30 Tem 2009

In Haldun We Trust



Darbeler sabaha karşı yapılır Dünya'nın her yerinde. Sabaha karşı uykular ağırlaşır, ayakta kalan sayısı azalır. En önemlisi darbeyi önleme ihtimali olanların dirençleri düşer.

Dün gece yarısı 3 de düştü Galatasaray resmi sitesine Elano transferi haberi. Bütün gazeteler dağıtıma verilmişti o dakikalarda. Bütün spor medyasını bir kez daha maymuna çevirdi Haldun. Günlerce Deco'yu yazdı yalamalar. Ben mutlaka basında adı hiç geçmemiş birini bekliyordum. Acaba kim olabilir diye bildiğim futbolcuları taradım, Elano'yu aklıma bile getirmedim.


Bu satırlarda yazdık, adımız Lincoln yalamalığına çıktı. Lincoln feda ediliyorsa mutlak daha iyisinin geleceğini biliyordum. İngiltere'de banko oynayan, bir büyük Brezilya'lı hiç tereddüt etmeden Galatasaray'a geliyor. Biz her ne kadar Haldun'umuza prim versek de, bu transferler Surinam'lının yüzü suyu hürmetinedir. Nasıl ki geçen yıl ki takım, hocaya büyük geliyor idiyse, büyük hocaya da teslim edilmesi gereken takım büyük olmalıydı. Surinam'lının takımı gün be gün büyüyor işte. Mehmet Güven'in yerine Elano, Aydın Yılmaz'ın yerine Keita, Orkun'un yerine Leo Franco, Yaser'in yerine Kewell. Şimdiden ürkütücü bir takım kuruldu, maçlar bu sene kapalı tribün coşkusunda geçer.

Atılan 3 resmi gol, duran toplardan gelmişti. Duran toplardan golleri özlemiştik. Serbest vuruş gollerini nerdeyse unuttuk. Topun başına Sabri'nin geçtiği topların kaleyi tutması bile mucizeydi. Elano'nun serbest vuruşlarını izledim, bakalım ilk piyango hangi kaleciye çıkacak?

Haldun; Bu taraftar sana hep güvendi, hep inandı. Yaptın yine yapacağını, gece nöbetçilerine büyük müjde, sabah siteyi açanlara büyük sürpriz oldu. Medyayı bir kez daha yendiğin, atlattığın için benden, spor medyasından nefret edenden büyük bir teşekkür. Helal olsun kardeşim sana.

Galat'lıyız, Cesuruz, Onurluyuz


Kuşanın çocuklar, savaş çıktı. Alpaslan indiğinde Fenerbahçe tribün lideri saygıdeğer Sefa kardeş,(Bütün tribün liderlerine saygılarımla) tabutun altına girmek için verdiği mücadeleyi unutmadık. O gün husumetin biteceğini sandı bu salak yazarınız. Sandı ki artık tribünlerde küfür edilmeyecek, oyun delikanlıca, mahalle takımı saflığında, mahalle takımı futbolcusu delikanlılığında oynanacak, sonucu herkes tarafından kabul görülecek, bir sonraki maça kadar helalleşilecek.

Nerde o günler, millet bizi devamlı savaş isteyen İskender sanıyor. Yok öyle bir şey, hayatını barış için savaşa harcamış bir büyüğünüz konuşuyor buralarda. NKFVAS, bu kadar iğrenç bir slogan, pankart görmedim. Bizimkilerden taşıyanı azarladım, sakın çocuklar dedim. Analara küfür yok, küfür delikanlıya edilir bana göre. Küfürü de delikanlı eder. Bu bir paradokstur. Küfür halk edebiyatıdır. Alpaslan'ın olamadığı ilk Fener maçında kardeş kardeş giderken maç, sonunu getiremediler. Kayıkçı kavgası çıktı, maganda Volkan tribünlere tombala çekti. Kılpayı facia yaşanmadı. Ne dostluğu, nerde kaldı Metin Oktay'la Can Bartu'nun arkadaşlığı. Hangimiz Arda Turan'la Semih'in kankalığını kaldırabiliyoruz. Emre Belözoğlu'yla arkadaş diye azmı sitem ettik minik kaptanımıza.

Gözümüzün önünde bir tezgah tezgahlanıyor. En masumu yine de ne kadar küfür etsek, ne kadar gemileri yaksak da biziz. 3 tane çapulcu dadanmış bizim sitelerimize, ismi yok, cismi yok Fenerbahçe'liliğini konuşturuyor. Cevap yazmayın, baş edemezsiniz. Fenerbahçe'liyi ezemezsiniz, saygı bekleyemezsiniz. Her kim ki zenginliğiyle övünüyor, kaldı ki zenginlik kendi zenginliği de değil, hangi zeminde tartışacağız. Bizim sosyal demokrat Galatasaray'lı kardeşlerime önerim var, belli ki onlar maçları tribünden izleyenler değil. İlk Fenerbahçe maçını bir kahvede seyretsinler, hiç seslerini çıkarmadan gözlem yapsınlar. Eğer Galatasaray'lılığın biraz önemi varsa kendisi için, bir daha Fenerbahçeli ile yan yana gelmemeye yemin edecektir.
Tekrar ediyorum, bizler fanatiğiz, normal bir Galatasaray'lı değiliz. Dolayısıyla muhatabımız, en az bizim gibi fanatik Fenerbahçe'lilerdir. Burası bağımsız bir blogtur, yazılar Galatasaray'lılar içindir. Okuyan Fenerbahçeli de olsa rencide edici, aşağılayıcı bir şey yazmam. Yazdıklarım, benim tesbitlerimdir, benim doğrularımdır.

Ben size bir anımı anlatayım, belki somut bir veri olabilir ikilemde kalanlar için. Fenerbahçe Stadında, bir spor müdürü arkadaşımın(bu arada Fener'li olmayanı spor müdürü yapmazlar) daveti ile Fenerbahçe Stadında locadan Fenerbahçe Kayserispor maçını izlemek bahtsızlığına uğradım. Locada Savaş Ay, Ergun Babahan başta olmak üzere bir kaç azılı Fenerbahçe'li üst düzey şahsiyetle beraberdim. Fenerbahçe hezimete gidiyordu, maç 6-0 oldu, 7. yi isteyen Fenerbahçe'li Luciano yalandan atladı. Penaltı diye kıçlarını yırttılar, hakeme ana avrat sövdüler. O gün Savaş Ay'dan iğrendim, Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan'dan nefret ettim. Fenerbahçe'li budur, 7 atsa 8 ister, 8 atsa 10 ister. Doymaz, acımazlar. Galatasaray'dan hezimet bekleyemeziniz, atmazlar, fark olan maçlara bakın gollere fazla sevinmezler, maçı dostça bitirmeye özen gösterirler.

Bütün bunları yıllardır maçları canlı takip ettiğimizden gözlemledik. Amacımız Fener'liye küfür ettirmek değildir, hele ki bu sütunlarda sakın etmeyin. Bizimkisi mertçe, delikanlıca dalaşmaktır. Sırça köşkte oturanlar, bizim gecekondumuza taş atmayı göze alıyorlarsa da durumdan vazife çıkartıp, asil ve mukaddes baltalarımızı çıkaracak, Galatasaray'ı, Galatasaray'lıyı kollama ve koruma refleksimizi en kıralından göstereceğiz. Mor formayla öğrendik ki milat öncesinden geliyoruz, onurlu ve cesur Galat'lıyız, Gallipoli'ye, Galiçya'ya, Galler'e, Galata'ya adımızı kanla irfanla yazmışız. Hodri Meydan.

28 Tem 2009

5 Yer 7 Yer, 6 Yemez


Elin takımı 5 liği geçirir Bülent Efendi. Belini doğrultamazsın, ama afferin yine de. Ne yaptın yaptın, psikolojik skorun altında kaldın. Aslında kötü takımların klasik skorudur 5 tane. Maçın ilk dakikalarını geçtiğimiz anlarda ben 5 tane yazdım zaten Sivasspor kalesine.


Şu maçı gördükten sonra, ligi iyi tezgahlayamayanlara sitem edesim geldi. Galatasaray, Fenerbahçe bir alt katagoride oynarken, bir üst kademede oynama ihtimali, İç Anadolu'nun mütevazi bir şehir takımının oldu. D-Smartçılar'ın ağzı kulaklarında, bir balık daha yakaladılar. Bir de Beşiktaş, Dürüllü'lü şerbetiyle 3. olursa bak sen o zaman. D- Smarta zam gelmezse ben bir şey bilmiyorum.


Şampiyonlar Liginde oynayacakmış, potansiyel Fener hocası. Stadı da ona göre düzenlediler, ne gerek var kardeş, alt tarafı bir maç oynayacaksın, elendikten sonra bir maç daha. Takımı dağıtmış hocamız, hüner futbolcu da değil bende der gibi. Bir kasıntı, bir hava, adamlar da işi ciddiye almışlar. Acımak da yok ibnelerde.


İlerde Ersen Martin'i görünce şaşırdım. Bokunda boncuk bulunan gol atamayan sırık golcü nerde diye merak ediyordum. Bilica'yla change edilen Yasin kardeşime üzüldüm. İlk ciddi maçında cortladı. Bu maçla beraber Sivas ambarına fare girmiş bulunmaktadır. Bu sene ilk 10 içersinde olursa başarı, sonraki senesinde de abbas yolcudur.


Tabelaya sevindim sanmasın kimse, Sivas'lıyız ne de olsa. Ancak hemşehrilerimizin bir Avrupa kupası maçı seyretme heveslerine limon sıkan Bülent Hoca'ya kızgınlığımız var tabi ki. İnsan biraz az yer, atma ihtimalin sıfırın altı, bari katı savunma uygulasaydın üstad!

Galatasaray'lı


Bu satırların yazarının gittiği ilk maç Fenerbahçe'nin, Didi zamanında Santos'la oynadığı hazırlık maçıydı. Bu gözler canlı canlı Pele'yi seyretti. Ve o gece o maçı seyretme bahtiyarlığına erişmiş mahalledeki tek Galatasaray'lıydı o çocuk. Üstelik kendi abisi Fenerbahçe amigoluğu yapıyordu aynı tarihlerde.

Evet biz azız, her ne kadar anketler Galatasaray taraftarının Fenerbahçe taraftarından sayıca fazla olduğunu söylese bile ben kabul etmiyorum. Biz azız. O gün mahalledeki çocuklardan, Fener'li olanlar nasıl bir çoğunluksa biz azız. Mahalle arasında maç yapılırken bile, Fener'liler bir takım oluştururlarken, Galatasaray'lılar, Beşiktaş'lılarla yetmedi, fasulyeden Fener'lilerle koalisyon kurarak takım çıkarabilirlerdi. Sanırım şimdi bile aynıdır. 2000 li yılların o büyük rüzgarlarıyla Galatasaray'lı yığınlar daha fazla gibi görünse de konjoktürel kalmıştır.

Biz azız, özelde ben hep azdan yana oldum. Yığınlar sağcıyken biz solcu olduk bu ülkede. Bütün mahalle Fener'liyken biz Galatasaray'lı olarak sıyrıldık aradan. Çoğunluk ne yaparsa tersini yaptık, gelinen noktada iyi ki böyle yapmışız diyecek halimiz yok. Amma ve lakin tercihimizi yapmışız en önemli konularda. Sosyalistiz, Galatasaray'lıyız.

Fenerbahçe'liyi tahlil ettim kendimce. Benim yazdıklarım mutlak doğru diye bir şey yok, benim düşüncelerim sadece. Ve sadece düşüncelerimi yazıyorum, gazeteci değilim yazdıklarım bana bir şey kazandırmıyor. ''Büyüksün'' diye yazanların söylediklerini işitir gibi oluyorum. Küfür edenleri muhatap almıyorum, eleştiri yapanlara ise cevap vermeye çalışıyorum.

40 yıldır hemen hemen bütün Fenerbahçe maçlarını canlı seyrettim. O maçları seyretmeyenler, o maçlarda tribünlerde olmayanlar, hatta Kadıköyde, tel kafesin içinde Galatasaray taraftarlığı yapmamışlar, beni kolay kolay anlayamazlar. 50.000 kişiden Galatasaray'lı analarının yediği küfürü işitmemişlere ben ne diyebilirim ki. Tatlı su Galatasaray'lıları işi siyasete dökmüş, faşistlikten, ırkçılıktan, siyasi terminolojiden sataşmalar yapmış. Evet dostum taraftarlıkla siyaseti benzetmişseniz ben açıklayayım kısa yoldan. Ben Galatasaray faşistiyim. Galatasaray için kavimden kardeşten, arkadaştan vazgeçtim. Eğer benim oğlum Fenerbahçe'li olsaydı kesin ondan da vazgeçerdim.

Biz nasıl Galatasaray'lıysak bizim derecemizdeki Fenerbahçeli'lerle dalaşıyoruz sadece. Benim de Fenerbahçe'li arkadaşım var, ama Galatasaray'a küfür etmedi hiç benim yanımda. Rencide edici bir şey yapmazlar. Ve biz de hiç bir zaman bir Fenerbahçe'liye münferit küfür etmemişizdir. Trübünlerde edilen küfürleri saymazsak, hiç bir Fenerbahçe'liyi rencide etmedim. Fenerbahçe sitelerine girip okumam bile. Fenerbahçe yazarlarını bir teki hariç okumam. Ve kendimin nasıl Galatasaray'lı olduğunu net bir cümleyle açıklayayım. Okuyanlar kendilerinden pay biçsinler, böyle bir durumla karşılaştılar mı?, karşılaştılarsa ne yaptılar. Ben ne mutlu ki şu ana kadar , benim yanımda, Galatasaray'ın yediği gole sevinen birini görmedim. Olamaz, Galatasaray'ın maçını hiç bir zaman toplu ortamda seyredemem.

Fenerbahçe'linin övündüğü şeylere bakın. Stadyumları güzelmiş, dükkanları daha çok satış yapıyormuş, kombineleri daha pahalıymış. Sadece bu yönüyle bile bir Fenerbahçe'li görüntü kirliliği yapmaktadır. Bakın Beşiktaş iki kupa alıp şampiyon oldu, etrafta gürültü kirliliği oldu mu? Ya Fener olduğu zaman.

Galatasaray'lı azdır, az olması avantajıdır. Bu ülkenin egemen politikası gereği iyi olanların az olmaları gerekmektedir. Nasıl ki sağcılık, solculuk insanların yaşam biçimlerini farklı kılıyorsa, yoğun taraftarlık da öyledir. İddia ederim 100 tane iyi Galatasaray'lıyla, 100 tane iyi Fenerbahçe'li bir araya gelse çok yoğun bir insanlık farkı Galatasaray'lı lehine oluşacaktır.

Bize iyi diyenlerin sayısı, kötü diyenlerden daha fazladır. Farklıyız, azız, her şeyde her olayda tarafız. İlk salladığımız sarılı, kırmızılı flamalar, demiryolcu babamızın trenlere sallladığı işaret flamalarıydı. Bugün bu yaşta hala alıp bayrağımızı maça gidiyoruz. Sıfatım çok basit, Galatasaray taraftarıyım.

Bu ekranlara gün be gün yazı yazdıran, kimi zaman coşturan, kimi zaman kızdıran, dövüşmeyi göze aldıran şey Galatasaray'lılığımızdır. Galatasaray'lılıktandır bunca savaş. Bu sayfalar benim kişisel kavgalarımın savaş alanı değildir. Birileri kırılacaksa da kırılacaktır. Kimseyle özel bir husumetim yoktur. Taraftarlıksa konu tek bir gerçek vardır, Galatasaray'lılıktır. Gerisi yalandır.

25 Tem 2009

Tchau! Lincoln


Benden sana güle güle Lincoln. Her ne kadar taraftarın çoğu siktir çektiyse de benden helalinden güle güle. Hoş bardağı taşıran son damla dediler, sen gelmedin diye. Yalan inanma, ilk koyduğun gol, bardağa düşen ilk damlaydı. Farkı yoktu yani bardağa düşen damlaların. Suç son damlanın olsu sadece. Birilerinin vak vaklarını ürküttün. Birilerin sırça köşklerine taş attın. Güzel futbol seyretmek isteyenlerin sayısı, ne olursa olsun galip gelelim diyenlerden azdı bu ülkede oysa.

Benim geldiğin ilk günden, gelemediğin son güne kadar ki düşüncelerim değişmedi. Sen büyük bir futbolcusun, ancak Galatasaray'a sadece büyük futbolculuk yetmez. Yanlış takıma gelmişin, boğazın diğer yakasına düşseydin heykelini dikerlerdi. Ama ne mutlu ki bizi sadece büyük futbolculuk kesmez. Bize önce adam lazım, önce futbolu, önce parayı düşünen kimler gelip geçti. Ve ne yazık, sen futbolculuğunla değil de adam olmadığın gerçeğiyle anılacaksın bundan böyle.

Fantastik futbolcuydun, eğer biri çıkıp analiz yapsa, asistlerden önceki pasları saysa, attığın yüzde yüzlük pasları atamayanları ortaya çıkarsa, kullandığın frikikler biraz şansla 15 santim aşağıya, yana gitse, ya da en azından Hamburg maçında atttığın pası Manda Yiyiyicisi bulutlar yerine çerçeveye atsaydı bugün başka şeyler konuşuluyor olacaktı elbette.

Geçen yıl ligin ikinci yarısında hiç oynamadın, oynatmadılar. Buna rağmen istatistiklerde seni geçen olmadı. Oynamadığın son maçları seyrettik, 3 pas üst üste yapamadan son yılların en kötü derecesini yaptık. 15-20 pasla atılan golleri izledik seninle. Büyük Lincoln güle güle.

Gittiğine ne kadar üzüldüysem Perşembe gecesini yaşattığın için de belki en çok sevinen ben oldum. Yıllardır hayal ettiğim şey gerçekleşti. Takımın en büyük futbolcusu, taraftarı, genci istikbali, kuruluş felsefesinin futbolcusu takımın başında sahaya çıktı. On numaralı(yazıyla) forma, olması gereken alanda ne büyük bir ihtişamla salındı Ali Sami Yen'de. Ben bugünleri görebilmek için senin gibi 10 tane 1o numarayı gözüm kırpmadan feda ederim.

Adnan Polat, geçen sezonun sonlarına doğru takımı ''Arda'nın üsütüne kuracağız'' derken senin bilet kesilmişti zaten. Surinam'lının da geleceği belliydi ve onun oyun planında sana yer yoktu. Tek bir teknik oyun kurucuyla oynamak yerine o herkese oyun kurdurararak oynuyordu. Gerekirse Sabri oyunu kuracak ancak hiç kimse takımda oyun kurucu benim diyemeyecekti.

Diyeceğim şudur ki Lincoln, Yaser'den önce çalışmalara başlasaydın bile sonuç değişmeyecek, şutlanacaktın. Şimdi seni getirenler, taraftarın önüne kalleşliğini atarak iyot gibi açığa çıkıyorlar. Lincoln'ün karakterin İstanbul'a gelince değişmedi, gittiğin yerde de farklı olmayacak. Futbolun zevkini çıkararak oynayacak, kazandığın paraların bir bölümünü ceza olarak ödeyecek, bir bölümünü cimri Brezilya'lıların aksine dostlarınla yiyeceksin. Taraftarın bir kısmı hayranlıkla seyrederken, diğer büyük kısmı küfür edecek.

Arda Turan'ı kaptan yaparak en büyük asistini yaptın. Okyanus'a bakarak Florya'ya pas attın. Keşke her kalleş futbolcu giderken tarihe böyle geçse. Biz Galatasaray taraftarıyız, Dünya'da eşimiz benzerimiz yok, sevdik mi adam gibi severiz, sövdükmü de kimse katlanamaz kötü sözlerimize. Bu büyük sevgi senin taşıdığın formanın numarası gibi büyük geldi. Yanarım da bizi anlamadın ona yanarım. Çav.

24 Tem 2009

Asla Hazır Olamayacak Olanlar


Bir de bu balon çıktı son senelerde. ''Hazır değiliz, 8 ila 10 hafta sonra hazır olacağız'' Niye ki? ne olacak 8 hafta sonra, gökten vahiy yoluyla topa vurmasını, pas vermesini, çalım atmasını mı öğrenecekler. Yok 8 hafta sonra forma girilecekse madem, işinin adı ne 8 hafta önce başla çalışmaya da bekletme bizi.

Hocaların, zaman kazanma yalanından başka bir şey değil. Gördük, hazır olacam diye kıçını yırtan Yaser ile hazır olmadan maça çıkan Arda Turan'ı. Yani diyeceğim şudur ki, Yaser bütün bir sezon hazırlansa, Arda Turan'da tatil yapıp son maça çıksalar, Arda Turan, Yaser'den kesinlikle daha iyi oynayacaktır. Kabiliyet meselesi, dün geceki maçta gördük, Serdar Eylik, her halde Yaser'den daha fazla hazırlanmadı, aynı yemeği yediler, aynı ağırlığı kaldırdılar, belki de aynı odada kalıyorlar. Birini yolda görsek tanımayız, birini görsek çıkarırmıyız şüpheli, oynadığı oyunu izledik, notumuzu verdik. Serdar'dan futbolcu olacak, Yaser'den olmayacak.



Ben anlamam arkadaş, futbolcuysan çıkar oynarsın. Capone geldi, tek idmanla Rapid maçına çıktı ki dün gece oynadığımız maçtan çok daha riskli maçtı. Sırıtmadan, liberoda oynadı ve devam etti. Eskiden böyleydi, Kubilay, Prekazi... kim geldiyse ilk maçta oynadı. Kayganiç vardı, gece geldi öğleyin kaleye geçti.

Gördük, top sol taraf geldiğinde bir başka, sağ tarafa geçtiğinde bir başkaydı. Balta, Arda, Serdar'ın bulaştığı toplar ne kadar keyif verdiyse, Sabri ,Yaser, Sarp'ın kombineleri saç baş yoldurdu. Ne hazırlığı kardeşim, geçin bunları.





Sabri, Mehmet Güven, Aydın futbollarına zerre ilerletme kaydetmeyen futbolcular. Hele Sabri, belkide 1000 den fazla resmi şut attı. İnsan 1000 atış yapsa tüfekle, nişancı olur çıkar. Karavana üstüne karavana. Bozuk saat hesabı, bir tane tutturdu mu, bekle bundan sonraki serbest vuruş toplarındaki rezaleti.



Bizim adamlarımıza sempatimiz daha fazla olduğundan da olabilir bilemem. Ancak ben Emre'ler dururken, Gökhan Zan kazmasının oynamasını istemiyorum. Kritik müdahaleler yapıyor bir lafım yok, ancak topu oyuna sokma işi var bir de. Hazırlana hazırlana kazanılacak meleke değil, teknik yok. Tekniğin yoksa, iş Galatasaray'lılığa kalıyor, o konuda Emre Aşık'ın eline su dökemeyeceğine göre en azından Emre Aşık emekli olana kadar o oynamalı.

Umarım Keita'yı ve Leo'yu uzun süre beklemeyiz. İstermisiniz bunların hazırlanması için 8-10 hafta bekleyelim. Geçen yıl ki kazayı unutmadık. Hazır olmayan Santchiz'in yerine hazır kaleci Aykut'la çıktık, koskoca bir sezonu çöpe attık. Aykut'un, Orkun'un hazırlanarak kaleciliklerini geliştirecekleri imkansız.

Kısaca, hazır futbolcu olmaz bana göre, yetenekli futbolculuk vardır. Onlarda girer oynarlar.

23 Tem 2009

Surinam'lıyla Kaptan Huzurlarımızda; Galatasaray 2- Tobol 0


İlk maçtaki görüşüm değişmedi. Bu maç değil, hazırlık maçı sayılacak bir maç bile değil. Gazozuna desem, bizim çocukken oynadığımız gazozuna maçlara haksızlık olur. Ne yazık ki, 5. olmanın cezası işte bu. İster istemez maç adı verilen bu angaryayı oynayacaksın. Adamlar 0-0 a elenmek için el sıkışırlardı maçtan önce.


Surinam'lı çıkacaktı Ali Sami Yen'e ilk defa, üstelik takımın kaptanı Küçük Metin'li Galatasarayla. Tribünler tıklım tıklımdı. Eğer takımın başında Surinam'lı olmasa, Arda Turan kaptan çıkmasa 3.000 kişiyle seyredilecek bu dandik maç, sanki yarı final hükmüne girmişti. Hepimiz kombine kapma yarışına girdik, benim gibi ölüye çıkacak taraftarları bile canlandırdılar. Gözüm kulübedeydi devamlı, acaba gerçekten oradalarmıydı?


Tobol takımı Galatasaray'la eşleştiği için ne kadar şükretse az. Bu gece oynayanlar hayatlarında ilk defa bu kadar seyici önünde oynamışlardır. Elenmenin böylesi ne güzel bir anı, torunlarına anlatacaklar.


Biraz maçtan bahsetmeye çalışalım bakalım neler çıkacak. Önümüzde önde oynayan çocuk, tanımıyoruz, sırtında Serdar Eylik yazıyor. Top ayağına gelsin diye yalvarıyoruz, ona topu atmayanlara kızıyoruz. Sakatlanıp çıkmasına yanıyoruz. Ben topçuyum dedi ilk resmi maçında. Arda'yla çok iyi paslaşmalar yaptılar. Çok teknik, bu sene 15-20 maçta kesin oynar. Karşı tarafta oynayan genç geçen seneden yadigar. Yaser, bende kabiliyet bu kadar kardeş, boşuna ısrar etmeyin dedi. İlk maçta idare ettik, ağalar oynamamıştı kendini gösteremedi. Sen Arda ile Ayhan'la, Baros'la bu kadar kötü takıma karşı da oynayamıyorsan bırak bu işleri dostum. Sen gel bizim Kartal'a, Bank Asya ligine.


Sabri kendisinden beklenmeyen iki güzel pas attı. İkisinde de Baros ofsayttaydı, bu arada sayamadım Baros'un ofsaytlarını. Duran topların başında yine Sabri Baba vardı. Bu kez kestiği topu Mustafa Sarp kafayı yapıştırdı. Çok daha iyilerini çıkaran kaleci, topla içeri girerken sevincimiz buruktu. Yandığımız resmidir, bundan sonra duran topun başına geçmesin. İkinci golde kornerden Ayıboğan'dan geldi.


Olsun hazırlık maçı deyip küçümsesek bile netice de Avrupa Kupası maçı sayılıyor. Puan puandır, bu maçları oynamadan, geçmeden daha önemli maçlara çıkarmıyorlar. Maçın üzücü yanı çok iyi bir genç oyuncuyu seyrederken ne olduğunu henüz bilmediğim şekilde Serdar sakatlanıp çıktı. sevindirici yanı unutulmuş Linderoth onun yerine girdi. Eğer iyileşmişse, bir daha sakatlanmazsa yeni transfer sayabiliriz.


Arda Turan'a kaptanlık, 10 numara ne güzel yakışmış. Futbol stili bile değişmiş, topları sanki bir başka kontrol ediyor. Büyümüş, karizma yapmış, Galatasaray Kaptan'ı olmuş.


Balta futboluna ilave yapmış gibi, takım hemen hemen şekillendi. Keita, Kewell, Linderoth, Topal katılınca ve ilerleyen günlerde çok keyifli maçlar seyredeceğimiz kesin. Kaleciyi unuttum sanmayın, Orkun çerçeveye top gelse kesin yiyecekmiş izlenimiyle oynadı. Bana sorarsanız ilk yarı bir tane yesin bile istedim, Galatasaray'ın oyununu seyretmek için.


Kasmadan, sıkılmadan, sarı kartsız, faulsüz bir maçı bitirdiler. Bitirdik, sezonumuzun ilk maçı geldi geçti. Sıradaki Israil takımını bekliyoruz, bu takımdan kötü olma ihtimali yoktur her halde. Tobol; 3 gün sonra hepimizin ismini unutacağımız mütevazi bir takım. Bunlarda para çok, bir kaç sene sonra kendilerini hatırlatırlarsa şaşırmayalım. Ulan doktorlar, Serdar Eylik'i çabuk iyileştirin, arada kaynamasın çocuk.

21 Tem 2009

28. Eyaletin Valisi


Bizden öncekilerin Kalkedon'u, bizim Kadıköy'ümüz, bizim dışındakilerin Cumhuriyet'i, bizden sonrakilerin Brezilya eyaleti. Eyaletin başında bir Alman Vali. Çanakkale Savaşında'da başımızda bir Alman general vardı, Liman Paşa. Demek ihitiyaç devam ediyor Almanlara. Biz sıramızı savdık, esas Alman sevdalısı bizdik ama kurtulduk şimdilik.


Biz genelde bizim dışımızdaki olaylarla pek ilgilenmiyoruz, hele ki, Bokludere dolayları bizim için yok hükmünde. Fakat ister istemez her durumdan vazife çıkarma işi, köyün delisi, Galatasaray kiziri bize düşüyor. Fransa liginin yılların Şampiyonu takımından bir futbolcu transfer ediliyor, maymun medyamız için pek önemli değil. Geçen yıl verimli olmamış, yani kısaca kovulup gelmiş Galatasaray'a.


Eyalete cisminden önce ismi gelen Brezilya'lılar konuşuluyor şimdi hokkabazların televizyonlarından. Dos Santos ve Oliveira, geleceğin süper yıldızları. Konfederasyon kupasında oynamışlar, müthiş transferlermiş. Eyalet valisinin portföyündeki futbolcular, biri gider biri gelir. Uruguay'lının gelmemesine de kafayı takan yok, ona tatil devam.

Edu, Carlos, Santos, Oliveria, Daivid, Alex, Vederson, Bilica, eyaletin elçileri. Devşirme Ağırol Memet'le bizim boşta kalmış Lincoln'üde versek bir koloni kurmaya yeter herhalde bu kadar Brezilyalı, aileleleriyle birlikte.

27 yıldızlı Brezilya bayrağına bir yıldızda bizden olsun, Fenerbahçe Cumhuriyeti'yle koaliasyon kurarlar.

20 Tem 2009

Acıbadem Sedyeleri


Acıbadem Üniversitesi kurulmuş ve bu sene öğrenci kabul edeceklermiş. Sokak reklamlarında görmesem bana ne der geçerdim. '' Sağlıktan gelen kuvvet'' miş. Yani sağlığını kaybetmişlerden kazandığımız parayla demek istemiş, sağlıksız kalasıcalar.


Acıbadem lafını duyar duymaz benim aklıma futbolcu kontrölleri, çekapları ve sahalardaki sedyeleri gelir. Başka hastane yok anlaşılan, sahibi Fenerbahçe'li üstelik ve bizim futbolcuların tüm testleri burada yapılıyor. Futbolcu transfer edildiğinde vücutlarına kablo bu hastanelerde bağlanıyor ve sağlıklı raporu verdiklerini transfer ediyorlar. Kalbi delik Washington'u, baldırı eriyen Linderoth'u, manda görüntüsünün altındaki çürük elma Appiah'ı Acıbadem doktorları kaklattılar. Kakaladıkça para kazandılar, kazandıkça hastanelerine hastane kattılar. Şimdide Üniversite açıp gençlerin nezdinde ailelerinin kanını emecekler.


İşiniz Acıbadem hastanesine düşmesin.


Konumuz maçlarda ikide bir koşan sedye taşıyıcıları. Maçları televizyondan izleyen bir arkadaşımıza benden bir görev, alsın kağıdı kalemi eline çetele tutsun. Acıbadem Hastanesi sedyeleri bir sezonda kaç defa ekrana gelecek. Ben her maç dikkat ederim, en az 5 defa sahaya sedye giriyor. Sedyeyi aşağı doğru tutarak mümkün olduğu kadar yavaş içeri giriyorlar ve çoğunda boş dönüyorlar. Yalandan sedye çağıran futbolcu reklamı yaptırdıktan sonra iyileşip yürüyerek dışarı çıkıyor ve sedyeciler çıkarken ekranlara yeniden Acıbadem reklamını gösteriyorlar. Bedava reklam, ya da biz öyle sanıyoruz ne bedavası. Eğer para almıyorlarsa sahiden ben uyarayım alsınlar.


Sakatlanan futbolcu kardeşlerimiz, işiniz Acıbadem sedyelerine düşmesin. Hakemlerimiz; Emin oluncaya kadar lütfen sedyeyi çağırıp tezgahın bir parçası durumuna düşmeyin. Sizi kandıran futbolcu, sedyeciyi içeri çağırttığı zaman görevini bitiriyor, sedyeye yatmadan kalkıyorsa basın sarı kartı. Bizimkilerden başlayın isterseniz.


Her şey delikanlıca olacak, yenmek için hile yapılmayacak. Acıbadem sedyesine bindiğin zaman biz anlayacağız ki durum vahim. Umarım bu hiç biriniz binmezsiniz.

Gitti!