galatasaray taraftarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray taraftarı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eki 2014

Fenerbahçe Maçı Nutku;

Ey Büyük Galatasaray;

Her türlü pisliğin, iç ve dış saldırının doruğa ulaştığı bu günlerde, bir kez daha, Türkiye Futbol Şebekasyonu'nun düzenlediği ligimizin en büyük maçına çıkacaksın. Gazan mübarek olsun.

Cim Bom Bom'larım,

100 yılı aşan tarihimizde çok büyük işler yaptık. Yaptığımız işlerin en büyüğü, temeli, Galatasaray kahramanlığı ve yüksek Galatasaray inanmışlığı olan Avrupa şampiyonluğudur. Devamında gelen Süper Kupadır. Bundaki başarıyı, Galatasaray'ın ve onun büyük taraftarının bir ve beraber olarak istekli ve kararlı yürümesine borçluyuz.

Fakat bu büyük hadiseleri geride bıraktık, bu başarıları bu zaferleri asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük maçlara çıkmak zorunda ve kararındayız. Galatasaray'ı Avrupa'nın en mamur en büyük olma seviyesine çıkaracağız. Bunun için bizdeki zaman ölçüsü geçmiş yıllarda kalan büyük zaferlerin gevşetici sarhoşluğuna göre değil, günümüz gerçeklerine göre düşünülmelidir. Bu büyük cenklere yolculuk, bunun gibi büyük maçların dikenli yollarından geçmektedir. Geçen yıllara oranla daha çok çalışacağız, en büyük maceralarımızdan birini yaşayacağız. Başarılı olacağımızdan şüphem yoktur. Çünkü; Bu akşam Arena'da kuşatmayı yarmış, ateşlerden geçmiş, takımına ölümüne bağlı görece sayısı az, ama desibeli fazla bir taraftarın, sırtında Metin Oktay'ın o mübarek, kutsal parçalı forması olacak. O formaların içinde de her biriniz,  teslim ol çağrıları gelirse, ateşle karşılık vereceksiniz. Çünkü; Aklınızdan bir an bile çıkarmayın, Galatasaray'ın şampiyonluklarında ağlayan coşan gülen milyonlarca Galatasaraylının,  Dünya'nın her tarafında, televizyonlar başından, ciğerlerinize, kalplerinize, bacaklarınıza, en büyük enerjilerini iletecekler. Ve çünkü sizler, Galatasaray'ın yürümekte olduğu Savaş yolunda, Pitbull'u, Muslera'sı, Sneijder'i başta olmak üzere gücüne güç katacağımız 11+3, yenilseniz de, yenseniz de asla yalnız yürütmeyeceğimiz Aslanlarımızsınız.

Büyük Galatasaray Taraftarı!

Yıllardan beri çıktığın maçlarda başarı vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki bu sözlerimin çoğunda Galatasaray'a inancımı sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki yönetim, futbolcu ve taraftar bütünlüğüyle yürümekte olan Galatasaray'ın kim olduğunu, ne olduğunu bu geceden itibaren, dost düşman bir kez daha anlayacaktır. Asla şüphem yoktur ki Galatasaray'ın unutturulmaya çalışılan bu büyük yeteneği ve büyük karakteri bu maçtan sonraki gelişmesiyle  yarının şafağında Arena'nın ufuklarından yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Galatasaraylılar!

Sonsuza akıp gidecek yıllarda, bu büyük ve şanlı takımınla daha büyük şeref ve mutlulukla övünmeni; daha da yükseklere taşımanı gönülden dilerim..

NE MUTLU GALATASARAYLI'YIM DİYENE!

29 Kas 2013

Uyan Ey Yaralı Kükreyen ASLAN

Tabelaya bakarsak muhteşem bir durumdayız. Tarihimizin en büyük futbolunu oynayıp, en büyük macerasından muzaffer çıktığımız sezonda, Şampiyonlar Ligi gurup son maçında UEFA ligine gidebilmek için Milan'ı yenmek zorundaydık. Çok şükür bu sene, guruptan kalifiye olmak için, yine bir İtalyan Şampiyonunu yenmek zorundayız. Yenilirsek bile büyük bir ihtimalle 100 sene daha övüneceğimiz kupasını aldığımız turnuvaya gideceğiz, vamos bien(iyi gidiyoruz)

Uzak tarihi hatırlamayanlar çıkar, biz yakın tarihe dönelim. O çok övündüğümüz son Şampiyonluğumuza. Şimdi ben desem ki, geçen yıl ligin ilk 12. haftası bittiğinde aynı puanda liderdik, google amcaya sormadan hiç biriniz inanmayacaksınız. Doğru söylüyorum çocuklar, çok şükür puan durumumuzda da bir sorun yok. Bu sene de vamos bien.

E peki neden rakipten(liderden değil) 9 puan gerideyiz ve neden ağlıyoruz? Neden kötü kaderimize, daha doğrusu rakibin şansına yanıyoruz. Futbol tanrılarının adaletine küsüyoruz. Bu durumda bile Yüce Gök'e haksızlık ediyoruz. Oynadığımız bu 12 maçta, son saniyede 1 gol yesek puanımız 9, rakip 1 gol yese, ya da o şans diye kahrolduğunuz 1 golü atamasa puanı 18. Yani kısaca çocuklar, tabela ya tekrar dönersek maliyet verim açısından incelersek muhteşem bir noktadayız.

Ve hatta son aldığımız hezimete kafayı takıp travmadan çıkamayanınız varsa onlara da bir seans terapi yapıp meseleye dalış yapalım. Net söylüyorum, eğer Real Madrid, Galatasaray'ın kalesinde kaleci, savunmasında futbolcu olmadığını falan bilse, Ronaldo sakat olmasa, Dünya üzerinde bugün Galatasaray diye bir takım olmayacaktı. 150 senelik futbol tarihinin en büyük hezimetini almış bir takım taraftarı olarak itin götüne girecek, prostatlı liseliler acil toplanacak, kardinal salonunda takımın ismini rengini değiştirmiş olacaktı. Çok şükür, ipten döndük, hepimize geçmiş olsun.

Peki nedir bu velvele? Bu umutsuzluğun, bir koyun gibi cellada boyun uzatışımızın sebebi ne? Çare hep isyan mıdır? Oynayacağımızın her hangi bir maçı garanti kazanırız diyenlerin sayısı neden hep azalmakta?

Galatasaray'ın iyi futbol oynayarak bir maçı kazanma ihtimali şu durumda görünmüyor. Hastalığı teşhis etmiştik. Bel fıtığına yakalanmışız. Muslera-Semih-Melo-Sneijder-Drogba omurlarının arasında, çatıya kalite veren diskler deforme olmuştur. Kırkpınar başpehlivanı olsan, deforme diskler seni yere yatırmış tuş etmiş, danalar gibi bağırıyorsun, ne fayda? 10 yaşındaki çocuk yener, 10 paralık takımların Galatasaray'ı yenmesi gibi. Arada can çekişerek, acıya katlanarak ayakta kalabildiğin maçların acısı, çok geçmeden çıkacak, çıkıyor. Ceyhun, Aydın, Emre, Yekta, Gökhan, Sabri, Hakan deforme olmuş, iflah olmaz diskler, mecbur bünyedeler. Galatasaray'ın, Hocaya, Mancini'ye değil bir beyin cerrahına ihtiyaç var. Biz ne yapıyoruz, Küçükyalı'lı Melek Hanım'a bel çektiriyoruz, yürü maça, biri diyor, alabalık bağlarsan geçer, koş Yakacık Ayazma dağ göletine beline alabalık bağla çık Real Madrid maçına. Geçen yıllarda bu disklerin sakatlığa yol açmaması, gerçeği değiştirmez, bu sene, şimdi bu durumdadır. Bırak kulübeyi, mübarek Arena tribünlerini, Florya'dan bile kovulmaları gerekir. Büyük zaferler zayiat ister.

Galatasaray bu senenin başında yapılan ameliyatla, kaza yapmıştır. Ayağı kırılan atları vururlar, iflah etmez. Bizim sol tarafımız felçli, ısrarla felçli ayağımızın üstüne yük bindiriyoruz. Araba pert oldu, pahalı bir arabaydı ama kaz yaptı, hurdaya çıktı. Kasko yaptırılmadığından da atamıyorsun, satamıyorsun. Kasaba sanayisinde de yapılan tamirle işte bu kadar gidiyor, o yüzden iyi gidiyor diyorum.

Suçlu sorumlu aramanın, geçmişe ağlamanın faydası yok. Motor sanat terk mühendise kadro yaptırırsan, totem sanıp tapınırsan, kötü futbolla kazandığın maçtan sonra, önemli olan 3 puan dersen, kötü futbolcuya sadece Galatasaray formasının içinde diye tahammül edersen, bu zaman diliminde de, çıkıkçının iyileştirdiği sakat futbolcunun seni rezil ettiğinde, köy kaportacısısının düzelttiği araba da yolda bıraktığında  şaşırmayacak, Galatasaraylı vakur duruşunu göstereceksin.

Ne yapmalı?

Şu anda Galatasaray önderliğinin yapması gereken, işin matematiksel olarak bitmesini beklemek değil, hala kırık testiyle su taşımaya çalışan çocuğu son seferini yapmadan önce son bir defa daha dövmektir. Başta Taffael'i uzaklaştıracaksınız. 7-8 sene Türkiye'de kalmış biri, hala tercümanla konuşuyorsa,''coguzeeeell'' diye yavşıyorsa, boyu uzun olanı manavdan hıyar diye almışsa, 40 metreden kullanılacak serbest vuruşta barajı 3 kişi kurdurup kalenin ortasında saksı gibi durdurmuşsa, kovun gitsin. Hanry'nin kafasını çıkardı, biz onu ömrümüz ne kadar vefa ederse unutmaz, gelecek nesillere taşırız. Kaleci olmayan bir salak çok gol yedi diye değil, Muslera daha çok yedi, ayıp, millet bir tarafıyla gülüyor böyle Galatasaray kalecisi mi olur diye. Maçın sonlarına doğru bir topu elinden düşürmesi vardı, acıdım çocuğa. Yere düşerse bir tarafı kırılacak ihtiyar insanlar gibi. Diyorlar ki kim geçsin? Ötekiler daha beter. Tamam peki, Eray'da sakat olamaz mı? atılamaz mı, o zaman kim geçecekse o geçsin. Mancini bilmez, birazdan geleceğim kulübedeki ceset de bir şeyden anlamıyor, ben tüyo vereyim. Melo'yu bilmiyorum, ama Sabri'den eminim, oyuncu gurubu içerisinde Muslera'dan sonra en iyi kalecilik yapabilecek adam Sabri'dir. Sadece boyu ufaktır, uzanamadığı toplar olursa da kader utansın.

Tugay Kerimoğlu'nu nereden gelmişse oraya gönderin acil. O bir efsane futbolcudur, çok yakın zamanda benle beraber bir çok kişinin dikkatini çekecek, istenmeyen şeyler olacak. Sanki tabanca dayatılmış beynine de zorla getirilmiş gibi. Morg görevlisi, otopsi memuru gibi. Hatta ceset gibi. Dikkat edin, bom boş gözlerle hareketsiz kulübede oturuyor. Gol olunca bile çoğu zaman ayağa kalkmıyor. Futboldan anlamıyor demek, Aynştayn'a fizik bilmiyor demektir ama Tugay hiç bir şey bilmiyor. Takımı, Türkiye futbolunu tanımıyor. Konuşmuyor yenildiğimize üzülmüyor, yendiğimizde sevinmiyor. Akıl alır gibi değil, kenardaki ölü, sahadaki diriye ne verecek? Motor sanat terk mühendisin en sevmediği futbolcu diye, nispet tahterevallisine oturtulmuş, o geliyor, Tugay gidiyor, O gidiyor Tugay geliyor.

Mancini için mancınığı kurun bekleyin. Köpek ölüsü kolay kolay kalkmaz. Muhtemelen eşşek yükü tazminatı vardır. Hasta ayağa kalkamaz ise, devre arasındaki pansuman işini ona vermeyin. Benden söylemesi büyük bir tokat atıp daha beter enkazı bırakır. Reykart'a, Hagi'ye yaptığınızı yapın. Akibetini deforme disklere bırakın. 2 maç içinde götüne nişadırı sürerler merak etmeyin. İlk uçakla kaçar, bir daha İstanbul'a tatile bile gelmez.

Muslera iyileşmemişse hala, basın morfini çekin fişi uyusun. Savaşlar bittikten sonra, bana tatbikat yapacak asker lazım değil. Juventus maçına kadar kaleye geçemez ise, takım zaten  57. Piyade Alayıdır(Çanakkale Savaşında tamamı şehit olmuştur). Yedek sandığımız kalecileri de tribüne bile çıkarmayın, verin ellerine sülüslerini gitsinler başka takım taraftarlarının midelerini bulandırsınlar biraz da.

Sol tarafı tamamen iptal edin, kapatın o sokaktaki dükkanları. Sol beksiz, sol açıksız oynayın. Ben akılı vereceğim, kağıdı kalemi alın not edin. Yayıncı kuruluş ve onun geyikçileri için esami listesine 7 dönümlük tarlanın sol bek dekarında Semih görünsün. Santrayı geçmemek üzere konuşlandırılsın, sadece savunma yapsın. Sol taraftan gelen ilk topa o bassın. Kademesine Melo girsin. Takımda 2. bir Melo olmadığı için, Melo stopere çekilsin. Semih'ten seken topların tamamını toplayacağından ve oyuna bilinçli sokacağından şüphem yoktur. Melo'nun sağında, Aydın(sadece hızlı koşabilme özelliğinden, eti para etmiyor, sütünden yararlanıp, sinekten yağ çıkaracağız) ve Umut eş sağ bek olsun.

Bruma sahayı dikine değil, enine kat etsin. Ataklarımız büyük oranda sağ taraftan olacak, Aydın ve Ayı Eboue'nin önüne geçsin sağ cepheye takviye gitsin, olur da Selçuk sol tarafa dönerse enine koşup vekaleten sol açık oynasın.

Riera, sol tarafı iptal ettiğimiz için boşa çıktı. Bindirin bir eşşeğe salın Anadolu bozkırlarına takım arasın. Şecu, gözden kaçmış, muhtemelen saat satıcılarıyla karıştırılmış. Gülmeyin Mustafa Denizli'nin başına gelmişti. Yorfe diye biri vardı, Mustafa Denizli aynen böyle demişti'' Bu bizim seyrettiğimiz adam değil, dolandırıldık'' Şecu, felçli, geçen yıl çok iyiymiş, olabilir, babamda sağlamdı hareket halinde trenden atlayan bir trenciydi, öldüğünde bir bacağı tutmuyordu. Olamaz mı? yeni felç olmuştur belki. Ama bir ilerleme sezdim, biraz daha bekleyelim derim. Penaltı yaptırma riski ortadan kalktı. Hiç müdahale etmiyor, kendisine çalım atamayan futbolcunun lisansını yırttırır. Gol anındaki duruşunun hastasıyım. Gözleriyle gole eskortluk edebilme poz verebilme özelliği var.

Amrabat'diye biri daha vardı değil mi çocuklar? Ben Kayseriliyim, Kayseriliden mal alanın ya aklı yoktur, ya parası çoktur. Süleyman Hurma eşşeği önce boyamış, sonra bize at diye geçirmiş. Yapar, helal olsun. Transfer eden kimse onu Galatasaray Anayasasının değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edileme maddelerinden divan-ı harbe vermek gerekir. Yakında büyük bir sopa yer, 2014 ü göremeyecek ilk futbolcudur.

Galatasaray savunmasına Aydın, Melo, Semih çok bile. Top bizde en gerideyken Melo'dan oyun başlasın. Melo'nun önünde ön libero Dany olsun. İlk sarı kartı alana kadar savaşsın. Taarruz yoğunsa da Melo'yu kollasın. Sol tarafı iptal ettik, kimseye söylemeyin, bütün ataklarımız sağ taraftan olacak. Ayı Eboue'yi Aydın'dan önce sağ Kurtalan Ekspers'e bindirin. Peşinden yorulana, baldırı çıkana kadar Aydın'ı koşturun. Yetmedi Umut'tan umutlanın. Maç sonucu ne olursa olsun, Aydın ve Umut'u birer devre oynatın. Maç bitince de ikisini 100 metre yarışına sokun. Birinci olana 10.000 yuro verin, sonra ''bu kadar koşacak dermanın vardı da, maçta niye koşmadın'' diye dövün.

Drogba'ya serbest vuruş kullanmayı yasaklayın. Top rakipteyken, kendi yer çekiminden çıkana kadar rakibi kovalatın. Top Drogba'nın yörüngesini terk ettiğinde içeri bir sandalye gönderin. Drogba otursun. Maçın son dakikaları, tabelaya yatıyorsak ne ala, onun dışında kendi ceza sahamıza gelmesini yasaklayın.

Sneijder, elimizdeki kanas silahıdır. Uzaktan savaşta etkilidir, onu yakın dövüşe göndermeyin. Verin kasaturayı Selçuğun eline göğüs göğüse o dövüşsün. Sen kanaslı keskin nişancıyı, ellerinde ustura olan Hacıhüsrevli kabadayılarla karşı karşıya getirirsen, Sneijder falçatayı suratına yer, Ribery'ye döndürürler. Sonra da ulan elimde daha kuvvetli silahım vardı yine yenildim deme. Komutan kötüyse ben ne yapayım.

Burak'ı antrenmana çıkarma, gönder Tübitak'a. Fizik, geometri, tanjant, kotenjant öğrensin. Eğik atış, basınç ne kadar pozitif bilim varsa, hatim indirsin. Çağır bir ip cambazını Florya'ya, çıkarsın Burak'ı tele dengede durdursun, duramazsa bırakın düşsün şerefsiz. Bari o zaman düşmenin ne demek olduğunu anlar da maçta düşmez. Ben hakem olsam Burak ikili mücadelede ise, yere Burak düşerse devam, rakibi düşerse Burak'a faul çalarım. Yan hakem olsam en az yarım metre geride bile olsa kaldırırım ofsayt bayrağını. Önce adam olacak, sonra futbolcu.

Eboue'yi ,boğası bol olan, itleri serbest gezen bir köye gönderin. Ayaklarına da kurşundan ağırlık bağlayın. Bakın bakalım boğa boynuzu vurduğunda yere düşecek mi, taşaklıysa düşsün, hele bizim memlekete denk gelmesin. Kangal köpeklerimiz, bir günde Eboue'yi Eminönü'nde saatçi yaparlar.

Söyleyeceklerim şimdilik bunlardır. Biz neler gördük, Aslan boka düştüğünde gülen çok çakala denk geldik. Gider en yakın nehre, en kısa zamanda temizlenir, kuşanır, bilenir. Galatasaray bağlarından izinsiz üzüm çalan çakalları, pekmez sıçırtana kadar kovalayacak olan yine o yareli kükreyen ASLAN olacaktır, kimsenin kuşkusu olmasın.

Galatasaray yense de büyüktür yenilse de.

Büyük Galatasaray Taraftarı '' teslim ol''  çağrısına yine ateşle karşılık verecektir. Rahat olun.

kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten 

26 Nis 2012

Galatasaraylı UltrAdamlar

Bize denk geldi, seneye kaldırırlar. Ne olur ne olmaz, bakarsın Galatasaray geriye düşer de ülkenin majör takımı açık ara ligi şampiyon bitirir. O zaman Galatasaray'a bir şans vermek aptallık olur. Seneye kim ole kim kala, biz gelelim bu sene uygulatılan kurnazlığa. Bir önceki sezon yapılan katakulliyi Futbolu yönetenler değil de hayatında hiç maça gitmemiş polisler yakalar yakalamaz, kurallar gereği en az puan silme cezası verilecekti. Dolayısıyla zaten kağıt üzerinde bile olsa Galatasaray Şampiyon olacaktı. Puan olarak Fenerbahçe'den geride olup da, masa başında Şampiyonluğu en başta  Büyük Galatasaray ve onun Büyük Taraftarı içine sindiremezdi. 10 saniye düşünmeden  çıkarılan icat, biz futbol tutkunlarının önüne konuldu.

Bu ülkenin mayasında var. Deseleksiyon ülkesi, hiç kimse hak ettiği yerde değil, olmamalı üzerine kurulmuş Global Kraliyet Sistemi. ''Ağlamayan bebene mama verme'' diye laf belletilen anaların şanlı ülkesi. Sezonun uzatma dakikaları oynanıyor, ve biz hokkabazlıktaki son tahlilde şunu görüyoruz. Mart kedileri yanlarında çok masum kalmış, hem tecavüz etmişler, hem bağırmışlar, ve anaların memelerinde süt kalmamış, yetiştiremiyorlar. Bağırmayan kim? kim olacak Şampiyon. Yani kirli sütten içmek istemeyen.

2 şer maç oynattılar. Son iki takım zaten fasülyeden oynuyor, konu mankeni. Aralarındaki maç kimseyi ilgilendirmiyor. Ben bunlardan büyük diye yutturulan için söyleyeceklerimi söyledim. Aynı sayıda maç oynadıkları halde Bülent Korkmaz'ın oynadığı kadar, Avrupa kupası maçı oynamamış takımın büyük takım olamayacağını yazdım. Oynanan orta oyununun kuralları gereği 5 takımının Avrupa kupası maçı oynama hakkı olan ülke liginde, her sene ilk 5 ine girebilecek kadar çap, vizyon olsa yeter. Sonrası turistik gezi, her sene sıradan bir takıma elen gel, hocayı kov, futbolcuları değiştir, umut dağıt, gök yüzünden arsa sat, kulübü soy.

1.maçlar oynandığında, Fenerbahçe şapkadan tavşan çıkararak 3 puan aldı. Biz başka maç seyrettiğimiz için anlayamadık ki Fenerbahçe sezonun en iyi futbolunu oynamış. Beklediklerinden kolay gelen galibiyet sırası ve sonrasında, taraftarı Galatasaray'ı strese soktuk zannıyla 24 saati rahat geçirdi. 24 saat sonra oynanan maç İnönü Stadındaydı. Liderden 22 puan fark yemiş bir takımın çapulcuları, sanki yense Şampiyon olacakmış gibi bir yanlış yönlendirmeyle, manüpülasyonla tribünlerdeydi. Ofsayttan yedikleri golle geriye düşmüş, oynayacakları bir 70 dakika daha vardı. Organize küfür yaratma ve etmede Dünyanın en büyük taraftarı tribünlerdeydi. O gol olmasa 2 dakika sonra başka bir top gol olacaktı. Bu sezon saymadım, seyretmedim kaç maçta çoluk çocuk ve kadınlara bırakmışlardı İnönü'yü. Ligin en çirkef taraftarı oldukları tescilliydi,bir daha kırılmamak üzere arayı açıyorlardı. Kendi rekorlarını da kırıp oynadıkları bütün maçlarda gol yediler. Ve kaybetmeleri garanti olan maçı kaybederken bir kez daha ağız ishali vasıflarını tarihe geçirerek takımlarının, ve kendilerinin büyük olmadıklarını  bir kez kayıtlara düşürdüler.

2. hafta maçı ülkenin anamaçıydı. Arena'da 52.500 Galatasaraylının huzurunda oynandı. Galatasaray tarihinin en büyük maçlarından birini oynadı. Gol olan 3 pozisyonun toplam 1 dakikasını yayından kaldırıp, maçı Dünya üzerindeki milyonlarca futbolsevere izletseler, maçın sonucunu sorsalar, beraberlik veren bir kişi bile bulunamazdı. Ne var ki tarih maç sonucunu yazıyordu ve 9 puanlık fark alavere dalavereyle bir maçla 1,5 puana iniyordu. Her dakika gol pozisyonuna giren takımları bir türlü çerçeveye topu sokamadı. İmbiklerle süzseler maçın kaybedilmesine çok sebep bulabilirlerdi. Saldırmak için bahane Aramadılar, sanki yeminliydiler Arena'yı Galatasaraylı kadınlar ve 12 yaşından küçük çocuklara teslim etmeyeceklerdi. Ligin en Adam seyircisi olarak zapta geçtiler.(Seyircisi olmayan Gençlerbirliği'ni saymıyorum). Oynadıkları futbolla galip gelmeyi içine sindirip orta yerde şebeklik yapanlara bile hoş görüyle baktılar. Goydular eğleniyorlardı, Galatasaraylı taraftarlara garip gelmedi. Galatasaray Taraftarının işi başkaydı.

Ey Büyük Galatasaray Taraftarı. İşte yıllardır kavgasını verdiğimiz, böyle olması gerektiğini yazıp söyleyip, bir iki veya daha fazla çocuğu Galatasaraylı yapmaya özendirdiğimiz büyük taraftar duruşu. Son saniyeye kadar takımdan umudu kesmeyen, tam indirmek üzereyken rakibi elinden kaçırdığı, hayatını bağladığı maçı kaybetmeyi vakur gözlere seyredebilen, hasleti, olanca heybetiyle takımın yeniden denemesine yardımcı olmak olan büyük 52.500 UltraAdam, sizlerle, oluşmasına karınca kararınca yardımcı olduğum ve son nefesime kadar olmaya devam edeceğim büyük taraftarımıza bir kez daha sevgi ve saygılarımı iletiyorum.

Sizlerle, içinde bizzat bulunduğum ilkeli ve gönüllü büyük birlikteliğimizle onur ve gurur duydum. Biz ilke ve his takımıyız, asla aklından çıkarma biz Galatasarayı Şampiyon olsun diye sevmedik.

23 Nis 2012

Eski Tüfek Der ki; Büyük Galatasaray'ın Büyük Taraftar Ahlakı

Arenada müthiş gösteri

Maça baktığımızda, çok şey söylenebilir. Hepiniz söylersiniz bunları. Ben bunlara çok değinmeyeceğim. Biraz kırgınım, ilk golde yerini tutamayan Semih’e ve pas anında müdahale edemeyen Selçuk’a, ikinci golde gene Semih’e kırgınım. Ama Semih tarzı oyuncuların Galatasaray’ımıza çok yakıştığını ve çok sevdiğimi söylemek isterim.

Daha önce birkaç kez yazdım bu blogda. Ancak çok doluyum. Hep dolu olduğumda yazarım. Boğazımda bir haykırış var.

Bu ülkenin her alanında bir ahlaksızlık bir kör cehalet almış yürümüş.

Konumuz spor ise spordan devam edelim diyeceğim ama birbirinden ayırmak imkansız bazı şeyleri.

Televizyon ekranlarında yorumcuları dinliyorum. Ahlak üzerine tek bir laf edeni yok. Nasıl etsin ki? Bu memlekette ahlak kaç para arkadaşlar?

Nazmi’nin Beşiktaş seyircisi için yazdıklarını okuyunca biraz kızdım, çokça yanlış buldum. Çünkü bizim derdimiz ona buna çamur atmaktan çok,  bizi okuyanlarla bir ufuk açmak bir doğru yol bulmak olmalı. Beşiktaş seyircisi için hiç ama hiç öyle düşünmedim, düşünmüyorum. Nazmi’ye de söylerim herhangi bir maçı Çarşı’nın içinde gidip seyredebilirim, gocunmam. Ama Fenerbahçe camiası için hep aynı şeyleri düşündüm. Çok şükür demeli herhalde, bu düşüncemi elli yıllık ömrümde yanıltan doğru dürüst bir tek olay hatırlamıyorum.

Dikkat edin camia diyorum. Taraftarı filan geçtim. Gözlemlediğim süreler içerisinde birkaç yöneticisini, tek tük futbolcusunu, tek tük yazarını sevebildim.

Dün bir Volkan faciası seyrettim. İnanılır gibi değil. Bir de seyirci tepkisi seyrettim o da inanılır gibi değil. Bu ülkeye yakışmayan inanın ki, Volkan değil arkadaşlar. Bu seyirci profilidir bu ülkeye yakışmayan ve uymayan!

Bu sahneleri istisnasız tüm statlara taşıyın ve düşünün ve kamerayı çalıştırın. Neler olurdu sizce?

Fenerli için daha önce ne yazmıştık? Bir hatırlayalım...

Fenerli bir türdür, normal insan fizyolojisi ile tanımlanamayacak garip bir organizmadır. Ama böyle bir tür var.. Normal ölçülere sığmayan ama yaşadığını görüp, tanımlayamadığımız bir organizma bu. Biz neye nefretle bakarsak onlar onu yaparlar. Gariptir ama böyle...

Bizde başkan başkandır, yönetici yöneticidir. Sevmek zorunda değilizdir. Biz takımımız dışında kimseyi sevmek zorunda değilizdir. Çoğu kez sevmeyiz de. Zoru severiz. 14 sene bekleriz keriziz der kendimizle dalga da geçeriz. Onlar Samsun'dan 4 maçta yirmiye yakın gol yiyip rakip futbolcuya saldırırlar. Kale direklerini yerlerinden sökerler. Kaptanlarını döverler. Alkışlamak geleneklerinde yoktur. Biz bu ezikler dışında herkesi alkışlarız. Eziği alkışlamak alçaklıktır. Biz bunu affetmeyiz. Onlar için mazlum, hak sahibi yoktur. Espiri yetenekleri "nakıs" hatta sıfıra yakındır. Çünkü onlar İngilizcede "loser" bizim dilimizde "eziktir". Her şeyi çalıp çırparlar, marşları flamaları bile böyledir. Hep olgun meyvelerin salatasını yaparlar. Ama kapları pistir. En iyi aşçıyı en iyi malzemeyi kullansalar da yaptıkları yemek bundandır yenilmez.

Misal, cümlesine şimdiki zamanda başlayıp gelecek zamanda bitiren Nihat Özdemir'dirler. Ne dediğini, niye dediğini anlamadığım halde cinlerimi tepeme çıkaran Hakan Bilal'dirler. Her cümlesine "Biz bunları biliyoruz, bizi konuşturmasınlar" diye garip bir giriş yapan adını andığımda bile tüylerim diken diken olan ezik türündedirler. Bunları anlayamamak için bir maç çıkışında Papazın çayırına gidip çıkan garip güruhu seyretmek yetecektir.

Gariptirler, acayiptirler, bir buçuk atakla, 0,5 golle gelen başarılara taparlar. Kafaları çalışmaz sürüdür bunlar. Cannes Fransa'da 4 çakar, bir yöneticileri 5 atarız der, Papazın Çayırını hınca hınç doldurur 5 tane daha yerler.

Bir de efsane söylemleri vardır. Her şeyin olduğu gibi bunun da anlamını bilmezler. Bilmeleri de gerekmez çünkü penguen tarzı bir sürü psikolojileri vardır. Efsane bir anlamıyla gerçek olmayan gelenekten ve dillerden taşınarak gelen söylencedir. Bir diğer anlamı ile de, yakın ya da uzak geçmişte yaşamış kişi ya da yaşanmış olayın büyüklüğünü ifade eden bir şeydir. Bunlarınki olsa olsa birincisi olabilir diyeceğim ama bunun olabilmesi için benim de bu toplumun bir ferdi olarak bu söylenceden haberim olsa gerektir. Oysa kerameti kendinden menkul bu zatların bu tevatürleri sadece kendilerinin bildikleri bir şey olması gerektir.

Bu görüşlerime bir şey daha ekleyeyim. Bir de korkunç derecede hazımsızlar. Galip geldiklerinde dahi bunun olgunluğunu taşıyamayacak kadar hakikaten “EZİK” tirler.

Ben bu görüşlerimi yazdığımda bir kaç Fenerli arkadaş koca bir camiaya böyle toptancı bir yaklaşımın doğru olmadığını söylemişlerdi.

Sonuna kadar doğru olduğunu düşünüyorum. Ve bu ülkede kurumsal hiçbir kimliğin olmadığını iddia ediyorum. Çünkü kurumsal kimlikler asla ve kata insanla değişmezler. Ya kimliğine uygun insanlar bünyede barınır, ya da kuruma duhul olan o kimliği kabullenir.

Kurumsal kimlik Real olabilir, Barcelona olabilir.

Bu ülkede olsa olsa sürekliliğini sağladığımızda “DÜNKÜ MAÇIN BÜYÜK GALATASARAY SEYİRCİSİ” olabilir.

Bu ülkede yorumcu ahlaklı olsa bu büyük seyirciyi ayakta alkışlar…

Volkan ahlaklı olsa o tepkiden sonra yo-yo gibi zıplayıp durmaz utanarak soyunma odasına kaçar.

Bu ülkede sporun karar vericileri ahlaklı olsa, ya da ahlak diye bir dertleri olsa bu çirkefliğin üzerine gider, bu seyirciye hakkını verir.

Diğer futbolcular ahlaklı olsa “Utanın şu seyirciden” diyebilirler.

Teşekkürler Alex, seni büyük futbolcu görmem. Türkiye şartlarının çok iyi bir futbolcusu görürüm. Ama bu şebekliğe ortak olmadın ve beni yanılmadın. Adamsın…

Ve Fener camiasına yakışmıyorsun…

Kalın sağlıcakla çocuklar…

Çetin