Milat, bir önceki sezonun son maçının son dakikasında Fenerbahçe'nin, Trabzonspor'a 2.golü atamayıp yenemediği Bursaspor'un şampiyonluğunu ilan ettiği dakikadır. Şebekenin eyvah çektiği günler o zaman başlamıştır, şimdi değil. Milattan önceki lale devirlerinde Tüpçü, Seramikçi ve Yıldırırım geçinip gidiyordu ne güzel. İstanbul'un ünlü 3-5 restaurantından Şampiyonun kim olacağı belirleniyor, bütün bir sezon boyunca kayıkçı kavgaları yapılıyor ve kitleler uyutuluyordu. 10 senelik periyotta 4 defa Fenerbahçe, 4 defa Galatasaray, 2 defa da Beşiktaş Şampiyon olacaktı, kardeş kardeş paylaşılacaktı pasta. Yazılı olmayan kurallar bir şekilde işleyecek, şebekenin ön gördüğü biçimde sonuçlanacaktı. Sıra Fenerbahçe'nin di, Tüpçü Şuster'le, Seramikçi Surinamlı'yla başladı. Erken kalktılar sofradan, avı Fenerbahçe'ye teslim ettiler, afiyet olsundu. Yıldırırım'ın işi çok kolaydı millattan önce, her sene bir Anadolu takımı diklenir sonlara doğru nasıl olsa kim vurduya giderdi. Son maçlara puan farkıyla girdiği halde, ne Ertuğrul, ne de Yeşil Bursa'da bir taraftar kendi Şampiyonluklarına inanıyordu. Seramikçi sezonun en büyük topunu Bursa'ya karşı oynamış, Kankasının ekmeğine ballı kaymak sürmüştü. Timsah tarafımızdan yatırılmış, işi bitirmek Yıldırırım'a bırakılmıştı. Son maç Trabzonspor'laydı ve 50.000 Fenerli orgazm vaziyetini almıştı. Beklenen gol gecikmedi, fakat Karadeniz'in inadı mı ne tutmuştu? Şebekenin tekerine çomak sokuyorlardı, Tay Burak beraberlik golünü atmış, Onur kaleyi Estergon Kalesine çevirmişti. Son dakikalarda Yıldırırım'ın şekeri yükselse de beklenen 2. gol gelmeyince devir değişmişti.
Beğenmediğimiz Romanya Liginde son 10 senede 7 farklı takım şampiyon olmuştu. Bizde ise Trabzonspor'un orta çağda kalmış imalat hatası Şampiyonluklarını saymazsak, futbolun para ettiği lale devrinde 3 takım Şampiyonluğu paylaşmıştı. Bugün Metris ceza evine gönderilen Aziz Yıldırım bile, 10 sene üst üste şampiyon olmayı istemez. Sistem tek takım üzerinden asla yürümez, hele ki devir her alanda yetiştirilmiş kadrolara geçtikten sonradır ki Milattan sonraki dönemde şebekenin varlığına kimse izin vermezdi.
Sıra Aziz Yıldırırım'ındı, o öyle sanıyordu. Tüpçü Şusteri, Seramikçi Surinamlı'yı kovdu, daha ne yapsınlar dı, başlarına bela mı alsınlar dı. Gereğinden fazla yenildiler artık Fener sırasını savsaydı da kurtulsalar dı. Fakat o da ne, geçen sene son maçta posta koyup Şampiyonluğu Bursa'ya veren Trabzonspor, bu sene kendisi kuşanmıştı. İlk yarı uzak ara liderdi, takım aynı takımdı, hoca aynı hoca. Fenerbahçe her maç kazanıyordu, puan farkı eridi gitti. Trabzonspor da kaybedeceği kadar kaybetmiş, ama gök tanrı her seferinde Trabzonspor'a bir kıyak geçiyordu. Kaç maç son saniyelerde dönmüş, kaç kere Karadeniz ipten alınmıştı. Şebeke elinden geleni yapmış kendi sahasında Fenerbahçe'ye yenilmişti. Yok canım bir kepazelik yapıldı demiyorum, bizim maçta Baros'un golü verilmemiş, 2 stoper felç geçirmiş Alex paşa 2 tane bırakmıştı. Fakat Galatasaray'ın bir farkı vardı diğer takımlardan. Her ne kadar profesyonel takım sayılsa da işin aslı bir Lise Takımıydı. Şebekeden çıkmamakta direnen Seramikçi'yi derdest ettiler. Tüpçü'yü ligimizin bana göre en kötü hakemi Cüneyt Çakır bitirmişti. Seyirciden etkilenmeyen Cüneyt Çakır, her maç en az 10 defa olan pozisyonda acımamış, Ferrai'yi yakalayıp oyundan atmış penaltıyı çalmış görevini yapmıştı! Aynısı Kadıköy de olsa Cüneyt Çakır çalardı ama Kadıköy'e ölüm kalım maçına Cüneyt'i kimse istemezdi. Son düzlüğe gelindiğinde artık her kes işini biliyordu, hesap şebekenin kurduğu şekilde kesilmiş Şampiyonluk Bağdat Caddesine inmişti.
40 gün 40 gece Şampiyonluk kutlanıyordu. İt ürümüş kervan yürümüştü. Kervan yürümüş, gideceği yere gitmişti ama bir gariplik vardı. İt ürümeye devam ediyordu. Bir baktık bir pazar sabahı şebekenin huzuru kaçmıştı. Aa neler olmuşta haberimiz olmamıştı. Neymiş Korcan 55.000 dolara gol yemişmiş, Ümit Karan Trabzonspor'a çelme atsınlar diye para almış, arkadaşlarına dağıtmış, Mehmet Yıldız'ın kötü oynayacağını bile bile zavallı Rıza son maçta onu oynatmış. Yok İbrahim Akın'a Fener'e gol atmaması için hocalardan fetva alarak para gönderilmiş, Emenike Fenerbahçe'ye karşı oynamasın diye transfer sözü verilmiş. Miş te miş yüzlerce soru, yüzlerce resim, yüzlerce cevap. Ne büyük futbolcularımız varmış da bizim haberimiz yokmuş. Meğer Sezer Öztürk tek başına Trabzonspor'u yenebilirmiş. Biz de inandık, Fenerbahçe de düşmanımız, oh olsun dedik.
Şu futbol aleminde benden daha fazla Fenerbahçe'den nefret eden varsa hodri meydan, çıksın karşıma. O ayrı bir şey, ben başı derde girmiş, suçu taraftar olmak olan ve asıl cezalanan Fenerbahçe taraftarına üzülüyorum. Fenerbahçe Başkanına sorulan 300 soruyu toplasan 5 para etmez. Ben savcı olsam, önüme bu dosyayı koysalar, bu dosyayı koyanları tutuklarım. Devletin en baba savcısının vaktini almaktan.
Kurt kuzuyu yemeye karar vermiş. Kuzu suçum ne diye sorduğunda, suyumu bulandırdın demiş kurt. Nasıl olur Kurt kardeş, sen suyun başındasın, ben aşağıdayım nasıl bulandıracağım. Ya kardeşim kusura bakma elbet bir bahane uyduracağız. Bir bahane uyduracaklar kurtlar. Suç ağır, şampiyonluklar adil değil, maçlar adil değil. Koskoca Aziz yıldırım, Bucayı yenmek için 3 çapulcuya 3 kuruş para verecek, onlardan medet umacak, ben de buna inanacağım. Hiç bir şey yapmasına gerek yok, sıra Fenerbahçe'deydi, öyle ya da böyle o kaleci o golü yiyecek, Mehmet Yıldız atmayacak, Eskişehirspor'lu futbolcu Trabzon'u durdurmak için ölümüne oynayacak, hakem Fener'e penaltı yaratacak, olmadı ofsaytı görmeyecek, Cüneyt Çakır o ünlü kartal gözleriyle sahada kuş uçurtmayacak, medya uyduruk penaltıları imbikle süzerek haklıya çevirtecek, Karadeniz den gelen feryat figan duyulmayacak şekilde izole edilecek, Ankaragücü kalecisi durup dururken penaltı yapacak, zaten adalet tecelli olacak, Şampiyonluk gelecekti. Durumu bilerek ne diye gebe kalsınlar etrafta dolaşan leş kargalarına.
Aslında savcılara falan gerek yoktu. Federasyon, federasyon olsa Fenerbahçe'nin son maçlarını saymazdı. Fenerbahçe, Buca'ya, Galatasaray'a, Beşiktaş'a yenilmişti zaten. Ama işte dedik ya şebekenin, Şampiyonluğun bir daha Anadolu ya gitmesine rızası yoktu. Bu sene de Trabzon olsa, seneye mutlaka Kayserispor olacaktı. Sonra Gaziantepspor derken her sezon 10 takım Şampiyonluğa oynayacak leş paylaşılacaktı. Bu bölüşüm kargalar için kabul edilemezdi. Biz taraftar olarak Trabzon Şampiyon olsun diye totem yaparken, bizim seramikçi bizim gibi düşünmüyor, Beşiktaş'ı yendiğinde Yıldırırım'ı ilk tebrik eden olacak, Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu kutsayacaktı.
Ortada büyük bir suç vardı. Senelerdir işleniyordu bu faili meçhuller. Suçu işleyenler bu sefer kötü yakalanmıştı. İsnat edilen, suç delili diye sunulan şeylere gülüp geçtim. Bütün bunları yaptım dese bile ben 1 gün gözaltı vermem. Ben onları kanunların suç saymadığı şeyleri yaptıkları için mahkum ediyorum. Kim varsa bu sitemin içinde pusturulmuş, surturulmuş işini yapmaz hale gelmişti. Fenerbahçe'ye yaranmak rant kapısı olmuş, hakemler takdir hakkını devamlı Fenerbahçe lehine kullanır olmuş. Azıcık kafasını çıkartmaya çalışanların bir şekilde kafası kopuyor. İstedikleri adamı televizyondan kovduruyor, istedikleri hakemi maçlarına verdiriyor, istedikleri futbolcuyu transfer ediyor, orantısız güç kullanıyorlardı. Bunlar kanun önünde suç değil, ama bana göre asıl suç bunlardı, diğerleri fasa fiso.
Asker Bülent şaşırıyor, sanıyor ki ortada dolaşan 3 kuruş paraya tenezzül ettiği için( hiç sanmıyorum 5 kuruş almamıştır) içeride olduğunu düşünüyor. Kendisini savunurken suçunu itiraf ediyor. Cami yaptırmış, okul yaptırmış. Hah işte kendin söyledin şimdi. Sen kim sin? de bu ülkede cami yaptırıyorsun, okul yaptırıyorsun. Kim bilir hangi leşin birinden payına ne büyük parça düştü de aklın sıra kafanı kuma sokmak için hayır yapmışsın. Senin hoca sıfatıyla her hangi bir takımın kulübesinde oturman bile suç.
Bu zamana kadar böyle gelmiş böyle gidiyordu. Bu defa itin sesini birileri duymuştu.Haramiler deve kervanını kazasız belasız Halep'e ulaştırmıştı. Çölde deve izi, eşek izi arayanlar boşuna arıyorlardu. İz yoktu, ama kervan geçmişti kardeşim. Yükünüz öyle 3-5 puan değildi, zaten kurulmuş gelecek şampiyonluk için koskoca kervanı kullanmazsınız siz, yükünüzün ne olduğu ortaya çıkana kadar başınız belada. Bahaneye gerek yok ama mevzuat böyle işliyor, Suyumuzu bulandırdınız, suçunuz büyük, cezanızı hapishanelerde değil, sistemden atılarak, bir daha asla maçlara gelemeyerek çekeceksiniz.
Bu sene de geçti, birileri ya sayacak, ya saymayacak bu şampiyonluğu, kupayı. Ama artık bundan sonra her şey delikanlıca olacak. Şebeke dağılmıştır, maçlar sahada oynanacak, sahada bitecektir. Başta Fenerbahçelilere olmak üzere hepimize geçmiş olsun. Kurtulduk kokuşmuş karanlıklardan.
11 Tem 2011
7 Tem 2011
Büyük Fenerbahçe Taraftarına Açık Mektup
Ey Büyük Fenerbahçe taraftarı;
Lafımız elbette, sarı lacivert forma giyerek Caddebostan'da dolaşan tikiler, yavşaklar, şebekler, statü sahibi görünmek için kombine almış, trafiğe yakalanmamak için 10 dakika önce maçtan çıkan, yenildiğinde kendi futbolcusuna küfür eden, fazla oran var diye kendi takımının yenilgisine bahis oynayan, galibiyet için her türlü pisliğe razı olan, kısaca bir halt olabilmenin tek yolunun Fenerbahçe'li gözükmek olduğunu sanan mikroorganizmalara değil.
Lafımız, aynı bizim gibi bir renge tutkun olan, tribünlerde bir ömür tüketen, yenildiğinde ağlayan, yendiğinde vakur durabilen, rakibi rencide etmeden sevinmesini bilen, canımız her şeyimiz Fenerbahçe'miz diye her maç bağıran, cebindeki son paralarla maça gidenleredir.
Başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmak, artık mutlu olamayacak olanların mutluluğudur. Fenerbahçe yenildiğinde benden daha fazla mutlu olan belki de yoktur. Yenile yenile küme düşseniz deli gömleği giyer Beyoğlu'nda sevincimden teneke çalarım. Ne var ki şimdi düştüğünüz duruma kendi payıma en ufak bir sevinç duymuyorum. Eğer Fenerbahçe'nizi küme düşürürlerse sizlerle beraber ağlayacağımdan emin olunuz.
Ben bu sütunlarda sahanın dışında dönen dolapları defalarca yazdım. Hatta bu sezon ilk defa bir maçınızı Buca maçınızı bütün dikkatimle izledim ve yazdım. Bir şey bildiğimden değil, o maçta bir kez daha futbola lanet ettim.
Her güzel şeyi olduğu gibi, futbolu da biz kurduk. Halk çocukları yani. Hani mahalle takımı nasıl kurulur aynı. Mahallenin abileri ön ayak olur, formalar toplar alınır, en yakın mahalleyle maç yapılır. Maçlar ölümüne oynanır, çoğunda kavga çıkar, ertesi gün herkes yine arkadaştırlar. Fenerbahçe taraftarı; belki çoğunuzun haberi bile yok ama , bizden bile önce kuruldunuz. Daha doğrusu teşebbüs ettiniz. Papazın Çayırı'nda top oynayan ilk Türkler, kurucularınız Fuat Hüsnü, Reşat Danyel ve arkadaşları Black Stocking adını verdiler ilk önce Fenerbahçe'nize. Devrin monarşi rejimi siyah renk protesto rengidir bahanesiyle dağıttı. 3 yıl sonra aynı adamlar bir kez daha kurdular Fenerbahçe'yi Kadıköy Futbol Okulu adı altında. Bu takımı da dağıtıp, kurucuları gözaltına aldılar. Almasalar bizden önce kurulmuş olacaktınız yani. O sıralar belki de Ali Sami Yen, sizin yapamadığınızı yapıp bizi kurdu. Sonra sizin atalarınız gizli gizli oynadılar bu güzel oyunu yıllarca. 1907 lere gelindiğinde 3.defa teşebbüs edilerek bu sefer Fenerbahçe adını verdiler kurdukları takıma. Yani artık kapatılamayacak olan büyük Fenerbahçe'nize, canınız ciğerinize.
Takımın saha çıkarken ürkütücü marş çalar. Biz, taraftar olarak bile o marşı dinlediğimizde maça bir süreliğine yenik başlarız, sesimiz soluğumuz çıkamaz olur, boğazımız düğümlenir. Cihat'lar, Lefter'ler, Can'lar, Fikret'ler. Şanla şerefle bugünlere getirenlerin ismi haykırır Kadıköy'den sonsuzluğa. Bu isimlerden en genci Can Bartu futbolu bırakalı 40 seneyi geçmiş, şanlı tarihinize, şanlı marşınıza ekleyecek birini çıkaramamışsınız. Bir Cemil Turan deseniz yıllar sonra, elinde şike parası dolu çantayla yakaldınzız. Bir Rıdvan diyeniniz çıksa, dinliyoruz senelerdir, çete reislerinin en büyük evladı olarak televizyonlar da, gazeteler de sizleri geri dönüşü olmayan mecralara sürükledi.
Ağla Fenerbahçe taraftarı, ama sakın utanma. Takımını Bank Asya liginde izlemeye hazırla kendini. Hainler, alçaklar Fenerbahçe'yi pisliğe düşürdüler, bu öyle ufak çaplı bir çöplük değil, temizlenmesi zaman alacak ama temizlenecek merak etme. Galatasaray'lılar seviniyor diye üzüntün katlanmasın, sevinmiyoruz. Fenerbahçe'yle oynayamadıktan sonra beni Arena Stadın'da kim motive edecek. Büyük maç oynamadan, Fenerbahçe'yi altıma alamadan gelen Şampiyonluğa sevinemem, bayrak sallayıp coşamam. Hafta sonları Fener ne yapmış diye sormadan geçer mi? Fenerbahçe'nin, Kartalspor'dan yediği gol bizi ne kadar neşelendirecek bu saatten sonra? Şampiyonlar Liginde oynarken yenildiğiniz maçlardan mutlu olurduk saf bir tatminle, artık inşallah Real Madrid çıkar da rezil olurlar diye bir beklentimiz de yok. Sizin başınızı belaya sokanlar, hayallerinizi yıkanlar inanın en az sizin kadar bizlere de zarar verdiler.
Ağla, ama utanma Fenerbahçe'li kardeşim. Eğer senin o büyük takımın Buca'yı, Belediye'yi yenebilmek için her ihtimale karşı futbol dışı bir müdahele de bulunmuşsa, Korcan'a o gölü yesin diye para gönderilmişse, artık ağlamayı da bırak eyleme başla. Hemen şimdi gidin Federasyon'dan savcılardan önce davranın büyük Fenerbahçe taraftarına yakışanı yapın o lanet olası kupa nerdeyse alın ve Boklu Dere'ye atın. O pislikten onu ancak o pis adamlar geri çıkartır. Bir kaçınız gidin Samandra'ya Emenike'nin, Sezer Öztürk'ün sırtından o büyük formayı çıkarttırın. Tesislere girişini engelleyin. Yönetim Kurulunuz da muhtemelen çok dürüst adamlar vardır, onların dürüstlüğü sizi kurtaramamıştır, sessiz kalmak suçsuz olmak demek değildir, tarih sizi bataklığa götürenler kadar sessiz kalanları da suçlayacaktır, beklemeyin hepsini kovun. Fenerbahçe'nin sahibi onlar değil, kayıtsız koşulsuz, kongresiz seçimsiz Büyük Fenerbahçe Taraftarı olarak sizsiniz. Gücünüz her şeye yeter, kimse de taraftar selinin önünde duramaz. Emre Belözoğlu'nu acil takımdan gönderin. O lanetli bir futbolcudur, yeni tertemiz Fenerbahçe'de yeri, forması yoktur.
Büyük Fenerbahçe Taraftarı; Bu güne kadar takımınız hakkında, camianız hakkında defalarca nefret yazımı okudunuz. Hepiniz küfür ettiniz, canınız sağ olsun. Sizin takımıza karşı edilen top yekun küfrün nedeni anlaşıldı sonunda. Sizin taraf olarak baktığınız pencerenin dışında her şey o kadar net görünüyordu ki. Sıraya giriyorlardı hakemler, diğer futbolcular, federasyonlar size kıyak yapmak için. Bir geçim kapısıydı Fenerbahçe'ye yaranmak. Eldeki kanunlara göre polis arabasına onlar binmedi, ama benim gözümde en büyük suçlu onlardır. Takdir hakkını Fenerbahçe'ye kullanan hakemdir esas şike yapan. Esas suçlu aman Fenerbahçe'ye karşı iyi oynayıp başımı belaya sokmayayım diyen futbolcudur. Haksız kazandığı bariz maçtan sonra bile gerçeği yazmayıp sizlere yalamalık yapan medya mensubudur haksız kazanç sağlayan. Senelerdir televizyonlardan dünyanın parasını alan şebeklerin ki şike değil mi? Bal gibi esas suçlu onlar, tetiği onlar çektiler, onlar olmasa bu pislikler o tetikleri kendileri çekemezlerdi. Çekemedikleri için de var oluş sebepleri bulunmadığından sessiz sedasız aramızdan çeker giderlerdi. Kim bilir kimlerin niyet edip yapamadığı, yapıp da yakalanamadığı, yakalansa bile ört bas edildiği gibi.
Şimdi arınma vaktidir. Aslında bütün renkler aynıdır ama kirlenme hakkı en az beyaza verilmiştir. Sarı lacivert renkler kirlenmiştir, pislikler kirletmiştir siz değil. Savcının yakaladığı ve yakalayamadığı bütün pislikler artık kendilerini nasıl temizleyeceklerinin derdine düşsünler. Futbol bizimdir, Galatasaray kadar, Fenerbahçe'de bizimdir, emin olunuz ki büyük temizliğinizde bir süpürge de ben alıp en ön saflarınızda olacağım. Bizi Kadıköy'de bir kez daha yenebilme ihtimaliniz oluşuncaya kadar, Fenerbahçe nefretimi naftalinliyorum, rafa kaldırıyorum.
Ey Büyük Fenerbahçe Taraftarı; Acınız acım, üzüntünüz üzüntüm, mücadeleniz mücadelemdir. Spor birlik, dostluk dayanışmadır. Onlarcasını seyrettiğim, erkekçe kapıştığımız o büyük maçların tez elden en kısa zamanda geri gelmesini diliyor, hepinizi Galatasaray'lılığımın olanca ateşiyle kucaklıyorum.
Lafımız elbette, sarı lacivert forma giyerek Caddebostan'da dolaşan tikiler, yavşaklar, şebekler, statü sahibi görünmek için kombine almış, trafiğe yakalanmamak için 10 dakika önce maçtan çıkan, yenildiğinde kendi futbolcusuna küfür eden, fazla oran var diye kendi takımının yenilgisine bahis oynayan, galibiyet için her türlü pisliğe razı olan, kısaca bir halt olabilmenin tek yolunun Fenerbahçe'li gözükmek olduğunu sanan mikroorganizmalara değil.
Lafımız, aynı bizim gibi bir renge tutkun olan, tribünlerde bir ömür tüketen, yenildiğinde ağlayan, yendiğinde vakur durabilen, rakibi rencide etmeden sevinmesini bilen, canımız her şeyimiz Fenerbahçe'miz diye her maç bağıran, cebindeki son paralarla maça gidenleredir.
Başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmak, artık mutlu olamayacak olanların mutluluğudur. Fenerbahçe yenildiğinde benden daha fazla mutlu olan belki de yoktur. Yenile yenile küme düşseniz deli gömleği giyer Beyoğlu'nda sevincimden teneke çalarım. Ne var ki şimdi düştüğünüz duruma kendi payıma en ufak bir sevinç duymuyorum. Eğer Fenerbahçe'nizi küme düşürürlerse sizlerle beraber ağlayacağımdan emin olunuz.
Ben bu sütunlarda sahanın dışında dönen dolapları defalarca yazdım. Hatta bu sezon ilk defa bir maçınızı Buca maçınızı bütün dikkatimle izledim ve yazdım. Bir şey bildiğimden değil, o maçta bir kez daha futbola lanet ettim.
Her güzel şeyi olduğu gibi, futbolu da biz kurduk. Halk çocukları yani. Hani mahalle takımı nasıl kurulur aynı. Mahallenin abileri ön ayak olur, formalar toplar alınır, en yakın mahalleyle maç yapılır. Maçlar ölümüne oynanır, çoğunda kavga çıkar, ertesi gün herkes yine arkadaştırlar. Fenerbahçe taraftarı; belki çoğunuzun haberi bile yok ama , bizden bile önce kuruldunuz. Daha doğrusu teşebbüs ettiniz. Papazın Çayırı'nda top oynayan ilk Türkler, kurucularınız Fuat Hüsnü, Reşat Danyel ve arkadaşları Black Stocking adını verdiler ilk önce Fenerbahçe'nize. Devrin monarşi rejimi siyah renk protesto rengidir bahanesiyle dağıttı. 3 yıl sonra aynı adamlar bir kez daha kurdular Fenerbahçe'yi Kadıköy Futbol Okulu adı altında. Bu takımı da dağıtıp, kurucuları gözaltına aldılar. Almasalar bizden önce kurulmuş olacaktınız yani. O sıralar belki de Ali Sami Yen, sizin yapamadığınızı yapıp bizi kurdu. Sonra sizin atalarınız gizli gizli oynadılar bu güzel oyunu yıllarca. 1907 lere gelindiğinde 3.defa teşebbüs edilerek bu sefer Fenerbahçe adını verdiler kurdukları takıma. Yani artık kapatılamayacak olan büyük Fenerbahçe'nize, canınız ciğerinize.
Takımın saha çıkarken ürkütücü marş çalar. Biz, taraftar olarak bile o marşı dinlediğimizde maça bir süreliğine yenik başlarız, sesimiz soluğumuz çıkamaz olur, boğazımız düğümlenir. Cihat'lar, Lefter'ler, Can'lar, Fikret'ler. Şanla şerefle bugünlere getirenlerin ismi haykırır Kadıköy'den sonsuzluğa. Bu isimlerden en genci Can Bartu futbolu bırakalı 40 seneyi geçmiş, şanlı tarihinize, şanlı marşınıza ekleyecek birini çıkaramamışsınız. Bir Cemil Turan deseniz yıllar sonra, elinde şike parası dolu çantayla yakaldınzız. Bir Rıdvan diyeniniz çıksa, dinliyoruz senelerdir, çete reislerinin en büyük evladı olarak televizyonlar da, gazeteler de sizleri geri dönüşü olmayan mecralara sürükledi.
Ağla Fenerbahçe taraftarı, ama sakın utanma. Takımını Bank Asya liginde izlemeye hazırla kendini. Hainler, alçaklar Fenerbahçe'yi pisliğe düşürdüler, bu öyle ufak çaplı bir çöplük değil, temizlenmesi zaman alacak ama temizlenecek merak etme. Galatasaray'lılar seviniyor diye üzüntün katlanmasın, sevinmiyoruz. Fenerbahçe'yle oynayamadıktan sonra beni Arena Stadın'da kim motive edecek. Büyük maç oynamadan, Fenerbahçe'yi altıma alamadan gelen Şampiyonluğa sevinemem, bayrak sallayıp coşamam. Hafta sonları Fener ne yapmış diye sormadan geçer mi? Fenerbahçe'nin, Kartalspor'dan yediği gol bizi ne kadar neşelendirecek bu saatten sonra? Şampiyonlar Liginde oynarken yenildiğiniz maçlardan mutlu olurduk saf bir tatminle, artık inşallah Real Madrid çıkar da rezil olurlar diye bir beklentimiz de yok. Sizin başınızı belaya sokanlar, hayallerinizi yıkanlar inanın en az sizin kadar bizlere de zarar verdiler.
Ağla, ama utanma Fenerbahçe'li kardeşim. Eğer senin o büyük takımın Buca'yı, Belediye'yi yenebilmek için her ihtimale karşı futbol dışı bir müdahele de bulunmuşsa, Korcan'a o gölü yesin diye para gönderilmişse, artık ağlamayı da bırak eyleme başla. Hemen şimdi gidin Federasyon'dan savcılardan önce davranın büyük Fenerbahçe taraftarına yakışanı yapın o lanet olası kupa nerdeyse alın ve Boklu Dere'ye atın. O pislikten onu ancak o pis adamlar geri çıkartır. Bir kaçınız gidin Samandra'ya Emenike'nin, Sezer Öztürk'ün sırtından o büyük formayı çıkarttırın. Tesislere girişini engelleyin. Yönetim Kurulunuz da muhtemelen çok dürüst adamlar vardır, onların dürüstlüğü sizi kurtaramamıştır, sessiz kalmak suçsuz olmak demek değildir, tarih sizi bataklığa götürenler kadar sessiz kalanları da suçlayacaktır, beklemeyin hepsini kovun. Fenerbahçe'nin sahibi onlar değil, kayıtsız koşulsuz, kongresiz seçimsiz Büyük Fenerbahçe Taraftarı olarak sizsiniz. Gücünüz her şeye yeter, kimse de taraftar selinin önünde duramaz. Emre Belözoğlu'nu acil takımdan gönderin. O lanetli bir futbolcudur, yeni tertemiz Fenerbahçe'de yeri, forması yoktur.
Büyük Fenerbahçe Taraftarı; Bu güne kadar takımınız hakkında, camianız hakkında defalarca nefret yazımı okudunuz. Hepiniz küfür ettiniz, canınız sağ olsun. Sizin takımıza karşı edilen top yekun küfrün nedeni anlaşıldı sonunda. Sizin taraf olarak baktığınız pencerenin dışında her şey o kadar net görünüyordu ki. Sıraya giriyorlardı hakemler, diğer futbolcular, federasyonlar size kıyak yapmak için. Bir geçim kapısıydı Fenerbahçe'ye yaranmak. Eldeki kanunlara göre polis arabasına onlar binmedi, ama benim gözümde en büyük suçlu onlardır. Takdir hakkını Fenerbahçe'ye kullanan hakemdir esas şike yapan. Esas suçlu aman Fenerbahçe'ye karşı iyi oynayıp başımı belaya sokmayayım diyen futbolcudur. Haksız kazandığı bariz maçtan sonra bile gerçeği yazmayıp sizlere yalamalık yapan medya mensubudur haksız kazanç sağlayan. Senelerdir televizyonlardan dünyanın parasını alan şebeklerin ki şike değil mi? Bal gibi esas suçlu onlar, tetiği onlar çektiler, onlar olmasa bu pislikler o tetikleri kendileri çekemezlerdi. Çekemedikleri için de var oluş sebepleri bulunmadığından sessiz sedasız aramızdan çeker giderlerdi. Kim bilir kimlerin niyet edip yapamadığı, yapıp da yakalanamadığı, yakalansa bile ört bas edildiği gibi.
Şimdi arınma vaktidir. Aslında bütün renkler aynıdır ama kirlenme hakkı en az beyaza verilmiştir. Sarı lacivert renkler kirlenmiştir, pislikler kirletmiştir siz değil. Savcının yakaladığı ve yakalayamadığı bütün pislikler artık kendilerini nasıl temizleyeceklerinin derdine düşsünler. Futbol bizimdir, Galatasaray kadar, Fenerbahçe'de bizimdir, emin olunuz ki büyük temizliğinizde bir süpürge de ben alıp en ön saflarınızda olacağım. Bizi Kadıköy'de bir kez daha yenebilme ihtimaliniz oluşuncaya kadar, Fenerbahçe nefretimi naftalinliyorum, rafa kaldırıyorum.
Ey Büyük Fenerbahçe Taraftarı; Acınız acım, üzüntünüz üzüntüm, mücadeleniz mücadelemdir. Spor birlik, dostluk dayanışmadır. Onlarcasını seyrettiğim, erkekçe kapıştığımız o büyük maçların tez elden en kısa zamanda geri gelmesini diliyor, hepinizi Galatasaray'lılığımın olanca ateşiyle kucaklıyorum.
3 Tem 2011
Bilmediğimiz Oyun
Başta ben, az saldırmadım bizim prostatlılara, liseli fosillere. Milyonlarca Galatasaraylı adına karar veren, maça bile gelmeyen akil, akıllı, muteber, mübarek adamlara. Vay efendim siz ne karışırsınız, ne anlarsınız futboldan diye. Bırakın biz çapulculara bu işleri. Hayatımız tribünlerde geçmiş, gözaltı, karakol, mahkeme yüzü görmeyenimiz yok. Polis copu yemeyenimizi, kavgaya bulaşmayanımızı, küfür etmeyenimizi, biber gazını solumayanımızı aramıza almayız. Ah, sizin yerinize biz yönetseydik bu takımı, masa başında ezebilirlermiydi bizi? Biz yumruk yerken, siz purolarınızı, viskilerinizi içtiniz, sesinizin tonunu bile yükseltmediniz, hayatta hep vakur durdunuz. Biz olsak yumruğu yediğimizde kafayı yapıştırır 5 maç ceza alırdık.Biz Kadıköy'de, tel kafesin içindeki 2500 sarhoş, kolpa bir cumhuriyete! küfür edip coplanırken, rahmetli monşerimiz yediğimiz golleri atanları tebrik etti diye etmediğimizi bırakmamıştık. Yenildikçe başkana, yenemedikçe hocalara, futbolculara saldırdık. Önümüzde, göz göre göre dönen dolapları görmediğinizi sandığımız, ilgisiz kaldığınız için sitemler ettik.
Hakkımızı yemeyelim, hiç birimiz siz de şerefsizlik yapın demedik. Gidin hakemlere baskı yapın, soyunma odası basın, hakkımız olmayan puanları alın diye baskı yapmadık. Sizler de bilirsiniz ki, eğer bizim tespit ettiğimiz bir kalleşliği yapan olursa aramızda asla barındırmayız, haksız attığımız bir golü istemeyiz. Hele ki hak etmediğimiz bir şampiyonluğu bile kabul etmeyiz.
Belki de Adnan Polat'ı bu yüzden derdest ettiniz. O içimizdeki en meyilli olanıydı belki bu işlere. Belkiden daha fazlası, koltukta oturmaya direnmesi bu yüzdendi. Nitekim kankası nasıl bu işleri öğrenmiş ve yürürlüğe koymuşsa o da koyabilirdi. Bu sene kalsaydı biz yine kesin şampiyon olacaktık. Ama bırakmadı derin Galatasaray oligarşisi. İçlerinden birisinin yapacağı hata, yüzyıllardır biriktirip övündüğümüz değerleri bir anda silip savurabilirdi. İzin verilemezdi, vermediniz.
Gerekirse yine şampiyon olunmayacak dediniz ve bildiğiniz ilkelerden, hasletlerden geri adım atmadınız. İçinde olmak zorunda olduğunuz şebekenin bir gün elbet patlayacağını, ayrık otlarının temizleneceğini, bağırsakların içerideki ishali elbet dışarı atacağını biliyordunuz. O yüzden ısrarla, her fırsatta, Galatasaraylılığın erdem olduğunu ispatlamakla geçti ömrünüz.
Bağdat caddesine asmışlar afişlerini. Sanki bu caddede oturanları tapu kayıtlarına Fener'li olduklarını yazdırmışlar gibi.''Bildiğiniz başka oyun var mı?'' Yok kardeşim, biz oyun bilmeyiz, oyun yaptığını anladığımızda içimizdekine cümbür cemaat saldırırız. Siz anlayamazsınız, Galatasaraylı tarihinin en kötü sezonunu geçirir ama yine de sarı kırmızı formasıyla sokakta gezer. Siz olsanız sarı ve laciverti renklikten atardınız. Sizin için varsa yoksa o lanet olası kupa. Her türlü hokkabazlık, hile meşru. Oynadığın futbol, her maçı kazanmana yetiyor mu? başındaki hoca 18 maçın tamamını kazanacak kadar profesör mü? eğer öyleyse anlı şanlı baba takımlar neden transfer edip götürmezler.
Sen ölüm kalım maçına çıkacaksın, bir taşra şehrimizin mütevazi takımında 1000 dolarlık bir şebekken şişirilen balonla birden ligin en önemli santraforu olacaksın, adam yerine konmadığın, önlem alınmadığın için gereğinden fazla gol attığında seni bir bok sanacaklar, tehlikeli bulacaklar ve o kritik maçta oynamayacaksın. Gerçi oynasan ne olacak o ayrı da, oynamadığın için sezon sonunda 8 milyon yuroya kendini boklu derede bulacaksın. Artık gözaltında yusuf yusuf olursun, korkudan bembeyaz çıkarsan delikten hiç şaşırmam Fenerbahçe'li amanuel amınakoyim emi.
Eskişehirspor'un Trabzon'la oynadığı maçı seyrettim. Ağızlarından salya akıyordu Asker'in! askerlerinin. Bir medet, bir çelme, hep böyle oynayabilseler keşke. Es Es in eski abileri gibi esselerdi. İstanbul'a kan kusturmuşlardı bir zamanlar, tıpkı bir maçlığına Trabzonspor'a kusturdukları gibi. Barutları bir maçmış demek, Fener maçında esmek yerine kavak yeline dönüverdiler. Artık ucuz numaraları yemiyorlar, açın Fenerbahçe'nin son 30 senesinin transfer listelerine. Almış oldukları oyuncuların kendi maçlarında nasıl oynadıklarına. Daha dündü ya, en büyük Galatasaraylı olduğunu iddia ettiğimiz Arda'nın üstelik kiralıkken bize karşı nasıl oynadığına. İşte bu yüzden seviyoruz biz onu, bize böyle futbolcu lazım.
Bu sabah Galatasaraylı uyandığımıza bir kez daha şükredelim çocuklar. Pislikten uzak durduğumuz ve kupa alamadığımız her sezon bizim iftihar sezonumuzdur. Masa başı oyunlarını bilmediğiniz, bilenleri aranızdan atıp bizi tertemiz bir takımın büyük taraftarı olarak gururlandırdığınız için saygılar sunuyorum sevgili fosiller, sevgili prostatlılar.
18 Haz 2011
Son Topun Ötesi
Basketbolu sevmem, kurallarının çoğunu bilmem, yolda görsem düne kadar hiç bir Galatasaray basketbolcusunu tanımam. Basketbol topunu ellemedim, hayatımda iki defa basket maçına gittim. 1. si o tarihe mal olmuş Spor Sergi Saray'ındaki Fenerbahçe ile oynayıp kazandığımız maç. O maça da tesadüfen Elmadağ'da gezerken, sarı kırmızı kağıt şapkalı, bayraklı bir grubun peşine takılarak gitmiştim. Öyle ya Ali Sami yen'de maç yoktu ve Galatasaray taraftarı bir yere gidiyordu, isterse rüzgara karşı işeme maçına gidiyor olsalardı. Bir Galatasaray taraftarı, eğer taraftarsa sarı kırmızılı arması neredeyse, elinde imkanı var ise olabildiğince yanında olmalıydı. Diğer gittiğim maçın önemi büyük fakat benim için kayda değer bir yanı yoktu. Abdi İpekçi'de Efes Pilsen'in Barcelona ile oynadığı maçtı.
Bu girişgahtan sonra şu bizim basket takımının şahlanışı karşısında da bir şeyler yazmamak ayıp olurdu. Bilmediğim için teknik konulara girmeyeceğim, evvel emirde benim gibi basketbolsevmez birine, sadece azılı bir Galatasaraylı olarak televizyon başına mıhladıkları, Galatasaray armasının verdiği savaşı son saniyeye kadar heyecanla seyrettirdikleri için, başta hocalarına ve sonra bütün basketbol takımına şükran ve minnetlerimi iletiyorum.
Usulden yazacaklarım bu kadar, şimdi esastan yazmanın sırasıdır. Benim lafım her zaman olduğu gibi yine büyük Galatasaray taraftarına olacaktır.
Son top kullanılana kadar ve hatta Galatasaray basketbol takımı sahadan çıkana kadar dünya da eşi benzeri görülmemiş bir bağlılıkla imtihan verdiler. Gerçek, öncü, takip edilmesi, örnek olunması gereken yığınlardı onlar. Ne var ki daha sonra bildiğimiz kapalı tribün çapulcularına , gerçek kimliklerine dönüverdiler. Şu anlaşılmıştır ki, kendi işlerinde ne kadar başarılı ve ne kadar çok para kazanmış olurlarsa olsunlar, bizleri yönetenler, yığınları idare edebilme, onları örnek olunası mecralara sürükleme işlerinden zerre anlamıyorlar. Korkum o ki bu gelişmesiyle futbolda da benzer şeyleri görebiliriz. Galatasaray başkanının, o büyük taraftarın, kendisinden beklenmedik direnişi gösteren büyük takımına gereğinden fazla sevgi gösterisinde bulunacağını, ve hatta daha ileriye giderek gücünü kontrolden çıkaracağını bilmesi gerekirdi. Salona girdiğinde bir konuşma yapar, taraftarın tüylerini diken diken ettirir, takımın gücünü insan üstü kademelere çıkartır ve sonuçta kaybedersek, kazananı büyük Galatasaray taraftarının yapması gereken gibi, kupayı teslim edip yollardı. İş bitmiş, Galatasaray kaybetmiş, taraftar racon kesip Ali Koç'un kellesini istemiş , kupayı aldırmam diye bağırmış, o dakikadan sonra tükürdüğünü yalamaz, değil sen, Ali Sami Yen hortlayıp gelse ''çıkın'' dese yine çıkmaz. Yeni seçilmiş, kendisine umut bağlamış, başarılı iş adamı başkanının demesiyle değil sırtına cop yiyerek geri çekilmeyi tercih eder. Bir fırsat daha kaçmıştır, günün birinde aynı durumda biz olabiliriz ve o zaman değil takım boş tribünler önünde kupayı alarak, sopa yiyerek o salondan çıkarsa da kimse şaşırmasın.
Bu girişgahtan sonra şu bizim basket takımının şahlanışı karşısında da bir şeyler yazmamak ayıp olurdu. Bilmediğim için teknik konulara girmeyeceğim, evvel emirde benim gibi basketbolsevmez birine, sadece azılı bir Galatasaraylı olarak televizyon başına mıhladıkları, Galatasaray armasının verdiği savaşı son saniyeye kadar heyecanla seyrettirdikleri için, başta hocalarına ve sonra bütün basketbol takımına şükran ve minnetlerimi iletiyorum.
Usulden yazacaklarım bu kadar, şimdi esastan yazmanın sırasıdır. Benim lafım her zaman olduğu gibi yine büyük Galatasaray taraftarına olacaktır.
Son top kullanılana kadar ve hatta Galatasaray basketbol takımı sahadan çıkana kadar dünya da eşi benzeri görülmemiş bir bağlılıkla imtihan verdiler. Gerçek, öncü, takip edilmesi, örnek olunması gereken yığınlardı onlar. Ne var ki daha sonra bildiğimiz kapalı tribün çapulcularına , gerçek kimliklerine dönüverdiler. Şu anlaşılmıştır ki, kendi işlerinde ne kadar başarılı ve ne kadar çok para kazanmış olurlarsa olsunlar, bizleri yönetenler, yığınları idare edebilme, onları örnek olunası mecralara sürükleme işlerinden zerre anlamıyorlar. Korkum o ki bu gelişmesiyle futbolda da benzer şeyleri görebiliriz. Galatasaray başkanının, o büyük taraftarın, kendisinden beklenmedik direnişi gösteren büyük takımına gereğinden fazla sevgi gösterisinde bulunacağını, ve hatta daha ileriye giderek gücünü kontrolden çıkaracağını bilmesi gerekirdi. Salona girdiğinde bir konuşma yapar, taraftarın tüylerini diken diken ettirir, takımın gücünü insan üstü kademelere çıkartır ve sonuçta kaybedersek, kazananı büyük Galatasaray taraftarının yapması gereken gibi, kupayı teslim edip yollardı. İş bitmiş, Galatasaray kaybetmiş, taraftar racon kesip Ali Koç'un kellesini istemiş , kupayı aldırmam diye bağırmış, o dakikadan sonra tükürdüğünü yalamaz, değil sen, Ali Sami Yen hortlayıp gelse ''çıkın'' dese yine çıkmaz. Yeni seçilmiş, kendisine umut bağlamış, başarılı iş adamı başkanının demesiyle değil sırtına cop yiyerek geri çekilmeyi tercih eder. Bir fırsat daha kaçmıştır, günün birinde aynı durumda biz olabiliriz ve o zaman değil takım boş tribünler önünde kupayı alarak, sopa yiyerek o salondan çıkarsa da kimse şaşırmasın.
1 Haz 2011
Adam Sandıklarımız; Kewell, Baros, Neill
Kafayı yedi sanmayın sakın çocuklar, bi dinleyin. Biliyorum bir çoğunuz bu kadar da nankör olunur mu? diyeceksiniz. Biliyorum çoğunuz bu saydığım futbolcuları, efsaneler düzüp koşacak kadar seversiniz. Kusuruma bakmazsanız devam edeceğim.
Olimpiyat Stadındaki şampiyonlar ligi finalini seyrettim. Kewell ve Baros, ikinci takımım Liverpool'un forvetiydi. Ne oluyo lan demeye kalmadı, Milan çullandı, hezimet yanı başımızdaydı. Geriye düşen final takımından ilk çıkarılan, gol atması beklenen Kewell'di. O maç Kewell çıktı diye geri döndürüldü demiyorum elbet. Ben ilk kez orada tanıdım Kewell'i. Halbu ki daha önce bizim yarı final maçlarında oynamış, ve ben futbol cahilinin dikkatini çekmemişti.
Galatasaray öyle böyle şampiyon olmuştu. Kırık dökük, hocasız takım Şampiyon olunca, devamı gelsin diye olacak, Hakan Şükür'e yeter denip, Kewell ve Baros transfer edildi. Finali seyretmiş bendeniz, finali kazanmış takımın forvetinin Ali Sami Yen'e çıkacak olmasına inanamamış, etrafındakilere büyük konuşmakta gecikmemişti.. Galatasaray kalecisiz bile oynasa her maç galip gelecekti. Gerçi Baros yine de beni yanıltmamış, gol kralı bile olmuştu. Ne de olsa, zaten kraldı, ne var ki kral olduğu takımın ambarına fare girmişti. ligi sonuncu bitirdi ( benim için lig, Fenerbahçe, Beşiktaş ve yanında mutlaka dereceye oynayan, form tutmuş bir Anadolu Takımından ibaretti)
Sonraki sene daha bir vahimdi, koskoca Reykart'la başlanmış, Baros'a servis için üstüne Elano alınmıştı. Hakkını yemeyelim, sakatlanmıştı, iyileştiğinde ise her şey çok geçti. Büyük bir golcüydü, itirazım sıfır, ancak sakattı, işi bitmişti. Pislikti, hakemlere yardımcı olmuyordu, ofsayttan çıkamıyordu, her topu eliyle kontrol ediyor, sarı karttan kaç kere maç cezası almıştı. Dibe gidiş devam ediyor, takımın bir kez daha sonuncu olmasına engel olamıyordu.
Bu seneyi saymıyorum, kepazeliğin bini bin paraydı. İyileşecek diye doktor yolu bekledik, ha şimdi atacak diye maç saydık, aldığı sarı kartlarını sayamadık, 3 hoca eskiten takım tarihinin en büyük dibini yaptı.
Kewell; unutulmaz goller attı evet, biz de bağırdık, bizde sevindik. Ne güzel yakışıyordu Galatasaray forması. Şampiyon takıma gelmiş, 3 sene kalmış, Galatasaray'ı berbat eden futbolcuların halayını çekerek aramızdan ayrılmıştı. O da arkadaşı Baros gibi sakattı. Ve biz yeteri kadar sakat futbolcu seyrediyor, bünyemizde barındırıyorduk. Üstelik Kewell'in gönderilmesini engelleyebilmiş, Keita'nın gidişine mani olamamıştık.
Neill geçen sezonun ortasında takıma dahil olduğunda liderdik. Olası ikinci UEFA kupası yollarımız açıktı. Belki Servet'in daha az gol yedirmesine engel olsun diye transfer edilmişti. Geldiği bir kaç maç harbiden iyi oynadı. Belki kazma Servet'e baka baka kararmıştı kimbilir? hiç bir kafa topunu alamıyordu, ileriye çıktığında dolu dönemiyordu, oynadığı, 1.5 sezon boyunca benim hatıralarımda çok kötü izler bırakarak dış hatlar terminaline yollanıyordu.
Yılan, Akrep, Çakal ormanda gezintiye çıkmışlardı, Kamplumbağaya sende gel dediler. Hava dönmüş, gök gürültüsü, şimşek, fırtına kasırga kıyamet kopmak üzereymiş. Yılan; ''beyler ben bir şimşek daha çakarsa şu kayanın dibine kıvrılıp kendimi kurtarırım'' demiş. Akrep; ''benim için sorun yok, ben şradaki ağacın kovuğuna girer yırtarım'' Çakal; ''valla ben bekleyecek durumda değilim,ilerde bir kümes var oraya sığınacağım'' Kamplumbağaya sormuşlar, '' sen ne yapacaksın''
Kaplumbağa;'' ben de sizi adam sanmış, yola çıkmıştım''
Evet Galatasaray forması şampiyonluk dışındaki derecelere razı olanlar için uygun bir forma değildir. Ben de sizi bi bok sanmıştım çocuklar, Kewell, Baros, Neill siz ufak ufak uzayın, ben buradayım, fırtınalarla cebelleşeceğim.
Olimpiyat Stadındaki şampiyonlar ligi finalini seyrettim. Kewell ve Baros, ikinci takımım Liverpool'un forvetiydi. Ne oluyo lan demeye kalmadı, Milan çullandı, hezimet yanı başımızdaydı. Geriye düşen final takımından ilk çıkarılan, gol atması beklenen Kewell'di. O maç Kewell çıktı diye geri döndürüldü demiyorum elbet. Ben ilk kez orada tanıdım Kewell'i. Halbu ki daha önce bizim yarı final maçlarında oynamış, ve ben futbol cahilinin dikkatini çekmemişti.
Galatasaray öyle böyle şampiyon olmuştu. Kırık dökük, hocasız takım Şampiyon olunca, devamı gelsin diye olacak, Hakan Şükür'e yeter denip, Kewell ve Baros transfer edildi. Finali seyretmiş bendeniz, finali kazanmış takımın forvetinin Ali Sami Yen'e çıkacak olmasına inanamamış, etrafındakilere büyük konuşmakta gecikmemişti.. Galatasaray kalecisiz bile oynasa her maç galip gelecekti. Gerçi Baros yine de beni yanıltmamış, gol kralı bile olmuştu. Ne de olsa, zaten kraldı, ne var ki kral olduğu takımın ambarına fare girmişti. ligi sonuncu bitirdi ( benim için lig, Fenerbahçe, Beşiktaş ve yanında mutlaka dereceye oynayan, form tutmuş bir Anadolu Takımından ibaretti)
Sonraki sene daha bir vahimdi, koskoca Reykart'la başlanmış, Baros'a servis için üstüne Elano alınmıştı. Hakkını yemeyelim, sakatlanmıştı, iyileştiğinde ise her şey çok geçti. Büyük bir golcüydü, itirazım sıfır, ancak sakattı, işi bitmişti. Pislikti, hakemlere yardımcı olmuyordu, ofsayttan çıkamıyordu, her topu eliyle kontrol ediyor, sarı karttan kaç kere maç cezası almıştı. Dibe gidiş devam ediyor, takımın bir kez daha sonuncu olmasına engel olamıyordu.
Bu seneyi saymıyorum, kepazeliğin bini bin paraydı. İyileşecek diye doktor yolu bekledik, ha şimdi atacak diye maç saydık, aldığı sarı kartlarını sayamadık, 3 hoca eskiten takım tarihinin en büyük dibini yaptı.
Kewell; unutulmaz goller attı evet, biz de bağırdık, bizde sevindik. Ne güzel yakışıyordu Galatasaray forması. Şampiyon takıma gelmiş, 3 sene kalmış, Galatasaray'ı berbat eden futbolcuların halayını çekerek aramızdan ayrılmıştı. O da arkadaşı Baros gibi sakattı. Ve biz yeteri kadar sakat futbolcu seyrediyor, bünyemizde barındırıyorduk. Üstelik Kewell'in gönderilmesini engelleyebilmiş, Keita'nın gidişine mani olamamıştık.
Neill geçen sezonun ortasında takıma dahil olduğunda liderdik. Olası ikinci UEFA kupası yollarımız açıktı. Belki Servet'in daha az gol yedirmesine engel olsun diye transfer edilmişti. Geldiği bir kaç maç harbiden iyi oynadı. Belki kazma Servet'e baka baka kararmıştı kimbilir? hiç bir kafa topunu alamıyordu, ileriye çıktığında dolu dönemiyordu, oynadığı, 1.5 sezon boyunca benim hatıralarımda çok kötü izler bırakarak dış hatlar terminaline yollanıyordu.
Yılan, Akrep, Çakal ormanda gezintiye çıkmışlardı, Kamplumbağaya sende gel dediler. Hava dönmüş, gök gürültüsü, şimşek, fırtına kasırga kıyamet kopmak üzereymiş. Yılan; ''beyler ben bir şimşek daha çakarsa şu kayanın dibine kıvrılıp kendimi kurtarırım'' demiş. Akrep; ''benim için sorun yok, ben şradaki ağacın kovuğuna girer yırtarım'' Çakal; ''valla ben bekleyecek durumda değilim,ilerde bir kümes var oraya sığınacağım'' Kamplumbağaya sormuşlar, '' sen ne yapacaksın''
Kaplumbağa;'' ben de sizi adam sanmış, yola çıkmıştım''
Evet Galatasaray forması şampiyonluk dışındaki derecelere razı olanlar için uygun bir forma değildir. Ben de sizi bi bok sanmıştım çocuklar, Kewell, Baros, Neill siz ufak ufak uzayın, ben buradayım, fırtınalarla cebelleşeceğim.
Etiketler:
adam sandıklarımız,
kewell,
milan baros,
neill
31 May 2011
Futbolu Sevdirenler; İvan Ergiç
bilinmesi gereken bir adam geçti bursa’dan, gözlerimizin önündeydi dev gibi…
“kazım koyuncu” dedi, en sevdiği türk sanatçıyı sorunca…
kanserden öldüğünü biliyordu ve hayat hikâyesini çok acıklı buluyordu.
ve “nazım” deyince susuyordu her seferinde…
ülkenin iç-dış politikaları, siyasi partiler, dünyadaki dini akımlar sohbetlerin genelini oluşturuyordu.
barış manço’yu merak ediyordu, livaneli’yi…
biliyordu da…
bulvarda kırmızı ışıkta durmuş beklerken “deniz’i sever mi türkiye?” deyiverdi…
idamlardan bahsettik…
sustuk…
üniversite yıllarımda yapmadığımız tartışmaları heyecanla sürdürüyorduk bir araya geldiğimizde.
osmanlı imparatorluğunun kronolojisini de iyi biliyordu atatürk devrimlerini de…
***
kılık kıyafet konusunda kabul edelim ki özensizdi.
ve kimse bilmezdi; “kermes”lerden giyinirdi…
“bir çocuğun bursa’da manchester united’ı izlemesinden daha önemli bir şey olamaz” demişti. cebinden yaklaşık 20 bin tl verip okullara bilet dağıttırdı. çocuklar da bilmiyorlardı kim olduğunu. meraklı bir baba uğraşınca, ismine ulaştı ve medyada haber oldu. çok kızmıştı…
“olsun be yaa…” demiştik, o diyemedi bir türlü.
daha bilinmeyen pek çok hayır işine imza attı.
gizlilik esastı…
bütün dinleri olduğu gibi islam’ı da araştırdı.
iki ayda, derdini türkçe anlatmaya başladı…
4 dil biliyordu. türkçe 5. oldu…
***
kuru fasulye en sevdiği yemekti. özel olarak yapardı ramazan usta. künefeyi de çok beğendi… bir de “fasulye” şarkısını.
galibiyet kutlamalarında ortaya atlardı hemen.
***
ertuğrul sağlam’ı çok sevdi bir de…
saydı…
hoca gibi, ağabey gibi, dost gibi…
***
genç futbolcular her otomobil değiştirdiklerinde yanlarına gidip “off süper araba kaç yapıyor?” diyerek dalgasını geçiyordu. kendisi için önemsizdi çünkü…
evet, kesinlikle çok komikti.
hemen hemen herkesin taklidini yapabiliyordu…
***
uzak durdu medyadan.
karaburun’daki konferansa spor emekçileri sendikasının davetlisi olarak giderken çok heyecanlıydı.
uyardık ama, “burası türkiye siyasete çok girme…” gülümsedi sadece “merak etmeyin” derken…
“filozof değilim” diyordu. sırt çantasında en az 7-8 kitapla geziyordu. kiralık evi olmasına rağmen tesislerde kalıyordu.
ya okuyordu, ya uyuyordu…
ve kafa dengi arkadaş bulunca anlatıyordu;
“italya’da futbol büyük ve çirkin bir organizasyon… futbolun ruhu kayboluyor. neden hakemler gol sevinçlerinde formayı çıkartmaya sarı kart gösteriyor? forma reklamı görülmüyor diye. para futbolun dengesini bozuyor…”
***
duygusaldı…
cem karaca’nın “tamirci çırağı”nı dinlerken gözleri dolmuştu…
çok iyi bir ailesi vardı. menajeri olmadı hiç…
babası ilgilendi transferleriyle, her şeyi bırakıp bir anda avustralya’ya dönebileceğini söylerdi her seferinde…
kırmızı kart görmedi hiç…
hem de hiç kimseden…
***
bursa’yı çok sevdi…
bursalıları çok sevdi…
pazartesi bursa’dan ayrıldı, salı günü şampiyonluk kutlamalarında basel’de omuzlara alındı…
***
teşekkürler ivani…
futbolun için…
adamlığın için…
dostluğun için…
***
kazım koyuncu’ydu en sevdiği şarkıcı ;
“işte gidiyorum” ile bitsin bu yazı…
…
işte gidiyorum
bir şey demeden
arkamı dönmeden
şikayet etmeden
hiçbir şey almadan
bir şey vermeden
yol ayrılmış, görmeden gidiyorum
ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
yürüyorum sanki senin yanında
sesin uzaklaşır her bir adımda
ayak izim kalmadan gidiyorum
gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
bana kimse sen gibi sarılmadı
işığımız sönmeden gidiyorum…
Bursaspor Televizyonu Müdür Yardımcısı Burak Uçar'dan alınmış, üzerine tarafımdan sadece güle güle yoldaş ivan diye ilave edilmiştir.
30 Nis 2011
Derbi Maçı; Beşiktaş 2- Galatasaray 0
Sezon başı ne güzel başlamıştı oysa. Bir tarafta Tüpçü'nün, Guti'li, Karizma'lı ,başında Şuster olan uzay takımı. Bir tarafta Seramikçi'nin, koskoca Reykart'lı, Misimoviç, Cana takviyeli büyük Galatasaray'ı. Ve bu iki takım adı derbi olan, bitime 4 maç kala oynanan maça çıkıyorlar. Fenerbahçeli olanların bile ilgilenmediği bir derbi işte. Derbiyi oynayan bizim takım, iki hocası kovulmuş, sonrasında hoca diye bir çapulcuya emanet edilmiş, başkanı derdest olmuş bir enkaz olarak İnönü'ye çıkmış.
Kale sırayla, bu sefer golü gelmiş olan kaleci, saçı tokalı, olanca sakin ve soğukkanlılığıyla geviş getiren Aykut. Serkan, Zan, Servet, Çağlar savunması bugün Bank Asya Liginde sıradan bir takımın savunması bile değil. Bu savunmayla erkekse Barcelona oynasın görelim. Bülent Hocam daha ne yapsın. Yabancılar kapacağına varsın bizimkiler bölüşsün parsayı. Ben olsam ben de onları oynatırım. Pino'dan, Cana'dan, İnsua'dan bana ne fayda var. Yarın ihtiyarladığımda Servet'in kapısını çalsa yardım etmez mi? Eder, Gökhan'da, Serkan'da bu 45 senelik çömez abilerini açıkta bırakmazlar.
Hepiniz bilirsiniz, Mustafa Sarp'ın düşmanıyım. Ama hakkını vermem lazım, bu maçta seyrettiğim en iyi oyununu oynadı. Kendisi futbolcu olmadığından, 2 senede ilk defa benim gözüme ancak kötü bir futbolcu olarak görünebildi. Artık Mustafa Sarp'ın arkasındayım. Oynatmazlar ya, oynatırlarsa son 3 maçını doya doya oynasın, benden helal olsun.
Biri var ki yazık oldu. Ayhan Akman, o Şampiyon olduğumuz Sivas maçından sonraki en büyük futbolunu oynadı. Benim babam komadaydı, gün sayıyorduk evde, birden dirildi bir günü çok sıhhatli geçirmişti. Acaba Ayhan'ınki de böyle bir diriliş maçı mı? Babam ertesi gün öldü. Golü yiyene kadar, hayranlıkla izledim kendisini, ama çok geç artık eski kaptan. Bir önceki paragrafı işgal eden yaratık olmasaydı, inan ömrünü en az 2 sene daha uzatırdın bu takımda.
Baros'u görür gibi oldum ben en uçta. Futbolcudan çok sıçana benziyordu. 3 maç sonra olmayacak adam, topu ayağına sürmedi. Ofsayt ve sarı kart krallığı bu kadar az oynamasına rağmen onun. Oynayamayınca da pislik yüzü ortaya çıkıyor.
Arda'ya acıyorum bu takımda. Keşke iyileşmeseydi, şu takımda, içler acısı durumda insan nasıl top oynayabilir?
Aslına bakarsak yüz yılın en kötü kadrosu, beklemediğim kadar iyi futbol oynadı. Bir ara 10-15 pasa çıktılar. Gol de bas bas bağırıyor ben geliyorum önlem alın diye. 2 defa gök tanrı yardım etti. Baştan söyledik ya, takımın, hocası yok, başkanı yok, gelecek korkusu hakim, futbolcular kötü, eller ayaklar felç geçiriyor. Bereket Beşiktaş bizden bile kötü. Mucize 2-0 olunca topa basıp, tabelayı korudular. Bizim çapulcu, 2-0 yenik takıma hakan Balta'yı sokuyor, Hakan Balta durumu 5 dakikada 2-2 ye getiremeyince de kovduğu, arkasından emirle geri aldığı Pino'yu alıyor. Tercüman marifetiyle taktiğini veriyor.'' Hadi Kolombiyalı Pino, seni affettim git şu 5 dakikada Beşiktaş'ın işini bitir'' Sonrasını Musa Çözen gösterdi zaten.
Bitmiş bir iş, sinmiş bir kulübe, çökmüş iki hoca, koskoca bir leş.
Büyük Galatasaray'ın son hali, ulu bir ölü.
Ve bütün bu kepazeliği seyreden, yazan, zapta geçiren, bitik bir Galatasaraylı,
Kale sırayla, bu sefer golü gelmiş olan kaleci, saçı tokalı, olanca sakin ve soğukkanlılığıyla geviş getiren Aykut. Serkan, Zan, Servet, Çağlar savunması bugün Bank Asya Liginde sıradan bir takımın savunması bile değil. Bu savunmayla erkekse Barcelona oynasın görelim. Bülent Hocam daha ne yapsın. Yabancılar kapacağına varsın bizimkiler bölüşsün parsayı. Ben olsam ben de onları oynatırım. Pino'dan, Cana'dan, İnsua'dan bana ne fayda var. Yarın ihtiyarladığımda Servet'in kapısını çalsa yardım etmez mi? Eder, Gökhan'da, Serkan'da bu 45 senelik çömez abilerini açıkta bırakmazlar.
Hepiniz bilirsiniz, Mustafa Sarp'ın düşmanıyım. Ama hakkını vermem lazım, bu maçta seyrettiğim en iyi oyununu oynadı. Kendisi futbolcu olmadığından, 2 senede ilk defa benim gözüme ancak kötü bir futbolcu olarak görünebildi. Artık Mustafa Sarp'ın arkasındayım. Oynatmazlar ya, oynatırlarsa son 3 maçını doya doya oynasın, benden helal olsun.
Biri var ki yazık oldu. Ayhan Akman, o Şampiyon olduğumuz Sivas maçından sonraki en büyük futbolunu oynadı. Benim babam komadaydı, gün sayıyorduk evde, birden dirildi bir günü çok sıhhatli geçirmişti. Acaba Ayhan'ınki de böyle bir diriliş maçı mı? Babam ertesi gün öldü. Golü yiyene kadar, hayranlıkla izledim kendisini, ama çok geç artık eski kaptan. Bir önceki paragrafı işgal eden yaratık olmasaydı, inan ömrünü en az 2 sene daha uzatırdın bu takımda.
Baros'u görür gibi oldum ben en uçta. Futbolcudan çok sıçana benziyordu. 3 maç sonra olmayacak adam, topu ayağına sürmedi. Ofsayt ve sarı kart krallığı bu kadar az oynamasına rağmen onun. Oynayamayınca da pislik yüzü ortaya çıkıyor.
Arda'ya acıyorum bu takımda. Keşke iyileşmeseydi, şu takımda, içler acısı durumda insan nasıl top oynayabilir?
Aslına bakarsak yüz yılın en kötü kadrosu, beklemediğim kadar iyi futbol oynadı. Bir ara 10-15 pasa çıktılar. Gol de bas bas bağırıyor ben geliyorum önlem alın diye. 2 defa gök tanrı yardım etti. Baştan söyledik ya, takımın, hocası yok, başkanı yok, gelecek korkusu hakim, futbolcular kötü, eller ayaklar felç geçiriyor. Bereket Beşiktaş bizden bile kötü. Mucize 2-0 olunca topa basıp, tabelayı korudular. Bizim çapulcu, 2-0 yenik takıma hakan Balta'yı sokuyor, Hakan Balta durumu 5 dakikada 2-2 ye getiremeyince de kovduğu, arkasından emirle geri aldığı Pino'yu alıyor. Tercüman marifetiyle taktiğini veriyor.'' Hadi Kolombiyalı Pino, seni affettim git şu 5 dakikada Beşiktaş'ın işini bitir'' Sonrasını Musa Çözen gösterdi zaten.
Bitmiş bir iş, sinmiş bir kulübe, çökmüş iki hoca, koskoca bir leş.
Büyük Galatasaray'ın son hali, ulu bir ölü.
Ve bütün bu kepazeliği seyreden, yazan, zapta geçiren, bitik bir Galatasaraylı,
25 Nis 2011
Olay Yeri İnceleme
Bu sene hiç Fener maçı izlememiştim. Bizim maçlarda da Fenerbahçe'ye bakmam bile. Aslında dünkü Buca maçını da izlemiyordum. Usulen televizyona bakıyor, bir taraftan da başka şeylerle meşgul oluyordum. izlemeye gerek bir şey yoktu çünkü. Olay yeri tertemizdi. Polis Bünyamin Gezer yönetiyordu operasyonu. Bir önceki hafta bitime 5 saniye kala gelen 3 puan, ve kanka Bülent Uygun'un Eskişehirspor'unun Trabzon'a taktığı çelmeyle yüksek moral egemen olmuştu İzmir'e.
Rakip Bucaspor, haftalar öncesinden dönüş biletini cebine koymuş, her ihtimale karşı hafta içinde futbolcuların kafaları karıştırılmış şekilde olay yerine getirilmişti. Aziz Yıldırım'ın işbirlikçileri Tüpçü ile Seramikçi, takımlarını çoktan uzaklaştırmıştı olay mahallinden. Geçen sene bir imalat hatasına kurban giden ligimizin master takımının bu kez işi her hangi bir kazaya kurban verilmeden halledilmeliydi. Galatasaray'a ve Beşiktaş'a yapılan, yapılmak istenen zulüm elbet bu kadar değildi. 3. 4. olsalar yeterdi Fenerbahçe için, ne var ki narkozu gereğinden fazla vermişler lig bitti hala uyanamamışlardı.
Dedik ya, mahal temizdi bu sene Fener için. geçen yılın Şampiyonu, aldığı mucize abdestle artık bir 100 sene namaz kılabilirdi. Galatasaray- Beşiktaş erken derdest edilmişti, Kayserispor, Gaziantepspor cüret bile edemezdi. Ne var ki bu kez, yıllardır uyuyan Karadeniz Fırtınası uyanmış, yıllar sonra tekere çomak sokuyor, efeleniyor, Fenerbahçe Cumhuriyetine sataşıyordu, ilk yarıyı 9 puan farkla önde kapatıyordu. Olsun du, hamsiyi leş kuşları yesin di. Kalan son pürüz nasıl olsa bertaraf edilirdi bir şekilde.
Haftalar geçiyor, bir türlü sistem sonuca ulaşamıyordu. Bu sefer iş son maça kesin bırakılmamalıydı. Polis Bünyamin ligin en kolay olması gereken maçında olay yerine gönderilip, eski sabıkasının temizlenmesi sağlanıyordu. Yani nasıl olsa Fenerbahçe rahat kazanacaktı, bari bir kaç pozisyonda Fenerbahçe aleyhine kıyım yaptırılsın, üzerine yapışmış pislikten biraz arınsındı.
Maç tam bu anlattığım kurgu içersinde geçiyordu. O da ne Bucaspor can havliyle bir gol attı. O dakikadan sonra bütün dikkatimle ilk defa bir Fener maçını izledim. Lig tv spikerlerini dinledim mecburen. Aziz Yıldırım anlatsa maçı, bu kadar taraf tutarak anlatmazdı. Polis Bünyamin'in keyfi yerindeydi. Nasıl olsa Fener maçı kazanacaktı, Fener takılır diye medet bekleyenler varsın biraz keyiflensindi.
Şaka maka derken maç 3-1 oldu. Biz o anda Fener'in maçı 6-3 kazanacağını belgeleyen yorumu attık taraftar sitelerinden birine ,sonsuzluğa doğru. Aslında inanın 5-3 yazacaktım ama elim 6 ya gitmiş, sonra da değiştirmeye üşenmiştim. Spikerlerin dilleri felç geçirmiş, konuşamıyorlardı. Aykut'un mutlak bir şeyler yapması gerektiğini söyledi biri, panik halindeydiler, suçlu onlarınmıydı neydi? Bünyamin polis, parmak izlerini silmeye başlamıştı. Durduk yere serbest vuruş vermeye başladı. Bir penaltı verdi, yoruma açıktı, yani 100 hakeme sorsan en az 70'i penaltı çalmam derdi. Eğer bir pozisyon yoruma açıksa kim tarafına yorum yapılması gerektiğini en iyi Polis Bünyamin bilirdi. tereddütsüz Fener lehine benim oyum dedi.
O dakikalarda hakemin hemen yanındaki Emre futbol dışı pisliklerini kusuyordu elbet. Hakem kör ve sağır olmayı tercih ediyordu. Emre bir sezonda en fazla 4 gol attığını müjdelemişti spikerler bir ara. Daha önce bilmeyenler için İnter'de de 4 attığını söylediler. 1999-2000 yıllarında 5 gol atmış diye düzelttiler akılları sıra ama hangi takımda attığını söyleyemezler, dillerini eşek arısı sokardı.
Gökhan Gönül'e ortalık sakinken verilen sarı kart, kritik hale gelmişti. Daha maç kopartılamıştı çünkü. Polis'in gözü önünde Gökhan topu öfkeyle yere vurdu, bir topu da bilerek elle kesmişti. İkinci sarı kartı göstermesi Bünyamin'in sonu olabilirdi. Hem bu maç tehlikeye girecek, hemde bir sonraki maç İskender Alın'ın, İbrahim Akın'ın yolları açık olacaktı. Değermiydi canım, alt tarafı bir sarı kart için Bokludere'nin kurbağalarını ürkütmeye.
Aziz Yıldırım'a anlı şanlı Şampiyonluk kutlamaları yapması için ligin son maçında stadyumda olacak kadar ceza verdiler. Hem bu süre içinde kendisi görünüp, tepki almayacak hem de ceza yumuşak geçişle örtbas edilerek geçiştirilecek 1 taşla bir kaç kuş birden vurulacaktı. Şebekenin bu kez işi şeytanlara bırakmaya hiç niyeti yoktu.
Eğrisi doğrusuna gelmiş Galatasaray'ımız bu soytarılığın dışında kalmıştı bu sene. Doya doya kutlasınlar, ben böyle Şampiyon olacaksam değil 14 , 24 sene bile beklemeye razıyım. Ey futbolun oligarkları, Majör takımınız için Şampiyonluk yolunda her yol mübahtır, onlar sizin bu kıyaklarınızla gelen Şampiyonlukta 40 gün 40 gece biz kazandık diye eğlenirler, bırakın onları kendi hallerine artık. Kadıköy'e bayraklar asılmaya başladı zaten. Siz bu olmayan vicdanınızla, Tay Burak'ın takımına, Karadeniz'in deli dalgalarına, Kazım Koyuncu'ya, Nihat Genç'e nasıl hesap vereceksiniz? onu düşünmeye başlayın artık.
Sırça köşklerde, kristal palaslarda oturuyorsunuz, Karadeniz'linin gecekondusuna taş attınız, başınıza büyük bela aldınız.
Rakip Bucaspor, haftalar öncesinden dönüş biletini cebine koymuş, her ihtimale karşı hafta içinde futbolcuların kafaları karıştırılmış şekilde olay yerine getirilmişti. Aziz Yıldırım'ın işbirlikçileri Tüpçü ile Seramikçi, takımlarını çoktan uzaklaştırmıştı olay mahallinden. Geçen sene bir imalat hatasına kurban giden ligimizin master takımının bu kez işi her hangi bir kazaya kurban verilmeden halledilmeliydi. Galatasaray'a ve Beşiktaş'a yapılan, yapılmak istenen zulüm elbet bu kadar değildi. 3. 4. olsalar yeterdi Fenerbahçe için, ne var ki narkozu gereğinden fazla vermişler lig bitti hala uyanamamışlardı.
Dedik ya, mahal temizdi bu sene Fener için. geçen yılın Şampiyonu, aldığı mucize abdestle artık bir 100 sene namaz kılabilirdi. Galatasaray- Beşiktaş erken derdest edilmişti, Kayserispor, Gaziantepspor cüret bile edemezdi. Ne var ki bu kez, yıllardır uyuyan Karadeniz Fırtınası uyanmış, yıllar sonra tekere çomak sokuyor, efeleniyor, Fenerbahçe Cumhuriyetine sataşıyordu, ilk yarıyı 9 puan farkla önde kapatıyordu. Olsun du, hamsiyi leş kuşları yesin di. Kalan son pürüz nasıl olsa bertaraf edilirdi bir şekilde.
Haftalar geçiyor, bir türlü sistem sonuca ulaşamıyordu. Bu sefer iş son maça kesin bırakılmamalıydı. Polis Bünyamin ligin en kolay olması gereken maçında olay yerine gönderilip, eski sabıkasının temizlenmesi sağlanıyordu. Yani nasıl olsa Fenerbahçe rahat kazanacaktı, bari bir kaç pozisyonda Fenerbahçe aleyhine kıyım yaptırılsın, üzerine yapışmış pislikten biraz arınsındı.
Maç tam bu anlattığım kurgu içersinde geçiyordu. O da ne Bucaspor can havliyle bir gol attı. O dakikadan sonra bütün dikkatimle ilk defa bir Fener maçını izledim. Lig tv spikerlerini dinledim mecburen. Aziz Yıldırım anlatsa maçı, bu kadar taraf tutarak anlatmazdı. Polis Bünyamin'in keyfi yerindeydi. Nasıl olsa Fener maçı kazanacaktı, Fener takılır diye medet bekleyenler varsın biraz keyiflensindi.
Şaka maka derken maç 3-1 oldu. Biz o anda Fener'in maçı 6-3 kazanacağını belgeleyen yorumu attık taraftar sitelerinden birine ,sonsuzluğa doğru. Aslında inanın 5-3 yazacaktım ama elim 6 ya gitmiş, sonra da değiştirmeye üşenmiştim. Spikerlerin dilleri felç geçirmiş, konuşamıyorlardı. Aykut'un mutlak bir şeyler yapması gerektiğini söyledi biri, panik halindeydiler, suçlu onlarınmıydı neydi? Bünyamin polis, parmak izlerini silmeye başlamıştı. Durduk yere serbest vuruş vermeye başladı. Bir penaltı verdi, yoruma açıktı, yani 100 hakeme sorsan en az 70'i penaltı çalmam derdi. Eğer bir pozisyon yoruma açıksa kim tarafına yorum yapılması gerektiğini en iyi Polis Bünyamin bilirdi. tereddütsüz Fener lehine benim oyum dedi.
O dakikalarda hakemin hemen yanındaki Emre futbol dışı pisliklerini kusuyordu elbet. Hakem kör ve sağır olmayı tercih ediyordu. Emre bir sezonda en fazla 4 gol attığını müjdelemişti spikerler bir ara. Daha önce bilmeyenler için İnter'de de 4 attığını söylediler. 1999-2000 yıllarında 5 gol atmış diye düzelttiler akılları sıra ama hangi takımda attığını söyleyemezler, dillerini eşek arısı sokardı.
Gökhan Gönül'e ortalık sakinken verilen sarı kart, kritik hale gelmişti. Daha maç kopartılamıştı çünkü. Polis'in gözü önünde Gökhan topu öfkeyle yere vurdu, bir topu da bilerek elle kesmişti. İkinci sarı kartı göstermesi Bünyamin'in sonu olabilirdi. Hem bu maç tehlikeye girecek, hemde bir sonraki maç İskender Alın'ın, İbrahim Akın'ın yolları açık olacaktı. Değermiydi canım, alt tarafı bir sarı kart için Bokludere'nin kurbağalarını ürkütmeye.
Aziz Yıldırım'a anlı şanlı Şampiyonluk kutlamaları yapması için ligin son maçında stadyumda olacak kadar ceza verdiler. Hem bu süre içinde kendisi görünüp, tepki almayacak hem de ceza yumuşak geçişle örtbas edilerek geçiştirilecek 1 taşla bir kaç kuş birden vurulacaktı. Şebekenin bu kez işi şeytanlara bırakmaya hiç niyeti yoktu.
Eğrisi doğrusuna gelmiş Galatasaray'ımız bu soytarılığın dışında kalmıştı bu sene. Doya doya kutlasınlar, ben böyle Şampiyon olacaksam değil 14 , 24 sene bile beklemeye razıyım. Ey futbolun oligarkları, Majör takımınız için Şampiyonluk yolunda her yol mübahtır, onlar sizin bu kıyaklarınızla gelen Şampiyonlukta 40 gün 40 gece biz kazandık diye eğlenirler, bırakın onları kendi hallerine artık. Kadıköy'e bayraklar asılmaya başladı zaten. Siz bu olmayan vicdanınızla, Tay Burak'ın takımına, Karadeniz'in deli dalgalarına, Kazım Koyuncu'ya, Nihat Genç'e nasıl hesap vereceksiniz? onu düşünmeye başlayın artık.
Sırça köşklerde, kristal palaslarda oturuyorsunuz, Karadeniz'linin gecekondusuna taş attınız, başınıza büyük bela aldınız.
24 Nis 2011
Yaratıklar;; Galatasaray 1- Kayserispor 1
Evvel emirde yazmasam çatlarım. Ben bu maçta 50.000 kişi içerde 20.000 kişi dışarda taraftar bekliyordum. 2000 senesinde maça gitmeyen taraftarla, bu maça gitmeyen taraftar benim için aynıdır. Çok şey kaybetmişlerdir. Takım-lafın gelişi- geçen hafta hiç bir motivasyonu kalmamış Manisaspor'u uzun ip bellerinde olan kazmalarla kazanınca (arda turan istisna), kendisine beylik verilen zatı muhterem 45 senelik Galatasaraylı hoca görünümlü şahsiyet, öğretildiği gibi kazanan takım bozulmaz ilkesini uygulayacağını biliyordum. Yani Lukas Neil, Baros hocamızın yüksek egoları mucibi yanında oturacak, Gökhan, Servet, Aydın, Ayhan, Mustafa Sarp banko oynayacak. Deve güreşçisi, uzun eşşekçi gibi zeka ve yetenek gerektirmeyen sporların sporcularını aynı forma altında futbolcu kimliği içinde bir arada görmek, ancak bu gün 10 yaşında olan taraftarın, ömrünün sonlarına doğru belki bir defa seyredebileceği hadisedir. Bilet fiyatlarının bu gösteri için en az 100 lira falan olması lazım bana göre.
Midesi kaldıran bir daha seyretsin bana inanmıyorsa. Son 20 dakikayı saydım, 3 pas üst üste yapılmadı. Rekor sayıda korner ve serbest vuruş en ufak bir tehlike yaratmadan kullanıldı. Kaleye gelen ilk top gol oldu. Bu yenen golde mübalağa etmiyorum tekerlekli sandalye takımında 2 sporcu olsaydı, iki kazmanın yerine inanın o kademeye girer golü yemezlerdi. Bu kadar futbol dışı yaratığın nasıl oluyor da hala süper ligin bir takımında oynuyor olması spor akademilerinin tez konusu olması lazım, komisyonlar, kürsüler kurulup incelenmesi lazım.
20 gün sonra bir prosedür yerine gelecek sadece, başkanın kim olduğu şimdiden belli, 1 ay sonra olmayacaklar yine şimdiden belli, nasıl oluyor da müdahil olmuyorlar bu kepazeliğe? 20 milyon kişinin taraf olduğu bir takım bu kadar yeteneksiz birine nasıl teslim edilir? ligin bitimine 10 maç falan kalsa Bülent Ünder de kovulur, yerine Çaycı Ahmet gelirdi.
Taraf olduğumuz, seyrettiğimiz yaratıklara takım diyemeyeceğim için oynadıkları oyuna da maç diyemiyorum. Bu yüzden futbola bakmadım bile desem yeridir. Yalnız sayamadım bıraktım, Sabri'nin yaptığı belki 100 ortanın 95 i auta gitti. Sıkı bir Galatasaraylı olmak ve bitmek bilmeyen bir enerji, uzun yıllar Galatasaray'da oynayabilmek için yeterli mi ? bilmiyorum.
Biri artık fişimiz çeksin de kurtulalım bu acı çekilerek geçirilen yoğun bakım günlerinden. Taraftar olarak sokağa çıkmaya utanırken, hiç bir şey olmamış gibi yaşamlarına devam eden, pahalı arabalarıyla gezen, 1 ay sonra para almak için menecerlerini muhasebeye gönderecek olan kazmalar daha ne kadar azap çektirecek bizlere. Bu nasıl bir taraftarlıktır, bu nasıl kadere razı olmaktır? Bu ne kepazeliktir, maçın bitimine 10 dakika varken bile en ufak bir çaba göstermeyenler neyin peşindedir? Anladığım kadarıyla kimse yapmayacaktır bu işi benden başka. Zaten kelle koltukta yaşıyorum hiç belli olmaz son maç belki bir odunla sahaya atlayabilirim, artık Mustafa Sarp'a olmadı yakalayamazsam Servet'e saldırabilirim. Bu da size son bir kıyağım olur, gider ıssız bir köyde hayatımın geri kalanını Galatasaraysız geçiririm.
Zaten ortada Galatasaray Malatasaray kalmadı.
Midesi kaldıran bir daha seyretsin bana inanmıyorsa. Son 20 dakikayı saydım, 3 pas üst üste yapılmadı. Rekor sayıda korner ve serbest vuruş en ufak bir tehlike yaratmadan kullanıldı. Kaleye gelen ilk top gol oldu. Bu yenen golde mübalağa etmiyorum tekerlekli sandalye takımında 2 sporcu olsaydı, iki kazmanın yerine inanın o kademeye girer golü yemezlerdi. Bu kadar futbol dışı yaratığın nasıl oluyor da hala süper ligin bir takımında oynuyor olması spor akademilerinin tez konusu olması lazım, komisyonlar, kürsüler kurulup incelenmesi lazım.
20 gün sonra bir prosedür yerine gelecek sadece, başkanın kim olduğu şimdiden belli, 1 ay sonra olmayacaklar yine şimdiden belli, nasıl oluyor da müdahil olmuyorlar bu kepazeliğe? 20 milyon kişinin taraf olduğu bir takım bu kadar yeteneksiz birine nasıl teslim edilir? ligin bitimine 10 maç falan kalsa Bülent Ünder de kovulur, yerine Çaycı Ahmet gelirdi.
Taraf olduğumuz, seyrettiğimiz yaratıklara takım diyemeyeceğim için oynadıkları oyuna da maç diyemiyorum. Bu yüzden futbola bakmadım bile desem yeridir. Yalnız sayamadım bıraktım, Sabri'nin yaptığı belki 100 ortanın 95 i auta gitti. Sıkı bir Galatasaraylı olmak ve bitmek bilmeyen bir enerji, uzun yıllar Galatasaray'da oynayabilmek için yeterli mi ? bilmiyorum.
Biri artık fişimiz çeksin de kurtulalım bu acı çekilerek geçirilen yoğun bakım günlerinden. Taraftar olarak sokağa çıkmaya utanırken, hiç bir şey olmamış gibi yaşamlarına devam eden, pahalı arabalarıyla gezen, 1 ay sonra para almak için menecerlerini muhasebeye gönderecek olan kazmalar daha ne kadar azap çektirecek bizlere. Bu nasıl bir taraftarlıktır, bu nasıl kadere razı olmaktır? Bu ne kepazeliktir, maçın bitimine 10 dakika varken bile en ufak bir çaba göstermeyenler neyin peşindedir? Anladığım kadarıyla kimse yapmayacaktır bu işi benden başka. Zaten kelle koltukta yaşıyorum hiç belli olmaz son maç belki bir odunla sahaya atlayabilirim, artık Mustafa Sarp'a olmadı yakalayamazsam Servet'e saldırabilirim. Bu da size son bir kıyağım olur, gider ıssız bir köyde hayatımın geri kalanını Galatasaraysız geçiririm.
Zaten ortada Galatasaray Malatasaray kalmadı.
15 Nis 2011
Sarı Kırmızılı Şapka
2008 yılında takım son düzlüğe hocasız girmişti. Adnan Polat tek başına şampiyon yapmıştı ya, ne olacaktı canım, biz de hocaları bi bok sanıyormuşuz hesabı düğmeye bastı. Hocasız takım Türkiye'de şampiyon oluyorsa Reykart'lı takım Şampiyonlar Ligi'ni haydi haydi kazanırdı. İşi çok olmasa Reykart'ı da getirmeyecekti ya neyse. Yoksa eline mi yapışacaktı yine yapardı. O Galatasaray'ın spor dışındaki ali menfaatleri için vardı. Galatasaray demek futbol takımı demek değildi. Büyük işler peşine düştü say bakalım!
1-Riva arazisi; Ben küçüktüm Riva arazisi vardı Galatasaray'ın. O zamanlar Riva dendi mi İtalyan futbolcu Riva dan başka bir şey kimsenin aklına gelmezdi. Şimdi ben 53 yaşıma geldim hala Riva arazisi var. Bu 45 sene boyunca bu Ali Bey'in tay becerdiği arsanın Galatasaray futbol takımına ne faydası oldu acaba diye merak edip bir kaç sene önce arayıp bulmuştum. Ada pafta derken Beykoz'un Karedeniz'e bakan kıyısında dere ve yatağı olan arsaya keşfe gitmiştim. Köpek bağlasan durmaz diye yazsam yalan olur, köpek vardı duruyordu bir kulübenin önünde. Bir de benim yaşlarımda doğulu arkadaş. Hangi takımı tutuyorsun diye sordum, Trabzonspor'luyum dedi. Buna da şükür etmek lazım, Fenerliyim de diyebilirdi. Yani bu bizim arazi, daha çok nesil geçirir arkadaşlar. Bakarsın şehir 50 sene sonra oralara doğru gelişir de Ali Sami Yen Stadının 100. yılında yeniden yapılır.
2-Şirket Birleşimi; Şirket, adı üstünde, isim , olumsuz bir şebeke işi çağrıştırıyor. Dürüst insan niye şirket kursun? Nedir şirket, insanların başka insanları kazıklamak için kurduğu, ticari diye yasal bir kılıfa soktuğu dolandırıcılık örgütünden başka nedir ki? Ne faydası var Galatasaray'a, varsa bile bize ne? Takım ligte kalmak için serum bağlamış, biz milleti kazıklamak için şirketimizi birleştirmişiz. Tam haberimizin olmadığı şirketlerimizi birleştirmiş, başkanı derdest etmişiz. Bizi gidi nankörler bizi.
3- Arena Stadı; Bize devri için 2. Sevr Antlaşmasını imzalamamız gerekiyor. Al başına çal stadını hain adam. Biz Mecidiyeköy'e cephe açmaya gidiyoruz. Hele şu yıkım işi tamamlansın çökeceğiz oraya. Tel örgülerle çevireceğiz, kaleleri burçları dikeceğiz, maçları yine orada oynayacağız. 3 lüleri, Pınarbaşıları yine baba ocağından çekeceğiz, bayrakları yeniden sallayacağız Orjin Köfte'nin diyarından. O ruhu olmayan stadyumda olduğundan çok daha yüksek desibellerle gırtlaklarımızı parçalayacağız.
Kulübün sporla ilgili olmayan işleriyle uğraşan başkanımız için spor en kolay iş olmalıydı değil mi? Sarı kırmızı bir şapka aldı ve Dünya'nın en büyük hocalarından biri olan Surinamlıya teslim etti. Surinamlı sihirbaz, sihirli elleriyle şapkayı aldı 2 ay çalıştığı, tanıdığı şu isimleri ilk lig maçına çıkmak üzere şapkanın içine attı.
Leo Franco, Sabri, Gökhan, Servet, Hakan,Aydın, Ayhan, Mustafa Sarp, Arda, Keita, Baros. Şapkadan ilk 7 hafta her çektiğinde ya Arda çıktı, ya Keita, ya Baros. İşler yolundaydı şapkadan her seferinde tavşan çıkıyordu. Ne var ki olasılık yine de azdı, üstüne Baros sakatlanıp, Keita atılıp şapka dışı kalınca, yerine atılanlarla birlikte sihirbazın işi bayağı zorlaştı. 11 kişinin içinden Arda'yı çıkardığında maçı kazandı, çıkaramadığında mezarını kazdı. Sonu hüsran oldu sihirbazın, maymuna çevirip gönderdik Kıvırcığı.
Başkan'ın işleri yolundaydı, korkmayalım dı, Arena'nın inşaat çavuşuyduk, bir tuğla örülse seyrediyorduk. Riva arazisi, prim yaptıkça yapıyordu. Hedefimizin ne olduğunu bilmediğimizden daha uzun yıllar bekleyecektik. Ha sabredebilsek bi 200 sene sonra bu arazinin sahibi olan Galatasalatasaraylılardık biz, Selahattin Beyazıt'ın 50 sene sonrayı düşünüp aldığı arsayı şimdi satmaya çalışıyorduk. Dayanabilirsek, Dünya'nın en zengin kulübü olacağız oysa. Tabi 200 sene sonra Galatasaray,Alibeyköy Adalet olmamışsa. Birleştirdiğimiz Şirketimizi sormayın, para basıyor. Ve hokkabaz Hagi Hoca Tarom Havayollarıyla 3. defa Florya'ya iniyordu.
Üstüne üstlük Hagi'nin şapkasında Arda yok, Baros yoktu. Olmayan tavşanları da yakalatacak futbol melekleri de yanında olmayınca ne zaman şapkaya daldırsa elini, Mustafa Sarp'a, Ayhan'a, Servet'e denk geliyordu. 2000 yılında 10000 lerce Galatasaraylının gözyaşlarıyla yolcu ettiği El Commandante, boş şapkadan tavşan çıkaramadığı için 2011 yılında kıçına teneke bağlanarak kovuluyordu.
Sihirbazla, hokkabazla işin olmayacağına karar veren kumpanyanın büyük sahibi, bu kez temsilin sonlarına doğru sarı kırmızılı şapkayı bir palyaçoya emanet etti. Başımızdan eksik olasıca Bülent Hoca. Soytarılığın başladığı kadro ile senin son maça çıkan kadro arasındaki şaşılası benzerliğe şaşırma. koy şapkaya çuvallardan birini, Servet, Sabri, Gökhan, Balta(sakat olmasa garanti) Sarp, Ayhan, Arda, Baros(cezalı olmasa) u ilave et, ve şansını dene. Çıkarabileceğin tek tavşan Arda. 11 de 1 şansın var. Adı üstünde palyaço, görevi güldürmek. 2 haftadır gülmekten çenemiz felç geçirecek.
Jose Copperfield'i, Mirca Angel'i, Aref Terim'i getirseniz nafile. Ey gaflet, dalalet, hıyanet içindeki Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en kötü başkanı Kalfa İbrahim'in oğlu. Şapkanın içindekileri değiştir içindekileri. Sihirbazların hüneri yok, göz yanılması her şey. Şapkanın içinde tavşan olduktan sonra kim olsa kulaklarından tutar çıkarır zaten. Gölge etme, elimizdeki tek tavşan'ı da gider ayak satma.
Hisseli Harikalar Kumpanyası burası, hissederları Dünya'nın dört bir yanına dağılmış büyük Galatasaray taraftarı. Çekil başımızdan, bizi doğal halimize bırak. Küllerimizden doğarız, geçeriz halayların başına yeniden mendil sallarız.
1-Riva arazisi; Ben küçüktüm Riva arazisi vardı Galatasaray'ın. O zamanlar Riva dendi mi İtalyan futbolcu Riva dan başka bir şey kimsenin aklına gelmezdi. Şimdi ben 53 yaşıma geldim hala Riva arazisi var. Bu 45 sene boyunca bu Ali Bey'in tay becerdiği arsanın Galatasaray futbol takımına ne faydası oldu acaba diye merak edip bir kaç sene önce arayıp bulmuştum. Ada pafta derken Beykoz'un Karedeniz'e bakan kıyısında dere ve yatağı olan arsaya keşfe gitmiştim. Köpek bağlasan durmaz diye yazsam yalan olur, köpek vardı duruyordu bir kulübenin önünde. Bir de benim yaşlarımda doğulu arkadaş. Hangi takımı tutuyorsun diye sordum, Trabzonspor'luyum dedi. Buna da şükür etmek lazım, Fenerliyim de diyebilirdi. Yani bu bizim arazi, daha çok nesil geçirir arkadaşlar. Bakarsın şehir 50 sene sonra oralara doğru gelişir de Ali Sami Yen Stadının 100. yılında yeniden yapılır.
2-Şirket Birleşimi; Şirket, adı üstünde, isim , olumsuz bir şebeke işi çağrıştırıyor. Dürüst insan niye şirket kursun? Nedir şirket, insanların başka insanları kazıklamak için kurduğu, ticari diye yasal bir kılıfa soktuğu dolandırıcılık örgütünden başka nedir ki? Ne faydası var Galatasaray'a, varsa bile bize ne? Takım ligte kalmak için serum bağlamış, biz milleti kazıklamak için şirketimizi birleştirmişiz. Tam haberimizin olmadığı şirketlerimizi birleştirmiş, başkanı derdest etmişiz. Bizi gidi nankörler bizi.
3- Arena Stadı; Bize devri için 2. Sevr Antlaşmasını imzalamamız gerekiyor. Al başına çal stadını hain adam. Biz Mecidiyeköy'e cephe açmaya gidiyoruz. Hele şu yıkım işi tamamlansın çökeceğiz oraya. Tel örgülerle çevireceğiz, kaleleri burçları dikeceğiz, maçları yine orada oynayacağız. 3 lüleri, Pınarbaşıları yine baba ocağından çekeceğiz, bayrakları yeniden sallayacağız Orjin Köfte'nin diyarından. O ruhu olmayan stadyumda olduğundan çok daha yüksek desibellerle gırtlaklarımızı parçalayacağız.
Kulübün sporla ilgili olmayan işleriyle uğraşan başkanımız için spor en kolay iş olmalıydı değil mi? Sarı kırmızı bir şapka aldı ve Dünya'nın en büyük hocalarından biri olan Surinamlıya teslim etti. Surinamlı sihirbaz, sihirli elleriyle şapkayı aldı 2 ay çalıştığı, tanıdığı şu isimleri ilk lig maçına çıkmak üzere şapkanın içine attı.
Leo Franco, Sabri, Gökhan, Servet, Hakan,Aydın, Ayhan, Mustafa Sarp, Arda, Keita, Baros. Şapkadan ilk 7 hafta her çektiğinde ya Arda çıktı, ya Keita, ya Baros. İşler yolundaydı şapkadan her seferinde tavşan çıkıyordu. Ne var ki olasılık yine de azdı, üstüne Baros sakatlanıp, Keita atılıp şapka dışı kalınca, yerine atılanlarla birlikte sihirbazın işi bayağı zorlaştı. 11 kişinin içinden Arda'yı çıkardığında maçı kazandı, çıkaramadığında mezarını kazdı. Sonu hüsran oldu sihirbazın, maymuna çevirip gönderdik Kıvırcığı.
Başkan'ın işleri yolundaydı, korkmayalım dı, Arena'nın inşaat çavuşuyduk, bir tuğla örülse seyrediyorduk. Riva arazisi, prim yaptıkça yapıyordu. Hedefimizin ne olduğunu bilmediğimizden daha uzun yıllar bekleyecektik. Ha sabredebilsek bi 200 sene sonra bu arazinin sahibi olan Galatasalatasaraylılardık biz, Selahattin Beyazıt'ın 50 sene sonrayı düşünüp aldığı arsayı şimdi satmaya çalışıyorduk. Dayanabilirsek, Dünya'nın en zengin kulübü olacağız oysa. Tabi 200 sene sonra Galatasaray,Alibeyköy Adalet olmamışsa. Birleştirdiğimiz Şirketimizi sormayın, para basıyor. Ve hokkabaz Hagi Hoca Tarom Havayollarıyla 3. defa Florya'ya iniyordu.
Üstüne üstlük Hagi'nin şapkasında Arda yok, Baros yoktu. Olmayan tavşanları da yakalatacak futbol melekleri de yanında olmayınca ne zaman şapkaya daldırsa elini, Mustafa Sarp'a, Ayhan'a, Servet'e denk geliyordu. 2000 yılında 10000 lerce Galatasaraylının gözyaşlarıyla yolcu ettiği El Commandante, boş şapkadan tavşan çıkaramadığı için 2011 yılında kıçına teneke bağlanarak kovuluyordu.
Sihirbazla, hokkabazla işin olmayacağına karar veren kumpanyanın büyük sahibi, bu kez temsilin sonlarına doğru sarı kırmızılı şapkayı bir palyaçoya emanet etti. Başımızdan eksik olasıca Bülent Hoca. Soytarılığın başladığı kadro ile senin son maça çıkan kadro arasındaki şaşılası benzerliğe şaşırma. koy şapkaya çuvallardan birini, Servet, Sabri, Gökhan, Balta(sakat olmasa garanti) Sarp, Ayhan, Arda, Baros(cezalı olmasa) u ilave et, ve şansını dene. Çıkarabileceğin tek tavşan Arda. 11 de 1 şansın var. Adı üstünde palyaço, görevi güldürmek. 2 haftadır gülmekten çenemiz felç geçirecek.
Jose Copperfield'i, Mirca Angel'i, Aref Terim'i getirseniz nafile. Ey gaflet, dalalet, hıyanet içindeki Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en kötü başkanı Kalfa İbrahim'in oğlu. Şapkanın içindekileri değiştir içindekileri. Sihirbazların hüneri yok, göz yanılması her şey. Şapkanın içinde tavşan olduktan sonra kim olsa kulaklarından tutar çıkarır zaten. Gölge etme, elimizdeki tek tavşan'ı da gider ayak satma.
Hisseli Harikalar Kumpanyası burası, hissederları Dünya'nın dört bir yanına dağılmış büyük Galatasaray taraftarı. Çekil başımızdan, bizi doğal halimize bırak. Küllerimizden doğarız, geçeriz halayların başına yeniden mendil sallarız.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





