31 Oca 2010

Bize Rahat Yasak, Denizlispor 1- Galatasaray 2


İlk yarı 17 maç boyunca ağladım. Servet'le Gökhan'dan, Sarp'la Topal'dan birini oynatmayın diye. Ne dersek diyelim, dediğimizi yaptılar. beklentileri en çok gerçekleşen taraftar yaptılar beni sağolsunlar. Artık Galatasaray maçları bir defile sayılır. Her maç biri beklenir, her maç biri daha girer kalplere.

Geçen hafta buzda dans yaptılar. Beklenen de güzel oynadılar. Meğer Nonda kardeşe jübile yapılıyormuş anlamadık, oyun tabelaya yansımadı. olsundu esas kozlarımızı sahaya sürmemiştik henüz. Arada bir angarya maçı oldu ama o maçta da ilk 11'den pek kimse yoktu, dikkate almadık. Üstelik hafta arası El Çiko indi hava alanına.

Gündüz Fener'in maçını izledik yalan yanlış. İzledik dediğim 3. gole kadar. Sonrasında bizim maça, bizim defileye konsantre olduk. Lukas'a alışmıştık, sanki sezon başından beri oynuyordu. defilenin yeni mankeni Co Dalton'du. Daltonlar'ın en kısası Co, bizim ilerdeki en uzun adamımızdı. Güzel bir Denizli sahasında çok iyi oynayacağımızı öngörüyorduk. Her ne kadar pahalı, Dünya yıldızlarını getirsek de, Emre Çolak, Uğur Uçar, Arda Turan sahadaydı. Maliyetleri sıfırdı, Caner'ide sayarsak takımın yaş ortalaması çok düşüktü. 5 gol atan Fenerbahçe'de yeni bir genç sahaya sürülmezken, onca adamın arasında Emre Çolak'ı görmekten memnun oluyor ve Surinamlı'ya selam çakıyoruz.

Beyaz formayla çıktık yine bir kış gününde. Galibiyeti olmayan Denizli maç başlar başlamaz can havliyle saldırdı. Gelişigüzel ataklar yapıyorlar, fakat bir türlü Galatasaray'ın oyun kurmasına müsade etmiyorlardı. Elano ilk defa 10. dakikada topla buluştu. Attığı uzun nokta paslar takımı rahatlattı. Afrika'nın balta girmemiş ormanlarından gelen topçular belki de hayatlarının futbolunu oynadılar. Sert futbolla da Galatasaray'ı durdurdular.

Arda Turan kafaya çıkarken, Hakan Şükür'ü hatırladık. Muhteşem bir atak sonucu gelen golün devamı gelir sanıyorduk. İlk yarı biterken Co Dalton'un, şahane dönüşünü ve berbat bir gol vuruşunu izledik. Ve ilk yarıda Caner'in artık banko oluşunu, Lukas'ın savunma kaptanlığının ilanını, Mustafa Sarp'ın iyi oyununu ve Elano'nun seyre değer paslarını izledik.

Dedik bize rahat maç seyretmek yasak. Tam birinden kurtuluyoruz, kafaya takacak biri iyot gibi açığa çıkıyor. Bugün belki de son 20 yılın en kötü kalecisini izledim. Geldiğinde bu adam teknikti, topları elle oyuna sokardı, ayağıyla isabetli paslar atardı. Demek bizde kalecinin topu elle oyuna sokması yasak. Yine saçmalıyordu, her geşen topu taca atıyordu, eline aldığı serbest topları lanet olası degaj yaparak rakibe atıyordu. Yine bir topu aldı, satranç oynar gibi düşündü, ileriye tepti 5. sınıf takım kalecisi gibiydi. Top gitmesi gereken yere rakibe gitti, o top geldi gol oldu. Golde topu içeri çeldi, hele sonrasında tam cortladı. Vakit geçirmekten sarı kart aldı, son saniyelerde topu rakibe nişanladı, bu maç Leo'ya rağmen kazanılmıştır. Böyle maçlar çıkaracaksa benim işim bitmeyecek gibi görünüyor.

Gole çabuk cevap verdik, 3. vuruşunda Co Dalton sanki topu kaleciyi deldi geçti. Golden sonra çıkarılıp, Emre Güngör'ü oyuna girerken mırıldandık mırıldanmasına ama bir adamla 3 değişiklik olduğunu görünce hemen hak verdik. Caner en verimli oynayacağı yere yollanıp iş erken bitirilmeye çalışıldı. Böbrek sancısı geçiren Elano'nun yerine Ayhan girdi, belli ki Denizli'nin horozlarının zamansız ötmesi istenmiyordu. Emre Çolak görevini yapıp, El Çiko'ya yerini verirken gözlerimizi fal taşı gibi açtık. Bir golde ondan bekliyorduk açıkçası. Ondan gol beklerken Arda'nın son dakikalarda Messi'ye selam çalımını seyrettik.

Son dakikalarda Leo'nun güvensiz duruşu sayesinde, bir çok maçta olduğu gibi, yürekler ağızda bir maçı daha bitirdik. Haftaya defilede Kara Şimşeği bekliyoruz. Yeni katılanlar takıma ve taraftara alıştığında çok daha huzurlu maçlar geçireceğimizi umuyorum. Ey büyük Surinamlı yorulduk, yaşlandık rahat, huzurlu maç seyretmek istiyoruz. Sana güveniyoruz.

El Chico*


Futbol ilahları, Galatasaray tarihine birini göndermişti daha önce. Adı Hagi'ydi, geldi, oynadı, ve bir daha gitmedi. Futbol konuşuldukça, adı anıldıkça Galatasaray taraftarlarının gözlerini buğulandıran Hagi'yi bir tarafa koyup, Hagi ve diğerleri diyoruz.

Hagi'den önce ve sonra diğerlerinden  yüzlerce yabancı futbolcu geldi geçti. Nesiller gelip geçecek, yüzlerce futbolcu daha gelecek. Havaalanlarına koşulaşak, boyunlarına atkılar takılacakak, itiş kakışlarla marşlarla şarkılarla Florya'ya getirilecek, bir heyecanla çıkacağı ilk maç beklenecek. Bunların çoğu beğenilmeyecek, gönderilecek her seferinde taraftarın heyecanı yüksek tutulacak. Yeni heyecanlar beklenecek.

Devre arasında gelen futbolculara hep kuşkuyla bakmışımdır. Hele ki gelenler kiralıksa pek istikbal bağlamam. O yüzden ne Lukas, ne Co beni fazla heyecanlandırmadı. İlk yarıdaki kadroyu, maçları izledikten sonra, ikinci yarıda en çok beklentisi karşılanmış taratar olarak görüyorum kendimi. Beni Gökhan-Servet ile Sarp-Topal 4 lüsünden kurtardığı için Surinamlı'ya yönetime, Haldun'a minnettarım. Ama yine de içimde bir Gamlı Baykuş'luk kuşkusunu hep taşıyacaktım bu ikisi için.

Çocuğun ismini duyduğumda, yıllar önce Hagi'nin ismini duyduğumdaki heyecanlarıma döndüm. beklentim büyük, koskoca bir ülkenin gözbebeği, geleceği, prensi, muhtemelen Dünya Kupası'nın yıldızı Galatasaray'da. Kendisini hiç izlemedim, tanımıyorum, benim gibi olumsuz birinin kendisi için şimdiden methiyeler dizmesinin  belki mantığı yok. Bu durumlarda olmayana ergi metodum vardır benim. Galatasaray'ın başındaki adama herkesten daha çok güveniyorum. Onun tanıdığı 17 yaşında Noi Camp'a saldığı ve Florya'ya getirttiği futbolcu benim için efsanedir. Hiç oynayamadan, ya da çok kötü oynayarak gönderilse bile benim bu görüşüm değişmeyecek bir bahanem her zaman hazır olacaktır.  

Göreceksiniz, şu kısa zamanda hepimizin sembol yabancı futbolcusu olacaktır. Ancak ben yine de yarım sezon seyrettikten sonra gider olasılığı karşısında duygularımı saklayacağım. Giderse üzülmemenin bir yolu da fazla sevmemektir.

El Çiko; her neyse adın, her nasıl söyleniyorsa benim için sen  El Çiko'sun. Gözüm sende Çocuk*, kalbimin de seninle olması için Aslantepe'de oynama garantini bekleyeceğim.
 

28 Oca 2010

Güle Güle Manda Yiyicisi

İlk çıktığın maçta, kapalının önünde kabak gibi ofsaytta kımıldamadan durup felç geçirdiğin maçtan, son oynadığın maça kadar son 2.5 yıldır en çok küfür ettiğim adamdın kusuruma bakma. Şimdi gittin ya, artık bu saatten sonra sen benim Kuna Kinte'm, kardeşim, yoldaşım, arkadaşımsın. 

Çıkmaz yolları zorladın, sakattın gelmeden önce söyledin, dinletemedin. Almayın beni, ben oynayamam, ben bittim, adelelerim beni taşımaz dedin. Gel bizde idare edersin dediler, ettin, 4 santraforla oynadığımız sezon sana da sıra geldi 11 gol attın. Fenerbahçe'ye attığın dandik golün hatırına katlandı kimi taraftar sana.  Yadigarın ''30 santim'', bizim için gol ölçü birimidir artık.

Benim blogun gugulına ''Nonda'' yadığında çıkan yüzlerce sonuç var, ne yazık ki hakkında hiç olumlu bir şey yazamamışım. Bu kadar gaddar davrandığım için umarım beni unutmazsın. Hele şu son maçlarda gol atacaksın diye ödüm koptu. Penaltıyı kalecinin ayağına nişanladığında sevinçten zıpladım. Böyle de bir şerefsizim işte. Senin futbolundan nefret ettim. En yakın arkadaşımla senin yüzünden papaz oldum.

Nonda, bugün en büyük, benim tek sevindiğim golünü attın. Bu gibi durumlarda sevineni sevmezler bizim mahallede, başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmak bize yakışmaz. Ne var ki en son gelen çocuk(hakkında yakında yazacağım) benim için gelenlerin en iyisidir. Dos Santos'un yerine de feda edilecek adamın Kewell olmasını kaldıramazdım. Galatasaray anayasasının teklif bile edilemeyecek maddesidir Kewell'e sen gidermisin diye teklifte bulunmak. Kewell gidecekse kendi istediği zaman gider, gitmeyecekse de istediği kadar kalabilir.

Kendimi haklı çıkarmak için seninle geçirdiğimiz 2.5 sezon boyunca sana saldırılarımın nedenlerini sıralayacak değilim. Nasıl ki önemli bir transfer yapıldığı zaman yapanlara minnet duyuyorsak, seni Galatasaray'a layık görenlere de kızmak hakkımız. Doldur boşalt yöntemiyle yapılıyor bizde transfer. Tutarsa aslan Haldun, sihirbaz Haldun, tutmazsa yenisini getir, tutmayanı gönder. O zaman yine aslan Haldun.

Neyse Nonda, Kongolu kardeşim, beni boşver, ben senin yediğin pirzolaları bile saydım, attığın gollere sevinmedim, belki de senin için en olumsuz düşünen Galatasaraylıyım. Ancak bu taraftar seni unutmayacak elbet, hele mazlum bir ülkenin vatandaşısın ya, nereye gidersen git arkanda, yanındadır.  Yalandan ağlıyorum sanma, çok kötü davrandım. Beni tek kurtarır kıstas, Galatasaray'ın çıkarlarıdır.  Eğer Galatasaray için bir şey iyi olacaksa o şey olmalıdır.

Yeni bir takım kuruluyor, Aslantepe'ye çıkmak için gün sayıyoruz. Başımızda Surinamlı, dosta güven düşmana korku salan bir takım istiyoruz. Yöneticilerle aynı görüşteyiz, ufuktaki takımda sen olamazdın.

Güle güle Nonda, nesli tükenen mandaları kurtardın, yolun ve bahtın açık olsun kardeşim, tekrar kusuruma bakma diyorum, Galatasaray'lılıktandı bunca savaş.

24 Oca 2010

Kış Mesaisi Başladı; Galatasaray 1- Gaziantepspor 0


GalatasarayIn bu maçı erteletmeye niyeti yoktu. İstese oynamaz, sahayı, doğayla başbaşa bırakır maçı oynatmazdı.Yakışanı yapıp, her ne koşulda olursa olsun bu maçı oynayacaktı. Üst düzey Galatasaray taraftarı tribünlerdeydi her zamanki gibi. Ve maça gelenlerin tamamının söylediği şarkılar hem kendilerini, hem futbolcuları ısıttı. Hava güzel olsa da tribünler tıklım tıklım olsa desibel bundan daha fazla olmazdı zaten.

Sahanın zeminini futbol oynanır hale getirebilmek için harcanan yoğun çaba sonuç verdi ve yeni transferimiz Lukas'lı Galatasaray kış günü beyaz formayla tünelden göründü. Beyaz zeminde, beyaz forma bizim gibi gözlerinden sorunlu olanların sorununa sorun kattı. Zor görüyorduk futbolcuları. İkinci yarı için yaptırılan kırmızı forma tam zamanında görücüye çıkacaktı, ama Gaziantepspor'un başka renk forma getirmemiş olması yüzünden klasik defileyi izleyemedik.

Maça Galatasaray büyük bir tempoyla başladı. Ben de küfürle başladım. Bu Manda Yiyiycisi bizle dalga geçiyor herhalde. Saç baş yoldurdu, bunca sakatın içinde en sakat futbolcumuz ne yazık ki Nonda idi. Bu adam penaltı bile olsa atamaz, belki Reykard üşümesin diye ilk 11 de oynattı çuvalı. Isınmak için koşar bir işe yarar sandı!. Topla buluşmamak için elinden geleni yaptığı halde olmayan beynini iki kere, demir bağlı ayaklarını 1 kere gol pozisyonuna soktular.

Aslında ikinci devre için en büyük transfer Caner'di. Her işte bir hayır var misali Kewıl'ın sakatlığı, Kara Şimşeğin yokluğunda ilk yarı muhteşem bir futbol oynadı. Sol tarafın karları, Balta, Arda, Caner'le erimesine rağmen sağ taraf ilk yarı için aynı üretkenliği gösteremedi. İki baskın oyuncuyu aynı kanatta oynatmak bence de akıllı işi bir taktik bu sahada bulduğun yerden yükleneceksin.

Gaziantepspor'lu futbolcu hakeme ağır küfürden atıldı. Atılınca maç 10 a 10 oynanmaya başladı. Biz de Nonda yüzünden 10 kişi oynadık ilk yarıyı. Hatta Nonda'dan dönen topları hesaba katarsak, onlar fazla bile sayabiliriz. Lukas ilk yarıyı hatasız kapadı, defansa gelen güven Servet'in de hatasız oynamasını sağladı, İlk yarı itibariyla herhangi bir acemilik yapmadan oynadı. Ve ilk yarı olumsuz koşullara rağmen  takım, beklenen de güzel futbol oynayarak soyunma odasına yöneldi.

Ben bu yazdıklarımı devre arasında yazdığım için tabelaya göre bir değişiklik yapmadım. Nonda, penaltıyı atsa bile görüşüm değişmeyecekti. Yanlız Arda nasıl olur da penaltıda topu Nonda'ya verir? Eminim tribündekilerin çoğu atamaz demiştir.

İkinci yarı aynı tempoyla oynandı oyun. Nonda penaltıyı kaçırdı, kaleci topu kurtarmasa bile sanki top çizgiye kadar bile gitmeyecek gibiydi. Penaltıdan sonra bir gol daha kaçırınca homurdanmalar başladı tribünlerden. Koskoca Surinam'lı taraftarın dediğini yapacak değildi, Elano çıktı. Co'yla beraber yüklendikçe yüklendik. Taraftar ve televizyondan seyreden Galatasaray'lılar rahat maç seyrediyorlardı. Gol nasıl olsa gelecekti. Arda topun başına geçtiğinde arka direkte Reykard'ın cini, Mustafa bitiverip topu tavana asıverdi. İkinci gol bir türlü gelipte rahat bir Nevizade Geceleri şarkısını söyletmedi taraftara. Bu gidişle melodisini unutacaklar. Yine de ürkerek de olsa söylendi bu şarkı.

Son saniyelerde atılan  korner acabamı diyen Galatasaray'lıları heyecanlandırdı. Haklılık payı vardı, maç başından beri kardan adam formasıyla dikilen Leo, bi sakatlık yapsa ne olacaktı? Neyse ki savaş hali haftası geçirilen İstanbul'da puan kaybetmeden lige giriş yaptık. Oynanan oyun umut vericiydi, maçın adamı Caner'di. Arda sakınarak oynadı ki bence çok iyi yaptı.

İlk maçın ardından, ben umutlu yazılar yazarak noktalıyorum. Güzel futbol bekliyorum, pozisyon verilmeden maç tamamlandı. Sezon sonuna kadar ilk yarı yediğimizin yarısını bile yemeyiz. Keyta, Kewıl, Baros'un katılımıyla takım dahada büyüyecektir. Haydi bakalım gazamız mübarek olsun.

Kral Hakan Şükür!


Geçen akşam Saba Tümer'in konuğu Hakan Şükür'dü. Bazen iyi oluyor magazin seyretmek, dinlemek. Konuk Hakan Şükür olunca, yapacak bir şey de yoksa takıldık işte ekran başına. Daha önce Arda Turan'la yaptığı programı da izlemiştim. Medyanında kralı Hakan Şükür'müş meğer

Hakan Şükür, Türk futbolu ve Galatasaray'ın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusudur. Sarı kırmızı formanın içinde geçirdiği yıllar boyunca verdiği imaj, yazdığı tarihle sonsuza kadar bu sıfatı devam edecektir. Futbolun ticaret olduğu günümüzde artık hiç bir futbolcunun, Hakan Şükür'ün istatistiklerini geçmesi mümkün değildir. Ne var ki Hakan Şükür'ü , formanın içinden çıktıktan sonra ki yaşamıyla da takip etmek, sevmek isterdik.

Yazıklar olsun ki, şu dandik magazin programında bile Galatasaray'lıların gönlünü alamıyor. Dikkatli izleyiciler tarafından küfür yiyor, hiç haketmediği halde.

Galatasaray'a üye yapılmış, kendisini üye yapana oy vermeyeceğini söylüyor. Çok umurumuzdaydı Hakan Şükür. Sen vermesen, Galatasaray'ın başına bir şey gelir sanki. Türkiye'de hiç kimseye nasip olmayacak bir noktaya geldin sayemizde. Galatasaray'lı olmasan sana onca sene o formayı giydirlermiydi?

Galatasaray'ın oynadığı en büyük maçın ilk 11ine bakın. Yücegök bize acımış, Arsenal maçına  çıkan takımın fotoğraflarını  duvarlarına asanlar, indirmek mecburiyetinde kalmamışlar. Fatih Akyel yok, Hakan Ünsal yok, Emre Belezoğlu cezalı o da yok. Kenardan sevindiler, ihanet ettiler, çıkabilecekleri en büyük maça çıktıkları takımı sattılar. Bundan sonraki nesiller başta Küçük Hakan olmak üzere bu saydığım futbolcuları lanetle anacaklardır.

Ancak bunlar neydi ki, Kaptan Hakan Şükür'ün yanında. Çocuklarımın tutacağı takıma karışmam diyor. Bundan daha büyük lanet olabilir mi? Düşün baban karışmamış, dayın seni Fener'li yapmış ve sen bir bakıyorsun ki senin baban Galatasaray'ın en büyük futbolcusuymuş. Bundan daha büyük Galatasaray nefreti olabilir mi? Hakan Şükür. Bırak senin gibi sporcuyu, sıradan bir Galatasaray'lı baba, çocuğunu Galatasaray'lı yapar. Aynı şekilde Fener'li de Fener'li.Senin çocuğunun başka takımı tutması imkanı var mı? Tanju Çolak, Fener'e gittiğinde oğlu Anıl ağlıyordu, yıllarca konuşmadı babasıyla. Sapına kadar Galatasaray'lıydı. Ve babası da döndü dolaştı aslan yuvasına katıldı, arkasında mecbur kaldığı pişmanlığı her fırsatta dile getirerek.

Son oynadığın sezondan önceki sezon aslında son senendi Hakan Şükür.O sezonu tarihinin en kötü sezonu olarak bitirdin. Bence bilerek yaptın bunu. Sadece 4 gol atabildin ve Galatasaray yönetimi, o beğenmediğin, nankörlük ettiğin Adnan Polat seni 1 sene daha oynattı. Elini öpmeye koştuğunuz Canaydın Başkan'a kalsa o akıl edemezdi.Kırılması gereken rekorlar vardı. Gerçi senden önce kıranlar da Galatasaray'lıydı ama olsundu. Tanju Çolak'ın attığı goller topaldı. İcabında, haklı olarak Fener'li de sahip çıkacaktı. Seni 1 sene daha oynatıp, bir daha asla kırılamayacak bir rekoru Galatasaray formasına kırdırdı ve duvara astı. Yoksa sen o formsuzluğunla, o yaşta 1 sene daha oynayabilecek durumda değildin. Nonda'yı getirmişlerdi, Hasan Kabze vardı, Ümit Karan'ın en verimli sezonuydu.

Saba Tümer'e dışarda Galatasaray'lı gördüğünde saatlerce konuştuğunu, imza verdiğini falan söyledi. Ben çok denk geldim, misal Milano'nun Bağdat Caddesinde maçtan sonraki gün bütün futbolcular kafelerde taraftarla takılırken Hakan Şükür ortalıkta yoktu. Ha hakkını yemeyelim bir de Popescu yoktu. Otellerin lobilerinde Hakan Şükür bir idareciyle, ya da o şehrin kodamanıyla, tarikatçısıyla oturur da asla taraftarla oturmazdı. Sahada 100 kişi çağırınca gelen adam dışarda taraftar gördümü öcü muamelesi yapardı.

Tutulmuşlar, şimdi basındaki Hakan Ünsal'ın peşine takılmışlar, inceden Galatasaray'a sövüyorlar. Galatasaray'lıyım diyemiyorlar, Kenan İmirzalıoğlu kadar bile Galatasaray'ı sevmiyorlar. Görevli değillerse Galatasaray maçlarına gelmiyorlar. Ne yalan söyleyeyim şu son Hakan Şükür magazin programını seyrettikten sonra keşke Hakan Şükür'de Fener'e gidip 1 sene oynasaydı diyorum.Nerden nereye 15 sene önce Televole maymunu iken şimdi ülkenin spordaki en büyük, en ciddi adamı haline gelmişin. Tek bir sıfatın var oysa o da Galatasaray'lı oluşun. Acaba ne diyecek diye hiç sevmediği programı, sadece sen varsın diye seyreden milyonlarca Galatasaray'lıya ayıp ettin. Ben dayanamadım, sonuna kadar seyredemedim o yüzden burada kesiyorum.

Geçen yıl, futbolu bırakalı  2 ay olmuşken takım Kadıköy deplasmanına yol alırken favori Fener diyebilen bir Hakan Şükür'sün. Yani ne değişti, tamam bildin hezimet yedik ama ne değişti? de sen varken yenmeye gittiğiniz takım sen yokken yenilmeye gidiyordu.

Formanın içindeyken en büyük Galatasaray futbolcusuydun Kral Hakan Şükür, seni formanın dışında da aynı duygularla sevmek isterdim.Formanın içindeyken hiç seyretmediğimiz, formanın dışında ise her zaman en tepelerde taşıdığımız, ve Galatasaray var oldukça taşıyacağımız Metin Oktay gibi olsaydın keşke.

Galatasaray hakkında ne olur konuşma Hakan Şükür, bırak bari anılar güzel kalsın.

23 Oca 2010

Acıbadem Baytarları


Bir alttaki yazıyı dün yazdık, bugün okuyucular boş geçmesin diye yayınladık. Henüz okumamışlar varsa, doktorlarımızın allah belalarını versin diyerek devam ediyorum yazmaya.  Net bir şekilde soyuluyoruz. Bu satırlarda defalarca yazıldı.10 milyon dolarlık futbolcu, pratisyen dolandırıcı doktorun eline emanet ediliyor. Ben bırak Kevıl, Aydın Yılmaz olsam bu doktorların verdiği asprini bile içmem. Hepsi ortak, bakmayın biz sinirden baytar diyoruz, veteriner diyoruz, hakkını yiyoruz bu arkadaşların. Tümünü araştırsınlar, Galatasaray'a geldiklerinde neydiler şimdi neyler. Servet dökümü yapsınlar bakalım ne çıkacak?

Kevıl zaten diken üsütnde geldi bize. Mevcut sakatlığı var, Alp kardeş bugün değinmiş yazısında, aynen katılıyorum. Galatasaray'da görev alsın almasın, ne kadar taraftar doktor varsa üzerine titremeleri lazım. Bir fiş takarak, katır gibi futbolcuyu kontrol edebilen sahte doktor, anlayamadın mı? Kevıl'ın hafif sakat olduğnu. Baroş' yaktınız, elimizde Manda Yiyicisi var ilerde sadece tepik atabilecek. Ordu maçında oynatmasanız ne olurdu sanki?

Burhan Uslu zamanında hastaneler kan ağlıyordu. Galatasaray'dan futbolcu gelmiyordu. Burhan Baba'nın hokus pokusla iyileştirdiği futbolcuları bunlar bu imkanlarla daha beter hale getiriyorlar. Diyoruz da kimseye dinletemiyoruz, bunca transfer yapılacağına bir adam eksik alınıp, iğnecisinden, şurupçusuna kadar bütün sağlık ekibini şu soğukta Florya'nın kapısına koymaları lazım. Antrenör Neskens bile sakatlandı, gerisini düşünün.

Her zamanki gibi durumdan vazife çıkarma işi taraftara düşüyor. Ne yapılırsa yapılsın taraftardan tepki gelmeden uyanamıyorlar. Yarın maçta ilk işiniz bu olsun. Sağlık ekibini istifaya çağırın.

Galatasaray doktorları; size diploma veren okulun da avradını emi. Okyanusta bir damla bile olsa benim verdiğim paralardan size geçen olmuştur. Haram olsun, şerefsiz, bilgisiz, üçkağıtçı, dolandırıcılar sizi.

Burhan Uslu, nerdesin? Conk Bayırında savaş çıktı sanki, takım eriyor, yetiş.

Ağla Acıbadem Ağla


Linderot geldiğinde nerden bilecektiniz ki, tüm hastenenin cirosuna eş değer bir ciro yapacağınızı? Aslında lafın gelişi bu soru, koskoca ticarethanesiniz, yoksa hastanemiydiniz? Siz bilmeyeceksiniz de kim bilecek, yapıştırın karnına fişleri aslan gibi çocukların, dinleyin kulaklığınızla ne ses veriyorlar acaba kaslar? diye, verin sağlam raporu alın eşşek yükü para.

Şu hale bak güreşe tutuşsa bir ayıyı yatırır Co( bu arada her halde adı bu kardeşimizin, güzel bir isim Co) bağlamışlar kabloları vücuduna. Ne olacak ki, bana gelse ben de sağlam derim. Adamın midesinde, böbreğinde ne arıza arıyorsunuz. Linderoth muayene edilirken ellerinizi avşturdunuz değil mi kolpa doktorlar? Kalbi temiz, (aslında en pis yeri kalbiymiş anlaşıldı, 12 maç oynayarak 3 senelik parayı dolandırıp gitti şerefsiz) pankreas temiz, ama adele yırtık, kemik eriyor. Olsun bunlara kimse uyanmaz, üç kağıtçılar için bulunmaz bir transfer. Aslında tam Beşiktaş'lık, Tüpçülük transfer olurdu. Bilseydi bizden daha fazla para verip kesin alırdı Linderot'u.

Acıbadem Hastanesinin sahibi Fener'li. Doktorların tamamı azılı Fenerli, en azından biri benim akrabam ordan biliyorum, tam şerefsiz yani. Para için en kralı hasta yapar, bu doktorlara güvenipte Galatasaray'a nasıl transfer yapıyorlar anlamıyorum? En büyük müşterilerini kaybettiler. Linderot'tan sonra diğer sakat Serkan Çalık'ta Ankara'daki hastanelerden birine müşteri oldu. Kara kara düşünüyorlardır şimdi. Şu Haldun Üstünel, bir maç öncesi Linderot'u kapalı tribüne bir çıkarabilseydi, bir araba dayak atıp öyle gönderebilseydik ne güzel olacaktı.

Sıra Nonda'da. Manda gibi, katır gibi kuvvetli, ama bacağındaki kaslar, kemiklerdeki platinlerin ağırlığını bile taşıyamıyor. Şimdi Co geldi ya, belki biraz kımıldar, halinden memnun olur. Kırk yılda bir girer, Ziraat Kupasında dandik bir takıma atar( ona bile atamaz ya neyse atar diyelim) kandırdığını sanar bizleri.

Haydi idareciler, nasıl ki Linderot'tan kurtuldunuz, zararın neresinden dönersek kardır, şu Manda Yiyiycisinden de kurtarın bizi, Acıbadem'in tüccar doktorlarını. En azından onun yiyeceği pirzolaları Kongo'daki açlara gönderin daha çok sevaba girersiniz.

Sen de ağla Acıbadem Hastanesi, git biraz da başka kulüplerin kapısını çal, Sakat futbolcu transfer ettir, beraber bölüşürsünüz tokatladığınız paraları idarecilerle.

22 Oca 2010

Şimdi Sakinleşti Erman Toroğlu


Kabzımallıktan çok iyi anladığını her fırsatta söylemişti bize. Ne kadar da haklıydı, bizim gibi hıyarları yıllardır cacık yapmıştı sofrasına. Ne kolaydı işi, maçın hakemini yüklen, aşağıla, hedef göster yürü ya kulum de cebine doldur paraları.

Yusuf, Eskişehirspor maçında 5 kişiyi çalımlayıp boş kaleye golü attırıyor, Erman Hoca, ''bu çalımları yiyen futbolcu olur mu?'' diye yorum yapıyor. Aslında o çalımları atan futbolcu olur mu? diye sorması lazımdı. Elano Kayseri'ye bazuka füze gönderiyor, adamımız, golü yiyen kaleciye sövüyor. Nerede bir güzellik varsa, Erman Hoca'nın sansürüne uğruyor. Yıllardır bu düzen böyle sürüyordu, ta ki Digitürk patronları, dünyanın parasına ihaleyi alıncaya kadar. Digitürk'ün CEO'su Erman Toroğlu'ndan daha az para kazanıyor. Ve bu işte bir bit yeniği olduğunu nihayet fark ediyordu.

Taşlar yerinden oynadı, vak vaklar ürktü artık, sonunuz geldi bizim bi bok sanıp ta gözümüzde büyüttüğümüz adamlar. Ligimizde tek bir maç 3.5 milyon dolara denk geliyormuş, 3.5 milyon dolarlık maç sayısı bir sezonda 4 taneydi oysa.Hata yapmaktan yani Erman Toroğlu'ndan korkan hakemler, futbolun güzel oynanmasına izin vermiyorlardı. Akşam medyacılardan fırça yemek istemeyen futbolcular güzel futbol oynamak yerine lanet olası puan mücadelesi veriyorlar, bir sonraki maça bakıyorlardı. Televizyonlarda konuşulan şeyler, sıradan bir köy kahvesinde konuşulanlardan çok daha ilgi çekici değildi. Şu dandik sayfalarda bile kaç kez bu konulara girdim, çorbada biraz da bizim payımız vardır sanıyorum. Kimse okumasa da etiketlerde bir yerlerde köşe başlarını haksız yere işgal etmiş muhteremlere saldırılarım mevcut.

850.000 adet dekoder varmış, bunların yarısı yurt dışındadır ve bunların çoğu da kaçaktır. İçerdekilerin de yarısı kahvelerde eh işte arta kalanlarda evlerdedir. Yani bu durumda Digitürk seyredicileri, Dicitürk patronları memnun etmemektedir. Bu yüzden okumuş adamlar, bu işlere kafa yoran profesyoneller, bu kadar pahalı mekanizmayı, bu denli amatörlere bırakmamakta kararlılar. Sırada bekleyenler sırayla yazdılar, yok özgür basının işine karışılmazmış falan. Yok ya, sen benim malımın reklamını kötü yap, ben sana benim işimi ne kadar bok edersen, benim hakemlerimi, benim federasyonumu ne kadar itin götüne sokarsan ben sana o kadar dolar ödeyeyim.

Foyanız çok geç te olsa çıktı, birer birer yok olup unutulup gideceksiniz bu alemde. Yarattığınız travmalardan çıkış kolay olmayacak elbet. Şimdi ben sizin takipçiniz olacağım sayın Toroğlugiller familyası. Bakalım para almayacağınız bir maça gidecekmisiniz. Ya da en iyisi siz daha kolayını yapın bence.

Alın bir dekoder, evinizde maç izleyin, maçtan sonra sizin yerinize yorum yapacakları izleyin. Muhtemelen yıllardır bizim duyduğumz hisleri sizde duyacaksınız. Sizin seyrettiğiniz, maç, hakem, ve futbolcularla, onların seyredip bize sattıkları yorumlar tamamen farklı olacak. Ve siz de bol bol küfür edeceksiniz. Bizim sizlere yıllardır ettiğimiz gibi yani.

Evet sakinleşen Erman Toroğlu'ya birlikte bir maçı televizyondan izleyip, sonraki yorumcuya ne küfürler edeceğini duymak isterdim.

20 Oca 2010

Öteki Mahallenin Çocukları;'' Paşa'' Hüseyin Çelik


Baba Paşa Hüseyin

Pelin Çelik milli voleybolcu



En güzel takımlarda oynadın be Paşa Hüseyin. Köy takımlarında başladı hayatın, yine köy takımlarında veda ettin futbola. Şimdilerde ne mümkün, 40 yaşına kadar oynamak isteyen
profesyoneller ne hikmetse bırakın köylerinin takımını, şehirlerinin takımında bile oynamayı küçük görüyorlar. Ne güzeldi o günler, her maça gidemeyen garibanlar, yaz turnuvalarında, büyük takımlarda oynamış hemşehrilerini seyrederlerdi.

Başlarda köy turnuvalarında gösterdin kendini. Sonra o köylülerin gururu oldun. Ankarada, zımpara gibi sahalarda, evdeki kadınların manifaturacılardan aldığı bezleri boyayarak yaptıkları formalarla sahaya çıkan köy gençlerinden sıyrılanların kapağı attığı Gençlerbirliği'ne katıldın. Sonrası Güney'in menekşesinde, asilerin takımında demir bilekli kardeşlerimin yanında ıslattın formalarını.

Sonrası devamdı be Paşa Hüseyin. Komşu kentte Mersin'de büyük başların görmesi için didindin durdun. Ve soluğu hiç almaman yerde aldın Paşa. Fenerbahçe'deyken hatırlıyorum seni ben. Bu bilgileri de müsade varsa ''alkarlar.com'' dan yazdım. Hani sen oynadığın zamanlar şimdiki gibi rakip futbolculara düşmanlık falan beslenmezdi ama doğrusunu istersen de sevilmezlerdi. Biz sevilenleri, unutulanları tekrar yad etmek için arıyoruz ve ayırıyoruz sizleri işte.

Sen ki ilkokulda bir müsamerede paşa rolünü oynadığın için paşa lakabı takılmış. Ve öylede anılmışın işte. Fenerbahçe'de iki sezon geçirmişin Hüseyin. Şimdi ki gibi o zaman da bir futbolcu öğütme fabrikasıymış Fenerbahçe. Seni de öğüttüler kısa zamanda.

Kargalı köyünün acar futbolcusu PaşaHüseyin 5 sene önce aramızdan ayrıldı. Çoğumuz hatırlamadık bile, hadi bizi geçtik Fener'li eskilerden hatırlayan çıktı mı? Çıksa bir şeyler yazarlar biz de okurduk. Ne yazık ki biz kendisini yazmaya karar verdiğimizde öğrenmiş olduk akibetini. Bir Gençlerbirliği- Konya maçında saygı duruşuyla hatırlanmışın Paşam.

Ha bir de voleybolcu bir kız yetiştirmişin ülke sporuna. Kargalı'lı, Polatlı'lı, Ankara'lı güzel futbolcu, oynadığın bütün takımlara selam olsun. Mekanın cennet olsun.

_________________

19 Oca 2010

Gamlı Baykuş Bildiriyor


Bu hafta şenlik başlıyor. Ligimizi, futbolumuzu büyük paralara sattılar. Kulüplere gelecek bu büyük paraları, bakalım nasıl harcayacaklar? iş bilmez, ya da tam tersi işi çok iyi bilen yöneticiler. Garanti veriyorum, tüm takımlarımızda bu paranın en az yarısını buharlaştırıp iç edecek kurnaz tilkiler mevcuttur. Al sat, sat al bakalım bizim payımıza ne düşecek bu alış verişlerden?

Neyse biz bu düzenin, düzülen tarafında olduğumuza göre, gerçeğe dönelim de bizi ilgilendiren taraftan dalalım meseleye. Son iki resmi kupa maçını izledim. Sezon başından beri yazmakta direndiğim ahval ve şerait şöyleydi. Garanti veriyordum, Servet ile Gökhan'ın arka, Sarp ile Topal'ın ön liberoda oynatmayacağını. Lukas'ın gelişiyle bu iki kazmadan birinden kurtulduğumuzu müjdeleyebilirim. Aslında bir iddaam daha var ki Lukas, Servet'in yanına değil, tam tamına Servet'in yerine gelmiştir. Araştırmalarıma göre Lukas benim beklediğim oyuna topu çok iyi sokabilen bir stoper değildir. Daha çok Bülent Korkmaz vari bir oyun bekleyeceğiz kendisinden. Bir kaç maç bize gösterecektir ki savaşan Lukas'ın yanına topu bir an önce öne aktarabilecek teknik biri takıma oturacaktır. Balta veya Topal olabilir(bu arada teknik biri derken soyadları cuk oturmuştur ya neyse). Ben mücadelemi Servet'ten sizi kurtarana kadar sürdürme azminde ve kararındayım. Servet ilk geldiği sene gözümüzü boyayıp kendini kabul ettirdi. Sonrası işte bu kadar. Kendisi de biliyor ki 3-5 maç oynamasın, Sivas'a bile almazlar. O yüzden ne atılıyor, ne sakatlanıyor, ne etliye karışıp ceza alıyor. İş bize düşüyor yani.

Baros'un geri dönüşü uzamış, bu arada ben pek ilgilenmedim desem yeridir. Ne gazete okuyorum, ne de televizyon seyrediyorum. Maçtan maça bizimkilere bakıyorum o kadar. 2.5 senedir bir kavgam da Manda Yiyiyicisi'yle oldu. Hatta onun yüzünden 45 senelik arkadaşım Eski Tüfek'le kötü oldum. Gerçi bizim Eski Tüfek, Nonda'yı oynadığı futbol için değil daha çok, 3. Dünya ülkesinden geldiği için sever. Yani sen hem Emperyalist İngiliz, İspanyol, Portekiz'li ol, ütüne kötü oyna bak bakalım o zaman Eski Tüfeğin gazabını. Kötü oynayacaksan bari gariban Angola'lı ol, Kenta'lı ol, Gana'lı ol.

Nonda sakat çocuklar, o yüzden koşmuyor, koşamıyor. Korner atsın yetiştiremez, yetiştirecek kadar sert vursun lifi çıkar yerinden. Arada sırada dandik, beleş, şans golü atar o kadar. Bu takımda 5 dakika yeri yok, sakat olsa daha iyi. En azından oyuna girip bizi kanser etme ihtimali ortadan kalkmış olur.

Orta saha yangın yeri gibi. 2 kişilik boş yer, 8 kişi talip var. Ortadan servis yapacakların kaderi, arkadaki ikiliye bağlı. Bir şekilde eğri doğruya gelir de tam uyumlu iki kişi devamlı oynayabilirse, defans bloğu daha önde kurulacağından, orta saha da rakip kaleye daha yakın, dolayısıyla daha çok pozisyon bularak oynayacak.

Keyta'dan gelen haberler iyi. Üstüne koyarak aramıza katılacak, Kewell Aslantepe'de gol atmadan dönmem diyor. Arda kardeş'in üstündeki psikolojik yük kalktı gibi. Elano 60-70 metreye nokta paslar atıyor. Yıllardır beklediğim Galatasaray, sezon sonuna doğru sahada olur. Seneye de oturmuş takımdan büyük zaferler bekleriz.

Haydi hayırlısı diyelim, ikinci yarıya konsantre olalım.