5 Ara 2016

Muslera Bey, Çöp Efendi; Kasımpaşa 1-2 Galatasaray


İstanbul'un göbeğinde bir maç oynanıyor, Sneijder, Muslera, Bruma var, 6000 kişiden 1 kişi maça gitmiş. Yani 600 bin nüfuslu bir şehir düşün, ülkenin en büyük takımının maçı var 100 kişi seyrediyor. Sneijder maçta oynayacağına Beyoğlu'na yürüse, Nevizade'de rakı içse 3000 kişi başına toplanırdı. 'Kasımpaşa amatör ligte oynarken bile daha fazla seyircisi vardı, Embesil Tüpçü'ye,Futbol Direktörü denen meslek lisesini bile bitirememiş Devlet'in her daim memuruna , futbolumuzu kanalizasyonun müdahale bile edilemeyen noktasına attıklarına ne kadar şükretsek az!

Ne var ki çok basittir. Tribünlerden birini getir her stadyumu tıklım tıklım doldurur. Misal ben olsam, stadın boş olan koltuklarının parasını ilan ettikleri fiyattan yöneticilere ödetirim. Kapasiten ne 10.000, kaç kişi geldi 3.000, 7.000 kişinin parasını al bakalım bir sonraki maç ne olacak. Taraftarı olmayanlar maçı bedavaya oynatacaklar ceza ödememek için.

Neresinden başlayalım? Fenerbahçeli olsak Arife günü, yarın bayram der, coşkuya kapılırız, Beşiktaş'lı olsak Bayram yapar, harçlıkları harcamaya başlarız. Ama değil, kahrolalım ki Galatasaraylıyız. Takım rezil ötesi bir maç oynamış, rakip 10 kişi kaldığında bile 11 kişi kalemizi savunmuşuz, penaltı kazanmışlar kalecimiz kurtarmış, 1 golle 9 puan almışız, Final maçını kazanmışız, Şampiyon olmak için rakibin puan kaybına ihtiyacımız yok, her maçı kazanırsak Şampiyonuz. Başkan'a, Hoca'ya çöp futbolculara veryansın ediyoruz. Büyük Galatasaray Taraftarı Sosyal medyası, Morinho'dan daha iyi hocadır, Barnebau'dan daha iyi Başkan'dır, en kötü oynayanı Sabri'den daha iyi oynar, en kötüsü en kralından daha iyi maç yazısı yazar, bu takımda çalışmak ateşten gömlek giymektir. Bize futbol diye yutturulan soytarılığın farkındadır, kazansan da kaybetsen de karşında bulursun.

Umut Bulut'u, Olcan Adın'ı kovduğunda adam sanmıştım. Tanımam etmem, yapacağına bakmadan 3 yıl ara verdiğim tribünlere döndüm, bu sezon her maça gittim. Kararımı verdim, bu salak, bu futbolcularla oynamaya devam ettiği sürece ara değil, tamamen emekli oldum. Maçlara boka bakar gibi bakar, fikrimi söylerim. Alt Yapı hocasıymış, JOR'un Florya'da yapabileceği tek iş güvenlik amirliği. Bey Efendi'dir, çalmaz, babacandır, futbolcuların garajına kendi garajı gibi sahip çıkar, kuş uçurtmaz. Alt yapıdan, Sabri'yi kesecek bir çocuk çıkaramıyorsan, kapatacaksın şubeyi, ya da ne kadar görevli varsa kovacaksın. Üste para verecek binlerce Galatasaray'lı beden hocası talip olur, her yıl bir Arda Turan çıkaramazlarsa da adam değilim.

Koskoca Galatasaray, rakip 10 kişi kalmış, fark etmiyor, bir takım yatıyorsa, hücum etmeyecekse, saldıran, gol arayan takım 9 kişi kalsa bile oyun şekli değişmez. Galatasaray 10 kişi kalsa fark ederdi. 2-1 galip, kalecisi toplamda 10 dakika vakit geçirmiş, 90, 90+2, 90+3 de vakit geçirmek için oyuncu değiştiriyor. Oyuna giren 3 futbolcu Melo, Ümit Karan, Emre Aşık olsa maç bittiğinde ibreti alem için sahanın ortasında JOR'a meydan dayağı atarlardı. Dalga mı geçiyorsun sen lan Çöp Bey. Eren Derdiyok'u son saniye oyuna sokuyorsun. O adam bir daha nasıl topa çıkacak, Jesue'yi, Linnes'i alırken çakıl taşı vermedik. Hıyar, madem böyle bir niyetin var, alt yapıdan al 3 çocuğu kadroya onları sok, CV.lerine işlesin bari. Yok ihtiyaç halinde sokacaktım diyorsan maçın sonunda seni kovmamış Başkan'ın da Galatasaraylılığından şüphe duyarım. Süper oyun oynuyorlardı, kıyamadım. Ya da çok iyi oyun oynadılar taraftara alkışlattım. Ey Dursun Başkan, al çöp Hoca'nı, sucuk ekmekle uyuttuğun, Passolig Marifetiyle taraftarı soydurduğun tribün çeteni, çöp futbolcularını al git.Takım ilk yarı tamamlanmak üzere, bu futbolla 18. değil de her maçını kazanırsa Şampiyon olacak durumdaysa, yere göğe sığdıralamayan, hakem, TFF, medya marifetiyle serumla yaşatılan Fenerbahçe'den öndeyse, mübarek formanın, ürkütücü rengi sayesindedir.

Şimdi biz bunları söyledik de kendi kendimizle de çelişiyoruz. Sabri, Selçuk, Yasin, Hakan'ı hala ilk 11 oynatıp, taraftarın aklıyla alay edecek kadar futbol cahili adam bizde değil, en zayıf Anadolu takımında bile olmaz. Aptal dediğimiz, Embesil dediğimiz adamlar en akıllımızdan bin defa daha akıllıdır. Olup biteni futbolla açıklamaya çalışmak ise en büyük aptallıktır. Olması gerek oluyor. Bir dümen dönüyor diye yıllardır bağırıyorum. Daha dip görünmedi demek ki. Maça gitmen yasak, gidersen ağır haraç veriyorsun, hadi verdin seyrettiğin şey futbol değil, maçlar 40 dakika oynanıyor.(iddiaya girerim, tacı autu, sakatlanmayı vakit geçirmeyi, GSlı futbolcuların pas yapıyoruz diye takometrecileri dolandırdığı dakikaları çıkar bu maç 10 dakika oynanmadı). Sabri'nin taç atmasını bilmediğini ofsayttan anlamadığını bilmeyen görmeyen taraftar bile yoktur. Israrla bir şeyin peşindeler, Israrla maça gelmeyin diyorlar, her kasabaya modern statlar yapıyorlar. En kötüsü Pinoshet Şili'si gibi statları hapishaneye çevirmeyeceklerse, takımları satmak için yaptıklarına eminim. JOR kovulsun emin olun daha beterini getirecekler. Futbolu bitirin butonuna basıldı, gün be gün daha beter olacak. Çan eğrisi sistemiyle en kötünün 17 tık üstü kötü takım Şampiyon ilan edilecek. Şampiyon olacak takımla, küme düşecek takım arasında oyun olarak hiç bir fark yok. Tek maç final şeklinde olsa, küme düşecek takım Şampiyon olabilir.

Galatasaray'ın, Başkan'ı yok, tribün taraftarı yok, Hoca'sı yok, sahaya çıkaracağı 11 futbolcusu yok, hakemleri arkasına değil, karşısına almış, TFF, Lağım Medya, 17 takım, kendi içindeki işbirlikçi,sinsi, oynamayan çete mensubu futbolcu şer cephesine karşı savaşıyor. Bir şekilde bayrak tepelerde dalgalanmayı sürdürüyor. Aslan yaralı, nazlı nazlı gezindiği sahralar zulüm köpeklerine kalmış. Gaflet uykusundan uyandığı zaman neler olacağını, oyunun bozulacağını da en iyi oyun kurucuları bildiğinden top yekun kuşatılmış durumda. Bunların düşmanlığı Galatasaray'a değil, Galatasaray'ın harsına, hasletine, yok etmeyi asla başaramayacakları Galatasaray hissine, hulusunadır.

Galatasaraylılık sonuçtan, kupadan, golden, oyundan bağımsız bir imajdır. Futbol ölse bile son Galatasaraylı ölene kadar yaşayacaktır.

26 Kas 2016

SS Subayları; Galatasaray 3-1 Bursaspor

Aynı gün aynı saatte Galatasaray'ın iki büyük ve önemli maçı var. Sanki basket taraftarı diye ayrı bir taraftar gurubu var da, önem arz etmiyor beyin özürlü kan emici Kravatlı Eşkıyalar için. Bizde Başkan yok, elinizden geleni ardına koymayın, bir dahaki maçı öyle bir ayarlayın ki, Galatasaray Deve Güreşi takımı bile aynı saatte maç yapsın. Denk getiremezseniz şerefsizsiniz, zaten öylesiniz de lafın gelişi. Sizde testis varsa Fenerbahçe- Beşiktaş maçını, Ülker Arena'da EUROLIG maçıyla aynı saatte başlatın da, Aziz Patronunuz sizi olmayan testislerinizden bayrak direğini assın. Hadi TFF asla yapmaz,yapamaz,yaptırmazlar, Peşkeşçi Dursun ve avenesi, FIBA'ya, Barca yönetimine rica etse maçı önce başlatabilirdi. Eminim istemedi, bunlar hain ama Dünya'nın en akıllı insanları. Maça 40.000 kişi gelse, yani bedava kart verdiklerinin dışındaki yığınlar tribünde olsa olası bir beraberlikte Arena'nın bayrak direklerine testislerinden asılacaklarını en iyi onlar biliyor.


Bursa maçının çok kolay geçeceğini tahmin etmiştim. 3 maçta 1 puan alırız diyordum. Satış, peşkeş bitti, Galatasaray'ı daha fazla tepede tutmanın alemi yoktu, Fener maçı her halükarda kaybedilecekti, Başakşehir'in yeneceğini düşenemediler, narkozu fazla verdiler, bu maç uyandıracaklar demiştim. Burada yanılmışım, demektir ki ölümüzden bile korkuyorlar, farkı daha fazla açtırmak için EUC Hakemleri görevini başarıyla sürdürecekmiş. Bir başka nedenim Sneijder'in hafta arası amelelere bir cevap verme mecburiyetine inancımdı. Battala daha iyiymiş, bırakın Dereköy'ün ötesini, Bursa'da bile anket yap, Sneijder'i tanıyan daha fazla insan çıkar. Cahilliğime verin ben bile yolda görsem tanımam. Yenildikçe dut gibi silkeleniyor Çaylak JOR, bazen hakemler de yardım ediyor. Sol yanımızdaki çöplük Carole   oynayamayacaktı. Sol tarafımızdan bir kanat beki ataklara katılacaktı. De Jong insan yiyici ilk 11 e yerleşmiş, belli ki çok acıkmıştı. Serdar Aziz kolay kolay kafa gölü yedirmezdi, o da beklenen yenilgiler olmasa hala tribünde taraftarla selfi çektiriyor olacaktı.

Bir de tabi ki en büyük hasletimize güvenmiş, büyük takım refleksini bu maç göstereceğine emindik. Aslan yara aldı diye uluyan çakallarla savaşmaktı Galatasaray Tarihi dediğimiz şey.

Basket maçına giden 12.000 kişiyi saymazsak, bir önceki maça göre 16.000 kişi eksiktik. Aslında eksiğimiz 20.000 den fazla. Fener maçını kazanmış, Basket maçının saati değişik olsa, maçı 50.000 kişi seyrederdi. Görünmeyen bir kayıp var. Bu konuya önce değindim, taraftar ligin son maçlarında olması gereken forma, ilk maçlarda girdi, her maç dayanamaz dedim. SS Subaylarından kurtulduğumuz zaman oluşacak taraftar ortalaması 40.000 in altına düşmez. SS Subaylarından az sonra tekmil alacağım.

Maçın hakemine hayran kaldım, ben görevini yapan, Takiye yapmayan, sonuç ne olursa olsun ideallerinden vazgeçmeyen insanlara saygım sonsuz. Şerefsizsen, açık açık şerefsizim diyeceksin kardeşim. Yarım metre ofsaytı görmemiş, 2 penaltı vermemiş, vermeyecek tabi. Ben hakem olsam her maç Galatasaray'dan bir kişi atarım. Delikanlı gibi konuş sen hakem olsan senin hatanla Galatasaray 1 puan bile kazansa ne yaparsın. Hala öğrenemediysen bu son hatırlatmam olacak. Türkiye'de lig, bütün kurum kuruluşları ve 17 takımın de fakto imzaladığı beyannemeyle Galatasaray Şampiyon olmayacak diya anlaştığı, kurguladığı, yürürlüğe koydukları soytarılıktır. Sen Şampiyon oluyorsan Büyük Taraftarın ve direnişi sürdüren, ben yenilmem diyen bir kaç futbolcun sayesindedir.

Hakemler özellikle maçların başında bariz hata yapıp bizi yenik duruma düşürdüklerinde garip bir haz duyuyorum. Hem tezlerimin doğruluğuna hem de takımın direniş refleksi göstereceğine memnun oluyorum. Bir de öğüdüm olacak size, Yarım metre ofsaytı gördüğü halde çalmayan hakeme küfür etmeyin, o görevini yaptı, sen 5 metre ofsayt hattını ihlal eden Sabri'yi döv 24 saat. Langırtın savunma milindeki futbolcu bile değil.Golün dışında 2 defa daha mil dışı kaldı, kıl payı ofsayttı, eğer hakem  daha önce hata yapmamış olsa o ofsaytları görmeyecekti.

S1 Subayı Sabri Sarığlu. keşke boyu 10 cm daha uzun olsaymış, çok iyi kalecidir muhtemelen Galatasaray kalecisi olurdu. Öneriyorum Cenk Gönen'e boşuna para ödenmesin. Sabri yedek kaleci olsun. Futbolunen kolay iki aksiyonu var, ofsayt ve taç atışı. Bu ikisini beceremeyen biri neden yıllardır sağ bekte bertaraf edilemeyecek şekilde taraftarın burnundan getirir. Bu hafta sonu kafanızı fazla şişireceğim.  Sağ tarafta bir öcü istihdam ediyoruz. Hiç bir kanat oyuncusu sağda oynamak istemiyor. Bruma'nın sürgüne gitmesinin sebebi de buydu. Aynı futbolunu oynuyordu, ısrarla sağ tarafta oynattılar, canından bezdirdiler. Yasin'i sağ tarafa gönderdiklerinde bir yolunu bulup Sabri'den vebalı gibi kaçıyor. Sokak futbolunun değişmez kuralı vardır, kötü oynayan sağ beke geçer. Sabri ya topun sahibi, ya takımın sahibinin torunu. Araştırıp bulacağım, Ali Sami Bey'le bir akrabalığı çıkarsa amma gülerim.

S2 Subayı Selçuk İnan. Maçın en çok pas veren oyuncusuymuş, Galatasaray'ın en çok pas yapan takım olmasının sebebi de Selçuk'muş. Artık eminim aldığı paranın bir bölümünü lağım spor medyasına yediriyor. Sadece dünkü maç değil, son 2 sezondur, sadece Galatasaray'ın değil ligin banko futbolcularının en kötüsü Selçuk İnan'dır. İyi oynadı diye yutturdukları da Galatasaray kadrosunu yapanlar, bu kadrodan nemalananlar, Şebeke'nin, futbolumuzun Global Kraliyet Kardinalizminin, Galatasaray'lı baronlarıdır. Galatasaray kötü futbol oynasın diye beslenen ajandır.

Hakemin attığı, 2 golümüzü doksandan çıkardığı dakikalardan sonra Sneijder'in şişen damarını yakından gösterdi kameralar. Sağ taraftan, Sabri'den canını kurtarıp kaçanların muhteşem bir Barca kombinesini izledik. Yasin'in Sneijder'le ver kaçında büyük usta, Yasin'e değil de diğer ustaya gönderdi öldürücü pası. Podolski'nin tıklaması, Yasin'in kıl payı ofsaytta olmadığı nokta ve anda muhteşem bir gol vuruşu yapmasıyla bir takım golü izledik. Sonrasında Podolski'yle dövmeye başladık Ramiz Köfte'yi. Sneijder gol atmıyor be yaaaa diye böğüren Galatasaray'lıları da fazla bekletmek olmazdı. 80 metreyi 3 pasla geçip Eren'le fişi çekip maçı bitirdik.

Galatasaray'ın başkanı, hocası, koruyucusu yok. Galatasaray'ın Büyük Galatasaray Taraftarından ve direnişi sürdüren bir kaç futbolcusundan başka kimsesi yok, gerekmiyor da. Yeter mi yetmez mi göreceğiz. Biz Galatasaray'ı Şampiyon olsun diye sevmedik.

24 Kas 2016

Lionel Carole; Sol Yanımızdaki Çöplük.



Carol'ün oynayacağı yer halı saha, 2 top ver kendi kendine çalım atsın, nefret ediyorum. en gereksiz futbolcu, sahtekar iyi görünüyor
Testi kırılmadan önce yazmışız
Testi kırılmadan önce dövmüşüz, yazmışız, o halde hakkımızdır, testiyi kıracağı garanti çöpü, suya gönderip, evi susuz bırakan Aptal'ların maskesini düşürmeye devam edeceğiz.

Önce bir durum tespiti yapalım. Şaşılacak bir şey yok, Başımıza gelen bela, Faruk Süren'le Cohiba Puro, Ünal Aysal'la Shereau Blank Şarap içmeyi özleyen taraftardan, karaborsacı kan emici çeteyle sucuk ekmek yiyen Dursun Özbek'e düşüştür.

Konuya girelim,

Seferden Orhan Ak'a Çaycı Ahmet'ten Çağlar Birinci'ye görüp gerebileceğim en kötü sol bek Lionel Carole'dir.

Lağım Fener medyasının kakaladığı, en iyi sol bek dediği, ilk 11 e koyduklarında 12 parmak bağırsağıyla güldüğü sol bekimiz.

657 ye tabi devlet memurudur, 17 den sonra tek bir imza atmaz, 50.000 kişi bağıralım 1 metre fazla koşmaz, ruhsuz kansız, gamsız, maç başı parasına oynayan futbolculardan tekidir.

Umut Bulut'u, Olcan Adın'ı kovduğunda bir bok sandığımız JORBEY'in bankosudur. Sol bek hattını doldurduğu sürece bırakın galip gelmeyi gol pozisyonuna bile girmemiz mucizelere, futbolcuların kişisel becerilerine kalmıştır. Ben Ronaldo'nun yerinde olsam Carole'ye çıkma atarım. Carole oynarsa 3-5 maça kalmaz Bruma çöpe çıkar, Portekiz ulusal takımında çok daha uzun yıllar hüküm sürer.

Ben Bruma'nın yerinde olsam hoca moca dinlemem kafa göz girişirim, Takımın hücum kombinasyonunda sol kanatta beni tek başına bırakıyor diye adam tutar odunla dövdürürüm. İnsan bir atak yapmaz mı, bir orta yapmaz mı? tam orta yapacak aksiyona geliyor, adama çarptırırım, Sabri gibi dağa taşa tribüne ortalarım endişesiyle vaz geçiyor, Geri dönüp el bombası sandığı toptan kurtuluyor.

Not alın hedefim Carole'ye 2017'yi göstermemek.Velev ki başaramadım, Beylik verdiğimiz deli, halıya sıçmaya devam ediyor, Carole'yi sol bek oynatıyor, o zaman hazırlıklı ol, dua et kupayı kazan, en iyi ihtimalle ligi 6. bitireceksin.

Neden kötü oynuyoruz?

Vaterloo savaşında Napolyon bataryalardan birinin uzun zamandır ateş etmediğinin farkına varır, Batarya komutanına sebebini sorduğunda 9 nedenimiz var efendim cevabı alır. Say der, 1- cephane bitti, 2- ''''' Kafi der, gerek yok diğer 8 i saymaya.

Ben de cevap veriyorum 100 lerce sebep var sayıyorum 1- sol bekte çöp Carole var, 2-!!!!!


21 Kas 2016

Yenilsen de Yensen de; Fenerbahçe+Cüneyt Çakır 2-0 Galatasaray



Kafadan yazalım,futbol tarihinin görüp görebileceği en kötü takımına  pozisyon vermeden şut çektirmeden, korner attırmadan 2-0 yenildik.Bin hokkabaz bir araya gelse yapamaz, Allaha Şükür metafiziğe inancımız sıfır, zerre kadar inansak maçı Yüce Gök'ün kazandığına iman etmemiz gerekecek.

İyi oynayan var mı? peki kötü oynayan? Bir illüzyonla açıklanabilir. 2 defa topla buluşan RVP 2 gol attı. Dünya El Sikko'su olması gereken skorla bitirildi. Maçı Cüneyt Çakır'a tahvil eden Galatasaraylı gözüme görünmesin. Haftalar boyunca yazdık, hakemi de yenemiyorsan belanı bulacaksın.

3 maça 1 puan vermiştik, 2 de 0 çektik. 1 puanı da almamız mucizelere kaldı, ne yazık ki dükkanı kapadık. Hepimize geçmiş olsun önümüzdeki sezona bakalım.

Ne demişiz, kötü maç olur, çok sarı kart çıkartır, penaltı çalar, Cüneyt Çakır'ın yönettiği büyük maçın iyi maç olması ihtimali yoktur. Tabi ki Fenerbahçeli bizim gibi düşünmeyecek, 2-0 ın keyfini çıkaracak. Çıkarsın, hakkıdır, küçük takımın büyük takıma zaferidir, kutlu olsun.

Biz neden kaybettik? Carole; Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en kötü sol beki, Çağlar Birinci'den daha kötü. Tiksiniyorum, bu maç özelinde değil, bütün oynadığı maçlar genelinde olduğuna yazılarım şahittir. Oynatan hocaların ta amk.

Eren Derdiyok; Lukunku, Umut Bulut dahil görüp görebileceğim en kötü santrfordur. Burak Yılmaz'ın taşşağının kılı olamaz, bize müstahak. sezon bitimine kadar 5 gol daha atsın Galatasaraylılığımı askıya alacağım. Israrla oynatan Hoca'nın da ta amk. Çingeneye beylik vermişler. Siktir git amk evladı Mustafa Kapı'ya hoca ol, o da kabul ederse.

Takımın en iyi oyuncuları De Jong, Serdar Aziz'di. Amk çocuğu haftalardır oynatmadın, yenilmedim diye  takımı bozmadın, bu kadar kötü bir takıma şut bile çekemedin, kovulman mı gerek, kaybol, ilk Amsterdam uçağına bin anana avradına sövdürmeden.

Hiç bir şeye yanmadım, 2300 aslan çocuğuma yandığım kadar. Karaborsaya düşmüş, çetelere mecbur kalmış, Galatasaray'ın peşinde biz yenilmeyiz diyen Aslan çocuklara. Alacağınızı Riva'yı, Florya'yı satmakla ödeyemezler., hiç birimiz ödeyemeyiz. 4 yıldızlı atkılarınızı gözlerim yaşla seyrettim, başkaları da seyretti. Bir büyük takım taraftarı olduğunuzu herkes gördü.

17. defa yenemedik. İnanın en kötü Fenerbahçe bu geceki takım dı. Sistem, hakem desteği olmasa en iyi ihtimalle 10. olması geren takıma yenildik. Acı olan da bu, Beşiktaş bu Fenerbahçe'den 10 misli daha büyük top oynadı. Akıl alır gibi değil, golleri çıkar, maçı birine izlet, pozisyon yok, maçın hakkı 0-0, oynayan futbolculara küfür, yöneten hakeme lanet, hocalara sınır dışı.

Maçı kazanan, 0 hata ile yöneten Cüneyt Çakır.
Maçı Kaybeden; JOR acemisi
Maçın adamı; Büyük Galatasaray taraftarı

Hepimize geçmiş olsun, bu takımla buraya kadar gelmemiz bile mucize, Muslera, Bruma harici çöp.

Taraftarla, karaborsacı tribün liderleriyle sucuk yemiş amk amele Başkanı, Biz,Faruk Süren'le puro , Unal Aysal'la şampanya içmişiz kesermi lan, defolun gidin kıravatlı eşkiyalar.

Bu gece formayı koşturanlardan bağımsız, yensen de büyüksün yenilsen de

NOT;

Evi stada yürüme mesafesinde olan bir taraftarın günlük hikayesidir. Deplasman tribünü satışa çıkmadı, blok halinde UltrAslan çetesine 107 lira ana paradan devir edildi. Pazartesi satışa çıktı dendiği anda kapandı. Çetenin, bilgisayardan anlayan elemanları marifetiyle en ucuzu 350 liradan satıldı. Pazartesi kapanmış bitmiş devir edilemeyen deplasman tribünü yerlerinden birini perşembe günü 500 liraya satın aldı. Toplama kampına katılmadan önce nostalji yaptı, Ali Sami Yen sokak'ta takıldı, Orjin'den köfte yedi, biri içti Fenerbahçe'ye sövdü. Maç Arena'daymış gibi Aslantepe'ye gitti. Sucuk ekmek kola verdiler. Faruk Süren'le puro, Ünal Aysal'la şampanya içen taraftardan, Dursun Özbek'le sucuk yiyen taraftara düşüş 2-3 saat sonra sahaya yansıdı. Eboue-Riera beklerinden Sabri- Carole beklerine düşmek gibi bir durumdu. 4 yıldızlı atkı dağıttılar, 50.000 canlının, tv başındaki milyonların gözlerine gözlerine yıldızlı perde indirdi çocuklar. Çeteden bağımsız, belki de dayak yiyerek kendi ceplerinden 4 yıldızlı bez pankartlar hazırladı UNİ, Dursun Özbek'in haberi yoktu, içeri sokamadılar. Beşiktaş maçındaki taraftar motivasyonu, Fener maçında yoktu.Tepelerinde bir vızıltı, ne zaman bağırmaya kalksalar ses artırılarak taraftarın sesi boğduruldu. Oynanan oyun da coşturamadı, tv çekim yerine de uzak olduğundan sönük kaldılar. Maç bitiminde 2 saat bekletildiler, Fenerliler galibiyeti kutlarkan 5 dakikada tahliye edilebilirlerdi, akıl ne gezer. Geldikleri gibi Arena'ya götürüldüler. Yolda şoförlere abi evimiz bu tarafta dur inelim diye yalvarmaları para etmedi. 12 de Aslanlı yola salıverildiler. Metro seferleri son bulmuş, su simit alacak büfe bile yok, açlıktan, susuzluktan, ayazdan, sinirden, Sebo Reis'in cebine 300-400 bin lira indiren Dursun Özbek'in çoktan uyuduğu dakikalarda per perişan oldular. Keçi yolundan Seyrantepe'ye kadar yürüdüler. Minübüsler bile çalışmıyordu. Çocuklar yollarda 5 kişi ortak taksi tutarak evlerine 01 de ancak dönebildi.

20 Kas 2016

Fener Maçı Nutku


Ey Büyük Galatasaray;

Her türlü pisliğin, iç ve dış saldırının doruğa ulaştığı bu günlerde, bir kez daha, Türkiye Futbol Şebekasyonu'nun düzenlediği ligimizin en büyük maçına çıkacaksın. Gazan mübarek olsun.

Cim Bom Bom'larım,

100 yılı aşan tarihimizde çok büyük işler yaptık. Yaptığımız işlerin en büyüğü, temeli, Galatasaray kahramanlığı ve yüksek Galatasaray inanmışlığı olan Avrupa şampiyonluğudur. Devamında gelen Süper Kupadır. Bundaki başarıyı, Galatasaray'ın ve onun büyük taraftarının bir ve beraber olarak istekli ve kararlı yürümesine borçluyuz.

Fakat bu büyük hadiseleri geride bıraktık, bu başarıları bu zaferleri asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük maçlara çıkmak zorunda ve kararındayız. Galatasaray'ı Avrupa'nın en mamur en büyük olma seviyesine çıkaracağız. Bunun için bizdeki zaman ölçüsü geçmiş yıllarda kalan büyük zaferlerin gevşetici sarhoşluğuna göre değil, günümüz gerçeklerine göre düşünülmelidir. Bu büyük cenklere yolculuk, bunun gibi büyük maçların dikenli yollarından geçmektedir. Geçen yıllara oranla daha çok çalışacağız, en büyük maceralarımızdan birini yaşayacağız. Başarılı olacağımızdan şüphem yoktur. Çünkü; Bu akşam Kadıköy'de kuşatmayı yarmış, ateşlerden geçmiş, takımına ölümüne bağlı görece sayısı az, ama desibeli fazla bir taraftarın, sırtında Metin Oktay'ın o mübarek, kutsal parçalı forması olacak. O formaların içinde de her birinize, her zamankinden daha vahim, daha yoğun teslim ol çağrıları gelecek, ateşle karşılık vereceksiniz. Çünkü; Aklınızdan bir an bile çıkarmayın, Galatasaray'ın şampiyonluklarında ağlayan coşan gülen milyonlarca Galatasaraylı,  Ümit Burnu'ndan Alaska'ya dağılmış Dünya'nın her tarafında, televizyonlar başından, ciğerlerinize, kalplerinize, bacaklarınıza, en büyük enerjilerini iletecekler. Ve çünkü sizler, Galatasaray'ın yürümekte olduğu Savaş yolunda, Ali Sami Bey'i, Metin Oktay'ı, Pitbull'u, Hagi'si, Prekazi'si, Muslera'sı, Sneijder'i başta olmak üzere gücüne güç katacağımız 11+3+sonsuz, yenilseniz de, yenseniz de asla yalnız yürütmeyeceğimiz Aslanlarımızsınız.

Ey Büyük Galatasaray Taraftarı!

Yıllardan beri çıktığın maçlarda başarı vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki bu sözlerimin çoğunda Galatasaray'a inancımı sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki yönetim, futbolcu ve taraftar bütünlüğüyle yürümekte olan Galatasaray'ın bir futbol takımından çok daha öte bir şey olduğunu, bu geceden itibaren, dost düşman bir kez daha anlayacaktır. Asla şüphem yoktur ki Galatasaray'ın unutturulmaya çalışılan bu büyük yeteneği ve büyük karakteri bu maçtan sonraki gelişmesiyle  yarının şafağında Aslan Yuvamız Arena'nın ufuklarından yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Galatasaraylılar!

Sonsuza akıp gidecek yıllarda, bu büyük ve şanlı takımınla daha büyük şeref ve mutlulukla övünmeni; daha da yükseklere taşımanı gönülden dilerim..

NE MUTLU GALATASARAYLI'YIM DİYENE!

17 Kas 2016

Cüneyt Çakır; EUC Hakemi



Hiç bir husumetim yok, bana küfür etmedi, 1 lira zarara uğratmadı, yani babamın oğlu değil. Öyleyse aklı vicdanı hür bir Galatasaray'lı olarak çok rahat hükmümüzü verebiliriz.

Cüneyt Çakır ülkemizin gelmiş geçmiş en kötü büyük maç hakemidir.

Rasim Ozan Kütahyalı duysa haydaaaaa, derdi, biz başka birileri daha der zannıyla lafımızın arkasına geçip, savımızı ispatlamaya çalışacağız.

EUC Hakemidir( Bakınız google EUC Hakemleri)

Yani takımı yoktur, büyük maçın nasıl bitmesi gerektiği kendisine tebliğ edilir, en yüksek maç notunu alarak maçı istenildiği gibi bitirir. Global Kraliyet Kardinalizmi misal Fenerbahçe-Galatasaray maçı 4-3 bitecek dese, maçı 4-3 bitirir, 100 kamerayla takip etsen nafile tek bir hatasını bulamazsın. Maçtan sonra bütün zift kanallarının hakem maymunları 50 şer defa ağır çekim pozisyonları izleyip yorumlasa, her hangi bir kararında mutabık kalamazlar.

Kesin bilgiye sahip değilim, ne var ki hayatımı ortaya koyarım. Topla oynama süresi en az olan büyük maçın hakemi Cüneyt Çakır olmalıdır. Avantaj uygulamaz, en çok düdüğü o çalar, dolayısıyla onun yönettiği maçta oyun sık sık durur. Çok rahat penaltı çalar. Acımaz, ben bilmem ağalarım bilir der. Çalması gereken bir düdükle kıyametin kopacağını bilse o düdüğü çalar.

Not alın, beni hatırlayın. Kronometre tutun. Ceza sahası civarında problemli itirazlara açık bir düdük çalmasın. Olay yerinden uzaklaşır, kavga, itişme didişme, küfürleşme bitince sarı kartlarını çıkartır. Topu daire içine alır, düdüğümü bekle der. 9.15 i adımla sayar. Ben hakem bakanı olsam mesafeyi adımla sayan hakeme bir daha maç vermem. Yüzlerce defa faul çaldın, baraj kurdurdun, antrenman yaptın, hala göz kararı mesafeyi hesaplayamıyorsan yazıklar olsun.  İtiş kakış barajı açar önüne çizgiyi çizer( Yüzde bir milyon çizgi yamuktur 1 metre düz çizemez) gitti 1.5 dakika, durun ritüel sona ermedi henüz. Diyagonala geçer, çevre kontrolu yapar, düdüğü çalar. Bir faul atışını 2 dakikadan önce kullandırsın, bu bilgisayarı rakıya meze yapar, çatır çatır yerim.

Cüneyt Çakır'ın yönettiği bizim maçta faul olduğu zaman canımdan can gider. 10 faul çalsa 20 dakika uzatma vermesi lazım, ne gezer. Maç en fazla 42 dakika oynanır. Her şeyi görür, 40 kartal gözü vardır. Cüneyt Çakır'ın görmedim dediği pozisyon olmaz.

Mesele kuralları uygulayacak, oyun kuralı ihlalinde gördüğünü çalacak, özelde canlı, genelde televizyon başındakilere güzel bir maç izlettirecek hakem aransa, geçen Pazar, Başıbüyük Stadyumunda! oynanan Ataşehir Çamoluk- Yalova amatör maçını yöneten Levent Gümüşdere'yi maça atayabilirlerdi. Maç 4-0 bitti, topun oyunda kaldığı süre en az 75 dakikaydı. Toplamda en fazla 20 düdük çaldı 4 ü gol, 6 sı oyun başlatma, 2 si oyun bitirme düdüğü gerisini siz hesap edin. Yenilen takımın oyuncuları bile sanki hocam maçı biraz daha fazla oynat der gibiydi. Olmaz, öyle hakemler amatör maçlarda sürüm sürüm sürünecekler. Şebeke'nin kıdemli tetikçisi bir büyük maçın daha iğrenç bir maç olarak zapta geçirtilmesi için memur edilecek. Olacakları şimdiden yazalım, maçtan sonra kontrol ederiz.

1- Penaltı çalar
2- En az 5 sarı kart gösterir
3- Kırmızı kart gösterme ihtimali büyüktür.( emre göre olduğu için garanti veremiyorum)
4- Maçın topla oynama süresi 45 dakikayı geçmez.
5- Muhtemelen sezonun en kötü maçı olur.

Sözümüzü tekrarlayalım kapatalım. Belki de Avrupa ve Dünya kupalarında da aynı görevi yapıyordur. Tereyağdan kıl çeker gibi rahat maçları istediği gibi bitirir. Görüp görebileceğiniz en kötü büyük maç hakemidir.

14 Kas 2016

Fener Maçı Manifestosu.



Kafamıza huniyi geçirdik, uzun paltomuzu giydik, Rozinanta'ya binip elimizde mızrakla dört nala saldırıyoruz haramilerin, şövalyelerin, baronların değirmenlerine.

Öyle bir ön yargı ki tarihin bütün Don Kişot'ları bir araya gelsek yıkamayacağız. Maksat safımız belli olsun. İbrahim Peygamber için yakılan ateşe su taşıyan karıncayız. Varlığımız önce Vatan sonra Galatasaray varlığına feda olsun.

16 sezondur Fenerbahçe'yi Kadıköy'de yenemiyoruz. Öyle bir algı var ki sanki Ali Sami Yen'de, Arena'da da yenemiyoruz. Hatta sor bir ortalama Fenerliye berabere bile kalamadınız der. Kadıköy'de yenemediğimiz doğrudur. Peki bu periyotta ne olmuş ona bakalım. Neticesi 3 ihtimalli olan sıradan bir lig maçı. Kazansa Şampiyon olacağı sadece bir maç oynanmış, onda da Galatasaray Şampiyon olmuş. Madem ezici bir üstünlüğün var rakibine bak bakalım sportif üstünlüğün var mı? Bu periyotta alınmış en ağır hezimetin olduğu sezonu Galatasaray Fenerbahçe'nin 22 puan üstünde bitirdi desem Galatasaray'lı bile inanmaz.

Hayatını sadece Kadıköy'de Galatasaray galibiyetine kurmuş Şizofren, Başkanlık yaptığı sezonların en beterini 6-0 yendiği sezon yaşamış, Fenerbahçe sportif olarak Avrupa Kupası maçı oynayamamış. Galatasaray 16 sezon üst üste Arena'da Fenerbahçe'yi yenmiş olsa en az 10 Şampiyonluk farkı atardı. Eşi benzeri yok, hangi lig hangi takım olursa olsun, bir rakibini devamlı yeneceksin ve sportif olarak, kupa olarak o takımın altında kalacaksın. Benim gibi 40 deli bir araya gelse nafile. Anlatamazsın. Bir Fenerbahçeliyle tartışamazsın, üstünlük sağlayamazsın.

Peki ne oluyor, nasıl oluyor da Galatasaray 16 yıldır deplasmanda Fenerbahçe'yi yenemiyor? Yenmesi için ne yapmalı?

Aklı vicdanı hür bir Galatasaray Taraftarı olarak dosyayı açıyorum.

1- Futboldur, neticesi 3 ihtimallidir, belki de 16 değil 36 sene daha yenemeyebiliriz. Maç bizim için amaç değil araçtır. Amaç hasıl olduğu, kader bizi o maça bağladığı zaman da neler olduğuna, ampulleri patlayan projektörler,soyunma odası duvarları şahittir.

2- Bütün bir sezonu tek bir maça fiksleyip, nasıl olursa olsun yenilmemeye programlanıp algıyı sürdürüyorlar. Kadıköy'de yenilmemek onlar için galibiyettir. Galatasaray yenilmemeye oynasaydı, belki de hiç bir maçı kaybetmeyecekti. Her defasında yenmeye oynadığı için kaybediyor.

3- Kazanamadığımız 16 maçın en az 10 unu kazanabilirdik. Baros'un son saniyede vurduğu top direkten dönmese tarih 2-0 dan geriye muhteşem dönüşümüzü yazacaktı. 6-0 yenildiğimiz maçta bile 2-0 iken Arif'in topu direkte patlamasa aynı hezimeti onlar yaşayacaktı.Ben hatırlamıyorum Kadıköy'de yenemeyip de bir kupa, bir Şampiyonluk kaybettiğimizi.

4- Hakemler hiç bir maçı delikanlı gibi yönetmediler. Ben bu konuya girmeyeceğim, isterlerse bu hafta da yönetmeyebilirler. Hatta delikanlılarsa yönetmesinler. Ben hakemi de yenmeye gidiyorum.

5- Metafiziğe zerre kadar inancım olsa, büyüye Yüce Gök'e bağlayacağım da, bırakın bu safsatalara zır deli görünümlü en akıllı en güçlü Fenerbahçe'nin başındaki eşkıyalar inansın.

Fenerbahçe'yi nasıl yeneriz?

KADRO; Ben olsam, Muslera- Sabri, Ched, Serdar Aziz, Hakan Balta- Linnes, Tolga, De Jong- Sneijder- Podolski-Bruma ilk 11iyle çıkarım. Isınmaya sadece 11 i değil bütün takımı gönderirim.

OYUN PLANI; Önce 2 sağ bekle neden çıktığımı açıklayacağım. Hatta maçı 3 sağ bekle tamamlayacağım. Sağ tarafımız hücumda yok, bari savunmada tam randımanla oynatayım. 2 sağ beki kozmik odaya alırım. Sizden atak beklemiyorum, risk alan alsın, kim daha iyi oynarsa bir sonraki maç forma garanti. Sol açıklarını ceza sahasına sokmayacaksınız. Ciğeriniz patlayana kadar koşacaksınız. Yorulan işaret edecek, Hamit'le değişecek. Ben 2 numaralı formayı 14 km koşturacağım.

Muslera'ya da sözüm olacak. Yandan 2.5 metre civarında gelen topa sen çıkıyorsun, topun geliş yönünün ters kademesindeki beki ön direğe yolluyorsun. Topu uzun içeri sokmaya karar verdiğin zaman futbolcu bloğunun tamamını sağ tarafa yönlendir. Yani sahayı dikine ortadan bölen bir çizgi çek, sol tarafta kimse olmasın. Bruma'yı erketeye gönder, top bizde kalırsa, çok daha fazla boş alan bulsun sol tarafta.

Stoperleri ayrı çalıştırıyoruz.1.gün 2.5 metre yükseğe para dolu çantayı asıyoruz. Kafasıyla düşürebilen harcasın, helal olsun. Parayı kapmak için uzun yüksek atlama rekoru kırarlar. Bütün gün para kapma antrenmanı yaptırdıktan sonra bir odaya hapis yatırıyoruz. Aç susuz bırakıp ertesi gün aynı yüksekliğe yiyecek asıyoruz. Kafayla düşüremeyen aç kalsın, susuz kalsın. 3. gün serbest bırakıyoruz, gitsinler köye, dağa odun kessinler, ameliyat olup bacaklarına yay taktırsınlar.Maç günü kafileye yetişsinler. İlk toplara Serdar Aziz çıkacak, RVP'den başka tehlikeli adam yok, kafa topu vurdurmayacak, vurdurursa gol olmasa bile Florya'yı unutsun. Ben bu riski alamam diyorsa ben de almıyorum. O paraya 3 metredeki topa bile kafa vuracak adam bulurum.

Sol beke Hakan Balta'yı koydum. En tecrübeli Fenerbahçe maçı futbolcusu. Hücumu soldan yapacağımızı söyledik. İyi servis yapan, şut çekebilen, soğukkanlı, kafaya çıkabilen bir Hakan Balta, Carol'den çok daha etkin olacak.

Orta sahada ilk topa Tolga basacak, De Jong kademesinde olacak, bu ikili kadrajdan dışarı çıkmayacak. Top havadaysa bile gerekirse biri uçacak. Galatasaraylılık ne emrediyorsa o. Ben yapamam diyen ilk istasyonda trenden insin.

İki kazma stoperle oynuyorlar. Bruma'ya ekstradan birer tekmelik daha takın. Maçın başlarında üstlerine üstlerine dalsın, sarı karta zorlasın. Muhtemelen Tosiç gibi sarı kart, penaltı korkusuyla giremeyecekler, aynı tip bir gol bekliyorum. Tosiç kadar akıllı değillerse de erken sarı kart alırlar, penaltı yaptırabilirler, kendi kalelerine bile atabilirler.

Fenerbahçeli futbolcuları şuta zorlarım. Penaltı bile olsa şuttan korkmam. Muslera yemez. Yeter ki orta yaptırma.

Maçı 6 ya 6 oynamaya zorladık. Bizim en iyi 6 hücumda, onların en kötü altı 6 savunmada. Bundan sonrası cephe savaşı.

Göksenin Köksal bu hafta boyunca futbol takımıyla antrenman yapsın. Taktiğin % 90 ı motivasyon.

Geriye düşmeyi aklıma bile getirmiyorum, bu yüzden Eren Derdiyok'u oynatmıyorum. Orta sahada bittim diyenin yerine Sinan'ı sokuyorum.

TARAFTAR; Maça gidecek olan Büyük Galatasaray Taraftarının en azılı, en fedakar, en yiğit 2500 kişilik öncü birliği tribünlerde olacak. Tatbikatı Vodafon'da yaptılar,savaşa Ülker'de çıkacaklar.

Gazanız mübarek olsun çocuklar.

GÜZEL YAŞAMAYA DEVAM ET OĞLUM




Bertold Brecht’le dayanıştık. 
Ahmet Arif’in hasretinden prangalar eskittik, Bülent Ecevit’in allı yeşilli takalarına bindik, Can Yücel’le kafaları çektik. 
Kalktı göç eyledi Dadaloğlu, Aşık Veysel’in uzun ince yollarına düştü. 
Demokraisiyi Enver Gökçe gibi istedik, Akşam ninnisini Garcia Lorca’dan dinledik. 
Eğer’le bir şeyler öğretti filozof Rudyard Kipling. 
Metin Altıok’la yakıldık. Neyzen Tevfik’le küfür ettik.
Bir ayrılık, bir yoksulluk, bir ölüm diye kükrerken Karacaoğlan,
Nazım Hikmet’le öz yurdumuzdan atıldık. 
Uğur Mumcu’yla üç kuruşa satıldık
Salkım salkım ten yellerinde beklerken İstanbul Vedat Türkali'yi
İstanbul'u gözü kapalı dinledi Orhan Veli
Yaş 35 deyip ömrü kısaltırken Cahit Sıtkı Tarancı,
Ahmet Muhip Dıranas Fahriye Abla'ya gönderdi.
Nevzat Çelik’le sehpalarda şafak türküsü söyledik , Kemal Burkay’la gülümsedik. 
Ben ölürsem akşam üstü ölürüm dedi Ataol Behramoğlu, 
İstanbul’u dinleyen Orhan Veli, Aşiyan’da gömülü. 
Ömer Hayyam rubaileri okudu, Dünya’ya aşkı öğretti Şili’li Pablo Nerudo. 
Şaşkın Pir Sultan gafil gezdi, başımızı öne eğdirmedi Sabahattin Ali. 
Tavfik Fikret’le geçmişimize tutunduk, Yusuf Hayaloğlu’yla başkaldırdık. 
Hasan Hüseyin’le acıyı bal eyledik, Son sözümüzü işte böyle söyledik.

İyi ki doğmuşsun Genç Ağa.

Nazmi Hasdemir 14.11 201600


13 Kas 2016

18. Şampiyonluğun Kuyruk Acısı

ŞAMPİYONLUĞUN KISA HİKÂYESİ:
Galatasaray, tarihinin en kötü sezonunu geride bırakmıştı. Tabela olarak belki çok daha kötü yerlerde bitirdiğimiz sezonlar vardı, ama oyun olarak, futbolcu kadrosu olarak en azından ben, daha kötü bir sezon seyretmemiştim. Tek bir sezonda 3 hoca- ki biri Dünya çapında hoca, diğeri Galatasaray’ın efsanesi Hagi’ydi- değiştirmiş, Başkanı, kellesini kurtarmak için kulübü bataklığa sürüklemişti.

Galatasaray kongresi belki de ilk defa taraftarla aynı görüşteydi. Galatasaray’ı rezil eden yönetimi bertaraf ederek, yerine devrimci, vizyon sahibi Ünal Aysal’ı getirmişti. O da çok geçmeden, hepimizin tahminini doğru çıkararak Fatih Terim’i Florya’ya davet etti. O andan itibaren zaten hepimizin içi rahattı. Ta ki son maçın son dakikalarındaki kısmi felç durumumuzu ihmal edilebilir sayarsak. 

Fatih Terim teşhisi çabuk koydu. Galatasaray kalecisiz oynuyordu. Geride kazmalar, önlerinde BAM, ileride yılkı atı gibi sakat Kewell, kenarda çırak gelmiş, çırak gidecek Bülent Ünder. Film, korku filmiydi. Operasyonu bekletmek, enkazı yaratanlarla aynı ihaneti Galatasaray’a yapmak demekti. Yabancılar paralarını alıp kaçtılar. Kaçmasalar sıra dayağından geçirileceklerdi. Onların yerine sopayı yerliler yedi. Taraftarlık hayatımı zindana çeviren Mustafa Sarp kovuldu önce, ardından Kalli’nin antrenman topçusu diye getirdiği Barış.  Gitmeyip, kalanları daha Çetin! işkenceler bekliyordu. 

Taraf olmadığımdan, yabancı maçları pek seyretmem. Güzel oynayacağı garanti, Platini’ler, Cruyflar, Blohin’ler, Maradona’lar tarih olduktan sonra olsa olsa bir tek Messi’nin maçına denk gelirsem izliyorum. Bu yüzden yabancı futbolcuları pek tanımıyorum. Gelen transferler içinse parametrem çok basittir Tanımadığım biriyse, yani bu sezon Galatasaray’a gelen yabancıların tamamı öyleydi, ilk çıktığı maça bakarım.  Ya Melo gibi çıktığı ilk maçta, ben futbolcuyum diyecek oynayacak, ya da Riera gibi bütün bir sezonu, ızdırap çektirerek tamamlayacak. Kalecilerimize lanetle baktığımdan kaleye kim geçerse geçsin razıydım. Kaldı ki Muslera’yı kıta şampiyonu gördükten sonra içimiz tamamen rahatladı. 

Takım, ilk lig maçına çıktında, gözlerimize inanamadık. Savunmadaki iki kazma yine iş başındaydı. Ebu, bütün mevkileri tavaf ettikten sonra dönebilecekti hücum beki mevkisine. Belli ki Hoca, kimsenin günahını almak istemiyordu. Ya kabahat futbolcularda değil de hocalardaysa. Belki o yüzden Aydın’ı ilk maç, ilk 11 oynattı. Aydın çakmak taşıydı, ateş çıkacaktı çıkmasına da, her çakışta çakacağının garantisi yoktu. Nitekim ilk maç çakamadı, basit bir düzeneğe ihtiyacı vardı Hoca’nın. Çakmak icat edilecek, Aydın bundan böyle ihtiyaç halinde ne zaman çakılırsa ateş alacaktı.

Kazım’a özel bir sempatisi olduğunu düşünüyorduk. Siz bilmezsiniz, ben bilirim, ben oynatırım refleksiyle onu da oynattı. Baros’u sanki gol atamasa da kovmakta haklı olsam düşüncesiyle tek başına bıraktı gol yollarında. Yıllarca Sabri’ye katlanmış taraftar, işkence çekmeye devam ediyordu. Ne olur, isabetli bir orta, dağlara taşlara gitmeyen bir şut. Olmadı, peş peşe kötü sonuçlar, kötü futboldan sonra, Galatasaray’ın beter olmasının sebebinin Hocalar olmadığına kanaat getirdi. Futbolcular kötüydü, taktik büyük takım taktiği değildi. Galatasaray gibi bir takım, oynadığı bütün maçları kazanmak için oynamalıydı. Kaleyi savunmaktansa, karşı kaleyi abluka altına almak gerekti. Fatih Terim’in en iyi bildiği yerden gelmişti soru. İlerideki mile, Baros ile Elmander’i dizdi. Arkalarına sezonun en büyük futbolunu oynayacak olan ikiliyi monte etti.

Bir maçta baktık ki, Engin Baytar namlı arıza bir futbolcu ilk 11 başladı. Hiç birimiz, onun banko bir futbolcu olacağını öngörmemiştik. Nitekim bizim gibi yönetim de öngörmediğinden sözleşmesine ilk 11 kotası koymuşlardı. 25 maç banko oynayabilirse, iki misli para alacaktı. İlk maçını seyrettikten sonra, biz kendisini Milli takıma layık gördük. Galatasaray muhasebecisi, paraları saymaya başla sındı, Galatasaray ilk bombayı patlatmıştı. Fakat yine de işler, bizim istediğimiz gibi gitmiyordu. Gökhan-Servet ikilisi sırayla takımda Ufo’nun yanında boy-kıç gösteriyordu. Kaleci bile henüz kendini taraftara kabul ettirememişti. Sebep belliydi de, Terim ne zaman kafa koparacaktı. 

Gaziantep maçı imdadımıza yetişti, Terim’in yapmadığı, belki daha sonra yapmaya karar verdiği operasyon gerçekleşiyordu. Cam Gökhan, beklenen omuz sakatlığını sahaya yansıtmıştı, birkaç hafta kesin yoktu. Sümüklü, olanca somurtkanlığıyla oyuna girdi. Hayatının hatasını yaptı. Kırmızı kartlık bir hareket yoktu, çünkü Servet 5 tane gol yedirir, yine de atılıp maç başı paradan olmazdı. Hakem bize acıdı, Servet’i sadece sahadan değil, Galatasaray’dan da attı. Galatasaray’ın yenildiği maça ilk defa üzülmemiştim. Artık hiçbir şey bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.

Bir sonraki maç Kayseri deplasmanıydı ve takımın tandemi, Semih Kaya- Ufo ikilisiyle oluşturulmuştu. Ve hepimiz, maçtan ziyade Semih’in oynayacağı futbolun merakı, telaşı içindeydik. Bu maç Galatasaray gol yemez ise, üstüne Semih beklediğimiz futbolu oynarsa iş tamamdı. Oynadı, ilk lig maçını oynayan bir futbolcudan çok daha fazlasını oynadı. Sıra Arena’daki Fener maçıydı. Semih ilk kez taraftarın karşısına, bir büyük maçla çıktı. Üstüne aynı maçta Emre Çolak’ da sahadaydı. Her ikisi de mükemmel top oynadılar. Yıllar önce Gerets, Fener maçına, Orhan Ak, Cihan Haspolatlı yerine, Uğur Uçar, Ferhat Öztorun’la çıkma cesaretini göstermiş, yenilmiş ama Galatasaray’ın kahraman hocaları defterini imzalayarak gitmişti. Bülent Korkmaz’ın Semih’i oynatmaya CESUR dediğimiz yüreği yetmemiş, kendi öz yurdundan kovulmuştu. İmparator, boşuna imparator değildi, Semih’i oynatmıştı, yetmemiş Emre’yi de salmıştı Büyük Galatasaray taraftarının önüne. Galatasaray, maçla beraber, kendi ocağından çıkardığı iki genci kazanmıştı…

Bundan tam bir sene önce, 8 Mayıs 2011 tarihinde, Kartal Stadında, Giresunspor maçına çıkıyordu Semih Kaya. Bir topa vuramadı, 3-5 balıkçı kendisine sövdü. O an Bülent Korkmaz’a 16 yıl boyunca yaptığım bütün tezahüratları geri aldım, olanca kinimle küfür ettim. Ve Semih’e doğru bağırdım.’’ Çocuk, 2 sene sonra bu ülkenin Ulus takımın durdurucusu sensin’’ üzülme diye. Muhtemelen duymadı, zaten yanıldım 6 ay sonra Milli Takımda oynadı. 13 Mayıstaki Şampiyonluk kupası töreninde 60.000 kişi ismini haykırdı, ey büyük futbol tanrısı sen nelere kadirsin. 3-5 balıkçının Kartal’da oynamasına katlanamadığı Semih Kaya’yı, milyonlarca Galatasaraylının gözbebeği yaptın.

Futbol tanrısının torpili sadece Semih için geçerli değildi. Galatasaray’ın gerileme yıllarının baş sorumluları taraftar için BAM üçlüsüydü. B ve M den çabuk vazgeçtik de, A için durum farklıydı. 10 sene bu takım içerisinde, unutulmaz ne maçların büyük kaptanıydı. Gitse, bu 10 seneyi de silip süpürecek, adı lanetli futbolcular listesinde anılacaktı. 18 numaralı Galatasaray Kaptanı, 18. Şampiyonluk kupasını kaldırarak gitti. Kadıköy’ün soyunma odasının duvarına şampiyonluk imzasını atarak veda etti. Galatasaray’a gelmek hiç önemli değil, önemli olan Galatasaray’dan gidiştir, yolun açık olsun Galatasaray Kaptanı, gidişin muhteşem oldu. 

Bir büyük çıkışta Emre Çolak’tan geldi. Önceki sezonlarda da, Emre hocaların dikkatini çekmiş oynatılıyordu. Çok cılız bir görüntüsü vardı. Sanki korner atsa yetiştiremeyecek gibiydi. Tamam, çok iyi, ileriye doğru, çalım atmasıyla adam eksiltebiliyor, hücum bölgesinde fazla futbolcuyla bulunmamızı sağlayabiliyordu. Ne var ki bir şeyler eksik kalıyor, bir türlü Galatasaray’da oynayabilecek seviyeye gelemiyordu. … maçında ceza sahası dışına doğru …topu Emre’nin önüne yuvarladı. Arena,’’vurmaaaa’’ diye bağırdığında her şey için çok geçti. Top Emre’nin ayağından çıkmış, bir Hagi vuruşuyla kendi ekseni etrafında bile dönmeden çatala doğru gidiyordu, ivmesi artarak, mümkün olan en fazla hızıyla. O şutu atabilen çocuk, Galatasaray alt yapısından artık takıma hoş gelmiş sefa gelmişti. 

Engin Baytar’ın yoluna da kırmızı halı serilmiş değildi elbet. Daha birkaç sene öncesine kadar Almanya’nın bir kasaba takımında, gurbetçi gariban bir ailenin çocuğu olarak 3 e, 5 e bakmadan Mark için ırgat olmayıp, top peşinde koşmuş, yolu Maltepe sahiline düşmüştü. Artık anlı şanlı Maltepespor’umuzun da gurbetçi bir futbolcusu vardı. İlhan Cavcav'ın Maltepe'de ne işi vardı da Maltepespor maçına gelmişti acaba? Gençlerbirliği'nin kadrosuna kattılar. 3 takım sonra Karadeniz’in yolunu tuttu. Mert, delikanlı, sinirli, arızalı, kavgacı bir futbolcu tipiyle Trabzonspor’a yakışırdı. Şenol Güneş yerine Ali Kemal Denizci, Trabzon hocası olsa Engin Baytar’ın heykelini Sümela Manastırı’na dikerlerdi. Ama Şenol Güneş, Trabzon için gereğinden fazla efendiydi. Pislik futbolcuya tahammülü yoktu, ben uğraşamam, Fatih Terim uğraşsın diyerek İstanbul’a postaladı. Dinsizin hakkından imansız geldi, takımın kahraman futbolcularının arasına adı yazıldı, soyunma odası duvarında imzasını kazıdı. Zıplayan Arena, ismini haykırdığında taraftarın huzurunda sarı kırmızılı atkıya gözyaşlarını siliyordu.    

Rüya ile gerçek karışmıştı bir kere. 2000 yılı DEJAVU oluyordu. 17 Mayısta Parken Stadında olanlar, uzun süre yaşadıklarını rüyaya yoracaklardı. O gün o maça taraftar olarak gitmeyi bile hayal edemeyecek kimi futbolcular, UEFA kupasını ellemişlerdi. Bundan önceki 3. Saraçoğlu maçıydı. Kadıköy tarafındaki kale arkasının kafesinde Yekta Kurtuluş, Galatasaray taraftarı olarak tepiniyordu. 3 sene sonra futbolcu olarak en değerli Şampiyonluk kupasını elledi. Yaşadıklarının gerçek olduğuna en az birkaç sene Yekta’yı kimse inandıramazdı. Bırakalım bütün bir yaz boyu uyusun, rüya gördüğünü sansındı. Söz uçup gider, yazdıklarımız şahit olacaktır o güne ki, Yekta Kurtuluş, oynasa da oynamasa da Galatasaray Tarihinin unutulmaz futbolcularından biri olarak göğsüne yıldız takmıştı.

Maçlar yaşanmış, bitmişti. Bir Şampiyonluğun ötesinde, özlenen Şampiyonlar Ligi maçları beklenecekti artık. Şampiyon olmak, bir araçtı, Avrupa’nın o büyük Şampiyonlarını yenebilmek için Şampiyon olmaktan başka yol yoktu. Galatasaray Taraftarı başı dik yürümüştü, kupayı Saraçoğlu’nda alacağını söylemişti. Son dakikaları koma sarhoş, yerlerde sürünerek seyredebilmiştik, ömrümüzden ömür gitmişti, Galatasaray’ın canı sağ olsundu, yollarına gençliğimizi harcamıştık. Birkaç dakikanın lafı mı olurdu?

Kurulsun masalar, içilsin rakılar, şaraplar, atılsın naralar, çekilsin halaylar. Zaferin kutlu olsun şanlı Galatasaray. 
     
Bunlar da il

7 Kas 2016

EUC Hakemleri



Önce Hakim neymiş bakalım. Adalet dağıtan kişi yazıyor. Yani pek anlaşılamıyor ne adaleti, kimin adaleti. Hukuk terimi çağrıştırıyor sanki. Kafa tasında zerre beyin olan bilir, hukuk egemenlerin fahişesidir. İhtiyaç duyarsa günde 5 posta kullanır, ihtiyaç duymaz ise işi olmaz. Daha açık yazalım. Günümüzde adalet dağıtması için görevli kişiler belini doğrultamıyorlar. Fazla mesai yapıyorlar. Onları Adalet Saray'ında bırakalım, biz futbol hakemlerine sataşalım. bakalım onların durumu ne?

Karşılaşmaları, yarışmaları kurallara uygun ve yansız yöneten, karar veren kişiymiş. Yani Hukuk camiasındaki adamların günde 5 posta dayak yediği, tepedeki ne derse onu yaptığı bir ortamda, ülkede Hakem dediğimiz adam yansız olacak? Çok şey istiyoruz şerefsizim. Bana göre Hakemler bu ülkedeki en masum, en dürüst adamlar. Yani uzun lafın kısası, ülkede dürüst yetkili yok ki, maçlarımızı yönetmek zorunda kalan adamlar dürüst olsun. Dürüst olsa kurallara uygun maç yönetse gördüğünü yanlış bile olsa çalsa, bir hafta sonra, maç başı 100 liraya Kartal Bulvarspor- Pendik Sapanbağlar amatör maçını kurallara uygun yansız yönetecek.

Bu sezon Galatasaray maçları dışındaki hiç bir maçın özetini bile seyretmedim. Rica minnet dün oynanan maçlarda iki pozisyona bakıp görüşüm soruldu. Bu yazıyı yazmama sebep olan iki insanlık dışı hareket gördüm. Maçlarda yüzlerce Spor Büro Polisi görev yapıyor. Muhtemelen onların başında da bir Emniyet Müdürü vardır. Müdür görevini kurallara kanunlara göre yapsa hem Quarizma, hem Mehmet Topal bugün adam öldürmeye tam teşebbüsten hapisteydi. Onları sahadan atmayan hakemler de görevi kötüye kullanmaktan meslekten atılmalı, takımların Hocaları da hakem tarafından kayırılan, oyundan atılmayan futbolcularını ceza olarak kendileri çıkarmadığı için haksız rekabetten, sporun birlik dostluk dayanışma ruhuna muhalefetten, yabancıysa sınır dışı, yerliyse lisansı iptal edilmeliydi. Adaletse, kurallara uygun karar vermekse görüşüm budur. 

Futbolumuzu Global Kraliyet Kardinalizmi yönetmektedir. Kimlerden oluştuğunu bilemeyiz ama en fakirinin yalılarda oturduğunu söyleyebiliriz.  Ve bir şey söyleriz ki eminiz. Bu ailenin takımı yoktur. Galatasaraylılar boşuna ağlamasın, ortada Fener'e, Beşiktaş'a geçilmiş bir kıyak yoktur. Bu Ailenin takımının adı EURODOLAR UNITED CO'dur. Hakem diye konuya bahis insanlar bu takımın oyuncularıdır. EUC her sezon şampiyon olur. Sen bazen göz yanılmasıyla kendi takımının Şampiyon olduğunu sanır sevinirsin. Bazen de bu sezon Galatasaraylıları olarak 3 haftada düşürüldüğün duruma kendin bile inanamazsın. Merak etme bu hafta defterin dürüldükten sonraki maçlarda, hakemler sana da beleş penaltı çalmaya başlayacak. Lağım Medyasındaki EUC taraftarı maymunlar, bak 3 hafta önce ağlıyordun haksız puan, penaltı aldılar diye, aynı hakem sana hem de daha haksız penaltıyı nasıl verdi diyecekler.

Hakem olsa gördüğünü çalması lazım. Yani  o iki pozisyondan örnek verirsem, her ikisine de devam dese helal olsun derdim. 500 defa ağır çekim seyredip yorumlasınlar, görmedim kardeşim.  Bitti, lafım yok, gördün birine sarı, birine sarı ve penaltı verdin, iyi ki böyle karar verdin. Yoksa tezlerimin doğruluğundan şüphe duyacaktım. Güçlüden yana olman lazım kardeşim. Yerinde ben olsam ne mi yapardım?

Maça çıkmadan önce EUC Başkanını arardım, kim galip gelecek diye sorardım, yani aynı senin yaptığın gibi. Sen akıllısın sormadan anlıyorsun, ben aptal olduğumdan direk sorardım.  Maç başlar baktım galip gelmesi gereken takım atamıyor, diğeri direniyor, topu ister, sürer golü kendim atardım, düüüüt, gol santra beyler der işimi bitirirdim. Esastan aynı şeyi yapıyoruz da sizinki si usule uygun ilizyon.

Hangi büyük takım altta ise ona çalışacaksın. Narkozu fazla kaçırıyorsunuz bazen, 3-4 sene önce bizi fazla uyuttunuz, az daha küme düşüyorduk. Biz olmasak EUC maçlarını 1000 kişiye oynayacak, formasını kimse almayacak, Televizyonlardan maçları kimse izlemeyecek. Tıpkı sezon başındaki Fenerbahçeliler gibi. Bu sezon Fenerbahçe az kalsın ameliyat masasında kalıyordu, unuttunuz. Bereket Global Kardinalizm Ailesinin üyesi Aziz Yıldırım dürttü de uyandırdınız, dirilttiniz, mezardan aldınız.  Kafalarına sıkıp gitmişlerdi Fenerbahçeliler. Geri çağırdınız hakemler, bakın bu hafta 50.000 Fenerli kendi takımı formasıyla EUC'yu seyredecek. Henüz Şampiyonluk Maçında hangi renkte forma giyeceklerine karar vermediler. Belki verdiler de biz hala anlayamadık.

Bizim maçları, deplasmanda TV'den İstanbul'da tribünlerden seyrettim. 2 maçta 6 puanı Hakemlerin aldığına şahit oldum. Görüşlerini garanti saydıklarıma göre de BJK 3, Fenerbahçe 2 maçı hakemlerle aldığına eminim. Mazeret var mı? hayır. Hakemler istediği kadar Galatasaray zıttına karar verebilir, yüzde bir milyon haklılar, kinaye değil, güçlüden yana olmak zorundalar. Galatasaray güçsüz, saha içinde olduğu kadar saha dışında da bitik. Büyük Galatasaray Taraftarından başka kimsesi yok. Galatasaray'ın bir maçı kazanması için 3 gol atması lazım, Galatasaray taraftarı hakem yüzünden yenildik diye ağlamaz. Aman dilenmez, haksız puan versinler demez. Susun, zırlamayı bırakın beni bir kere daha dinleyin.

Gücümüzü, nefesimizi, avazımızı, vişneye çalan koyu KIRMIZIyla, turuncudan iz taşıyan SARI formaların içindekilere harcamaktan başka çaremiz yok. Haydi Çocuklar;

2000 lerin takımı olun, Metin gibi, Hagi gibi, Melo gibi oynayın. Aslan gibi kükreyin, saldırın, direnin, cebelleşin, boğuşun,taraftarınızla savaşın.  EUC'nun maskarası, soytarısı olmayın,

Hakemi de YENİN