. Ver kurtul. Yeter mi yetmez. Yayıncı kuruluş takometreleri çalışıyor. Senin amel defterini dürüyorlar. Topu bir daha alman lazım, bir daha yana vermek için. Ne kadar çok topa bulaşırsan CV'in için o kadar iyi.Bizim ligte bir maçta topun oyunda kalma süresi en fazla 50 dakika, bunun 10 dakikasını kaleciler yer. Geriye 20 kişiye 40 dakika kalıyor. Kelle başı 2 dakika. Sneijder ver kaççı, tıklama yapar. Yani 90 defa topa değse, 1.5 dakika topla oynamış sayılıyor.  2 hayvani gol atsa toplam 3 saniye. Selçuk'lar, Yekta'lar topla bekliyor, 100 defa buluşsa 20 metre yana verse 4 dakika top oynamış, dolayısıyla Sülük Medyaya göre Sneijder'den daha iyi oynadı diye geyiği yapılıyor. Emre Belozoğlu 5 metre adamı kovaladığında topa müdahale edebiliyor, Selçuk Şahin 50 metre adamla koşuyor, bulaşsa bile 45 metre Emre'den daha fazla koşmuş sayılıyor.

Mehmet Topal'ın insan satıcısı İspanyollara bilezik gibi geçirdi.Dinamo Bükreş maçı CV'sini götürse babasının Barca'sına bile satardı Topal'ı. 3-0 deplasmanda yendi Galatasaray, bana göre takımın en kötü futbolcusuydu, %100 isabetli pasla oynadı. Bir tanesi bile 10 derece ileri değildi. Olsun ona kim bakacak? 150 küsur defa topla buluşup, topu hiç kaptırmadı. Uyarına gelip de bir gol attı, takımın da en çok koşan oyuncusuydu. Sen ona bak keriz alıcı. Mustafa Sarp daha genç olsa, veya onun satıcısı, Topal'ınkinden daha cambaz olsa, Mustafa Sarp gidecekti Valencia'ya. Valencia Real'in, Barca'nın önünde bir kaç sene önce Şampiyon olmuştu. Yine oluruz belki dediler, diploması sağlam Topal'ı alıp, topalladılar. Uyanmaları 2 seneye mal oldu, verdikleri parayı haram edip kovdular.

Hadi bunların maskesinin altındaki yüzlerini bizden başka gören yok, banko oynatıyorlar. Oynamayanlara ne demeli? Yekta Kurtuluş belki de bu akıllıların en akıllısı. Galatasaray maçına gelmiş futbolcuyken. evlenirken Galatasaray marşı çaldırmış, bilemiyoruz belki sarı kırmızılı zıbına bile sarmışlardır doğduğunda bizim oğlan gibi. Öyleyse tam zamanı, Galatasaray'a alalım. Önce bir cep dikelim, sonra cebe yuroları dolduralım. Madem pokere bağladık devam edelim, yüzü poker surat. Kirli sakallı, bir kere de tıraşlı ol, olmaz. 6. gölü yerken de aynı, Sneijder hayvani füzeyi Volkan'a ateşlerken de. Çoğu maç kulübede paspasçı yedek kulübesinin tozlarını alıyor oturarak. Oyuna girdiğinde debelenme, cebelleşme yok. Galatasaray taraftarlığına devam etmiş olsa kale arkasında her maç dayak yer. Bağırmaz, oturun der, çekirdek çiter, gole sevinmez. Yani taraftar olamaz, dolandırmışlar bizi. Aldıkları paraları, Kokareççi Faik'e, Ayı Sinan'a, Hasan Şaş'a yediriyorlar mutlaka. Melo'yu kovup, Yekta'yı oynatacaklar. Melo gibi dalıp, kırmızı kart almazlar, Engin Baytar gibi hakemle dalaşmazlar, oynarken kadraja girmezler.

Fenerdeki muadili daha şanslı. Fenerliler pek kafa yormaz, kim oynuyor, kim oynamıyor diye. Selçuk Şahin oynamış, Salih Uçan uçmuş, Alper Potlamış ilgilenmezler. Takım zaten kendi sahasında kaybetmemek üzerine kurulmuş, küfür edecek, ıslıklayacak bir sonuç görmezler TÜP LİGi'nde. Yabancı maç oynamaları zaten yasak, futbolcuların canına minnet, yuvarlanıp gidiyorlar. Dikkat edin bu saydığım adamlar normalde yolda birbirlerini görse tanımamaları lazım, ama yönetim kurulu toplantılarını Çeşme Marekeş Beac'inde yaparlar. Tribünde 10 kişi buraya diye çağırsın koşarlar, ama bir mekanda 100 kişi selam vermeye kalksa boka bakar gibi bakarlar.

Şu saydığım adamlar eğer futbolcuysa, soruyorum. Bunları çalım atarken, gören var mı? Yine soruyorum bunları, eğer futbolcularsa orta sahada hayalet sporda oynarken değil de sağ bek sol açık bölgelerinde oynadığını hayal edin. Mehmet Topal'ı Motor Sanat Terk stoper oynattı. Ömer Toprak gelmezse gelmesin di canım, koskoca İmparator ayağına mı gidecekti, Topal ne güne duruyordu? Mehmet Topal'ın boyu 1.87. Kornerden gelen topa sabit dursa İzlanda'lı balıkçının önünde 1.87 lik bir set olaacaktı, inanmayan bir kere daha bulup baksın. Mehmet Topal kafaya çıkarak alçaldı, 1.50 lere kadar indi. 4. Neymar gölünde millet Neymar'ı izlerken benim gözüm Mehmet Topal'daydı. Neymar topla bacak arasından geçti, en iyi yaptıkları eylem it gibi koşmaktı, koşsa yakalayabilirdi, durdu, gol anında kadraja girmedi, seyret. Akıllı adamın top çerçeveye girerken TV pilot kamerada görünmesi akıl alır şey değildi.Golün faturası kazma Semih'e kesildi. Maçta  sirk maymununa evrim geçirdiler, ama bakalım ne yapmış Mehmet Topal. Yine 11 km koşmuş, pas hatası yapmamış, gollerde kadrajda görünmemişti. Ömer Üründül'ün deyimiyle günümüz futbolunda topu değil de kendini saklamayı başarmıştı. Takımın en kötü futbolcusuydu bizim gibi şeytanın avukatı için.

1000 den fazla maçı canlı seyretmiş bendeniz büyük yemin ettim. Selçuk İnan'ı ve Yeniçeri Ocağını final maçı, Şampiyonluk maçı dahil hiç bir maç canlı seyretmem. En azından tribünlerde benim küfürlerimi duymayacaksınız rahat olun. Ama, bilin ki mıymıntılar, güzel futbolumuzun mezar kazıcıları, ömrüm ne kadar vefa ederse sizler benim baş çelişkimsiniz. İşçi maaşlarını 4.500 Yuroya çıkarmaya gücüm yetmez, ama temiz futbol sevdalılarına sözüm söz, 900 işçi maaşını bu sırtlanlara aldırmayacağım. Aldıklarını huzurla yedirmeyeceğim.

Elinizde en büyük dizilim var, sizi yenmek için benim elime daha büyük kağıt gelmeyecek biliyorum, siz de bilin, eski kovboy filmlerini hatırlayın. bir mermi her daim, Flush Royaldan daha büyüktür. Bizim tabancamız, tüfeğimiz yok, bizim tek mermimiz tribünlerden gelen gücümüzdür. Futbolu bir süreliğine elimizden aldınız, tepe tepe kullanın, şimdilik beyliğinizin keyfini çıkarın, futbolu atkılı, bereli halk çocukları kurdu, kravatlı eşkıyalara bırakıp gidecek değiliz.

Değirmeninizin üstü her gün yel olmaz bir gün mutlaka bir seansta hepinizi kıstıracağız, donunuzu alacağız.

5 Kas 2014

Galatasaray Tarihinin Sülün Osman'ı; Ünal Aysal

Yüce Gök ağlarını örmeye karar vermişti, Fenerbahçe rahat Şampiyon olsun diye, Adnan'ı uyuşturmuş, ameliyat yapıyordu. Ne var ki Futbol Tanrısı narkozu fazla kaçırmıştı, az daha koskoca Galatasaray ex olup, küme düşecekti. Mezardan dönüp, yoğun bakıma girdiğimiz sezonun bitiminde, Adnan sırat köprüsüne günahı, sevabından fazlayken çıktı. O gün bugün tribünlerde, kahve köşelerinde, bu sütunlarda Adnan'ın ateşine odun taşıyoruz. Adnan Arena Cehennem'inde yana dururken, tanımadığımız biri Galatasaray'a Başkan olarak memur edildi.

Devir Sülün Osman devriydi artık.  Cehennemlik Galatasaray Başkanından sonra, Al Capone'ye bile razıydık. Eni dar uzun mu uzun bir kılıf hazırlanıyordu, bizim bilmediğimiz, farkına varmadığımız atölyelerde.Koca bir kazanı ocağa koydular, altına kısık ateş yaktılar ve biz kurbağaları içine bıraktılar. Ne güzel yüzdük ilk iki sene boyunca. Su yavaş yavaş ısınıyordu oysa.

Ben futboldan anlamam,anlayanı getiririm;

Sen ki şeytana pabucu ters giydirmiş, enternasyonal bir iş verensin. Sen anlamayacaksın da biz mi anlayacağız. Bir de bunlara Tüpçü'ye, Aziz'e aptal, bilmiyor diyoruz. Bunlar aptalsa Alberto Aynştayn, Stefan Hawkins zır deli. Bunlara aptal diyen biz, Ünal Aysal'ın köpeğinin masrafı kadar bile para kazanamıyoruz. Ünal Aysal'ın bir yemekte verdiği bahşiş benim emekli maaşından bile çok. Ben akıllıyım  o aptal öyle mi? Futboldan anlamam diyerek kazanı ısıtıyor. Bizde ıkına sıkına gelen Şampiyonluklarla avunuyor kurbağalama yüzüyoruz. Ne güzel, futboldan anlamayan Başkanımız, Futbol'un İmparatoru'nu getirmiş, soyunma odasına bile girmiyor.  Soyunma odasına, antrenman sahasına girmeyen Başkan, salak değilse ki- yazdık, Dünya'nın en akıllı adamlarında ilk 50 ye girer- kılıf dikiyordur.

Ben çok zenginim, çalmam, tenezzül etmem;

Çalmasan zengin olabilir misin. Zenginsen bir garibana bedava kombine ver. Söylendiğine göre milyon dolarlar senin için çekirdek parası, ne diye kötü yahni yapmak için ucuz et pazarındasın. Bunların canını al parasını isteme, Üzeyir Garih 50 lira tiner parası vermediği için canından oldu. Bana ne senin zenginliğinden, çoluğun çocuğun sevinsin. Zenginliğinin Galatasaray'a ne faydası var? Zenginlik geri dönüşü olmayan harcadığın paradır. Cem Uzan'ın alıp Galatasaray'a hediye ettiği Jardel'in maaşını bile verememişlerdi. Sen kimi aldın? Hangi deliği kapattın? Paraya ihtiyacım yok deyip, belki de en çok para harcayan Başkan oldun. Biz de öyle sandığımızdan her seferinde vardır bir bildiği dedik. 5 senede Avrupa Şampiyonluğu getireceğiz masallarıyla uyuttun.

Devletle, Belediyelerle işim yok, bizi sitemin içine çekemezler;

Tam da sistemin içine çekmek için arayıp da buldukları bir Başkanmışsın. Tam gaz giden ekspresi raydan çıkardın. 2.5 sene susup, Şampiyonluk gidince Şike var demeye başladın. Kılıfa verilen desenlermiş meğer. Çift dikiş yapılıyor, sağlam olsun götüreceğimiz malı taşırken. Kazan ısınıyor ama, henüz şikayetimiz yok, termal suyundaki gibi rahatız. Galatasaray Başkanı şikeyi gündeme getirdi diye sarı kart verdiler sanıyoruz. O yüzden değiştirildi sanıyoruz. Nitekim az daha şikecinin ortağı biri Başkan olacaktı.

Taraftarın gazını almakta da ustaymış bizim Sülün Osman Başkanımız. Aldığın çöpler maçlarda patladığında Aziz'e saldırır gibi yap, milyonlarca yoldaş kurbağa bizi de kazana al diye sıraya girer. Bir takım dolusu futbolcu al, babanın parasını veriyorsun durma. Acaba işletmelerinin birinde çalışmadığı halde para verdiğin bir meydancı, çaycı var mı?   Hiç oynatmadan gönderdiğiniz futbolcular var, futboldan anlamam deyip, hiç bir hocaya sormadan transfer ettiğin İmam Hayri var. Arjantinden uçağa bindirdiğin adamın adını unuttum, araştırma gereği bile duymuyorum kim diye, Galatasaray'a 1.50 boyunda maskot aldınız, yok denilen, kazanamadığınız paraları komisyonculara ödediniz. Gırtlağına mı yapıştı, Selçuk'la Burak'da kulübü 50 milyon dolar borçlandırdın bunlara. Selçuk'un Burak'ın Galatasaray'da oynaması için üstüne para vermesi lazım. Ama işte Sülün Osmanlık var, sen kılıf dikmeye devam et, biz suyu ısınan kazanda sırt üstü yüzmeye.

Biz de sanıyorduk ki, Galatasaray Şebekasyon'a direniyor, futbolu pisletenleri bünyeden atıyor. Meğerse tam teçhizat girmişiz kumpasa. Gözümüzle görmedik, bunca insan alım satımından ortada eşşek yükü para oluşan havuzu kim boşalttı. Sülün Osman ben almadım der, ihtiyacım mı var der. Hepiniz sırtlansınız, Florya'daki bahçıvanın maaşında bile gözünüz vardır sizin. Ama ahırdaki büyük öküz, alıp sattığınız çöplerden elde edilen kar değil. Büyük öküz bu büyük dolandırıcılığın Şebeke tarafından biçilen bedelidir. Bir gün temiz futbol savaşçıları işgalden kurtulur da hakim olursa verdiğiniz zayiatın, kaldırdığınız paraların hesabını elbet soracaktır.

Kılıf dikimi tamamlanmıştır, şimdi minareyi içine sokma faslına gelmiştir. Bu arada yavaş yavaş ısınan kazanda mayıştık, su kaynamaya başladı, zıplayıp kurtulacak dermanımız yok, haşlandık, geçmiş olsun. Sülün Osman için uzama vakti. Neymiş, eşinin evi terk ettiği yazılmış yalancı gazetenin birinde. Vay be! sebebe bak, Galatasaray Başkanlığını bırakmak için. Şuna desene ben tefeciyim, Galatasaray'a verdiğim borcu takip etmek, tahsil etmek için en uygun zamanı kollayıp Başkan oldum. Kazasız belasız alacaklarımı garantiye aldım, Devletimizin futbolu bitirme(neden olduğunu henüz bilmiyoruz) kararında çıban başı olan, Galatasaray'ı ikna ettim, taraftarımızı futboldan soğuttum, takıma futbolculara küfür eder şekilde bırakıp kaçtım.

Biri Galatasaray'ı sırtında taşıyarak Hacca götürse, 40 yıl hizmet etse, 41. yıl Galatasaray'a zarar veren, ihanet eden adam benim düşmanımdır.Galatasaray tarihi ihanetleri de gördü, dolandırıcıları da. Geldiğimiz noktada Türkiye'de futbol bitmiştir, her ne kadar suçu en az olan Galatasaray olsa da, mezara toprak atma işini de Galatasaraylı Ünal Aysal'a yaptırmışlardır. Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en büyük dolandırıcısıdır benim gözümde.

 2 sene alınan Şampiyonluk illizyondur, havayı puslandırmaktır, minarenin çalınması için uygun ortam yaratılması ve ne yazık ki de bulunmasıdır. Hırsızlar güzel oyunumuzu çalmışlardır. Çok daha beter günler bekliyor, Galatasaray'ı ve ülkemizdeki futbolu. Yakında biz de Yeni Cami önünde mendil açarız.

28 Eki 2014

Tay Burak'tan, Tüy Burak'a Geçiş

Önce yiğidin hakkını verelim, sonrası felaketi olacak. Galatasaray'da oynamayan en sevdiğim futbolcuydu bir zamanlar. Bize gol atıp ''Anneeee'' diye bağırdığında gözümden yaş gelmişti. Son maçta Fenerbahçe'ye gol atarak Türk Futbolu'nun kaderini değiştirdi. Şampiyonluk kupasını Boklu Dere'den, Uludağ'ın eteklerine yolladı. Bir sonraki sezon da kendileri alacaktı, payı büyüktü, kağıt üzerinde, atamadıkları bir penaltı Şampiyonluklarına mal olmuştu. (3-2 kazandıkları Fener maçında kaçan penaltıyı Colman yerine kendisi atsaydı, Aziz'in yaptığı şike de patates olacaktı zaten) Kağıt üzerinde kaybettikleri Şampiyonluğu Temiz Futbol taraftarları gerçek kazanana iade etmiş, ödeşilmişti.

Fenerbahçe'nin iki Şampiyonluğunu engelleyen Tay Burak, Kendisini Galatasaray'da buldu. Şampiyon'un ivmeyi artırmış ligi forselemiş 11 inde unutulmaz bir sezon geçirdi. 3. torbadaki Galatasaray'ın Şampiyonlar Liginde kalifiye olmasında, bir kademe daha geçip Çeyrek Final oynamasında başrol oynadı. Şükran ve minnetimiz devam ediyordu. Taa ki, geçen sezonun ortalarına kadar. Taa ki başka takımda oynarken sevdiğim futbolcudan, mübarek Galatasaray formasıyla nefret eder duruma gelene kadar. Zamanı geldi, sussak oluyor belki ama yazmasak olmaz.

Burak Yılmaz dosyasını açıyoruz. Kemerlerinizi bağlayın, kaskınızı takın, çelik yeleğinizi kuşanın, Maç başlıyor. Başınızı duvara vuracaksınız, göğsünüzü yumruklayacaksınız.

Burak Yılmaz, Galatasaray şovunun taraftarı memnun edememesinin baş sorumlusudur.

Burak Yılmaz çok ofsayta düşüyor; 

Ofsayt, küçük takımın kendisinden büyük takıma karşı kullandığı en büyük kozudur. Mücadele etmeden, emek, akıl, hüner harcamadan bir atağın bertaraf edilmesinin en fizibil yöntemi, rakibi ofsayta düşürmektir. Bunu en iyi uygulayan Hoca Yılmaz Vural'dır. Her hangi bir büyük maçının istatistiği incelensin bu dediğim teyit edilecektir. Büyük takım ofsayta yakalandığında bir çuval incir boşa gitmiş demektir. Top oralara gidene kadar yapılan mücadele, harcanan efor, kaybedilen topu tekrar kazanma mücadelesi için gerekli enerji, takımın bu periyot için oynadığı oyunun kötü futbol olarak yorumlanması demektir.

Bu gene ihmal edilebilir durum. Futbolun görselliğinde topu iyi kullanma yanında topu kazanma mücadelesi de seyre değer güzelliktedir. Daha büyük mendeburluk, Burak Yılmaz ofsayt pozisyonunda olduğu için vazgeçilen oyun ve pas trafiğidir.Asıl kötü futbol dediğimiz hadise takım gol posta yaklaştığında Burak'ın ofsaytta bekleme durumudur. Ataktan vazgeçme, geriye dönme, fikir değiştirme, yana pas, muhtemelen topu kaptırma, moral bozukluğu. Tabelaya yansımayan atak girişimi. (En somut ifadesini son Fenerbahçe maçında 2. golde gördük. Vuruş anında hem Burak, hem Umut ofsayt pozisyonundaydı, Sneijder'in insanlık dışı şutunda, top kaleciden, direkten dönse o güzelim şov çöpe atılacak, belki 2 puandan olunacaktı)

Ofsaytların lehimize olduğu  somut bir maç örneği vereceğim. Maçtaydım, UEFA Kupasını aldığımız sezon Milano'daki maçta ilk yarı 2-0 yenik kapadık, Milan, tam 8 defa ofsayta düşmüştü. Bilerek,veya değil ofsaytlar bizi o maçta hezimetten kurtardı ve UEFA kupasına götürdü. Yorulmadan maça tutunan Galatasaray, yorulan Milan'a ikinci yarı kan kusturdu, 1 gol atıp korkuttuk, son 20 dakikada Milan'a savunma yaptırmıştık.

Burak Yılmaz çok hücum faulü yapıyor; 

Ofsayt kalmasından daha beter bir durum. Her topla mücadelesinde eli kolu izin verilenden çok daha fazla oynuyor. Topa bulaşamayacağına karar verdiği anda faul yaparak, atağı öldürüyor. Alacağı sarı, kırmızı kart cabası. Rakibin yapacağı bir hatayla tekrar kapabilme ihtimalini çöp tenekesine atma. Rakibe organize bir top kullanma şansı verme.  Galatasaray'ın kötü futbol oynamasına devam etmesine sebep olma. İstatistiklere top kaybı geçirme. Sporcunun, akıllı, ahlaklı, çevik olma misyonunun tüm maddelerinden bir pozisyonda vazgeçme. Değer mi kardeşim?

Burak Yılmaz çok bencil;

Her golcü bencildir, kabul edilebilir. Vuruşları kendi yapması, daha müsait biri olsa bile pas vermemesi bence ona eksi yazmaz. Takıldığım bencilliği Galatasaray golünü kendisi atmamış ise önemsememesi. yalandan sevinmesi, hele ki kadro içerisindeki rakibi atmışsa belki de üzülmesi. Bana öyle geliyor ki 4-0 yenildiğimiz bir maçın sonucundan çok daha fazla, son dakikada kaçırdığı gole daha fazla üzülüyor. Kendisine gösterilen saygıyı, ustalara hiç göstermedi. Drogba'yı bir kere dahi aradığını sanmıyorum, yarın Sneijder gitse, yolda görse selam bile vermez.

Burak Yılmaz sahtekar; 

Bu yorum benim değil, ama biri bana böyle dese, Burak'ın avukatlığını yapmam. Hakem olsam % 100 bile olsa Burak'a penaltı çalmam. Bir ikili mücadelede her iki futbolcu da yerdeyse, faul varsa, Burak aleyhine çalarım. Yan hakem olsam en az yarım metre geride değilse bayrağı kaldırırım. Neme lazım, ya beni kandırmış ise, ya ofsayt ise. Hata yapmışsan inanmadım dersin atlatırsın, ama Burak'ın hilesini yemiş isen, eşşekliğine doyma.

Burak Yılmaz teknik değil;

1 metre eninde 50 metre uzunluğunda her iki tarafı duvar olan bir yol düşün, topu Burak Yılmaz'a ver. Duvara değmeden topu süremez. Çalım atıp adam eksiltemez, vuruş tekniği ve vuruş standartı yok. Aynı pozisyonda topu yerden de vurabilir, tavana doğru da atabilir. Hiç ummadığın golü atar, herkesin atacağını kaçırır. Bir sezonda 50 gol de atabilir, hiç de atamayabilir.Attığı veya kaçırdığı gollerin tamamına yakını şans. Kaçırdıkları girebilir, attıkları kaçabilirdi. Tek vuruşluk hakkı var, topla buluştuğunda kıl payı ofsayt değilse bir kere dokunacak, girdi girdi. 1 saniye düşünmeye kalksa garanti o topu kaybedecek. Hava toplarının çoğunda eziliyor. Topla buluşmakta zorlanıyor. Hakan Şükür'ün attığı kafa golleri hatırlanırsa, Galatasaray tabelası kendisine tek başına asla emanet edilemez. Topla oynama istatistiğini bilmiyorum ama görüşüm en azlardan biridir.

Saç baş yoldurur, kaburgalarını kırarsın kendini yumruklamaktan. Peki ne olacak? olmasa daha mı iyi olur? Başta da söyledim kendisi şu anda takım içerisinde en sevmediğim 2 oyuncudan biridir, ne var ki bir kalemde çizilecek biri değildir. Bütün bu saydığımız kötü faktörleri tersine çevirme şansı vardır. Cezası idam değil, belki, kısa süreli ağırlaştırılmış, işkenceli hapistir. Bir kaç maç oynamasa, alacağı maç başı parayı kaybettim hanesine yazar, daha fazla kaybetmemek için geri dönüş ihtimali vardır. Kenarda kendisini korkutacak öcü bir futbolcu olmadığından, oynatıldığı, neşter vurulmadığı her maç bir öncekinden kötü oynayacaktır.

Geldiği nokta içler acısıdır. İlk geldiği yılın coşkusuna geri dönmesi, kendi ayaklarına ve beynine bağlıdır. Zamanı çok kısadır, belki 1 maç, belki 1 maç bile değildir. Kapı gibi sağlam, kurşun gibi ağır,deveyle gidilen Hac yolu gibi uzun sözleşmesi vardır. Ama kontratının kaskosu yoktur. Hoca olsun, futbolcu olsun, hatta Başkan olsun, hepsinin kontratının garantisi Büyük Galatasaray Taraftarının son sözü söylediği güne kadardır. Tay Burak olma yolundaki son 90 dakikası belki de oynayacağı ilk maçtır. Galatasaray taraftarının Tüy Burak'ı 4.5 sene daha seyretme sabrı, katlanma hoşgörüsü yoktur.

Burak Yılmaz; Aklını başına devşir, burası Aslan yuvası, Hacı Baba'nın Tekkesi değil, biz Burak gibi ne futbolcular gördük. Vereceğin hasarı tazmin edebilecek tarihimiz, hulus ve hasletimiz mevcuttur. Sen bizi tanımadın, biz seni tanımadık der, geçer gideriz.

24 Eki 2014

Futbolumuzdaki Xelçuk İnan Manüpilasyonu

Bu bir Selçuk İnan yazısı değildir. Bu yazı Selçuk İnan nezdinde, futbolumuzu kuşatan, yöneten kan emici kravatlı eşkıyaların, değirmenine rüzgar olan, her takımda bir kaç tane bulunan, maçı tribünden veya orta sahada formayla seyredip, bizi futbol sever olduğumuza lanet ettiren futbolcuların kodlarını kırmak için beyhude bir uğraştır. Yine de sussak olmuyor diye, feryat etmek durumundayız. Hakkımızdır.

Bir Selçuk İnan manipülasyonuyla karşı karşıyayız son 3 yıldır. Diyorlar ki, Türkiye'nin en teknik futbolcusuymuş, Diyorlar ki, Barca'da İniesta varsa bizde de Xelçuk varmış. Üstelik,Türkiye ortalamaları üstündeki bu futbolcumuz medyanın, Şebekasyon'un can düşmanı Galatasaray'da oynuyormuş. Ve hiç bir sakıncası yokmuş onlara göre, oynayabildiği kadar çok maç oynayabilir, alabildiği kadar çok para alabilirmiş. Ne yaman bir çelişki oysa. Hangi takımda olsa o takımı Şampiyon yapacak futbolcu, Galatasaray'da oynuyor, ve Fener Medya'sı o futbolcunun Galatasaray'da kalmasını, her maç oynamasını tehlikeli bulmuyor. En kötü oynadığı maçlar bile görmezden geliniyor. Halbuki daha dün aynı takımda oynayan, hayvani golleri atan Sneijder'i kötülemek için en mütevazi adamları bile maymuna çevirdiler. Onlara göre çok daha kötü olan, Sneijder'in, Melo'nun gitmesini isteyenler, daha iyi futbolcu Selçuk'un devr-i saltanatının devamı için neden destek olmaktadırlar?  Bir anormallik yok mu?

Teorem ortaya atma vakti gelmiş olmalı artık, başlayabiliriz.

Selçuk İnan; Oynadığı maç, sağladığı fizibilite, aldığı para, verdiği zayiat ortalaması baz olarak alındığında, Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en kötü futbolcusudur.

Çok acı, çoğu Galatasaraylının katılmayacağı bu teoremi ispatlamaya çalışacağız, başlayabiliriz.

Galatasaray'a geldiği sezon bizim için muhteşem olduğu söylenen sezondu, neticeye bakarsak katılabiliriz elbette. Niyetimiz nankörlük etmek değildir. Attığı frikik golleri yanında, verdiği gol paslarıyla elde edilen Şampiyonlukta matematiksel değeri fazladır. Pik yaptığı, şimdi yazmamıza neden olan Selçuk İnan sezonunu kısaca hatırlayacağız. Bidon olarak transfer edilmiş Melo'nun Dünya futboluna kendisini yeniden ispat mecburiyeti, belki yeniden Milli Takım, Engin Baytar ve Emre Çolak'ın hayatının sezonunu geçirmesi, Elmander-Baros forveti, kalede güvenli bir kaleci, ve Ufo ustalı bir takımın, diriliş sezonuna denk gelmesi. Rakiplerden büyüğü kodeste, küçüğü menemene talim ediyor. Oynayacağın en büyük maç geldiğin takım Trabzonspor. Onlar da çalınan şampiyonluğun taze yarasıyla boğuşuyor. Şampiyonlar Ligi maçı yok, dolayısıyla ustanın, ne kadar usta olduğunu ölçebilecek bir paradigmaya sahip değiliz. O yüzden nasıl olsa Şampiyon olmuşuz, kolay ve işimize gelen yolu takip ediyor, Selçuk İnanlı marşlar söylüyoruz tribünlerde.

Aslında onun yerine Arda Turan seçilmişti. Karizmatik bir futbolcu, idol yapılacak, Galatasaray'da oynatılacak, caf caflı pantolonlar alınacak, pantolonlara cepler dikilecek, ceplere Yurolar doldurulacak, garajlara Ferrariler çekilecek, yazın Marakeşte buluşulacak, sahanın içine gerek duyulduğu zaman da maşa olarak kullanılacak. Emin değiliz, belki de Arda tam da istediklerini yapıp, Galatasaray cephesini savaş dışı bıraktı,sezonun sonlarına doğru taraftar uyandı, polis Fenerbahçe'yi suç üstü yakaladı,  tam deşifre olacaktı kaçtı, kurtuldu.

Arda'nın kurtulduğu bu kriminal  görev için Selçuk İnan mükemmel bir seçimdi. Şenol Güneş'in, Colman'lı, Burak'lı, Egemen'li, Giray'lı şampiyon takımın parsasını tek başına toplamış, Galatasaray'a gönderilmişti. Galatasaraylı olduğunu söyledi ki doğrudur doğru olmasına da, Selçuk'un mutlak Galatasaray'da oynaması için yeterli sebep olamazdı. Galatasaray almasa, davul zurnayla horonla Fenerbahçe'ye gitmesine, Galatasaraylılığı engel mi olacaktı. Metin Oktay'mıydı, Hakan Şükür'mü? Alper Potuk gibi sıradan bir futbolcu kafası vardı o kadar. 1 gün önce Galatasaray'la sözleşip, 1 gün sonra Aziz'in masada sarı lacivert şapkayla resim çektirirdi. Biz de çok üzülürdük, Galatasaraylı çocuğun biri büyümüş, iyi futbolcu olmuş Fenerbahçe'de oynuyordu. Başımızı taşlara vuralım dı.

Selçuk İnan, Arda Turan'ın arkadaşıydı. Ne var bunda? çok şey var. Arda'nın arkadaşı olmak, hiyerarşi düzeninde, önce Emre'nin, sonra Rıdvan'ın, sonra Acun'un en son da Tiran'ın arkadaşı olmak demekti. Dokunulmazlığın vardı artık. İstediğin Hocayı kovdurabilirsin. İstediğin futbolcuyla oynarsın, Kan kardeşin Burak'ı da transfer ettirip aynı soygunu ona da yaptırabilirsin, Yeniçeri Ocağının başına geçebilirisin, istediğin kadar kötü oyna, istediğin parayı al. Başkan bile değiştirebilecek noktadasın Selçuk İnan, zaferin kutlu olsun.

Biz, Mustafa Sarp görmüş taraftarlar olarak Selçuk'un bize yutturulmuş futbolunu değil de gözümüzün gördüğü futboluna bakalım diyoruz, saha içine giriyoruz. Özelliklerini deşmeye başlıyoruz.

A-Selçuk İnan her maç en çok koşanlar listesinde;

Arena'yı dolduran içlerinde benim de bulunmaktan onur duyduğum 50.000 kişi içerisinden örnekleme yapmaya çalışacağım. 15-35 yaş aralığındaki sağlıklı genç erkekler en az 30.000 kişidir. Galatasaray için, 100 metreyi 1 dakikada koşabilecekler zıplasın desen stadyumda ufak çaplı bir deprem yaşanır. Selçuk İnan'da bunlardan biri. Diyelim ki 50 metre top ayağında olan rakiple koşuyor, diyelim ki aynı görevi yapsınlar Melo'yla, topa basabilsinler.  Selçuk 50 metre koştuktan sonra müdahale edebildiği topa Melo, 5. metre de ettiğinde, takometre Selçuk'un Melo'dan 45 metre daha fazla koştuğunu yazıyor. Her maç için olayları birbirine bağlayabilirim, hipotezimi açıyorum, Selçuk'un koştuğu 11 km boyunca ne yaptığını isteyen herkesle bir kere daha seyredebilirim. Çoğu verimsiz, gereksiz koşmalarla yorulan bünye, şeytanlığa çalışan kafa sürekli Burak'ı aramasına, güçsüz kalmasına, kötü pas atmasına yol açarak, Galatasaray şovunun görselliğine negatif yönde katkı sağlamasına sebep olmaktadır. Çok koşanın iyi oynadığının garantisi yoktur. Selçuk İnan, çok koşarak, bizleri uyuttuğunu sanmaya devam etmektedir.

B- Selçuk İnan, sarı kart, kırmızı kart almaz, efendidir, Galatasaray Kaptanıdır;

3 sezondur yense, Şampiyon olsa bile hemen hemen her maç kötü oynayan bir orta saha kaptanı, sarı kart, kırmızı kart almadan hükmünü sürdürebilmektedir. Bizim gibi his takımı taraftarı için övünülecek bir haslet değildir. Dalma, basma, 3- 5 kişinin arasına girip fiziksel boğuşmaya girme, itiraz etme, bütün bunları Melo yapsın, Melo atılsın, Melo'ya Ayılar saldırdığında Galatasaray Kaptanı karışmasın, maçtan sonra aynı mekanda eğlenecekleri adamlarla papaz olmasın. Sen maç başı parandan olma, atılırsan 3-5 maç oynamasan, yerine senden iyi oynayacağı kesin birisi  kadroya girerse ne yapacaksın? Felaketin olur. Yaptığımız en büyük en anlamlı Kareografiye takımın başında sahaya çıkarken bir an için bile dönüp bakmayan, taraftar kendini parçaladığı zaman zerre debelenmeyen, cebelleşmeyen, savaşmayan, ritmini değiştirmeyen bir Galatasaray Kaptanı. Kendini motive etmeyen, takımın ateşini nasıl harlandıracak? Baksa tribünlere, Ali Sami Yen'in kendisini gösterdiğini görecek, Metin Oktay'ın yüreğim daralıyor dediğini duyacak, Gündüz Kılıç'ın arka kapıdan gidin kardeşim dediğini hissedecekti. Bakmamayı tercih etti yazık.

C- Selçuk İnan takımın en az pas hatası yapan, en çok isabetli pas atan oyuncusu;,

10 derece ileriye olana razıyım, maç boyu attığı pasların %90 ı geriye, yana, tekrar geriye, %10 Burak'a. İstatistikler, ileriye atılan verimli,en az 30 metre mesafeye atılmış pasları tutsa, garanti veriyorum, Semih Kaya'dan bile daha düşük ortalaması çıkacak.  Futbol sahası 7 dönüm, her futbolcuya 350 metre kare alan düşüyor. Yani top Selçuk'taysa, sahanın her hangi bir noktasında kendisine en yakın adam yaklaşık 20 metre mesafede. Baskı yapacak adamın 12 saniye vakti var. Bu zaman süresi içinde maestro, 350 metre kare içerisindeki başka bir arkadaşına en fazla 20 metre pas atacak. Bütün işi bu kadar. Tribünlere dönüyoruz yeniden,bu işi bırakın para almayı, üstüne para vererek yapabilecek en az 5000 taraftar çıkar. Niye daha fazla Selçuk'u seyretmek için tribünlere koşsun, yetmez mi sömürüldüğü. 2000 lira kombineye veren 15 lira PassoLIG garabetine para vermez mi? Şikeyi bahane etse geçen yıl gittiği maçlara bu yıl niye gitmesin?

D- Selçuk İnan 5 yıl kontrat imzaladı;

Ayrı bir yazı konusu, Kravatlı Eşkıya dediğimiz, olmayan, kazanılamayan parayı hesapsız dağıtan Başkan, yönetici, kimin aklıyla, kimin emriyle  yapmışsa yapmış, Selçuk İnan'a kulübü 5 seneliğine borçlandırmış. Toplam para söylenince anlaşılmıyor, Selçuk İnan 2.750.000 Yuro garanti para, ve oynayacağı garanti 40 maç başı 25.000 yuro para alıyor. Yani primler hariç ayda  şimdilik 900.000 lira maaşı var (Her sene artacak 100.000 yuro, oluşması muhtemel kur farkı, alınacak primler hariç), Uyanın sigara parasını maça yatıran gençler, maça gitse bile sosis ekmek yiyemeyen çocuklar, normal bir işçinin 50 senede aldığı maaşı Selçuk İnan 1 ayda alıyor. 4 ayı geçti, önümüzde 56 ay daha var. 50.400.000 lira Selçuk İnan'a borçluyuz. Korku filmi gibi, bana ne benden mi çıkıyor deme sakın. Kimden çıkacak? Sen uyandın bu sene maça gitmiyorsun, seneye daha az adam maça gidecek, ama bu adam  bu parayı alacak. Nereye koyacak, nerede harcayacak ama gerçek olan şu ki 5 sene sonra Selçuk İnan namlı bir Galatasaray futbol tepikçisinin, Orta Amerika Kantonunda, küçük bir Muz Cumhuriyeti merkez bankası kadar parası olacak. Yarıladı zaten.

Bitiriyoruz, daha fazlası konferansa girer, daha fazlasını anlatmaya kalkmak Büyük Galatasaray Taraftarını salak yerine koymaktır. Amacımız, en kısa yoldan taraftarın zaten farkında olduğu gerçekleri zapta geçirebilmek, şüphe duyanların kafasındaki dumanları dağıtmaktır. Selçuk İnan'ın orta sahada daha fazla ısrarla oynatılması durumunda iyi futbol oynamamızın imkanı yoktur. Dünya çapında futbolcularımız var, İzlemeye doyamadan gitmek zorunda kalan Elmander'in,Drogba'nın hatta Riera'nın sebebidir. Olmasa, Sneijder'i izlemeye doyamayacağız, hakemler maçı uzatması için yalvaracağız. Selçuk İnan'ın dokunulmazlığı kalkmadan yeni bir futbolcunun sahne almasına izin vermezler. Arada sırada oynayan da korkudan, bir maç sonra oynamayacağını bildiğinden gerçek oyununu oynayamaz.

Selçuk İnan vakası, Galatasaray'ın kanayan yarasıdır. Umarım pansumanı yine her zaman olduğu gibi Büyük Galatasaray Taraftarı iş işten geçmeden, ur daha fazla büyümeden yapar.

Vişneye çalan koyu kırmızıyla, turuncudan iz taşıyan tok bir sarı renkli 8 numaralı Galatasaray formasına duyduğum sevgiyle, içindekine duyduğum nefretin dayanılmaz çelişkisiyle hepinizi Galatasaraylılığımın olanca ateşiyle bir kere daha kucaklarım.

19 Eki 2014

Bizim El Sikko ve Sneijder'in Ateşlediği Ekim'in Füzeleri


Bu bir maç yazısı değildir, maç seyretmeyeceğimizi, dolayısıyla da yazmayacağımızı daha önce anons etmiştik. Biz, elimizde imbiklerle bize maç diye Dünya Derbisi diye kakalanan tiyatronun özünü süzüyoruz.

Atılan ve yenen sayılara gol, Sneijder'e de, Veysel'e, Hasan Ali'ye, Burak'a, Selçuk'a, Alves'e, Melo'ya futbolcu demek, varsa eğer futbol, onun ırzına geçilirken kıyakçılık yapmaktır. Kıyakçılığın ne olduğunu da yazalım, anlatmak istediklerimizi anlamayan kalmasın. Boğaların taşaklarının ağırlığı çiftleşme anında 2 ye 3 e katlar, İneğe zorluk çıkartır, tecrübeli çiftçi taşaklara yardımcı olur. Şebekasyon dediğimiz futbolumuzu idare edenlerin işi tam da budur. Top oynamasını,oynatmasını bilmeyenlerin bizi düzmesine ortam hazırlamak.

Bizim seyrettiğimiz, Melo'dur, Sneijder'dir, Şedju'dur, biraz da acaba ne yapacak diye dikkatli gözlerle izlediğimiz Tarık Çamdal'dır. Muslera'yı seyredeyim diye maça gitmenin de bir nostaljisi vardır elbet. O istisna da Simoviç içindi, kalemize top gelse de suplaj, blokaj, uçuş, yaylanış seyredelim diye iç geçirirdik. Muslera'ya top gelsin diye yalvaran Galatasaraylı olduğunu sanmıyorum. Kaleye vurulan şut, yaklaşan top gördüğümüzde korku filmi seyretmeye başlıyoruz. Biraz daha eşelerler, futbolu biraz daha pisleyebilirse bu güzel insanlar da kaçar gider, daha doğrusu onlara gerek kalmaz, biz de daha önce ülkemizde futbol diye bir spor yapılırmış diye tarih kitaplarından okuruz. Galatasaray Müzelerine gider kupaları seyrederiz.

2-0 mağlup, maç bitmiş, top taca çıkacak bir ivme kazanmış, topun başında en tecrübeli savunma oyuncusu Şedju var. Bu nasıl bir akılsızlık, nasıl bir maça asılış, nasıl bir konsantre? topu kovalayış. Yarım metre çıkmış topu içeriye sokuş, milyon kere olsa bir kere bile hakemi kandıramayacağın garanti. Ne düşündün acaba? Bir baktın hakem devam diye yırtınıyor, Galatasaraylı futbolcular maçı bırakmış, nasıl bir ruh hali, nasıl bir sahtekarlık, nasıl bir adilik o topu getirmek? Açıklaması son saniyelerde bile maçı bırakmıyoruz demek olamaz. Demek hakem 1 gol atın 2 sayacağım dese kabul diyeceksiniz. Fenerbahçe sporcusunun kontratında şerefsiz olacaksınız diye bir madde var anlaşılan. Bu golü Galatasaray'lı Melo atsa, Mustafa Sarp'tan beter ederim. Bir anda silerim.

Galip sayıldık diye unutulur gider bizim cephede de, Bu gol Şampiyonluğa bile mal olabilir. Kadıköy'de hangi skorla yenilirsek yenilelim genel averaja kalacak. Galatasaray'ın şu anda Başkanı, yöneticisi yok, bu gol için kıyametin kopması lazım. Ben bu gol için 20 sayfa yazı yazabilirim. Fenerbahçeli futbolcuların şerefsizliklerine bir somut örnek daha görmenin yanında, Sneijder'in gecesine bir limon sıkılmasına üzülebilirim.

Benim için maç 0-0 berabere bitti. 87 dakika boyunca girilmiş gol pozisyonlarını uzun zamandır ilk defa dikkatlice defalarca seyrettim. Kafamda sildiğim oyuncular dışında sahanın en kötü oyuncusu Semih Kaya idi. Futbolunda çok büyük bir gerileme var. Teknik sıfırın altına inmiş durumda, ve en beğendiğim huyundan vaz geçmiş ki benim stoperlerde aradığım tek özelliktir. Atılan bir şut, Semih'in sırtından dönmüşse benim için o şut goldür. Dün tam 3 pozisyonda topa götünü döndü ve biz bunları Fenerbahçe gol kaçırdı diye gördük, öyle sayıldı. Aslında iyi bir Semih olsa hiç biri tekrar gösterilmeye bile değer olmayan pozisyonlardı.

Kadlec kazmasının yarım metreden atamadığı kafa şutu, aslında auttan gelen korner ortasıydı, Melo'dan sekti, yine Semih nereyi seyre dalmışsa kafa vuruşunu seyretti. Emenike'nin karşı karşıya kaldığı pozisyonda Şedju yerine Semih olsa, kırmızı kart, penaltı %90, gol kesin di. Meyreleş'in çektiği şut, Muslera'ya da top gelsin diyebileceğimiz güzellikteydi. Kurtarış seyretmiş olduk. Başka ca bir pozisyon yok. İyi oynadı dedikleri Fenerbahçe buysa, devam etsinler, her maç böyle oynasınlar. Alınacak neticelerle ilgilenmiyoruz zaten.

İlk yarı biterken, Olcan, kendisini bile giderken hayret içinde bırakan bir pozisyonda buldu. Allahım ben şimdi ne yapacağım der gibi gidiyordu. Ben 10 metre sonra düşer derken 18 içine kadar bile girebildi. Satranç oynar gibi düşünüyordu, geriden gelip kornere attılar da Olcan Bey kurtuldu, yanlış pas atmamış oldu.

İkinci yarı taraftarla beraber en azından bir süre, debelenme, cebelleşme bekleyenler yanılmadı. İki başıboş salak eksinin çarpışmasıyla, büyük futbolculara has bir elektrik, şimşek gibi bir verkaç oluştu. Olcan kaleciyle karşı karşıya kalınca Volkan büyüdü, kale küçüldü her halde. Ben vuramam diye karar verdi, vuramaz diyen biri daha vardı. Sneijder yaklaşıyordu olay mahalline, bom boş pozisyonda bile pas veremedi, top geriden gelen salak bir Fenerli'ye daha temas edip, zor pozisyonda Sneijder'in önüne düştü, usta vurdu ama, hakkını yemeyelim kalede büyük bir kaleci vardı. Bu ayı onları yemezdi, başka türlü ateşlemeye ihtiyacı vardı Avcı'nın

Sneijder takımdaki olanca çöpe rağmen, gol aramaya kaleyi dövmeye devam ediyordu. Devre arasında Büyük futbol düşünürü Rıdvan, Sneijder'in çok kötü oynadığını çıkarılması gerektiğini bizlere bildiriyor, Güntekin çanak yalayıcısı da tasdikliyordu. Televizyon başındakiler, maçtakilere haber verecek, ikinci yarı Sneijder'e kötü enerji göndereceklerdi. Belki Çöp Sezar'a bile Rıdvan Düşünürü'nün ne yorum yaptığı ulaştırılır, oyundan çıkarılması sağlanabilirdi.  Olcan'ın önüne bir top gönderdi, Çünkü vermese döveceklerdi sanki, nitekim 2. gol sonrasında Burak'tan, Selçuk'tan dayağı yemişti. Top Usta'ya geldiğinde sağdan soldan çöpler top istiyor, Galatasaray golüne engel oluyorlardı. Olcan topla buluştu, Trabzonspor'da oynasa, pozisyon bizim kaleye olsa kesin atardı, direkten döndü, mental eksikliğindendi. Başaltı takımın vasat futbolcusuydu. Oynayabileceği en büyük maçları oynamıştı Olcay, yani gelişimi artık olmayacak. Bu futbol, Galatasaray'da oynamaya yetmez diyeceğim demesine de, daha kötü futbolcuları izleyeceğimiz garantisi varken, Olcan'a futbolcu değil dememin bir gerekçesi de yok. O zaman o da bana, abi kim futbolcu ki dese ne cevap vereceğim. Adam haklı. Çocukluğu bir Türk takımı alt yapısında geçmiş birinin büyük futbolcu olma ihtimali 20 senede en fazla 1dir, Arda Turan o kontenjanı hala işgal etmekteydi.

Çöp Sezar, Galatasaray Hocası, abartmıyorum, 43 senedir maçlara giderim, Sigi Held, Saftig, Sikkibe dahil tüm zamanların gelmiş geçmiş en kötü Hocasıdır. Kurduğu, aldırdığı futbolcular, kadro gurubundan sahaya çıkardığı 11, maçı sevk ve idare, maça müdahale, oyun okuma, taktik bilgisi, konsantrasyon, maç öncesi, sonrası konuşma İsmail Kartal'ın bile en az 5 basamak aşağısında. Lig bitiminde Galatasaray başında bu hoca varsa, ligi 5. bitirdiğimizin resmidir. Mustafa Sarp, tek başına Reykart'ın götün teneke bağlamıştı. Çöp Sezar'ı da bu gidişle Veysel gömecek. Aklımızla alay ediyor gibi, Sabri, Eboue,Yasin, Hamit,Tarık,aklımıza ilk gelen sağbekler varken, PTT liginde bile oynaması şüpheli Veysel'i ısrarla oynatmasını taraftara açıklamak zorundadır. Zorunda diyorum, çünkü Galatasaray taraftarı aptal değildir, geçerli bir nedeni yoksa oynatmaz, ıslıklar.

Çöp Cemali saymıyorum, onun için kötü futbolcu demeyi bile gereksiz görüyorum. Pandev'le birlikte alanlar, aldıranlar hırsızdır, dolandırıcıdır. Eğer bir spor savcısı olsa, yüksek dolandırıcılıktan, ayıplı mal kakalamaktan içeri atması, zararın tazmini için dava açması gerekir. Yoksa bu iş yine bize düşecek, devre arasında kovacağız., Yeni çöpler alınması için yeni hırsıza zemin hazırlayacağız.

Burak Yılmaz, Galatasaray'a gelmeden önce, bizim futbolcular haricinde en sevdiğim futbolcuydu. Şimdi, eminim, bu kararı alırken de çok düşündüm. Galatasaray tarihinin en iğrendiğim futbolcusudur. Adam bile değildir, bırakın futbolculuğunu. Seyircisiz oynadığımız Eskişehirspor maçında verdim bu kesin hükmü. Futbolcuların nefes alışı bile duyuluyordu, çoğu ofsaytta, her durumda top ayağında olana bağırıyordu bana at diye. Bu denenebilir, maçtan sonra Burak konuşsun anlarsınız. Sesi kısılmış vaziyette oluyor, ben maçta sarf ettiği efora bağlıyordum, meğer top isterken bağırmaktanmış. Kendisi atmadıktan sonra Galatasaray golünün hiç bir önemi yok onun için. Yalvarıyorum 2. golü dikkatle izleyin, 51 metre top sürüşü boyunca yırtındı bana at diye. İyi niyetli Polyanna Galatasaraylı Sneijder'e pozisyon açtı der şimdi. Öyle olsa Sneijder vuruş anında, kendisi 2 metre ofsayt iken bana at diye bağırır mı? Galatasaray gol atsın da kim atara atsın diyen biri, atılmış 100 yılın golünden sonra kendini yerlere atmaz mı? Allah için dikkatle bakın sevinmeyi bıraktım Umut'la beraber kadrajdalar, Ayı'dan daha fazla üzülüyorlar,şaşkınlık içindeler. Maçın başındaki Galatasaray forsesini de tek başına bertaraf etti. 2 defa ofsaytta kaldı, bir defa faul yaptı, bir kere de hakemi kandırmaya teşebbüs etti. Bence o pozisyon penaltıydı, hakem ben olsam, Burak'ın ayağı kırılsa bile penaltı çalmam. Burak topla buluştuğunda yarım metre içeride bile olsa kaldırırım ofsayt bayrağını. 1 metre eninde 50 metre bir koridora sok duvara çarpmadan top süremez, vuruş tekniği, vuruş standartını geçtik. Bunları bilmeyen yok. Ben adam olmadığını Galatasaray sporcusu olmadığını söylüyorum. Kayda geçsin diye yazıyorum. Ligin ikinci yarısının ilk maçının kadrosunu öğrendiğinizde bu yazıya geri dönün. Sneijder ile Burak ilk 11 deyse Galatasaray 5. dir. Burak'tan kurtulamazsak ya 5. liğe razı olacağız, ya Sneijder'i feda edeceğiz. İstikbaliyle oynuyorlar. Hadi Drogba zevkine oynuyor, katlanıyordu. Operasyon geçen yıl yapılsa, Burak kovulsaydı, Drogba tarihi bir rekor kırardı. Sneijder daha çok genç, çok daha büyük takımlarda oynayacak. Burak için son sözlerim; içinizde iyi, atıyo beaaaya, Qral o diyen, savunan varsa bana selam vermesin. yazdıklarımı da çöpe atsın.

Selçuk İnan yukarıda deşifre ettiğimiz futbolcuyla beraber Galatasaray'a 2. bir Emre-Okan ihaneti yaşatıyor. Kurdukları çete,  Melo'nun, Sneijder'in futbolunu geriye doğru tetikliyor. Galatasaray'ın iyi futbol oynamasını imkansız kılıyor. Oynadığı ilk sene hatırına katlanılacak bir durum olamaz bu ihanet. Bakıyorum her maç en çok koşan listesinin başında. Bu ne demek 50 metre adamla beraber koşuyor, müdahale edemiyor, etmiyor. Aynı pozisyonda Melo 5 metre sonra basıp, bozup, pası verip duruyor. Takometre Selçuk'un Melo'dan 45 metre daha çok koştuğunu yazıyor. Bize de bu manipülasyonu yutmak kalıyor. Medya maymunlarına, Çöp Hocalara göre Selçuk vazgeçilmez oluyor. Tekniği de kaybolup gitmiş, ne şut çekmeye, ne uzun dikine pas atmaya cesareti var, uçurumdaki çalıya tutunmuş bekliyor.  Dünkü maç dediğimiz Hisseli Harikalar Kumpanyası tersine sonuçlansa Selçuk 37.000 kişinin tükürükleriyle sahayı terk ederdi, ve görün bakın çok yakında bir maç üstüne yıkılacak. Umarım bu maç Dortmund maçı olmaz. Tabela yanıltmasın, Fener'i yenmenin dayanılmaz hafifliği geçtikten sonra karar vermek durumundayız. Yedek bırakmak kesmez, uymaz, daha kötü. Kadro dışı bırakmak lazım. Yıkarıdaki sahtekarmanla beraber defolup gitsinler. Benim için yok hükmündeler. Bu saatten sonra istedikleri kadar ihanet edebilirler. Ne attıkları gole sevinirim, ne yedirdikleri gole üzülürüm. Küfür etmeye bile değmez.

Umut Bulut'un şifresini çözdüm. Bir kere futbolcu değil. Büyük bir şantiyeye git, onun gibi fit, ondan çok daha çevik 100 lira yevmiye alan işçilerden en az 10 tane bulursun. Bir kere şahit oldum, 8 katlı siteye mantolama yapılıyordu, fırtına çıktı, iskele uçtu uçacak. en üst katta işçiler var, düşseler serbest düşme yere çakılma 2 saniye, inanın 3 saniyede indiler, 2 saniye sonra da iskele uçtu. Yani o işçiler Umut Bulut'un en az 10 misli daha çevik. Umut zengin olduğundan yediği etler, aldığı vitaminler,ilaçlar, kullandığı konforlu spor malzemeleri, kendisini Galatasaray futbolcusu yaparken onları iskeleye çıkarmış, helva ekmek yiyorlar. Burak'tan farkı, artık iyi mi kötü mü bilmem, yedek kalmayı, atmayı, atamamayı sorun yapmıyor. Maçtan sonra sor, kaç kaç bitti de, sanırım bilmez. Maç ilgilendirmiyor, 50.000 kişi tükürse yarabbi şükür der. Top pas verme ihtimali olan birine geldiğinde, öne doğru koşuyor 3 kadar sayıp, havadan geliyorsa zıplayıp, kafayı, yerden geliyorsa ayağını sallıyor. Top çoğu sefer değiyor. Gol olması veya olmaması tamamen şans. Kıl payı ya ofsaytta ya değil. Hiç kimsenin atamayacağı bir golü de atabilir, mantolama işçisinin bile atacağı golü kaçırabilir. Para verdik kardeşim atsak atılmaz, satsak 5 kuruş veren çıkmaz diyorsanız, oynayacağı tek yer Semih'in yerine stoperdir. Her topa şöyle ya da böyle dokunsun yeter, teknik meknik de gerekmez hani.

Tarık Çamdal'da yörüngemizdeydi. Tanımadığımız bir futbolcu takıma katılmışsa mübarek Galatasaray forması içinde bir büyük maçını seyretmeden karar veremezdik. Sağ bek oynasa daha iyi oynayacak sanki. İlk yarı Fenerbahçe maçının büyüklüğü, acemilikler yapmasına yol açtı. Medya prensi Gökhan Gönül, kendi bölgesinde, kendisinden daha fazla göründü. İlerleyen dakikalarda Gökhan'dan eksiğinin olmadığını, eğitiminin Almanya'da geçtiğini göstermeye başladı. İkinci yarı oynadığı futbolla, bu takımın sağında veya solunda banko oynayacağını zapta geçirdi. Çeteler rahat bırakırsa, ya da dağılırsa kendisi de vurmaya başlar, çok daha iyi oynar.

Maç yazısı değil demiştik. Çöp Sezar- Daimi Çırak İsmail el sıkışmış kazasız belasız,El Sikko'yu 0-0 a bağlamayı planlamıştı. Bizim cephe işini o kadar iyi yapıyordu ki, Hamit'i oyuna sokma işi bile 7 dakika sürdü. Maksat Hamit oynamadı denmesin, ve dakikalar mümkün olduğunca azalsın. İyi, kötü, topu Ayı'nın kaleye götürme ihtimali olan Olcan'da çıkıp, taraftarın bir türlü sevemediği Emre Çolak oyuna girince az daha başarabiliyordu. Melo meğerse serumla oynamış. Nasıl olmuşsa hastalanmış, kusmuş. İnsan o servetin içinde ne yer de mideyi bozar, zengin adam hastalanır mı? o da ayrı konu da, normalde oynamaması gerekiyormuş. Futbolcu olsa oynatmazlar, ama o Pitbull, bildiğin it. Safra kesesini serum masasında bırakır gene çıkar hırlar. Pitbull'suz Fener maçı, rakısız balık gibi bir şey. Rakı içmeden yenen balık, kendisini inek yedi sanarmış, O da dayanamayıp çıkınca, yenemiyorsak yenilmeyelim küçük hoca mantığıyla kalan çöpler, teslim olalım çağrısı yaptılar. Sneijder ateşle karşılık verdi. Attığı iki insanlık dışı golle Şebekasyon'un içeriden dışarıdan Aslan'a kurduğu tuzağı çökertti, kuşatmasını yardı. Hakkını verelim, Fenerbahçenin kalesinde de kaleci yoktu. Bir Ayı kaleyi koruyor, sakat makat, Anti Galatasaray salyaları salgılayıp bizim maçlarda kaleye geçiyordu. İnsan olmadığından insan golü yemezdi bizden.  Sarı Ejder cezalandırdı. Sağına, soluna atılan cehennemi ateşleri, hayvani golleri ömür boyu unutmayacaktır, biz de öyle. Sneijder, biz de öyle. Seni Veysel'le aynı takımda oynattığımız için bize sitem koyma bu ayıp bizim değil, Türk Futbol Şebekesi'nindir.

Büyük Galatasaray Taraftarı bir kez daha Galatasaray adını göklere yazıp, yeni
filmi Dünya'ya izletip yaptı yapacağını. Biraz daha adam olduk, biraz daha gururluyuz. El Sikko'dan sonsuzluğa aktarabildiklerim bunlardır.

Dünya'nın en büyük 10 numaralarından biri bizim takımda, Bu rüyadan sakın uyanmayın,

18 Eki 2014

Fenerbahçe Maçı Nutku;

Ey Büyük Galatasaray;

Her türlü pisliğin, iç ve dış saldırının doruğa ulaştığı bu günlerde, bir kez daha, Türkiye Futbol Şebekasyonu'nun düzenlediği ligimizin en büyük maçına çıkacaksın. Gazan mübarek olsun.

Cim Bom Bom'larım,

100 yılı aşan tarihimizde çok büyük işler yaptık. Yaptığımız işlerin en büyüğü, temeli, Galatasaray kahramanlığı ve yüksek Galatasaray inanmışlığı olan Avrupa şampiyonluğudur. Devamında gelen Süper Kupadır. Bundaki başarıyı, Galatasaray'ın ve onun büyük taraftarının bir ve beraber olarak istekli ve kararlı yürümesine borçluyuz.

Fakat bu büyük hadiseleri geride bıraktık, bu başarıları bu zaferleri asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük maçlara çıkmak zorunda ve kararındayız. Galatasaray'ı Avrupa'nın en mamur en büyük olma seviyesine çıkaracağız. Bunun için bizdeki zaman ölçüsü geçmiş yıllarda kalan büyük zaferlerin gevşetici sarhoşluğuna göre değil, günümüz gerçeklerine göre düşünülmelidir. Bu büyük cenklere yolculuk, bunun gibi büyük maçların dikenli yollarından geçmektedir. Geçen yıllara oranla daha çok çalışacağız, en büyük maceralarımızdan birini yaşayacağız. Başarılı olacağımızdan şüphem yoktur. Çünkü; Bu akşam Arena'da kuşatmayı yarmış, ateşlerden geçmiş, takımına ölümüne bağlı görece sayısı az, ama desibeli fazla bir taraftarın, sırtında Metin Oktay'ın o mübarek, kutsal parçalı forması olacak. O formaların içinde de her biriniz,  teslim ol çağrıları gelirse, ateşle karşılık vereceksiniz. Çünkü; Aklınızdan bir an bile çıkarmayın, Galatasaray'ın şampiyonluklarında ağlayan coşan gülen milyonlarca Galatasaraylının,  Dünya'nın her tarafında, televizyonlar başından, ciğerlerinize, kalplerinize, bacaklarınıza, en büyük enerjilerini iletecekler. Ve çünkü sizler, Galatasaray'ın yürümekte olduğu Savaş yolunda, Pitbull'u, Muslera'sı, Sneijder'i başta olmak üzere gücüne güç katacağımız 11+3, yenilseniz de, yenseniz de asla yalnız yürütmeyeceğimiz Aslanlarımızsınız.

Büyük Galatasaray Taraftarı!

Yıllardan beri çıktığın maçlarda başarı vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki bu sözlerimin çoğunda Galatasaray'a inancımı sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki yönetim, futbolcu ve taraftar bütünlüğüyle yürümekte olan Galatasaray'ın kim olduğunu, ne olduğunu bu geceden itibaren, dost düşman bir kez daha anlayacaktır. Asla şüphem yoktur ki Galatasaray'ın unutturulmaya çalışılan bu büyük yeteneği ve büyük karakteri bu maçtan sonraki gelişmesiyle  yarının şafağında Arena'nın ufuklarından yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Galatasaraylılar!

Sonsuza akıp gidecek yıllarda, bu büyük ve şanlı takımınla daha büyük şeref ve mutlulukla övünmeni; daha da yükseklere taşımanı gönülden dilerim..

NE MUTLU GALATASARAYLI'YIM DİYENE!