17 Eki 2009

Fatih'in Fedaisi


Arda Turan gürlemiş. '' Fatih Terim benim babam, ben başımızda Türk Hoca isterim, şartlar el verirse Fatih Terim'in çalıştıracağı takımda oynarım''

Vefa güzel şey, minnet ise en değer verdiğim duygu. Eğer Arda Turan'ın bizim de bilmediğimiz bir minneti varsa Fatih Terim için, bize helal olsun demek düşer. Ve Terim'in Arda için en sevilen adam olmasına da bir itirazımız olamaz. Olmayacaktı da, Arda Turan takım kaptanımız olmasaydı. Metin Oktay ilan etmeseydik bize ne bile diyecektik. Sıradan bir Türk futbolcusunun Fatih Terim'e biatı der geçerdik.

İşte Fatih Terim'li Ulus takımının başarısız olmasının itirafı budur. Ülkenin en büyük futbolcusu Arda Turan bile Türk Milleti adına, geldiği Galatasaray'ı temsil etmek adına değil de, tas tamam Fatih Terim için oynamış. Arda'nın nezdinde şimdiye kadar bütün oynattığı futbolcular(onun için oynamayanlar iptal oldular) kendisi için oynadılar. Umurlarında değildi Türk Milleti. Kim bilir kimler plan yapıyordu yaz ayları için. Afrika'ya kaç kişi gittmişti, nice turizm firmaları bellerini belki de yazın oynanacak turnuvaya bağlamışlardı.

Reklam şirketleri, sponsorlar, televizyonlar..., Ben Arda Turan olsam, Fatih Terim'e yalamalık yapacağıma direnirdim.'' 22 yaşında Dünya'nın elit futbolcuları arasına girme şansımı senin yüzünden kaybettim'' derdim. Kaç Türk futbolcusunun hayalleri yıkıldı, mevcutlar Fatih Terim için oynarken.

Tarih bile okumamış Arda Turan. 2000 senesinde aynı duygularla, Fatih Terim için oynayan futbolcular kupayı kazandıktan sonra kellelerini verdiler. Hakan Şükür'ü 1 yıl sokakta gezdirdi, Bülent Korkmaz, Hakan Ünsal, Arif Erdem, Ergün Penbe kadro dışı kaldı. Hagi'yi zaten hiç sevmedi. Antrenörken maçını bile izlemedi Galatasaray'ın. Popescu ile Taffarel'in adını bile anmadı.

Arda Turan 12 yaşında iken Hoca Terim'miş. O porofesyonel kadroya almış. Fatih Terim olmasa sanki futbolcu olamayacak. Sen Mehmet Güven'misin kardeşim, oynaman Hocanın takdirine kalmış. Hoca Selçuk Yula bile olsa Milli Takım'ın tek bankosusun. Hal böyleyken başınıza gelecek amir için Milliyetçi kesiliyorsun. Yabancı getirecek olanlar merak etme en az senin kadar Milliyetçidirler. Milliyetçi olmasalar bu tezgahın başında durabilirler mi bir dakika?

Şimdi gel de güven Arda Turan'a. Diyelim İmparatorun Galatasaray'a dönme ihtimali Surinam'lının başarısına bağlıysa( Nitekim Fatih Terim Milan'dan kovulup Florya'da erketedeyken, Lucescu'nun başarısız olmasını beklediler, başarılı olduğu halde kovdular) Arda Turan nasıl motive olacak? Milli Takım'ın başına bir gevur getirdikleri zaman Arda Turan kötü oynarsa sülüklere nasıl savunma verecek?

Sana ne be Kaptan. Sen haftaya Kadıköy'den artık zaferle nasıl çıkarızın rüyasına yat. Sen bu ükenin 1 numaralı futbolcususun, bırak hocanın falına 11. 12. futbolcular baksın. Senin görevin futbol oynamak, oynadığın takımın gol atmasına katkıda bulunmak. Eğer Galatasaray'da oynuyorsan, sadece Galatasaray Taraftarı için oynayacaksın, Milli Takımda isen Türk Milleti için. Babam dediğin adam Galatasaray'lı zaten, sen kazanırsan sevinecek. Milli takımdaki başarıların için de sevinecek bir Türk olduğu için. Ha olur da bir takıma gider, seni isterse giderim demişsin ya, gidebilirsin Arda kardeş, biz buradayız, gidecek yerimiz yok, yeni Arda'lar çıkartırız. Nitekim yeni Metin Oktay'lar çıkarttığımız gibi.

16 Eki 2009

Maradona'ya Atış Serbest



Herkes Maradona olamaz, Maradona'ya da her şey söylenmez.

15 Eki 2009

Milli Takım Hocası Aranıyor


Hepimizin gözü aydın! Kurtulduk Fatih Terim'den. Kınalarımızı yakabiliriz artık. Peki şimdi ne olacak? Ben peşin söyleyeyim daha beter olacak.

Fatih Terim hakkında sayısız yazı yazdık, görüşlerimizi belirttik. Babamızın oğlu değil, hatta iş sevgiye kalıyorsa eğer, babamızın oğlundan daha çok severim kendisini. Ancak işimiz bağcıyı dövmek değil. Ben bir Galatasaray'lı taraftar olarak Milli Takımımızın artık son senelerdeki gelişmesiyle her büyük turnuvada olmasını isterim. Milletin kınalar yaktığı yerleri, biz yırtık zamanında. Aldığımız dereceler tesadüf, ya başkalarının şanssızlığı, ya da bizim şansımız. İş şansa kalınca şansına kaybettiğimiz maçlarda olacaktır elbet. Belki İspanya'yı şansına yenemedik.

Fatih Terim'le köprüleri attığım an Ağırol Memet'i Türk yapıp, Özer Hurmacı'nın, Mehmet Topuz'un yerine oynattığı andır. En son konuşmasında bütün başarılarımı Türklerle aldım diyen zihniyet bu işte. Hagi'yi bir kere bile anmadı, bir kere bile maça davet etmedi, hep yok saydı. Popescu'yu, Taffarel'i anmadan UEFA kupasından bahsedilemez. Eğer yazabilirsem son bir defa daha Terim'i yazıp tarihe hacale edeceğim. Şunu da yazmadan geçmeyeyim, bu sülüklerle Fatih Terim'den başka hiç kimse mücadele edemeyecek, meydan onlara kalacak.

Biz Milli Takıma hoca arayışına çıkalım. Başta dedim, daha beter olacağız. Bu sülük medyaya sahipken kim gelirse gelsin maymun olmaya adaydır. Zihniyet aynı kaldığı sürece değişen ne olaki. Milli Takım dolayısıyla CEO su başarısız diye 15 yaş Milli Takımı hocası dahil kim varsa işine son veren kafa bizi nasıl tatmin edecektir? Ne günahı var bütün hocaların? Aslında kurulması gereken hiyararşik düzendir. Genel Kurmay Başkanı giderken kimin geleceği bellidir. Kim Başbakan olacak bellidir. Onca senedir yardımcı olanlar neye yardım edememişlerdir ki bugün işsiz kalmışlardır.

Son yıllarda Milli Takım bütün bir ulusun takımı olmaktan uzaklaştırılmıştır. 2002 Dünya Kupasında topyekün coştuğumuz takım 2008 Avrupa Kupasında hepimizi birden coşturamamıştır. Başındakilerden nefret edenler Milli Takım'ın kaybetmesine üzülememişlerdir.

Kim gelirse gelsin yapılması gereken ilk iş, bütün sülüklerden yorum yazmalarını istemek olacaktır. Görüşlerini peşin yazsınlar sıkıysa. Ligin en büyük futbolcusu Alex ise bu ülke takımını nasıl kuracaklar? Aziz Yıldırım takımın tamamını yabancı yaparken Milliyetçi Terim, kalanlar bana yeter diye efeleik yapmıştı. Yetmez, kendi liginden yıllardır Arda'dan başka banko futbolcu çıkaramamışsın, bel bağladığın futbolcuları başka milletlerin alt yapıları yetiştirmiş. Galatasaray olmasa takım çıkaramıyorsun, Fener'den adam alabilmek için cımbız kullanıyorsun. Ülkenin başka takımlarda olsa oynaması muhtemel futbolcuları Boklu Dere'de yedek kulübesi paspasçılığı yaparken ses çıkarmıyorsan, ülke takımın elendiğine ağlamayacaksın.

Fatih Terim'in yapabileceği hiç bir şey yok. Yaptığı da yok tu, bizim yırtındığımız budur. 100 yılda gelebilecek bir kadro yapmıştır her şeyi. Nitekim Terim'den sonra da yapılmıştır. Hem Milli Takım'da Şenol Güneş, hem Galatasaray'da Lucescu. O takımın başında bu yazdıklarımı okuyan her Galatasaray'lı hemen hemen aynı dereceyi alacaktı. Bu kadronun başında da kim olursa olsun aynı dereceyi alırdı. Radikal somut bir taktiğin, devrim yapabilecek gücün yoksa fark yok. Kartalspor'un antrenmanıyla Real Madrid'in antrenmanı aşağı 5 yukarı aynıdır.

Şimdi gelecek olan Hoca'dan İbrahim Toraman'ı, Fatih Tekke'yi oynatması mı beklenecek? Oynatmazsa ne olacak?

Milli Takımın her turnuvada olması için bir futbol politikası olması gerek. Alex'in 10 dakikada yapabildiği şeyleri, 10 kişinin 90 dakikada da yapabilmesi sağlanmalıdır. Yarın Alex gittiğinde değişen pek bir şeyin olmaması gibi. İbrahimoviç transfer oldu diye İnter'e hiç bir şey olmaz, mazallah Arda Turan'a bir şey olsa pozisyona giremeyiz.

Sınırsız yabancı transferi derhal en fazla 4'e düşürülmelidir. Onca para veriliyor, hangi takımın yedek kulübesinde yabancı futbolcu yok. Popescu'nun yedek oturduğunu göreniniz var mı? Milli Takımsa konuşulan hepimizin Milliyetçi olması lazım. Ben bu satırlarda Brezilya'lı Mehmet(adını yazamıyorum) Milli Takımda oynarken içimin acıdığını çok yazdım. Tek bir maçlık performansla kimse Milli Takımda oynayamamalı. Milli Takımda oynayanı bütün futbolseverler tanımalı. Futbolculuğunun dışındaki yaşamıyla örnek olmalıdır.

En önemlisi yurdumuzun her hangi bir stadında, misal Diyarbakır'da Milli maç yapılabilmeli ve sahaya çıkan kadrodan, alınacak sonuca kadar her maçta, bütün bir ulusun kefaleti, rızası alınmalıdır.

Ve daha da önemlisi, Milli Takım'ın yardımcı hocasının Hoca'nın kontratı bittiğinde yerine geçeceğinin garantisi sağlanmalıdır.

Adaylarım var elbet, ancak yardımcım banko Tugay Kerimoğlu.

14 Eki 2009

Bir Çok Şeye Veda


Türk Futbolu için yeni bir devir başlıyor artık bu geceden sonra. Çok kolay bir guruptan sıyrılamadan bitirdik maçları. Geçmişe ağlamak fayda vermez. Suçlu sorumlu aramak da yersiz bu saatten sonra. Yazın artık, Brezilya'yımı tutarız, Almanya'yımı, Arjantin'imi, Kamerun'umu bakacağız. Biz alışkınız zaten Dünya Kupalarında başka bir millet takımın tutmaya.

Bedel çok ağır oldu ve biz bu gece hüzünlendik. Fatih Terim son maçına çıktı. Büyük rastlantı olarak hem son maç hem de siyasi olarak Ermenistan'la Türkiye'de karşılaştık. Ah işimiz bu maça kalsaydı.

Veda maçında kaleye Rüştü'nün geçmesini ister ve beklerdim. Türkiye'nin en çok milli olmuş kalecisine de yakışırdı bir veda. Yine unutulmamış, iş son dakikaya bırakılmış. Maç çok kolay olunca futbolcularımız coştu. Servet bile gol attı.

Bir kere daha teyit edildi bence. Bursa Milli maç şehiri ve Bursa seyircisi Milli maç seyircisi. Teksas büyük bir imtihan verdi, aynı zamanda İstanbul seyircisine de ders. İstanbul'da milli maç yapılmaz, taraftar kulüp kimliğinden çıkamıyor.

Maçı anlatan spiker Arda-Emre demekten yoruldu. Zayıf rakipleri bulunca coştu bizim çocuklar. Emre futbolu hatasız oynadı, ancak o bünyede o sinir nasıl oluşuyor anlaşılır şey değil. 100 yıldır küs olan koskoca Cumhurbaşkanları gollerde bir birlerine sarılırken, Emre küfürünü esirgemiyor Ermeni kardeşimizden. Maç kritik olsa techiri Bursa'dan yeniden başlatacak.

Gol atanlar kulübeye koştular. Hocalarına vefa gösterisiydi. Hoca bu kez sinirlenmedi, üstüne ağladı. Bize de duygusal anlar yaşattı. Bundan sonra ne olura bakacağız.

Elveda Terim, haberin yok çok uğraştık seninle, mertliktendi bunca savaş.

İmparatorluğun Kısa Tarihi



Adana Motor Sanat Okulunu bitirebilseydi keşke. Okuldan atıldığında babası kim bilir ne kadar üzüldü. Demiryolların takımında oynarken, kader ağlarını örmeye başladı. Galatasaray'la yollar kesişti. Tam 13 yıl aralıksız oynadı. Geldiğinde takım Şampiyondu. Çok ta iyi oynadı, kaleciyi geçen topu çıkardı bir iki kere. Sementa adı verildi ilk önce. Eskiler hatırlar burnunu oynatarak her şeyi yapabilen bir kadındı Tatlı Cadı. Bıraktığında hiç şampiyonluk kupasını kaldıramayan kaptan olarak tarihe geçti. Jübilesi unutulmazdı, helikopterle sahaya inmişti. Bıraktığı sezon Şampiyon olduk, kimileri uğursuz dedi. Kim ne dediyse gerçekten hakediyordu. Hakkında ne yorum yapılırsa yapılsın kabul görülüyordu.

O kadar sene futbol oynayarak iki dost edinebildi sadece. 1; Müfit Erkasap ki- Titrek İsmailden daha beter kazma sağbekti, 2; Galatasaray tarihinin en kötü futbolcusu Öner Kılıç. Öner nerede belli değil,ama Müfit hala piyasada. Valiz taşıyıcısı departmanında hizmet ediyor İmparatoreye. Agresif oynardı, bizden başka kimse sevmezdi. Hakemlerin suratına tükürürdü, futbolcuları döverdi.(meraklısı sorsun anlatalım).

Futbolu bıraktıktan sonra Şişlide bir spor mağazası açtı. Milli takım kaptanının eşofmanlarını herkes satın alır sanmıştı. Battı, keşke batmasaydı da bu günleri görmeseydik. Bir de baktık Ankaragücü'nün başındaydı. Kovdular. Yüksek makamların sadık adamıydı galiba, Milli Takımın Hocası Piontek'in yardımcısı yaptılar. Piontek'i hacamat ettirdi yerine kendi geçti. Allah yürü ya kulum diyordu. Ulusal Takım Avrupa Şampiyonasına gitti. Tıpkı şimdiki gibi, rezil olacağını anlayınca turnuvadan önce yerini ayarladı. Galatasaray'ın başına bir bela gelmek üzereydi. Çok yazdık tekrar yazmayacağız 4 seneyi, UEFA Kupasını. En az hakkı olan, en çok parsayı toplayan kendisi oldu.(tersini savunan varsa tartışalım, ispat ederim). Hagi'nin mirasını toplayıp İmparator oldu. Bu süreçte Devlete sadakat yemini etmişti. En yüksek makamlardan icazetini almıştı.

O sıralar, Apo meselesi patlak verdi İtalya ile. İtalyan kıravatlar, takım elbiseler yakılmaya başlamıştı. Hazır İmparator İtalya'da dandik bir takımdan kovulmak üzereydi. Sefer görev emri çıkardılar. Türk Başbakan yardımcısının takımından, İtalyan Başbakan'ının takımına yatay geçiş yaptırdılar. Koskoca Milan'ın soyunma odasında İmparatore ve Müfit vardı. Maldini'ye, Şevçenko'ya fırça atıyordu. Durumu düzeltti. İtalyanları sever olduk, her hafta Milan maçını izliyorduk. Her hafta dediğim 5 maç. (Tarih beni haklı çıkardı geçte olsa siyasi hizmetlerinden dolayı Comandatore ödülü verdiler. Alırken ne kadar utandı.)İtalyan televizyonları dalga geçmeye başlamıştı. Bir hata yaptılar İmparatoreyi İtalyaya sürgüne gönderenler. Yanına Müfit'i verdiler. Gönderirken kastlarıda göndereceklerdi oysa. Memet Ağar Milano Emniyetinde çalışacaktı. Ahmet Çakar RAI kanalda hakemleri itin kıçına sokup çıkaracaktı. Osman Tanburacı, Della Sport'ta Milan'ın kemiğini yalayacaktı. Ümit Davala'nın yerine Emre, Alpay, Gökhan Zan gibi sadık futbolcuları kakalayacaktı.

Bu ülke işadamları bi bok sanıp konferans verdirdiler. 1000 dolar adam başı para ödeyerek İmparatordan akıl aldılar. Konferans bitiminde Milandan kovulduğunu öğrendi. Milan kendisinden kurtulduktan sonra iki defa Avrupa Şampiyonu olup bir defa penaltılarla kupayı kaybetti.

Galatasaray'ın dağılacağını bekleyenler havayı aldılar. Gerçi takım futbolcu kadrosu olarak dağılmıştı ama efsane saltanatını sürmeye devam etti o yokken. Süper kupa alındı, 3. yıldız takıldı, Şampiyonlar Liginde çeyrek final oynandı, birinde ofsayt golle çeyrek finalden dönüldü, takım şampiyon oldu. İmparatore boştaydı, şampiyonluk sevincimize limon sıktı. Lucescu'yu Sibirya'ya sürdürüp yerine kendi geçti. Kabus sezonlar başladı bizim için. 40 futbolcu getirdi, Apo'yu bile oynattı Galatasaray'da. Kovdular. Bir daha geri gelmemecesine atıldı Florya'dan
Devletin sadık kadrolu Hocası boştamı kalacaktı. Ali Cengiz oyunuyla Ersun Yanal'ı yediler. Yerine yedi bela İmparator çöreklendi. Futbol tanrıları arkasındaydı. Ne kadar yenilse o kadar prim yapıyordu. Hiç kimse eleştiremiyordu kendisini. Yunan ve Norveç kalecilerinin yüzü suyu hürmetine kendisini Şampiyonada buldu. Kovulmak üzere olduğunu anladı. Kendisine kapı arıyor şu sıralar. Sayesinde Milli Takımı sevmeyen yığınlar oluştu.
Avrupa Şampiyonasında, her maç bir futbolcunun yarattığı mucizeyle, mucize bir derece yapıldı. O mucize bizi normal koşullarda güle oynaya gideceğimiz turnuvayı televizyondan seyrettirecekti. Bedeli çok ağır ödetilecekti. Zavallı ulus futbolu bakalım bu travmaları kaç senede atlatabilecekti.
Gündemimizden nihayet tamamen düştü. Ben kendisiyle çok uğraştım, tek tabanca kelle koltukta. Başta Galatasaray'lıları uyandırdım, son resmi maçına çıkacak. Sonra ne hali varsa görsün. İddia ediyorumki Dünyada hiç bir takımda sezonu bitiremez. Kendi kabuğunun yanlızlığında unutulup gidecek. Maskeli balo bitti.
Ben İmparatore'yi hiç bir zaman Hoca sanmadım. Hoca sananlar, kitlelere Hoca diye yutturanlar, gölgesinden korkanlar, başımıza bela yapanlar, son bir defa Bursa'ya koşsunlar. Baharat Yolundan, Erivan'dan getirilen taze kınalar var. Müsait bir yerlerine yaksınlar.

12 Eki 2009

Eski Tüfek Derki; GREEDYGO


NONBERTARAFUS Bey;

Şimdi bu adam Mülkiyeli. Her şeyden evvel bunu belirtmeli. Peki ne diyor ilk gençlik yıllarında daha okulda iken, gazeteciliğin kapısı kendisine açıldığında?

"İstediğin her kapı sana açık. En büyük yıldızla, sporcuyla konuşacağım diyorsun konuşuyorsun. Ve bunların hepsi de sana 'buyur' diyor, beyefendi muamelesi yapıyorlar. Şimdi böyle bir meslek insanı büyülemez mi? Siyasal Bilgiler’in isimsiz bir öğrencisi iken birdenbire Türkiye'nin en elit bin adamından biri haline geliyorsun. Siyasal Bilgiler’i bitireceksin de, kaymakam olacaksın da, 60 yaşında vali olup emekli olacaksın... 17 yaşında her şeysin zaten."

İşte hikaye buradan başlıyor. Çok aramaya gerek yok internetten bir arama ile detayları öğrenmek mümkün. Devamında şunlar yazıyor, röportajlarla donatılmış biyografisinde;

“Hıcal Uluç kendisini “fevkalade yeteneksiz” bir kişi olarak değerlendiriyor. Futbol oynamayı deneyen, ancak takım arkadaşları tarafından oynama şansı bile verilmeyen Uluç'un, önce voleybol takımı kurup mahallede herkese voleybol, sonra basketbol öğrettikten sonra yine takım dışı kaldığını... Hatta, oynama şansım fazla olur diye aynı taktiği beyzbolda bile deneyip, arkadaşlarına öğrettikten sonra kendisi iyi oynayamadığı için arkadaşları tarafından yine çemberin dışına itildiğini: "Her türlü sporu denedim, hiç birinde başarılı olamadım. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım."
Bitmedi. Ankara'daki Kurtuluş Ortaokulu'nun son sınıfında okurken müzik hocası bir okul korosu kurmaya karar verir. Seçme yapılacak 100 kadar öğrenci arasında Hıncal Uluç da vardır: "İki satır söyledikten sonra hoca hepimizi susturdu, o yüz kişi içerisinde parmağıyla beni işaret etti ve 'dışarı' dedi. Böylece spordan sonra müzisyen olma hayallerim de sona erdi. Resim dersen zaten hiç yok. Kuzenim Ahmet (Taner Kışlalı) yapardı benim resimlerimi ilkokulda." Çok iyi bir öğrenci olduğu için (Uluç, eğitim hayatı boyunca sınıfın ilk üçü arasına girer hep) okul müsameresinde ona Reşat Nuri Güntekin'in Vergi Hırsızı adlı oyununda başrol oynatır hocası. Bugün iş adamı olan Alaattin Beyti de ikinci rolü oynamaktadır. Sonuç mu? "Alaattin onbeş dakikada beni sildi süpürdü. İkinci temsilde de en ön sırada oturan velilerden biri düşüp bayılınca benim sahne hayatım sona erdi. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Hıncal Uluç bütün bunlardan sonra Bernard Shaw'ın şu sözüne uymaya mecbur kalır: "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur."
Şimdi bu alıntılardan neler çıkmaz ki? Siyasal Bilgiler Fakültesi nam-ı diğer Mülkiye Mektebi’nden mezun olduğunda kaymakam olmak dışında bir şey görmüyor kendisi için. Doğrusunu kendi bilir tabi. Ama öyle bir mekân ki burası, inanılmaz renklilikte bir mezun yelpazesi var.

Bir çırpıda bakarsak siyasi sahnede, en sağından soluna, Hasan Celal Güzel’den, Mehmet Şevket Eygi’den, Mahir Çayan’a, Sadun Aren’den Murat Karayalçın’a yüzlerce sivrilmiş tip var buradan…

Bunların bir kısmı kendinden önce var olmuş, renk katmış bu okula. Görmüş ve bilmiş yani bu renkliliği. Ama tutmuş demiş ki ben bu okulu bitirdiğimde olsam olsam kaymakam olurum, yeterse ömür Vali olurum…

Eh “Kişi kendin bilmek kadar irfan olamaz” der atalarımız. Ama o günden bu güne değişmeyen tutarsız tavrı bir cümle sonra devam ediyor; “17 yaşında her şeysin zaten”…

Hiçbir şey olmadan her şey olmak! Ne demekse? Ancak bu kafa izah edebilir böyle bir şeyi. Hıncal Abimiz 1980 sonrasının trendini epey evvelden görmüşe benziyor. Bravo doğrusu.

Bak bu güzel abimiz başka bir yerde ne diyor?

Ah Refik Usta!..
PARİS Hilton villasının bahçesine, köpeği için 325 bin dolara mal olan bir kulübe yaptırmış.. Refik Erduran Usta bunu eleştiriyor. Küresel kriz Amerika'yı da vurdu ya.. Bu para ile, karton kutularda yatan kaç işsiz, kışın donmaktan kurtulur, köpek maması yiyerek hayatta kalan kaç işsiz karnını sıcak yemekle doyururmuş.. Ah Refik usta ah!.. Bu demode solcu klişelerle duygu sömürüsü yapma yıllarını çok geride bıraktık sanıyordum.. 325 bin doları, Paris Hilton'un köpeği mi yedi, yoksa o kulübe ve de benzerlerini yapan, malzemesini temin eden, nakleden, getirip kuranlar dahil, saysan kim bilir kaç kişi, kaç aile paylaştı?.. Bir arabası olan zengin, diyelim köpekleri gezsinler için iki tane daha alsaydı, General Motors batar mıydı?. Yahu krizi en kazasız geçirmenin yolu, elinde parası olanların, bunları en kısa yoldan harcamasından geçer, saklamasından değil.. Bunu bizahmet öğrensek artık..
Bütün eleştirileri böyle boktan bu zat-ı muhteremin. Adım atmadan her şey olmuş bir kere… Devam edecek, iki cümlede solcuyu, Refik Erduran’ı, seni, beni, Rijkaard’ı mahkum edecek, yer ile yeksan edecek… Ekonomiyi bir çırpıda çözecek, Kralı rezil, rezili vezir yapacak… Durmak yok yola devam!

Amerika’lı bir arkeologla evlenecek 5-6 yıl evli kalacak ama İngilizce bilmeyecek. Evine dön lütfen demek isteyecek, “siktir git” diyecek…

Solcu eleştirecek, onlardan kazık yedim diyecek, beğenmeyecek. Ama ardından Lucescu için, başkaları için ırkçı söylemlerde bulunacak. Bir de kötüsü bunun farkına bile varmayacak…

Behey Hıncal Meksika’lılar Gringo derler bizim dilimizde. O gerçekte “Green go!” dur. Yani “Yeşil üniformalı siktir git!” demektir. O kadar çok mevzuya o kadar sığ ve tahammül edilmez giriyorsun ki. İçimden şöyle demek geliyor sana;

GREEDYGO!

11 Eki 2009

Sistemimizin Can Alıcı Sorunları


''Futbol Dünya'nın en basit oyunudur, zorlaştıranlar antrenörlerdir''

Bu basit cümleyi, bir büyük futbol hocası söylemiştir muhakkak. Ve biz rahatlamışken, ligimizde olması gereken takım puan kaybetmemişken, Galatasaray'ın güçlükle yendiği Ankaraspor'u diğerleri oynamadan yenerken, Milli Takım sondan ikinci maçına hedefsiz çıkmışken, ve spor basını saldırıya geçmek için komut beklerken zamanı geldi geçti, bir şeyler de biz yazalım istedik.

Milli Takım CEO'suna saldırmak şimdi çok kolay, ve biz artık savunucusu olacağız bu saatten sonra. Bizim işimizin kişilerle olmaması lazım. Bizim işimiz olaylarla, sistemlerle, ekonomiyle, politikayla.

Bizi eleyen takımın hocası 5.000 dolar maaş alıyormuş, bizim takımın hocasının aldığına bakarız biz. Bizim ölçülerimizde hak edip etmediğine. Vay be ne diyet ödettiler şu necip milletimize. Ülkenin 2. büyük takımı Avrupa Şampiyonu olurken, başındaki hoca her kimse bize maliyeti küçük bir muz cumhuriyeti ülkesinin merkez bankasındaki paraya mal oldu. Onun ve ona biat edenlerin aldıklarını koyun, üstüne kaybettirdiklerini ekleyin, balans tutmazsa gelin benden isteyin.

Türk Futbol tarihinin en büyük derecesinin alındığı 2000 senesine dönüyoruz. Kişiler önemli değil. Ülkenin 2. büyük takımı muhtemel bir Avrupa Şampiyonluğuna gidiyor. Başında son 15 senemizi ipotek altına alacak bir Hoca var. Takıma bakıyoruz. A- Bir kaleci var ki, 2 Dünya Kupası finali oynamış, birini kazanmış, Dünyanın bütün futbolseverleri tarafından tanınan ve sevilen biri. İsmi önemli değil, oyununa bakalım. Koy ilerde santrafor oynasın, korkma paslaş, o sırada topu kapmak için koşup gelen rakip forvetlerden birini ayıklarsın. Top kalecide ise sende demektir. Gelişi güzel abanıp ta topu kaptırmaz, elle en müsait olana aktarır topu, ve ilk atak kaleciden başlar. B- Kaleciye en yakın adam, Barcelona kaptanı olarak aramıza katılmış. Teknik, kafası çalışan, futbolu çok iyi bilen, ofsaytı en güzel uygulayan, 1-2 adam eksilterek topu oyun kurucuya aktaran, zaman zaman kendisi oyun kuran, Dünya'ca ünlü bir futbolcu.

C- Yüzyılda bir gelecek olan, yeri asla doldurulamayan, Dünya'nın en büyük 10 numaralarından biri kabul edilen, ülkesinin en büyük futbolcusu olan, oyunu kuran, tabelayı değiştiren, değiştirten, duran topların kadim dostu, tribünlerin gözbebeği.

D- En uçta Galatasaray tarihinin en büyük 2. golcüsü, göklerin hakimi, en kariyerli futbolcusu, Dünya'nın en çok tanınan Türk oyuncusu. Taraftarların adına şarkılar beslediği, yeri asla doldurulamayacak olan santraforu.

Takımın çatısı, belkemiği böyle oluşmuştu. Yanlarında o zamanki nesilin en büyük futbolcularının aynı takımda toplanmasıyla, unutulmaz bir takım kurulmuştu. Adına sistem diyorsak eğer, tıkır tıkır işleyen bir mekanizmamız vardı.

Çok basitti işimiz. Top kalecide ise biraz bekletecek, B futbolcusuyla paslaşacak, ilk adam eksiltildikten sonra ileriye en kısa yoldan ulaştırılacak, C futbolcusuyla top buluşturulacak. Sonrası C futbolcusunun hünerine kalmış, top kendisine gelmeden ne yapılması gerektiğine karar verilmiş olarak bilinçli atağa dönüşecek, mümkünse cillop gibi D futbolcusuna havale edilecek. Sonrasında iş tabelacıya kalmış.

Top rakipteyse, iş gene kolay. D futbolcusu rakip savunmaya basacak, eğer onların aynı düzeyde oyun kurma yetenekleri yoksa, bilinçli atak yapamadıklarından, o zamanlar Çin ordusu adıyla nam salmış bir orta sahanın gazabına uğrayacaklar. Sonuç, çoğu zaman bizim lehimize tecelli edecek, ve uzun vadede tarihe geçilecek.

Aradan 10 sene geçti, A,B,C,D futbolcularının yerleri henüz dolmadı. Kimler denendi, kimler gelip geçti de olmadı işte. Gelen hocalar işi zorlaştırdılar, Bir yerlerde mutlaka bir şeyler eksik kalıyordu. Arada gelen Şampiyonluklar, bilerek ulaşılandan ziyade, şansına kazanılanlardı. Şampiyon olunca gerçekler sümen altına itiliyordu. Geçen yıl ki hezimetten sonra, taraftarların bir kısmı taraftarlığı bıraktığını açıkladı. Zevk alınamıyordu bir türlü oynanan futboldan. Başta bendeniz emekliye ayrıldım.
Ve bu sene başı bir şeyler daha oluyordu bizim mahallede. Rijkaard yanına Neeskens'i alıp geliyordu. Dayanamadık, taraftar kartımızı yeniden aldık. Ve izlemeye başladık sevgili Surinam'lının takımını. Tam da beklediğim şeyler oluyordu. A futbolcusu tamamdı, Arjantin'li eski A yı aratmayacağa benziyordu. Topu elle en yakınındakine veriyor, paslaşmalara katılıyor, defans oyuncularını tamamlıyordu.

C futbolcusuna altarnatif zaten bulunamazdı, ama olsundu o kadar teknik futbolcudan biri, daha doğrusu o Florya'dayken antrenmanlarını izleyen çocuk büyümüş, formasını sırtına geçirmiş savaç veriyordu. Onca 10 numaradan sonra bu seneki 10 numara sistem oyunumuzdaki en büyük materyaldi. Eski C futbolcusunun görevlerini, şimdikiler nöbetleşe yapıyorlardı. D futbolcusunun yeri de dolmayacak gibi görünüyor. Ancak uç bölgede o kadar büyük futbolcular varki tabelacı her maç tuşlara basıyordu. Gol atmada sorun yoktu. Firesiz gidiyorduk ki, saldırdı üstümüze taraflı Türk Spor Medyası. Haklı oldukları nokta varmıydı, yoksa biz aşırı sevgiden objektif olamıyormuyduk?
Galiba sıkıntı B futbolcusundaydı. Kaleciden topu en kısa yoldan alıp, bir adam eksilttiklten sonra orta bölgeye aktarabilecek oyuncu yoktu. Rakiple topun arasına kıçıyla girme tekniğini geliştirmiş, yağız bir delikanlı bizim sistemli oynayamamıza sebep oluyordu. Üstüne sakatlıklar, en önemli bölgeyi sakat bırakıyordu. Sınırlı yetneğiyle lanet olası bir gol atabilmek için oyun disiplininden kopuyordu. Surinam'lının taktiğinin bu olduğunu sanmıyorum.

Futbolu zorlaştırdığına da inanmıyorum. Ben razıyım, 10 yıl bekledim bilimsel futbol seyretmek için. Dün gece gördük, dolduruşla, balla, biat futboluyla, sistemsiz, her maç birinin çıkardığı tavşanla gelinen noktayı. Aslında futbolcuların Hocaya tazminat davası açması lazım. Dünya Kupasında boy gösteremeyecek olan futbolcular cezayı kime kesecekler. Utanmadan istifa ettim diyor bir de. Hangi yüzle çıkacaksın taraftarın önüne.

Şimdi biz Galatasaray'lılar için iki yol var. Ya Surinam'lıya ve onun oturtmaya çalıştığı sisteme güveneip bekleyeceğiz. Bu uğurda belki seri mağlubiyetler alacağız. Ya da tabelaya bakıp ona göre karar vereceğiz. Mağlupsan çıkar orta sahadan birini sok ikinci santraforu, galipsen bırak ikinciyi aramayı, çıkar santraforu al bir kazma yat üstüne 3 puan senin. Bir hafta rahatsın. Şampiyonluk mu o da kolay, takımın başında hiç hoca olmasa bile 2 yılda 1 defa şampiyon olacaksın.

Stoperlerden biri teknik, oyun kurucu vasfına sahip, önlerinde iyi bir distiribütör ile, her topa basan,yorulmak bilmeyen, rakibi bezdiren bir çapa ile takım tamamlanacak bilimsel futbol hayata geçecektir. Bu şansı kaçırırsak 2000 senesinin takımını daha çok ararız.

Şimdi Savunma Zamanı;Bosna Hersek 1- Türkiye 1

Not; Bu yazı yanlışlıkla yazılmış değildir. Malum maç sonunda yazılmıştır. x, yerine bu kez Nuri'yi, y yerine Ceyhun Eriş'i koyun. Bonus olarak Yusuf'u yerleştirin her maç yazısı aynı oluyor. Tabela mı? Biz neticeye bakmıyoruz, işimiz Hatice'yle....
Bir paradoksla dalalım derin mevzulara,
A-Fatih Terim şişirilmiş bir balondur, yıllardır hoca olmadığını savundum ve kendisini hiç sevmedim. İnsan eliyle yaratılmış ve yaratanlar tarafından korkulmuş bir canavardır. Bertarafedilemeyen 2. şahıstır.

B-Milli Takım'a Fatih Terim'den başka hiç kimse hocalık yapamaz. Medyamızın köşe başlarını işgal etmiş bunca sülük varken, bu sülüklerle mücadele edebilecek tek adam ne yazık ki Terim'dir.

Bu ne yaman çelişkidir bilemiyorum, ancak ben Fedarasyon Başkanı olsam, ömür boyu Fatih Terim'le devam ederim.

Hatırlayın Fatih Terim'in devri iktidarında başımıza gelen olayları. Şu kıytırık guruptan çıkamayan bir Milli Takım hocasına darağaçları kurulması gerekirdi. Daha önceki İsviçre maçından sonra kim ayakta kalabilirdi. Bu ne kuvvet bu ne güçtür ki, kimse tek bir laf söyleyemiyor. Ne kadar yenilirse o kadar madalya alıyor. Avrupa Kupasında son dakikalarda gelen balık gollerle kamufle edildi, son maçta iyi oynadık diye avutulduk. Başındaki Ulus Takımında bir ulus bütünlüğü sağlayamadı. Ulusun tamamı aynı duygularla maç seyretmiyor, eminim bir çoğumuz, sadece Fatih Terim antipatimiz yüzünden takımın yenilmesine üzülemiyoruz.

Terim sahaya her zamanki siz bilmezsiniz ben bilirim x kişisiyle sahaya çıktı. Bu x kişi bu maçta Önder Yazıturacı'ydı. Kendi takımında Lugano gelene kadar idaereten oynayan şahıs, Gökhan Zan olmayınca kesin olması gereken Emre Aşık'ın yerine x kontenjanından sahadaydı. Amatör takım futbolcusunun yapamayacağı komiklikler yaptı. Siz ne anlarsınızın ikinci oyuncusu Ceyhun Gülselam'dı. Tanımıyoruz kendisini, oynattıklarına göre iyi futbolcudur kesin. Ancak futbol oynamasını 2 ayda mı öğrendi bu çocuk. Daha önce neredeymiş, yolda görülse tanıyan sayısı kaçmış?

Attığımız golü tekrar tekrar izleyin, Gökhan Gönül bom boş Arda'nın önüne yuvarlamak yerine dolu olan Semih'e pas attı. Eğri doğruya denk gelince bir Fenerbahçeli gol atarak, sülüklerin yüreğine su serpti. Bir önceki maçı kopartan Arda, bu maça da dominant başlasa pek iyi olmayacaktı Fener Medyası için. Neyse ki biz Ulusal maçlarda takım ayırmıyoruz. Emre iyi oynamışsa iyi oynadı deriz.

Takıma en gerekli olduğu anlarda, Milli Takım hocası oyundan atılıyor. Maçın sonunu az çok tahmin ettiğinden atılmakla kamuflaj elbisesini giyiyor. Oyundan atılırken Arda hocasına, ''sakin ol hocam'' diyor. Kenardaki valiz taşıyıcılar, Terimin hınk deyicileri ellerindeki telsiz aracılığıyla hocalarından gelen talimatları futbolculara iletiyorlar.

Her maç bir futbolcu şapkadan tavşan çıkarıp Fatih Terim'in imparator olmasını sağladı bu güne kadar. Belli bir oyun kalıbı, taktiği yok. Dolduruşa getirebileceği oyuncuları seçip, futbolun temel felsefesiyle değilde vur kır parçala taktiğiyle kendine taht kurdu alemde.

İkinci yarı mutlak gol atmamız gerekiyordu. Ya herro ya merro için genellikle son 20 dakikayı beklerdi Hoca, ancak bu kez siz anlamazsınız ben anlarımı erken uyarlayıp, Koskoca Bayern Münih futbolcusunu çıkartıp, yolda görülse tanınmayacak birini daha İsmail Köybaşı'nı aldı. Ceyhun Gülselam gerekçesi İsmail Köybaşı için de gerekliydi. Biat futbolcusu, küme düşmüş Nihat oynayamaz durumdayken Beşiktaş kontenjanından 1 kişi mutlak oynamalıydı. Hamit çıkınca, hiç bir Bayern'li Hocaya kızmazdı nasıl olsa.

Hilafsız söylüyorum maçta çıkartılacak ilk futbolcu Gönül, sahaya girecek ilk oyuncu ise Sabri Sarıoğlu olmalıydı. Beleşçi golcünün balı bu sefer tutmadı. Timsah gibi dolandı durdu, kaleciden, direkten, onun bunun götünden dönen topu kaleye dürterek cebine para doldurmuştu bu güne kadar. Hiç bir hoca direk oynatmadığı halde direk oynayacağı tek takım Milli Takım'dı. Sercan acaba biat olaylarının henüz hangi aşamasındaydı? 1.5 maçta gösterdi ki 5 tane Semih'i cebinden çıkartırdı.

Arda Turan son çeyreğe kadar ortalıkta pek görünmüyordu. Baktı olmadı, durumdan vazife çıkartıp aldı sazı eline. Az kalsın Terim'i ipten de alacaktı, ancak yüce gök Fatih Terim'e kıyak hakkını çok kullanmıştı. Bu kez taraf tutma hakkını bizden çok daha fazla müslüman olan, çok daha gariban, çok daha mazlum Sarayova'lılara kullandı. İlahi adalet varsa, en çok bu maçta tecelli etmişti.

Kağıt üzerinde olmasa da, millet nezdinde son maçına çıkmıştı Hocamız. Emir bekleyen sülüklere doğru atılacak bir işaret fişeği bekleniyor şimdi. Biri düğmeye basacak, başlayın diyecek, irinler, kusmuklar, salyalar, tükürükler kaplayacak televizyonları, gazeteleri.

Sevgili Hocam; Ben görevimi yaptım, en tepede olduğun zamanlarda bile saldırdım. Yazdığım yazılar arşivdedir. Foyanı ortaya çıkarmaya, maskeni düşürmeye çalıştım yıllardır. Şimdi yine görevimi yapıyorum hocam. Seni sehpada ben savunacağım. Her kim sana saldırısa ona ben saldıracağım. Hocam seni sülüklere yem etmeyeceğim. Bir kez daha söylüyorum, Türkiye futbolu, bir Rikaard çıkaramadığı(ki daha çok bekleriz) sürece, Ulusal Takımın başına senden başka kim gelirse gelsin, Don Kişot benim, saldırırım. Hele ki senin yerine Dürüllü'lüyü getirirlerse, bil ki içinde Arda Turan bile olsa o Milli Takımı asla tutmam.

Senle devam ederlerse mi? Paradokslardayım hocam. Bu ne çıldırtan denge, yaprak döker bir yanım, bir yanım bahar bahçe. Sana ve dayattığın zihniyete saldırmaya devam elbette.