22 Mar 2009

Islık






Futbol zevkinin peoletaryadan, mahalleden, halktan kopupta burjuvaların ilgi alanında olmadığı zamanlardı. Bizim tribünlere çıkış ve kopmadan bugünlere geliş tarihimiz, aynı zamanda tribün tarihidir. Stadların neticeye, puan cetveline bakmaksızın sedece futbolu ve takımı sevdiği için gelenlerle tıklım tıklım olduğu zamanlardı. Biz çocukların, futbol oynadığımız için dayak yediğimiz, sanki gizli bir şey yapıyormuşuz gibi sakındığımız zamanlar. Aslında ayakkabımızın, elbisemizin eskimesi dolayısıylaydı belkide büyüklerin karşı duruşu. Ne varki bütün erkekler, hatta kızların bazıları futbol oynardı o zamanlar. Mahallelerde biraz öne çıkan çocuk önce en yakın amatör takıma, biraz daha iyi oynayanlar ise şimdilerde ulaşılmaz gözüken takımlarıa gidiyorlardı. Bizim mahalleden çıkıp 1 ay sonra Beşiktaş'ta oynayan arkadaşımız vardı misal.

Tribünler salkım saçaktı. Stadlar büyük maçlarda yarı yarıya olur, araları haki renki polis tamponuyla doldurulurdu. Gerçi şimdi boş bırakılıyor o ayrı. Saha kenarında şimdi olmayan bir sürü banka, ve ürün reklamları vardı. Skor tabelaları iki pencereli bir odaydı. Gol olduğu zaman, içerideki adam sayıyı pencereye takardı. Bazen geç kalır, tribünlerden büyük fırça yerdi skor bordu tutan adam ya da çocuk. Taraftarların hiç birinde forma yoktu, maçlar gündüz oynandığından ve saatler öncesinden stada girildiğinden, sıcak havalarda kağıttan şapkalarımız olurdu en fazla. Ama el bayraklarımız vardı, uzun sopalı el bayrakları, sonradan sopalara el koydular, renksiz, bayraksız yıllar geçti. Ve maçlar sadece radyodan dinlenebiliyordu. Televizyonlar devreye girdiği zamanda Erman'la Şansal yoktu, pazartesi maçlardan özetler verilirdi. Daha bir sürü şey vardır eskilerin hatırına gelen.

Her şeyin doğal olduğu, kirlenmediği zamanların biz çocuklar arasındaki en büyük iletişim aracı ıslıktı. Her çocuğun ıslık çalma biçimi farklıydı. Bir yerde toplanılacak, biri ıslık çalar, evlerden çocuklar içtimaya koşarlardı. Islık, insanlığın ilk müzik aletimiydi, haberleşme düzeneğimiydi bilemem, ne varki doğaldı ıslık. İçinde ıslık olan şarkılar daha bir başka gelir kulağa. Islık sesinden hiç birimiz rahatsız olmayız. Islığın bir aşaması düdüğün sesi bile bana gitardan, kanundan daha güzel gelir. Islık keyif anında olduğu kadar, protesto anlarında da başvurduğumuz reflekstir.

Biz Bülent Korkmaz'ı doğal, bizden, bozulmamış, Galatasaray'a sıkı sıkıya bağlı olduğu için benimsedik başta. Hiç birimiz, Arda'ya pas atmasını, çalım yapmasını öğretmesini beklemiyorduk. Kewell'e korner atmasını da öğretecek hali yok. Taktikten, teknikten anladığını söyleyende çıkmaz aramızda. Ondan beklenen tek şey, takımı hele şu yarısından çoğunun sakat olduğu zamanlarda diri tutmayı başarabilmesi, kriz anlarında içeriye cesaret verebilmesi, taraftarın sesine kulak vermesiydi. Elbette tek tek her birimizin dediğini yapacak hali yok, ama ortalama bir taraftar görüşü her daim vardır. Galatasaray'ın şovu Galatasaray taraftarı içindir, taraftarın memnun olmadığı takım şampiyon olsa bile mutlu etmez onları. Nitekim son şampiyonluklardan sonra Cihan'larin, Orhan Ak'ların, Necati'nin değişmesi bu yüzdendir.

Bu haftaki maçlardan sonra gök tanrı bir şans daha verdi bize. Bundan sonra oynanacak maçlar kazanılabilirse zaten şampiyon olunacak. Dürüllülü Mustafa'nın gazıyla yürüyen Beşiktaş'ı devirebilrsek şampiyon oluruz. Bülent Hoca, bugün hangi duygularla maça çıkacak dikkatle izleyeceğim. Ama şu yazıyı bir bağlamak istiyorum.

Nostaljiye uzadık, çocukluk günlerimize döndük, doğallıktan bahsettik. Bülent Korkmaz ıslıkla takım yönetirken aklıma geldi. Kime çalıyor acaba ıslığı, acaba ıslık çaldığı zaman herkes onamı bakıyor? Islık çalmasını bilmeseydi ne yapacaktı? Hem ıslık çalıp hem de kılık kıyafete, önem verirsen komik oluyorsun. Detaylarla uğraşıp karizma yapmaya kalkışma Kaptanım. Karizma başka bir şey, sende olmaz o, ne yaparsan yap.

Diksiyon bozuk, Türkçe vasatın altı, kelime haznesi orta öğrenim düzeyinde, ıslıkla takım yöneten, giydiği elbiseler cici, bindiği arabalar lüks, takıldığı mekanlar pahalı, diş fırçalama özürlü, kasılmaktan patlayacak gibi. Hocam çelişkiler içindesin, senin bu çelişkilerin bizi yakacak, yaktığından daha fazla. Korkuyorum.

3 yorum:

hadesperado dedi ki...

korktuğun başımıza geldi.
skor:0-1 oyuna aydın, m.güven giriyor. bundan sonra bu rezil futbolla 5-1 olsa ne yazar.
cümleten geçmiş olsun beyler...

harbiden f.ck off böyle futbola

hadesperado dedi ki...

keweel yerine kurtarıcı m.güven'den sonra maçı izleyemedim.

ASY bu muydu? kocaeli, hamburg, eskişehir. 3'ü toplansa ezip geçeceğimiz cehennem bu muydu?
skip be'ye "ruh nerde ruh" diye inlerken istediğimiz bu muydu? bunlar bize reva mıydı?
tek suçlu bülent mi? onu oraya layık görenleri de sorgulamak gerekmez mi?

yazık yazık... 13 puanlık maçta bırakın 3 puanı 0 çektik.
serhatı küçük hakanı ezikleri sevindirdiniz. bizi yerin dibine soktunuz.

eksiklerden bahsetmesinler. 11 kişi çıkıyor sahaya, karşımızda da Barça yok.

Arda daha ne yapsın. 1 haftada canını çıkardılar çocuğun.

bundan sonra Bülent takımın başındayken Galatasaray'ın maçını izlersem 2 olsun.

biz bunlara alışmamıştık.
f.ck off evet hem de binlerce kez...

Onur dedi ki...

revamı lan bize? kafa patlatıyoruz sinir küpü oluyoruz birbirimize dalıyoruz da ne oluyor? Nazmi abi ergenekon'u açıkla bize. yoksa artık bu sene futbolla da ilgilenmeyeceğim. tek ilgimi çeken o mevzu.

saygılar sevgiler.