28 Ara 2013

Dularımızı Kabul Eyle Yarabbi; Gayseri Erciyes 1-3 Galatasaray

Gündemin anlam ve önemine binaen ilk yarının son son tepik maçımızın tefsirine Allah'ın izniyle Peygamber'in kavliyle başlıyoruz. Hayırlara vesile olsun.

Bizim bakan değişti, kelinden anladığımıza göre çocukken arkadaşları top peşinde koşarken o Kuran kursuna gitmiş, 5 vakit namaz kılmış, dolayısıyla güvercin takla bile oynamamış biri. Kırmızı arabayı teslim aldığında dua etti. Allah'ım Suat kardeşimiz gibi görev teslim etmeyi nasip etsin dedi. İnşallah kardeşim inşallah. Duaya katılalım Allah kabul ederse.

Teslim aldığın Ulusal Takım, senden önceki bakan geldiğinde 2. torbadaydı, sana 3. torbayla teslim etmeyi nasip eyledi Suat, yüce mevlam sana da 4. torbaya girmiş bir Ulus Takımı teslim etmek nasip eylesin.

Ulusal Takım hocası Dünya çapında bir sünnetsizdi, kovdular önce imam getirdiler, sonra da, motor sanat terk imparatora teslim ettiler. Senin de inşallah helal süt emmiş, dinine kitabına sadık, diktatörüne biat eden biri kalbine vahiy edilir de sen de bir badem bıyıklıya Ulusal Takımı teslim edersin inşallah.

TFF başına bir embesil getirdiler, daha beteri bulunur bu necip millette, sen tez elden bulasın.

''Olimpiyatlara talibiz, arz ederiz İstanbul-Turkey'' Bu kadarcık bir dilekçeyle başvursa, adamlar Google Eart'a girip İstanbul'a organizasyonu verecekken, senden önceki bakan kendilerini Dünya'ya tanıttı, rezil olduk, bizi tanıyan bizle çay bile içmez durumda, sen var oldukça hiç bir büyük organizasyonu alama inşallah.

Rabiacıları, ırkçıları, Gezi'ye küfür edenleri, ihya edip, Mandela'yı, Atatürk'ü mahkemeye verdiler, yalamalar aynı yalama, Suat sana kazasız belasız devir etti, dillerine prezarvatifleri geçirdiler, senin de o koca götünü hazır ve nazil eylesin yarabbi.

Olimpiyatta madalya alsın diye hap yutturulmuş, iğneden delik deşik ettirilmiş kızlarımız, artık köpek kovalasa bile ömür boyu koşması yasaklandı, sen de ilk olimpiyatta yarışçılarımızın kıçına nışadır sürer, koşturur dereceyi öyle kovalarsın inşallah.

Kendileri dahil, kendi taraftarı hariç herkesin emin olduğu, mahkemelerim hüküm verdiği, Avrupa'ya çıkışı yasaklanmış takımlara ceza vermediler, Kainatın sahibi Yüce Gök sana da şikeyi tamamen serbest bıraktırma kararı verdirir inşallah.

Ve yüce mevlam senden sonrakine aynı huzur içerisinde bir başka kemik yalayıcı arkadaşına görevi teslim etmeyi nasip eyler inşallah.

Abdestimizi aldık namaza geçiyoruz.

Keçi Boynuzu(Muz bile değil) Cumhuriyetimizin Şeyhülislamının, benim de memleketim Gayseri'deyiz. Senede 3 defa daha hareketli olsun, para kazansın, hemşehrisi din kardeşlerinin duaları yüce ihsana maruz olsun diye Süper Lig'teki ikinci Gayseri takımıyla Erciyes Ovasında'yız. Hak geçmemiş, 2 -2 berabereler, Rize-Kasımpaşa'ya karşı, 2. Gayseri takımı.

Kardinal Mancini, takımı 11/6 gavurla sahaya çıkardı. Allah sonumuzu hayır etsin. Muz Cumhuriyeti deyip aşağıladıkları Fildişi Sahillerinden ülkemize top oynama gelmiş, Drogba, İsa'ya, Kamerun'lu Şecu Muhammed'e yaranıyor, yedikleri içtikleri ayrı gitmiyor, biz güçlü ileri demokrasi sahibi ülkeyiz ya, Selçuk, Uzza, Menat'ın etrafında dans edeceğim dese, Burak öküze tapsa bir birlerine selam bile vermezler. Günahlarımızı affet Allahım.

Yanarım yanarım, şu takımın başında Sabri'nin kaptan çıkmasına yanarım. Hiç kimseyi kıskanmadım Sabri'yi kıskandığım kadar.Ferrarilere, porşeler biniyor, o arabaların motor tamircisi Sabri'den daha iyi futbol oynamaz ise kahrolayım yarabbi. Hangi maç, hangi taraftar bir büyük günah işledi de hala bağışlamadın? Bizi 2014 yılında Sabri'den mahrum eyle Yüze Gök.

Kıble tarafındaki kaleye saldırdık. Kıble derken, Kabe değil, Beyaz Saray'dan söz ediyorum.  Ey büyük Allahım, dinimizi, kıblemizi, yeşilden sakın men eyleme, Kayseri'li başta olmak üzere ülkemizin tamamı Yuroya, dolara iman ettik, imanımızı koru. Sen bakma bizden değil diyenlere inanma, Melo bu mübarek takımın sadece bu maçta değil, tüm zamanlarındaki en büyük ön liberosudur. Köpek gibi hırlar ama eli hep sana doğru dönüktür. Hayvani bir pas attı. Topu ustayla buluşturdu, maça golle başladık. Çok şükür diyoruz, geçen hafta Onur'dan sonra bu hafta da başka bir belayı kaleye koydun, imanımızı mı sınıyorsun Ya Rab? Biz görmüyoruz yok sa kaleye sen mi geçiyorsun? Vallahi de Billahi de maça golle başlamasak, bu kaleci bir kaç topu kafadan kurtarsaydı, biz bu sahadan çıkamayacaktık.

Burak Yılmaz bu takımda tiksindiğim, fakat hoca ben olsam her zaman ilk 11 oynatacağım biri. Tam klasik bir maçını tamamladı. Ey büyük Allahım Hocalar engelleyemiyor, belki farkında bile değiller, benim küfür etmekten her maç çenem yırtılıyor. Her hareketi faul, her pozisyonu ofsayt, her maç en az 3 gole mal oluyor, her maç bir tanecik atıyor. Gemicik değil be Büyük Allahım, golcük. Değer mi, değmez mi bilmem? Sen de ne nankör bir taraftarsın diye şimdi benim  amel defterini açtırdın, yazdırıyorsun biliyorum, beni daha fazla günahkar eyleme, şu adamı ofsayta sokma, elini kolunu mühürle faul yapamasın. Mübarek Noel günlerinde ülkemizin şirazesi sana tam tevcih edilmişken, şu taraftar kulunun duasını kabul eyle.

Spor bakanı duayla açtı ilk yarının son haftasını, biz beddua etmeyelim, duaya devam edelim. Milyarlarca yıllık insanlık yaşamında, 2013 yılını Türkiye'de bitirme bahtiyarsızlığını yaşadık. Tek tesellimiz, Galatasaraylı oluşumuzdur. Sadece bu onur için bizi lanetli bir ülke vatandaşı da olsa Cim Bom Bom diye bağırttığına  ne kadar şükran etsek az. Şükranlarımızı kabul eyle.

Bizim, Hoca'nın yapacağı bir şey yok, ama sen yaparsın. Günahımızı çekeceğiz, Sabri oynayacak, bari topa değemesin, top bizdeyken oyundan çıksın, pas trafiğine katılmasın. Top rakibe geçtiğinde kendi bölgesinde adamla beraber koşsun, basmasın, basmadığı için çalım yemesin, şut pozisyonuna girerken ufak bir çarp işte sen bilirsin topa vuramasın. Görmedin mi be Büyük Allahım, trivole vuruşu yaptı. sıfır derece falso verebildi topa, bizi daha fazla kepaze edip, sevmeyenlerimizi güldürme.

Duayla bedduayla geçen haftadan sonra, kendimce metafiziğin ne müdahil olma olasılığını düşündüm. Şu tespiti yaptım. Duanın tutma olasılığı, bedduanın tutma olasılığından az, dolayısıyla  takımımızın oynayacağı bu senenin en büyük maçı Chelsea maçında  pratiğe geçirelim, Galatasaray'a dua yerine Chelsea'ya beddua edelim. İspatı, Amerika'daki halisilasyonisttir. Muktedirin köyünde bile birinin evi yansa beddualarının tamamı tutmuş olacak. Langırt ligimizde daha fazla Ya Rabbimizi sıkıntıya sokmamıza gerek yok. Hakkımızı, ölüm kalım maçlarında kullanalım derim ben.

Neye inanıyorsanız veya inanmıyorsanız, bu yazıyı okuduktan sonra hepiniz iki ölçek ritüeli şükür niyetine gerçekleştirin, yatıp kalkıp, Galatasaraylı olduğunuzla şeref duyun, hepinizi, Juventus maçındaki gol sevincinin olanca coşkusuyla kucaklıyorum, Yeni Galatasaraylı yıllarınıza Jüpiterden gelen sızıntıyla değil, savaş kahramanı Melo'nun enerjisi
yle girmenizi gönülden diliyorum.

Ne mutlu Galatasaraylıyım diyene.

22 Ara 2013

Onurla Yenilmek; Galatasaray 2-1 Trabzonspor

Ülkemizde futbol bu hafta en son konuşulacak şey olacaktı. Fenerbahçe her maçta olduğu gibi son dakikalarda sehpada yırtsaydı, bizden önceki Şampiyon'un kalesinde Onur olmasaydı. Maçta kaleci seyredilir mi? seyredilir kardeşim. Sneijder inat etti, bu maçta sana atacağım diye büyük bir direniş gösterdi. Unutulmaz füzeler gönderdi, unutulmaz suplajlar seyrettik. Sana helal olsun diyorum, Simoviç'ten beri bir kurtarış kalecisi görmedim. Maçın özetini kayda alıp, defalarca seyredeceğim.

Ayı Eboue'nin yerinde Sabri'yi görünce komedi filmi seyredeceğimiz garip olmadı. Eboue oynamıyor diye ne kadar memnunsam, Sabri oynuyor diye o kadar memnuniyetsizim. Hele ki sol bek Riera çıkıp, sağ bek Sabri yi sol kanatta seyrederken eğer maç büyük maç olmasa makara yapılabilirdi. Ne var ki maç iki temiz takımın maçı diye nerdeyse dostluk maçı gibi oynanıyordu. İlk yarı boyunca özellikle Burak ve Selçuk Trabzonlu futbolcularla lütfen mücadele ediyordu. Melo itiraz edip, kafa göz Olcan Adın'a girene kadar.

Bir diğer banko, kazma Şecu bu sefer kenardaydı, kenardan da bir kademe daha geriye tribüne çıkması yakındır. Semih bu sezonun en iyi oyununu oynadı. Stoper bankosu, 1. numarası Semih'e kimse dokunamaz. Gökhan Zan'da bu maç 2 acemilik yapmasına rağmen, yerine Jecu'yu oynatarak kontenjanı harcatmaz. Muhtemel bir transferle, Şecu ikinci yarıyı Arena'nin en güzel yerinden seyrederek geçirir.

Bir ikinci Melo'ya ihtiyacımız olduğu kesin. Mancini geldiğinden beri, hemen hemen bütün ıskarta futbolcular, Melo'nun yanında, Selçuk'un arkasında oynadılar. Bu maçta da kupa maçının eh iştesi Yekta, daha çok savunma çapası olarak, Melo'nun nispeten yükünü hafifletti. Böyle bir geyik vardı, gerçi Melo hamalı yükünü bir başka futbolcuyla paylaşacak kadar kaytarıcı biri değil, madem yardımcı alındı öyleyse Onur'un kaleye daha yakın oynayabilirdi. Attığımız gollerin asistlerine asist yaptı. İl golde muhteşem bir cesaretli kafa koyuşu topu ustalarla buluşturdu. Burak bey her zamanki gibi topu ofsaytta bekliyordu. Bereket biri araya girdi de Burak'ın arkasına gelen topta Burak ofsayt değildi. Bom boş pozisyonda milyonlarca Galatasaraylı, ''Allahhhh belanııııı gooooooollllll'' sesi çıkardı.

Bir topa bu kadar mı kötü vurulur diyeceğim ama Burak bu maç için haklı.''Sneijder Onur'u Muhammed Ali gibi dövdü, Selçuk'u Drogba'sı Yekta'sı muhteşem vurdu da ne oldu abi'' dese diyecek lafım yok. Burada bir kere daha Onur'u şanla şerefle anıyorum. Tarihe not düşüyorum, elbet bir gün buluşacağız, bu böyle yarım kalmayacak. Onur'u kıskanırken, bizim Muslera'ya da bir top gelmez mi. Sabri Bey'in ıskasından 6 pas içinde kafayı vurdular. Ben daha top kafa vuracak oyuncuya gelmeden kapadım gözlerimi. Bir baktım Muslera uzamış.Bana göre şu ana kadar ki en büyük, en anlamlı, en değerli kurtarışıydı. 2 gollük kurtarıştı. Dönen topta biz öne geçtik.

Her şeyi yaparız, bakarsın bir gün Atatürk Hava Alanına Şampiyonlar Ligi kupasıyla ineriz, olasıdır. Ama galibiyete yatamayız. Öyle uzun süre maçı bağlayalım, küçük takımların büyük taktiğine baş vuralım, olmaz bize uymaz. Uymadığı için de mutlaka golü yeriz. Futbol Tanrısı ben olsam ben de cezalandırırım Galatasaray'ı. Büyük takımsın, sen gol yemeyerek değil, gol atarak yeneceksin. O ana kadar savunmadaki en klas adam, Matador'a patladı kabak. Sabri'den de o topu çıkarmasını istemek, ölüden fıstık istemek gibi bir şey.

Bu maçta oyuncu seçimi ve oyun düzeni Mancini'nin somut hoca hamlesiydi. Yalnız 2 gol attı diye söylememezlik etmeyeceğim. Koca bir ilk yarı Burak'ın yaptığı fauller, ve ofsaytta olması sebebiyle gol pozisyonuna top oynayarak giremememizin sebebiydi. Kimse söylemez mi bu adama, topu ofsaytta bekleme diye. Bu maçta ofsayt çalınmadıysa, kendisine pas verecek oyuncuların Burak'ı kollaması sebebiyleydi.

İkinci golü yemeyeceğim diye direnen Onur'u ancak Burak gibi dengesiz biri avlayabilirdi. Düşün, Drogba'nın vurduğu hayvani şutu çıkar, aradan sahanın en yeteneksiz futbolcusunun gelişigüzel içeri vurduğu topa ayağının burnuyla aradan biri dokunsun, topu göreme, sonra bir bak ki o burun Burak'ın kramponunun burnu çıksın.

Hesapların yapılması için erken diyenler çıkar, ama ben daha fikstür çekildiği zaman başlarım hesap yapmaya. Son oynayacağımız maçın Arena'da oynanıp oynanmadığına bakarım ilk önce. Olası kaybedilecek puanların maçlarını işaretlerim. Fark 11 puan değil 12 puandı. Şimdi 8 değil 9 olması gibi. Bizim maçı saymazsak fark 5 puan. Trabzonspor ve Beşiktaş maçlarını sayarsak Fenerbahçe'nin, öne geçtik bile. O yüzden her maç değil, her dakika hesap yapılması lazım. Eğer yapmış olsaydık Fenerbahçe maçında uzatmalarda kazandığımız 1 puan değerindeki penaltıyı kaçırmazdık.

İlk yarı çok disiplinli bir Trabzonspor vardı. Delik bulamadık, bulamayınca da Sneijder'in bu iş pasla ver kaçla olmaz deyip, Yüce Gök'e sığınarak vurmayı tercih etti. Kolman'ın Gökhan Zan kazmalığı sayesinde bulduğu pozisyondan başla da akıllarda kalan pozisyon yoktu. Türkiye'nin en iyi hakemi, Gökhan Zan ayakta kaldı diye korner pozisyonunda yaka paça indirilmek istendiği, tutulduğunu gözden kaçırdı. Kenardaki hakem nasıl ki Sabri'ye bir gol kurtarıp Fırat'ı yakma şansı vermediyse, o penaltıyı da atlamaması lazımdı.

Büyük Arena Taraftarı ikinci yarıda böyle olmasın, geçmesin diye, takımı şanına yakışır şekilde devreye gönderdi. Ve beklentisini görmenin coşkusuyla takımıyla bir kere daha şeref duydu. Galatasaray bu senenin en büyük futbolunu oynadı. O büyük futbolu, büyük bir skorla taçlandırabilirdi. Bir kaleye, kaleciye bir maçta daha ne kadar gollük şut gelecek. Maçı seyretmeyene anlatamazsın. En az 10 muhteşem şutu, kurtardı. Yani kalesine gelen her topu kurtardı. Yediği 2 gol, kaleye çekilen şut, gol vuruşu değildi. Biz kötü de oynasa umudu kesmeyiz takımdan ama, daha gerçekçi, bizim gibi işin romantizminde olmayan taraftar için oynanan futbol, maç arzusu, umutları tavan yaptırdı.

12 korner atıp sıfır tehlike yarattık. Bütün vuruşlar ön direkte eridi, hadi  futbolcu kendisi düşünemiyor, inanılır gibi değil, kenardan biri biriniz de ön direkte bekleyin demez mi? Koskoca Galatasaray'ın serbest vuruşlardan en direk golü yok. 8-9 kişi ortada arkada cebelleşiyor, çoğunda topa dokunamıyor bile. Bize ise tam tersi, kaleye atılan bütün serbest vuruşlar ölüm tehlikesi. Çare Drogba

Ligin ikinci yarısı büyük bir kaçma kovalama mücadelesine dönüşecek. Küçük hoca Ersun Yanal mutlaka çok daha büyük hatalar yapacak. Şampiyonu teslim alabilmek için fazla bir hüneri yok. Mancini'nin ölüsü, Ersun'un dirisine her maç ecel terleri döktürür. Gol atmak için her şeyi deneyen takımla ne kadar övünsek azdır. Bu Onur'a bu gece 2 gol atmak, Şampiyonluk müjdesidir.

Bir kere daha helal olsun kardeşim Onur diyorum, Trabzonsporlu futbolcuları ONUR'lu yenilgilerinden dolayı yürekten kutluyorum. Büyük Galatasaray Taraftarının ,sotaya açtığı, Lig Tv'nin seromonide mecburen gösterdiği, göstermemek için büyük çaba gösterdiği Trabzonsporun Şampiyonluk hakkını verdiği pankart, TFF'ye, hırsızlara kapak olsun.

15 Ara 2013

Küçük Takım, Küçük Hoca, Küçük hakem, Büyük Drogba; Gençlerbirliği 1-1 Galatasaray

Bizim maçın dışındaki maçları seyretmiyorum, bu yüzden biriniz sorsa 15 küçük takımın hocalarını say dese, şerefsizim 3 kişi sayamam. Maçın başında ekranlar kenarı gösterdiğinde bir küçük adam daha bana eyvah çektirdi. Rıza'dan sonra bir küçük Beşiktaş'lı daha Galatasaray futbolunu katletmek üzere büyük yerlerden talimat almış,başarıyla uyguladı.

Galatasaray yenemedi diye elbette üzülüyorum, ama bir taraftan da tezlerimin ispatlanması beni  teselli ediyor. Çok net konuşuyorum, eminim Türkiye futbol liginin en pis sezonunu geçiriyoruz. Bu kadarını ben bile ön görememiştim.  Çok rahat bir Fenerbahçe Şampiyonluğuna kurulduğunu biliyordum. Akıl sır erdirilecek gibi değil ama mevcut Galatasaray düşmanlığı karşısında somut bir adım atılamıyor. Atılmadığı için de durumdan vazife çıkaran küçük hakemler işimizi ilk yarıda bitirdiler. Eğer polisler, savcılar hala izliyorlar ise, sezon sonuna kalmaz çok daha büyük bir mahkeme ile karşılaşırız. Kudurmuş bir şekilde Galatasaray'a karşı saldırtılan küçük hoca ve küçük takımlar, Fener'e karşı adeta narkozla uyuşturulmuş olarak çıkartılıyor. Fener gol atsın diye faul yaratan, maçı uzatan hakemler, Galatasaray atamasın diye faulü görmüyor. En az 25 dakika uzatması gereken maçı 3 dakikalık yalandan uzatmayla bitiriyor.

Zavallı Mancini, ne bilsin küçük takıma, küçük hocaya karşı oynamayı. Anlaşılan Tugay'da bu konuda yardımcı olamamış. Sanmışlar ki maç 90 dakika, nasıl olsa atarım. Atamazsın Sinyor, hele bir de balık malık 1 gol yemişsen o maç en fazla 50 dakikadır. Önlemini ona göre alacak, işini son dakikalara bırakmayacaksın. Bir de şunu unutmayacaksın Hocam, eğer  hakkında uzun seneler geçmiş, hala iyi mi kötü mü olduğu belli olamamış futbolcular var ya, onları sileceksin. Hakan Balta'dan, Aydın Yılmaz'dan Galatasaray'a bu saatten hayır gelmez, taraftar kanser ilacıdır bunlar ve senin yanında oturan diğerleri.

Yine de maça Şampiyon gibi, kahraman gibi başladılar. Sneijder'imn atamadığı golün dönüşünde her küçük maçta olduğu gibi Şecu gözüyle asist yaptı, vuruş anında kısmi felç geçirdi. Sepet kaleci de kalesine gelen ilk topu yeme geleneğini bozmadı. Sonrasında koca bir ilk yarı, maç seçen Ayı Eboue'nin taç atışlarıyla, ancak yara bantı kadar faydası olan Umut Bulut'un yalandan koşularını seyretmekle geçti. Umut Bulut futbolcu falan değil, bu oyunda bir başka alanda kullanılması gerekir. Son 5 dakika maç pansumana gitmişse belki bir işe yarayabilir. Nitekim son büyük zaferde yaptığı şişirme gibi. Kimse farkında değil mi? Eboue'nin kullandığı uzun taçlardan kaybolan zaman en az tam bir maç kadar vardır. Yüzlerce atışından tek biri bile bizim futbolcularımıza gitmemiş, ancak kendi kalemize tehlike yaratmıştır.

Burak bey yine klasik maçlarından birini çıkardı. Bir kere ofasayta düştü, pas vericiler uyarılmış, Burak Bey ofsayttayken atmayın denmiş. En az 4-5 Galatasaray atağında ofsaytta olduğu için pas atılamamış, atak tehlike bile olmadan savuşturulmuştur. Yüzde yüz bir gol daha kaçırarak görevini yapmıştır. Drogba'nın kafayla vurduğu şiddette, ayağıyla vuramıyor.

Sabri tam maçını bulmuştu. Galatasaray dertteyken, ruhsuz Eboue'nin yerine giren bir taraftar gibiydi. Mancini taktiği mektupla verdi, bunu da görmüş olduk. Kim bilir ne matematiksel düşüncelerle, plan yapıyor ki, bunu o kadar kısa zamanda anlatma imkanı bulamıyor. tercüman kifayetsiz, beyni kıt futbolculara şekillerle, oynaması gereken bölge bildiriliyor.

Geçmiş olsun diyoruz. Takıma kızacak halimiz yok. Oynadığımız futbol olsa tekniğe de girerdik, ama gerek yok. Güreş, yarı Amerikan Futbolu, biraz boks, yalan dolan, hile, maçtan başka her şey var. Galatasaray'ın küçük maçı alması için maçın başında geçen haftaki gibi 2-0 öne geçmesi lazım. Başka türlü maçı doğal akışına futbol kalitesine bırakırsan, sisteme karşı  kazanman çok zor. Koskoca Juventus
'u yenen takımın Mehmet Özdilek adlı, futbol baronlarının çanak yalayıcısının takımını yenememesi  futbolla açıklanamaz. Top yekun bir bombardıman altındayız. Bu kadar pisliğin içinde tek yüz akının savaşı, futbolu sevdirmeye yetmez.

Alın hırsızınızı başınıza çalın, en tepenizdeki adam Dünyanın en kötü futbol adamı seçildi, iftihar edin. Biz mecbur maçlarımızı oynuyoruz, bizim yerimiz burası değil. Hiç bir Galatasaraylı yenemedik diye kahrolacak değil, hepsinin küfür etmekten çenelerinin ağrıdığına eminim. TFF Başkanı maça gidemez, her stadyumda yeter diye küfür edilir, Ulusal Takım Hocası, ayrı bir tür olan Fenerbahçeliler haricindeki ulusun göz bebeği takımının maçını seyredemez, eledi diye sevinemez, tebrik edemez.

Büyük takımız demekle büyük olunmuyor. Senin büyük olduğunu daha dün Bütün Dünya futbol severleri gördü. Kaybettiğimiz 2 puanın keyfini doya doya çıkaracak olanlar, yarın İsviçre'de, Araf'da, Cehennem'e girme sırası olan takımın belirleneceği kura çekiminde gerçeklerle karşı karşıya gelecekler.

Ankara'da takımın peşindeki büyük Galatasaray Taraftarına helal olsun diyerek kapatıyoruz.

Aklınızdan bile geçirmeyin, motor sanat terk mühendisi, bırakın sevinsin.

Teşekkürler Drogba, Yaşasın Büyük Galatasaray ve onun büyük taraftarı. Yensen de büyüksün yenilsen de..

11 Ara 2013

Burası Cehennem; Galatasaray 1-0 Juventus

Bu bir maç yazısı değildir.

Bu, 2 gün süren finalin, şahidi, neferi, her biri bir kahraman olan, Büyük Galatasaray Taraftarının, ileride çocuklarına, torunlarına anlatılmak üzere yazdığı bir destandır. Ne mutlu bizlere ki, Neuchatel maçında Sami Yen'de, Arsenal maçında Parken'de burçlara diktiğimiz Büyük Galatasaray sancağını, gelecek nesillere vukuatsız teslim ettik. Kutlu olsun,

Ölüm grubuna düştüğümüz kura çekiminde hepimiz hesap yapmıştık. Son maç final maçı olacaktı, yeter ki maçı Cehenneme getirebilelimdi. Ve bugün o mübarek Ali Sami Yen kapalısı, Arena'yı da mübarek bir Galatasaray stadına dönüştürdü. Artık Arena, adıyla değil, göbek adıyla Cehennem namıyla anılacaktır. Ne kadar övünsek azdır.

Başta Türk Futbol Federasyonu, onun da başında motor sanat terk kadro mühendisi, onların güdümündeki Türk Spor Medya şebekleri ve en acısı da prostatlı Galatasaray fosilleri, hepinize geçmiş olsun. Sizin sevgili takımınızın kar topu oynadığı dakikalarda, ne suç işleyip de düşmanı olduğunuz bu yalnız takım, Dünya üzerine dağılmış milyonlarca seveninin öncüsü büyük taraftarıyla bütünleşen ASLANlarıyla bir savaş veriyordu. Hiç biriniz maça bile gelemediniz. Galatasaray tarih kitapları, bu büyük muharebeyi kanla irfanla kazananları yazarken, Sarı Ejder'in topu ağlara gönderdiği an ki mahvoluşunuzu da unutmayacak.

Maçtan sonra, sahanın kahramanı Gökhan Zan'ın konuşması başlı başına bir destandı. Boğulursak büyük denizde boğulalım dedi, biz UEFA ligi takımı değiliz dedi. Aslında leşimiz o turnuvayı oynayacaktı. Onların dirisi, o turnuvayı bile televizyondan seyredecekti. Bizim dirimizin kim olduğunu, Ümit Burnu'ndan Sibirya Bozkırları'na kadar bir kere daha gösterdik.

İnsan sıcağı sıcağına anlamıyor, çocuklar bu zafer en az Uefa kupası finali kadar yaldızlıdır. Bu gün bu maçta olanların taşıyacağı onur, Galatasaraylı olmanın saygı doruğudur. Bugün bu büyük zaferi kazandıran şey futbol değildir, unutturulmaya yüz tutmuş Galatasaray ruhudur. Sezon başında Galatasaray'a kurulan tuzaktan kurtuluş maçıdır. Aslında onlar haklıdır, tuzak aslana kurulurdu, kurdular. Öküze tuzak gerekmezdi, başı boş bıraktılar. Her büyük takım gibi sıra Juventus'taydı, yaralı aslanın gazabından kurtulmak için 1 saatlik zaman dilimini yatarak geçirmeye uğraştılar.

Galatasaraylılık budur, umut kesmemektir. Bir imajdır, yol göstericiliktir. Galatasaraylılık, saygıdır, vakurluktur, yüzyılda oluşmuş haslettir. Ali Sami Yen'lerden, Metin'lere, Hagi'ler'den Arda'lara, Arda'lardan Drogba'lara, bugünün öğleden sonrasının soyunma odasından sonsuzluğa akıp gidecek olan harstır.

Galatasaraylılık teslim ol çağrılarına ateşle cevap vermektir.

Biz hayatta en çok seni sevmedik, sadece seni sevdik.


7 Ara 2013

Ziraat Türkiye Kupası Kepazeliği

79 kışında İsparta 40. Alay'da askeriz, hava -20 derece. Tecrübeli çavuşlardan biri mahalle arkadaşım büyük futbolcu Seçkin. O zamanlar futbolcular da askere giderdi. Takımın komutanı üsteğmen topu hiç bilmeyen ama topu çok seven biriydi. Seçkin'e yeni gelenlerden takım kur, pazar günü Eğridir Dağ Komando taburuyla maç var emrini verdi. Seçkin'e yalvardım beni alma diye. Aldı, pazar günü parkalarla erat donarken biz şortla o ayazda, buzun üstüne maç ettik. Daha doğrusu üsteğmen maç etti tek başına. Biz küfür yedik, üstüne yenildik diye sopa. Top en az 20 kilo, buz tutmuş, her hangi bir yerine gelse orası felç olacak. Hayatımda o maçtaki gibi üşüdüğüm, yaşadığıma pişman olduğum bir an yoktur.

Bu hafta sırasıyla büyük takımların Ziraat Türkiye Kupasında futbolseverlerle dalga geçerken ki kepazeliklerine şahit olunca aklıma geldi. Üsteğmeni eğlendirmek istemiyorlardı belli ki. Her şey para olan günümüzde, bu kupanın getirisi, götürüsünden azdı onlara göre. Eskiden Türkiye Kupasının bir ayrıcalığı vardı. Alan takımların Avrupa'da oynadığı bir turnuva düzenlenirdi. Şimdiki gibi Avrupa Liginde kaynayıp gitmezdi. Ve eskiden kupa almak gibi ulvi bir hedef vardı. Şimdi para kazanmak gibi şerefsizce bir bahane kaldı.

Kupa, Fenerbahçe'nin uzun yıllar sonra kazanmasıyla motivasyonunu kaybetti. En azından bu sene de Fener elendi diye gülünüyor, bir iddia makamı olarak varlığını sürdürüyordu. Bu arada, geniş kadro yapısıyla forma şansı bulamayanlar veya gençler için bir fırsat kapısıydı. Eskiden yedek kalan futbolcu utanırdı. Şimdi bırak yedek kalmayı, pişmiş kelle gibi sırıtarak futbol hayatını tribünde geçirenler bile var.

Bir de son senelerde şu maskaralık çıktı. Esas takım oyuncusu, bizim üsteğmenin maçında oynamak istemiyor. Düşünebiliyormusun? Eray İşcan 1 ay içinde kendisini 10 sene içinde göremeyeceği makamda buldu. As kaleci sayıldı, dandik kupa maçında yedeği Ufuk, onun da yedeği Aykut'la Galatasaray, maça çıktı. Ne büyük bir onur Eray İşcan için. Ne var ki Yekta için aynı şey söz konusu değil. Bilemedin 1 ay ömrü kalmış bir futbolcuya, ne kadar kötü olduğu kendisine tabelaya ilk 11 yazıldığı zaman tebliğ ediliyor. Ağzıyla kuş tutsa, o maçta Maradona olsa hikaye, forma şansı yok, hangi moralle, hangi motivasyonla oynayacak?

A2 takımları gebermiş durumda. Sabri'nin yarısı kadar bile futbolcu yok. Hani denersin en yakın birisini, taraftar cismini görür. Bizim gençliğimizde kupa maçları en az lig maçları kadar değerliydi. Maçlar tıklım tıklım seyirciyle oynanırdı. Yeni birisi var mı, nasıl oynayacak diye merak içinde beklentiye girerdik. Şimdi taraftar keriz mi? Takımda kimi seyretsin de o soğukta it gibi titresin.

Peki ne olacak, bu mecbur turnuva oynanacağına göre yoğun bakımda gebermeye mi terk edilecek. Hiç bir kurumun başında hak eden olmadığından, bu iş bilmez, daha doğrusu işi tersinden çok iyi bilen oligarşiye bırakılırsa angaryadan öteye gitmeyecek. İş gerçek futbolsevere bırakılsa, sorulsa mutlaka çıkış yolları vardır. Bizimde katkımız olsun diye bir kaçını yazacağız. Ama önce turnuvanın sponsorlarına bir akıl vereyim. Gidip Lig TV'de Şansal BüyükA'ya danışsaydınız en azından izinden gidebilseydiniz, kara kara düşünmezdiniz şimdi. Yalama medyalarınız aracılığıyla Fenerbahçe kar etti diye yazdırıp, taraftarı kandırmak durumunda kalmazdınız.  Şebekler, bir maça denk gelse, Galatasaray-Fenerbahçe bırak finali ilk maçta bile karşılaşsa o paralar çıkar. O hesabı bile yapamadınız. Bakın lig tv, ligin en berbat senesinde süper final icat etti, ülkenin 4 büyük takımını lig bitiminde hizaya sokarak kapıştırdı.

Bir kere ismini değiştirin turnuvanın. Ziraat Kupasını alsam ne olur almasam ne olur. Her sene önceden belirleyin bir ismi. Misal, 2013-14 Ali İsmail Korkmaz kupası deyin, finali Eskişehir'de oynatın. Mesela Mevlana kupası deyin Konya'da oynatın. O kupadan 1 tane olsun. 2006 kupasını kim aldı diye sorsan kimse bilmez, ama 50 sene sonra Ali İsmail Kupasını kim almıştı diye sorsan bilinir.

Kota koyun, büyük takımlar kaçamasın. En son lig maçında oynayan takımdan en az 7 futbolcu oynayacak deyin. Sakat ve cezalılar dışında son maça çıkan kadronun 7 si oynasa, üstüne  A2 mecburiyeti olsa, 7 as futbolcuyla 2 genç futbolcunun armonisini millet merak eder maça gelir. Önü açılsın çocukların.

Statü nedir bilmiyorum yapılabilir mi? Kupayı alan takımla, ligi 2. bitiren takımı Şampiyonlar Ligi 2. takımı için bir final maçı oynatın. Kupayı alan takıma küme düşmeme kaskosu yapın. Her şey para değil, kupayı alan futbolcuları, hayatları boyunca unutamayacakları şekilde onore edin. Türkiye kupasını alan takımın futbolcularına emekli maaşı bağlayın.

Kupa maçlarına gidecek taraftarları teşvik edin. Kumanya verilebilir, bayrak, forma,atkı, şapka gibi ekipmanlar hediye edilir. 12 yaşından çocuklara bedava denebilir. Her maçı bir festival, o ilin ilçenin bir barış dostluk, kardeşlik günü havasında oynatın.

Bir önceki ligi 8. bitirenlere kadar bekletin. Diğer 8 takım ülkedeki tüm profesyonel takımların katılacağı tek maç usulü elemeyle gelsin. Şimdi aklıma geldi eskiden amatörler şampiyonası vardı, Türkiye Şampiyonu olan amatör takım 3. lige çıkardı. Değişti mi bilmiyorum, en azından değişmese bile gözümüzden kaçırmayı başarmışlar, takip eden yok.

Çoğaltılabilir, maksat turnuvanın cazip hale getirilmesi. Baronların yaptığı nedir. Büyük takımları kaçırmak. Galatasaray elenmeyi bile beceremeyerek devam kararı aldı. Muhtemelen, Balıkesirspor maçında aynı hatayı tekrarlamazlar, onlar da kaçar turnuvadan. Bir getirisi yok onlar için, nasıl olsa en kötü Avrupa Ligine gitmeleri garanti. Götürüsü olsun bakalım elenecek mi şerefsizler. Koy Gestapo kuralını, bir önceki sezonun Şampiyonu elenirse 100 milyon, 2. si elenirse 80 gibi, ilk 8 e kademeli para cezasını kes. Topladığın parayı Şampiyona dağıt bakalım elenecekler mi?

Leş kargalarının önüne leşi koymazsanız, bunlar karar alır, maçlara hiç çıkmazlar. Hükmen yenilir, bir sonraki sezon da cezalı olacaklarından işlerine gelir. Nush ile uslanmazlar, bunların hakkı kötektir.

6 Ara 2013

Teşekkürler Madiba; Galatasaray 2-0 Elazığspor

Ben artık dayanamayacağım çocuklar, kusuruma bakmayın. Bugün Burak'a küfür etmekten hala çenem ağrıyor. Ne çok severdim oysa, Ta, Beşiktaş yıllarından en sevdiğim 3 5 futbolcudan biriydi. Bugün Ayı Eboue ile birlikte sadece bizde değil, tüm Dünya üzerindeki en nefret ettiğim futbolcudur. 4 pozisyonda görünüyor. 1- Ofsayt; onun yüzünden Hocalarla papaz oluyorum. Bir futbolcu bu kadar çok ofsayta düşer mi? Adı üstünde ofsayt yaşamın her alanında kullanılan bir kelime. Utanmaz arlanmaz, bencil, iğrenç bir futbolcusun sen lan. 2- Faul; Her hareketi faul. Bu gece faulü kendisi yaptı, hakem yedi, rakibe sarı kart verdi. Hakemler hepiniz salaksınız, Burak'ın girdiği ikili mücadele varsa, mutlaka faulü Burak yapar, görmene gerek yok, çal, faul biraz tehlikeli ise çıkar sarı kartını, korkma, arkandayım. 3- Gol kaçırma; İddia ediyorum, bu sene kötü oynamamızın tek sebebi bu sahtekar futbolcudur. İstatistiğe oynar, en çok koşanlar listesine girdi, bir de gol attı, ondan mutlusu yok. Galatasaray'ın her maç en az 2-3 golüne mal oluyor.4-Gol; Bütün takım ne hikmetse Burak bey gol atsın diye uğraşıyor. Dünyada üstüne var mıdır bilmem, bu kadar çok pozisyona girip bu kadar az atan bir golcü. Net yazıyorum, bu sezon çok yazdım. Galatasaray'da 3 takım yaparım, birinde bile Burak'ı top toplayıcı yapmam. İğrendim, teşekkürler Burak.

Eboue ayısı ilk devre yere yatmadı. Pozisyon yoktu. Az daha beni yanıltacaktı, ama başaramadı. Dom dom kurşununu yedi böğrüne. Domuz avı yapanlar bilir, en ağır, en tesirli kurşundur. Koca domuzun böğrüne geçirirsin, hemen ölmez mübarek hayvan. Ön ayaklarını yere vura vura cekişerek ruhu teslim eder. Ne zaman sivrisinek vızıltısını hissetse, domuzun vurulma anını seyrediyorsun sanki Nasyonel Coğrafik kanalından, çırpınıyor sahtekar oğlu sahtekar.

Takım kadrosu bir garipti. Hazırlık maçlarımız tamamlanmadı demektir. Melo ve Selçuk dışında banko futbolcu yok. Ligin yarısı bitmiş, her maç başka futbolcu sahada. Ne bulunmaz bir sol bek mevkimiz varmış. Açık artırmayla futbolcu seçiyoruz. Sonunda hocalar benim fikrime yaklaştılar. İptal ettiler  bek futbolcularını. Yaptıkları en iyi hamle budur. Koskoca Galatasaray'ın beki olur mu? Neyi bekleyeceksin. Topa en yakın kimse o bek olsun o kadar. Böyle olunca hamle futbolcusu Semih'e ihtiyaç yok. Ceyhun libero oynadı, iyi mi kötü mü tespit edemedik, oynadıkları takım çok zayıftı. Zayıf olunca Şecu sahanın en iyi futbolcusu oldu bana göre. Muslera da taarruz geçince iyileşmiş, hiç gerek yokken gene kaleye geçmiş. Hayatının maçını oynadı.

Bu kez bütün çer çöp ayırımı yapılmadan bütün orta saha futbolcuları sahadaydı. Maradona Yekta bile oynadı. Mustafa Sarp muamelesi yapacağım ama gerek yok, üst üste 2 maç oynaması imkansız. 20 metre depar atmadan, 10 metre ileriye pas vermeden maçını tamamladı. Daha doğrusu tamamlayamadı, foseptik çukurunda koku salacak oyuncu biter mi bizde. Emre Çolak'la değişti. Zaten 2 duble rakı içmişim, son dubleyi de Yekta-Emre değişikliği ile götürmüş saydım, kafayı buldum.

5. dakika pozisyon yok, pas yok, koşu yok 2 farkla öne geçmişsin. Üstünde leş toprağı var, kireçsiz. Oynadığın takım PTT liginde bile oynayacak kapasitede değil. Taraftarın biraz gönlünü alsanız olmaz demi şerefsizler. Boşuna kızıyoruzi ama Fenerbahçe yakalasa böyle bir pozisyonu, bütün bir sezonun gazını alırlar. Biz ne yapıyoruz? Juventus maçını düşünüyoruz. Tamam, haklılar, biz de düşünüyoruz. Gereksiz efor istemiyoruz. Futbol oynayın diyoruz lan futbol oynayın. Ofsayta düşme, faul yapma, pas ver, verkaç yap, şut çek. 85 dakika daha oynayacaksın. Daha ötesi seneye Juventus maçı oynayabilmek için bu maçları geçmen gerekiyor. Bu kadar kötü oynayarak ilk yarıyı bitirdiniz. Taraftarı kanser ettiniz.

Bu maçta beni umutlandıran tek şey, Tugay'ın artık sahaya indiğini görmüş olmamdır. Her an maçın içindeydi. Yalama medya, Tugay'a oynamaya başlayınca, antenleri daha bir başka çevirdim. Medyanın Galatasaray yararına bir şey söylemesi imkansızdır. Mancini yolcudur, Tugay hancı. Bu takımın bir sonraki hocası Tugay olacak.

Yavaş yavaş oluyor belki bazı şeyler. Ama oluyor, zararın neresinden dönersek kardır mantığı. Drogba artık serbest vuruşlarda araziye uyuyor. Atış kaptanı Selçuk, ister kendi atar, isterse de kim isterse o atar. En azından bu belirsizlik kalktı, bu maçta da somut etkisi görüldü. Serbest vuruştaki ortak sayısı azalınca Burak bey, kankası Selçuktan izin alarak topun başına geçti. Güvenli bir vuruştu, iyi yere gitti.

Maçtaki tek güzel şey, Güney Afrika'nın peygamberinin ölümüne, Drogba'nın Eboue'nin kayıtsız kalmamasıydı. Bizde onların vasıtasıyla gençliğimizin profesyonel hapisi Mandela'ya ve onun davasına saygılarımızı ilettik.

En komedi şey ise. Profesyonel yedek Hakan Balta'nın oyuna girerken ki kepazeliği. Maçtan o kadar uzak ki, hangi renk şort giyeceğini bile bilmiyor. Akıl alır gibi değil, takımın malzemecisi hazırlar benim bildiğim ekipmanları. Takımın hangi formayla, hangi şortla çıkacağını biz bile resmi siteden öğrenirken, bu şebek, bu Galatasaray Kaptanı nasıl tedarik edebilmiş başka renk şortu? Biri uyandı da, daha fazla rezil olmadan gitti şortu değiştirdi. Yedek bile olması mucize kanalizasyon futbolcularından kurtulmamıza az kaldı. Dayanın çocuklar. Beni beklemeyin, benim dermanım kalmadı.

Takımın en az yarısı sensin, Teşekkürler Melo, diğer yarısının öncüsü de sensin Drogba, adamsıni sana da teşekkürler. Sana da Nelson, devrimler tarihinde sonsuza kadar yaşayacaksın.



4 Ara 2013

Nerede O Şevk O Heyecan, O Güler Yüzlü Adam Ben Değilim Sen Şampiyon Olmazsan


''Ben, Okan, Emre, tek tek bakıldığında belki çok şey ifade etmiyorduk, ama üçümüzün ortasına düşenlere dünyayı dar ederdik'' Suat Kaya bir programda geçmişteki takımı anlattı. O takımdı, şimdi ki de takım. ''Bizim işimiz , top bizdeyse kazasız belasız, tam konsantre durumda, en diri pozisyonda topu Hagi'ye aktarmak, top rakipteyse topu kullanan futbolcuyu canından bezdirmekti'' Belki tam olarak böyle demedi, ama ben böyle anladım. Suat Kaya hiç bir şey söylemese bile ben böyle olduğundan emindim.'' O sezon, ben ve Okan 65'er maç oynadık'' Türkiye'de değil bir futbolcu, bir takım bile hazırlık maçları dahil o kadar maç oynayamadı, bir daha da asla oynamayacak.

O takım dağıldı, dağılan futbolcular değildi, sonuçta futbolcular elbet bir gün doğal olarak ortadan çekilecekti zaten. Dağılan futbolcular olsaydı işimiz kolaydı, toplardık, toplayamıyoruz, acı çekiyoruz, çünkü takım dağıldı. Ben imkansız diyorum da, aramızdaki iyimserler için zorluyorum kendimi, Galatasaray geri gelir mi? O büyük takım(ruhu) hadi bizden geçti, yeni nesilleri, küçük Galatasaray'lı çocukları coşturabilir mi? Misal şimdinin 5-10 yaşındaki çocuklarının 10-15 sene sonraya taşıyacakları Galatasaray nasıl olacak?

Bu sene 13 lig, 5 Şampiyonlar ligi ve bir kupa maçı izlettirdiler bizimkiler, bize. Geldiğimiz, getirilen nokta, gidilecek yollar bizi mutlu ediyor mu? Umut var mı? Seyrettiğimiz takım mı? Takım diyorsak sorun yok, o zaman hedefimiz iyice küçülmüş sayarız kendimizi. 30 sene geriye gidilerek de Galatasaray'lı olunur. Ara sıra gelen şampiyonluklarla, ara sıra atlanan turlarla avuturuz kendimizi. ''En büyük biziz, en çok taraftar bizde'' deriz, havaya laflar eder, yürür gideriz. Bir de başka bir görüş var elbet, en azından daha önceki büyük maceraların baş aktörü sayıyorsak kendimizi, söyleyecek çok şeylerimiz var. Ve ben işte çok şeyler söylemek isteyen, bıraktığımız takımı tekrar çağıran, oynanan futboldan bağımsız, futbolculardan soyut, Galatasaray'lılık la ilgili varsa bir şey imbiklerle süzüp başkalarına aktarmak istiyorum.

10 sene önceki bir tribün resmini, televizyonlarda gösterilen eski bir maçtaki kapalı tribünü seyredin, çünkü lafın tamamını anlatmak istemiyorum. Lafın tamamı akıllıya anlatılmaz. Hepiniz ne demek istediğimi ben demeden de anlarsınız. 300 prostatlının seçtik dediği, bizden tek farkları çok paraları olan Galatasaray'lıların yönet(eme)tiği sevgili takımımız, seneler geçtikçe bizden uzaklaşmaktadır. Aynı zamanda biz de takımdan uzaklaşmaktayız. Artık tribünlerde gol sesi neredeyse hiç çıkmamaktadır. Nerede o gol olduğu zaman kendimizi yerlere attığımız maçlar? Nerede o bağırdıkça coşan, coştukça bağırttıran takım. Ne yazık ki artık o takım olmayacak. Galatasaray elbet şampiyon olacak, elbet elediğimiz Avrupa Takımları sıraya girecek, ama sokağa döküleceğimiz günleri beklemeyin arkadaşlar.

Umutsuzluk aşılıyorum, moralinizi bozuyorum diye düşünmeyin sakın. Ben böyle düşünüyorum diye doğru olmayabilir bütün bunlar. Ben kafaya taktığım şeyleri bir kez daha anlatmak istiyorum sizlere. Bu günkü kadro yapısıyla, bu futbolcular bütünlüğüyle ben takım olamazlar tezini savunuyorum.

Düşünün futbolcumuzun biri, tanjantla, hipotenüsle, pergelle, iletkiyle, mikroskopla, cetvelle, şeffaf minkaleyle maç oynarken, aynı maçta başka bir futbolcumuz tamamen iç güdüyle futbol oynuyor. Bir futbolcuda Alberto Ainstain beyni varken, bir diğerinde beyin bile yok. Nasıl bir armoniyle birlikte takım oyunu oynayacaklar? Sıralamayı oluşturan rakamlara bakarsak, çok önceden çeşmeye yolladığımız çocuğu dövmüştük, testi kırıldı artık. Bir tarafta ligin en pahalı takımı olup, aynı zamanda ligin en çok gol yiyen takımı nasıl olabiliyor? Sneijder-Melo-Drogba-Selçuk-Bruma-Burak'ın oynacağı maçlarda mutlaka gol atarız, Dany, Şecu, Hakan Balta-Sabri-Semih-Riera-Gökhan içinden oynayacak 4 futbolcunun oynayacağı her maçta da gol yeriz.  Ben hala buradayım, isterseniz bana iyice kızın, bu defansla bu forvetin oluşturduğu takım, takım falan olamaz. Kimseye zevk vermez, atılan gollere coşkuyla sevinilmez, yenen gollere, alınan yenilgilere fazlaca üzülünmez. O zaman da takım ruhundan bahsedilemez.

İstatistikler tutuluyor artık milimetrik hem de. Futbolcuların koştuğu kilometre bile yazılıyor. Bu şartlarda bugün var yarın yok olan futbolcular, kendi istatistiğini geliştirmeye çalışıyor. Kaç maç oynamış, kaç gol atmış? Son anda acaba bunlar mı geliyor futbolcuların aklına? Futbolcuları arasındaki uçurum kalite farkı var. Senede 4.5 milyon yuro artı 15.000 maç başı alan Drogba'nın kalesini, senede 30.000 lira alan Eray İşcan koruyamaz. Bu nasıl bir kadro planlaması, nasıl bir oyun kurgusu, nasıl bir hoca taktiğidir? Diyelim ki taktiğin başarılı oldu ve 3 puan kazandın, ne kaybettiğinin farkındamısın?

Başa dönelim isterseniz, Okan, Suat'ın gerisinde kalmamak için iyi oynamak mecburiyetindeydi. Suat, Emre'den daha çok koşabildiği sürece o büyük takımın değişmez futbolcusu olduğunu biliyordu. Hakan Şükür, en umutsuz anlarda Hagi'nin bir şeyler yapabilme ihtimalini hiç aklından çıkarmıyordu. O yüzden hep diri kalıyordu. Takım yenilse de teslim olmuyordu. Şimdi bakıyoruz takıma, Ceyhun'un Melo'dan, Aydın'ın Drogba'dan daha iyi futbolcu olma ihtimali var mı? Olmayan ihtimal, verimi düşürüyor olamaz mı? Yani bir yarışta, geçemeyeceğin garantiyken canın koşmak ister mi?

Takım olmak demek illa ki oynayacağın her maçı kazanmak demek değil, ben takım olalım da şampiyon olalım demiyorum. İnanın umurumda bile değil şampiyonluk, netice, skor tabelası. Galatasaray'ın farkı var başka takımlardan, olmalı. Galatasaraylı tuttuğu takımı, takım olarak görmediği zaman mutlu olamıyor. Takım içerisinde çeteleşmeye, adam seçmeye, adam dışlamaya karşı çıkar. Ruhsuz, gamsız futbolcuyu sevmez. Selçuk tekmeyi yediği zaman, Sneijder '' aaaahhhh'' diye bağırmalıdır onun gözünde.

Mancini'nin geldiği takıma bakın bakalım, Manchester Şehri'nin sağ beki ile Teves arasındaki fark, Sabri ile Drogba arasındaki fark kadar mıydı?

Yapılacak iki şey var yani bana göre, yapılmayacak olan tabi ki,

1- Ya mevcut bütün savunma futbolcularını, atak futbolcuların kalitesine getireceksin.
2- Ya da daha kolay yolu seçip, büyük futbolcuları küçük futbolcular seviyesine düşüreceksin.

Sneijderle- Drogbayla, Hakan Balta- Sabri aynı takımda olmaz, olursa o takım takım olmaz. İyi oynayamaz, yener yenilir ama iddia ediyorum iyi oynayamaz.

Bir gün eğri doğruya gelir de, takımı üst düzey 5- 6 futbolcuyla beraber, onlara en azından asistanlık edebilecek klasta diğer bir 5-6 kişi oynadığı zaman seyredersen beni hatırla. Ya da aç eski defterleri, tarih kitaplarını 2000 yılındaki takımla övünmeye devam et.

2 Ara 2013

Kurumsal Köy Bakkalı; Kasımpaşa 1-1 Galatasaray

300-400 okuyucum var, sıkılmışlardır. Abi dönüp dolaşıp aynı yere geliyorsun diye çıkışanlar bile var. Onlar için yazıyorum. Hiç bir yere dönüp dolaşmıyorum, hep aynı yerdeyim, ve ne yazık ki bulunduğum koordinattan yakın zamanda ayrılma ihtimalim bulunmuyor.

Maçlar oynanmasa hayat ne güzel olacaktı. Kurum görünümlü köy bakkalının ceoları, müdürleri, baronları, sülükleri, hainleri, gaflet içindekileri, hokkabazları, kurdukları ŞEBEKE'nin şaşalı hayatı içerisinde ahir ömürlerini ne güzel geçireceklerdi. Kombineler, borsalar, kara borsalar, storlar, sömürün milyonlarca taraftarın(müşterinin) vazgeçilmez sevdalarını.

Futbol baronlarının şoförlerinin kazandığı kadar bile kazanamayan bizler, yıllardır bunlar bir bok bilmiyoruz dedikçe, onlar bize o koca götleriyle gülüyorlar. Aslında biz bir bok bilmiyoruz. ''teslim olun'' diyorlar, ateşle karşılık veriyoruz. Sehpaya çıkarıyorlar, her seferinde bir yol bulup ipten dönüyoruz. Ve bir kere daha, yoğun ateş altındayken, yaşam kalitemizin genleriyle oynanmışken, çakallara maskara edilirken, taraf olduklarımız tarafından rencide edilmişken, son nefesimizde çıkaracağımız avazı yineliyoruz. Galatasaray; Kayıtsız, şartsız, kongresiz, seçimsiz, milyonlarca Galatasaraylı nezdinde, Arena Tribünlerinin tabyalarında, siperlerinde, savaş alanlarında naralar atan Büyük Galatasaray Taraftarınındır. Ezberlerinizi, oyunlarınızı bir kere daha bozacaklarından, uykusuz geçen gecelerinde hiç birinizi rahat uyutmamanın yeminlerini ettiklerinden, huzurlarınızı kaçıracaklarınızdan şüpheniz olmasın.

Sultan Süleyman biraz eğlenecek, Sümbül Ağayı çağırtır divana.'' Sümbül Ağa, öyle bir kabahat işlemiş ol ki, özrün, kabahatinden büyük olsun'' der. Sümbül Ağa;''Hünkarım tamam düşüneceğim de zaten ben büyük bir kabahat işledim, nasılsa öğreneceksiniz, bari ben söyleyeyim, ne olur kellemi bağışla'' Söyle lan der Hünkarımız. '' Hünkarım ben gece Hürrem Sultana pandik attım'' Neeee, Ağalaaaarrr, diye bağırınca da,'' ''Hünkarım vallahi Hürrem Sultanı sen zannettim''

Mancini takımı tanımıyorum dedi Real Madrid maçından sonra. Anlaşılan biz sezon öncesi hazırlık maçları yapıyoruz. Sümbül Ağa gibi kurnaz değilse, özrü kabahatinden büyük. Hiç mi kimseyi tanımıyorsun? Tanıyor, Drogba'yı, Sneijder'i, belki Ayı Eboue'yı tanıyorum diyecektir. Nereden tanıyorsun, babanın oğlu mu? Sen Çinli Drogba'yı, Türk Drogba'yı seyrettin mi? İnter'de kupa ellemiş Sneijder'le, Dünya Kupası öncesi idman yapmak üzere gelen, idman yaptığı için Galatasaray'ı soyan Türk Sneijder'i aynı futbolcu mu? Bir maçını izledin mi?

Dünya'nın en kolay işi halbuki Galatasaray Teknik Direktörlüğü. Keşke onları da tanımasan. 30 Galatasaray futbolcusunun hiç birinin ismini bile bilmesen daha iyi. En azından etki altında kalmadan, en son oynadıkları futbol üzerinden bir takım çıkarma şansın olurdu. İmtihan olmaya razıyım, 10 üzerinden 8 alamazsam Boğaz Köprüsünden atlarım. Beni Kamerun Liginin en baba takımın başına verin. Hepsi bir birinin aynı 100 tane futbolcuyu da teslim edin. En kuvvetli 11 i çıkaramazsam asın. Bu ne lan, taşak mı geçiyorsunuz koskoca Galatasaray kalesine hıyarı koyuyorsunuz. Hadi kalede hıyar var, cacık malzemesi olarak Sabri'mi olur tezgahta?

Kenardaki ceset Tugay'a söyledik söyleyeceğimizi. Çok iyi bir Galatasaray futbolcusu diye, hiç bir işe yaramadan maaş mı alacak Köy Bakkalı Anonim Şirketinden? Ha itirazım yok, orada bir ekmek varsa, Tugay alsın, Çaycı Ahmet alsın, Büyük Savaş alsın, şu anda zor durumda olan eski futbolcular alsın. Hayrettin zengindir ihtiyacı yok, Nezihi ile Eser kısa çöpleri de, uzun çöpten hakkını aldı, sırasını savdı, arayın bulun, muhtemelen sürünüyorlardır, Şampiyonluksuz geçen çocukluk, delikanlılık yıllarımızın sorumluları kalecileri, Haydar'ı, Bahattin'i çağırın, hiç bir boka yaramadığı tescilli Taffarel'i sepetleyin. Biz de hayatımızı kurduğumuz takımın kurum değil de hala bir köy bakkalı olduğunu kabul edip susalım.

Mancini skout ekibiyle gelmiş. Ne gerek var oysa, milyonlarca Galatasaraylı senin yerine bütün futbolcuları skoutlamış. Çağır 2 kişi, şu Galatasaray topçuları hakkında taraftar ne yazmış, son 100 er giriş ortalamasını çıkarın diye tarat. Göreceksin ki, Aydın, Hakan Balta, Sabri, Yekta, Emre Çolak için giriş yapanların en az % 90 ı küfür yazmış. Senin bokunda boncuk mu var, bu adamları sihirle, illizyonla futbolcu mu yapacaksın? İsimlerinin üstüne bir çizik at ayır. Semih için en kötü yazanlar bile temkinli, üzerinde oynanabilir, Hoca Hüneri bir işe yarayabilir, işle. Gökhan'a hastane sponsoru diye bakılır bu ülkede skout getireceğine bir baytar getir, adamı at muayenesine soktur. Demek ki bu ülkenin doktorlarının okuduğu tıp bu adamı, sağlıklı bir şekilde yaşlandıramayacak. Ceyhun için de adam olabilir diyenler çıkar, sümen altına at bekle, işe yarar bir maç nasıl olsa çıkacak. Engin Baytar'ın futbolundan çok, nörolojisiyle ilgili bu taraftar. Biraz da yediğinde gözü var, şişmanlıyor şerefsiz, diyetistenin yok mu? vardır.

10 yabancı futbolcu var elinde. En kolay ameliyat yabancıya yapılır. Sırayla oku bakalım, Melo için ne demişler? Zorla bonservisini aldırdıklarını görürsün, tek geçtiklerini, Florya'da yangın çıksa ilk kurtarılacak futbolcu olduğunu anlayacaksın. Sana kalsa İtalya'da yılın bidonu olarak transfer edilmişti, çok bilir ya yabancılar, sen de kıyacaksın biz olmasak. Kur takımı ve oyunu Melo'nun üstüne. Amrabat'tı bilezik gibi geçir diklerini anlaman için Real Madrid maçında kepaze olmayı bekleyecek kadar da mı bilmezsin bu işi. Dany için defter-i kebirimiz, saat koyulmayı unutulmuş saatli bombası olduğunu yazıyor, okutmadın mı? Bir maç patlamaz ise bir sonraki maç garanti gümleyecek.

Taraftarın yazdıklarını okusan en azından şu son iki lig maçını kazasız belasız atlatacaktın. Her iki maçta da Eboue'ye yapılan %100 lük penaltı vardı. Hiç bir Galatasaraylı hakem hata yaptı demedi. Galatasaray tarihi çok kötü futbolcular gördü, katlanabilir, ama sahtekara katlanamaz. Tugay söylemez, dili yok, senin okuman da mı yok. Bu ülkede ceza sahasında ayağı kırılsa bile Eboue'ye penaltı çalacak hakem çıkmaz.

Ya Burak'a yazılanlar. Sadece benim yazdıklarım kitap olur. Ofsaytı bilmiyor, tabelaya oynuyor, en çok koşan listesine girip, 5-1 yenildiğimiz maçın golünü atıp mutlu olmaya bakıyor. Her hareketi faul, sahtekarlık karakteri olmuş. 1 gol atabilmek için her maç Galatasaray'ın en az 4-5 golüne mani oluyor.

Takımı tanımıyormuş bey efendi. İkinci yarıda gol atıldı, 2 gol kaçırıldı ya iyi oynadık sanmış. Gol anında elini bile kaldıran Galatasaraylı yoktur, kendisi dahil. Yatsın kalksın Eray'ın kaleci olmadığına dua etsin. Yıllar önce Ali Sami Yen'de Romario aynı pozisyonda Hayrettin'le karşı karşıya kaldı. Feyk attı, Dünya'nın her kalecisi bir tarafa uçardı, Hayrettin kaleci olmadığından feyke cevap veremeyip ayakta kaldı. Üstten aşırtmak  isteyen Romario bom boş topu Hayrettin'e teslim edip, iki eliyle yüzünü kapadı. Dün o pozisyon aklıma geldi o an. Kelde Muslera olsa, Babel o golü atardı. Kaleci olmadığı için öylece kalıp, feyki yememiş oldu Eray. Yese oyun 2-0, sonrası hezimet. Mancini oyunu beğenmiş, bir gün önce 10 kişiyle can çekişen Fenerbahçeyi bile seyretmemiş anlaşılan.

Mancınık kuruluyor haberin olsun Sinyor Mancini. Kaybolan eşşek bizim eşşek, bakma sen şimdilik velvele koparmadığımıza. Hala umudumuz var, şu karşı dağın ardına, Juventus maçına da bir bakalım. Eğer orada da çıkmaz ise, mancınığın, yaylarını yağladık bekliyoruz.

Bu takımın canı gitmiş çocuklar. Cebelleşemiyor, saldıramıyor, can çekişecek bile dermanı yok, ölüm zamanını bilen hasta gibi bırakmışlar. Futbol ölümleri gerçekleşmiş. Fakat bütün bunlar ne yazık ki, planlanarak gerçekleşmiştir. Baronlar mutlaka bir plan çerçevesinde Galatasaray'ı, ligi kurmuşlardır. Bence bu sezon, tüm zamanların en büyük şikesi yapılıyor. Bütün takım aynı anda ölemez, bu işte bir bit yeniği var. Bu kadar kötü futbolu hiç bir hoca oynatamaz. Durum vahim, gözünüzü dört açın.

Büyük Galatasaray Taraftarı her zaman son çağrım size olmuştur. Çakallar ulumaya başladı, ışıkları sakın kapama. Aslan ocağının bacalarından çıkan ateş yetmez, meşaleleri hazırla, kuşan. Bu takım senin, bu futbolcular emrindedir. Juventus maçı imtihan günündür. Gazan mübarek olsun.
 

29 Kas 2013

Uyan Ey Yaralı Kükreyen ASLAN

Tabelaya bakarsak muhteşem bir durumdayız. Tarihimizin en büyük futbolunu oynayıp, en büyük macerasından muzaffer çıktığımız sezonda, Şampiyonlar Ligi gurup son maçında UEFA ligine gidebilmek için Milan'ı yenmek zorundaydık. Çok şükür bu sene, guruptan kalifiye olmak için, yine bir İtalyan Şampiyonunu yenmek zorundayız. Yenilirsek bile büyük bir ihtimalle 100 sene daha övüneceğimiz kupasını aldığımız turnuvaya gideceğiz, vamos bien(iyi gidiyoruz)

Uzak tarihi hatırlamayanlar çıkar, biz yakın tarihe dönelim. O çok övündüğümüz son Şampiyonluğumuza. Şimdi ben desem ki, geçen yıl ligin ilk 12. haftası bittiğinde aynı puanda liderdik, google amcaya sormadan hiç biriniz inanmayacaksınız. Doğru söylüyorum çocuklar, çok şükür puan durumumuzda da bir sorun yok. Bu sene de vamos bien.

E peki neden rakipten(liderden değil) 9 puan gerideyiz ve neden ağlıyoruz? Neden kötü kaderimize, daha doğrusu rakibin şansına yanıyoruz. Futbol tanrılarının adaletine küsüyoruz. Bu durumda bile Yüce Gök'e haksızlık ediyoruz. Oynadığımız bu 12 maçta, son saniyede 1 gol yesek puanımız 9, rakip 1 gol yese, ya da o şans diye kahrolduğunuz 1 golü atamasa puanı 18. Yani kısaca çocuklar, tabela ya tekrar dönersek maliyet verim açısından incelersek muhteşem bir noktadayız.

Ve hatta son aldığımız hezimete kafayı takıp travmadan çıkamayanınız varsa onlara da bir seans terapi yapıp meseleye dalış yapalım. Net söylüyorum, eğer Real Madrid, Galatasaray'ın kalesinde kaleci, savunmasında futbolcu olmadığını falan bilse, Ronaldo sakat olmasa, Dünya üzerinde bugün Galatasaray diye bir takım olmayacaktı. 150 senelik futbol tarihinin en büyük hezimetini almış bir takım taraftarı olarak itin götüne girecek, prostatlı liseliler acil toplanacak, kardinal salonunda takımın ismini rengini değiştirmiş olacaktı. Çok şükür, ipten döndük, hepimize geçmiş olsun.

Peki nedir bu velvele? Bu umutsuzluğun, bir koyun gibi cellada boyun uzatışımızın sebebi ne? Çare hep isyan mıdır? Oynayacağımızın her hangi bir maçı garanti kazanırız diyenlerin sayısı neden hep azalmakta?

Galatasaray'ın iyi futbol oynayarak bir maçı kazanma ihtimali şu durumda görünmüyor. Hastalığı teşhis etmiştik. Bel fıtığına yakalanmışız. Muslera-Semih-Melo-Sneijder-Drogba omurlarının arasında, çatıya kalite veren diskler deforme olmuştur. Kırkpınar başpehlivanı olsan, deforme diskler seni yere yatırmış tuş etmiş, danalar gibi bağırıyorsun, ne fayda? 10 yaşındaki çocuk yener, 10 paralık takımların Galatasaray'ı yenmesi gibi. Arada can çekişerek, acıya katlanarak ayakta kalabildiğin maçların acısı, çok geçmeden çıkacak, çıkıyor. Ceyhun, Aydın, Emre, Yekta, Gökhan, Sabri, Hakan deforme olmuş, iflah olmaz diskler, mecbur bünyedeler. Galatasaray'ın, Hocaya, Mancini'ye değil bir beyin cerrahına ihtiyaç var. Biz ne yapıyoruz, Küçükyalı'lı Melek Hanım'a bel çektiriyoruz, yürü maça, biri diyor, alabalık bağlarsan geçer, koş Yakacık Ayazma dağ göletine beline alabalık bağla çık Real Madrid maçına. Geçen yıllarda bu disklerin sakatlığa yol açmaması, gerçeği değiştirmez, bu sene, şimdi bu durumdadır. Bırak kulübeyi, mübarek Arena tribünlerini, Florya'dan bile kovulmaları gerekir. Büyük zaferler zayiat ister.

Galatasaray bu senenin başında yapılan ameliyatla, kaza yapmıştır. Ayağı kırılan atları vururlar, iflah etmez. Bizim sol tarafımız felçli, ısrarla felçli ayağımızın üstüne yük bindiriyoruz. Araba pert oldu, pahalı bir arabaydı ama kaz yaptı, hurdaya çıktı. Kasko yaptırılmadığından da atamıyorsun, satamıyorsun. Kasaba sanayisinde de yapılan tamirle işte bu kadar gidiyor, o yüzden iyi gidiyor diyorum.

Suçlu sorumlu aramanın, geçmişe ağlamanın faydası yok. Motor sanat terk mühendise kadro yaptırırsan, totem sanıp tapınırsan, kötü futbolla kazandığın maçtan sonra, önemli olan 3 puan dersen, kötü futbolcuya sadece Galatasaray formasının içinde diye tahammül edersen, bu zaman diliminde de, çıkıkçının iyileştirdiği sakat futbolcunun seni rezil ettiğinde, köy kaportacısısının düzelttiği araba da yolda bıraktığında  şaşırmayacak, Galatasaraylı vakur duruşunu göstereceksin.

Ne yapmalı?

Şu anda Galatasaray önderliğinin yapması gereken, işin matematiksel olarak bitmesini beklemek değil, hala kırık testiyle su taşımaya çalışan çocuğu son seferini yapmadan önce son bir defa daha dövmektir. Başta Taffael'i uzaklaştıracaksınız. 7-8 sene Türkiye'de kalmış biri, hala tercümanla konuşuyorsa,''coguzeeeell'' diye yavşıyorsa, boyu uzun olanı manavdan hıyar diye almışsa, 40 metreden kullanılacak serbest vuruşta barajı 3 kişi kurdurup kalenin ortasında saksı gibi durdurmuşsa, kovun gitsin. Hanry'nin kafasını çıkardı, biz onu ömrümüz ne kadar vefa ederse unutmaz, gelecek nesillere taşırız. Kaleci olmayan bir salak çok gol yedi diye değil, Muslera daha çok yedi, ayıp, millet bir tarafıyla gülüyor böyle Galatasaray kalecisi mi olur diye. Maçın sonlarına doğru bir topu elinden düşürmesi vardı, acıdım çocuğa. Yere düşerse bir tarafı kırılacak ihtiyar insanlar gibi. Diyorlar ki kim geçsin? Ötekiler daha beter. Tamam peki, Eray'da sakat olamaz mı? atılamaz mı, o zaman kim geçecekse o geçsin. Mancini bilmez, birazdan geleceğim kulübedeki ceset de bir şeyden anlamıyor, ben tüyo vereyim. Melo'yu bilmiyorum, ama Sabri'den eminim, oyuncu gurubu içerisinde Muslera'dan sonra en iyi kalecilik yapabilecek adam Sabri'dir. Sadece boyu ufaktır, uzanamadığı toplar olursa da kader utansın.

Tugay Kerimoğlu'nu nereden gelmişse oraya gönderin acil. O bir efsane futbolcudur, çok yakın zamanda benle beraber bir çok kişinin dikkatini çekecek, istenmeyen şeyler olacak. Sanki tabanca dayatılmış beynine de zorla getirilmiş gibi. Morg görevlisi, otopsi memuru gibi. Hatta ceset gibi. Dikkat edin, bom boş gözlerle hareketsiz kulübede oturuyor. Gol olunca bile çoğu zaman ayağa kalkmıyor. Futboldan anlamıyor demek, Aynştayn'a fizik bilmiyor demektir ama Tugay hiç bir şey bilmiyor. Takımı, Türkiye futbolunu tanımıyor. Konuşmuyor yenildiğimize üzülmüyor, yendiğimizde sevinmiyor. Akıl alır gibi değil, kenardaki ölü, sahadaki diriye ne verecek? Motor sanat terk mühendisin en sevmediği futbolcu diye, nispet tahterevallisine oturtulmuş, o geliyor, Tugay gidiyor, O gidiyor Tugay geliyor.

Mancini için mancınığı kurun bekleyin. Köpek ölüsü kolay kolay kalkmaz. Muhtemelen eşşek yükü tazminatı vardır. Hasta ayağa kalkamaz ise, devre arasındaki pansuman işini ona vermeyin. Benden söylemesi büyük bir tokat atıp daha beter enkazı bırakır. Reykart'a, Hagi'ye yaptığınızı yapın. Akibetini deforme disklere bırakın. 2 maç içinde götüne nişadırı sürerler merak etmeyin. İlk uçakla kaçar, bir daha İstanbul'a tatile bile gelmez.

Muslera iyileşmemişse hala, basın morfini çekin fişi uyusun. Savaşlar bittikten sonra, bana tatbikat yapacak asker lazım değil. Juventus maçına kadar kaleye geçemez ise, takım zaten  57. Piyade Alayıdır(Çanakkale Savaşında tamamı şehit olmuştur). Yedek sandığımız kalecileri de tribüne bile çıkarmayın, verin ellerine sülüslerini gitsinler başka takım taraftarlarının midelerini bulandırsınlar biraz da.

Sol tarafı tamamen iptal edin, kapatın o sokaktaki dükkanları. Sol beksiz, sol açıksız oynayın. Ben akılı vereceğim, kağıdı kalemi alın not edin. Yayıncı kuruluş ve onun geyikçileri için esami listesine 7 dönümlük tarlanın sol bek dekarında Semih görünsün. Santrayı geçmemek üzere konuşlandırılsın, sadece savunma yapsın. Sol taraftan gelen ilk topa o bassın. Kademesine Melo girsin. Takımda 2. bir Melo olmadığı için, Melo stopere çekilsin. Semih'ten seken topların tamamını toplayacağından ve oyuna bilinçli sokacağından şüphem yoktur. Melo'nun sağında, Aydın(sadece hızlı koşabilme özelliğinden, eti para etmiyor, sütünden yararlanıp, sinekten yağ çıkaracağız) ve Umut eş sağ bek olsun.

Bruma sahayı dikine değil, enine kat etsin. Ataklarımız büyük oranda sağ taraftan olacak, Aydın ve Ayı Eboue'nin önüne geçsin sağ cepheye takviye gitsin, olur da Selçuk sol tarafa dönerse enine koşup vekaleten sol açık oynasın.

Riera, sol tarafı iptal ettiğimiz için boşa çıktı. Bindirin bir eşşeğe salın Anadolu bozkırlarına takım arasın. Şecu, gözden kaçmış, muhtemelen saat satıcılarıyla karıştırılmış. Gülmeyin Mustafa Denizli'nin başına gelmişti. Yorfe diye biri vardı, Mustafa Denizli aynen böyle demişti'' Bu bizim seyrettiğimiz adam değil, dolandırıldık'' Şecu, felçli, geçen yıl çok iyiymiş, olabilir, babamda sağlamdı hareket halinde trenden atlayan bir trenciydi, öldüğünde bir bacağı tutmuyordu. Olamaz mı? yeni felç olmuştur belki. Ama bir ilerleme sezdim, biraz daha bekleyelim derim. Penaltı yaptırma riski ortadan kalktı. Hiç müdahale etmiyor, kendisine çalım atamayan futbolcunun lisansını yırttırır. Gol anındaki duruşunun hastasıyım. Gözleriyle gole eskortluk edebilme poz verebilme özelliği var.

Amrabat'diye biri daha vardı değil mi çocuklar? Ben Kayseriliyim, Kayseriliden mal alanın ya aklı yoktur, ya parası çoktur. Süleyman Hurma eşşeği önce boyamış, sonra bize at diye geçirmiş. Yapar, helal olsun. Transfer eden kimse onu Galatasaray Anayasasının değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edileme maddelerinden divan-ı harbe vermek gerekir. Yakında büyük bir sopa yer, 2014 ü göremeyecek ilk futbolcudur.

Galatasaray savunmasına Aydın, Melo, Semih çok bile. Top bizde en gerideyken Melo'dan oyun başlasın. Melo'nun önünde ön libero Dany olsun. İlk sarı kartı alana kadar savaşsın. Taarruz yoğunsa da Melo'yu kollasın. Sol tarafı iptal ettik, kimseye söylemeyin, bütün ataklarımız sağ taraftan olacak. Ayı Eboue'yi Aydın'dan önce sağ Kurtalan Ekspers'e bindirin. Peşinden yorulana, baldırı çıkana kadar Aydın'ı koşturun. Yetmedi Umut'tan umutlanın. Maç sonucu ne olursa olsun, Aydın ve Umut'u birer devre oynatın. Maç bitince de ikisini 100 metre yarışına sokun. Birinci olana 10.000 yuro verin, sonra ''bu kadar koşacak dermanın vardı da, maçta niye koşmadın'' diye dövün.

Drogba'ya serbest vuruş kullanmayı yasaklayın. Top rakipteyken, kendi yer çekiminden çıkana kadar rakibi kovalatın. Top Drogba'nın yörüngesini terk ettiğinde içeri bir sandalye gönderin. Drogba otursun. Maçın son dakikaları, tabelaya yatıyorsak ne ala, onun dışında kendi ceza sahamıza gelmesini yasaklayın.

Sneijder, elimizdeki kanas silahıdır. Uzaktan savaşta etkilidir, onu yakın dövüşe göndermeyin. Verin kasaturayı Selçuğun eline göğüs göğüse o dövüşsün. Sen kanaslı keskin nişancıyı, ellerinde ustura olan Hacıhüsrevli kabadayılarla karşı karşıya getirirsen, Sneijder falçatayı suratına yer, Ribery'ye döndürürler. Sonra da ulan elimde daha kuvvetli silahım vardı yine yenildim deme. Komutan kötüyse ben ne yapayım.

Burak'ı antrenmana çıkarma, gönder Tübitak'a. Fizik, geometri, tanjant, kotenjant öğrensin. Eğik atış, basınç ne kadar pozitif bilim varsa, hatim indirsin. Çağır bir ip cambazını Florya'ya, çıkarsın Burak'ı tele dengede durdursun, duramazsa bırakın düşsün şerefsiz. Bari o zaman düşmenin ne demek olduğunu anlar da maçta düşmez. Ben hakem olsam Burak ikili mücadelede ise, yere Burak düşerse devam, rakibi düşerse Burak'a faul çalarım. Yan hakem olsam en az yarım metre geride bile olsa kaldırırım ofsayt bayrağını. Önce adam olacak, sonra futbolcu.

Eboue'yi ,boğası bol olan, itleri serbest gezen bir köye gönderin. Ayaklarına da kurşundan ağırlık bağlayın. Bakın bakalım boğa boynuzu vurduğunda yere düşecek mi, taşaklıysa düşsün, hele bizim memlekete denk gelmesin. Kangal köpeklerimiz, bir günde Eboue'yi Eminönü'nde saatçi yaparlar.

Söyleyeceklerim şimdilik bunlardır. Biz neler gördük, Aslan boka düştüğünde gülen çok çakala denk geldik. Gider en yakın nehre, en kısa zamanda temizlenir, kuşanır, bilenir. Galatasaray bağlarından izinsiz üzüm çalan çakalları, pekmez sıçırtana kadar kovalayacak olan yine o yareli kükreyen ASLAN olacaktır, kimsenin kuşkusu olmasın.

Galatasaray yense de büyüktür yenilse de.

Büyük Galatasaray Taraftarı '' teslim ol''  çağrısına yine ateşle karşılık verecektir. Rahat olun.

kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten 

28 Kas 2013

Teşekkürler Ronaldo; Real Madrid 4-1 Galatasaray

Aslında muhteşem bir sonuç aldık, ben şükrediyorum. Ronaldo oynasa, Umut Bulut'un sahtekarlığıyla adam atılmasa, Şampiyonlar ligi maskarası olurduk. Abartmıyorum en az 15 tane yerdik. O yüzden çok önemli bir yenilgi aldık, üzülmeyin sakın, hatta sevinin bile.

Takım lige başladığı ilk maçta büyük bir kaza geçirdi. Aslında takım pert oldu, ama sanayide tamir edilmeye çalışılıyor. Kaportayı düzeltiyorsun, silecek çalışmıyor, lastiğin biri yarılıyor, stepne yok. Tamiri imkansız, kasko da yok, battı Galatasaray'ımızın paraları. Bir ensesi kalın çıkacak, Melo, Selçuk hariç bütün futbolcuların tazminatını ödeyip sepetleyecek, Mancini'yide mancınıkla postalayacak.

Baştan dedim, ben sonuçtan memnunum. Tespitimi de yaptığımdan hiç bir şey beni fazla sinirlendirmiyor. Futbolcu gurubu çöp olan bir takımdan iyi futbol beklenmez. Benim saldıracağım kişiler, futbolcular değil bu maç için. Başta Taffarel'e saydıracağım. 7-8 sene Türkiyede kalıp, ''coguzeeell''den başka kelim bilmeden, giden ağadan sonra gelen paşanın kuyruğuna takılan, şu Eray denen adamı koskoca Galatasaray kalecisi diye hazırlayan, kaleye geçiren adamdan başlıyorum.

Ne suçu var Eray'ın? Kaleci değil, gol yediği için değil, estetik yok, eğilirken bile sanki beli ağrıyor görüntüsü veriyor. Duruş, uçuş, sıfırın altı. Serbest vuruş olmuş topun başında Bale var, barajımız 3 kişi. Top kale hizasına gelince de eğilip yere oturdu. O top kafayla bile kurtarılır kalede kaleci olsa. Takım kötü ama bu kadar da rezillik olmaz. O yüzden ucuz atlattık diyorum, 4 gol bu takıma çok az. Taffarel'i acil paketleyin gitsin. Hanry'nin kafasını kurtardı diye ölene kadar biz bakacak değiliz.

Tugay Kerimoğlu'na dikkatini çeken var mı? Sanki silah zoruyla hoca yapılmış gibi. Adete bir ceset hareketsizliğinde maçı izliyor. Attığımız golde bile dikkat ettim zoraki ayağa kalktı. Ne işe yararsın kardeşim sen? Zorla mı çalışıyorsun. Ağzın dilin var mı? Hiç gülmez, sevinmez, hiç üzülmez misin? Adın yardımcı, hangi konuda Hoca'ya yardımcı oluyorsun? Sen bilmiyormusun bizim burada futbol oynanmadığını, başka dümenler döndüğünü. Devre arasında kovulacağı garanti, Dany ve Amrabat'ın futbol oynamalarının artık imkansız olduğunu söylemedin mi Mancini'ye.  Ortalamanın altı bir Galatasaraylı taraftar, Amrabat'ı takım otobüsüne şoför bile almazken, siz nasıl oynatıyorsunuz? 3 gün önce seni yakan Dany'nin oynayacağı en güzel mevki tribünde oturmak iken hangi düşünce ilk 11 çıkartıyor, dalga mı geçiyorsunuz?

Bakın seneye 5 yabancı olacakmış ya, bana göre en fazla 2 yabancı olması lazım. Her takım aynı şartlarda olacağı için kendi ligimizde sorun yok, en az bir 50 sene daha Avrupa Şampiyonluğuna da oynamayacağız, ne diye emekli, sakat, menecerlerin kakaladığı, hırsızların alıp sattığı çöp futbolculara boşuna  para veriyoruz? Hele yabancı Antrönere para verme salaklığı.

Kağıt üzerinde Mancini maça, maça tutunacak bir dizilişle başladı. Ne bilsin Şecu'nun felçli olduğunu. Bu adamı transfer edenleri Galatasaray tarihi elbet cezalandıracak, Yetmedi, Dany, az geldi Amrabat, Tekelistan İmparatorluğu.  İki açığı var Mancini Usta'nın. Biri bizi kanser etti, diğeri Bruma. Bilmiyoruz, büyük futbol ulamaları 13 milyon yuro bayılarak aldı. Her halde staj yapıyor çocuk, muhtemelen ben bu yazıyı yazdığım anlarda karısına tweet atıyordur. Şu kahpe kader işte, Dany ile Şecu bizim paralarımızla koskoca Kamerun'u doyuruyorlar. Git Eminönü'ne saat satan Senegellilerden, fiziği düzgünleri al takıma koy, fark edersen şerefsizim. O zavallı çocuklar 5 liraya saat satıp 10 kişi aynı evde kalırken, bu şanslı yaratıklar merkez bankasını fazla mesaiye getiriyorlar.Haklılar, maç başı paralarını alacaklar, ne güzel çalım yediler, ne güzel 5 metre pas atamadılar, bizim gibi salakları tokatlayıp çekip gidecekler.

Daha maçın başı, bir kişi atılmış, oyuncu kalibresi olarak anca yaklaşabilmişsin, oyuna ortak olabilme ihtimaline. Aynı anda Ancoletti bir adam da kendi çıkarıp, başka birini sahaya sürüyor. Belli ki atılanın oynadığı yer, ihmale getirilecek bir yer değil. İşini şansa bırakmıyor, bizimkisi adam değiştirme ihtiyacı hissetmiyor, fakat içeride oyunlar oynuyor. Jübile maçlarını oynayan joker Dany, sağ beke geçiyor, Eboue öne salınıyor. Umut Bulut it gibi koşuyor, Drogba atmış sandalyeyi orta saha oturuyor, Selçuk maçı istiyor, Melo savaşıyor, 3.faulü yaptığında 4. de çakacam sarıyı diye hakemden uyarı alıyor. Ve o an geliyor. Melo'nun yaptığı faul 40 metreden. Kalede panter Eray var. Baraj kurdurmaya bile utanıyor, usulen 3 uzun boylu topun önünde. Biz kaleyi tutmaz inşallah diye totem yapıyoruz. Top kaleyi tutuyor, kafayla vuracak sanıyoruz, çünkü elini bile kaldırmıyor. Kafasının hizasına gelince de yere çömelerek, son maçının keyfini çıkarmaya başlıyor. Sanrım kupa maçlarında bile kaleye geçemez bundan sonra. İleride çocuklarına anlatacağı çok şeyi olacak, 4 maça çıktım, 3 ü büyük maçtı diyecek. Geçmiş olsun, elveda çocuk, yolun açık olsun.

Berabere kalmanın yenilmekten bir farkı yoktu. İkinci yarıya herhangi bir değişiklik yapılmadan çıktık. Mancini biraz bizim gibi düşünebilse, takımın topu bilen futbolcusu Riera'yı, kendi memleketinde direk oynatırdı. Sneijder sakatlıktan çıkmış, 1-1 oynanan maça girip, maçı alması mı daha kolay, 2 tane daha yedikten sonra çıkarması mı? 1-1 e razıysan, Ceyhun'u da al, hatta Drogba'yı da stopere çek. Değilsen, indirecem diyorsan, iş işten geçmeden oyuna sok.

2 maçta 10 tane yedik, bir mucize olur da Juventus'u yenersen bu kadar eksi averajla çıkan takım olarak anılacaksın. Devre arsasında bütün takımı değiştiremeyeceğine göre eldeki çöplerle oynayacaksın.  Bence bu takım Juventus'u yenemez, ahı gitmiş Real Madrid'i de Kopenhag yener. Biz 3. lüğü kovalayalım, nemize gerek gümüş zurna.

Geceyi Ronaldo'ya teşekkür ederek kapatalım. Oynasa yarın sabah milyonlarca Galatasaraylı kendisine hapis cezası verecekti, sokağa çıkmaya utanacaktı. Yine de utanacak ya neyse.

23 Kas 2013

Banttan Yayın; Galatasaray 2-1 Sivasspor

Televizyonun futbolla tanıştığı yıllarda bir geyik vardı. Maç naklen mi, banttan mı? diye. Naklen ise bildiğiniz sistem, banttan ise, maç bittikten sonra tamamı yayınlanırdı. Galatasaray maçı tam bir banttan maç yayınıdır. Oynanmış, bitmiş, maçta ne olduğu biliniyor sen sadece pozisyonları izliyorsun.

Dany, saatsiz bomba, saatli olsa ne zaman patlayacağı belli olurdu, Dany el bombasının düzeneğini kuranlar saat koymayı unutmuş, 1. dakikada patlayabilir, 90. dakikada da, olmadı bir sonraki maç garanti.

Eboue ayısı, en az 5 defa kurşun yemiş, vurulmuş gibi yere yatacak.

Burak bey, ofsayttan çıkmayacak, her hareketi faul olacak. 1 gol atabilmek için Galatasaray'ın en az 5 golü güme gidecek.

Drogba topun başına gidecek, Selçuk'u canından bezdirecek.

Kaleye gelen ilk top gol olacak.

Şecu, kritik bir müdahalede bulunacak. Hakem gördü çalacak, görmedi yırtacak. Yenilen gole felç geçirerek asist yapacak

Hakemler, Galatasaray'a nasıl zarar veririm diye ilave bir kaç gözlük daha takacak.

Galipsek, o da tek farklı olmak koşuluyla, son 10 dakika taraftara ecel teri döktürülecek. Kaleci vakit geçirmekten sarı kart görecek. Maça karşılıklı gol yazanların kuponları tutacak

Aydın'dan ben dahil bütün taraftar o maç bu maç diye, artı yönde patlama bekleyecek.

Umut Bulut ben futbolcu değilim, beni niye oynatıyorsunuz diye bas bas bağıracak.

Melo olmasa takım hiç bir maçını kazanamayacak.

İşte aynen böyle, maçtan önce yaz, maçı banttan izle. Bu nedir kardeşim, yazıklar olsun. Tamam takımı kuranlar, ne kadar hurda varsa Florya mezarlığına gömmüş kaçmış, ama bu nedir? Nasıl bir gençsiniz lan, 60. dakikayı çıkaramıyorsunuz, hepinizin baldırı atıyor. Tribünlere sorsan, sizin bir lokantada verdiğiniz bahşişe değil 90, 900 dakika it gibi koşacak yüzlerce adam çıkar.

Büyük maçlar atlatıldı, Gökhan Bey iyileşti, ortalama oyununu oynadı ki, biz buna iyi oynadı diyoruz.  Hakan Balta Bey'de yedek sırasında oturuyordu. Ne işe yarıyordu? Mancini'yi maskara edecekler ya. Adam ilk 11 i açıkladı, yayıncı kuruluş ve muhtemelen maç öncesi geyikçiler, bu 11 i sahaya dizdiler. Bir baktık sağ bekte Dany oynuyor. Yani lafın gelişi, kıl payı saat satmaktan kurtarmış kendini, futbolcu sanıp kakalamışlar. Eminönü'nde saat satanların arasına koy, fark edemezsin hangisi Dany diye. Ya da saat satanlardan birini oynat yine fark yok. Hangisi futbolcu hangisi değil ayırt edilmez, en azından ben ayırt edemem. Sağ ratafta aynı anda Ayı Eboue'de görünüyordu, ee bir de Aydın var ama o henüz görünmüyordu. Dany atılana kadar top değmedi.

Mancini, Dany'yi Evliya Çelebi gibi gezdiriyor. Hatta yalancı gazeteleri sayarsak, devre arasında tatile bile gönderiyor. Sonra da bu adam çıksın top oynasın isteniyor. Tribündeki yeri iyiydi bence orada kalsın, bir daha da oynamasın.

Galip geldiğimiz bir maçtan sonra yazıyorum. Melo ile Selçuk'u ayır kenara, bütün takımı değiştir. Maça çıkarken de aynı işlemi yapabilirsin. Bu ikisi hariç, bütün takımın ismini yaz, at torbaya, çek 8 kişi çık oyna. Takımın en kötü futbolcusu Burak Yılmaz'dı. Adam net futbolcu değil, vuruşçu.Tek atımcı, başka bir şey. Çalım atma, top sürme, ver kaça girme, hak getire. istatistik futbolcusu, takım 4-1 yenilsin o golü de ben atayımın derdinde. Oynatmasan olmaz, iti gibi koşuyor, taraftara oynuyor. Oynadığı oyuna başka bir ad bulmak lazım, ya da Burak'ın oyun şekline göre oyun kurulması lazım.

Bu maçta Aydın'dan iyi futbol bekledim. ilk 20 dakikada görünmedi, ikinci yarı bir kaç bindirme yaptı. Biraz şansı olsa, ya da Burak Bey'in şansı olsa maçı 2 asist yapmış olarak bitirecekti.

Mancini'ye bok atamıyoruz, her maç bir Hoca hamlesiyle çıkıyor şova. Eldeki bayat malzemelerden lezzetli şeyler çıkarmaya uğraşıyor, ama çok zor artık. Takımın rotu kaymış, daha önce aynı oyuncuların iyi oynadığı maçları gördük bir daha görmemiz çok zor.

Eray'dan ben oynadığı bütün maçlar ortalamasıyla memnunum. Yediği golü az daha çıkarıyordu, topları oyuna seri ve elle soktu. Güvensiz, tedirgin görüntüsü atlatılmış. Bir kaç maçı gol yemeden atlatabilse kaleci olacak. Bu gece Selçuk maça ismini koydu. Aslında her maç aynı oynuyordu. Sneijder'in gölgesinde kalıyor, duran top belasına Drogba'ya çarpılıyordu. Artık şu işe bir nokta konulsun. Drogba falan dinlemem, bir daha duran topun başında Drogba'yı görürsem saldıracağım haberiniz olsun.  Az  daha 8 kişiye berabere kalıp, çakallara maskara olacaktık onun yüzünden.

Nazar değdirmemek için Melo'yu yazmıyorum. Takımın en az yarısıdır, Dany atıldığında hiç bir endişe duymadım. Daha iyi oldu diye de söyledim. Penaltı yaptırma, kendi kalemize gol atma riski ortadan kalktı. Maça gidenler takımın oynadığı oyunu beğenmiş, demek tribünlerden öyle göründü.

Bu iş Tugay'ın mı, Bülent Tulun'un mu bilmem? Mancini'nin uyarılması lazım. Net galibiyet için hakemleri de yenmek gerekecek. Yoruma açık her pozisyonda hakem yorumu bizim aleyhimize olacaktır. Hakem Fener maçı hakemi olsa bu maçı Sivasspor hükmen yenik kapatırdı. Roberto Carlos'da aklı sıra televizyonlardan şov yaptı.

2-1 e memnun olan da çıkar elbet, ben değilim. Tek farklı galibiyetler ileriki maçlar için alarm butonudur. Şu Bruma demek sanıldığı kadar istikbal vad etmiyor. Takımda sol bek varken, Dany oynamasa da olurken, hatta Dany atılıp eksik bile oynasak sorun değilken, Bruma'nın maçı tribünden seyretmesi hayra alamet değil. Bence Mancini Bruma'yı burma burma oyacak, kiralık gönderecek.

Maçın son saniyeler kalması bir bakıma da iyi oluyor. Taraftar maçtan kaçamıyor. 3. golü atsalar, metroya yetişmek için 80. dakikada tribünler boşalacak. Belki de takım bu yüzden maçı koparmıyor. Eğer bu sebepten fark atmıyorlarsa razıyım, atmasınlar.

Tay Burak, 100 ler kulübüne girdi, o değil biz rahatladık.

Hadi geçmiş olsun. Real Madrid maçından da korkmayın, bu maçtan çok daha kolay geçecek.

14 Kas 2013

Futbolumuzdaki Fatih Terim Vakası

Geldiğinde Ulubatlı Saunes Kadıköy'e bayrağı dikmişti. Kalecisi Fridel, golcüsü Saunders, oyun kurucusu Tugay, kaptanı Bülent Korkmaz'dı. Geldiğinde Ulusal Takım, katıldığı ilk Avrupa Şampiyonasından 3 maçta gol atamadan sıfır çekerek Portekiz, Hırvatistan, Danimarka'ya çarpılmıştı. Bizi eleyenleri bir üst turda hacamat ettiler.

Kaleci Fridel, bu yazı yazıldığı tarihte Tottenham kalesindeydi. Saunders yıllarca Nothingam Forest, Benfica'da ve Galler Milli takımında oynadı. Boğazlı kazakla geçti Galatasaray'ın başına. Bir tasarımcıyla çalışacak karizmanın başlarındaydı. Hayrettin, Volkan Kilimci, Mehmet Duymazer, Cengiz Dülgeroğlu, (hakkını yemeyelim 1 maçın son dakikalarında girip, 40 metreden gol yemişliğiyle tarihimize ismini kazımayı başarmıştır) Fridel'den boşalan kaleye geçen anlı şanlı büyük kalecilerdi. Bugün arayıp birini sorsan önce Allah'a sonra Terime dua ederlerdi elbette.

Gelir gelmez takımı tırpanlasa yakışık almazdı, çünkü henüz Sancak'tan yeni dönmüş bir şehzadeydi, İmparator olacağı günlerin düşünü kuruyordu. Van Gobbel'le başladı,  Galatasaray alt yapısı Türk Futbolu'nun kaderinin ağlarını örüyordu, güzel günler yakındı. Bülent Korkmaz, Okan Buruk, Suat Kaya sahnedeydi. Arif, Ergün, Hakan Ünsal, Hakan Şükür takımdaydı. Henüz 96 yılının başındaydı, bu kadroyu bir yerlerden hatırlayan var mıydı? Finalde oynayan 4 yabancıyı koy, takım o takımdı. Fatih Terim'in onca uğraşına rağmen 4 senede bozamadığı takımdı. Takımın genleriye  4 sene boyunca oynamış, ama o büyük takımın büyük futbolcuları her seferinde bir delik bulup Terim'in gazabından kurtulmayı başarabilmişti.. Bilgisi daha doğrusu bilgisizliği  takımı bozmasına izin vermemişti. Birileri acaba takımı motor sanat terk bir kıroya teslim etmemiş miydi?

Bu yazacaklarım, Galatasaray tarihinde en iyi bildiğim, bizzat şahit olduğum, çoğu Galatasaraylının bilmediği, bilmesi gereken şeydi, dikkatle okuyun, ezberleyin. O yıllarda Bükreş'te iş yapıyor, Galatasaray fahri yöneticisi sanılıyordum. Lucescu'nun arkadaşı bizim müdürümüzdü. Bir gece Hagi elinde bonservisi, Bükreş'ten Meksiya gidecek uçağa binmek üzere Otopeni'deydi. Aynı uçakta Bükreş'te iş yapan yönetici İrfan Kurtoğlu Hagi ile yan yana düşmüştü. Yüce Futbol tanrıları bir şeyin peşindeydi ama neyin di? Çok geçmeden hepimiz anlayacaktık.'' Galatasaray'da oynar mısın''? Hagi diye sordu. Meksika ligi o zamanlar futbolu bırakmak üzere olan büyük futbolcuların  fil mezarlığıydı. Son zevklerini de yapıp ölmeye giderlerdi. ''Neden olmasın'' dedi, Hagi. İndiklerinde Faruk Süren'i aradı İrfan Kurtoğlu, yanımda Hagi var. Faruk Süren usulen Terim'e sordu, burasını bilmiyorum sanmıyorum sorduğunu ama hadi sordu diyelim. Meksiko Siti'den Yeşilköy'e kalkan ilk uçağı  beklediler ve önce Lucescu'nun, sonra benim haberim oldu. Gece eve telefon ettim, bir haber, bir yalan haber varmıydı? Yoktu, Hagi uçaktaydı, Türkiye'ye ilk haberi ben verdim. Anlattıklarımın eksiği vardır, ama fazlası yoktur. Hagi transferinin en kısa hikayesi budur, Fatih Terim'in Hagi konusunda hiç bir dahili yoktur. Kendi küçücük aklıyla gelsin, nasıl olsa oynayamaz, kovar göndeririz mantığıyla, ve çaylaklığı dolayısıyla en azından ses çıkaramamıştır.

İsviçre Milli Takımı ile oynadığı eleme maçlarından bize gol atmasa tanımayacağı Adrian Knup'la geldi. Hakan Şükür'ün yollarına taş koyacaktı. Çıktığı ilk maçta, Van deplasmanında Hagi iki gol atarak ilk maçtan acaba dedirtti. Arkasından Trabzon maçında çaktığı serbest vuruş golüyle 2 maçta Galatasaray efsanesi kimlik kartını cebine koymuştu. Artık Terim için yapılacak şey Keşanlı Ali gibi cinayeti üstlenmekti. İçeride Hagi'ye teslim olacak, dışarıda Hagi'ye öğrencim diyecekti. 4. maçta Ali Sami Yen'de Fenerbahçe'ye 4-0 yenildi takım. Şimdi tapınanlar takım otobüsünden önce Florya'ya intikal etmişlerdi. Terim takım otobüsünden yolda inmek zorunda kaldı, hikaye daha başlamadan bitiyordu. Dayağı Sebo'lardan, Yılmaz'lardan Faruk Süren yedi. Takım, ilk yarıyı beklenmedik şekilde farklı lider bitirdi.

Hagi devredeydi, Sağ beke Van Gobbel'in yerine, Filipescu'yu, Knup'un yerine de Adrian İlie'yi getirdi. Şampiyonluk garantiydi artık, elde var 1 di. Fatih Terim yapmıştı! Ya da İmparator çırağı, Avrupa Futbolunu, dirilmekte olan Staue Bükreş'i çok iyi tanıyordu kim bilir? Fakat ikinci yarı da beklenmedik şeyler oluyordu,
fark kapanıyordu, ilk 3 maç beraberlikleri zor kurtardı takım, 4. maç lanetlendiğimiz maçtı. Fenerbahçe'ye yenildik, Beşiktaş aradaki farkı kapatmıştı. Son düzlüğe girerken işler sarpa sarıyordu, İnönü'de İstanbulspor'u yenemezsek işimiz bitecekti. Maç düelloyla geçiyor son saniyeye 2-2 giriyorduk. Arif balıklama atladı, Derinliklerden hakeme bir vahiy gelip penaltıyı çaldı. 40.000 Galatasaraylı ile birlikte Fatih Terim'de gözünü yummuştu, topun başına gidecek futbolcu yoktu.  Biri gitti ama o da futbolcu değildi zaten. Elini kalbine götüren, penaltıyı atan, her Galatasaraylının adını andıkça gözünün dolduğu Hagi'ydi, ne futbolcusu?

Mesut Yılmaz Başbakan, Mehmet ağar paralel Devlet Başkanıydı. Şükürler olsun ki Galatasaraylılardı ve şimdiki Başbakan gibi futbolla ilgileniyorlardı. Mesut Yılmaz'ın oğlu Hasan, Başbakanlık konutuna Galatasaray Bayrağını asmıştı, Galatasaray'ın yolları açıktı. Taş koymaya çalışacaklar başka baharları beklesinlerdi. Volkan Kilimci-Mehmet Bölükbaşı kalede olsa bile takım yediğinin 2 misliğini 3 mislini atarak Şampiyon oldu. Sami Yen'de Fener'e farklı yenilmek pek önem kazanmamıştı. 2. Şampiyonluk gecesi bizim Casino'nun bahçesinde kutlandı.
3. seneye artık Galatasaray asıl kuruluş felsefesini hayata geçirmek üzere başladı. Türk olmayan takımları da yenecekti. Hagi bacanağı, Barcelona kaptanı, Şampiyonlar ligi kupasını kaldırmış Popescu'yu sefer göreve çağırdı. Popescu, Romanya'nın 2 numaralı futbolcusuydu. Fatih Terim çok iyi tanıyordu! çağırsa ikilemezdi, çağırdı!

Terim'den önce oluşmuş omurga, Terim zamanında da dağılamadı, 98 Dünya Kupası finalini oynamış, 2 Dünya kupası ellemiş Taffarel artık kaledeydi Türkiye'deki Şampiyonlukların yerini Avrupa Şampiyonluklarına bırakmalıydı. Her ne kadar Beşiktaş efelense de sonunda mutlaka biz Şampiyon olacaktık. Terim'de artık manipülasyonlarla, kendi omuzlarına yıldız takıyordu. Tolunay'ı transfer etti. Hayırdır, Ümit'in, Tugay'ın, Okan'ın, Suat'ın Hagi'nin oynadığı Çin Ordusu namlı orta sahada Tolunay'ın ne işi vardı? İmparatordu ya mutlaka bildiği bir şeyler vardı, bizim bilemediğimiz. Elde var 3 dü.


4. yü ezbere bilmeyen Galatasaraylı zaten Galatasaraylı değildi.  Lafın tamamı aptala anlatılırdı. Türkiye liginin oynandığı son 30 yılın tek delikanlı sezonuydu. Galatasaray efsanesi, Ümit Burnundan, Sibirya Bozkırlarına kadar bütün Dünyaya yayıldı. Fatih Terim yazmıştı bu destanı! hem de tek başına.

Ordaydık kendi gözlerimizle gördük, Popescu penaltıyı Arsenal ağlarına gönderdiğinde az kalsın bize doğru koşacaktı, bir an durdu vazgeçti, ''Allahım Şükürler olsun'' dedi yere yığıldı. Zaferi paylaşamazdı, sadece kendisinindi. O hariç bütün takım ve, 12.000 Galatasaraylı kucaklaşmış ağlıyorduk, o tek başına ağlıyordu. Ve artık Tekelistan'ın İmparatoruydu.

Takım son lig maçını oynamak üzere Ali Sami Yen'e Avrupa Kupası ile çıktı. 30.000 Galatasaraylı tribünlerde, 30 milyonu ekran başlarında gitme diye yalvardı. Her şeyin bir bedeli vardı, her şey birilerinin izin verdiği kadar yapılabiliyordu.

İtalya ile sorun vardı, Apo yüzünden husumet çıkmış, millet Versace kravatları Taksim Meydanında yakıyordu. Türk Devletinin başındakilerle, İtalyan Devletinin başındakiler bereket Futboldan anlıyorlardı. Anlamayan Ecevit, Demirel olsa Haçlı Seferleri'nin başlaması içten bile değildi. Devlet Memuru Terim'i İtalya'ya gönderdiler, biz televizyonlardan Fiorentino maçlarını seyrederken, Lucescu Süper Kupa maçında Şampiyonlar Şampiyonunu indirdi. Bu Galatasaray'da artık fazla olmuştu ama. Çökecek sandıkları takım iki defa Şampiyonlar Liginden kalifiye olmuş, çeyrek finalde averajla Real Madrid'e geçilmişti. Yine ordaydık.

5. Şampiyonluk en kolay Şampiyonluktu. Çingene! Lucescu, ha indi ha inecekti. Galatasaray'a ilk ameliyatın yapıldığı sezondu. Fakat hasta narkoza bir türlü cevap veremiyordu. Çareyi buldular, Okan'la, Emre'ye görev verdiler. Lucescu'nun ilk Şampiyonluğunu çaldılar. Bu takımı dağıtmazlar ise, işlerinin daha da zorlanacağını biliyorlardı. Takımı dağıttılar, en olmadık futbolculara, en olmadık takımlar buldular. Arif bile, Fatih Akyel bile yabancı takımlara gittiler. Lucescu'ya da enkaz bıraktılar. Bilmedikleri, hesap edemedikleri bir şey vardı. İyi futbolculara iyi futbol oynatmak için, iyi Hoca olmaya gerek yoktu. Ölüye top oynattı, Şampiyon olup ilk yüzbaşı ünvanını Florya'ya getirdi. Gerçek yüzbaşılık, sahte İmparatorluklardan çok daha kıymetliydi anlayana.

Kendisini Hoca sanan Motor sanat terk, çakma İmparator, iki devletin derin işlerini hallederek, İtalyan Devlet nişanı Comandatöre ünvanı aldı.

Galatasaray'ın işini başkası bitiremeyecekti. Bu ülkede iş adamlarına 1000 dolar karşılığında akıl veren adam, meslek lisesini bile bitiremeyen Fatih Terim'di. Yazık oldu güzelim, yanlız Ülkemize. Lucescu'yu ağlatarak kovdular. Öldürücü darbeyi indirmek üzere Terim'i memur ettiler.

Adamma Sarr, Felipe, Klodian Duro, Baliç, Pinto, Pratez. Harbiden büyük futbolculardı. Aklına eski kavak yellerinini estirdiği yılları geldi. Tuna Nehri'nde balık tutanları futbolcu sanıp çağırdı. Anca onlara ulaşabiliyordu, Petre,Tamaş,  Hagi'nin Popescu'nun yaptığını yaparlardı canım ne fakları vardı?

Frank de Boer, Lukunku, Xavier, Cristian, Revivo, bit pazarında ki tüm yabancı futbolculara Galatasaray forması giydirdi. İsmini hatırlayamadığımız varsa bizi affetsindi, Galatasaray morga kaldırıldı, kovuldu. Aldığı Şampiyon takımı Orhan Ak'la, Cihan Haspolatlı ile, Volkan'la teslim etti.

Milli Takımın başına verdiler tekrar. Bu kadar sadık adam, boşta kalacak değildi ya. Milli Takımın en başarılı hocası diye yutturdular. Şenol Güneş'in Dünya 3. lüğü kaynadı gitti. Bu arada morgtaki Galatasaray, leş takımlarla arada 2 Şampiyonluk daha çıkardı kendisi yokken. Aradaki Şampiyonluk farkı bir türlü Fenerbahçe lehine oluşturulamadı. Birinde imalat hatası Bursaspor mucizeyi başardı, Tüpçü ile Seramikçi, Aziz'i otobanda bekliyordu. Bu sefer de Karadeniz'in deli dalgaları şahlandı. Baktılar olmuyor, müdahale ettiler. Fenerbahçe Şampiyon yapılmış, Şebeke rahatlamıştı, Şebeke'nin 1 numaralı evladı, Milli Takımdan kovulmuş, Bodrum'da balık tutarken parmağını koparmıştı.

Fakat o da ne savcılar, köre atmış, topalı yakalamışlardı. Maçlarda hile olduğu ortaya çıktı. Fenerbahçe'yi kodese attılar. Fenerbahçe rahat Şampiyon olsun diye Beşiktaş'ın parasını sokağa atan Tüpçü'nün bıraktığı takım, menemenle beslenmeye başladı. Fatih Terim 8. takımı aldım diye ortaya çıktı. Şampiyon olduğu maçta, 8. olan takımdan hiç kimse oynamıyordu. O sene Galatasaray şampiyon olmayacaktı da, Elazığspor mu Şampiyon olacaktı?

Süper Final'de az daha Şampiyonluğu veriyordu. Sanki sonradan icat edilmiş gibi tam ağlayacaktı ki, Beşiktaş Fener'i yenip İmparator'a serum taktı. Beşiktaş'ın başında kankası Tüpçü olsaydı 10 puan fark atarak girdiği finallerden Galatasaray'ı 3. çıkaracaktı. Yine de onca transfere rağmen bize son saniyelerde alkol komasına girmiş vaziyette Aleks'in kullandığı serbest vuruşu seyrettirdi. Şampiyonlukla beraber canımızı da almıştı.

2 senede 2 takım futbolcu transfer etti. Fenerbahçe henüz beraat edememiş, Beşiktaş menemenden pirzolaya geçememişti. Takım hiç bir maçta iyi oynayamadan idare ediyordu. Şampiyonluğun kaçması an meselesiydi. Drogba ve Sneijder hamlesiyle aradan sıyrıldı. Şampiyon olamasa bahanesi hazırdı, takımın başında değil, çatılardan maçları seyrediyordu. Şampiyon olunca uzaydan da yönetirim diyecek, zaferi tek başına üstlenecekti.

2. ameliyatı yaptılar. Şampiyon olmayacağını ( olamayacağını değil) kuşları fısıldadı. takımın yerli futbolcuları Ptt ligi seviyesindeydi. En iyi kendisi biliyordu, bilerek zemini hazırladı. Kaçtı dersem, kendisine unvan vermiş olurum, KOVULDU. Türkiye'nin en büyük hocası dedikleri adam, 2 defa Ulusal Takımdan, 2 defa Galatasaray'dan kovulmuştu. Milan'ı saymıyorum, oraya zaten hiç gitmemişti.

Fatih Terim vak'ası futbolumuzun en büyük yarasıdır. Deseleksiyondur, hiç hak etmemiş, futbol baronları tarafından seçilmiş, güdülmüş, bu anlamda verilen bütün görevleri layıkıyla yapmış bir yutturmacadır. Türkiye'de futbolu dengede tutmak, Şampiyonlukları 2 büyük takıma eşit paylaştırmak için seçilmiş birisidir. Futbolumuz yeşil çimlerde değil, pislik tarlalarında oynanmaktadır. Gerçek futbol sevdalılarının, özelde Galatasaraylıların  önünde iki seçenek vardır.

Ya, kurulu sisteme itiraz etmeden, 10 senede alacağın 4 garanti şampiyonluğa razı olacaksın, ya da hiç şampiyon olamamak pahasına, futbolun delikanlıca sahada, göğüs göğüse oynanacağı düzeni kuracak, futbolu baronlardan, pisliklerden, şebekeden, KÜS(Koç, Ülker; Sabancı) dan kurtaracaksın. İkinci yolu seçiyorum diyenlerin de yapacağı tek bir şey vardır, o da,  Fatih Terim belasından Türk futbolunu korumak ve kurtarmaktır.

Muhtaç oldukları kudret, tribünlerde'' her yer Taksim, her yer direniş'' diye bağıranların kısılan seslerinde, çektikleri gazlı nefeslerinde, sırtlarındaki cop izlerinde mevcuttur.