21 Eyl 2013

Bir Beşiktaş Tramvayı Aldı Beni

Haftalardır kara bulutlar dolaşıyor üzerimizde. Söylediklerimizin doğru çıkmasına sevinecek değiliz, o halde başımıza gelenlere üzülmemiz gerekiyor. Ve adımız Galatasaray'sa da çıkacak bir delik buluruz diyor ve arayışa geçiyoruz. Büyük takım trenindeyiz, ya arayışı hedef bilip yürüyeceğiz, ya tamam deyip ilk istasyonda ineceğiz. Tarihimizin en acı yenilgisini aldığımızın ertesinde önümüzde muhteşem bir maç çıktı. Keşke Kadıköy'de Fener maçı olsaydı ama buna da şükür.

Ligimizin en büyük başaltı takımıyla, hem de tarihlerinin en iyi ilk 100 metresini koştukları zamanda, ve rüyalarında göremeyecekleri bir fark atmışken, seyirci rekorunun kırılacağı bir maça denk gelmek, benden başka hiç kimsenin beklemediği bir tabela yapmış Galatasaray için Futbol Tanrısının bir hikmetidir.

Fatih Terim'siz bir Galatasaray'a razı olmadığım için, olası bir hezimet sonucunda, Hoca'nın uzama ihtimali dolayısıyla, futboldan futbolcudan anlamadığına inandığım Grande'ye bir yardımımız daha olsun diye, Beşiktaş maçının rahat geçilmesi adına, maç kadrosunu ve maç taktiğini yazıyorum.

Oyuncu grubumuzu incelediğimizde her kesin malumu. 10 yabancı futbolcunun yanında oynatabileceğimiz en az 20 futbolcumuz olduğunu görüyoruz. Yabancı futbolcular, bunca para verilerek, kadro açılsın diye de başka yabancılar kovularak getirildiklerine göre çok iyi futbolcular olduğunu tartışmak anlamsız. Öyleyse 10 kişiden 6 kişiyi, maç kadrosuna yazıp, yanlarına da 12 Türk futbolcuyu ekleyerek yarın gece kampa alacağız.

Muslera; Galatasaray kalecilerinin kendisi dahil çok kötü olduğunu düşünenlerdenim. Ufuk ve Aykut'un kaleci olmadığını çoktan anladık. Bizim paramızla 5 para etmezler, ama Grande'nin kendi parası olmadığı için eşek yükü para ödetmeye devam ededursun. Bari Arena'daki kombinelerini sattırsa da kulüp devede kulak kadar bir tahsilat yapabilse. Eray'ı hiç seyretmeseydik keşke. Kaleci sanıp bu seneyi de geçiştirebilirdik. Geçen hafta kalede Eray'ı seyredince, Muslera artık benim için antrenman maçında bile vazgeçemeyeceğim kalecidir. Muslera'sız maçın sorumluluğunu kimse taşıyamaz. Üstelik daha 2 gün önce yarım düzine yemesine rağmen.

Melo, Riera, Amrabat, Bruma, Drogba ;Yabancı futbolcularım.

Yedek kaleci (usulden kalburun biri, kalecilerimiz maalesef kova bile değil, Muslera'ya bir şey olsa bile ben kaleye geçirmem, Melo'yu kaleye geçiririm), Hamit( Sakatsa Sabri), Hakan Balta, Selçuk, Engin, Semih, Ceyhun, Burak, Gökhan, Umut, Aydın, Yekta.( bu son ikisi oynasın diye değil, kural böyle, yedek kulübesi pas pasçısı olarak yazılmıştır. A2 takımından iki kişiyi de alabilirdim ama  çocukların gururunu kırmayayım, utanırlar diye kaşar yedek tercih ettim)

Şimdi ilk 11 i açıklıyorum. Elimde şeffaf minkale, kuyumcu terazisi, kumpas, periyodik cetvel, ne zıkkımsa ne kadar ölçüm biçim aleti varsa sererim masanın üstüne. 11 i sahada 7 si yanımda oturacak futbolcuları en adaletli bir şekilde dağıtmam lazım başta. 6 yabancıyı ilk 11 koymak adaletli değil, üstelik oyun içinde hamle yapılmasının önünde engel. Madem yabancı futbolcular, yerli futbolculardan iyi, demek ki ben yabancı iyiyi çıkarırsam mutlaka daha kötü yerli bir futbolcu koyacağım için, oyuna somut olarak pozitif katkım olmayacak. Değişiklik dostlar tribünde görsün misalini geçmez. Oynatacağım 6 yabancının tamamının iyi oynamasına dua etmek için de Hoca değil hacı olmak lazım.

Bu durumda sahadaki 5 yerliden 3 ünü başka yerlilerle değiştirebiliyorum. Yani böylesi bir tercihte, 6 da sıfırlık bir şans var iken, 5 de 3 gibi büyük bir asimetri söz konusu. Bazılarının 604 kuralının Galatasaray aleyhine olduğu görüşü bu yüzdendir. Ama madem bu kural her takım için geçerli, risk minimizasyonuyla, kar maksimizasoyunun peşine düşmemiz lazım. Tam net açıklayamadım belki ama kısaca ben ilk 11 i her zaman 5 yabancı, 6 yerli, kulübeyi de 1 yabancı 6 yerliyle oluştururum.

Bu tercih hem hancı futbolculara daha fazla güvendiğimi, yolcularla maç kazanılır ama destan yazılmaz olduğunu takıma şırınga ediyorum, hem de oyun içerisinde gerçekten darbe yapabileceğim bir veya bir kaç koz bulunduruyorum. Ve Muslera'nın önündeki 10 kişiyi tahtaya yazıyorum.

Hamit-Semih-Hakan Balta-Riera savunma dörtlüsü, önlerine Ceyhun-Melo çapası. Selçuk İnan oyun kurucu(Oyun kurucusuz hiç bir maça çıkmam ve Galatasaray kadrosunda da şu an Selçuk tek oyun kurucudur. Daha önce büyük neticeler almış ismi, cebi, dolayısıyla cüzdanı büyük futbolcular oynayacak diye Selçuk kaybedilmek üzere) açıklarda Amrabat ve Bruma, golcü Burak.

Şimdi oyun planına geçiyor ve kafamızda maçı oynuyoruz.

Karıncayı ezmeyiz dediysek, böcekler durumdan vazife çıkarmasın. Real'den hezimet yediğimize sevinenler, önce bir Real Madrid maçı oynayacak, sonra sevinmeye kaldığı yerden devam edecek. Atarız tutarız ama yar (uçurum)başında tutarız. Bizim Galatasaray'dan başka neyimiz var? İmparatora söverim ama velev ki sokakta Terim'i biriyle kavga ederken göreyim, haklı mı haksız mı sormam, kavgasına ölümüne dalarım.

Galatasaray'ın hiç bir maçında beraberliğe razı olmam. Beşiktaş maçını da yenmeye oynayacağım elbet. Yenmeye oynayacak bir 11 ve maç dizilişi ortaya koyuyorum hodri meydan. 433 oynuyorum. Burak 11 km koşmayacak. Hangi salak icat ettiyse, bütün orta düzey hocalar atlamış bu koşu mesafesi denen şebekliğe. Kaleci bile top yokken gezinerek 4 km koşmuş sayılıyor. Semih 10 kere kornere, serbest vuruşa gidip gelse 100 metre gidiş, 100 dönüşle, 2 km boş koşu yapmış sayılıyor. Demek, Hagi, Sergen, Jardel, Tanju gibi futbolcular şimdi olsa hiç bir takımda oynayamayacak.  Ben Tanju Çolak'ı kendi 18 imiz içinde hiç görmedim. Messi'yi kendi kalecisinin yanında gören var mı? Burak'ı it gibi koşturmak neyin nesidir? Top kendi gol bölgesindeyse elbet basacak basabildiği kadar, top onu geçmişse atacak bir iskemle orta sahaya oturacak. Burak diri kalacak ki, topla gol postta buluştuğu zaman olanca zindeliğiyle darbe yapabilsin. Melo onun yerine de koşacak, koşar.

Ceyhun hazırlık maçlarının en iyi futbolcusuydu. Gerek fiziği, gerek tekniği ile, ve en çok da Terim'in çok eskiden beri tanıdığı, güvenip transfer ettiği biri olması dolayısıyla da kötü oynarsam bir daha oynayamam endişesi olmadan çok rahat maç oynar. Üstelik bir kaç mevki de rahatlıkla oynayabilir, şut çeker, serbest vuruş bile kullanır. İlk topa basar, her hangi müdahalesinde de Melo toparlar, oyun kurucuya aktarır, gerekirse de kendi kurar, havlar.

İki hızlı kanat forvetiyle oyun oynama alanını iyice açar, sahanın her metre karesini değerlendiririz. Sağdan soldan yağmur gibi Burak'a pas attırırım.(orta değil, pas) Açıklar genç futbolcular, kolay kolay yorulmazlar, ama ben geberene kadar koşun diye taktik veririm. Ve baştan anons ederim, ilerleyen dakikalarda ikinizden birini çıkaracağım. Hocalarda anlayamadığım, akıl erdiremediğim onca şeyden biri de budur. Kötü oynayanı çıkarırlar. Bu tamamen yanlış bir tercihtir. Ben yapmam. Ben kötü oynayanı çıkarmam, maçın tamamını kötü bitireni de bir daha oynatmam.

Diyelim ki Amrabat beklentimden kötü, Bruma beklentimden  iyi oynuyor. Ben o anda Mörfi kuralını uygularım. Bir şey iyi gidiyorsa, kötü gitmesi an meselesi. Bruma az sonra cortlayacak. Yok arkadaş bu çok basit bir önerme, ben daha bilimsel düşünürüm diyorsan aynı şey, o zaman George Politzer aklına gelsin. Diyalektiğin 4. maddesini işlet. Her madde, her olay zıttıyla birlikte hüküm sürer. Yani iyi oynayan futbolcunun bir süre sonra, kötü oynama ihtimaliyle, kötü oynayan birinin bir süre sonra iyi oynama ihtimali aynıdır. Nasıl olsa Bruma'dan verimi almışım, muhtemelen kötü oynamaya başlayacak, çıkarırım.

Şimdi dikkatle okuyun, esas sihir burada. Sihirin dışında kalanını Terim'de yapabiliyor, ben Terim'in yapamadığını yapıyor, tek değişiklik hakkımı kullanarak 4 değişiklik birden yapıyorum. İyi oynayan Bruma'yı çıkarıp, Drogba'yı oyuna alıyorum ve kötü oynayan Amrabat'ın iyi oynamaya başlayacağı dakikaları bekliyorum. Aynı anda Riera'yı sol açığa gönderiyorum, 2. değişiklik. Üstelik oyun planımda hiç bir değişiklik yok. Hakan Balta'yı sol beke kaydırıyorum 3. değişiklik. Son değişiklik, Ceyhun'u stopere çekiyorum ve iki değişiklik daha hakkım kalıyor.

Bu yaptığım değişikliğin dakikası, skor tabelasına göre değişir. Değişiklik garanti de, yeniksem ilk yarı bitiminde, galipsem 60 larda falan. Selçuk'u ön liberoya, Burak'ı çıkana kadar Drogba gerisine alır, çıkarınca Engin Baytar'ı içeri iterim. Muhtemelen son 20 dakikaya 2 fark önde girmişimdir, Beşiktaş şuursuzca gol kovalayacak, öldürücü darbenin zamanı geldi. Riera'yı yanıma çağırıp, Umut Bulut'u, Drogba'nın yanına gönderirim.

Adam atılırsa, sakatlık çıkarsa, hiç düşünmediğimiz bir futbolcu oynayamaz duruma gelirse o da önceden belli. Kaleci dahil, birinin başına halt gelirse Melo onun yerine de oynayacak. Melo'ya bir şey olursa artık kader utansın. Herkesin yerine koyabileceğim adam var ama Melo'nun yerine koyacağım adam yok.

Serbest vuruşları, penaltıyı, bize göre sol taraftan oluşacak kornerleri Selçuk, sağ taraftakileri Riera kullanacak. Yani toplar içeriye kavisle atılacak, öyle bir atacaksın ki kimseye top değmese gol olabilsin. Selçuk'un kullanamam dediği vuruşları,
Selçuk kimi isterse o atacak. Kornerlere Semih ve Hakan Balta gitmeyecek. Vurma ihtimalleri sıfır olan toplar için boşuna enerji tüketiminden başka işe yaramıyor.

Geriye, yana mecbur kalmadıkça pas atmak yok. Karşında elbet bir rakip var, top onlardayken alan savunması, alan presi yapılacak, ceza sahası yakınlarında faul yapılmayacak. Fernandez, Alex'ten daha iyi korner ve serbest vuruş kullanıyor, üstelik Almeyda çok yükseklerden ve çok iyi kafa vurabiliyor. Bu olasılık kaskoya bağlanacak. Faul yapacağınıza bırakın girebildikleri kadar kaleye yaklaşsınlar. Bu iki futbolcu dışındakiler için ekstra önleme gerek yok, her takımda hemen hemen aynı kalibrede oyuncu var. Kendi oyunumuza bakacağız, kendi planladığımız mücadeleyi vereceğiz.

Maç bittiğinde hiç kimsenin 20 metre koşacak dermanı kalmayacak şekilde sahadan çıkabilirsek, İkitelli'den Florya'ya kadar marş söyleyerek döneceğimizden şüphem yok.

Bütün bu planlar, gazlar, dolduruşlar, taktikler hikaye, takmayın kafanızı siz hasta bir Galatasaraylının saçma sapan sözlerine, Metin gibi oynayın yeter.

Haydi çocuklar; Gazanız mübarek olsun.

8 yorum:

Adsız dedi ki...

Üstad, Fatih Terim'i hala koruyorsun ya, dumur kelimesi bile hislerimi tarif etmekte yetersiz kalıyor. Bari bunu sen yapma. Real Madrid maçındaki takımı 9 yaşındaki oğlum kursaydı, en kötü berabere kalırdık, bilemedin tek farklı yenilirdik. Hadi biz alıştık, Terim sayesinde Fener'den, Real'den 6 yemeye... Çocuklarımıza yazık değil mi? Mecbur muyuz başarısı son derece tartışmalı bir teknik direktör korunacak kollanacak diye güç bela Galatasaraylı yaptığımız çocuklarımıza hezimet yaşatmaya... Hangi büyük takım evinde altı tane gol yer? Beşiktaş'ı yensen ne olacak? Borsa bile bugün %6 düşse, yarın %2 yukarı gider. Çok büyük bir olasılıkla da zaten genelde yendiğin Beşiktaş'ı yine yeneceksin. Sonra ne olacak: Grande... Ne Grande'ymiş arkadaş. Grande'nin bence tek hüneri arada bir çalıştırdığı takımları gaza getirmek. E tabii, Türkiye'ye sadece bol para için gelmiş, Galatasaray yenmiş yenilmiş zerre kadar umurlarında olmayan Eboue, Dany, Chedjou, özellikle Sneijder ve özellikle Drogba bu gazdan etkilenmiyor. Geriye ne kalıyor? Terim'i memnun etmek için deli danalar gibi koştuktan sonra topa vuracak mecali kalmayan ve dolayısı ile gol vuruşu yapamayan Burak, takımın yıldızıyken, belki de dünyanın en iyi frikik atan oyuncusu haline gelmişken, Drogba gibi tipler yüzünden sönükleşen ve yetenekleri gerileyen Selçuk, yedek oyuncu statüsüne indirgenmelerine rağmen yine de oyuna girdiklerinde aldıkları parayı fazlasıyla haketmeye çalışan Umut ve Amrabat, iyi niyetle çırpınmasına rağmen üst düzey mücadelelerde yetersiz kalan Melo ve bir maçta altı gol yemiş olsa dahi ne bu hezimette ne de diğer maçlarda kendisine suç bulamayacağımız Muslera. Eh yarım takımla yarım düzine de yersin, bir düzine de... 2000'den önceki Fatih Terim tamam, kimse kendisine birşey söyleyemez. Ama Fiorentina için Galatasaray'ı bıraktığı andan itibaren neler olduğunu bir kez daha düşün. Yaşadığın travmaları ve sevinçleri bir teraziye koyup tart. Bir de şu sorunun cevabını ver. Son iki sene, en büyük rakiplerin allak bullak olmuşken ve sen geniş bütçenle bu kadar pahalı transferler yapmışken, Galatasaray'ın başında teknik direktör olmasaydı da kendi kendilerine oynasalardı kim şampiyon olurdu? Sonra yine koruyacaksan koru Grande'ni...

Nazmi Hasdemir dedi ki...

bu yazıyı okuyarak terimi korudugumu dusunen bile var. pes vallahi, ben ondan daha iyi hocayım, muslera kaleci degıl,burak ıcın, umut icin, drogba icin hemen hemen aynı seyi yazmışım. Sneijderi 18 e bile yazmamışım daha yazayım mı yoksa fatih terim etiketli yazılarımı okuyacakmısın.

Arda Girit dedi ki...

Nazmi Abi'nin Fatih Hoca'yı koruduğunu pek düşünmüyorum ben de. Bir de hocayla ilgili şöyle bir konu var: sen başkan olarak 2 yıl şampiyon olmuş, cl'de çeyrek final oynamış hocanın arkasında durmaz hala uzun vadeli sözleşme yapmazsan hoca da arkasında dayanak bulamadığı için takımı kendi çiftliği sanan Drogba'ya gıkını çıkartamaz, bir hoca takımdaki oyunculara lafını gçiremiyorsa o takımdan cacık olmaz ki şu an bizim durumumuz tam olarak bu. Fatih Terim'in adeleti diyorduk hep gördük ki arkasında destek yokken o bildiğimiz adam olamıyor artık. Bizim hocadan beklentimiz, arkasında yönetim olsun olmasın esip gürlemesi çünkü o bizlere hayal dahi edemediğimiz o başarıyı yaşatan ekibin en önemli parçalarından biri ve her zaman onun arkasında bizler varız.
Yok eğer şu anki gibi pısırık bir şekilde ortalıkta dolanacaksa, hemen ayrılsın takımdan pısırık bir fatih terim dünyada bulup bulacağın en kötü teknik direktördür. Tek bir oyuncu üzerinden yorum yapmayı sevmem ama bu Drogba Galatasaray'ın önündeki en büyük engel, Antalya maçında ilk kez yeni Ali Sami Yen'imize gitme fırsatı buldum kuzey üstteydim, Melo inanılmaz bir futbolcu, maç boyunca tek başına orta saha oynadı resmen. Drogba ne yazık ki yaşının getirdiği kırılma anını yaşamış, muhtemelen bu son 1-2 ayda yaşadı bunu ve şu an inanılmaz kötü oynuyor, ben bir oyuncuya yapamadıkları için kızmam, sürekli yapamadığı şeyleri yapmaya çalışır, arkadaşlarının emeğini çalmaya çalışır veya rakip oyuncuların emeğini çalmaya çalışırsa kızarım. Ne yazık ki eski efsane Drogba'da bunların hepsi var, gerçekten iğrendim kendisinden, topu auta vuruyor hakeme çemkiriyor, hiçbir arkadaşının kademesine girmiyor, arkadaşının gözünün içine baka baka ofsaytta bekliyor, durum olmuş 1-1 gol atmamız lazım az aman var, biliyor ya çok kötü oynadığını taraftarı kandırmaktan başka çaresi yok, metin oktay selamı vermek için duruyor takımın, hepimizin hakkını çalıyor, 18 yaşındaki bebe bruma bunu çekti hadi diye. Her kornerde kontra atak yediğimizde rakip defansın 20m arkasında geziniyor, sahadaki en yavaş oyuncudan bile açık ara daha yavaş. Frikik olayı zaten tam bir komedi, ortalığı inlettim Burak atsın başkası atsın diye ama işte taraftar ruhsuz bizim. Taraftarımızı anlata anlata bitiremiyorlardı, gittim gördüm herhalde baya kötü yaa, yüzde 95'i çekirdekçi, tribünde boş yer doluydu, maç seçme özelliği de var yani demek ki. Ultraaslan'sa tam düşündüğüm gibi gördüğüm en şuursuz taraftar topluluğu maçın sonunda Drogba'yı çağırdılar tribüne ya o melo bir daha nasıl o performansı göstersin, bir taraftar grubu takımına ancak bu kadar zarar verir. Ha kareografilerin üstüne konan ultraaslan, biz o kareografileri ultraaslan-uni'nin yaptığını biliyoruz, yemiyoruz "ultraaslan kareografi yaa" ayaklarını.

Arda Girit dedi ki...

O kadar doluyum ki yazacak o kadar çok şey var ki tezimle uğraşmıyor olsam kardeş blog'u açmıştım şimdi :) Antalya maçı boyunca zaman geçiren Hakan Arıkan'a kart göster(e)meyen hakeme laf etme gibi bir hakkımız yok, insanların yüzde doksanı zaten bu tiptedir, güçlü olan tarafın yanına geçer. Sen yönetim olarak fener denen pislik camianın senden çok daha güçlü olduğunu idrak edemeyip bütün yaz boyunca bunu tüm türkiyeye duyurursan %90'lık dilime giren hakem de senin rakibine sarı göster(e)mez koçum. Girmiştir bir borca kesin napsın adam evinden mi olsun, her hakemi erman toroğlu mu sandın son maçı gibi yönetsin her maçını(yorumculuğunu sevmem de, dinlemem de). Ulan 16 klübü arkamıza aldık fenerin şu parçalanmış halini yenemedik masa başında, o arada millet türk oyuncuları topladı. Şimdi kıvranıyoruz bu yüzden. Selçuk tam forma girecekken milli maçta yedeği net bir şekilde varken sakat sakat oynadı bizi sattı(bizde yedeği yok) ya 2 yılda yaptıklarını sildirtti bana benim için selçuk yeni transferdir. Sıfır noktasındadır, bruma ne verdiyse o da onu vermiştir şu an. Kendini pazarlayacak ya antalya maçında yok milli maçta var, real maçında var. Aferin arda turanın kariyer planlamasını iyi analiz etmişsin paşa. Arda turana da ayrı bir parantez açmak lazım ulan p.ç 2 hafta bekleyemedin mi sözleşme uzatmak için ya da imzala 2 hafta sonra duyurulsun de, şerefsiz bir kere de galatasarayın ihtiyacı varken yanında ol, ben ardayı takımda görmek istemiyorum bundan sonra. "gitmek isteyenin önünü açarız" pompası nedir ya bizim yönetimin, ulan bale bizde olsa 10milyona satardık real'e, ne önünün açıyorsun sen burak olayında da gördük ki bizim yönetim bu transfer işini beceremiyor, lazio'ya gidiyordu da heriflerin pisliğinden gitmedi şansımıza. Ermana yapılanlardan sonra biz transfer yapamayan iğrenç bir klüp haline geldik, haysiyetsiz adamlar dışında oyuncu filan transfer edemeyiz biz, ancak adam da şeref olmayacak, biz de normal alacağında fazla vericez o zaman gelir bize oyuncu. Fener olduk resmen, ben bu saatten sonra galatasarayı seçen oyuncunun karakterinden veya aklından şüphe ederim. Son olarak ahhhhh elmander,ahhh ujfalusi...

Adsız dedi ki...

Sevgili Nazmi Üstad. Hemen hemen bütün yazdıklarını okumuşumdur. Okuduklarımı da bir dereceye kadar anlayabildiğimi sanıyorum. Terim için eskiden yazdıkların son derece sert, biliyorum. Ama sonra, son iki yılda, herhalde gelen başarıların da etkisiyle, kendisine karşı tutumun yumaşadı ve "Terim hoca değil, ama bize de hoca lazım değil" noktasına geldin. Evet, bence de bize hoca lazım değil. Ama, anlaşamadığımız nokta şu. Maça hocasız çıkmak mı daha iyi, Terim'le çıkmak mı dersen ben hocasız çıkmayı tercih ederim. Böyle madara olmayız. Teknik olarak bu maç için hemen hemen aynı şeyleri yazdığımız doğru. Ama geçmiş için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Muslera'nın ilk iki yılı oldukça başarısızken uzun süre kendisini savundun. Bence ilk iki yıl çok fazla hata yaptı, ama takım iyiydi. Bu sene takım kötü, Muslera iyi. Amrabat'a da uzun süre ısınamadın. Amrabat teknik açıdan bir Sneijder elbette değil. Ama kapasitesi 10'sa 10'unu da vermeye hazır. Senin hemen Sarı Ejder yaptığın Sneijder ise 100'de 1 kapasiteyle çalışıyor. Bu yazında şu okuduklarımı acaba yanlış mı anladım: "Fatih Terim'siz bir Galatasaray'a razı olmadığım için, ..." yazmışsın. Kinaye yapmadıysan, her türlü ahvalde takımın başında kalmasını istiyorsun. Yanlış mı anlamışım?

Nazmi Hasdemir dedi ki...

Kardeşlerim ben türkiyede futbolu pisliğin, yani kelime manasında bokun yönettiğine inanıyorum. bu pisliğin içinde de uzun yıllardır Terim var. Terim bizden daha fazla galatasaraylı degıl. ne kendisi, ne ailesi takımın başında olmadığı galatasarayın hiç bir maçını izlememiştir. Terimizm yazımda yazdım, bodrum Fatih Yapı benim arkadaşım, Fatih Terim'in de arkadaşı. Bir keresinde magazada galatasaray maçına denk gelmiştim, Terim eşiyle geldi o anda dükkana. Maçı televizyondan bile seyretmediğine şahit oldum. Pislik ligi kurduğu için eğer Terim olmaz ise bize Adnan Polat zamanındaki gibi sürekli operasyon yaparlar. Terim de pis olduğundan operasyonları istemeden de olsa açığa çıkarıyor. son 2 şampiyonluğumuza teknik olarak katkısı sıfırdır. Fakat pislik olarak en az yüzde 70 dir. bu yüzden sistem taktik değiştirip Tarim'in bile pislik yapamayacağı şekle sokmuştur. Milli takımın başına getirmekle bu sene Galatasarayı terim'le vurmuşlardır. Gaziantepi yendiğimiz maçtan sonra yazdım, biz bu sene en iyi ihtimalle 3. yüz. Kinaye yapmıyorum, eğer futbol temiz olsa, Terim kapasitesindeki bir hoca inan kasaba takımına bile hoca olamaz. Burası Tekelistan, kimse hak ettiği yerde değil, koskoca Reykartın göt
ne teneke bağlattılar. Lucescuyu hem bizde, hem Beşiktaşta dövdüler. Mehmet ağar- Mesut yYılmaz ikilisi Fenerbahçeli olsaydı, bugün Terim, Müfit Özkasap gibi, çaycı Ahmet gibi, Sefer Karaer gibi, bir zamanlar Galatasarayda top oynamış, bir baltaya sap olamamış sefalet içinde yaşayan veteran olacaktı. En iyi kendisi bildiğinden, kumar oynatıyor Galatasarayı. Yarın kumar oynayacak, ve her halükarda kazanacak. Hezimet yerse kaçacak, yönetimi karalayacak, yenerse ben İmpaparatorum diyecek. Futbol tarihimizin en büyük kolpası, hacı yatmazıdır.

Adsız dedi ki...

Nazmi Üstadım, hatırlarsın, bu takım Terim'siz, başında hoca olmadan da şampiyon oldu (son birkaç maç takımın başında çıkmak zorunda kalan altyapı antrenörümüze saygısızlık etmek değil amacım, ne demek istediğim anlaşılıyor sanırım). Ortalık pislikten geçilmese de, inanıyorum ki hakediyorsak ve kısmetimizde varsa eğrisi doğrusuna gelir, yine şampiyon oluruz. Eğer sen haklıysan ve pislik bir ortamda şu naif halimizle şampiyon olamayacaksak varsın olmayalım. Galatasaray pisliğin ve seviyesizliğin antitezidir, öyle de kalmalıdır. Efendilik, dürüstlük gibi erdemler enayilikse ben kendi adıma enayi olmaya razıyım. Amacım seni veya yazılarını eleştirmek değil. Biz pek çok şeyin içyüzünü senin yazılarından öğrendik.Benim gibi, 9 yaşındaki oğlum gibi, yukarıda yazan Arda kardeşim gibi pek çok Galatasaray taraftarı şu anda acı çekiyor. Bunun sorumlusu kimse gereğini yapsın. Başarıyı kendi hesabına yazdığı gibi başarısızlığı da üstlensin. Bunu kendisi yapacak durumda değilse üstünde kamuoyu baskısı oluşsun. Medyadan bunu yapmasını beklemek saflık olur. Benim gibi pek çok Galatasaray'lının ilk baktığı yer senin bloğun. O yüzden senin yazdığın her kelime son derece önemli. Bazen birbirimizi yanlış anlasak da, farklı düşünsek de, sonunda hepimiz Galatasaray'lıyız. Umarım bugün kazanırız. Sezon sonunda da şampiyon oluruz. "Il grande imperatore" de milli takıma ya da başka bir takıma kendi isteğiyle transfer olur.

Adsız dedi ki...

merhaba.
yeni yeni yazılarınızı okuyan (20-30 eski yazınız da dahil) birisi olarak böyle bir paragrafı hiç okumamış olmayı tercih ederdim:

"Diyelim ki Amrabat beklentimden kötü, Bruma beklentimden iyi oynuyor. Ben o anda Mörfi kuralını uygularım. Bir şey iyi gidiyorsa, kötü gitmesi an meselesi. Bruma az sonra cortlayacak. Yok arkadaş bu çok basit bir önerme, ben daha bilimsel düşünürüm diyorsan aynı şey, o zaman George Politzer aklına gelsin. Diyalektiğin 4. maddesini işlet. Her madde, her olay zıttıyla birlikte hüküm sürer. Yani iyi oynayan futbolcunun bir süre sonra, kötü oynama ihtimaliyle, kötü oynayan birinin bir süre sonra iyi oynama ihtimali aynıdır. Nasıl olsa Bruma'dan verimi almışım, muhtemelen kötü oynamaya başlayacak, çıkarırım."

diğer yazdıklarınıza hürmeten sizi takip etmeye devam edeceğim. saygılar.