13 Nis 2011

Tay Burak Yılmaz; Futbolu Sevdirenler

Aslında geçen haftaki maçından sonra yazacaktım bu yazıyı. Kaleciyle karşı karşıya pozisyonda Umut'a 100. golü attırdığında yazmaya karar vermiştim. Bizim maçı bekledim Tay Burak. Sana nedense Beşiktaş'ta, Fener'de oynarken bile sempatim vardı çocuk, bizim maçtan sonra ise söylemem vacip oldu. Şu kahpe sezonun finalinde, nefretle hatırlanacak, futbolu sevdiğime lanet ettiren futbolcular arasından sıyrıldın ve sana sempatimi, büyük bir sevgiye dönüştürdün.

Şu an faal futbolcular içersinde üç futbolcunun futbolundan nefret ettim. Biri Fenerbahçe'li Servet Çetin, diğeri Beşiktaş'lı Gökhan Zan'dı. Diğerini tanımıyordum, ilk çıktığı maçtan beri nefret ettiğim Mustafa Sarp'la birlikte bu üç kişi, canımızdan can bellediğimiz, uğruna ölümlere gidip geldiğimiz sevgili Galatasarayımızın formasını giydiler.Ve bu üçü beraber aynı takımın ilk lig maçında oynadılar Burak. Son maçta da vardılar ne yazık ki. Galatasaray'ın tüm zamanlardaki en kötü neticesinin baş sorumluları Galatasaray'ın son maçında da oynadılar. Daha ne kadar oynarlar, daha ne kadar dip yaptırırlar 45 senedir çırak bile bile olamamış emanetçi ağır abinin kişisel zevkine kalmış. İşte Burak, bizim demeye dilimin varmadığı kazmaların arasından sıyrılıp bize gol attın ya ne kadar sevindiğimi anlatamam. Yanlış anlama Burak sevindiğimiz şey yediğimiz gol değil. Bana bu yazıyı yazdıran şey attığın gol değil tay, golden sonra 52.000 boş koltuğun olanca sessizliğinde, olanca haykırışınla ''anneeeee'' diye bağırışın var ya Tay Burak, o an gözümden yaşlar  süzüldü, yediğimiz gole bin şükür ettim. O attığın şey, bizim ağlarımıza mıhladığın şutun adı gol değil, senin adamlığın, futbolculuğundu lan. İsyanı, azim ve kararlılığı, kazanma isteğini, uzun yıllardır hasret kaldığımız hasleti, Zapata'nın solundan ağlara giden topun yazdığı yazıyı yedik biz.

Burak Yılmaz, Alpaslan Dikmen'i kaybettiğimiz hafta Erhan Albayrak'dan yediğimiz gole de çok sevinmiştim ben. Kapalıya doğru koşmasaydı, Alpaslan'ın resmine doğru selam durmasaydı, velhasıl o golü atmasaydı biz nerden anlayacaktık onun da adam futbolcular arasında olduğunu. Halbu ki ben ne golcülerden nefret etmiştim. Necati Ateş, Semih, Nihat gol attığında yüzüklerini öpüp golü karılarına hediye ederlerken nasıl içim acırdı anlatamam. Sen annene verdin golünü. Aslında attığın golün gerçek sahibine yani. Seni doğuran mübarek kadına.

Şampiyon olamazsanız önemli değil Burak, sen kahramansın, geçen yılın son maçında Şampiyonluğu Kadıköy'den koparabilen yiğitsin. Bu sene şampiyon olursanız önemli olacak, eğer olursanız da senin heykelini hala dikmemişlerse Sümena Manastırının yanına o uzun yıllardır esemeyen Kuzeyin  Fırtınasına, Karadeniz'in deli dalgalarına, hamsi yüklü takaların reislerine yazıklar olsun.

En son oynanan ulusal maçta canlı izledim seni Burak. Tay gibiydin, bin türlü dümenin düzenin dolabın döndüğü ortamda ulus takımın en uçtaki adamı oldun. Yerinde duramayan, bıraksalar tribünlerde bile top oynayabilecek kuvvette, sevimlilikte yeni doğmuş bir tay.

Sevgili Burak, yarın at olacaksın mutlaka, ve mutlaka çok daha yükseklere çok daha büyük yarışlara çıkacaksın, çok daha fazla takipçin olacağım senin. Elbet sen de çıktığın gibi ineceksin ama ne olur köpekler istedi diye olmasın sakın bu düşüş.

Yolun ve bahtın açık olsun kardeşim.

11 Nis 2011

Adam Sandıklarımız; Bülent Ünder

Sıradan bir futbolcuydu Bülent Ünder. İlk gittiğim maçın kadrosunda orta sahadaydı. Şimdi iyi hatırladım, aynı Mustafa Sarp gibiydi. Yani o zamanın Abdurrahman Çelebisi. Koyunun olmadığı zamanlarda 7 senede 99 maça çıkmış 5 gol atma başarısını gösterebilmişti. Sonradan kadroya dahil olan Fatih Terim, seneler sonra uzayınca zamanın behrinde beraber oynadığı ülküdaşlarını koruması altına almıştı. Müfit'e valiz taşıtmış, Eser'e korumalık yaptırmış, Bülent'e de bir ekmek kapısı aralamıştı. Bu ufak çaplı şebeke, o zamanın isyancısı Metin Kurt'u silmiş, Florya'dan içeri sokmamışlardı.

Ne büyük bir kısmeti varmış ki Bülent Hoca'nın, aynı sene içinde Dünyanın en büyük hocalarından Reykart ile Dünyanın en büyük futbolcularından Hagi kovulmuş, sıradan bir Galatasaraylı son 8 maç için takımın başına hoca olarak atanmıştı.

Geçen hafta, o 8 maçlık emanetin ilk maçında takım, 3-0 gerideyken Arda Turan'ı çıkartıp, Mustafa Sarp'ı, taraftarın gelmiş geçmiş en çok nefret ettiği futbolcuyu oyuna aldığında anlamıştım Bülent Hocanın da bi bok olmadığını. Kendisi 45 senedir Galatasaray'ın içindeymiş. Ben de öyle, 42 senedir de ben içindeyim. 4 defa taraftarın içinden maç izleseydi, Mustafa Sarp'ı oyuna alırmıydı?

Bu ne biçim bir egodur, nasıl bir tatmin mekanizmasıdır, 1 ay sonra alakanın olmayacağı takımdan'' Pino'yu bir daha oynatmam'' diye demeç vermek neyin nesidir. Mustafa Sarp'ın muhteşem oynadığını söylemek ne anlama gelmektedir. Köpeksiz köye denk gelmiş, deyneksiz gezmektedir.

Büyük Galatasaray taraftarı, aslında şanslısınız. Takım her maç yeniliyor, ve ben çok memnun oluyorum. Kazayla bir mucize olsa da takım Reykart'tan, olmadı Hagi'den sonra bütün maçlarını kazansa Servet'lerden, Balta'lardan, Ayhan'lardan, Sarp'lardan kurtulmamızın imkanı yoktu. Ne başkan değişirdi, ne Hocalar, ne Hagi'ler.

Birde adının başına Hoca demiyorlarmı? neyin hocasısın, 45 sene ne iş yaptın, ne tür bir donanıma sahipsin ki Kewell'i, Baros'u, Neill'i, Arda'yı yönetiyorsun. Ben yapamam niye demiyorsun Tugay gibi? Ha sen ibrikçi başısın o başka.

Eski zamanda suyun olmadığı umumi tuvaletlerde ibrikçi başları varmış. Birine Bülent Ünder'i tayin etmişler. Her kim tuvalete girerken su dolu ibriklerden birini sırasıyla almaya kalksa karışırmış.'' Onu değil bunu al, sarı renkliyi değil kırmızıyı, 4. yü değil 6.yı''  Biri'' ne fark eder kardeşim'' deyince de, '' Hoop, kes sesini bizi buraya boşuna koymadılar'' demiş. Aynı hesap, boşuna koymadı sene 1 ay sonra Arena'ya bile girmeyecek Galatasaray Başkanı, 1 ay sonra olmayacağın makama getirdi seni. Yap yapabileceğini, mühür sende 6 maç daha.

Kalecileri sırayla kaleye geçir, her maç birinin kafasını kopar. Reykart'tan, Hagi'den daha iyi biliyorsun ya, takımın genleriyle biraz da sen oyna. Bu haftaki maçı da atlattın, Fener'e yaranamadın, daha da dip yok nasıl olsa. Haftaya Aykut'u geçir kaleye, zavallı o da hevesini alsın. Aydın'ı oynat, Pino'yu attın, Kewell'i yanında beklettin. Çete elamanlarından küçüğün Bülent Korkmaz da aynı senin yaptığını yapmış, koskoca Lincoln'ün yerine Yaser'i oynatmıştı. Gökhan Zan'a iyi bak sakatlanmasın, yere yatmasın, atılmasın. Şansın yaver de gidiyor bak hoca görünümlü  45 yıllık Galatasaraylı abi, Yekta sakatlandı. Rahat ol, çekinme koy Mustafa sarp'ı ilk 11. Barış'ı oynat deplasmanda, Manisa'ya taraftar yok, evden ettiğimiz küfürler de duyulmaz. Servet'imizin başına zeval gelmesin, sürüm sürüm sürünürüz, sebep olma.

Ey büyük yüce gök, sen nelere kadirsin. 52.000 kişilik Arena'ya, 2011 yılında takımı ligin bitimine 7 hafta kala 14. olarak Bülent Ünder'le çıkardın. Gökhan Zan'lı, Servet'li, Mustafa sarp'lı Galatasarayı, canımızdan can bellediğimiz Galatasarayımızı. Yeter artık sınama bizi, biz taraftarız, o tribünlerde yine biz olacağız. Bu takım bizim, bi bok sandıklarımıza yedirmeyiz.

4 Nis 2011

Düz İşçi; Antalyaspor 3- Galatasaray 0

Buraya skoru yazmaya utanıyorum. Maçı seyretmeyen dalga geçtim sanır inanmaz. Ne var ki az bile bu tabela bu takım için.

Kurum olmayan dandik fabrikaların bekçi kulübelerinde yazar; ''vasıfsız işçi alınacaktır'' yani kim olursan ol. Bana kaynakçı, tornacı, boyacı lazım değil. Eğitimli olmasına gerek yok. Galatasaray'a futbolcu alınacak. Başvuranlar için futbolcu lisansı olması yeterli. Vasıf aranmıyor, kaleci, golcü, oyun kurucu. Fark etmiyor, bir maç sağ bek oynayan bir maç orta sahada. Bir hocanın oynattığı orta sahayı, kovulduktan sonra yerine gelen hoca yedek bile soyundurmuyor. Atıyorlar İzmir torbanın içine futbolcu isimlerini, çekiyorlar 11 kişi, haydi allah rast getire sahaya.

3-0 geride olan bir takıma, Arda Turan'ı çıkarıp, Mustafa Sarp'ı alan adam, öz oğlum bile olsa benim düşmanımdır. Bu kim ya kulübedeki valiz taşıyıcı. Bokunda boncuk mu var Bülent Ünder'in ki ölüspor canlanıp, kümede kalmayı garantileyecek.

Şimdi kimileri bozulacak bana Arda Turancıyım diye. Sen 4 gün önce Dünyanın en büyük orta saha oyuncularıyla aynı takımda oyna, 4 gün sonra leş ötesi kazmalarla, olmadı daha sonra oyuna giren mide bulandırıcı yaratıklarla savaşmak mecburiyetinde kal. Ben Arda'nın yerinde olsam Barış oyuna girerken tokatlardım.

Şimdi sorumu soruyorum. Mustafa Sarp oyuna girdiğinde 4 olsun diye yalvarmayan varmıydı içinizde doğru söyleyin. Eğer ben diyorsan, Galatasaraylılığı öğrenememişsin demektir. Galatasaraylılık tabeladan tam bağımsız taraftarlıktır. Gün olur galip olduğuna üzülürsün, gün olur takımının  gol yemesi için dua edersin.

İnsan kaleye niye geçer, ne zevk alır. Hiç kaleye top gelmese de, hiç gol yemesen mutlu mu olacaksın. Kaleci zevki için mükemmel bir top gelmiş. Eğer kaleciysen, bu işten zevk alıyorsan, 2 adım daha sola geleceksin ve sağına doğru yaylanıp plonjon yapacaksın ki hem kendin haz duy, hem seyredenlere güzel bir enstantane seyrettir. Sen ne işsin be çuval.  Zapata kötü kaleciymiş tamam belki de kötüdür ne var ki sen kaleci bile değilsin. O hiç olmazsa gol olmayan topları en kısa zamanda oyuna sokuyordu. Sen gol yemediğin topları oyuna sokarken iki rekat namaz kılıp öyle şişiriyorsun 7 dönüm tarlaya.

Hüner veya başarısızlık hocalarda değil. Reykart kim, Bülent Ünder kim. Şu futbolcu kadrosuyla 10 sene oyna alacağın en iyi netice 10. luktur. Hagi ilk çıktığı maçta Reykart'tan değişik bir hamle yaparak kendi ni ispatlama deridine düştü. Bülent, Zapata yerine çuvalı geçirdi, Aklı sıra taraftarın en sevmediği futbolcuları yanında oturttu. Ortada bir şapka var, tavşan çıkaracak hokkabaz aranıyor. Hokkabaz arayacaklarına şapkaya tavşan koysalar çok daha kolay aslında. Bula bula Hagi'den sonra Serkan Kurtuluş'tan tavşan yapmaya çalışan Bülent Ünder'i bulmuşlar. Topu topu top oynamasını bilen 3 futbolcu var zaten, onlar da kazmalarla oynaya oynaya maymuna döndüler.

Durmuş saat günde iki defa doğruyu gösterirmiş. Bizim saat durdu arkadaşlar, haftaya Fener niyetine bir sezonda belki de ilk defa doğruyu gösterecek. İki ucu boklu değnek, ya biz küme düşme korkusunu doya doya yaşayacağız, hatta düşeceğiz, ya da Fenerbahçe'yi şampiyon yapacağız. Kolerayla veba arasında tercih yapın, kalın sağlıcakla.

Birine Hüzünlü Elveda, Birine Nefretle Güle Güle

Galatasaray şampiyonluk yarışında Fenerbahçe’den 30 puan geriye düştü. Taraftar ağlıyor, şanssızlığına yanıyor takımının. Bir önceki hafta Arena'da kaybedilen maçtan sonra kaybedilen efsanesine üzülüyor, tarihte ilk defa genel kurulun aldığı kararla teselli buluyor, kafalar karışıyor, maçtan, futboldan soğuyor. Ve bitime 7 hafta kala işte bu sonuç ortaya çıkıyor.

Bu işe bakanlar, bu işten ekmek yiyenler ne yaptılar bu durum karşısında diye birkaç gün bekledim. Bakalım beni şaşırtacak biri çıkacak mı diye. Yok, arkadaş bu milletin mozaik olduğunu söyleyenlere bir ana avrat küfür ettikten, bu milletin mermer olduğuna bir kez daha iman ettikten sonra durumdan vazife çıkartarak hiç kimsenin önemli bulmadığı olayı daha bir derin!den deşmeye çabalayacağım.

Galatasaray’a gönül vermiş milyonlarca insan acaba gerçekten bu durumu hak etmiş mi. Bu yarışta olması gereken puan farkı bumu. Bu kadar insanın ağlaması önemli değilmi. Normal mi olunmalı, eve gitmeli, piknik yapmalı, üniversite imtahinına hazırlanmalı, yoğun bakımda yatmalı, sıçmalı, televizyon seyretmeli miyiz?

Hiçbir şey olmadı mı lan senin için, büyük Galatasaray'ın küçük Başkanı ? Suratında en ufak bir mimik yok. Anamızın kim olduğunu bellediler, belleyenlere teşekkür ediyor. Hiçbir şeye şaşırmıyor üzülmüyor sevinmiyor. Bu adam nasıl zengin olmuş. Türkiye’nin en zenginlerinden. En büyük makamlardan birinin başında. Niçin, niye buradalar bu akil adamlar, ne çıkarları var? 

Ey gök tanrı varsan ne olur aklıma mukayyet ol. Beni, bunlarla aynı milletten, aynı dinden, aynı takımın taraftarı olmaktan kurtar.

Şimdi bu oynanan sporsa, ligse, yarışmaysa, sağlıklı yaşam için yapılan beden eğitimiyse ve en önemlisi bizim için kuruluş bildirgemizde yazılan başka ülkelerin takımlarını yenmekse. Buysa amaç, özelde Galatasaray’ın genelde tüm takımların başındakiler, oyuncular, taraftarlar bu işin federasyonu, hakemi, top toplayıcısı, hocası, basını, televizyoncusu, limon taşıyıcısı hiç biri ama istisna yok hiç biri bu işi bilmiyor.

Hayatında Cim Bom Bom'um benim diye tezahürat yapmamış, deplasmanlara trenlerle gitmemiş, maç dayağı, köftesi, sucuk ekmeğini yememiş biri ne anlar futboldan.

Sen hiç 24 saat önceden stada girdin mi, takım son dakikada gol yediğinde ağladın mı, hayatını bağladığın bir maçta (kadıköyde 2–1 yenildiğimiz maç)yenildiğinde hastaneye kalktın mı? Başkan ya da yönetici değilken takımın peşinden kutuplara gittin mi. Sen Allah bilir UEFA kupası finalinde de yoktun.

İşi bilsen iki sezonda 30 tane ne olduğu belli olmayan hatta olan kazmalara koskoca Galatasaray’ın formasını giydirip ceplerine de para koyar mıydın? Kendi işletmelerine alsana iki senede 30 tane sözleşmeli müdür bir boka yaramadıklarını anlayınca da atarken versene eşek yükü tazminat.
Ben taa 40 sene önce oynayan Nihat'ı, Aydın'ı, Tarık'ı, Muzafferi hatırlıyorum 3 ay önce oynayan Ali Turan'ı yolda görsem tanımam. Taraftar kafasını taşlara vururken, futbolcular kampta dövünüp uyuyamazken sen de federasyona hakemlere teşekkür ederken hiç hesap etmedin demi Fener'i yenemeyeceğini. Hesap etsen 750 liraya yapmazsın maça geliş bedelini. 

Gelirler ya gelmezlerse de gelmesinler. Futbol takımıyız biz, market değil. Takım elbiseni giymişin maça yarım dakika kala koltuğuna oturuyorsun. Ne zevk alıyorsun maçtan.
Niçin geliyorsun. Tezahürat yapmazsın, gole sevinmezsin, mağlubiyete üzülmezsin, boynunda bir tane lisanslı ürün atkı yok kafanda şapka yok. Merak ediyorum sen para verip forma aldın mı hiç. Maça parayla girdin mi. Adam kapalının ortasındaki 50 tane çapulcuyu Galatasaray taraftarı sanıyor onlar ne derse onu yapıyor. Onlara bedava bilet veriyor.
Kim belletmişse böyle bu işin raconu diye belletmişler. Saymakla bitmez bilmediği şeyleri yazmak. Şimdi ben başkan olsam diyorum ve Galatasaray başkanını yazıyorum.

Mümkünse maçlara formayla gelirim yok eğer kahrolası talimatlar varsa da takım elbise zorunluysa boynuma bir atkı elime bayrak alırım. Puromu Galatasaray markalı çakmakla yakarım. En az iki yöneticiyi taraftarın içine formalı olarak gönderirim.
Onlarda en az benim kadar bağıracaklar. Yok, bağırmıyorlarsa bağıranlardan yönetici yaparsın olur biter. Her maç maçın tansiyonuna göre tribün görselliği yaptırırım. Maça gelmeyi özendirici promosyonlar (özendirme)yaparım. 5 kere gelene 1 kere bedava misal. Her koltuğa bir bayrak bir bere bir forma koy.
Korkma en ucuzundan, tek maçlık hatta tek anlık. Takım sahaya çıkana kadar dayansın yeter.  Hakemi, gözlemciyi, federasyoncuyu ürküteceksin. Teşekkür etme bırak işini yapsın. Galatasaray maçlarına daha bir dikkat etsinler. Kimseden sadaka istemiyoruz. Ama korksunlar kardeşim bizden. Kadroyu hocanın istediği gibi şişirmem. Fazla futbolcu iyi değil. Her maç oynayabilecek 18 kişi olsun yeter. Yabancı futbolcuları alırken imtihandan geçir bakalım.
Önüne gelen milletten adam al, her adama tercüman ver o tercümanlar cirit atsın soyunma odasında en gizli bilgileri basına arkadaşına satsın. Maç taktiğini satar lan o kadar adam.

Tek milletten al alacaksan ya da kimseyi alma. Misal Hagi Türkçe biliyor bırak onun anladığı dilden anlayanları al fazla adam sokma içine sonra kontrol edemezsin. Maçlara önce sen gel en son sen çık. Taraftarı selamla onlara umut ver ışık ver. Şu lanet ses sistemini çıkar devreden.
Ya da başındaki aptalı işten at. Takım sahaya çıkıyor seyirci coşmuş pis bir marş çalar durur akortsuz.  Ne yapacaksan anket yap taraftarla paylaş. Taraftar dediysek çapulcuyla değil Türkiye geneliyle hatta dünyadaki tüm Galatasaraylıların fikrini al. Bunlar çok kolay internetten yapabilirsin bunları.

UEFA kupasını almışım SUPER kupayı almışım. Her yerde rakiplerin gözünün içine soksana. Adam 6–0 ı marka yapmış. Sende kupaları yap. Dost gururla düşmen sinirle seyretsin. Formaların bir koluna bir kupayı diğer koluna diğer kupayı koy.
Bütün ürünlerde olsun o marka. Sanki her sene alıyorsun da önemsizmiş gibi. Ha çok iyi biliyorum ama param yok. Benden önceki başkan kötü transferler yapıp kasayı boşaltmış ben ne bok yiyeyim.
Bak şimdi ne yapalım. Bir kere maça gelen insanların üstüne yıkılmakla bilet fiyatlarını şişirmekle para kazanılmaz. Hatta maç biletini iyice ucuzlatacaksın. Onların işi futbolcu gibi sıcak maç atmosferinde takımı motive etmek rakibi yıldırmak netice almaktır.
Üstüne para vermen lazımken onlardan para alıyorsun. Geç, milyonlarca taraftar yatsın maça gelen 20 bin kişiyi düdükle, olmaz böyle şey. Maça gelmeyi iyice özendireceksin ki en iyi 40-50 bin kişi maça gelsin. Her maç stat dolu olacak. Yaz yaz bitmez okuyanlar sıkılır. Bunun için şu önerilebilir ki şu anki başkan ne yapıyorsa onun tam tersini yapacaksın.

Bunu düşünürsen bu yazıyı okumaktan da kurtulursun. Ha bizim bilmediğimiz ticarethane işini yapıyordur belki adam. Belki para kazanıyorlardır, belkisi fazla borç ödüyorlarmış. Yani süper kupayı UEFA kupasını borç almışlardı ya onu geri verecekler.
Tüylerimizi diken diken eden o büyük maceralara ne olacak. Onları da geri al bakalım alabiliyorsan belki o zaman şanlı takımın borcu kalmaz sende tarihe para kazanmış kupa kaybetmiş başkan olarak geçersin. Ya devlet başa ya da kuzgun leşe.

Tribünlerde desibel desibel götünü yırtmış büyük taraftar seç bakalım hangisi. Ya zengin bir takımın olacak ya da Avrupa Şampiyonu. İkisi birden yok. Ne kadar ekmek o kadar köfte.
Şimdi soruyu sorma vakti geldi taraftara. Bu başkanı seven var mı yok mu? İşte budur. Öyle bir makamda bulunacaksın ki seni kimse sevmeyecek. Usame bin Ladini bile seven var be. İşin içine sevgiyi sokamazsan gerisi boştur. Peki dedik ya baştan bütün bunlar bir spor mu? Bu yapılanlar yapılamayanlar bir yarışmamı sahiden.

Bu maskaralığın adı spor değildir ve bizim ülkemizde daha uzun yıllar asla olmayacaktır. Futbolun getirisinin mafya tarafından uluslar arası şebekeler tarafından keşfedilmesinden sonra bu işe spor diyenlerde bu işi bilmeyenlerdendir.
Hele enternasyonal şebekeler için bizim lig arayıp bulamayacağın ligdir dünyada. Çünkü 3,5 takım vardır. Hatta Beşikataşı bile saymayabilirsin. Galatasaray’la Feneri kapıştırmaya bile gerek yok. Onlar para pul almadan 100 yıldır kapışıyorlar. Senin bu ateşi harlandırmak için bir şey yapmana gerek yok. Başka takımlar figüran rolünde.

Bu oyun değil pazardır. Spor değil organize çete işidir. Sıradan taraftarın yapması gereken fazla kafa yormadan sevdiği takımın maçına gitmek, formasını şapkasını satın almak, galip gelindiğinde sevinmek, mağlup olunduğunda spordur deyip üzülmemek, şampiyonluk sırasının kendi takımın gelmesini beklemektir.

Peki, bir ton idareci var. Onlar niye var. Hiiç, Ali Sami Baba kulübü kurarken bir tüzük yazmış. Ne bilsin seneler sonra bu işin gül baba mahallesini aşıp Sibirya bozkırlarına Ümit burnuna kadar gideceğini. Demiş ki 10 15 kişi lazım. Biri gider forma alır, biri ayakkabı, biri yazı yazar, biri maç organize eder. Herkesin bir işi varmış o zamanlar.
Şimdi sayın başkanım demektir tek işleri. Ben diyorum ki yazı yazmaya bile değmeyen bir şebekedir yönetim kurulu dediğiniz kravatlı monşerler. İdareci olmasalar maçlara bile gelmezler. Gelmesinler zaten.

Geldik teknik kadroya. Onlar biliyorlar mı bu işi peki. Dün giden Galatasaray hocasından başlasak mı? Önce şunu net yazmam gerekir ki hem oynarken hem hocayken Hagi benim için futbol konuşuldukça kalbimi yerinden söktürecek, futbol bir sevgiyse hepsini ona verebileceğim ve son nefesine kadar takımın başında görmek isteyeceğim efsanedir. Hagiye futbolu bilmiyor demekle Alberto Ainstaine fizik bilmiyor demek arasında fark yoktur. İş futbol olsa Hagi için kolaydı hoca olarak ta heykelini diktirmek. Nitekim işi futbolken diktirmişti.

Ama oyun futbol değil ki zavallı ne bilsin. Az buçuk vatandaşı Lucescu olmadığını dillendirir olmuştu da dayak yemiş kovulmuştu. Tek bir şeyi kendisine sormak isterdim. Ama sormayacağım biliyorum ki benden iyi bilir. O zaman ikinci şık geçerli. İstemiyorlar.
Galip gelmesini istemidiler onun. Yoksa hayatını duran toplara vurarak kazanmış. Bir maçta en kötü takımın bile 5–10 duran top kullandığı bir oyunda Haginin serbest vuruşta, kornerde, penaltıda topun başına gönderecek bir adamı olmaz mıydı? Bir atış politikası yok muydu? Vardı. O da aman ha atmayalım üzerineydi.

Hagi salakmı ki kaleye 20 metre mesafeden kullanılacak topa her seferinde başkasını göndersin. O sandı ki kurgumu yaparım, takımı hazırlarım, futbolcular salak değil ya salak mı yoksa dediklerimi yaparlar ben bu maçı alırım. Bok alırsın Hagi bok alırsın. Burası bizim ülkemiz aslanı kediye  böyle boğdururlar işte. Nankörler diyarıdır burası attığın, attırdığın golleri biz unuttuk. Sen de bizi unut.

Güle güle Adnan Polat, Elveda Hagi, 

22 Mar 2011

Uğur Meleke ile Ben

Uğur Meleke; Tesadüfen rastlamazsam, hiç bir spor yazarının ne yazdığını okumam. Topuna baştan ön yargılıyım. Tamamına yakını SPOR YAZAMAZI dır benim için. Bir kaç istisna var ise de bana haberi gelir şunu oku derler okurum. Onların başında da Uğur Meleke gelir. SPOR YAZARI dır. Okudum son yazısını.

61.dakikada maçın en önemli olayının gerçekleştiğini yazmış. Arda Turan'ın ,1-0 galip takıma, olanca hıncıyla, en yüksek motivasyonla, arkasına detant uygulamış, sorunları rafa kaldırmış 50.000 Galatasaraylıyı alarak, 2, 3 ve daha fazlasının yapılmasına katkıda bulunması sebebiyle Hagi Hoca tarafından sahaya sürüldüğü dakika. Bu dakikada yaşananlar Uğur Meleke'ye göre maçın en büyük olayıymış. Uğur Meleke haklı, maçları gözüyle izleyen, bu sülük medya dünyasındaki imalat hatalarından, kirli düzenin güzel insanlarından biri olarak, o kısık, buğulu gözleriyle gördüğü güzel hissettiği şeyleri, birilerine daha aktarmaya çalışıyor. İstiyor ki özelde konusu olan maçlar ve genelde de muhtemelen her şey güzel olsun, haklı olsun. Yenilen, ezilen, kaybeden suçlu sorumlu aramasın, kazanan, bir takımın tarafı olmaktan başka hiç bir şeyin sağlayayamayacağı tarifsiz sevinçlerin gurunu yaşasın.

Oysa ki benim, maçı, özellikle Fener maçlarını gözleri dışında bütün organlarıyla seyreden ben için durum tam tersi. Geçen hafta Ankaragücü maçının son dakikalarında Arda Turan oyuna girdi. Topla ilk buluşması Uğur Uçar'laydı. Belki 10 senelik çocukluk arkadaşları, bunca sakatlıktan sonra ilk kez karşı karşıya gelmişti o anda. Uğur, büyük bir kinle çift daldı, çocukluk arkadaşı Galatasaray'lıya. Hiç konuşmadılar pozisyondan sonra.

Bizim maçı, kalbimizle seyrettiğimiz, beynimizle sorguladığımız dakikalardı. 61. dakika da Arda Turan oyuna girdi. Maç diğer tarafta oynanırken büyük bir şebeklikle Gökhan Gönül'e sarıldı. Neşesi daim olsun du Galatasaray Kaptanının. Epey bir süre sohbet ettiler. Maça çok güzel hazırlanmıştı anlamıştık. Bizim için maçın en kötü dakikalarıydı Uğur Meleke. Biz senelerdir oluşmuş neticenin sebebinı arıyoruz maç be maç, hepimiz akıl tutulması yaşıyoruz. Çıkarılabilecek en iyi kadro çıkarılıyor, oynatılabilecek en iyi oyun oynanıyor. Aynı oyunla karşı tarafın hezimet yaptığı bir maçı, biz kaybediyoruz. Maçı gözünle seyredersen hiç bir şeyi göremezsin bizim taraftan. Gözükmez çünkü Uğur Meleke. İlk yarım saatte stoperleri sarı kartlık yapan hakemin beynini sen göremezsin. Bize anında gelir Fırat Aydınus'un tomografisi. Fenerbehçe'nin oyun üstünlüğüyle Galatasaray'ı yenemeyeceğini gören hakem, pozisyon üstünlüğü yaratmanın çarelerini aradı o bir kaç dakikada. Ne yazık ki buldu. Duran top kazandıracaktı, onun bildiğini Galatasaray cephesi de biliyordu elbet. İkinci sarı kartları almamak içim yeteneği kısıtlı Galatasaray stoperlerinin kolunu kanadını hepten kırdı. Artık Alex rahar rahat cirit atabilirdi bizim kaleye en yakın bölgede. Sen de görmüşündür Uğur Meleke, ilk yarım saatte ayağına top gelmeyen Alex, o dakikalardan sonra maç bitimine kadar Fener'in kaleye en yakın adamı olarak oynadı. Goller şöyle yada böyle mutlak atılacaktı. Biz o golleri atılmadan önce gördük Uğur Meleke. Görmediğini çalan, seyirciden etkilenmeyen, çaldığı da diğer tarafa yarayan hakemi, oturduğu yerden Galatasaray kaptanı da izledi elbet.

Biz isterdik ki, oyuna Hasan Şaş gibi girsin. Bir bok yapar yapamaz, orasında değiliz. Nice maçlar gibi bu maç ta gelip geçer. Bir titre, bir debelen, bir cebelleş, taraftarın ateşini harlandır. Bu kadar mı soğudun bizden be kardeş. Gökhan Gönül'e sarıldığın gibi, maçtan sonra ağlayan bir Galatasaraylı çocuğa sarıldın mı? Bu kadar mı bittiniz? ne oldu size? Hiç mi sorumluluk taşımazsınız? 1 maç bile olsa kendinizi paralayamazsınız?

En yakınında sendin, Baros, topu alırken bir şey varmıydı? Niye isyan etmezsin, her şey yolunda m senin için? Gidişine taraftar olay çıkarmasın, hatta sevinsin diye mi yaptın? Senin isyan etmen gereken yerde, Baros yapmış kabadayılığı. O kadar da hakkını yemeyelim, görmedik, umarım Fenerbahçeli futbolcuları soyunma odasında tebrik etmemişsindir.

Evet Uğur Meleke kardeşim. Senin gözünle görüp insani yönünü yorumladığın olayı, ben gözüm dışındaki organlarıma görüp böyle yaşadım. Ben böyle gördüm, benim için haksızlığa, yalana, dolana isyan etmeyen, karınca kararınca direniş göztermeyen insan, insan bile değildir. Galatasaray Kaptanı olmuş, seneye Galatasaray'ı tek başına şampiyon yapacakmış, olmadı kaçıp yarın Real Madrid'de gitmiş ne yazar? 

20 Mar 2011

Maçın Ardından; Galatasaray 1- Fenerbahçe 2

Şimdiye kadar yazdıklarımdan başka sadece 4 şey yazacağım.
1- Hayatımda hiç bir zaman hakemle işim olmamıştı. Hakem hatasıyla çok maç kaybettiğimizi, kazandığımızı gördüm. En güvendiğim, en sevdiğim hakem ise Fırat Aydınus'tu. İki sendir takıma, hocalara, Hagi'lere söylemediğim laf kalmadı, bir takım nasıl tere yağdan kıl çeker gibi mahvedilirin en büyük dersini gösterdi. Yüzlerce kamera varken, pozisyonlarda direk hata yapmazlardı, ofsaytlar, goller, penaltılar, fauller, hepsi kara kaplı kitaba, Aziznameye uygun olacaktı. Şu Fenerbahçe'nin o Galatasaray'ı yenmesine imkan yoktu. İlk yarım saatte takımın iki stoperine olmayan faullerden  sarı kart göstererek, savunmanın direncini kırdı. Fenerbahçe'nin tek silahı Alex'in 2 duran toptan birini gol yaptırdığını en iyi Fırat biliyordu. Özer Hurmacı yerine, 1-0 mağlupken Kadıköy'de Ayhan olsaydı, hakeme koyduğu göğüsten sonra direk kırmızıydı, ve muhtemel bir hezimet yerine bir kez daha yenilerek köpeklere maskara olmaya devam ettirdi. Tam bir o.ç. imişsin Fırat Aydınus, en sevdiğim hakemdin, şimdi ilk ve tek nefret ettiğim hakemsin, kına yak.

2- Böyle maçlarda yabancılara asla güvenmem. Hatta ben olsam hiç birini oynatmam. Maçın sonunda Fırat Aydunus'un üzerine Fener forması atıp atılmış. Galatasaray Başkanından beklediğim hareketi yapmış. Teşekkürler Milan Baros. Galatasaray kaptanının yapmadığı, yapamayacağı direnişi yaptığın için, Galatasaraylılığını tescil ettiğin için, yenildiğine ağladığın için.

3- Arda Turan, Galatasaray Kaptanı uzun bir aradan sonra, uzun yıllardan sonra, Arene'daki ilk Fener maçında, takım 1-0 galipken, olası bir hezimete katkıda bulunması, tarihe geçmesi muhtemelken oyuna girer firmez, maç oynanırken, Gökhan Gönül'le şakalaşıp sarıldın, konuştun ya. Benim için bittin oğlum, şimdi git Mesut Özil'den daha büyük futbolcu ol. Şimdi git Emre Belezoğlu'yla, Semih'le, Gökhan Gönül'le kadeh tokuştur. Galatasaray Kaptanı, o maçtan mağlup çıkarmıydı, adam olsaydı, kaptan olsaydı.

4- Daha 1 ay önce, her maçı 120 dakika oynayan Kewell, en güzel duygularımızın amına koyup, takımda kalan Kewell. Emekli orgeneral Kewell. Ayakta duramayan, 10 metre şut atamayan bitik Kewell, bir önceki maçın yıldızı Pino'ya tercih edilen eski büyük futbolcu Kewell, bir daha gözüm görmesin lan seni, defol hıyar. sen varsın diye kim bilir hangi futbolcuyu izleyemedik, alamadık. Tek başına koca takımın amına koydun, hem de hiç hissettirmeden.  İlk geldiğinde yazdığım yazı şahidimdir, seni ben hiç sevmedim zaten.

Yılan, Çakal, Akbaba ormanda gezintiye çıkmışlar, kamplumbağaya sen de gel demişler. Bir şimşek,bir gök gürültüsü başlamış. Yılan; Beyler birazdan yağmur başlayacak, ben araziye uyup, şuşu kayanın dibine kıvrılırım bana bi bok olmaz. Çakal; valla ben bir şimşek daha çıkarsa, şu tepeye çıkar bir kovuk bulurum kendime. Akbaba; en kolay benim işim uçar gider, saklanır yırtarım. Kamplumbağaya sormuşlar, sen ne yapacaksın diye. Ulan bende sizi adam sanıp, sizle beraber yola çıkmıştım. demiş.

Hagi; sana ilk defa bu maç kızamıyorum. Arda'yı, Kewell'i adam sanıp 1-0 galip takıma soktuğun için.

Düşümde Ali Sami Yen'i Gördüm

hayırdır inşallah düşümde ali sami yen'i gördüm.
-kalk gidelim, galatasaray'ın son antrenmanını seyredelim.
dedi, beraber uçtuk florya'ya, hagi antrenmanı bitirdi, herkesi duşa giderken ali sami yen kükredi.
-hepiniz santra yuvarlağının içine toplanın.
insan rüyada başka oluyor, heyecandan titriyordum ve başkan bana dönüp sordu.
-fenerbahçe'nin kadrosu bizden kuvvetli mi?
boynumu büktüm, adnan polat'la yüz yüze geldim,
-maalesef başkanım, kadromuz çok kötü maçtan çoğumuz korkuyoruz.
-bütün yabancı oyuncuları eve gönder.
dedi, isterlerse memleketlerine gitsinler, maçı isterse seyretmesinler, isteyen diskoya bile gidebilir. galatasaray'ı bu hale getirenler, beni rahat uykumdan uyandıranlarla bizden daha iyi bir takımı yenemeyiz. takımdaki yabancı oyuncuların hiç birine güvenmiyorum, onlara galatasaraylılığı öğretmeme imkan yok. onlar için bu maç sıradan bir istatistik maçından öteye gitmez, yenmiş yenilmiş önemi yok, maç başı parasını alır ve bizden ayrıldıktan sonra da türkiye'ye tatile bile gelmezler. oysa ki biz maça değil tarih yazmaya çıkıyoruz. biz bugün maç değil, başka bir şey yapacağız ve bana kadromuzdaki yabancı futbolcuların hiç bir faydası olmaz.
yapmasak başkan, duman oluruz diyecektim ki, kükremeye devam etti. mustafa sarp'ı işaret etti,
- şu türk futbolcuyu da eve gönder. ona da ihtiyacım yok. taraftarın kimyasını bozuyor, takıma verdiği zararı ben yattığım yerden görüyorum, hocalar görmüyor mu? hagi'den önce, reykart da oynatmış, bunlar cinnet mi geçiriyor?
sustum, başkan ben ilk farkedenim ama engelleyemedim diyecektim, ama dedim ya rüyadayım, çenemi kımıldatamıyorum.
diğer bütün futbolcular santra yuvarlağında kala kaldılar, başkan konuşmaya devam etti.
-hepinizin nasıl futbolcu olduğunuzu biliyorum. bütün maçlarınızı seyrettim. bu maçta şimdiye kadar oynadığı en büyük maçtan daha iyi oynayacağından emin olmayan varsa onlar da gidebilir.
hiç kimse yerinden kımıldamadı, bütün futbolcular hıçkırarak ağlıyorken, başkan maç kadrosunu okudu.
-aykut, ufuk, serkan kurtuluş, gökhan zan, servet, hakan balta, çağlar, barış, ayhan, aydın,yekta, kazım, arda, anıl, emre çolak, berk.

ufuk'u yanına çağırdı
-bak oğlum, iyi kaleci olmadığını biliyorum, işte sana tarihe geçme şansı. bu maç yeni bir tarihin başladığı maçtır. nice maçlar vardır böyle, 7 kişiyle 7-0 yendiğimiz maç milyonlarca galatasaraylının sebebidir mesela, metin'in ağları yırttığı maçtan sonra türkiye'de doğan çocukların yarısının adını metin koydular. şimdi sıra sizde, sizden sonraki nesiller, arena da ilk maçı kazanan takımın kalecisi babamdı, dedemdi diyecekler. bu maçı kazanırsanız yeni galatasaraylı çocuklara isminiz verilecek. yenilirseniz bir şey kaybetmeyeceksiniz, zaten devamlı yeniliyorsunuz, ama ya yenerseniz bu takımın resmini soyunma odasına astıracağım. ve 10 sene boyunca kale senin, hadi koçum duşa gidebilirsin.
savunmayı, barış-gökhan-servet-çağlar,
orta sahaya, hakan balta-ayhan-yekta-emre
ileriye de kazım ve arda'yı yazdı. gazanız mübarek olsun dedi ve beraber uçtuk.
-başkanım olacak mı diyecektim ki, başıma dokundu
-eğer kadromuz, fenerbahçe kadrosundan daha iyi, fakat bizi yönetenler, hocalar kötü o yüzden bu haldeyiz deseydin, maça, ufuk- neill, cana, kewell, insua- hakan balta-yekta-culıo-kazım,pino, arda ilk 11 iyle çıkacaktık
dedi ve gitti, neyse ki rüyadaydım,

18 Mar 2011

Düşümde Ali Sami Yen'i Gördüm

hayırdır inşallah düşümde ali sami yen'i gördüm.
-kalk gidelim, galatasaray'ın son antrenmanını seyredelim.
dedi, beraber uçtuk florya'ya, hagi antrenmanı bitirdi, herkesi duşa giderken ali sami yen kükredi.
-hepiniz santra yuvarlağının içine toplanın.
insan rüyada başka oluyor, heyecandan titriyordum ve başkan bana dönüp sordu.
-fenerbahçe'nin kadrosu bizden kuvvetli mi?
boynumu büktüm, adnan polat'la yüz yüze geldim,
-maalesef başkanım, kadromuz çok kötü maçtan çoğumuz korkuyoruz.
-bütün yabancı oyuncuları eve gönder.
dedi, isterlerse memleketlerine gitsinler, maçı isterse seyretmesinler, isteyen diskoya bile gidebilir. galatasaray'ı bu hale getirenler, beni rahat uykumdan uyandıranlarla bizden daha iyi bir takımı yenemeyiz. takımdaki yabancı oyuncuların hiç birine güvenmiyorum, onlara galatasaraylılığı öğretmeme imkan yok. onlar için bu maç sıradan bir istatistik maçından öteye gitmez, yenmiş yenilmiş önemi yok, maç başı parasını alır ve bizden ayrıldıktan sonra da türkiye'ye tatile bile gelmezler. oysa ki biz maça değil tarih yazmaya çıkıyoruz. biz bugün maç değil, başka bir şey yapacağız ve bana kadromuzdaki yabancı futbolcuların hiç bir faydası olmaz.
yapmasak başkan, duman oluruz diyecektim ki, kükremeye devam etti. mustafa sarp'ı işaret etti,
- şu türk futbolcuyu da eve gönder. ona da ihtiyacım yok. taraftarın kimyasını bozuyor, takıma verdiği zararı ben yattığım yerden görüyorum, hocalar görmüyor mu? hagi'den önce, reykart da oynatmış, bunlar cinnet mi geçiriyor?
sustum, başkan ben ilk farkedenim ama engelleyemedim diyecektim, ama dedim ya rüyadayım, çenemi kımıldatamıyorum.
diğer bütün futbolcular santra yuvarlağında kala kaldılar, başkan konuşmaya devam etti.
-hepinizin nasıl futbolcu olduğunuzu biliyorum. bütün maçlarınızı seyrettim. bu maçta şimdiye kadar oynadığı en büyük maçtan daha iyi oynayacağından emin olmayan varsa onlar da gidebilir.
hiç kimse yerinden kımıldamadı, bütün futbolcular hıçkırarak ağlıyorken, başkan maç kadrosunu okudu.
-aykut, ufuk, serkan kurtuluş, gökhan zan, servet, hakan balta, çağlar, barış, ayhan, aydın,yekta, kazım, arda, anıl, emre çolak, berk.

ufuk'u yanına çağırdı
-bak oğlum, iyi kaleci olmadığını biliyorum, işte sana tarihe geçme şansı. bu maç yeni bir tarihin başladığı maçtır. nice maçlar vardır böyle, 7 kişiyle 7-0 yendiğimiz maç milyonlarca galatasaraylının sebebidir mesela, metin'in ağları yırttığı maçtan sonra türkiye'de doğan çocukların yarısının adını metin koydular. şimdi sıra sizde, sizden sonraki nesiller, arena da ilk maçı kazanan takımın kalecisi babamdı, dedemdi diyecekler. bu maçı kazanırsanız yeni galatasaraylı çocuklara isminiz verilecek. yenilirseniz bir şey kaybetmeyeceksiniz, zaten devamlı yeniliyorsunuz, ama ya yenerseniz bu takımın resmini soyunma odasına astıracağım. ve 10 sene boyunca kale senin, hadi koçum duşa gidebilirsin.
savunmayı, barış-gökhan-servet-çağlar,
orta sahaya, hakan balta-ayhan-yekta-emre
ileriye de kazım ve arda'yı yazdı. gazanız mübarek olsun dedi ve beraber uçtuk.
-başkanım olacak mı diyecektim ki, başıma dokundu
-eğer kadromuz, fenerbahçe kadrosundan daha iyi, fakat bizi yönetenler, hocalar kötü o yüzden bu haldeyiz deseydin, maça, ufuk- neill, cana, kewell, insua- hakan balta-yekta-culıo-kazım,pino, arda ilk 11 iyle çıkacaktık
dedi ve gitti, neyse ki rüyadaydım,

14 Mar 2011

Canlı Bahis; Ankaragücü 3- Galatasaray 2

Arena da oynanan Eskişehir maçı öncesi,
-maç ne olur baba?
-hezimet olur.
Galatasaray ilk yarı sezonun en büyük futbolunu oynuyor. Durum 3-0. 4, 5, 6 an meselesi, Hagi Hoca değişiklik yapıyor. Soruyu beklemden ben arıyorum.
-3-2 biter, 3-3 dicem de vakit yok. 3-2 ye gelen maçın gitmemesi bir mucize.

Tarafatar sezon planlaması yapılırken işaretlenmiş bir Ankaragücü deplasmanı. Yataklı trenle gidilecek, Bileciğe kadar kafa bulunacak, sabah ayazında Gençlik Parkı'nda mercimek çorbası içilecek, takım Ankara'dan muzaffer uğurlanacak ve kudurmuş kurtlar gibi 50.000 kişi Fenerbahçe beklenecek. En güzel duygular sayılmazdı bunlar, sıradan bir beklenti. Taraftarın kombinesini aldığı Arena'ya gidecek havası yok, Ankaragücü maçı bir kafede seyrediliyor. Nasıl ki beklenmedik şeyler yaşıyoruz, bu maçta da beklenmedik şeyler oluyor. Pino, İniesta pası veriyor, Aydın, yıllardır kendisine küfür eden taraftarın kafasını karıştıracak işler yapıyor, derken takım en azından Fener maçı için detant uygulama, sorunları geçici olarak rafa kaldırma şansı yakalıyor. Ve o an gelip çatıyor.

Hayatımda gördüğüm en kötü, en iğrenç, en nefret ettiğim Galatasaray futbolcusu, büyük bir şevkle heyecanla oyuna dahil oluyor. Ve biz masada 3 Galatasaraylı aynı anda yatıramadığımız bir canlı bahis oynuyoruz. Galatasaray mutlaka gol yiyecek, yedi, ne olur bir daha yiyelim. Yedik. Galatasarayın yediği gole sevinen her maça giden ufak bir Galatasaraylı timiyiz.

Dünyanın en büyük 10 futbolcusuydu bizim için. Şimdi cinnet geçirmekte olan, Galatasarayın başına gelmiş en kötü Hoca. Almiş makinalı tüfeği resmen tarıyor hepimizi. Canımız kalmadı, Galatasaray yense sevinmiyoruz, yenilse üzülmüyor hatta seviniyoruz, içimizdeki fer söndü.

Çağlar Birinci, her pozisyonda topu gelişigüzel bir tarafa atabilen bir sap. Balta sapı, kendi kalesine doksana taksa şaşırmam. Sarı kart alacak diye canlı bahis yaptığımız Ayhan, Cana. Cana; Bosna kasabı, ayağı hariç her uzvuyla top oynayan Rambo. Futbol dışındaki güce dayalı bütün sporları yapar. Fener maçında yüzde yüz atılır, penaltı yaptırır.

Kewell usta emekli orgeneral. Bir zamanlar çok büyük muharebelere girmiş, çok büyük orduları yönetmiş, şimdi siperde. Ara sıra kırıkkaleyle ateş ederse edecek. Servet'i çok yazdık, okuyan da bıktı, okumayan da. Sümük atılmayacak bir stoper.

Becali'nin 5 lik burma bilezik olarak geçirdiği Stancu. Yaser'in yabancı olanı. Fener maçında oynarsa ayağına top gelmeden maçı bitirir, bitirmez 65. dakikada Hagi Hoca tarafından değiştirilir.

Kaleci Zapata'mı? ne güzel kaleci isimlerimiz vardır bizim. Haydar'ı, Hayrettin'i saymazsak. Turgay, Yasin; Eser, Simoviç, Taffarel,  Mondragon, Leo Franko, Zapata.... Sırf isminin güzelliği dolayısıyla devam lan Zapata. Bizde karpuz mevsimi 1 ay sonra başlar dayan kardeşim.

Polyanna Galatasaray taraftarı, bu takım, bu hoca, bu başkan inanın size çok bile.

9 Mar 2011

Ne Yapmalı?

Koskoca Galatasaray başkanından, koskoca Hagi'den umudunu kesmiş bir kaç kişiden birinin, bana son Gaziantep maçından itin götünde çıkarken sordukları soru. Yazdıklarımı okuyan, yazdığım zamanda bana küfür eden, hiç bir şeyi beğenmediğimi söyleyen, sapına kadar Galatasaraylı olan ve tarihin beni haklı çıkardığında da gelip büyüksün abi diyenlerden söz ediyorum. Ön görülerimizin isabetine mi sevinelim, yaşam biçimimiz, en büyük maceralarını seyretme bahtiyarlığına eriştiğimiz, futbol denince hayatta tek sevdiğimiz Hagi'nin ağzımıza sıçtığına mı üzülelim.

Aslında şu son hafta dikkatle incelendiğinde bile hemen herkesin ne yapmalı? sorusuna net bir cevap verebilmesi lazım. Beşiktaş Başkanı, Trabzon'un verilmeyen penaltısına, Rüştü'nün kırmızı kart almamasına, Fenerbahçe'nin 3 top direkten, 2 top Volkan'dan döndüğü, 5 metre ofsaytın gol verildiği, olmayan penaltıyla kazandığı maçtan sonra isyan bayrağını açtı. Ve bizim maçta 2 tane net penaltı verilmemişken, Galatasaray cephesinde, siperlere çekilen bir yönetim.

Yıllardır maç seyrederim, hakemlerle hiç bir zaman işim olmamıştır. Hatta son gittiğim maçta hakemin Cüneyt Çakır olduğunu inanın 35. dakikada anladım. Ben şunu bilir şunu söylerim, bu ülkenin majör takımı Fenerbahçe'dir. Bu kadar yoğun manüpilasyona karşın çocukların, daha doğrusu onların babalarının nasıl Galatasaraylı oldukları inanılır gibi değildir.  Bu yüzden belki hakem ben olsam, ben de Fanerbahçe'ye meyilli çalacağım düdükleri. Büyüksen hakemi de yeneceksin. Bu Fenerbahçe soytarılığına seyirci kalanlar, bizim baş çelişkilerimizdir. Bunlar başımızdan gitmeden, Dünyanın en büyük 5 hocası birden bizde olsa sonuç değişmeyecektir.

Ne yapmalı? Milyonlarca Galatasaraylının cevabını beklediği can alıcı soru. Lisede en sevdiğim dersti, ispat geometrisi. Teorem, analiz, sentez.... metotlardan biri olmayana ergi metoduydu. Benim hayatın her alanında kullandığım şaşmaz metot. Şimdi teoremi ortaya atıyorum. Bütün bu gelinen nokta, tam da Adnan Polat'ın beklediği, istediği öngördüğü noktadır. Ancak böyle iğrenç sezonlar geçirdiğinde para alış verişi doruğa çıkar. Aldığı, gönderdiği bütün futbolculardan, hocalardan komisyon almıştır. Almamıştır diyenlerinizi duyuyorum, öyleyse teoremi geliştiriyorum. Bütün bu alınan, gönderilen hocalar ve futbolcular, Galatasaray'ın ali menfaatleri düşünülerek, isabet kaydedilerek yapılmıştır. Yaptığımız bütün icraatlar doğrudur. O zaman benim için daha vahim bir sonuç ortaya çıkıyor. Adnan Polat'ın bu işi bilmediği, bilmediği halde kulübün onca parasını sokağa attığı, takımı kepaze ettiğini kabul etmesi gerekiyor ki bunun adı ihanet oluyor ve de ihanetin cezası, ihanetin boyutuna bağlı olarak kesilecektir.

Bir Lindroth'a harcanan parayla hastane açılırdı. Bayern Münih doktoru Volfart vardır. Ben çocukken de vardı, şimdi de var. Tek bir futbolcu alma, bu işte Dünyanın en büyük Volfart'ını al getir. Dört bir kıtadan gelen sakat futbolculara bakarak kendi parasını fazlasıyla çıkartır. Galatasararay'ın başına gelen şeyin çoğu sakatlıklardan geldi. Düşünün 2000 yılında, Taffarel'in, Hagi'nin, Hakan Şükür'ün sakatlandığını. Takımın yarısı sakat ve iyileşemiyor. İlk yapılacak iş, budur.

Takımın kadrosunda en fazla 5 tane yabancı futbolcu buklundurulacaktır. Şimdi 6 sı sahada, 2 si kulübede, 2 si diskotekte hatta en az 2 si hastanede, 10 yabancı bulunduruyorsun. Bütün yabancılar bir birinin düşmanı. Sen İnsua'nın yerinde olsan, Galatasaray'ın kazanmasını, Hakan Balta'nın iyi oynamasını istermisin. Koşuların, asistlerin, sayıldığı, ona göre fiatın belirlendiği ortamda sana puan kazandıracak pozisyonları, düşmanın rakibinle paylaşırmısın. Düşünün Mehmet Topal'ı bugün Valencia'da oynatan şey, kendisi hakkında tutulan mizandır. Biz ileriye doğru niye pas vermiyor diye küfür ederken o maçta en çok koşan adam olarak hissesine tavan yaptırmış. Aynı yollardan Mustafa Sarp'da gidiyordu ben olmasam.

Takımın iskeletini, Türk futbolcular, hatta uzun yıllar bir bir birleriyle oynayan, alt yapıdan gelmiş futbolcular oluşturacak. Yazık bizim öğrettiğimiz yoldan gidenler varken, biz doğru yoldan sapmışız. Alt yapıdan bir Servet, bir Serkan çıkaramamışız, çıkardıklarımızı da harcamışız . Çıkmıyorsa da kapatacaksın kardeşim alt yapı birimini. Bu yüzden eldeki somut verilerden yorumlarsam, Sabri, Mehmet Güven, Uğur Uçar, Ferhat Öztorun, Serdar Eylik, Oğuz Sabankay, Arda Turan, Yekta Kurtuluş gibi Galatasaraylı bir omurga kurulacaktır.

Kadro yapılanmasında, topu oyuna elle sokabilecek, kaleci değilde topu elleme oynama hakkı olan bir futbolcu geçireceksin kaleye. Gerektiğinde gol atmak için karşı kaleye gidebilecek bir kaleci oyuncu. Aklımda biri var, 10 tane futbolcu alacağına onu al. Akınfeev'i getir, geçir kaleye. Taffarel'den bahsediyorum. İki stoperden biri, teknik olacak, diğeri istediği kadar kazma olabilir. Gözünü budaktan sakınmayan, topa götünü dönmeyen bir kazma. Yani, Popescu'yla Bülent Korkmaz geldi aklıma. Sağ bek, sol bek pek önemli değil. her iki tarafa 2 şer has Galatasaray'lı yerleştirsen tamam. Capone, Fatih Akyel- Ergün Penbe, Hakan Ünsal.

Bir oyun kurucun, serbest vuruş, penaltı kullanan, ben yenilmem diyen, yenildiğinde ağlayan bir Hagi'n olacak. Vardı kazma Bülent kovdu, Lincoln'ün, Elano'n olacak. Ona top taşıyacak Okan, Suat, Emre, Ümit bulunacak kadronda. Baros'un sahtekar olmayanı, sarı kart almayanı, topu ellemeyeni, ofsayta düşmeyeni, sakatlanmayanını bulacaksın.

Yani demem o ki çocuklar. Bütün ligler dahil, bütün takımların 2000 senesi kadrosunu bir kağıda yazıp torbaya atsak, rastgele çeksek, biz istisna bütün takımların şimdiki kadrosu mutlaka daha kuvvetli çıkacaktır. İnanmayan alt liglerden deney yapabilir, git sıradan bir takıma bak şimdiki takımda mutlaka tanıdık birine rastlarsın. Ama bizim şu para olarak belki 10 misli değere sahip takımdan 2000 senesi takımında kimi oynatırsın. Ben hakan Şükür yerine Baros'u bile oynatmam misal. O kadar zorlarsam, belki Arif'in yerine Arda'yı koyabilirim sadece.

Gelelim zurnanın zart dediği deliğe. Hani şu kale arkasında konuşlandırılan, her kes gider biz kalırız diye bağıran taraftar dediğimiz  sürüye. Halbuki  ilk gitmesi gereken onlardır. Galatasaray serbest vuruş kullanıyor, onlar bağırıyor''elimde sigara , deplasman yolunda, seeeen var ya seeen'' Sorsan maç kaç kaç diye bilmez en az yarısı. Maçı da seyretmezler zaten. Gelen ağam giden paşamcılar. Galatasaray'a en çok zarar verenler, Fatih Terim'i, getiren, kovan, Lincoln'e küfür eden, Arda'yı bitiren, asıl dolandırıcı Kewell kolpasını yiyen, benim uzun yıllar aralarında bulunduğum, çoğunu tanıdığım sürü. Tribün kültürü değişmeden, o kale arkasında bulunanların başındaki çete dağıtılmadan, beleş bilet olayı kalkmadan, ne kadar iyi takım kurarsan kur, diken üstündesin demektir. Çanağı dolduranın vereceği bir talimatla, Morinho olsan palavradır. Bir olayı anlatmanın zamanı geldi. Hagi'nin 2. senesinde, Kocaeli'ndeki kupa maçının 60. dakikasında Petre'ye küfür edilecek haberi geldi maçtan önce. Petre'nin oynatılacağını bilen, hatta en iyi topunu oynadığı halde 60. dakikada Petre dışarı diye tezahürat yapan satılmıuşları hatırlayanınız vardır.

Toparlarsak, suçluyu biliyoruz hepimiz. Gerisi teferruattır. Bizim sıradan bir taraftar olarak bildiğimiz şeyleri bu kodamanların bilmemesi imkansızdır. Bizim tuttuğumuz, iyiliğini istediğimiz takımla, bunların yönettiği,  yönetmek uğruna yedi ceddine küfür yediği takım aynı takım değildir. 2000 tane kongre üyesi dedikleri, eski sporcu,  prostatlı lise mezunu, yeni zengin'in sahibi olduğu söylenen takım bizim değildir. Onlar öyle sanmaktadır, öyle olsun istemektedir. Ama kazın ayağı bildikleri gibi değildir. Galatasaray, milyonlarca Galatasaray taraftarınındır. Seçilmek, başa geçmek, geçtikten sonra istediklerini yapma hakkı elbet onlarındır. Ama gelenlerin dönüş bileti taraftarındır. Galatasaray Başkanı bile taraftar istemediği sürece başkanlık yapamaz. Nitekim şimdi yapamadığı gibi.

Ne yapmalı? Ne yapmalı yı bir kere daha dikkatle okumalı. Kulübü Adnan Polat haininden kurtarmalıdır.