18 Haz 2009

Aslan Urziceni





İsmini duyan var mı? bu takımın. Yakında duyacaksınız da ben şimdiden söyleyeyim. Romanya Şampiyonu namlı takımdır. Hani Lucescu'ya bizim ligi Çavuşescu zamanlarının kurulu ligine benzetiği için, dayak attırılmıştı ya büyük futbol uleması Hıncal tarafından, işte o ligin takımı.


Bir aslan parçası daha.....


Becali eskiden alışagelmiş tezgahlarını tezgahlayamadığından beridir, Romanya ligi'nde klasik şampiyonların adı değişti. Becali'den kısa bir haber verelim, hatırlamayan varsa. Bu şahıs Hagi'nin, Popescu'nun ve bütün büyük Rumen futbolcularının menajeri idi, yani satıcısı. Paraları koyacak yer bulamadıktan sonra Steaua'nın başına geçip mafyacılık oynadı. Teşvik primi verdi, yakalandı, arabasını çalan hırsızları kendi adamlarıyla yakalayıp işkence yaptı, bir valiz dolusu şike parası ile yakalanınca, ben çikolata alsınlar diye vermiştim dedi, yemediler 1 ay hapis yattı.


Artık Romanya ligi Asker takımı ile Polis takımının ligi değildi sadece. Bükreşin Yıldız'larıyla, Bükreş Gücü, aralarına aldıkları Bükreş Demirspor la ne güzel idare ettiler yıllardır. İlk direniş, Kluj'dan geldi geçen sene. Mütevazi bir orta çağ şehrinin takımı. Stadyumlarının bir açığında tribün bile yok. Ben diyeyim Kastamonuspor, siz anlayın.

Bu sene Şampiyon olan takım bildiğiniz Alibeyköyspor. Bükreş'in varoş semtinin mütevazi takımı. Bu takımın bırakın Şampiyon olmayı, nasıl 1. ligte oynadığına şaşırmak lazım. Urziceni(Urziçen) takımında tanınmış futbolcu yok. bizim değil Romanya'lı futbolseverlerin bile tanıdığı yok, Ulus takımda oynayanı yok. Hocası, başkanı kimse tanımıyor.

Şampiyonlar liginde direk oynayacaklar. Artık 3. torbadan kime denk gelirlerse.

İşin içine dümen, yalan, dolan girmese kimbilir ne takımlar duyulacak, ne futbolcuların kaderi değişecek. Helal olsun Romanya ligine, Becali gibi sülükleri ortamdan uzaklaştırdıkları sürece tertemiz Şampiyon çocuklar göreceğiz. Öyle değilmi çocuklar....

17 Haz 2009

Servet Çetin; Kartallı Delikanlı




Servet Çetin; Herkes bilir, futbolunu pek sevmem, gidişine de pek üzülmem. Benim için olsa da olur olmasa da futbolcudur. Ancak tanırım kendisini ki adam gibi adamdır. Delikanlıdır, Galatasaray'ımıza yakışan bir kimliktir. Savaşmasını, yetersiz tekniğine rağmen verdiği mücadeleyi unutmayacağım. Elbette ki hem taraftar olarak bizleri onurlanırarak hem de kulübe para kazandırarak gidiyor, güle güle gitsin benim sevgili mahallemin sevgili delikanlısı.

Servet Çetin bizim mahallenin takımı Doğanspor futbolcusuydu. Lisans misans hak getire bir topçuydu. Varsa şimdi mahalle takımları, aynı o takımların mert topçusuydu. Güçlü fiziği, korkusuz oyunu, ve daha çok Kartalspor'da oynayan ağabeyinden dolayı edindiği karizmayla mahalle takımımızın bankosuydu. Bir gün Kartalspor alt yapısını çalıştıran Necmi'nin telefonunu açtı. Necmi, abisini arıyordu, hazırlık maçı vardı ve abisi henüz sahaya gelmemişti. ''Abim hasta hoca'' dedi. Hoca da ''sen gel o zaman onun yerine takıl'' dedi. Takılış o takılıştı, adı o maçta Uche Serevet'e çıktı.

Servet Çetin'den ilk para kazanan takım Doğanspor oldu. Onların da rengi Bordo Beyaz'dı ve yıllar yılı Kartalspor'un eski formalarını alıp giyerlerdi. Bu sefer gıcır gıcır eşofmanlar, formalar, ayakkabılar, toplar verdiler Doğanspor'a. Servet'ten, ilk verim alan takımdı Doğanspor.

Sonrasında Göztepe'nin yolunu tuttu Iğdır'lı. Giderken bir takım formaya aldıkları Servet Çetin'den 40.000 lira para kazandı Kartalspor. Neyse uzatmayalım ki Servet dolaştığı takımlarda hem taraftarlar, hem halk hem de yöneticiler tarafından sevilerek, helalleşerek ayrıldı. Bir tek istisna olacaktı elbette.

Bokludere Servet'i sevmedi, 1.5 milyon dolar vererek Denizlispor'dan aldıkları Servet'i Sivasspor'a boğaz tokluğuna verdi. Ne işi vardı canım delikanlı bir Anadolu çocuğunun Fenerbehçe'de. Yalamalık yapmaz, bindiği cipi göstermez, takıldığı karıları afişe etmez, yalan söylemez, ''söz vermek bir dönmek iki''demez. Elinden geldiğinin fazlasını ortaya koyar sahada. Kavgaya pek karışmaz, hakemle dalaşmaz, küfür etmez, saz çalar, türkü dinler, kitap okur, bilmece çözer, filozof gibi konuşur. Velhasıl pislik değildir işe yaramaz. Kovula, yerine Lugano getirile. Çuk bir transfer yapılmış ola.

Sivasspor'un beleşe aldığı Servet, Ulus Takımı'nın bankosu olarak devam ettirdi karekterini ve futbolunu. Galatasaray söz kestiği halde son maçta iftihar edilecek bir futbol oynadı Servet. Ben o maçta Sivas'taydım. Bir Fener'li olsa Servet'e küfür ederdi, bir Galatasaray'lı şeref duydu oynadığı futboldan. Ve yollar Ali Sami Yen'de kesişti. Biri muhteşem geçirdiği sezonun sonunda Şampiyonluğu, diğeri sakat sakat geçiremediği sezonda felaketi yaşadık.

Şimdi Marsilya kapımızda kamp kurmuş Servet için. Biz parayla ilgilenmiyoruz, kaça giderse gitsin. Geldiğinden, ve bizden kazandığını amorti edecek ve üstüne katlayarak gideceği kesin. Rijkaard ki- bundan böyle bizim sayfalarda Surinamlı olarak anılacaktır- yol verdiğine göre yeri doldurulmuştur kimsenin şüphesi olmasın.

Güle güle Kartal'lı, mahallemizin yetiştirdiği delikanlı, hakkım helal, yolun ve bahtın açık olsun.

16 Haz 2009

Ahlaklı Bir Futbolcu Daha



Fener'in 'Aldım' dediği Özer için Beşiktaş devrede
F.BAHÇE'NİN bugün resmi internet sitesinden 4.2 milyon Euro+İlhan Parlak ve PAF Takımı'ndan Özgür karşılığında transfer ettiğini açıkladığı Ankarasporlu Özer Hurmacı için Beşiktaş da devreye girdi.F.Bahçe ile para ödemesi konusunda anlaşmazlık çıkınca, bugün saat 17.00 sularında Ankaraspor ile Beşiktaş yöneticileri arasında telefon trafiği yaşanmaya başlandı.Beşiktaş yönetimi şu anda kendi içinde Özer'e hangi teklifin yapılacağını değerlendiriyor.

Bu çocuk daha geçen yıl bizimle sözleşmemiş miydi? Net bir maçını hatırlamıyorum. Bize gelmesi söz konusu iken videolarını izlemiştim. Gerçekten adamı maymuna çevirecek bir tekniğe sahip. Sahibi de dayısı Lemi. Futbolcuların artık mal olduklarının açık saçık beyanı oldu bu yıl ki transfer borsası. Borsadan da belli olduğu gibi bir ahlaklı! futbolcu daha satılacak pazarda. Futbolcumuz Özer Hurmacı'nın takımı yok. Kim alırsa doğuştan o takımdan.

Paranın padişah olduğunu biz biliyorduk zaten, bu yüzdendi yılları feda ettiğimiz kavgamız. Daha dün bir kez daha ispatlanmışken tezleri, yenisini sürdüler ortaya. Anti tez atamıyoruz ne yazık ki. Daha uzun yıllar da atacağımız yok. Kro ol farketmiyor, para sendeyse açamayacağın kapı yok. Sözü, delikanlılığı paraya satanlar bitmeyeceğine göre daha çok göreceğiz kancıkça yapılan satışları.

Gazetenin yazdığına göre bu kez Tüp'çü hamle yapacakmış. Etme bulma dünyası, kendisi daha geçen yıl Fahri'yi haberi bile olmadan satmadı mı? Bir birlerinden farkları olmadığından Tüp'çü fazla yaygara koparmadı. Şimdi misilleme yapacak, yapabilirse. Ancak şunu Tüp'çülerin kralı olsa da bilmesi gerek ki, sözünde duramayan, ahlaksız, paracı, pislik futbolcuların toplandığı bir adres var. Bokludere Cumhuriyetinde yaşarlar. Görmediniz mi?, binlerce kişi son yılların en aşağılık futbolcusu Saçları Topuz'luyu nasıl bağrına bastı. Ne kadar kötü kokarsa Bokludere o kadar iyi onlar için.

Koskoca Fenerbahçe Başkanı, Saçları Topuz'lunun hem koruması, hem şoförü olmuş, gururla sürüyor cipini. Kafasına palyaço yazısı yazılı şapkayı geçiriyor. Bir gün hepimiz Fener'li olacakmışız. Nasıl olacak sa, Bir gün herkes Çemişgezeksporlu olacak demekten ne farkı var. Fener'li olmamız için önce şerefsizlik diplomasını almalıyız pekiyi dereceyle. Başka takıma söz verip, formasını giyip Fenerium formalarından birini giymek ise bu eğitimin doktora tezidir. Her kese nasip olmaz.

Ahlaksızlığın adı, beceri oldu. Şerefsizliğin adını bomba transfer koydular. Bu ülkede küçük çocukları çıkar, ihtiyarları, yoğun bakımdakileri, hadi kadınları da katmayalım. Kemiksiz bir 20 milyon kişi, her gece yatarken yarın sabah birini nasıl düzeceğinin hesabını yapar. Ya hesabı tutar birine geçirir, ya da hesabı tutan başka biri ona geçirir. Kim kimi tutarsa, acımak yok, taraftar çocuklar ağlıyor duyan yok, güven kayboldu, söz uçtu, en son Saçları Topuz'lu yaraladı bizi. Sıra Hurmacı'da demek, bekliyorum bir büyük şerefsizlik örneği daha sergilemelerini.

Aman sevgili Galatasaray'ımız, aman sevgili yöneticilerimiz, futbolcularımız, uzak durun bu kurtlar sofrasından. Bize gelmeyi kafasına koymuş genç futbolcu kardeşlerimiz, beklemeyin sakın ayağınıza Galatasaray Başkanı'nı, gelmez. Bizim yuva tercih edilir, kimse zorla getirilmez, gitmek isteyenin yolu kesilmez. Bizde formadan daha fazla parayı seven sevilmez. Varsa da içimizde kendini saklayan, saklamış(Hakan Ünsal, Emre Belözoğlu, Fatih Akyel.....) gün gelir bu taraftar onlardan hesap sorar. Hakkını haram eder.

Lanet olsun, ne kadar uzak kalmaya çalışsak da sevdamız da bu bataklığın içinde ne yazık.

Büyük Galatasaray taraftarı, eğer benim gibi tiksinti içindeysen olup bitenlerden dolayı, bu gece bir yerlerden sarı kırmızı bir çiçek bul, yastığının altına koy, büyük maçları, büyük maceraları düşün. Renk ara, koku ara, uyuyakal. Uyandığında Dünya'da eşi benzeri olmayan bir takımın taraftarı olmanın huzur ve güveninde hissedeceksin kendini. Biz hep böyle hissettik, bundan dolayıdır bir türlü ısınamadık prefosyanelliğe.

Galatasaray'lı olmak zordur, hem Galatasaray'lı hem şerefli olmak ise ayrıcalıktır. Gelecek nesillere anlatacak bir şeyleri olabilendir Galatasaray'lı. Benim ise anlatacak çok şeylerim var daha.......
Ya bu dağlarda kurt olacaksın, ya da kurtlara yem.

15 Haz 2009

Eski Tüfek Der ki; Yıldırırım! Aziz





Endüstriyel Futbol Üzerine-2


“Kaç Paralık Adamsın Lan Sen?”
Roman Abramovich


Ulema taifesinin, tarifleri üzerine ufak dokunmalarımızın ardından, işin geneline bakmak açısından bir yazı yazmak ihtiyacı hissettim.

Özellikle, Surinam’lı dâhinin gelişine sevinmemin, Mehmet Topuz efendi, Yıldırırım Aziz’in ve “Tüp Adam”ın birlikte sunduğu otuziki kısım tekmili birden tuluatın yarattığı neşeli havanın ardından, artık alışmaya başladığımız camiamıza ait vefasızlık örneği Hasan Şaş vakasının yarattığı hüznün oluşturduğu kaotik ruh halimle ne yazacağıma tam da karar vermeden, oturdum klavyemin başına…

Yallah bismillah…

Bundan iki sene evveli Yıldırırım Aziz onbir yabancı oynatalım önerisinde bulunmuş, hatta Fenerbahçe Efsanesinin Avrupa şampiyonu olarak ultra-mega efsane olamamasının nedenini bu konuda basiretsiz davranan Federasyon yöneticilerine ait olacağı mealinde açıklamaları bile olmuştu.

Aslında Yıldırırım Aziz Bey’in, bu kelamından kastı “Yav bu bizim insanımız kafayı kaldırmaz, bakkal işletmeyi bile iki kişi beceremezken, onbir kişinin kolektif çalışmasını gerektirecek işi yapamaz. Gelin bu işi kökten çözelim” di…

Ancak kendisi NATO müteahiti olduğundan kelli “Türkle bu iş olmaz aga!” harbiliğinde bulunup, işine gücüne zeval gelmesin deyi, utangaç bir şekilde bunu böyle dillendirmişti…

Bir Futbolsever olarak ne beklerim? Bir taraftar olarak ne beklerim?

İşte en can alıcı ve ayırıcı soru bu benim açımdan.

Neden bir maratoncu Orta Afrika’lı? Neden sprinterler ya da yüzücüler bir öbek ülkelerden çıkar?

Bütün futbolla ilgili herkesin üzerinde hemfikir olacağı, en azından gördükleri üzerinden varacağı sonuç şudur;

İyi futbolcunun yeri Asya değildir. Bu yapısal bir şey olsa gerek. Bu konuda kimsenin aşırı bir beklenti içinde olamayacağı kesin.

Ben kendi adıma ülkem insanlarından, herhangi bir sportif alanda başarı beklerken asla ve kata “Dünya Şampiyonluk”ları, “Yenilmez Armada” lık, ya da “Efsane” filan olmalarını beklemedim.

Özelde futbolu konuşuyorsak, Metin Oktay’ı sevdim, Metin Kurt’u sevdim, Hasan Şaş’ı sevdim…
Çünkü bildim ki, bu topraklarda tutkunun, vefanın, bağlılığın bir şekli vardı. Çünkü bildim ki, bu topraklar yenilgilerin, ezilmelerin ve binlerce yılın acısından süzüp getirdiği kendine özgü bir “Adamlık” ve başkaldırı geleneği yeşertmişti. Onun için ben “Adam gibi Adam” Metin Oktay’ı, başkaldıran asi “Metin Kurt”’u delikanlı “Hasan Şaş” ı sevdim…

Bir taraftar olarak hep şunu söyledim, benim bu değerlerimi de taşıyacak benim insanımla harmanlanmış, olduğu yerden bulunup getirilen iyi futbolcularla süslenmiş, iyi bir hoca ile taçlanmış bir takımım olsun! Renklerine aşık olduğum takımıma bir de kara sevda ile tutulayım. Ne anlatacağız lan biz torunlara? Galibiyette bile götünü dönüp soyunma odasına giden “Profesyonelleri” mi?

Ben kendimden bir şey görmediğim bir takıma nasıl benim takımım derim arkadaş? Benim futbolcularım, en azından yerli olanların hepsini en az benim kadar “Cimbom”lu görmek isterim.

Ben şampiyonlukta benim gibi hançeresini yırtacak adamı isterim arkadaş. Naylon adamlık günün trendi olabilir, ben bunu istemem.

Benim Fenerliden farkım budur. Fenerlinin de benden farkı budur. Yıldırırım Aziz onbir kaliteli yabancıyı getirdiğinde ellibeşbin kombine satıp stadı doldurur. Ben takımımda en az dört Hasan Şaş isterim. Olmazsa içim burulur.

Aslına bakarsan Fenerlinin herkesten farkı budur. Gelişen ve değişen dünyanın yeni düzeni onlara uyar, bana uymaz… Paranın padişahlığı bana uymaz, Vefasız ve yalancı yönetici bana uymaz. Kendi hayatında vefasızlığı umurumda değil, ama benimle sevinene, benim Hagi’me, Hasan’ıma vefasızlık yapan yönetici bana uymaz. Takımla parasal ilişkisi bitince o kanal benim bu kanal senin gezip benim tutkularıma küfür eden adam Galatasaraylıya uymaz arkadaş. Bunu hala anlamayan varsa anlasın.

Ben yeni Hoca’yı hem futbolu, hem duruşu ve hem de Surinam’lı olduğu için seviyorum. Aslında insanın sadece bir duruşu olması ile sevilebileceğini de biliyorum…

Omurgasızlığın ne benim hayatımda yeri var, ne de tutkularımın içinde yeri olmalı…

Çetin

14 Haz 2009

Başkan'a Açık Mektup


Ah be Büyük Başkan, senin yüzünden adımız yalancıya çıktı. Bizi bu tribünlerden direk mezara göndereceksin anlaşılan. Yıllar yılı uğraştım seninle, hatırla Manchester United maçının öncesini. Takım 3-3 berabere kalmış o zamana kadar ki en büyük maçına çıkmak üzereydi. Hasnun Galip sokağına, geceden adam göndermiştim bilet için. Adamım orada yattığı halde bilet alamamıştı, üstelik Biletix icad olmamıştı henüz. Ben de sana zehir zemberek bir faks göndermiştim. Bu maçı acaba kim alacaktı, biz giremedikten sonra kapalıya kim girecekti? Ne Galatasaray'lılığını bıraktım ne de yöneticiliğini. Beni arayıp ofisine çağırdın, masanda buruşmuş faksım ve bir tomar bilet vardı. Oysa ben karaborsadan almıştım biletlerimi. Senin verdiğin biletleri almadım, kendi biletlerimi gösterdim. Ve o maçı 0-0 bitirerek ilk Şampiyonlar Ligi'ni oynayan takımlardan olmuş, ve Şampiyonlar Ligi toplarındaki 8 yıldızdan biri olmuştuk.
Bu sütunlardan sana çok saldırdım, heleki bu sezon Skibbe'yle başladığın maceraya daha başından karşı geldim. Ve her sene son sezonum diye yemin ettim. 1971 de başladığım trübün taraftarlığından bu sene emekli etmiştim kendimi. Açıkça senden umudu kesmiştim, gönül rahatlığıyla tribünlerdeki yerimi bir başkasına devrederek takımı uzaktan sevmeye karar vermiştim.
Bin türlü günaha soktun beni, yarın mahşer gününde benden hesap sorulacağı zaman bende senden hesap soracağım! Nereden çıktı şimdi Rijkaard, yetmedi yardımcısı büyük Neeskens. Gelde sözünde dur gitme maça. Yeminle söylüyorum, gerçi benim bu konuda ettiğim yemine de kimse inanmaz ya Fatih Terim dahil, Rijkaard'dan başka kim hoca olsaydı sözümde ilk defa durmuş olacaktım. Ve bir daha maça gitmeyecektim.
Galatasaray'lılık böyle bir şey işte, hızırdan umut kesilir ama Galatasaray'dan kesilmez. Bütün yazdığım, söylediğim kötü şeyleri bir anda sildin. Bundan sonra istersen kulübü sat umurumda değil. İstersen hiç transfer yapma, ben kombinemi aldım, bu sene de tribünlerdeyim. Sonraki sene Aslantepe'ye gitmeyen zaten Galatasaray'lı değil. Biz de bundan sonra ya malülen emekliliği bekleyeceğiz ya da direk stadyumdan Karacaahmet'e.
Her işte bir hayır varmış lafı bu sene tam bize uydu. Eğrisi doğrusuna denk geldi, büyük takıma yakışanı yaptın, helal olsun. İlk maçta gözün kapalıda olsun, tribünlerin tam ortasından beyaz saçlı, Metin Oktay formalı bendeniz ilk maçta sana el sallayacağım. Ve artık takımla birlikte Rijkaard'ı seyredeceğim. Galatasaray senle açtığım gözümü seninle kapatacağım.
Ne mutlu Galatasaray'lıyım diye nara atanlara. Sporun, futbolun daha bir seyredilir, sevilebilir olması için keşke herkesin tutabileceği Galatatasaray gibi bir takımı, bir Başkanı ve içlerinde bulunmaktan onur duyacağı bir taraftar gurubu olsa.

13 Haz 2009

Saçları Topuz



Kendi yiğit, Anadolu delikanlısı. Düşermisin menajer adlı insan satıcılarının, kan emicilerinin pençesine, işte böyle maymun ederler adamı. Ah icad eden Lidya'lıların kemikleri sızlayıcısa para. Ne söz, ne din, ne iman dinliyor. Nice arkadaşlıkları, kardeşlikleri bitiriyor, nice yeni düşmanlıklar peyda ettiriyor.




Saçları topuzlu topçumuz Mehmet, daha lig başlamadan iki büyük takımın formasını giydi. Küçükken de alakası olmayan diğer büyük takımın giydiği söyleniyor. Bu konuda ilk vahiy bana indi, böyle karektersiz futbolcunun bizde işi yok diye yazdım. Futbolunu severdim, sapına kadar delikanlı sanıyordum. Değer mi acaba? biz olsak ne yaparız. Buradan atıp tutamamak kolay. Ancak biz zurnanın zırt dediği deliği arıyoruz. Beşiktaş Başkanı, Sayın Tüpçü ortalığı ayağa kaldırmadı mı? Borsaya bildirilmedi mi? Mehmet Topuz bizde diye, bu haberi duyan kimi yatırımcı kendince yorum yapıp hisse senetlerini alıp satmadı mı? Yokmu gerçekten böyle biri? ve diyelim ki zarar etti, sebebi kimdir? Manüpilasyonun kralıdır, Yıldırım Demirören'in tutuklanması gerekir. Elinde hiç bir belge yok, bu devirde bir dolandırıcının sözüne güvenecek, koskoca Beşiktaş Başkanı sıfatıyla madara olacak. Eğer gerçekten böyle biri varsa hesap sorma hakkı yok mudur? Ne cevap vereceksin taraftarlarına. Bu olay çok ağır bir darbedir, doğuda bu olayın binde birini yapan, sebep olan namus davası çıkarır.




Fenerbahçe taraftarı ne yapacak dersek, memnun olmuşlardır. Bu yüzden Fenerbahçeli 'dir zaten onlar. Biz olsak böyle futbolcuyu transfer edeni küfür manyağı yapardık, Fener'li ise nasıl geçirdik tatminliği içindedir. Fakat futbolcu için Fener taraftarları asla güvenilir değildir. En ufak bir formsuzluğunda olanları başına kakacaktır. Beşiktaş taraftarı içinse artık Fener maçları ayrı motivasyon konusudur. Mehmet Topuz hedeftir. Menajeri için olay bayram yeri olayıdır. Şimdilerde dolar saymakla meşguldür.



Mehmet Topuz mu? Atatürk'ün tanımladığı ahlaklı sporcu tanımına bire bir uygundur. Yalancıdır, nankördür, koskoca bir taraftarın gururuyla oynamıştır, sevgi ve nefreti aynı anda yaşatıp travmaya sebep olmuştur. Layık olduğu, olması gereken kulüptedir. Emre Belözoğlu'nun kankası oda arkadaşı olmalıdır.



Aziz Yıldırım mı? Her sene böyle bir karektersiz futbolcuyu takıma kazandırmasıyla ne kadar övünse azdır. Düşünüyorum da acaba seneye de bir futbolcu ben de önersem. Bizim lig ender de olsa mutlak şerefsiz bir futbolcu daha çıkaracaktır. Şu resimde ki işbirlikçi Cemil bu işleri iyi bilir, daha önce Rıdvan'ı, Tarık'ı, Bülent Uygun'u bu şekilde transfer etmişlerdi.



Yıldırım Demirören, Dürüllülü'nün şapkasından çıkardığı kupaların sevincini yaşayamadan büyük bir dayak yemiştir. Senmisin zenginin sırça köşküne taş atan, bu kupaları burnundan fitil fitil getirirler Başkan. Fakat sen fazla üzülme bu sahtekar futbolcudan sana zaten hayır gelmezdi.



Ben mi? bana ne ne halt yerlerse yesinler, ben sadece kehanette bulunabilirim, bir kelek yapmış, içiyle barışık olmayan futbolcu hiç bir takımda dikiş tutturamaz. 20 maç oynamaz, sonraki sene 10 maça düşer, bir de Ağırol Memed transfer edilirse kulübenin paspasçısı olur.

11 Haz 2009

Menajer



Ne de güzel ad bulmuşlar. İngiltere'de antrenöre menajer diyorlar. Bizde menajer deyince akıllara futbolcunun temsilcisi geliyor. Bildiğimiz insan satıcısı işte. Sattığı insanlardan komisyon alıyor. Orta çağın köle ticaretinden farkı yok. İnsanlığı, vefayı, minneti ortadan kaldırdılar. Metin Oktay'ın menajeri mi vardı? Hakan Şükür sözleşme yapmaya babasıyla gelirdi. Eskiden futbolcular babasıyla, abisiyle, ya da güvendiği büyüğüyle girerdi sözleşme zamanı, transfer zamanı odalara. Ön planda hatır vardı, '' hadi koçum'' dendimi imza atılırdı. Futbolcular para istemeye utanırlardı.

Şimdi kulüpleri batıranlar, gözü doymaz menajerlerdir. İşi kızıştırır, ne kadar fazla paraya kakalarsa o kadar fazla götürürler. Futbolcuların sırtından geçinirler, bu yazdıklarımı okuyanlar arasında varsa böyle biri kusuruma bakmasınlar. Nefret ediyorum bütün menajerlerden. Kimseyi de tanımam etmem. Bildiğim en büyük komisyoncu Balkan futbolcularını kakalaya kakalaya imparator olmuş Eşşek Saffet'tir. Getirdiği hiç bir futbolcu iz bırakmamıştır, ne hikmetse kulüp yöneticileri kapısından eksik olmaz.

En son olay nefretimi yazmama neden oldu. Mehmet Topuz olayı patlamadan ben yazmıştım bir şeyler. Mehmet, yani sahibi ,her takıma gidebiliriz gibisinden demeçler patlattılar insan pazarına. Çok para kazanacaklar ya, üç kulübü bir birine düşürdüler. Önümüzdeki sezon muhtemel düşmanlıkların şimdiden temelini attılar. Bence ortada yanlış yapan biri varsa o da Mehmet Topuz'un dolayısıyla onun satıcısınındır. Aziz Başkan'la, Tüpçü işbirliği yapıp Topuz'u ortada bırakmalılardır. Cezasını çeksin menajeri, aklı başına gelsin.

Her çocuğun formalı resmi vardır. Şimdi büyük takımlarda oynayan futbolcularda bir zamanlar çocuktular. Bekliyorlar, tam kapağı attıkları anda çıkarıyorlar formalı çocukluk resimlerini. Misal Yusuf Fener'de oynarken, Beşiktaş formalı resmini göstermedi. Fener'e tekrar gelseydi hiç söylemeyecekti, bizde bilmeyecektik. Mehmet Topuz'u Fener alsaydı, küçükken Beşiktaş'lıyım demeyecekti.

Futbolcu menajerleri günümüzün komisyoncularıdır. Ne kadar az muhatap olursak o kadar iyidir. Bunlar kan emicilerdir. Olmasalar çok daha güzel olur herşey, nitekim eskiden yoktular ve çok daha delikanlıca olurdu transferler.

10 Haz 2009

Ben Demedim mi?


Schuster'in Galatasaray'ın tazminat ödenmek istenmemesinden dolayı ile sözleşme imzalamadığı ileri sürüldü. Marca, Schuster'e 2 yıllık sözleşme öneren Galatasaray'ın "Eğer 1. sezon içinde göreve son verilirse herhangi bir tazminat ödenmeyecek" şeklinde bir madde koyduğunu ve Schuster'in de bunu kabul etmediğini ifade etti. Fotomaç 10.06.09

İşkembeden atarlar ''ben demedim mi lafını kullanmayı hiç sevmem''. Ben severim arkadaş, çok kullanırım, eğer dediklerimde isabet çıkmışsa dediklerimi gözlerinin içine sokarım. Hiç bir şey demessen, ben demedim mi lafını sevmezsin. Ya da çok şey dersin de dediklerinin hiç bir çıkmaz o zaman da kullanırsın '' ben demedim mi'' lafını.

Ne demişiz, ne yazmışız Hagi gitti gideli. Bu takıma gelecek hocaların hocametreleri bellidir. Tazminata bakacaksın, kim daha az kovulma tazminatı alacağını beyan ederse o işte takımınızın hocası. Shuster bey, kovulunca tazminat almazsın maddesini kabul etmemiş. Niye etmiyorsun kardeşim, burası Ali, Aziz Baba'nın çiftliği mi? Ye iç, yan gel yat, merkez bankası yükü yeşili indir, taraftarı kahret, futbolcuyu canından bezdir, takımı itin kıçına sok eee sonra, beni kovarsanız bir de tazminat ödeyiniz lütfen.

Daha ne olacak, 75 yaşında adam, parayı ne yapacaksın, sen olmasan, Paf takımla çıksa Fener'in alacağı derece zaten 3. lüktü, sen onu da alamadın, haysiyet, şeref hak getire, benim kontratım var kardeş. Neyse el elin eşeğini türkü söyleyerek ararmış, Aragon Dede varsın tokatlasın, biz kendi eşeğimiz arayalım.
Bizim mekan çiftlik değil, biz Aslan Yuvası'nda yaşıyoruz. Paramız kıymetli, karizmamız var, asaletliyiz her şeyin en iyisini önce biz yaparız. Başkaları iyi bir şey yapmışsa da bekleriz daha iyisini yaparız.Shuster Bey, kovulursam para isterim demiş, ben yönetici olsam bunu diyen adamla konuşmam bile. Talip olduğumuz futbolcu, hoca her kimse ne istiyor fazlasını veririm. Beğenmezsem, başarısız görürsem, başarısız olduğunu bilirkişilere tesbit ettirirsem(Çünkü bizim başarısızlık dediğimiz 2. liğe bunlar başarı derler) verdiğimi geri alırım. İster gel ister gelme.

Yıllardır kendine güvenen bir er bulamamıştık bu meydanda. Hem karizma, hem büyük futbolcu, hem başarılı, hem kendine güvenen ve işler sarpa sararsa ''kafama sıkar giderim'' diye racon kesecek biri nihayet aramızda. Eğer kovarsak, o ana kadar ki aldığı parayı da verir gider bu büyük Hoca. Görürsünüz o sözleşmesini mazisiyle yazmış, gözleriyle imzalamış.

Ben demedim mi?

Ağırol' Memet


Bizim çakma Memet dönüyormuş gözümüz aydın. Ben bu adamı hiç sevmedim. Futbolunu da sevmedim. Bi bok sandıklarımıza ilave edeceğim. Koskoca Roberto Carlos’un oynadığı takımdan, Roberto Carlos’un geldiği lige, 5 para etmez iken milyon dolarlar kazandıran Fenerbahçe’ye 5 dolar kazandırmadan adeta kaçtı.
Kaçırıldı, pis, dolandırıcı, hırsız, yalancı menecerler( ne demekse, komisyoncu haraççı desek daha iyi) yüzünden.(bu konuya da el atacağız)
Küme düşmüş oynadığı takım, beter olsun bize ne. Çakma Memedi kakalayacaklar yeniden.
Bir koyundan 5-6 post çıkarıyorlar. Birilerinin basiret bağlanması sonucu kendini yabancı olsun da nasıl olsun diyen, parası bol olmasa da gönlü bol olanların yaşadığı ülkede bulmuş bir futbolcu işte o kadar. Menegerlerin dolandırıp maymuna çevirdiği Mehmet Topuz, çakma Memed’i cebinden çıkarır.
Bize gelecek diye ödüm kopuyor. İşte biz bunun için farklıyız. Sene boyunca eleştirdiğimiz, küstüğümüz, hakaret ettiğimiz Başkan’ımız façamızı indirdi. Tam nefret edecekken, bir an gelip sevgiye dönüşür bizim hikayelerimiz. Ağırol Mehmet’in müracat edeceği adres belli, Bokludere’de denerler şanslarını. Kimse sormaz arkadaş senin oynadığın takım neden küme düştü diye. Bu kadar büyük futbolcusun, takımının küme düşmesinde senin hiç mi kusurun yok?
Ne yüzle geliyorsun bu ülkeye. Aynı suda iki defa yıkanılmaz derler bizde. Benim bildiğim Aziz Yıldırım bu adamı bu saatten sonra malzemeci bile yapmaz. Ancak Beşiktaş pusuda, onların sarhoşluğu 5-6 sene geçmez. Hazır husumet tavan yapmışken, geçen yıl Emre’yi bize nisbet yapmak için alanlar gibi, Memed’ide Fener’e darbe indireceğim diye alır bu Beşiktaş. Hem Fatih Hoca varken bir kontenjandır Memet. Tükürdüklerini yalamamak için her daim almak zorundalar. Bari Beşiktaş’tan bir oyuncu olsun mantığıyla Beşiktaş havada kapabilir.
Onlarda almazsa, Memet zaten biliyor (unutmadıysa tabi) Ulus Marşımızı, birkaç da dua ezberletip Sivas’a kakalarlar. Bir iki de ceddin deden neslin baban marşı istikamet Temeltepe, marş marş.

7 Haz 2009

Unutulmaz Maçlar


Bizim Galatasaray taraftarı Genco, anasının karnından doğmadan üç gün önceydi. Galatasaray tarihinin en büyük maçına çıktığımızın farkında değildik elbette. 15 gün önce İsviçre’de 3-0 kaybettiğimiz maçın rövanşının unutulmaz bir maç olacağı hiçbirimizin öngörüsü değildi. Takımın başında henüz Dürüllü’lü ünvanını almamış Denizli vardı. Maçı televizyonların vermesine izin vermediler. Denizli’nin tur atlayacağız demeçlerinin pek önemi yok. Bendeniz banka çalışanıyım o zamanlar,Taksim’de, Elmadağ’da. Maça gitmiyorum, dinleyebilirsek radyodan dinleyeceğiz malum elenmelerimizden birini daha.


Öğle paydosundayız, yemek yediğimiz lokantanın küçük televizyonunda, takımın maç öncesi Florya’dan çıkışını gösteriyor. Kaptan Cüneyt kükredi o anda, tam takım yola çıkarken savaş meydanına doğru.’’Ali Sami yen’e ölmeye gidiyoruz’’


Yemeğimi yarım bıraktım, koştum bankaya izin alabilmek için. O sırada evden telefon geldiğini söylediler. Genco’nun anası sancılanmış, Müdüre çıktım, karımın durumu ağırmış dedim. Müdür dediğim o da arkadaşımız, beraber top oynuyoruz, Fener’li. Yetiş lan dedi, yapabileceğim bir şey var mı? Yok dedim, cebime hesap makinalarından topladığım şeritlerli doldurdum. Eve telefon ettim, yalandan. Sancım var diye feryat geldi telefonun öbür yanından. İzinliydim, tercihimi Mecidiyeköy’den yana kullandım. Genco nasıl olsa doğardı, ama bu maç bir daha olmayacaktı.
Stada vardığımda kapılar kapanmıştı. 50.000 işsiz Ali Sami yen tribünlerinde bir tarihe tanıklık etmek üzere görev başındaydı. Stadı tavaf ettim, giriş imkansızdı. Acaba eve mi gitsem dedim, vicdanımda rahatsızdı o anda. Son bir umut yeni açık tarafına yöneldim. O sırada tek sıra halinde bir polis mangasının demir kapıdan içeri girdiğini gördüm. Polis mangasının en sonuna takıldım. Ben de içeri girdiğimde demir kapıyı kapattılar. Dışarıda 20.000 işsiz daha vardı, ben içerdeydim. Polisler sorgulamaya başladılar sen kimsi diye. Ellerinden gelse kapıyı açıp beni atarlardı ama imkansızdı. 10 cm aralansa kapı inanın en az 100 kişi içeri girerdi o kadar delikten.
Bıraktılar beni kaderime, hadi girdin tribüne nasıl çıkacaksın. Kapılarda biner kişi var, tribünleri bilenler hak verir takım elbisemi yırtarak tırmandım yeni açık alt tribünün giriş çıkış betonuna. Maymun olsa çıkamazdı ben çıktım.


Galatasaray savaş veriyordu, Denizli ile, taraftarla beraber. İlk yarı 1-0 bitti. İkinci yarı boğduk İsviçre’lileri. Tanju’yla çöktük, kabus olduk, Büyük Metin’le aktık, Cüneyt Kaptan kudurmuştu. Gevur Prekazi’yle, Uuuuu(uğur)’la saldırdık. 3-0 oldu maç, o ana kadar en şiddetli desibelle bağıran taraftar, korkudan bağıramaz oldu. Ben 3-0 a kadar bağırmadım ne yalan söyleyeyim. 4-0 olunca en arkadan ortalara kadar yuvarlandım. O sırada inanılmaz bir gol kaçırdılar, girdikleri ilk ve tek pozisyonda. Taş kesildi 50.000 işsiz ve Simoviç. Üstten avuta gitti, sonra sol kanattan bir top geldi Uğur’a, girdi kesti, Tanju yapıştırıp ağlara topu, mühürü bastı. ‘’Avrupa Avrupa duy sesimizi’’, ‘’Cim Bom final yakışır sana’’ tezahüratları söylenirdi o zamanlar. Sesimizi duyurmaya başladığımız, Final’i de göreceğimiz yakındı artık. Golü attıran Uğur yeni açığa doğru koşmaya başladı. Ben de sürüklenerek, dellenerek demirlere tırmandım, o golü kimbilir kaç kere seyretmişsinizdir. Demirin bir tarafında be diğer tarafında Uğur vardı. O ‘’Koyduuuuuk, koooooyduk’’ diye bağırıyordu. Ben insanlık dışı ses çıkarıyordum.


Galatasaray tarihinin en büyük maçından utkuyla çıkmıştık. Sonradan çıkacağımız daha büyük maç ve kazandığımız utku beklide hiç olmayacaktı eğer biz o maçı alamamış olsaydık.
Maç bittiğinde neleri kazandığımızın pek farkında değildik sıcağı sıcağına. Tarih yazılırken o an orada olanlar pek farkında olamıyorlar demek, zaten o anda yaşadıklarımız tarih değildi.
En kısa yoldan eve gitmeye koyuldum, telefon edebileceğimiz bir ortam yok, bir tarafım evde olamadığım için vicdan azabıyla boğuşurken bir tarafım o büyük maça o şartlarda şahit olabilmenin dayanılmaz onuruyla coşku doluydu. Neushatel Xamax’a evire çevire geçirmiştik.Eve geldiğimde endişeli bir durum yoktu. Ben ki daha önce babamım kolundaki serumun çabuk bitmesi için musluğunu açıp, maça yetişmiş bir Galatasaray ahvadıydım.

Genco’ya kötü bir şey olmadı, 3 gün sonra doğdu, Monaco maçında havalara atıldı.
Eminim yerimde olsa o da aynı şeyi yapardı.

Not; Bu yazıyı okuyanlar unutulmaz bir maçı yazsınlar, sadece hangi maç olduğunu yazsalar da olur.