2000 senesinin 17 Mayısında, Parken stadında bir final maçı oynandı. Maç uzatmalara gitti, o anda beklenmedik bir şey oldu., takımın en büyük futbolcusu atıldı. Üstelik olası penaltılardan birini atacak garanti futbolcuydu. Ve daha maçın bitimine 27 dakika vardı. Takımın Hocası Fatih Terim'di. Hasan Şaş'ı oyuna soktu. Ve 10 kişi kalmış takıma hücum emri veriyordu. Galatasaray bir zamanlar böyle bir takımdı.
Galatasaray'ın bir karakteri vardır. Bu karakter, Darwell'lle başlayan, Lucescu'yla biten uzun yıllarda oluşmuş bir futbol kültürüdür. Yener, yenilir, şampiyon olamaz, fark yer, futboldur her şey olur, ama Galatasaray asla sıçan gibi futbol oynayamaz. Benim Galatasaray'dan en fazla gurur duyduğum maçlar, eksik kaldığımız, yenik duruma düştüğümüz maçlardır. Böylesi maçlarda Galatasaray'ın forsesini seyretmeye doyum olmaz.
İki gece önce, Karabük'te maçın başlarında Galatasaray 10 kişi kaldı. Takımın başında yine hoca Fatih Terim'di. Atılan kalecinin yerine en uçtan, hücum bölgesinden birini çıkardı. Sıradan bir lig maçıydı oynanan. Mütevazi bir küçük kasaba takımıyla, durum 0-0 dı. Devreyi, kazasız belasız, yani gol yemeden atlatmayı planladı hoca bes belli. Ama bu arada kaleci, inanılmaz bir kaleci kurtarışıyla çataldan bir topu çeldi. Yani aslına bakarsak, planın falan tuttuğu yoktu. Galatasaray'ın kötü kalecilerinden biri, kedi olalı bir fare tutmuştu. Olsun du, Hocanın planı değilse de duaları kabul olmuştu. Resultante importante idi. 10 kişi kalmış Galatasaray, tek bir atak yapmadan, Elmander'i topla buluşturamadan soyunma odasının yolunu tuttu.
İkinci yarı, eski büyük maçları, eski 10 kişi kalmış Galatasaray'ı seyretmişler, haklı olarak hocadan bir şeyler bekliyorlardı. İkşnci yarı başladı, ne olur bir atak biz dilenciler için. Ne gezer, bizim futbolcular ortaya geçtiler, sıçan olarak. Bir ara Karabük'lülerin 5-6 dakika top çevirdiklerini seyrettik. Galatasaray kalecisi vakit geçiriyordu, kendisine gelen bütün topları ileriye şişiriyordu. Bunları seyreden hocalar, Fatih Terim'le Taffarel olamazdı. Benim azıcık tanıdığım Fatih Terim, sıradan bir maçta beraberliğe yatan kalecisine tekme tokat girişir bir daha asla forma vermezdi. Muhtemelen, Karabük'ten tırsıp, kendisi yatın demişti.
Galatasaray'ın sayısız maçını seyrettim. Çok büyük hezimetlerini gördüm. Son yıllarda takımı tanıyamıyorum. 1-0 öne geçse Kanije Kalesi savunmasına geçiyorlardı. Bu sene durum farklı olacak sanmıştım. Her kes korkar, Fatih Terim asla hiç bir maçtan korkmazdı. Nitekim korkmayıp, 3-0 gerideyken Fener'e saldırmış 3 tane daha yemişti. O maçta hiç utanmamıştım, Karabük'teki maçta yerin dibine girdim.
Bu takımın tamam, hasbelkader taraftarı olduk, ama ya sonrası. Niçin sevdik, niçin her sevdasının peşine takıldık. Galatasaray büyük takım refleksini her zaman sahaya yansıtmak zorundadır. Kalecisi vakit geçiren, hem de berabere durumdayken vakit geçiren takım büyük takım olamaz. Vakiti bir güzel geçirdin, peki yemeyeceğinin garantisi var mı? Nitekim, kurtardığın topun diyetini, her zaman ki gibi kalende felç geçirerek ödettin, sonra, sana vakit lazım değil mi? Ben o anda, Büyük Terim'den, kaleciyi çıkarmasını, Baros'u oyuna alıp, Sabri'yi kaleye geçirmesini beklerdim. Ben olsam öyle yapardım, sanırım Hoca bilmez ama ben biliyorum ki, Sabri hem Ufuk'tan, hem de Aykut'tan daha iyi kalecidir.
İyi oyun oynatamayacak Terim bu gidişle Galatasaray'a. Zamanında iyi oynamış bir takımın Hocası olduğuna kendisi de inanmıyor. İyi oynuyor gözükmenin tek yolu, gol bölgesine rakipten daha fazla adam sokabilmektir. Yani rakipten adam eksiltmektir. Futbol sanıldığı gibi 11e 11 oynana bir oyun değildir. Diyelim ki top senin takımındadır. O anda kendi kalecinin senin gol atmana en ufak bir katkısı yoktur. Bir de topun ayakta olduğu adamı saymazsak, kalan 9 kişi gol yememek için çabalayan 11 kişiye karşı oynuyor demektir. O halde ne yapılmalı ki, en azından 9'a 9 oynayabilmelidir. Çalım atan, pas veren, hızlı koşan futbolcular bu yüzden daha değerlidir. Bizim en iyi oynadığımız sezonu hatırlayın çocuklar. Popescu, Taffarel'le paslaşıp, en öndeki adamı eksiltmiş olarak oyuna sokardı. Hagi' en az 1 adamı geçtiğinde de gol bölgesinde çok daha fazla Galatasaraylı futbolcu bulundurulurdu.O takım bugün Fatih Terim'in elinde olsa Hagi'yi, mağlup duruma düşmezse oyuna almazdı. Arif'i ise hiç oynatmaz, tek başına kalan Hakan Şükür'de bir iki maç sonra taraftardan küfür yerdi.
Hoca olmadığını ve Galatasaray'a hoca gerekmediğini defalarca yazdım. Takımın başında sonsuza kadar kalmasında benim için sakınca yok. Ben Reykart'ın götüne teneke bağlanarak gönderildiği bir takımın taraftarıyım. Gerçekten de benim gibi taraftarların Galatasaray'ın başında bir hoca aradığı falan yok. Galatasaray'ın kendine has hasletleri vardır, onlara zeval getirmeyecek bir çoban, yeter bize. Her şeyine katlanırım, inanırım da korkaklığına inanmazdım. Fenerbahçe son 20 seneyi 2 kaleciyle oynadı, durum onu gösteriyor ki bir 10 sene daha aynı kaleciyle oynayacak, biz 20 kaleci eskittik bu yıllarda. Gol yedi, kaleci değiştir, yemedi, top gelmedi, atamadılar sakın elleme. Takım Manisa'yı yendi, galip takım değiştirilmez Fener'e de aynı takımla oyna, yenildi, bir daha ki maç değiştir.
3 maç seyrettik, diyorlar ki bizimkiler,'' amma kötümsersin, takım değişti, alışacaklar'' falan. 3 maçta kombine edilmiş tek bir atak görmedim. Gol, futbolcunun kişisel becerisine bağlanmış, gol yememek için ise kazmalardan medet beklemeye. Biz Fatih Terim çaylakken, Sami Yen'de Fener'den 4 yediği maçı seyrettik. O kadar kötü yönettiği maçları hatırlıyoruz. Ben Terim'i, KarabükTeki kadar çaresiz, korkak, takımı kadere teslim ederken seyretmemiştim. Üzgünüm.
4 adamı atılmışken, averaj hesapları söz konusu iken Fenerbahçe Stadında taraftarı biber gazı solurken, Arif'le beraberlik golü arayan Lucescu'ya saygılarımla,
lucescu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
lucescu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Eyl 2011
24 May 2009
Eski Tüfek Derki; Bertarafedilemeyen Güzelavratotu

NONBERTARAFUS ATROPA BELLADONA -2-
(Latinceye katkılarımızla,)
(Latinceye katkılarımızla,)
Lucescu zavallısı ve yandaşları..
-Bu başlığa cevabı ben vermeyeceğim bay ukala, ancak tüm değerlendirmenin arkasından, bir “malumu ilan” olacak.
Hıncal Uluç'a saldırmanın dayanılmaz hafifliği
içindekiler bir, "Yanıt verir de köşesinde adımı geçirir" diye umutlananlar iki, mal bulmuş magribi gibiler gene.. Şaktar denen takım UEFA Kupasını aldı ya..
–İğrenç bir “kitsch” Türkçesi bok yücelticisi, aşağılık, güya romancı, Kundera hayvanından arak bu tümcenle neyi, nasıl kastettiğini anlamasak da, saldırmak teriminin anlamını bilmediğin ortada. Eğer anlamış olsan, tıpkı kedigiller gibi hem düzen hem de bağıran bir türden olduğunu idrak eder ve saldırganın sen olduğunu net biçimde kavrardın.
içindekiler bir, "Yanıt verir de köşesinde adımı geçirir" diye umutlananlar iki, mal bulmuş magribi gibiler gene.. Şaktar denen takım UEFA Kupasını aldı ya..
–İğrenç bir “kitsch” Türkçesi bok yücelticisi, aşağılık, güya romancı, Kundera hayvanından arak bu tümcenle neyi, nasıl kastettiğini anlamasak da, saldırmak teriminin anlamını bilmediğin ortada. Eğer anlamış olsan, tıpkı kedigiller gibi hem düzen hem de bağıran bir türden olduğunu idrak eder ve saldırganın sen olduğunu net biçimde kavrardın.
Aldıysa utanalım.. Bu kadar sıradan top oynayan bir takım bu kupayı kazandıysa, bu yıl hem de Türkiye'deki finale bile çıkamayanlar, Fenerliler, Galatasaraylılar ve Beşiktaşlılar utansın..
-Neden utanalım? Utanacak ne var bunda. Lucescu’yu sevmek, değer vermek çok sade biçimde bir duygudur, hem de içinde yaşadığın ve her şeyin paraya teşmil olmadığı bir dünyada, kendimizce ilkeli, gönüllü ve bağımsız bir tercih. Nasıl bir dünya seninki? İlkeli gönüllü ve iradi olan utanılacak bir şey mi oralarda?
-Neden utanalım? Utanacak ne var bunda. Lucescu’yu sevmek, değer vermek çok sade biçimde bir duygudur, hem de içinde yaşadığın ve her şeyin paraya teşmil olmadığı bir dünyada, kendimizce ilkeli, gönüllü ve bağımsız bir tercih. Nasıl bir dünya seninki? İlkeli gönüllü ve iradi olan utanılacak bir şey mi oralarda?
Bir Galatasaray'ın 2000 yılında şampiyon olurken yendiklerine bakın, bir de bu yıl finale çıkanlara.. Yarı finale bakın.. Tek İtalyan, İspanyol, İngiliz, Fransız, Hollanda takımı yok. İki ikinci sınıf Alman takımı, bir de dünya futbolunda adı geçmeyen bir ülkenin iki takımı..
-Eee? Ne olmuş o ülke takımlarına? Kupaya mı katılmamışlar? Diskalifiye mi olmuşlar? Yok sa ne? İkinci sınıf, birinci sınıf cart-curt… Eminim hayatının hiçbir alanında doğru dürüst ve uzun soluklu bir tarifin olmadığı gibi bu terimlerinde bir tarifi yoktur. Dünya futbolunda adı geçmeyen bir ülke… Allah alah git işine kardeşim git!...
-Eee? Ne olmuş o ülke takımlarına? Kupaya mı katılmamışlar? Diskalifiye mi olmuşlar? Yok sa ne? İkinci sınıf, birinci sınıf cart-curt… Eminim hayatının hiçbir alanında doğru dürüst ve uzun soluklu bir tarifin olmadığı gibi bu terimlerinde bir tarifi yoktur. Dünya futbolunda adı geçmeyen bir ülke… Allah alah git işine kardeşim git!...

"Vay Avrupa'nın zavallı futbolu, vay benim ayıbım" demiyorlar da.. "Gördünüz mü Lucescu'yu" diye o on para etmez futbolu göklere çıkarıyorlar. Futbola akılları on paralık ermediği için.
-Dedim ya senin dünyanda artık her şey paraya teşmil olmuş. Olmuş onu anladık da anlamadık hala, nasıl bir şekil var? Yav desene bir futbolun birimi şudur (adet, metre, kilo, set, grup) birim fiyatı da budur (TL, usd, Euro, sterlin, onpara). De de anlayalım arkadaş. Onpara etmeyen neymiş?
-Dedim ya senin dünyanda artık her şey paraya teşmil olmuş. Olmuş onu anladık da anlamadık hala, nasıl bir şekil var? Yav desene bir futbolun birimi şudur (adet, metre, kilo, set, grup) birim fiyatı da budur (TL, usd, Euro, sterlin, onpara). De de anlayalım arkadaş. Onpara etmeyen neymiş?
Bu Lucescu'nun Türkiye'de maaşlı yazarları, muhabirleri var sanki.. Ne zaman, milli takım dahil birinin antrenöre ihtiyacı olsa, onun adı ortaya atılıyor, dünyada başkası kalmamış gibi.. Niye ki?. Bu adam bu kadar iyi hoca da, niye bir Fatih Terim düzeyine gelemedi?. Niye İtalya'nın, İspanya'nın, Almanya, İngiltere'nin büyüklerinden teklif almıyor?. Varsa yoksa Türkiye?.
-Burada tipik bir tırsma, ürkeklik ve hatta ötesi yalakalık seziyorum. Yaşa be Fatih Terim demiyorum, siz ömrünüzce korkuya taptınız, korkuya ve korkularınıza… Bu konuda daha önce bir takım şeyler yazmıştık. Tekrarlamaya gerek yok. Biri, ama anlayan biri söylesin bana, nedir bu gelinemez “Fatih Terim düzeyi”?
Çünkü büyük hoca falan değil. Oynattığı futbolun, futbol zevki yok. Fatih Terim'den devraldığı o harika Galatasaray'ın, harika futbolunu öldürdü. Onun yerine kendi korkak, zevksiz, tatsız tuzsuz futbolunu koydu. Bu yüzden de kovuldu.
-Boş anlamsız mesnetsiz lakırdı olur da bu kadarı olmaz. Neden kovulmuş? Futbolu en az kendi düzeyinde bilen ulemalar bakmışlar ki, zevksiz, tatsız, tuzsuz boktan bir futbol oynatıyor. Her yıl kupalar kaldıran dünyayı sarsan, tuttuğunu düzen, kaçanın kurtulduğu bir alem olan türk futbolu alemi bir felakete sürüklenecekmiş. “Hooop!” demişler arkadaş. Sonra ne olmuş? Gene Aynı hülyalı günlere dönüvermişiz. Vaaay beee!...
-Burada tipik bir tırsma, ürkeklik ve hatta ötesi yalakalık seziyorum. Yaşa be Fatih Terim demiyorum, siz ömrünüzce korkuya taptınız, korkuya ve korkularınıza… Bu konuda daha önce bir takım şeyler yazmıştık. Tekrarlamaya gerek yok. Biri, ama anlayan biri söylesin bana, nedir bu gelinemez “Fatih Terim düzeyi”?
Çünkü büyük hoca falan değil. Oynattığı futbolun, futbol zevki yok. Fatih Terim'den devraldığı o harika Galatasaray'ın, harika futbolunu öldürdü. Onun yerine kendi korkak, zevksiz, tatsız tuzsuz futbolunu koydu. Bu yüzden de kovuldu.
-Boş anlamsız mesnetsiz lakırdı olur da bu kadarı olmaz. Neden kovulmuş? Futbolu en az kendi düzeyinde bilen ulemalar bakmışlar ki, zevksiz, tatsız, tuzsuz boktan bir futbol oynatıyor. Her yıl kupalar kaldıran dünyayı sarsan, tuttuğunu düzen, kaçanın kurtulduğu bir alem olan türk futbolu alemi bir felakete sürüklenecekmiş. “Hooop!” demişler arkadaş. Sonra ne olmuş? Gene Aynı hülyalı günlere dönüvermişiz. Vaaay beee!...
Beşiktaş'tan kovulmakta geç kalındığını zamanındaki Beşiktaş yöneticileri, defalarca söylediler.. Başkan Serdar Bilgili ve 2 nolu sorumlu Hüsnü Güreli, "Lucescu'yu daha evvel kovsak şampiyonduk" dediler kaç defa.. 8 puan öndeki Beşiktaş farkı, Lucescu denen adam darmadağın olduğu ve bu dağınıklığı futbolculara da aşıladığı için eritti ve bitti. Ama Lucescu'ya kızma sebebim bunlar değil.. Bunlar, onun çok iyi bir hoca olmadığı benim kişisel görüşüm. "İyi hocadır" diyenler de var. Bu da onların görüşü.. Saygı duyarım.. O ayrı.. Benim "Öfke" sebebim ayrı..
-Al şimdi buna bak. İnsan bu denli mi dengesiz olur? Kontrolsüz olur. Yukarıda tonla saygısızlık yap, söylediğini bırakma,aşağıda “saygı duyarım” iki yüzlülüğü… Ne olacak modern toplumun post yüzü… Sizleri sevmiyoruz bay bulvar basını. Sizin hiçbir haliniz içten değil. Vıcık vıcıksınız, ilkesizsiniz, kontrolsüzsünüz, beyniniz tuz buz ve bir hücre ile diğeri arasında kontrol iletişimi yok. Çok rahat küfredebilir, incitebilir, inkar edebilirsiniz. Güvenilmezsiniz, iki yüzlüye kurban olalım, binbir suratlısınız.
-Al şimdi buna bak. İnsan bu denli mi dengesiz olur? Kontrolsüz olur. Yukarıda tonla saygısızlık yap, söylediğini bırakma,aşağıda “saygı duyarım” iki yüzlülüğü… Ne olacak modern toplumun post yüzü… Sizleri sevmiyoruz bay bulvar basını. Sizin hiçbir haliniz içten değil. Vıcık vıcıksınız, ilkesizsiniz, kontrolsüzsünüz, beyniniz tuz buz ve bir hücre ile diğeri arasında kontrol iletişimi yok. Çok rahat küfredebilir, incitebilir, inkar edebilirsiniz. Güvenilmezsiniz, iki yüzlüye kurban olalım, binbir suratlısınız.
Bu Romen, benim ülkeme, alenen ve resmen hakaret etti. Türkiye Cumhuriyeti'ni Çavuşescu'nun Romanyasına benzetme küstahlığında bulundu. Öfkem ondan..Bu ülkede o zaman bir İçişleri Bakanı olsaydı, daha o gün, çalışma izni iptal edilir ve şutlanırdı. Bir daha da dönmeyi aklına getiremezdi. Medyamızda bu hakareti içine sindirenler var. Hatta bu ülkeye, bu millete hakaret edilmesinden sapıkça zevk alanlar var. Ben onlardan değilim. Ülkeme söven adamı affetmem. Saygı duymam. Onun ayağına giden Galatasaraylılara da saygı duymuyorum. Hele ona teklif yapanları (Eğer yaptılarsa) defterimden ebediyen silerim.. Galatasaray'ın Türkiyeme söven adama ihtiyacı yok.. Adnan Polat'a açıkça söyledim. "Özhan, beni kulüp üyeliğinden istifa ettirdi" dedim. "Lucescu'yu getirirsen, sen de Galatasaraylılıktan da istifa ettirirsin!." Tamam mı?.. Anladınız mı, Bab-ı Ali çirkinleri, Hıncal, Lucescu'ya niye karşı?..
-Hah işte her şey tamam oldu. Günümüz popüler kültürüne bir gönderme. Milliyetçi, mukaddesatçı ülkemin güzide bulvarcısı. Ne yapacaktın yani? Tabi ki bunu…
Şimdi götü yiyen biri çıkıp bunlara laf söylesin de görelim…
Bu ülkede trendi siz belirlemiyorsunuz. Sadece trendin borazanısınız. Hakkınızı yemeyelim, iyi de yapıyorsunuz bunu. Ama “entelektüel(!)” bayım, sana bir önerim var. Kendine yönelik Ziya Paşa’nın “Terkib-i Bent” ini okumanı öneririm. Satır atlama bulvarcıların hepsine bir şeyler karalanmıştır muhakkak oralarda.
Bilmediğin konulara girmekte mahirsin. Çavuşesku dönemi ile ilgili ne biliyorsun merak ediyorum. “Demokrasiye Geçiş”te ne olmuş? Ne olmuş nasıl olmuş da koca bir kültür çökmüş? Sen Ülkemiz hakkında ne biliyorsun ki? Otobüse, minibüse ne kadar zaman harcıyorsun ömründe? Maaş kuyruklarında? Çöp eşeleyen kaç dostun var? Bırak onu şu Ultraslan’dan kaç kişiden haberdarsın? Sığındığın üçüncü sınıf bulvar gazetesinde işin nedir? Ne iş yaparsın? Senin cebine parayı niye koyarlar?
Bırak bunları Hıncal. Hiçbir şeysin. Her şey olmak istiyorsun. Bilgisizsin alim geçiniyorsun. Daha önemlisi kimsenin sevgisine ve küçücük mutlu dünyalar yaratmasına bile tahammülün yok, sevgi pıtırcığıyım diyorsun.
Hiçbir özelliğin yok, senden her köşe başında bir tane beş tane var.
GİT BAŞKA MEVZULARA TAKIL. Futbol sevgi üretmeli. Senin işin değil bu!...
ÇETİN
-Hah işte her şey tamam oldu. Günümüz popüler kültürüne bir gönderme. Milliyetçi, mukaddesatçı ülkemin güzide bulvarcısı. Ne yapacaktın yani? Tabi ki bunu…
Şimdi götü yiyen biri çıkıp bunlara laf söylesin de görelim…
Bu ülkede trendi siz belirlemiyorsunuz. Sadece trendin borazanısınız. Hakkınızı yemeyelim, iyi de yapıyorsunuz bunu. Ama “entelektüel(!)” bayım, sana bir önerim var. Kendine yönelik Ziya Paşa’nın “Terkib-i Bent” ini okumanı öneririm. Satır atlama bulvarcıların hepsine bir şeyler karalanmıştır muhakkak oralarda.
Bilmediğin konulara girmekte mahirsin. Çavuşesku dönemi ile ilgili ne biliyorsun merak ediyorum. “Demokrasiye Geçiş”te ne olmuş? Ne olmuş nasıl olmuş da koca bir kültür çökmüş? Sen Ülkemiz hakkında ne biliyorsun ki? Otobüse, minibüse ne kadar zaman harcıyorsun ömründe? Maaş kuyruklarında? Çöp eşeleyen kaç dostun var? Bırak onu şu Ultraslan’dan kaç kişiden haberdarsın? Sığındığın üçüncü sınıf bulvar gazetesinde işin nedir? Ne iş yaparsın? Senin cebine parayı niye koyarlar?
Bırak bunları Hıncal. Hiçbir şeysin. Her şey olmak istiyorsun. Bilgisizsin alim geçiniyorsun. Daha önemlisi kimsenin sevgisine ve küçücük mutlu dünyalar yaratmasına bile tahammülün yok, sevgi pıtırcığıyım diyorsun.
Hiçbir özelliğin yok, senden her köşe başında bir tane beş tane var.
GİT BAŞKA MEVZULARA TAKIL. Futbol sevgi üretmeli. Senin işin değil bu!...
ÇETİN
21 May 2009
Köpekler Bunu İstememişti!

Adam, tüm zamanların en büyük takımının başına getirilmişti. Kadro kendi ülkesinde ulaşılmaz rekorları kırmış, UEFA kupasını kaldırmış, Dünya'ya nam salmıştı. Kimle nerede oynarsa oynasın, yenmeye, güzel futbola, bol gole oynuyordu. Ve bu yeni gelen çingene ile ilk yılında şampiyon olamıyordu. İlk çıktığı maçta koskoca Real Madrid'den Süper Kupa'yı alıyordu, ama ve lakin önemli değildi o zaman Süper Kupa. Dandik ti, devlet bir de utanmadan bu dandik kupayı alanlara altın dağıtmıştı, gariban halkın sırtından topladığı vergilerle.(kaynak; o günkü Hıncal Uluç'un yazıları). Takım, Şapiyonlar Ligi turnuvasında iki defa kalifiye olup, çeyrek finalde averajla, kan kusturarak eleniyordu. Ancak, ne alakası vardı, Terim'in mirasıydı yenen. Kim olsa aynı dereceyi yapardı en azından.
Aslında defans yaptırmak istiyordu, söz geçiremiyordu futbolculara bağlasan durmuyorlardı. 7 defa yeniliyor, 77 gol atıyordu. Çingeneye kalsa 6 defa yenilebilmek için 66 gol atmaya razı olacaktı. Okan ve Emre'nın hiyaneti ile kaçan şampiyonluktan sonra, takımın tamamı kaçtı. Ve yeniden başladı herşey.
Adam, kendi kumanda edebileceği bir kadro kurdu. Gelenleri kimse tanımıyordu, Bulgar takımı zar zor geçilince eyvahlar çekildi. Çeyrek finalden Barcelano'ya karşı, yenilen ofsayt golle dönüldü, ızdırap veren fubol oynatıyordu. Eledikçe, bir bahane bulunuyor, zirveden düşmedikçe iş kısmete bağlanıyordu. Son düzlükte, gol yemeden ıkına sıkına şampiyonluk gelince suyunu ısttılar. Biri suyun altına uzaktan odun atıyordu. İtalya'dakinin sürgün cezası bitmişti, Takım esas abisine teslim edilmeliydi. Ve biz kurtulmuştuk! Şimdi başkaları düşünsün dü.
Beşiktaş o yıllarda can çekişiyordu. Yıllardır Şampiyon olamamıştı. Acaba mı dediler, bir de biz denesek mi? Denediler.
Beşiktaş'lıların derdi iyi futbol falan değil nasıl olsa. Yeter ki Şampiyon olalım diyen, ufku olmayan, geleceği olmayan, yatırım yapmasına gerek olmayan bir takımdı Beşiktaş.
Taktiği belli adamın. İyi bir kaleci olacak, imkanı olsa iki kaleci birden geçirecek kaleye. Golcüler bekte oynayacak, oyun üstünlüğünü karşı takıma bırakacak, üstün olan takım gol bulamayınca sinirlenecek, sinirlenince hata yapacak, sakin sakin avını bekleyen timsah misali bir gol bulacak, golü bulunca yatacak, o lanet olası golle 3 puan alacak ve gelecek haftaki maçı bekleyecek.
Başladı Beşiktaş, Kötü oynuyor fakat tepelerde dolaşıyordu. Ha bu maç ha bu maç beklediler Çingene'nin foyasının çıkmasını. Çıkmadı, Beşiktaş şampiyon oldu, Avrupa'da bir daha çıkamayacağı yere çıktı. İkinci senesinde 10 puan fark atmıştı. Fakat Türk Futbolu'nun selameti için bu adam kovulmalıydı. Derece alıyordu, ancak iyi futbol oynatmıyordu.
4 yılda, iki alınmış, iki de çalınmış şampiyonluk tan sonra ülkeden kovulmuştu. O gittiği yerde aynı takımda çalışırken, biri 6, diğeri 5 hoca değiştirmişti. Hakkını yiyenlerin iki yakası bir araya gelmiyor, taraftarlarına ızdırap çektiriyorlardı.
Dünkü maça çıkarken film şeridi geçti gözlerimin önünden. Sağda Srna, solda Rat'ı izledikçe Luce'nin kupayı alacağına yürekten inandım. Ülkemize geldiğinde, UEFA kupasında, bizim çocukların terli el izleri vardı, giderken aynı kupaya kendi el izlerini bıraktı. Ve aldı üzerinde Galatasaray'ın logosu olan son UEFA kupasını, Kuzey'in menekşesine, Dinyeper kıyılarına götürdü.
Sakın gelme buraya bir daha Lucescu, burada atları öldü sananların nesli tükenmedi daha!
20 May 2009
Arkandayız Lucescu

Ey ölüye top oynatan adam, ne kadar taraftarla geldin bilemiyoruz. Futbol tanrıları seni, bu ülkenin iki büyük takımından, hem de şampiyon olduktan sonra kovduranlara ne güzel bir ceza kesti. Kadrona baktım, tanınmış ya da en azından benim tanıdığım kimse yok. Adını bildiğim, benim nacizane listemde bulunan vatandaşın Rat'ı saymazsam.
Ne yalan söyleyeyim, senin bu maceranı takip etmedim. Her turdan sonra eleyen takımlar listesinde okudum sadece senin takımının ismini. Renklerinizi bilmiyorum, nasıl futbol oynuyorsunuz izlemedim.
Arkandayız Lucescu, birinci sebebimiz, malum başımızdaki nankörlere bakma sen, hala kalbimizdesin. Kırık dökük dağılmış takımla, Barcelano'ya kan kusturarak elendiğin maçları ve seni unutmadık. Minnetle anıyoruz ve kimle oynarsan oyna hangi takımı şalıştırırsan çaşlıştırır senin takımını tutuyoruz.
Lucescu, ikinci sebebimiz var bugün stadyumda olacak olan Galatasaray'lıların neden orada olduğu hakkında. Biz bu gece senin yerine veya seninle oynamayı planlıyorduk bu maçı. Çok yakındı bize göre, başımızdaki gaflet uykusundakiler olmasa 9 sene öncesinden daha kolaydı işimiz. Olası bir finalde bize kale arkası dar gelecekti. O yüzden diğer taraflardan çok sayıda Galatasaray'lı bilet aldı. Bunlardan biride benim. Elimizde patlayacaktı neredeyse bilet. Gök tanrı en azından dostun takımını seyretmemizi ve bir taraf olmamızı sağladı.
Diğer takımda Türkçe bilen, ismi Türk ismi olan biri var ancak o bizden değil. Oynadığı takımı tutmamızı hele ki sen varken onun takımından yana olmamamızı gerektirecek bir durum yok. Ayrıca ben Alman futbolunu dolayısıyla takımlarını hiç sevmem.
Bu gece yan tribünlerde olsun gözün kulağın, belki organize olamayacağız, ancak kendimizi gösteriririz meraklanma, sena bu güzel ve yanlız ülkeyi dar edenler, başları her derde girdiğinde kapını çalacaktır. Taraftarız biz çekeriz cefa, Lucescu sen de bizi unutma emi.
Al kupayı, götür Dinyeper kıyılarına, Kiev'i oynatsın votkacıların, Labonovski'ye selam olsun.
13 Eki 2008
Lucescu İddiası

Bir rüyaydı geldi geçti Türk futbolunun üzerinden. Lucescu rüyası. Ölüye top oynatır, her maça ayrı taktikle çıkar. Lucescu'nun takımından asla umut kesilmez. Kenarda mutlaka yapacağı bir şey vardır. Yani bir taraftar olarak Hocadan ne bekliyorsan onda vardır.
Kaldığı 4 sezon boyunca iki şampiyonluğu, iki de derdest edilmiş kaçan şampiyonluğu var. Bu vasıflarla aramıdan ayrılan Lucescu, hoca arayan büyük takımlarımızın her zaman kapısını çalacağı biri olarak yaşamını Rusya'da sürdürmektedir. Her sezon başında Lucescu sesleri eksik olmaz. Sezon başlar Avrupa'ya ilk veda eden takıma layık görülür. Ne senaryolar yapılır. 2 büyük takımı şampiyon yapmıştır. 3. sünüde yaparsa tarihe geçecektir.
Aslında Lucescu sırası Fenerde'dir. Fener'e gelse ne güzel olur bu sezon. Daum'da bize gelir lige ayrı bir renk gelir. Kim şampiyon olursa 3 büyükleri şampiyon yapan Hoca olur ki bu erişilmez büyük bir rekordur.
Mustafa olursa Fatih Terim'in karizmaya bir şeyler olur. Gerçi terim iplemez, ben de çalıştırsam olurdum der çıkar da, yabancı hocalara büyük piyasa olur. Bundan sonra istedikleri takıma gidebilirler.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
