17 Eyl 2009

Futbolu Sevdirenler;Yasin Özdenak


O devir Türk kaleciliği için en büyük devirdi. Dadcu Fener'in, Sabri Beşiktaş'ın, Yasin Galatasaray'ın kalesindeydi. Ama Ulus takımının kalesi Göztepe'li Ali'nindi. Mahalle aralarındaki maçlarda çocukların kaleye geçmek istemeyişi Yasin'den sonra başladı. O zamanlar hepimiz kaleye geçmek isterdik maçlarda. Yasin gibi plonjon yapardık, balçığın tam göbeğine göbeğine.


Yasin Özdenak büyük kalecilerin sonuncusu oldu. O gittikten sonra, sokaklar betonlara, kaleler Rüştü'lere, Hayrettin'lere teslim edildi. Volkan'a razı oldu Türk Futbolu. Biz ise Yasin'den sonra uzun yıllar kaleci bulamadık. O yüzden çoğu sezon şampiyonluk gelmedi. Galatasaray tarihinde en uzun gol yememe rekoru halen kırılamadı.(9 maç)


Nihat'la birlikte kaleyi korudukları zamanda 3 yıl üst üste Şampiyon olduk. İlk çıktığı maçlarda çok dandik goller yemişti, ama süreç içinde unutulmaz bir kaleci oldu. Finali Amerika'da Cosmos takımında yaptı. Pele'nin, Neeskens'in, Beckanbauer'in takım arkadaşı oldu.


Maça gitmeye başladığımda kalede Yasin vardı. Damarlarıma sarı kırmızı kanı ilk pompalayanlardandı. ''Kalemizde panter Yasin vaaaar, geri dörtlü çelikten duvar, orta saha hepsi canavar, ileride Metin, Gökmen var'' tezahüratımız hala kulaklarımda çınlamaktadır. Kardeşi, Ayı Gökmen'de aynı zamanlarda Galatasaray'ı biraz daha sevmemize katkıda bulunmuştu, ancak şu günlerde kaşıkla verdiklerini kepçeyle alma işinde başarıyla görev yaparken, Yasin'in nerede olduğundan haberimiz yok. Bir ara kaleci antrenörü olarak çalıştı, sonra kayboldu. En azından sülük olmayıp, anılarımıza ihanet etmeyerek, bu gün, önemli bir maç öncesi tarafımdan hatırlanmıştır.


Adını, futbolu sevdiren her Galatasaray'lı futbolcu gibi, hürmet ve minnetle yad ediyorum. Ey unutulmaz Galatasaray'ın unutulmaz kalecisi, yaşa varol, nerdeysen çık ortaya. Takımın, bir kez daha unutulmaz olmak için uzun yolculuğa çıktı bile. Bir sen yoksun içlerinde.

15 Eyl 2009

Sülüklerin Ardından #5



Bekledik bir iki gün, berterafedilemeyen ayrık otu ne yazacak diye. Yazdı, kustu, irin saçtı başbelası. Ve biz her zamanki gibi haftanın ardından takım savunmasına geçtik.
Önce başlayalım, maçta yapıla(maya)n kareografiden. Tam kapalının ortasındayız, koltukların(koltuk denirse adına, pis, kırık plastik oturma yeri diyelim) arasına konmuş renkli kartonların gelişi güzel durumunu görünce fiyasko olacağını anladım. İlerleyen dakikalarda, kapalıya düşümüş amelelerin kartonları uçak yapıp sahaya atmasını seyrettikten sonra elimde olsa kareografi şovundan vazgeçerdim. Sakın ha, bu kapalı tribüne bundan sonra böyle bir görev verilmesin.
Sonra dönelim eski açık adlı yeni açığın durumuna. Üstünü örtmüşler, tam bir gecekondu işi. Yağmur yağsa tribünlerin çoğu ıslanacak. Galatasaray'lı işadamları çatı yapmış. Sizin işadamlığınıza, harcadığınız paralara yazık. Düzce Şehir Stadı bile daha güzel kapatılırdı. Rakip takıma denk gelen 10 metrakare yeri yapmaya paraları yetmemiş. Yazıklar olsun, bir de utanmadan misafir tribünü demiyorlar mı, oradan maç seyredenlerin hiç biri iki kaleyi birden göremezler. 3 büyüklermiş, yazıklar olsun. Biz de gidiyoruz rakip stadlara, biz de ediyoruz ağız dolusu küfür. Bize de ediyorlarsa haklılar. Bu tribünden maç seyretmeye gelmiş her kim varsa ne küfür ederse etsin kabülümdür. Böyle ev sahipliği olmaz arkadaşlar, hele ki ev sahibi Galatasaray ise hiç olmaz.
Sülüklere geçelim isterseniz. Ne yazık ki Galatasaray henüz ciddi bir rakiple karşılaşmadı. Galatasaray'dan puan alan ilk takıma büyük ikramiye var medyamızdan. Emre Belözoğlu'nun attığı korneri Sivas kalecisi yumurtladığı zaman ne güzel korner atmıştı Emre. Kalecinin hiç suçu yoktu. Kim olsa yerdi o golü canım. Yeter ki Arda Turan'ın attığı korner golle sonuçlanmasındı. Golle sonuçlanmayan ikinci korner daha tehlikeliydi oysa. Gol olmaması mucizeydi. Medyanın Fener kalecisiyken yere göğe sığdıramadığı Rüştü'nün kellesini aldılar Galatasaray'dan gol yedi diye.
Neymiş efendim, arka direkte biri kafayı vurmuş. Vuracak tabi, defans uzunlarla uğraşırken arkadan bir normal adam topu içeri dürttü. Tam bir taktik, teknik, bilim, hesap işiydi, ancak ne yazık ki golü atan Galatasaray'dı.
Sülüğün biri, daha doğrusu çoğu Beşiktaş yenilgisini Rüştü'ye bağladı. Kalede Hakan Arıkan olsa nah yenermişiz.
Biri insafa gelmiş, Galatasaray'ın standartının altında oynadığını söylemiş. Doğru biz de kabul ettik, satandartını oynasa ne olacaktı acaba?
Bir sülük, başka cenaptan kendine yol bulmaya çalışıp, maçın ertelenmesi gerektiğini yazmış. Sebep, sel felaketi, terör belasından millet kan ağlarken maç mı yapılırmış. Maç olmasa kendisi yas tutacak sanki sülük. Kaldı ki bu ülkede deprem zamanı bile maçlar oynanmıştı ve en doğrusu da buydu. Ulan hıyar bu kadar duyarlıysan bu işlere, televizyondaki maskaralıklara karşı çık. Futbol maçı eğlence mi ki?
Milli maç sülüğünü not almışım yazmasam olmaz. Saray Bosna'da Tarık Hosiç'in köfteci dükkanında Ömer Güvenç Hosiç'le konuşuyor. Dükkanın her tarafı Galatasaray resimleriyle dolu, kapısı bile sarı kırmızı. Sülük Galatasaray'dan hiç bahsetmiyor. Sanki sarı kırmızı her hangi bir renk o anda onun için.
Sülükler, Galatasaray'a gol atamadığı için Serdar Özkan'a saldırmışlar. Beşiktaş'ın en iyi futbolcusuna. Bana göre 5 tane Gökhan Gönül değerindedir ve, Arda Turan'ın çalım atmasını ondan öğrendim dediği futbolcudur kendisi.
Bir diğer sülük, ülkenin en önemli gazetesinin haftanın ardından yorumlarını, istatistiklerini yazanıdır. Belki de en büyük oyununu oynamış Sabri'nin farkında bile değil.
Haftanın kadrosuna almamış, iyi de yapmıştır. Alsa sülük olarak biz kimi yazacaktık.
Fener maçının gözlemcisi, sülük sayamayız, adı üstünde iyi gözlemlemiş. Hakem Fener'lileri kızdırmış o yüzden sarı kart gösterilirmiymiş. Kazım'a önce faul yapılmış, verilmeyince Kazım karşı faul yapmış ne sarı kartı. Hakemin kellesi tez zamanda alına. Bereket Fener puan kaybetmedi, eğer kaynbetseyid bu gün o hakem yoktu piyasada.
Şimdi gelelim sülüklerin efendisine, bertaraf edilemeyenine.
Galatasaray ballı, G.Saray oynadığı 5 maçın 5'ini de kaybedebilir, bugün Sivas'ın durumunda olabilirdi. Derbide de Beşiktaş oynadı, G.Saray kazandı. Galatasaray'ın kaybetmesini beklemeye ömrünün yetmeyeceğini anladı her halde. Kaybetse kına yakabilirdi yamuk kıçına. Kaybetmeyince saldırdı.
İki teknik direktörü kefeye koyduğun zaman mukayese edilmeyecek derecede Denizli üstün.
Doğru söze ne denir. Üstün tabi, Rijkaard'ı Dünya'da kimse tanımaz, Dürüllü'lüyü tanımayan yok. Biri Altay'da oynamış, biri Milan'da. Bir kovulmak için gün sayıyor, biri Barca'yı Barca yapmış.
Ben arada bilmeyenler için yazayım. Mustafa Denizli Galatasaray'da hocayken Nonbertarafus'un Florya'da odası vardı. Kadroyu kendisi yapardı. Zamparalık arkadaşıydılar. Denizli Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra bir daha Florya'ya sokmadılar kendisini. Ondandır Mustafa Denizli hayranlığı.
Gayet rahatlıkla 3-0 Beşiktaş da kazanabilirdi ama ne yazık ki medyamız geleneksel tabelacılığı içinde bu net ifadeyi kullanmaktan çekiniyor. Bari 3-1 kazanır deseydin. Zira Galatasaray maçın başında öne geçmişti. Üstelik Beşiktaş 1 gol atsa 2. yemek için bekliyor mu olacaktı. Hadi 2. yi yedi hiç atamayacakmıydı?
Galatasaray'ın en iyi oyuncusunda medya müttefik; kaleci Leo Franco. Beşiktaş'ın en kötü oyuncusunda da medya müttefik; kaleci Rüştü. Bir takımı kalecisi kurtarmış, bir takımı kalecisi çözmüş. O zaman hangi takım iyi oynamış olur? Soruya bak, evet Leo iyi oynadı. Fosil sanıyor ki kaleci iyi oynamışsa çok kurtarmıştır. Leo Yusuf'un dandik şutunu seyir zevki açısından artistik plonjonla tuttu. En son ne zaman bir kaleci plonjonu seyrettiniz fosiller? Kucağına gelen topu yana çekilerek önemli bir kurtarışmış gibi uçarak çelen Volkan'lara övgü düzmek varken, Leo'yu kim takar. Leo bu maçta kaleci gibi değil, defansın her hangi bir futbolcusu gibi oynadı. Pas verdiler kendisine, kendisi de 2. golün hazırlayıcısıydı.
Rijkaard söylüyor: "Çok şaşırdım" dedi. Daha maçın başlama düdüğü çalmadan Rijkaard gibi bir adamı şaşırtıyorsan; 'birinci adımı doğru atmışsın' demektir. Akıl ver adamına, bir dahaki maç, Nobre'yi kaleye geçirsin, Yusuf'u bek oynatsın, Deli İbrahim'i santrafora çeksin. Surinam'lı daha çok şaşırır, 2 adım önde maça başlasın.
Servet ile Emre Aşık'ın havadan top kaptırması, havadan gole izin vermesi mümkün mü? Kornerlerde gidip Galatasaray'a gol kazandıran adamlar bunlar. Müthiş hava üstünlüğü olan iki stoper. Bu iki hava üstünlüğü olan stoperin üzerine, zaten sene başından bu yana bir tek kafa vurmamış Nobre ve Bobo ile mi oynarsın; yoksa bu ülkenin en iyi kontratak adamları, yerden en hızlı ve en iyi top süren adamları Tabata ve Nihat ile mi oynarsın? Sorunun cevabı basit. Ben bu yazdıklarımı bu akşam ki maçın devre arasında yazıyorum. Manu defansı Galatasaray defansından daha kötü olduğu için Nobre sahada. Hava üstünlüğü kurdular ilk yarı boyunca. Holosko, Nobre ne oynadılar ki bu maça kadar? Hele ki Deli İbrahim, nerden çıktı Şampiyonlar Ligi maçında oynuyor. Bir baktık sezon başı bu kadar kötü oynayanlar sahada, Galatasaray maçı gibi dandik bir maçta oynayanlar kulübede. Sabri'nin kanadından sayısız atak yapan Yusuf'u Dürüllü'lü oynatmayarak baş sülüğü şaşırtmış.
Daha yazacak çok şey var ama, tabelacı olmayalım. Maçın 2. yarısı başlıyor, Dürüllü'lü şaşırtmaya devam ediyor. Ligimizin en iyi ve ilk kovulacak antrenörü. Ve sülüklerimizin hayırlısıyla 2 günü kaldı saldırıya geçmek için.

13 Eyl 2009

Nevizade'li Sabri; Galatasaray 3- Beşiktaş 0


Maçtan önce endişelerimiz vardı. Sel bekleniyordu, bu yüzden açık tribündekilere yağmurluk dağıtıldı. Gerek olmadı, yağmur çiselemedi bile. Bir kaç saat öncesinden düştük yollara. Ali Sami Yen civarındaki yerimizi aldığımızda sokak, bir derbi maçının elektriğini yüklemişti bile. Arada her zamanki gibi Fenerbahçe de nasibini alıyordu ancak esas oğlan Beşiktaş'a yoğunlaşmıştı küfürlü tezahüratlar.


Ben oldum olası derbi maçı taraftarını beğenmem. Nitekim bu maçta da tribünlerdeki taraftar iyi değildi. Biletlerin pahalı olması, sel beklentisi, büyük maç stresi, ramazan, bir çok sebep var. Daha önceki dandik maçlarımızda olduğundan daha kötü bir seyirciyle götürmek zorunda kaldık işi.


Stadyumdaki değişiklik kale arkası tribünlerinin üstünün kapanması olmuş. Bu arada kimse savunmasın, isteseler yetiştirirlerdi, zaten iğrenç olan rakip seyirci tribünlerinin olası bir yağmurda ıslanmasıyla elinize ne geçecekti. O kadar alan kaplanmış, orasıda kapanırdı, ilk maçta simetrinin kaybolmasına göz yummuşlar. Başka bir değişiklikte kale arkasındaki yedek kaleydi. Ben çok uyuz oluyordum, nihayet kaldırıp, araba garajı olarak kullanılan bölüme saklanmış.


Takım saha çıkarken, her zamanki tezahürat bırakılıp, Beşiktaş'a küfür edildi. Hiç hoş değildi, saygı duruşunda bile saygılı olamadık. Metin Oktay'ı her zamanki gibi yad ederek çıkardık sahaya Galatasaray'ı.


Kadrolara baktığımızda Leo Franko, Emre Aşık, Mehmet Topal'ın dışındaki Galatasaray'lılar 2 milli maça çıktılar. Bunlardan Sabri ve Sarp dışındakiler banko oynadılar. Kimi futbolcularımız kıtalararası yolculuktan geldiler. Beşiktaş'ta ise yarım maça çıkmış İsmail Köybaşı ve hiç oynamadan prim yapan biat futbolcusu, kolpacı Nihat'ın dışında bütün takım 15 gündür yatıyordu.


Yorgun olması gereken Galatasaray taraftar baskısıyla saldırdı maçın başında. Belliki Surinam'lı yorgun takımın golü geç bulması durumunda sıkıntıya girileceğini hesaplamıştı. Nitekim ikinci yarı beklenen oldu, Beşiktaş akınlarına karşı koymakta bayağı zorlandık. Arda Turan korner noktasına topu dikip, sol kolunu havaya kaldırdı. Bu maçtaki parola arka direkte birinin erketede beklemesiydi. İşareti alan Mustafa Sarp kafayı girmekte olan topa doğru dürttü(henüz golü görmedim)


Arda bir duran topu daha gol olarak yazdırdıktan sonra istirahete çekildi. Olsun canım her maçı Kaptan'mı alacaktı? Kewell nöbetteydi, Kara Şimşek'in asistlerini içeriye atamadıysa, Rüştü'nün şansındandı. Bu maçta bir futbolcu artık kendisi hakkındaki tartışmaya kesin nokta koymaya çıkmıştı sanki. Sabri Sarıoğlu hakkında kötü kelam edecek olanlar bundan sonra beni karşılarında bulacaklardır. Sabri'deki bizim bilmediğimiz potansiyel enerjiyi, hocalar açığa çıkarmıştı. Ve Sabri unutulmaz maçlarından birini oynayacaktı bu gece. Sabri'li, Kara Şimşek'li sağ kanat yeni yetme Köybaşı'nı bayağı sıkıntıya soktular.


Nihat'ın oyunda olduğunu ben 25. dakikada falan anladım. Kolpacı, küme düşmüş takımın askerlikten yırtmış futbolcusu. Denizli hocaysa bir daha oynatmaz. İlk yarıda Beşiktaş'ta beni en çok korkutan futbolcu Tabata oldu. İkinci yarı başlarken oyunda görmeyince bayağı rahatladım.


Maçta Sabri'den sonraki en iyi adamım Leo Franko'ydu. İkinci yarı Beşiktaş'ın çöktüğü dakikalarda bile topu gelişigüzel vurmayıp, Emre'yle, Servet'le paslaşmayı yeğledi. Büyük takım kalecisi böyle olmalıydı. Bir topta artistik plonjon yaparak seyir zevkine katkıda bulundu. İkinci gol onundu. Atağın başlangıcında topu almamakta direnen Topal'a uzatmış, zorla yürütmüş golü buldurmuştur. Bu arada Sarp bu maçı saklanarak, sorumluluk almayarak idare etti. Ayhan'ı aradım.


Galatasaray bu sezonun en kötü futbolunu oynadı. Bu kadar kötü oynayarak Beşiktaş'ı hezimete uğrattılarsa, sülükler daha çok bekleyecekler puan kaybını. Dürüllülü Galatasaray'ın yorgun olacağını düşünmüş, rahat bir takım çıkarmıştı. Çok gol pozisyonuna giren Serdar Özkan bizim tarafımızdan tesbit edilesi bir oyun çıkardı.


3. golde, sahanın yıldızı Sabri'nin taç çizgisinde Elano'ya attığı estetik pası, Elano uzun bir yan topla Kewell'e aktardı, Kewell'in voleyi yapıştıracağını bekliyorduk. Topu gölcüye aktarınca Rüştü'nün bileti kesilmiş oldu.


Futbol coşkulu olmayınca, taraftarda coşkulu olamıyor. Nevizade geceleriyle noktaladık, 5 de 5 yaptık. Sabri'nin çektirdiği klasik 3 lüyle huzurlu bir şekilde bir sonraki maçta toplanmak üzere dağıldık.

12 Eyl 2009

Ayak Kırmanın Cezası

Marius Lakatus'un son resmi maçını canlı seyretmiştim. Romanya futbolu ve Steaua Bukarest'in efsane olduğu zamanların efsane sağ açığının. Özel izinle İtalya'ya transfer olmuş, unutulmaz üst düzey maçlar oynadıktan sonra, son senesini Romanya'da futbol oynayarak sevenlerine veda etmek üzere geri dönüş yapmıştı. Daha maçın başıydı, Lakatuş çok sert girmişti rakibine. Hakem sarı kartı çıkardı ve sağlık ekibi doluştu sahaya. Başına toplananlardan sakatlığın çok kötü bir sakatlık olduğu anlaşılıyordu. Lakatuş ayak kırmıştı. Hakem, Lakatuş'u yanına çağırdı, verdiği sarı kart cezasını çok az ulmuştu. Cebinden kırmızıyı çıkardı. Lakatus'un son maçıydı. Fedarasyon Lakatus'a ayağı kırılan futbolcu sahalara dönene kadar ceza kesmişti. Lakatus'un zaten son senesindeydi. Futbolculuk ömrü yetmemişti.

O zamanlar Cine 5 veriyordu maçları. Maçın kasetini Romanya televizyonundan aldım Erman Toroğlu'na verdim. Lakatus'a verilen cezayı yazan gazete kupürlerini de ilettim. Olayı da anlattım. Hakemi haksız buldu, aynı olayı Ahmet Çakar'la da görüşmüştüm. Hakeme o da haksız dedi. Sarı kart verilmiş bir futbolcuya ikinci bir ceza kesilmez dediler. Bunları hakem, ben hakem olsam 3. cezayı da keser öyle gönderirdim dışarı. İşte bu adamlar senelerdir köşe başlarını işgal edip fetva verenler. İnsanlık hak getire, önlerinde bi ezberledikler kara kaplı kurallar kitabı. Ben bilmem merkez bilir.

Steaua Bukarest cazaya itiraz etmedi. Sözleşme karşılıklı fesh edildi. Lakatus futbolu bıraktı. Kulakları çınlasın büyük futbolcuydu.


Geçtiğimiz hafta Belçika’da oynanan Anderlecht-S.Liege maçında; S.Liegeli Witsel de, rakibi Wasilewski’nin bacağını (üstüne basmak suretiyle) kırıyor. Bacağı kırılan Wasil’in önce futbol hayatının bittiği söyleniyor, sonra sadece bu sezon oynamayacağı açıklanıyor. Witsel’e ise önce 11 maç ceza veriliyor, sonra Standard kulübünün itirazıyla ceza 8 maça indiriliyor. S.Liege bu sezon Ş.Ligi’nde iyi işler yapma potansiyeline sahip ve Witsel onlar için çok önemli bir oyuncu!Pozisyon sırasında Witsel’in davranışlarını izliyoruz. Sadece 20 yaşındaki bu çocuk, rakibinin ayağının feci durumunu görmesine rağmen umursamaz tavırlar içinde. Hatta hakeme itiraz etmeyi de ihmal etmiyor! Akıl almaz bir soğukkanlılık ve sükûnet... Normal şartlarda bu çocuğun en az bacağını kırdığı Wasil’in futboldan uzak kalacağı süre kadar ceza alması lazım. Bu süre içinde işin uzmanından “öfke kontrolü” konusunda destek de alması gerek. Ama nafile... Çünkü futbol kulüplerinin gözünü sadece hırs ve para bürümüş. Oyuncularına hiçbir günahı yokmuş gibi davranıyorlar; en iyi avukatları tutup, fizik biliminden faydalanan bir savunma hazırlatıp cezayı 8 maça indirtiyorlar. O gece yastığa başlarını koyduklarında gözlerinin önüne Wasil’in kırık bacağı gelmeyecek federasyon yetkilileri de dosyayı UEFA’ya aktarmıyorlar. Oysa S.Liege Kulübü maçta hemen sonra çıkıp, bu hareketi tasvip etmediklerini, Witsel’i de federasyonu beklemeden ciddi bir süre için cezalandırdıklarını açıklasalardı eminim o gün Belçika futbolu için yeni bir gün olacaktı.Olmadı...Uğur Meleke'den alıntı

Daha geçen hafta Adana'da oynanan insanlık maçını seyretmeyi, seyterttirmeyi gereksiz bulan kafalar için her şey puan ve para. Futbolcu mu yok, neticede erkek oyunu kırılacak tabi zihniyetiyle kurulmuş lanet olası düzen.

Gözler Güney Afrika'daki seyahetin kaderindeydi sülük spor medyası için. Futbolun sanayi haline getirilmesine direnenler elbet onların düşmanıydı. Her güzel şeyin olduğu gibi.

Lakatuş ve Witsel, ayak kırmış oyuncular. Biri sosyalist eğitimden geçmiş, paranın pulun ne olduğunu bilmeden büyümüş, kırdığı ayak iyileşene kadar başından ayrılmamış bir büyük insan. Diğeri kapitalizmin çarkının bir dişlisi, ayağımı nereye koysaydım diye hakeme itiraz etmiş, muhtemelen ayağını kırdığı futbolcuyu bir daha tanımayacak olan insanlık dışı mahluk.

Yerimizi bilelim, biz kimiz, konumuz futbolsa biz neredeyiz.

Beklenen yağmur yağıyor İstanbul'da, ve biz maç saatini bekliyoruz. Yağmurdan, terörden her gün ölüm haberleri. Bari futbol güzel kalabilseydi. Umarım çatır çatır, delikanlıca bir maç olur.

9 Eyl 2009

Ah Ulan Galatasaray


biz öööle kendi hayatımızı efendi gibi yaşamaya çalışırken ne biliyim... sağa sola salça olmadan... belki en büyük keyfimiz... günesin allahına kadar vurdugu altın sarısı biramızı yudumlarken... birbirimize ask acılarımızı, ''pardon! gözüme toz kaçtı!'' hissiyatı içinde fısıldarken... bacağımıza sürünüp duran bir kediyi okşarken, ''ooluum bu kedi hayvanı var ya, tekamül zincirinin en son halkasi lan... "buda'dan bile daha bilge lan bu hayvan!'' seklinde naif muhabbetlerimizi yaparken... kanımızı dökerek kurduğumuz ayyaş cumhuriyetin en aşşağılık başkentleri aksaray meyhanelerinde ileri karakolları olan parklarda... gökte sadece sahici bi dolunay... elimizde güsel marmara... şehirin götünde pireler uçusurken ve biz terkedilen bir sevgili nasil üşürse... işte ööle üşürken... ve daha onyedi...onyedi...on yedi...iken aşk konuşulur di mi... hayir biz senin addını fısıldıyorduk galatasaray bunu hiç bilmeyeceksin! gecenin çükünde her türkgh babası gibi ayyaş bi babanın sızmasını bekledikten sonra yine boynumuzda sarı-kırmızı kaşkollar yine aynı dolunayın altında buluşup bağrında gecelemek için sana koşarken içtigimiz o güsel marmaranın bile adın kadar içimizi ısıtamadığını hiç bilmeyeceksin galatasaray! 1980'ler...sokağa çıkma yasakları... daha on yedi...on yedi...on yedi...bile diilken geceleri boynumuzda sarı kırmızı kaşkollar... elimizde sarı kırmızı pankartlar...bir militan gibi toplum polislerinden kaçarken... ve bütün yaşıtlarımız... geceleri... gayrimeşru bu şehrin gayrimeşru duvarlarına kahrolsun faşizm yazarken biz geceleri aynı duvarlara...en büyük cimbom yazdık ve bütün yaşıtlarımız gündüzleri mütemadiyen fenerli iken biz aleme inat seni sevdik komik olan şuydu tarihinin en zavallı dönemiymis meğer hiç şampiyon olamazdın o zamanlar biz de zaten farkında diildik... hep güsel marmaraydık çünki daha on yedi on yedi on yedi bile diildik... neden gaassaray? diyenlere... because, güsel marmarayla güsel gidiyor! derdik... ki bunu hiç bilmezsin... daha onyedi onyedi onyedi bile diildim diyom... alooooooo? ulan gaassaray! söyleyecek o kadar çok şeyim var ki sana! ulan! anlatacak o kadar çok hikayem var ki gaassaray! anam avradım olsun hiç bilemeyeceksin! bu kediler var ya...çok enteresan hayvanlar abi...

7 Eyl 2009

Türkcell Süper Ligi ve Özlem Derbileri


Son senelerdeki Belediye takımlarının ligimize verdiği görüntü(süzlük) kirliği olmayıp ta, lig şu takımlardan oluşsa. Ve muhtemelen her hafta derbi maç olsa.

Galatasaray-Fenerbahçe-Beşiktaş-Trabzonspor arasındaki mevcut büyük derbilere ilaveten;

Göl derbisi için Kocaelispor- Sakaryaspor kapışırdı. Anadolu'nun giriş kapısındaki şehirlerimizin Siyah Yeşil formalı iki takımımızın maçında Tatanga'larla, Hodri Meydan'ın tribünlerde atışmasını doğrusu ben çok merak ederdim. İki takımın da ligde olduğu sezonlar, mutlaka lige renk katmıştir. İki takımında gelişi muhteşem olurdu da, gidişinde kan kusturarak giderlerdi. Nitekim Kocaelispor bizi Ali Sami Yen'de 5 lik yapmış, gidenlerin türküsünü söylemiştir.

Güney derbisi için iki büyük takımı mevcuttur bölgenin. Adana Demirspor-Adanaspor maçını merak etmeyecek, seyretmeyecek futbolsevere ben futbolsever demem. 1 kilo demir mi ağır, 1 kilo pamuk mu? çocukluk sorumuzun cevabını bulurduk belki bu maçta. Adana şehri için ne büyük eksiklik Demir Yumruklularla, Turgeylerin aynı maçta bağırabilmesi.

Ege derbisinin yerinde yeller eseli yıllar oldu. Karşıyaka-Göztepe maçı bu ülkede seyirci rekoru olarak tarihe geçmişti. Hem de iki takımın arasındaki bir 2. lig maçıydı. Ne yapıp ettiler Gavur İzmir'i Süper Lige komadılar. Hatta Türkiyenin en dramatik, en duygusal taraftarına sahip Göztepe'ye sahaları dar ettiler. Bizim de akıllarımızda Büyük Göztepe taraftarının unutulmaz ağıt marşı kaldı. Çok özledik Göztepe yetiş artık.

Eskişehirspor-Ankaragücü-Bursaspor aralarında merkez derbisi oynar, bizde zevkle seyrederiz. Eskişehirspor bu maçlarını ikiye bir oynar biliyoruz. Aman bu 3 lünün başına bir halt gelmesin. Es Eslerle oynadıkları zaman derbi, aralarında oynadıkları zaman dostluk maçı oluyor. Teksas tribünlü Bursaspor'a da en az Sivasspor gibi bir derece lazım her sene.

Doğu'nun derbisine adaylarım, Gaziantepspor-Diyarbakırspor maçıdır. Aralarındaki maç büyük enerji ortaya çıkartır, her maç deprem olur uzak diyarlarımızdan. Oralara giden takımlarda 1 puan aldıklarında sevinsinler, 3 puan alan da düğün bayram etsin.

Kayserispor-Sivasspor maçı ikinci ligin en büyük maçıydı bir zamanlar. İki takım arasında yıllar önce Kayseri'de oynanan maçta Türk Futbol tarihinin en büyük faciası yaşanmış 10 larca insan ölmüştü. İki takımı uzun yıllar aynı gurupta oynatmadılar, daha sonra gelen barış sonrası ıynadıkları maçlar gerçekten gerilim filimlerini aratmayacak derecedeydi. Her iki takım zaten ligte ama, Kayseri'li para harcamaz, bedavadan biraz pahalı ise bilet fiatı, bir de maçı televizon veriyorsa kimse maça gitmez. Gidenlerde şemşamer çitler, küfür eder. Hey gidi hemşerilerim hey.

En kaliteli Türkcell Süper lig için oluşturulan takımlar listesinde 18. takım için Malatyaspor, Orduspor,Rizespor,Boluspor, Antalyaspor(yeni stadını devreye sokunca) dereceye girerler. Böyle bir ligte şampiyon olacak takımın bir sonraki sezona çıkacak dermanı kalmaz. Kim mi küme düşer? bu lig 5 sene oynansın her takım en az bir defa küme düşer.

Ligi organize edenler bence müdahele bile etmeliler. Şubat ayında Olimpiyat Stadında Belediyespor-Ankaraspor maçını seyredecek 8 kişi için milyonlarca dolara yapılan 80.000 kişilik stadı görünce insanın içi acıyor. Bu takımlar hükmen küme düşürülmelidir.

Daha kaliteli lig için şehir takımları göreve.

6 Eyl 2009

Biraz Susun'da Galatasaray'lılığımızın Keyfini Yaşayalım


Geçen yıl 21. hafta, Çaylak kovulup yerine Guerdiula yapacağımız Bülent Korkmaz getirildi. Sezon başında hepimiz, tarihin en büyük kadrosu kuruldu demiştik. Hatta 2000 senesinde gelen kupadan, daha kolay geleceğini sanmıştık. Hepimiz bir heyecan, bir coşku ile karşıladık eski Kaptan'ımızı. Bordoeux maçını Bülent'le atlatıp, doğal motivasyonumuz olan finalde Kadıköy'de oynamak hasletiyle diğer takımları bekleyecektik. Hagi'nin Hoca olarak geldiği zamandan bile daha coşkuluyduk.


Ahval ve şerait şöyleydi 13 maç kala. Lider Sivasspor'dan 8 puan gerideydik. Fener'den geride olsak tamam, havluyu atalım dı, fakat lig ikincisi Trabzon'dan bile korkulacak bir durum yoktu. Nitekim Şampiyon olan Beşiktaş'tan 2 puan gerideydik, ve kendileriyle maçımız vardı. Yenersek 1 puan öne geçebilirdik. Fenerbahçe ile aynı puandaydık ve Fenerbahçe berbat top oynuyordu. Üstelik Fenerbahçe ile de maçımız vardı. Avrupa kupasını ikinci kez almak için taraftar hazırlık bile yapmıştı. Kadıköy'e nasıl gidileceği ve nasıl dönüleceği, her şey tamamdı.


Bülent Korkmaz'ın o an neler düşündüğüne bir bakalım şimdi.


Bülent Korkmaz, geçen sezon UEFA Kupası'nda final oynamalarının da imkanı olmadığını dile getirdi.

Niye ki, daha önce Milan'ı son dakikada geçip, önüne geleni devirip kupayı alan takımın kaptanı değilmiydin. Daha kolay alınabilir turnuvayı madem böyle bir ruh halin vardı da göreve geldin. Eleniriz ben bir şey yapamam deseydin daha iyi olmazmıydı? Sabri'nin mucize golünde neden fırladın. Hep mucizeyle mi? kazanacağını sandın. Madem pes edilecek bir takım vardı o anda, niye bize söylemedin.


Sezon başında takımın başına gelmesi halinde UEFA Kupası'nı hedef olarak koymayı düşündüğünü anlatan Bülent Korkmaz, ''Kazanamamamız durumda görevi bırakırdım. Ligde şampiyonluğu garanti edip, UEFA Kupası kazanılamasaydı eğer, görevi bıraktığımı söylerdim. Ben bunu Sayın Başkanımıza söyledim. 'Göreve geldiğimde bu koşullarda başarı beklemek hayalcilik olur' dedim. Sezon başı gelseydim, hedefler gerçekleşirdi, niye bunu söylüyorum. Çünkü Türkiye'nin en iyi yerli oyuncuları Galatasaray'da'' diye konuştu.


Doğrudur, sizlerin bakışı yabancı oyuncuya kin bakışıydı. Senin 2-0 galipken maçı 3 tane yiyip elenmeni sağlayan Sabri'ydi. Lincoln olmasa, Kewell olmasa o maçlara çıkabilecekmiydin. Bol keseden atmak kolay, Lincoln gidince haklı oldun değilmi. senin Kewell'in, Lincoln'ün yerine oynattığın Yaser'i, Mehmet Güven'i üstüne senin getirdiğin kaleciyi verdiler de yalvar yakar bir yedek kaleci aldılar yerlerine.

''LİNCOLN'ÜN GÖNDERİLMESİ İÇİN RAPOR VERDİM''


Nasıl yazın acaba çok merak ediyorum, bozuk Türkçenle, kurduğun çatısız cümlelerle ne yazdın da, Adnan Polat okudu, okudu da senin dediğini yapıp kovdu. Sen kalsaydın bu sene Kewell yoktu.


'Lincoln gitmeli dedim'. Doğru demişsin, oynatmadın da ne oldu. Ligi tarihimizin en berbat derecesiyle bitirdik, sayende millet plajda yatarken dandik maçları oynamak zorunda kaldık.


Ben hiçbir oyuncuya ayrıcalık tanımam. Benim yönetimimde hiçbir oyuncu kendisini kulübün üzerinde göremez.


Ne haklıymışın be Kaptan, Kewell'in Lincoln'ün öyle bir talebi olmuştu zaten. Kewell, kulübün tapusunu vermezseniz oynamam dediğini yalancı Hürriyet muhabiri Ali Naci Küçük bile duymuştu. Biz farkına varmamışız. Ayrıcalık tanıma, sok koskoca Kewell'i 10 saniye kala maça burnu sürtülsün..


Rijkaard gibi çok kaliteli bir teknik adamın varlığı da Galatasaray'a maddi ve manevi olarak çok şey kazandırıyor.


Manevi olarak doğru da, maddi olarak göreceğiz bakalım ne kazandıracak. Rakibin hakkında şimdilik kerhen söylediğin olumlu sözünü saklıyoruz. Ellerini ovuşturarak devrilmesini beklediğini den de eminim.


Kaptan'ım sana tavsiyem var, şimdiden Türkçesi iyi olan birini ayarla, nasıl olsa Surinam'lı bir gün kaybedecek, Şampiyonluğu kazanamayacak, elenecek. Hazırlıksız yakalanma, ezberle konuşacaksan televizyonlara, aman bir şey atlayayım deme. Kurduğun her cümle ben diye başlayıp, ben diye bitiyor. İlk cümlen de''ben demedim mi?'' olsun. Seni kovanlar, Galatasaray'a layık görmeyenlerle de hesabını dürersin. Şimdilik öbürleri gibi ol, sürüden ayrılma, avını bekle. Objektif olacağım diye kendini fazla kasma, senden bir beklentimiz yok bizim. Rahat olun bize gölge yapmayın yeter. Konuştukça batıyorsunuz, sizi ekranlarda gördükçe sevgilerimiz küçülüyor. Kimin de nefrete dönüştü bile.

5 Eyl 2009

Ardaaaa, 600. Gol Ağlarda; Türkiye 4- Estonya 2


Milli maçın oynanacağı en son şehir Kayseri'dir. Memleketim olduğundan biliyorum, Türkiye'nin en kötü maç seyircisi Kayaseri'dedir. Diyarbakır'da, Adana'da, Bursa'da oynanır, Kayseri'de milli maç oynanmaz. Kayseri'li bağırmasını bilmez, futboldan anlamaz, geriye düşersen sırtını döner, sayesinde maç kazanmanın imkanı yoktur. Sadece stad yeni diye burada oynandı her halde ancak, stad olarak bile çok kötü bir beton yığınıdır, zemini iğrençtir.


Rakip Estonya, daha dün Şampiyonu 5 lik olup elenmiş lig 5. miz tarafından. Dağılım ortalama Fatih Terim adaleti. Galatasaray'dan en iyi oyuncular, Fenerbahçe'den zorlanarak oynatılanlar, küme düşmüş takımın lejyoneri, Almanya orijünli futbolcular, Beşiktaş'ın zaten 1 kişilik kontenjanı vardı, Nihat sakat. Semih cezalı olmasa ligin en pahalı santraforu yedek olacak. Milli maç dolayısıyla lig maçında sakat olup iyileşen mürit Gökhan Zan. Milli maçını oynayıp İmparator'un emrini yerine getirip sakatlaıp çıktı. Galatasaray'da nöbetçi stoperi göreve çağırmaca. Ben ce çok bile oynadı, ben 2. hafta sakatlık bekliyordum. Orta sahada en çok hak eden futbolcu Mustafa Sarp'ın esamesi okunmuyor. Kenarda, sinir küpü Terim, ne zaman Terim gösterilse ekrana gelen sadık valiz taşıyıcı Müfit. Görünmeyen diğer yardımcılar, Oğuz Çetin, Metin Tekin(Ben mi görmedim, maçta değillermiydi?). Maçın başında prensin kanadından yenen ve üstünde durulmayan gol. Tartışmasız, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu Arda Turan'ın topa değmeden yaptığı asist ve küme düşmüş takımın oyuncusu Tuncay'ın attığı golle gelen beraberlik golü.


Golün hemen ardından, eski fakat eskimeyen Prens kız Tuncay'ın pas vermeyip Lefter'i yakalamak için olanca kuvvetiyle çektiği taca giden şut. Fener'de olmasa nilli takımın limon taşıyıcısı olamayacak Kazım'ın lazımlıkla oyuna devam etmesini içine sindiremeyen Arda'nın durumdan vazife çıkarması. Sağ taraftan büyük bir hünerle söküp getirdiği topu kaleye şutlamasının ardından dönen topu Sercan'ın boş kaleye yuvarlamasıyla ikinci yarıya galip girmece.


Ermenistan'dan beklenen medet yalan olunca, işin önce futbolculara sonra evliyalara devredilmesiyle başlanan ikinci yarıda, ters bir top bilardo topuna dönüştü. Durum 2-2 olunca sülükler kalemleri hazırladılar belki. Kin ve nefretini yıllardır saklayanlar Güney Afrika seyatinden olduklarında irin kusacaklardı. Eğer puan kaybetseydik, ben yazmayacaktım. İrin kusanlara karşı Fatih Terim'i savunacaktım. Gerek kalmadı, kornerden gelen topu 600. gol olarak Arda topu ağlara gönderdiğinde Tuncay'ın gole yalandan sevindiğine bahse girerim.


Galatasaray bütün kornerleri Arda Turan'la kullandı bu sezon. Bir çoğu gol olarak yazıldı, Surinam'lının yaptığını yapacak değildi İmparatore. Son korner hariç(o da o sırada zaten Arda oralardaydı) Arda korner kullanmadı.


Şu kıytırık maçta bile yürekler ağızlara getirildi, Tuncay'ın attığı teslimiyet golünden sonra rahatlandı. Trabzon'luların gönlünü almak lazımdı, Ceyhun oyuna girdi. 4 gün sonraki maç için dinlenmeye geçildi, çok şükür atlatılmıştı maç.


Listeye baktık durum nedir diye. Geçmemiz gereken takımla aramızda 4 puan fark var ve 4 gün sonra dışarda onlarla oynuyoruz. Yensek bile işimiz yüce göke kalmış. Biz arkadan Belçika'yı dışarda devirip, Allah'ın Bosna'ya bela indirmesini bekleyeceğiz. Olaki beddualarımız kabul edildi, son maçta Ermenistan'ı rahat geçeceğiz. E, geçtik bilet hazırmı Afrika'ya Vuvuzula çalmaya gitmeye. Değil ölümlerden ölüm beğeneceğiz ve bizim gibi ölümlerden ölüm beklemiş bir takımla ölüm kalım maçları oynayacağız. Elersek şova devam, elenirsek. O maça kadar gidelim de onu o zaman düşünürüz. Şimdiden düşünüp vesvese yapmayın. Bir delik bulup çıkarız bir yerlerden. Turnuvaların dibine kırağımı indi. Biri biter diğeri başlar.


Ne de olsa başımızda yenildikçe apolet takan bir İmparatore'miz var.

4 Eyl 2009

Maç Var





Yarın ki maçtan bahsetmiyorum. Kıçımıza yılan kaçmış, çıkaracak leylek arıyoruz. Yaygaracılara bakmayın, yeneriz, eleriz, goy goycularına. Onların korkusu takımın Dünya Kupasına gidememesi değil, kendilerinin gidememesidir. Şimdilik verdikleri destek, gitme ihtimali kalmayınca yerini, irin, kin kusmaya bırakır yakında.


Bu gece ülkemizde büyük bir maç var, tarihi maç. Birlik dostluk dayanışma maçı. Bu maçı seyredecek olanlar tarihe geçecekler.

Benim için sıradan bir ulus maçı yarın ki maç. Ben maç diye bu akşam Adana'da oynanacak maça bakıyorum. Keşke elimde olsa da maça gitseydim.



Ülkemizin devrimci takımı Adana Demirspor ile İtalya'nın devrimci takımı, Livorno'nun maçına. Tribünlerde Che Guevera'nın resminin, orak çekiçli bayrakların dalgalandığı maça. Endüstri futboluna direniş gösteren, siyasi kimlikli olanların da bir şekilde futbolu sevebileceğini ispatlamaya çalışan, bu uğurda yıllardır mücadele veren Adana Demirspor taraftarına saygılarımı sunmak isterdim. İsterdim ki küçüleyim, Güney'in devrimcilerinin arasına katılayım, çok merak ettiğim Livorno'yu canlı göreyim, Akdeniz'den Okyanus'a açılayım, Küba'ya, Havana'ya Ernesto'ya mendil sallayayım.



Kaç kişinin haberi var acaba bu maçtan. Paradan başka bir şey düşünmeyen sülükler, niye bu maçla ilgili bir şey yazmazlar. Aslında hepsi bal gibi biliyorlar, ama akıllılar, dedik daha önce, sülüğün 14 beyni var. Kendi mezarlarını niye kazsınlar. Yıllardır futbolu sanayi haline getirenler, şimdi derimci Demirspor'a hangi yüzle bakacaklar.


Demir yumruklu dostlarım, babamız demiryolcuydu, belki biraz da bu yüzden bütün Dünya'da olduğu gibi Demiryolcuların takımına daha ilk çocukluk yıllarımdan sepmati duydum. İlerleyen yıllarda bilinçli olarak taraf oldum. Her türlü icraatınızın yanındayım. Hiç şüpheniz olmasın, ne kadar sanayi yaparlarsa yapsınlar, sonucunda oynanan oyunu biz halklar, proleterler, köylüler, kenar mahalleleri, varoşlar seyrediyor. Bizi ortadan kaldıramadıkları sürece, bu oyunu asla burjuvalara kaptırmayacağız.

Gözümüz, kulağımız sizde, büyük Adana Demirspor taraftarı. Misafiriniz ve bizlerin de misafiri, yoldaş büyük Livorno'ya en derin devrimci selamlarımı iletin.

3 Eyl 2009

Deli(kanlı) Orkun




Alpaslan Tribünü bağırıyordu ''Deli Orkun Buraya'' Orkun kendine kondurmadı. Taraftarın tamamı, olanca kuvvetiyle, ısrarla bağırdı, yine de umursamadı Orkun. Nefesi tükenen seyircinin yarısı vazgeçti bağırmaktan. Diğer yarısı belli belirsiz volümle devam etti normal tezahüratına, ''Orkun buraya'' diye. Orkun'un kulakları tribündeydi, o sırada yan top çalışması yaptıran Nezihi'den kurtuldu ve tribüne doğru depar attı. İşte o an garipbir biçimde sevdim Deli Orkun'u.






Galatasaray kalesini koruyacak yetenekte değildi, Çaylak'la çıktığı sıradan Leverkusen maçında yediği hezimetin ardından, Kasımpaşa'lının lamba gibi asılan serbest vuruşunu felç geçirerek seyredince iptal oldu. Yerine devam eden Aykut, ligin en az gol yiyen kalecisi olarak şampiyon takımın kalecisi ünvanıyla sezonu tamamladı.






Takım Şampiyon olsa da kalecilerin yetersiz olduğu hükmüyle Di Santchis transfer edildi. Gerçi bu iki kötü kalecimizle devam edilse dahi bundan daha kötü derece alamayacığımız ayni ile vaki olduğunda belamızı bulmuş 5. bitirmiştik ligi.






Geçen yılı Deli Orkun hastanede, revirde geçirdi. Hangi maçta, nasıl sakatlandığını öğrenemedik. Kötü kaleciydi, o yüzden akibeti kimseyi enterese etmedi. O sakatlıkla boğuşurken ondan bin beter daha kötü kaleci Aykut yedek kulübesinin tozlarını paspas ederek cebini dolduruyordu. Santchis ne kadar pis gol yerse yesin, sesini çıkarmıyordu, adalet istemiyordu Bülent Korkmaz'dan ve ondan önceki Çaylak'tan. Ne gerek vardı riske girmeye Aykut için. Yıllarca Mondragon'a asistanlık yapmış, en ufak bir ilerleme kaydedememiş, en ufak bir şikayeti, sitemi olmadan, kimseyi ürkütmeden hayatını idame ettirmiştir.






Mondragon gittiğinde, kaleye geçme ihtimali olan Fevzi, Santchis transfer edince isyan bayrağını çekmiş, hadi len ben şimdi kaçıncı kaleci olacam? demiş, takımdan uzamıştır. Hazır Orkun sakatken, hazır Fevzi firar etmişken Aykut'a gün doğmuş, bütün bir sezonu tek bir maç oynamadan koca Galatasaray kalecisi olarak, risksiz bitirmiştir.






Her iki kaleci de, tarihini yeniden yazmaya soyunmuş Galatasaray'ın kalesini emanet edeceği kaleci değildi. Leo Franko geçti kaleye. Surinam'lı daha iyi olan Orkun'u oturttu yedek olarak. Aykut Florya kalecisiydi, olsun yine de şikayeti yoktu.






Aylardır uğraştılar, servet önerdiler, 2 futbolcu bir kaleci verelim dediler Manisaspor'a, kalecileri Ufuk'la trampa yapmak için. Baktık Ufuk için Vikipedia'ya, öyle ahım şahım bir veri yazmıyordu. Toplasan 40 maç kaleye geçmemiş bir kaleciydi. Aldıklarına göre bir bildikleri vardı. Galatasaray'ın yedek kalecisinin yanında iki bonus futbolcu ediyordu Galat parasıyla.






Aykut'u verelim dediler, Galatasaray kulübesinde paslanmış, geçen yılın en çok kulübede oturmuş kalecisini beğenmediler. Orkun'u istediler, ya da Orkun ben 3. kaleci olmam bayrağını çekti. Bilmiyoruz nasıl oldu. Biz Aykut'u yolcu etmeye hazırlanırken resmi siteden Deli Orkun'un kurban verildiği haberi geldi.






Leo'nun yedeği Ufuk'un yedeği sıfatıyla soytarı olmaktansa, Manisaspor'da Kral olmayı yeğledi Deli Orkun. İsyancıydı, tıpkı Fevzi gibi yalandan oturarak para kazanmayı sindiremedi. Soytarılık kazağını Aykut'a emanet edip ayrıldı aramızdan.






Deli Orkun; Hiç bir zaman Galatasaray kalesine geçecek bir kaleci değildin. Sen kaledeyken kalplerimiz yusuf yusuf atıyordu. Ama inan Aykut'tan çok daha iyi kalecisisin. En azından yıllardır, hiç bir şikayeti olmadan yedek beklemeyi içine sindirip, kak etmediğ milyon dolarları cebine indiren Aykut'tan eminim ki çok daha büyük adamsın. Zaten oldum olası, tokalı, inek yalamış gibi düz, meçli saçları olan futbolculara gıcık olmuşumdur. Bu anlamda Necati'yi nasıl sevmemişsem, Aykut'u da hiç sevmedim.






Delikanlı Orkun, takipçin olacağım, çok büyük maçlar çıkaracağına bahse girerim. Milli takımda görürsem de şaşırmam. Güle güle kardeşim, yolun ve bahtın açık olsun Tubikandu.