11 Eyl 2011

Lig Başladı Lanet Olsun; Belediye 2- Galatasaray 0


MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
7
Ufaluji
4
Servet
1
Gökhan
2
Çağlar
-2
Sabri
0
Melo
8
Abou
-1
Kazım
0
Baroş
0.5
Selçuk
2

ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN: 1-0 gerideki takımın santraforunun çıkartılıp ardından yenelecek muhtemel 2. Golden sonra Servet’in santrafor bölgesinde sünmesi.

VARİL: Çağlar Birinci; Adam futbolcu değil, futbolcu çürümüşü
-
GLADYATÖR: Melo; Her şeyimle ben futbolcuyum diyen, savaşan, takımın tek büyük futbolcusu
-
BOROZANCI: Özgür Yankaya; Avantaj kuralını pek uygulamadı, kayda değer hatası yok. Futbol dışı olaylardan rahatlamış görüntüsü vardı.
-
BİR SORU – BİR CEVAP:Bu sezonun Mustafa Sarp’ı kim olur?
-Mustafa Sarp takımdan eksik olmaz. Yenik bitirdiğimiz, ve geçen sezonu aratır futboldan sonra söylemek istemem. Ama kimse merak etmesin en fazla 5. Hafta Mustafa Sarp’ımız belli olur.
İMPARATOR:
İlk değişiklik muhteşemdi. Gökhan ve Servet’i aynı anda oynatarak gol yemeden bir maçı mucize olmadan bitiremezsin. İkinci değişiklik daha da muhteşemdi, ne var ki o değişikliği Çağlar’ı sakatlatıp gök tanrı yapmıştı. Son değişiklik ise siz bilmezsiniz ben bilirim değişikliğiydi. Elde kalan Baroş’u çıkartıp 2 dakika sonra Servet’e muhtaç kaldı.  

ORDAKİLER:
Olimpiyat stadına gidenler için tek bir lafım vardır. Onlar futbolun evliyalarıdır. Ne yaparlarsa yapsınlar benim için iyi yapmışlardır. Taraftarın 2 gol yiyen Şampiyon kaleciye yaptığı tezahürat futbolu ne kadar iyi bildiklerinin belgesidir.

ANALİZ:
Ne güzeldi be futbolsuz günlerimiz. Kıymetini bilemedik, erteledi diye Amigo Mali’ye saldırdık. Federasyona tek muhalefet yapan takım biz olduğumuza göre, bize kıyak geçmiş de haberimiz yokmuş. Allahın sopası yok, beklenen beleş şampiyonluk hesabını yeniden yap bakalım.
Takımın başına geçen İmparatore işe bildiği yerden başladı. Nasıl ki Lucescu’nun Şampiyon takımın tarumar etmişti, bu kez de Hagi’nin evlatlarının kafasını kopardı. Gelenlerin hiç birisini tanımıyordum, o yüzden seyretmeden bir şey demem. Ekranlardan yapılan yoruma göre takımın gücüne güç katacak tek oyuncu Melo. Bir büyük maçta canlı seyretmek için şimdiden gün saymaya başladım. Kalede bir büyük kaleci vardı. İsterse her maç 2 tane Yasin, kalede duruşu, oyunda oluşu uzun yıllardır hasretle beklenen kaleci özlemini dindirmiştir. Benim içim rahat, Aykut’un da. Şu anda takımda en mutlu kişi kaleci yamağı Aykut. Fırça yok, kötü tezahürat yok, risk yok, ne var? Bol para, lüküs hayat.

Onca yeni adam alındı, daha maç oynamadan biri sakatlandı. Geçen muhteşem sezonda takımın en kötü yeri defansıydı. Defans aynı kaldı, hatta defanstaki yerinde sayıcı, futbolunu ilerletemeyici Sabri orta sahaya gönderildi. Oysa iş ne kolaydı, Gökhan Zan’ı zaten futbolcudan saymıyorum. İyi bile oynasa 3 maç sonra yok, ama asıl çelişki Servet çelişkisiydi. Bu adamı takımın en kritik yerinde ve ülke takımında banko oynattıklarına göre bize laf düşmez. Bana hiç düşmez, Servet’i Mustafa Sarp yapmam. Herkes için olsa bile benim için futbolcu olamaz.
Belki bizim keyfimiz yok, hiçbir şeyi beğenmiyoruz. Yenildik diye söylemiyorum, koskoca İmparator’un kurduğu koskoca takımın tek şutunu dağlara taşlara yine Sabri çekiyor ya ona yanıyorum. Atmak ne güzel işkembeden, yenildiğimiz maçtan bile zevk alacakmışız, iyi oynayarak, kan kusturarak yenilecekmişiz. Ortada bir mide bulanıklığı var. O da oynadığımız futbolu gördükten sonra benim içinde bulunduğum ruh hali. Yenildik, playoff a kalırmıyız? Garanti kalırız, zaten kasmaya gerek yok bundan daha kötü bile oynasak bir kaç maç sonra ortalık hizaya gelir.
Önümüzdeki maça bakalım, bakalım da ne sürprizler var görelim? Adımız Galatasaray, soyadımız Aslan. Başımızda İmparator, mehter takımıyız. Umarım geri adımlarımız ileri adımlarımızdan fazla olmaz.       
-

Büyük Galatasaray Taraftarına

Siz bakmayın benim sitemlerime, insan sevdiğine sitem eder. İnsan olmayana sitem edilmez. Geldi çattı işte yeni bir macera. Ne kadar moralimiz bozuk da olsa asıl olan Galatasaray'dır. Ve bizim tek ve değişmeyen sevdamızdır. Her ne olmuşsa olmuş, en başta gerçek futbolseverler, sonra onun yazıcıları gerçeği yazacaktır. Biz bütün bunları bir tarafa bırakalım ve sevgili takımımızı takip edelim. Futbola küstüm, ama Galatasaray'la ömür boyu barışık sözleşme yapmışım. Ve ne yapmışsam, ne yazmışsam Galatasaray daha büyük, daha fazla çocuk tarafından sevilsin diye yapmışım.

Mahalle takımı artık maçları daha bir başka izleyip, izlettirecek. Hiç şüpheniz olmasın, adın Galatasaraylı ise değişik insansın demektir, ayrıcalıklısın. Bir şey dilemiyorum, Galatasaray somuttur, tabelayla, puanla işi yoktur. Yenilse de büyük yense de büyüktür.

Maçtan sonra görüşelim.

3 Eyl 2011

Ölü Toprağının Altından

İlk önce Galatasaray ölmüştü. Son 10 senede gelen iki balık şampiyonluk taraftarı coşturmadı. Arkasından gelen seneler de, toplu intihar gerçekleştirdik ve piyasadan çekildik. Devamında da malum dalgalar Fenerbahçe'yi boğdu. Ve sanmıyorum ki şu anda haftaya lig başlayacak diye coşku içerisinde olan bir taraftar bulunsun. İki büyük takımı ölü olan ülkenin milli takımı, futbol oynamasını 3 sene önce öğrenmiş Kazakistan'ı bala göte bir golle yenebiliyor. Ve gün geçmiyorki batık, borçlu, ölü takımlarımıza bir yabancı futbolcu transfer edilmesin.

Görüşüm değişmedi, nasıl ki bundan önceki senelerde alınıp, gönderilen futbolcular, transfer borsasını puslandırıp, kurtlara yem bulma mekanizmasını çalıştırmışsa, aynen devam. Sıranın kimlere geldiğini film bitince göreceğiz. Ne gerek var? Galatasaray'ın üstündeki ölü toprağının atılması görevi Fatih Terim'e verilmiş. O da almış baltayı girişmiş. Önce nefret ettiği Hagi'ye saldırdı. Oyuncuykeyden de, Hocayken de Hagi'yi hiç sevmedi. Getirdiği futbolcu Dünya'nın en büyük futbolcusu bile olsa oynatmaz, nitekim hepsini derdest etti. Galatasaray'da sorun defanstaydı oysa. Hele ki en kolay geçmesi beklenen bu sezon da yapılacak 2 hamle uzak ara şampiyonluğu garantilerdi. O da Fatih Terim gelmeden önce yapıldı zaten. Mustafa Sarp kovulacak, kaleciler değişecek, Selçuk İnan alınacak ve yan gelip yatılacaktı.

Ne yaptı Hoca? işi artık mücadeleye bile bırakmayacak şekilde garantilemek istiyor. Bildiği tek yol da ne kadar sakat, sorunlu, eski formundan uzak, itilmiş kakılmış, borsası olmayan futbolcu varsa sepete doldurmak. Elde Baros var, Elmander alınıyor, yetmedi Riere mıdır kimdir, son dakika trenine yetişiyor? Kimse kusuruma bakmasın ben futbol ölüsüyüm artık, bu alınan adamların hiç biri, kaleci hariç-o da bizim kalecilerden daha kötü kaleci lisanslı futbolcu bulunamayacağından-beni diriltip Arena'ya koşturacak futbolcular değil. Senede iki büyük maç var, o da beli kırılmış Fenerbahçe ile. Gerisi gazoz maçı. Şu lanet olası soruşturmadan çıkan sonuca göre de bizde lig sadece para için oynanıyor. Benim yıllardır ortaya attığım tez kendiliğinden doğrulanıyor. Şikeyle, hakem kararıyla, federasyon torpiliyle de olsa 3 büyüklerin şampiyon olması bütün takımların işine geliyor. zaten böyleydi senelerdir. Fenerbahçe sırasını savamadığı için çıkmıştı bunca patırtı. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Adnan Polat'ın, Tüpçü'nün Fener şampiyon olsun diye nasıl direndiğini gördük ne yazık.

Geçen sene Galatasaray'ı şampiyon yapsın diye getirilen futbolcular bu sezon Orduspor'a geçtiler. Mantıken Orduspor'unda şampiyon olma ihtimali var o zaman. Eee, olmayacağı garanti, bakın Bursaspor şampiyon olduğuna pişman oldu bile. Yine aynı mantıkla geçen sezon Kartalspor'da zor oynayan Semih Kaya'nın banko oynamasını hepimiz istiyoruz. Demek ki futbolcular arasında fark yok. Fark yoksa, Şampiyonluk için de 2.5 takıma sırayla veriliyorsa, biz kerizmiyiz?

Buraya yazıyorum, alınan bütün futbolcular 5-6 maç sonra ya yedek bekleyecek, ya sakatlanacak, ortalık Ayhan'a, Aydın'a, Sabri'ye kalacak. Artık makinaya bağladım. Galatasaray'a bir yabancı futbolcu geldiğinde gülüyorum, acaba kim palazlanıyor diye. Sıra zaten bu sene bizde, bütün takımlara sorsalar lig oynamadan kupayı bize vermeye razılar. Yani bence asıl şike bu sene bizim lehimize yapılacak. Artık ofsayttan mı atarız, haksız penaltıyla mı bakacağız. Sonunda şampiyon olur seviniriz.

Ben yokum artık bu soytarılığın içinde. Bir futbolsever ölüsü olarak üstümde yığınla toprak var. Öyle Ufaljiyarak temizlenecek gibi değil. Beni kesmez yeni Galatasaray'lı yabancılar. Arda'nın ardından da zaten pamuk ipliğiyle bağlı olduğum futbol koptu. Keyif sıfırın altı, maçları televizyondan bile seyretmeyi düşünmüyorum. Seyretsem bile, sonucunu bildiğim bir mücadeleden keyif almam. Ben Galatasaray'ın yenilme ihtimali olduğundaki cebelleşmesini direnmesini, başkaldırısını sevmişim, onca yapılan transferden sonra alınan bir Mersin galibiyeti benden uzak dursun.

Her hangi bir zamanda, her hangi bir büyük stadyumda, Barca'yla, Mançester Birliğiyle, Bavyera Münihle falan bir yarı final, final maçı oynarsak beni uyandırın. Ben ölü toprağının altındayım.

27 Ağu 2011

Bir Yaz Gecesi Rüyası


Hayra yoran çıkar mutlaka çocuklar, uzun bir rüya gördüm dün gece. Mesut Yılmaz Başbakan, Haluk Ulusoy Federasyon Başkanı,  Mehmet Ağar Cumhuriyet Başsavcısı, Adnan Polat henüz Galatasaray Başkanlığından atılmamış, kankası Adnan sağrısında. Şampiyon olmuşuz, 40 gece 4o gündüz eğlence tertiplemişler ama nedense eğlenemiyoruz. Demek rüyada böyle oluyor, bütün yalama Galatasaraylı hokkabazlar, popçular, filmciler yarışıyor bizi eğlendirmek için, ama biz eğlenemiyoruz.

Beyoğlu bizim diyoruz, 5 er metre arayla bayrak asmak, döviz yazmak istiyoruz ama astırmıyorlar. Bu semt sizin tapulu malınız mı lan diye coplanıyoruz. Nevizade'de içelim bari diyoruz, formalarımızı giyiyoruz, malum hava yaz, sokakta yayılıyoruz. Zabıta bırakmıyor, gürürltü çıkarmayın diyor. Şampiyon olduysanız olamayana saygı gösterin diye fırçalıyor. Hak veriyoruz, içmiyoruz, bayrak asmıyoruz, forma giymiyoruz, aman Galatasaraylı olduğumuz belli olmasın, rakip incinmesin diyoruz.

Rüyanın içinde rüya işte, bir sabah uyanıyoruz. Adnan Polat, Adnan Sezgin, kulüp çapulcusu Ökkeş Polat, Haldun Üstünel polis arabasına bindirilmiş. Hepimiz bir birimizi arıyoruz, ne oluyor diye? ama dedim ya rüyadayız haberleşemiyoruz. 3-5 saatlik sorgulamanın ardından bizimkiler şu Metris'in önü bir uzun alan türküsünü söylüyor. Peşlerinden başka takımlara mensup futbolcu, başkan, ayakçı, yalaka, yönetici, ne kadar karanlık, yamuk adam varsa tutuklanıyorlar.

Derken, bütün gazeteler yayınlıyor dönen dolapları. Amanın çocuklar, neler yapmışız neler? Adnan Polat meğersem Tuzsuz Deli Bekir'miş, Federasyondan birini aradığı zaman kaçacak delik arıyorlarmış, Haldun son maçlarda ne olur ne olmaza gitmiş, bazen bize gol atmasınlar, bazen bizden kolay yesinler diye indire gandi yapmış. Tevekkeli ben bir maçtan şüphelenmiştim. Mustafa sarp gibi bir futbol garabeti 40 metreden kaleye şut çekmişti, şut dediğime bakmayın topu tepmiş, kaleci de eliyle içeri atmıştı. Meğer kaleciye araba göndermişiz. Bu paraları Haldun kendi verecek değil, rüya bile olsa bir ayakçıyla göndermiş. Kendi takımımızın maçlarını kazasız belasız atlatırken, rakibimize çelme taksın diye oynadığı takımlara da bulaşmışız. Çok zorlansak bile bir maçta işimizi halletmişiz.

Bu arada hem bizimkiler, hem diğerleri duyurabildikleri kadar ağlamışlar, suçumuz yok demişler. Biz ne mi yapmışız? ilk olarak Liseyi basmışız, Şampiyonluk Kupasını alıp, İstinye'deki Futbol Federasyonunun çöpüne atmışız. Sonra acil, takımın idman yaptığı, Başbakan Mesut Yılmaz'ın memleketi Kaçkar yaylalarına uçmuşuz, bize karşı oynamaması karşılığında bize transfer olan futbolcuyu eşşek sudan gelinceye kadar dövmüşüz, adamın pasaportu bırakıp ilk trenle ülkeden kaçtığını hayal mayal gördüm.

Sonra hepimiz aynı anda uçup Metris'e konmuşuz. Adnan Polat'ı, Haldun'u pataklamışız. İstifa dilekçelerini imzalatıp çıkmışız, bütün yöneticileri kovup Galatasaray Lisesinin hademesini Başkan yapmışız. Daha Federasyon toplanmadan, ceza evi arabaları garaja girmeden Bank Asya liginden kombine almışız. Zaten Federasyon toplantı bile yapmadan bizi düşürmüş, ama olsun biz onlardan önce davranmışız.

Sonra dönmüşüz savcı Mehmet Ağar'a teşekkür etmişiz. Haksız kazandığımız, rahatsızlık verdiğimiz maçlar için tüm ülke futbol severlerinden özür dilemişiz. Huzur içinde uyumaya devam etmişiz.

Galatasaraylı olarak bir sabah daha uyandığım için, ne kadar gururlansam az gelir.

25 Ağu 2011

Fikirtepeliler

Aziz Yıldırım polis arabasına bindiğinde bir mektup yazmıştım hatırlarsınız. Tümünüzeydi, yıllardır kendimiz için yırtındığım şiar, sizin için de geçerliydi. Fenerbahçe, kongresiz, seçimsiz, zabıtsız, koşulsuz büyük Fenerbahçe taraftarınındır. Yani hepinize yalvarmıştım, sadece kendinizi değil bizi de kurtaracaktınız bu kokuşmuşlardan. Kendimiz söyleyip, kendimiz dinledik. Daha doğrusu, kızımıza söylediğimizi gelinimiz anlamış, aldığı kupayı ters kolpa yaparak geri vermiş, az da olsa bulanık suda balık tutabilme riskine girmişlerdi. Görünen o ki, tuttular  gibi sanki. Oltadaki hareketlenmeye bakılırsa bir balık var, balığın boyutunu, cinsini olta çıktıktan sonra göreceğiz.

Demiştim, gidin kupanızı anlı şanlı Boklu Dere'nize atın diye, gidin Emenike'yi dövün dedim. Siz ne yaptınız, Metris'in önündeki kahvelerde dostum sandığınız, sözünü ayet bellediğiniz, yönetici namlı  büyük Fenerbahçe işadamlarını beklediniz. Siz ne yaptınız? tikilerle birlikte giydiniz formalarınızı Cumhuriyet'inizin Başkenti Bağdat Caddesi'nde naralar attınız. Alıp çoluğunuzu çocuğunuzu bir gün götürmediniz Ayazma'ya, ama işte bela, renk aşkı topukladınız kafilelerle, adını yeni öğrendiğimiz Kaynaşlı yaylalarına.

Evet Fikirtepeliler çağrım size. Amigo Çetin'in torunları, Pepe Metin, Kemik, Coco, Keko, Sefa, Yücel, Musti, Abdülkadir, hatta Rambo..., açın kulaklarınızı beni dinleyin. Canınız, ciğerinizi elinizden yıllar önce aldılar. Stadlarda kafes yaptılar, biz bir birimizi maçlarda ancak yırtıcı hayvanları görür gibi görür olduk. Ben ,Sami Yen'de, artık Arena'da, kozmik tribünde maç seyretmemiş Fener'liye Fenerli, Kadıköy'de ağların ardından maç seyretmemiş Galatasaray'lıya Galatasaray'lı demem. Önce sizi attılar tribünlerden, yerlerinizi daha fazla parası olan yakışlıklılara, tikilere sattılar. Onlar ki çok görmüşümdür, tabela ne olursa olsun, maç bitmeden kaçarlar, Bağdat Cadde'sinde formasıyla görünme yarışı yaparlar. İnan daha zevklidir onlar için o eylem. Çünkü içleri yanmaz, yenildiğinize ağlamazlar, yapacakları en ufak bir işleri olsun Galatasaray maçını bile seyretmez bunlar.

Şirin mi şirin? gecekondu evlerinizden, marşlarla Dere Ağzına akmak ne güzeldi. Dedelerinizin dedesi, aynı şarkılarla Papazın Çayırı'na gitmişlerdi ya aynısı. Karşılaşırdık ilk mezarlıkta delikanlıca sizlerle bizim maçta. Delikanlıca dövüşürdük, defalarca kavga ettim, yaralanan bir kişi hatırlamıyorum. Bizimkisi kardeş kavgasıydı, dışarıdan bakan kavga sanardı ama değildi, takım sevgisiydi, kim daha fazla bağırabilir, gürültü çıkarabilir mücadelesiydi. Şimdi öyle mi? maçımızda İstanbul polisi alarma geçiyor, bir birimizi göremiyoruz ama her maç ilk yardımlar yaralı dolu.

Kurtuldunuz inanın. Farkında olmadan bizi de kurtardınız. Dağılacaklar şimdi baronlar, param çok diye böbürlenenler, güzelim diye hava atanlar, tezahüratın T sini bilmeyenler geldikleri gibi gidecekler. Yönetici sandığınız takım elbiseli şahsiyetler kaçacaklar. Fikirtepeli, sen nereye kaçacaksın? O sarı lacivert formayla başın bağlı senin, şimdi o mağrur, o akil yaratıklar seni hatırlayacak. Sen hatırlatacaksın, durumdan vazife çıkartacaksın. Bakacaksın ki kimse maça gitmiyor, sen maçın niteliğine, önemine bakmayacaksın. Sarı lacivert formalı çocukların koştuğu yerlerde onları asla yalnız bırakmayacaksın. Senin Feneryum markalı forman da yoktur. Olsun uzaktan bakınca sadece renk önemli, çıkar çek yatın altından yırtık, sökük naylon formanı. Tak bir süpürge sapı bayrağına, sen yaşlandıysan oğlunu gönder tribünlere.

Hiç birimiz temiz değiliz. Kendi payıma yemin ediyorum ki dün alınan karalara sevindim. Ama inan siz ağlıyorsunuz diye değil. Senin kurtulduğuna sevindim Fikirtepeli, anlı şanlı Fenerbahçeli. Fenerbahçe'yi altın kafes Bağdat Caddesi'nden alıp, gerçek yeri olan tertemiz mahallelere taşıyacak olmanıza sevindim. Yalama medya mensuplarından, kendine Müslüman iş adamı yöneticilerden, kazanalım da nasıl kazanırsak kazanalımcılardan, mafyadan, çapulcudan, diktatörlerden kurtuluyoruz diye sevindim.

Fenerbahçe'nin tek ve gerçek sahibi Fikirtepeliler, görev sizin, gidin takımınızın tapusunu, anahtarını alın karanlık insanların elinden. Girin Saraçoğlu Stadına yırtın o köşedeki bizi bir birimize düşman eden pis ağları, kırın aradaki demir parmaklıkları bizim maçı bekleyin.

21 Ağu 2011

Amigo Mali

İnsan anlamakta zorluk çekiyor, tabi insan ise. Toz dumana katılmamışsa, akıl satılmamışsa çıkan Dünya'nın en büyük piyangosu karşısında, ''elimize bomba tutuşturdular'' nasıl denir? Daha önce yazıldı, HIZLI BALIK ünvanlı, yani mealen en çabuk köşe dönücü seçilen amigo Mali'nin, getirildiği ve şaşırmadan kurulduğu, normal şartlarda kimlere hizmet edeceği aşikar olan makama atandıktan sonra, hepimizin bilip müdahil olduğu olaylara yorumu bu şekilde. İşin tuhafı bir kaçı istisna olan, Erman Toroğlu gibi imalat hatası dışında kalan tüm yalama Türk spor medyası için de durum farklı değil. Neymiş efendim? görülmemiş bir karar almak zorundalarmış vah zavallılar. Biz gördük oysa, alabildiğince mağrurdular caf caflı bir otelin, elit salonunda toplanmış canti giyimli 20 ÇÜK(çok önemli kişi) karar alamama kararını biz futbol dilencilerine aktarırlarken.

Niye bomba olsun kardeşim. Sorumluluk insana kişilik kazandırır. Beyni kuştan bir level daha fazla çalışan biri için çok büyük bir şans gelmişti oysa. Hızlı balığı geçtik, hızlı adam olma şansını teptiler. İnsanlıktan imtihana girmişlerdi. Hem de sorular çalıştıkları yerden gelmişti. Yüksek cebirden diskiriminantları çözmeyeceksin, coğrafyadan, Güney Amerika steplerini, pampaları, genetikten endoplazmik retikulumu soran da yok. Soru çok basit, beden eğitiminden takla. Alt tarafı takla atanları yakalayıp, taklaya getireceksin. Ve bu kadar kolay soruyu bildiğin için de adamlık doktorasını alacaksın hepimizden. Yapmazlar, yapamazlar, bizim sınıfı geçemediler. Varsın şebekenin okullarından yaldızlı pekiyilerle mezun olsunlar, bizim mahalle takımının dahil olduğu federasyonda çaycı olarak bile görev alamazlar.

Liste kabarık, önündeki ekrandan sayıyor. Koskoca başkanlar, yöneticiler, hocalar, çapulcular, ayakçılar, kemik yalayıcılar... Tamam hiç birini sen tayin etmedin o görevlere. Adamlık dersinden de sınıfta kaldığın için kimsenin de bir beklentisi yok arıların kıçlarına çöp sokasın diye. Topu topu 3 topçun var tutuklu. Bu çocuklar senin elemanın, lisansları, istikballeri senin sorumluluğunda. Gandi Kemal olmanı isteyenimiz yok, o bile ağladı içeride millet vekilim var diye. Diğerleri hala direnip tepelerine bomba yiyorlar.  Gidip sorsana İskender'e, İbrahim Akın'a,''Oğlum doğru söyleyin, karar vereceğim varsa bir şey kıçlarından kan alayım, yoksa sizin için savaşayım'' Sana yalan mı söyleyecekler? Gidip Korcan'a sor golü bilerek mi yemiş. Yemedim abi derse tamam, kanaatini getir bizde arkanda duralım. Sen bari bu çocukların suçu yok desene. Varsın mahkeme uğraşsın bana ne dedin demesine de, sana göre henüz suçları yoksa efelensene, cebelleşsene, Fener gol attığında şeref tribününde yaptığın gibi coşsana, ürkütsene mahkemeleri, kamu vicdanlarını titretsene.

Amaç hasıl olmuş Fenerbahçeli ve Fenerbahçe'ye dümen sürmekten nemalanan aşağılık, yalancı medya mensupları için. Bundan sonra kimse pis işlere bulaşamazmış, yani bundan önce bulaşmışlar ama bu korku onlara yetermiş. Bu yüzden unutalım gitsinmiş olup bitenleri. Niye ki? ne olmuşta sayın yöneticiler daha önce yaptıkları şeyleri artık yapmaya korkacaklar. Polis her büyük maçta sizi mi takip edecek? Savcının, her hangi bir maçın sonucuyla ne alakası olacak da dinlemeye alacak? Eğri doğruya denk gelmiş, köre atmış topalı tam isabet vurmuş ve görünen o ki netice alamamış spor açısından. Bu kadar eğitimli, bilgili, ketum, dürüst, içeriye tıktıkları veya tıkamadıkları şahsiyetlerin şoförlerinden bile daha az maaş alan devlet memurlarını bir daha maç bile seyrettirmezler. Buyrun rahat olun, ne yapacaksanız daha iyisini, ağırını yapın. Paraları seri numarasıyla bir ihbar sonucunda suç üstü yapmadıktan sonra uyuma numarası yapan Federasyon üyelerinin kanaatini değiştiremezsiniz, bir de bizim ülke için mozaik derler, ne mozaiği kardeşim, nato kafa nato mermer. Onlar o kultuklara otururken verdiler kanaat notlarını. Vermeseler zaten oraya gelmezlerdi.

Ne güzel sistem kurmuşlar be. Zamanın Maarif Bakanı ne büyük bir laf etmiş her daim geçerli olan.'' şu okullar olmasa ne kolay idare ederim'' Evet Mali bey, maçlar olmasa ne rahat değil mi lüküs hayat? Şu işte çıkmasaydı tadından yenmeyecekti  devri saadetinin. İnceden geçirecektin, bünyendeki kurumlar senin ne düşündüğünü senden önce düşünüp tezgahı, zabazingoyu çalıştıracaktı. Yarın ligler başlayacak, yandığının resmi. Amigoluğunu yaptığın takımın kazayla haksız bir penaltı kazanmasın sakın. Ofsayttan sıkıysa bir gol atsın. Delikanlıysa Emre'nin maçlarda gıkı çıksın, Aleks'in Aleks'liğini görelim bakalım kaç faul alacak 18 çizgizi civarında. Görevimi yaptım sanıyorsun ama en büyük belayı kendi takımından aldın sen. Bu ülkede şaşmaz kuraldır, iti kim öldürdüyse leşini ona taşıtırlar. Bitti, savuşturdum dediğin bela asıl şimdi başladı. Hacivat zamparalık yapacak, ceremesini Karagöz çekecek devri kapandı, gölge oyunu yok artık. Orta oyununuz bitti, güzel insanlar gittikleri yerden dönecekler, en iyimser olanların bile kulağına kar suyu kaçtı. Artık gol olduğunda yan hakeme bakılmayacak orta saha koşuyor mu diye? Bir bit yeniği var mı diye kısa bir analiz yapıldıktan sonra gol için üzülünüp sevinilecek.

Kokmuş karanlıklarınızda yaşamak istemiyoruz artık. Mahkemenin yapamadıklarını dürüst tribün emekçileri yapacaktır. İçlerinden biri olmanın onurunu 40 senedir yaşadığım için son uyarıyı yapma görevimi kendimde buluyorum. Araziye uy Mali Abi kaybol. Git baş cerrahına, çok iyi bilir, proftur bu konuda, yalandan bir ameliyat çiziği attır, hastalandım de, bir rapor yazsın sana kazasız belasız yırt bu işlerden. Sana göre değil bizim oyun. Çok hızlı geldiğin yerlerden çok hızlı geri döndürüler adamı. Yazık, sesinin de Boliç'in Türkçesi gibi olduğunu anlamış olduk o toplantı da. Sen bizi tanımamış ol, biz seni zaten tanımıyoruz, kısa süre senin idare ettim sandığın futbol seni çabuk unutur, nitekim sildiği gibi. Hele ki büyük Galatasaray Taraftarının hedefi olma, Arena'ya maça gelme.

Söyleyecek çok daha ağır laflarımız var bizim. Şimdilik bu kadar, lafın tamamı aptala anlatılır.    

15 Ağu 2011

Acıbadem Baytarları

Yazmayacaktım aslında artık bu soytarılık üzerine hiç bir şey. Bende saklı kalan tüyoyu, en baba gazetelerin en baba spor müdürlerine söyledim. İplemediler, sistemin, şebekenin bir parçası olduklarını zaten biliyordum da, artık uyuma dümenindeki arıların kıçlarına birileri nodul dürttü ya, belki cesaret gelmiştir sandım, biraz daha nikbindim. Ulan hadiyin, bir omuz da siz atın ne olur sanki, kimden neden bu korkunuz? Nedir bu gaflet uykusunun mazereti?

Kime sorsak futbol kirli, kimse de üstüne alınmıyor. Öyleysem kim kirletti lan bu güzel oyunumuzu. Nereden türediniz, nereden başımıza padişah kesildiniz. Televizyonlarda yalaka sürüsü, yok mu lan bir tane delikanlı adam bildiğini söyleyecek. Teoman sistemden çekildi, Che Guevera'da sıkılıp çekilmişti düzenden, resmiyetten. Verdiği kararın bedelini Bolivya dağlarında canıyla ödedi. Arda Turan'da sıkıldı  kaçtı gitti. Hiç mi sıkılanınız yok lan bu pislik yuvasından?

Karar alamama kararı almak için ancak Mehmet Ali Aydınlar gibi bir maşa, kukla olmak gerekirdi. Vak vakları ürkütmesini bekleyemezdik deseleksiyon mamülü devşirmeden. Ne anlar futboldan, hatta hastane işinden ne anlar? Eğer anlıyorsa aynı hastaneyi gitsin Kazakistan'da açsın bakalım açabiliyor mu? İğne yapmasını bilmeyen biri, ülkenin en büyük hastane zincirinin patronu, ve kimse şaşırmıyor bu duruma. Kimse bilmiyor ama ben biliyorum. Sağlık kurulunun içindeki en büyük cerrahı, Fenerbahçe doktoru, yıllar önce Erol Evcil'e askerden yırtsın diye sahte ameliyat izi atmaktan hapis yattı. İşte budur bunların para kaynaklarının sebepleri.Bunların değirmenlerine sular bildiğimiz kaynaklardan taşınmıyor. Uyanın çocuklar, gözünüzü açın taşıma suyla dönüyor bunların değirmeni. Bunlar lafla peynir gemilerini yürütebiliyorlar.

Yüze yakın isim saydı mezbahaya gururlanarak giden koyun edasıyla. Ne mutlu ki içlerinde tek bir Galatasaraylı yoktu. Eğer olsaydı en büyük cezayı biz kesecektik. Ne yalan söyleyeyim çok bekledim bizden biri de çıksın diye. Don Kişot'u horlatmazsam adam değildim, tek başıma saldıracaktım. Şimdi ne olacak peki, ben bu ismi sayılı, üzerlerine suç atılı adamlarla aynı stadyumdan maç seyretmek istemiyorum. Takımlardan biri Biri, en pis olanı gidecek diye sıkıntıya düşecek sistem kına yaksın ben yokum. Merak etmesin yayıncı kuruluş, Dicitürk'ü geri vermeyeceğim, bunca sene geçirmişler devam etsinler, alsınlar benden alacakları maksimum parayı gözü doymaz kan emiciler, zehir zıkkım olsun.

Aslında beni takip edenler şahidimdir, ben bir önceki sezon sonunda özeleştirimi yazıp çekilmiştim aralarından. Ve hatta kısmen sözümde de durdum hayatımda en az bu sezon maça gittim. Ama ah işte, Galatasaraylılıkta söz vermek bir, dönmek iki. Küsemiyoruz, ne kadar yemin etsek de dönüp çarpılmayı göze alıyoruz. Fakat bu sefer gerçekten çöktüm, inanın Fener küme düşmedi diye değil, hikaye dinledik 40 gün boyunca. Ama biz ne arıyoruz çocuklar, delikanlılık. Çık de be kardeşim. Bu verdiğiniz dosyalarda bi halt yok de, içerde yatanların suçu yok de, futbolumuz temiz de, ben Aziz Yıldırım'ın çanak yalayıcısıyım de, bir şey de. Hiç bir şey dememek için toplantı yapılır mı? Futbol, şimdiye kadar anamızın ak sütü kadar temiz ise bile bu gün kirlenmiştir. Futbola tecavüz etmişlerdir, gerçek, saf futbolseverin hayallerini çalmışlardır. Evet futbolun bugün elimizden gidişini zapta geçirmişlerdir. Bizi sistemden bertaraf etmişlerdir. Benim tribünlerden çekilmemi ağızlarından salyalar akıtarak izlemişlerdir. Yerimi birine nasıl olsa satarlar, daha fazla para yatıracak birini bulurlar. Ben şimdi beni izliyorum. Bakalım benden başka ben olacak mı?

Yok bir de neye baktım söyleyeyim mi çocuklar, boka bakar gibi baktım. 15-20 takım elbiseli futbolumuzu yöneten ÇÜK(çok ünlü kişi) lüks bir otelin salonunda masaya dizilmişler, sanırsın ki uzay projesi açıklanacak, ülke çok önemli bir şey duyacak ağızlarından. Acıdım hepsine, ne büyük görevleri varmış da bilmiyormuşum. Kolay mı şebekeyi yönetmek, lideri içeride olan bir örgüt nasıl da mağrurdu en az 40 milyon kişinin huzurunda.     İçlerinden Cüneyt Tanman hariç hiç kimsenin adını bile duymadım. Hani misal Galatasaraylı olup da hiç bir Galatasaraylı futbolcuyu tanımayan gibi.

Bir taraftan da belki çok iyi oldu. Başkanı, yöneticileri içerde olan, futbolcuları zan  altında bulunan sevgili ülkemizin en büyük takımı artık damalı eşşek muamelesi görecek. Her gittikleri şehirde başlarına kakılacak, maçları mercek altında, haksızlığa uğrasalar bile sesleri çıkmayacak. Suçlunun telaşı, yırtması gibi ezik çıkacaklar maçlara. Ama bize ne, hele bana ne, ben en kral zamanlarında bile ilgilenmedim Kadıköy Cumhuriyeti ile. Ne var ki onların ve temsilcilerinin yüzünden Galatasaray'dan da soğudum. Normalde Arda giderken kıyameti kopartırdım, tınmadım, daha bu gün biri inmiş Florya'ya en ufak bir heyecan duymadım. Galatasaray gol attığında yerlere yatıp tepinmeyeceğimin de garantisi var. Artık senede tek bir maça giderim, Arena'daki Fener maçı bekle beni.

Evet Acıbadem Baytarları, ameliyatı çok güzel yaptınız. Ben size söyleyeyim içerde makası unuttunuz. Başınıza büyük bela aldınız.

31 Tem 2011

Fatih Terim; Grande

Hakkında 41 yazı yazmışım daha önce. İstesem bana geri dönüşü kötü olur diye kaldırabilirdim. Ama kaldırmayacağım, yazdıklarımın da arkasındayım. O zaman, böyle yazmışın diye açığımı kollayacaklar için yol yakınken kendimi ihbar edeyim.

Acaip saldırmışım, Avrupa Şampiyonu takımın başından, 40.000 Galatasaray'lı gitme diye ağladığında, o büyük zaferin madalyasını tek başına cebine koyup kaçtığında. Hagi'ye öğrencim dediğinde kızmışım. Gidip döneceğini yazmışım, çünkü kastlarını götüremediğini, Erman Toroğlu, Mehmet Ağar gibileri yerine Müfit'le giderse başaramayacağını, gidişinin şebeke işi olduğunu yazmışım. Kibir içinde iş adamlarına başarı formüllerini satarken, geri döndüğünde Lucescu'nun biletini keserken, onca transferi yapıp takımı leş gibi bırakırken, Mehmet Erollo'yu devşirip, o çok iyi yaptığı yeni futbolcu çıkarma işini  rafa kaldırırken, yazdıkça yazmışım.

Şimdi yazacaklarım o yazdıklarımdan pişman olduğum için değil. Beni bilen bilir, Fatih Terim'i sevmem ama konu Galatasaray olunca ömür boyu takımın başında olmasını istediğim tek adamdır. Yani ben kısaca Galatasaray'ın başında olmadığı zaman Fatih Terim'den, Fatih Terim varken de başka mecralar da macera arayanlardan da nefret ederim.

Hele şimdi, Terim değişmiş, şeffaflaşmış, daha bir babacan olmuş, karizmasının üstüne koymuş, Galatasaraylılığını pekiştirmiş ve beklemeye gerek olmadan yazabilirim ki Galatasaray'ı itin götünden çıkarmış Grande'ye tezahürat yapmak için gün sayıyorum.

Fatih Terim Hoca değildir, Hoca olmasına gerek yoktur. Galatasaray'a da hoca falan lazım değildir zaten. Fatih Terim Hoca olsa, Arda Turan bu takımda bu sene olmayacaktı. Hoca Fatih Terim'in Arda'nın kalışıyla gidişiyle ne işi olabilir? Fatih Terim sadece hoca olsa Selçuk İnan, her takım da oynayabilecekken ,Avrupa Ligi bile oynamayacak olan Galatasaray'a gelmeyecekti.

Galatasaray'a hoca lazım değil, lazım olsaydı geçen yıl Reykart vardı takımın başında ve de aynı zamanda Barcelona'nın kondüsyonerleri. Takım 1-0 öne geçtiğinde yatıyordu. Fatih Terim hoca olsa takımın son iki sene içerisinde en çok forma giymiş orta sahası, 16 numarayı şutlamazdı. Fatih Terim hoca olsaydı, kırık dökük takımla Avrupa kupasını aldıktan sonra, dünyanın en büyük takımı Milan'dan 5 maç sonra gönderilmezdi.

Neyse, eğrisi doğrusuna geldi, takım rezalet geçen sezonlardan sonra tek ve gerçek sahibine teslim edildi. Koca Galatasaray'ı düştüğü bunalımdan çıkaracak tek adam, Arena'da takımın başında çıkmayı hak eden biricik Terim unutulup gitmekte olan o büyük günleri bizlere tekrar yaşatacağına en ufak bir şüphem yoktur.

İmaparatore, sen benim için, Galatasaray'ın başındayken her şeyin üstündesin, Yazdığım yazıların çoğu sitemden di, insan sevdiğine sitem koyar. Senin 1974 yılında ilk çıktığın maçta vardım, Galatasaray'ın başında son çıktığın Jübilende de. Bundan sonra ömrümüz ne kadar vefa ederse, sonuç ne olursa olsun sen takımın başında sahaya çık, ben de çocukluk günlerime geri döneyim,''imparator Fatih Terim'' diye bağırayım.

Sakın gitme, baltaları gömdüğüm yerden çıkarttırma Sementa. Galatasaraylılıktandı bunca savaş, yürüyedur Grande Terim.

21 Tem 2011

Mehmet Ali Aydınlar; Deseleksiyon

Çok severim, Enver Aysever şaşırıyor, bu kadar önemli, başarılı, zengin bir iş adamı, neden Futbol Federasyonu Başkanlığını kabul eder diye gürlüyor. Şaşırıyor ve huzursuz günler geçirmesine aklı sır erdiremiyor. Ben ise onun şaşırmasına şaşırıyorum. Şaşırmak iyidir, şaşırmayan insan insan bile değildir. Fakat, futbol gündemi beni asla şaşırtmıyor ne yazık.

Aslında ben  Mehmet Aydınlar'ın neden getirildiğine değil de, Özgener'in apar topar neden kaçtığına şaşırmıştım. Ailesine fazla zaman ayıramadığını söylemiş, Genç, yakışıklı eski Başkanımız yıpranmış, aşırı ilgiden rahatsız olmuş, kepek problemi var gibi. Yani en az 50 milyon kişinin ilgilendiği, taraf olduğu, bildiği sevdiği bir sektörün başından, sadece çoluğunu çocuğunu az görüyor diye giden bir adamdan bahsediyoruz. Olacak şey değil, bugün Başbakan'ın torunumla fazla ilgilenemiyorum o yüzden Başbakanlıktan istifa ediyorum demesi gibi bir şey. Güç desen sende, itibar, izzet ikram, etrafında yalaka sürüsü, açılamayacak kapı sıfır, yaptıramayacağın iş yok ve sen bırakıp gidiyorsun. Hadi be! bu kadar da salak yerine koymayın futbolseveri. Futbol müşterisiyiz tamam da işin özünde tarafız, taraftarız, iddia ediyoruz en az bilenimiz bile sizden iyi bilir futbolu. Daha garibi var, böyle bir makama da kimse talip olmuyor işin tuhafı.

Yerine atadıkları şahsiyeti, dikkat edin seçtikleri demiyorum, yalvar yakar getirdikleri muteber kişiyi yolda görsem tanımam. Ben kimim? hayatının son 40 senesini tribünlerde geçirmiş, iyi kötü bütün futbolcuları tanıyan, hatırlayan, bu konuda ahkam kesebilen, futbolla yatıp kalkan ben, futbolun başına getirdikleri adamı tanımıyorum. Yine örnekleyeceğim, hayatının 40 senesini siyasetle geçirip Başbakan'ı tanımayan gibi bir şey. Araştırıyoruz kim olduğunu, sıradan, milyonlarca olan mali müşavirlerden biriymiş çok kısa zaman önce. Acıbadem Hastanelerinin sahibiymiş, En hızlı balık kendisiymiş, o kadar çabuk yükselmiş ki böyle bir ödül varmış bilmiyormuşuz, çabuk yol alanlar için. Ben olsam böyle de ödül mü olurmuş deyip kaçardım, utanır almazdım. Fakat bize ne, etrafta o kadar çok hızlı balık var ki. Bize ne olmayan sıfatı, azılı Fenerbahçeli oluşu. Şaşırıyorum, araştırıyorum amatör olarak bile futbol oynamamış. Çok bahsettik ama Başbakan'ın bile futbolcu olduğunu hatırlayan ben, hiç bir yerde Mehmet Ali'nin futbol oynadığına rastlayamıyorum. Ve acaba, Özgener'e bütün kulüpler kalması için yalvarırken onun kaçmasına , Aydınlar'ın gelmesine sebep ne ola ki diye şaşırıyorum.

Özgener nakış gibi işlemişti geçen sezonu.  Her şey güllük gülüstanlıktı, majör takım Şampiyon olmuş sırasını savmıştı. Bir önceki sezon yaptıkları ameliyatta, narkozu hesaplayamamışlar, Hamsi'nin ameliyat bitmeden uyanmasına mani olamamışlardı . Bu kez telafi edeceklerdi şakası yoktu sistemin. Bu sezonu da riske atamazlardı, Hamsi bu kez kendisi cebbelleşiyordu çakallarla. Operasyon ekibi her hafta yeni bir avı pusuya düşürüyordu. Sonunda zorlansalar da başarmışlardı. Allahlarına şükürdü. İnsan niye başarılı olduğu yerde bir dönem daha kalıp tarihe bir de bu yönüyle geçmek istemezdi ki.

Aysever, Acıbadem Hastanelerinin sahibi olsam bu işi kabul etmezdim demeye getiriyor. Gülüyorum, kendisinin Fenerbahçeli olduğuna da üzüldüm, keşke Galatasaraylı olsaydı. Futbolu başka bir pencereden görebilirdi. Maça da gitmediği belli, gitseydi, çok akıllıdır mutlaka uyanırdı ve Mehmet Ali Bey'in Futbol Başı olmasına o zaman şaşırmazdı. Her maç en az 5 defa Acıbadem sedyeleri sahanın içine girer. İki futbolcu çarpıştığı zaman en az biri için sedye çağrılır. Tribünden duyulan feryada baktığında sanırsın ki diz kapağından vurulmuş. Acı bir düdük, hakemin eli havada, iki sağlık görevlisi, mezbahaya giden koyun edasında Acıbadem armalı sedyeyle koşarlar sahanın içine. Özenle futbolcuyu yerleştirip ağır adımlarla sahanın dışına çıkarırlar. Maç devam ederken futbolcu sedyeden iner, hiç bir şey olmamış zaten, bu sefer oyuna girmek için hakeme bağırır Biz tribündekiler, televizyondan seyreden milyonlar böylece Acıbadem sedyelerini seyretmiş oluruz, yani Mehmet Abi'nin ekmek teknesinin, palazlanma zabazingosunun reklamını. Mehmet abi, dükkanını tanıtmak için televizyona reklam verse, bütün takımların futbolcularını o dükkan iyileştiriyor olmasa,( işi düşen var mı bilmiyorum, benim bir kere düştü, bilezik gibi geçirmişlerdi), gelen yabancı futbolcuları sağlık kontröllerinden o dükkan geçirmese, geçirdim deyip sakat futbolcuya sağlam raporu vermese(Linderoth), yani o dükkan şebekenin hizmetinde olmasa, bizim köydeki sağlık ocağından inanın daha önemli, tabi ki de o dükkanın sahibi de şimdiki gibi hızlı balık olmayacaktı.

Ne zaman biri hak etmediği bir makama gelmişse kıllanırım. Mehmet Ali Aydınlar'ın Futbol Federasyonu Başkanı olması deseleksiyondur. Uygun değildir, Hakan Şükür, Cüneyt Tanman, Rıdvan Dilmen olur ama Mehmet Abi olmazdır. Aysever kardeşimin anlayamadığı nokta burasıdır. Peki neden getirilmiştir?

Önceki sezon pusu kuran avcılar, bu defa başka avcının pususuna düşüp av olmuşlardır. Tarih uyuyan arının kıçına çöp sokmaya cesaret edenleri minnetle anacaktır. Aslında bu arılar hiç uyumuyorlardı, uyuyor numarası yapıyorlardı. Uyuyor olsalar iş kolaydı, dediğimiz gibi bir çöp sokmayla uyanırlar dı. Uyuyor numarası yapan arıyı uyandırmak için de öküz nodulu dürtmek gerekiyordu, ve dürttüler.

Değişmez kuraldır, iti kim öldürdüyse leş ona taşıtılacaktır. Kim neye karşıysa o iş ona yaptırılacaktır. Ortada büyük bir leş vardır, ne yazık ki sarı lacivert kokmaktadır. Bu leşi kaldırmaya misal tarafsız gözüken bir Başkan'ın ya da misal Galatasaraylı Haluk Ulsuoy'un gücü yetmez, kaldıramaz. Bu leş ancak ve ancak azılı bir Fenerbahçeli'nin tansiyonu düşürmesiyle kaldırılabilir. O da bulunmaz Hint kumaşı olan Mehmet Ali Aydınlar'dır. Ve ne mutlu ki bulunmuştur. Yok öyle yağma Mehmet Ali Abi, Aziz Yıldırım'ın yanında Amigo Sefa'dan daha çılgınca Fener golüne sevinip, Fenerli olmayanların parasını ameliyathanende cukkalamana ömür boyu izin vermezler. Sehpayı sen tekmeleceksin.

Buyur bakalım, saf dur, leş kalkacak, at imzanı, gir tabutun altına. Büyük Fenerbahçen pisledi, sargı beziyle de temizlenecek gibi değil. Artık maliyecisin ya, asıl mesleğin o ya hesap adamısın ya, düşünmeye başlamışsındır.

Sen bir garip çingenesin, nene gerek gümüş zurna? Yoksa kendini koskoca Türkiye Futbolu'nun Başkanı mı sanıyordun?

15 Tem 2011

Temiz Kramponlar Operasyonu

10-15 gündür bir geyik dolaşıyor duruyor. Yargıya düşmüş olay hakkında konuşulmazmış, yargı kararları beklenmeli imiş, suç sabit olana kadar kimse suçlu olmazmış. Yargıya saygı mecburi ama sevgi özgürdür. Ben beklemiyorum arkadaşlar, Balbay'ı, Haberal'ı, generalleri yargılayanlar ile Aziz Yıldırım'ı, Serdar Adalı'yı yargılayanlar aynı kişiler. Ben onlar yargılanırken ne düşünüyorsam, bunlar yargılanırken de aynı şeyleri düşünüyorum. O zaman haklı veya haksız bulduklarımı, işin içinde biz yokuz diye bu sefer  haklı veya haksız bulamam. Bu yüzden bu konuda ne karar alırlarsa alsınlar beni bağlamaz, üzmez, sevindirmez.

Beni bağlayan, görünmez bağlarla düğümleyen şey, şaşmaz, adil, delikanlı taraftar mahkemeleridir. Ve yargılama başlamıştır.

Eğer içimizde Galatasaray lehine veya aleyhine pis işlere bulaşmış, başkan, yönetici, taraftar, futbolcu, çapulcu, her kimse varsa gitsin polise teslim olsun. Yok eğer, gelecek yeni dalgayla, fırtınayla polis arabasına binerse de ölümlerden ölüm beğensin. Biz ne Fenerbahçe taraftarı gibi haksız kazanılmış bir başarıyı sineye çekeriz, ne Beşiktaş taraftarı gibi kolpa yaparız. Biz Galatasaray taraftarıyız, değil şikeyle alınmış bir puan, ofsayt golle kazandığımız bir maçı bile saymayız.

Çuvaldızı kendimize dürttükten sonra iğneyi batırmaya başlayabiliriz. Devlet'in hiç işi gücü yok, 1 sene önce şu futbolun oligarşisi ne yapıyor acaba diye kıllanıp, onca polisi, onca tuzağı kuracak ve Türkiye'de en az 50 milyon kişinin müdahil olduğu davaları açacak. Bu süre içinde olay sızmadığına göre en cabbar, en akıllı, en idealist devlet görevlilerinin yaptığı bir operasyon bu. Ortada dönen paraları kimin aldığı, kimin şampiyon olup, kimin düştüğü ne ilgilendirir devleti. Eğer gerçekten ilgileniyorsa neden ilk suç işlendiği zaman devreye girip, o suçu işleyenlerin suç işlemeye devam etmesine göz yumdu. Devlet tuzak kurar mı? ben inanmıyorum, ortada dönen söylentilere. Bakın göreceksiniz işin ucu futbol dışı mecralara kayacak. Nasıl ki misal Başsavcı için Şampiyon kim olacak önemli değilse, daha tepedekilerin rant kavgası da bizi ilgilendirmiyor. Biz taraftarız, alır bayrağımızı maça gideriz.

Bize göre ortada büyük bir leş vardır. Futbol endüstriye dönmüş, biz taraftarlar müşteri olmuşuz. Arda Turan senede 2 milyon Yuro'yu indirecek, biz onu seyredebilmek için bankadan kredi kullanarak kart alabileceğiz. sistemin kendisi zaten bize göre suç. Yönetim kademelerine zengin değilsen giremezsin, Şekspir olsan ne yazar, arkanda ensesi kalın biri yoksa en dandik gazetede bile yazı yazdırmazlar, Messi değilsen her tarafını yırt istersen, Mustafa Sarp oynar, Servet oynar sen oynayamazsın. Gözün Kartal gibi olsun, Hazreti Ömer'den daha adaletli ol, sistemin adamı değilsen amatör maç bile yönettirmezler. Tribünde 3 kişi çağıralım yanımıza gelirler, dışarıda görseler boka bakar gibi bakarlar. Futbol oligarşisi düzeni kurmuş güzel güzel düzüyorlar işte, nereden çıktı bu operasyon? Tekere acaba neden çomak sokuldu yakında göreceğiz. Pasta 5 parçaya bölünüyor, 2 parça Fener'e, 2 parça bize, 1 parça da Beşiktaş'a düşüyordu. Önceki sezon Bursaspor bir parça kaptı, bu sene de Trabzon kapmak üzereyken oligarşi devreye girdi kaptırmadı. Bütün mesele bu, işin bizi ilgilendirir tarafı bu, Gençlerbirliği, Manisaspor, Kayseri ve diğerleri için nasıl olsa Şampiyonluk pastasından pay yok, o yüzden kim olursa olsun onlar için fark etmiyor, sistemden memnunlar, yukarıdakilerin artığı onlara yetiyor da artıyor bile.

Geçen sezon maçları dikkatle izlemedim. Bana göre konu olan, duyduğumuz şeyler ligin kaderini etkileyen şeyler değil. O kalecinin o gölü bilerek yeme imkanı yok. İbrahim Akın'dan, Mehmet Yıldız'dan, İskender Alın'dan, Ümit Karan'dan ürken takım gerçekten var ise, biz kendimize yeni bir eğlence bulalım demektir. Kasımpaşa'yı yenmek için kaleciden, Konya'yı yenmek için Yılmaz Vural'dan medet bekleyen var ise, geçmiş olsun, gözümün önünde idam etseler kılım kıpırdamaz. Kıllanacaksan, Ankaragücü kalecisinden kıllan. Durup dururken çelme takıp penaltı yaptıran kaleciden hesap sor. Uğur Uçar şikeyi kabul etmemiş deniyor, kimi Galatasaraylı övünüyor. Maç 0-4 olmuş, bizim Uğur hayatının topunu oynuyor. Trabzonspor'dan teşvik alsa maç kopmuş zaten, oyundan niye düşmediğini sorun bakalım ne diyecek? Şikeyi kim teklif etmiş açıklasın? Sivas maçında follaş olmuş sağ bekten, o sağ beki mal gibi seyreden  Rıza'dan şüphelen. Esişehirspor maçının Brezilya'lı stoperi'ni bindir polis ring arabasına. Yakalanmadı diye, delil yok diye yırttı mı? Bülent Uygun bile dayanamadı, 20. dakikada oyundan aldı.  Alex'ten şüphelen esas. Yalandan kendini yere bırakarak hakemi kandırmaktan sorgula. Oligarşinin yalaması olan medya mensuplarını yatırın ranzalarda.

Karar; Futbol sistemi, taraftar ve her takımda 3 ü 5 i geçmeyen futbolcular hariç külliyeten suçludur. Elimizden oyunumuzu almışlardır. Hiç suçu olmayıp da sesini çıkarmayanlar bana göre daha beter suçludur. Bir daha asla futbol maçı seyredemeyecek şekilde cezalandırılsınlar. Ben razıyım, bu sene bütün takımlar PAF takımlarıyla mücadele etsinler, bütün futbolcuları serbest bıraksınlar, bu güne kadar aldıklarına saysınlar, para almadan oynayacak olan varsa buyursun oynasın.

Nasıl olsa uluslararası bir başarı yok, hiç olmazsa tertemiz, delikanlıca, mahalle takımı saflığında, futbolumuzu yeni baştan kurarız.

Kimsenin şüphesi olmasın, her şey temiz olsun, 5 sene sonra en az 3 takımımız her zaman Avrupa'da kafaya oynar, Ulus takımı mutlaka 10 sene içinde Dünya Şampiyonu olur.