Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fatih Terim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Eyl 2022

Netflix GRANDE TERIM 5.Bölüm

 

Türkiye'nin yerini haritada bile gösteremeyen, futbolu hakkında hiç bir şey bilmeyen bir Futbol analisti gözüyle, Ali Sami Yen Kapalısından olanca objektifliğimle belgeselle ilgili görüşlerimi Büyük Gala Taraftarına saygıyla arz ediyorum. 

1- Belgeselden anlaşılacağı üzere hikaye, Galatasaray özelinde kurgulanmış, Kurucusu Ali Sami Bey'i geçiyoruz ve tüm  Galatasaraylıların istisnasız kabul ettiği tek efsanesi Metin Oktay'la başlamamış, yani olmasalarmış olmayacak olan bir Mitoloji kahramanının kendi başarısı hikayesi bu seyredilen.

2- Yine anlaşıldığı üzere ülkenin tek büyük takımında aralıksız 13 sezon üst düzey kaptan olarak oynamış, bu süre zarfında Galatasaray hiç Şampiyon olamamış. Çok garip, zaferi tek başına üstlenen, başarısızlığı bütün bir camiaya (doğrusu budur) izafe etmiş, en ufak bir sorumluluk almamış. Anılan periyotta alınan kupalar, atlanan turlarda da haklı olarak kendini ön plana koymuş.

3- Belgesel çekilmeye konu en büyük maceralarda alınan saha sonuçlarında baş rolü oynayan Hakan Şükür'ün bırak adını buğulanmış şekilde bile attığı goller gösterilmemiş. Atılmayan gollerle, sırmalar saçılmış yollarına.  Mitolojiye uygundur, sokarsın elini boş bir şapkaya, kulağından tutar çıkarırsın tavşanı. Şaşırmadık, halbuki şaşırmak sonsuza açılan penceredir. Şaşırmayan insan ölüdür.  Aynştayn'ın ağzı bir karış açık şaşıran fotoğrafı ne güzel anlatır konuyu. Keşke şaşırtabilseydi.


4- Büyük Gala Taraftarı Avrupa'ya tribünlerini CEHENNEM  diye, kanla irfanla kazımış. Nice maçları hançerelerini parçalayarak çevirdiğine anlı şanlı en büyük takımların hocaları şahit olmuş,  bir zamanlar kurada karşılaştıklarında verdikleri tepkileri, endişeleri hep gördük, duyduk. Destansı tribünlerin en büyük kahramanlarından biri, ulu önderi Alpaslan Dikmen bir an bile gösterilmemiş. 

5- En çok kullanılan kelime ''ben'', anlaşılıyor ki belgesel, bir boksör, bir güreşçi, bir tenisçi gibi bireysel bir sporcunun kazandığı tek şampiyonluğun epistemolojik araştırmaya gebe hikâyesidir. Mademki alınan 8+3+5 ve bir UEFA kupası tek başına, pardon sadece tüm ailesinin desteğiyle alınmış, gerçek bir belgesel çekicisi, 15 sezonda onorer 5 kupa( 2 Avrupa, 3 yerel) 75 kupadan, almadığı(alamadığı değil) ya da ailesinin destek vermediği 58 kupanın sorumlusunu da (tabi ki belgeseldeki baş rol oyuncusu değildir), başkan olur, medya olur, hakem olur, her kimse, futbol dizi film izleyicisine göstermeliydi.

Hocanın almadığı (alamadığı değil) kupaların sebebini ailesi açıklamış. Eşi sürekli sen yapamazsın, köyümüze dönelim diye baskı yapmış, belki de doğruyu en iyi onlar biliyordu, bir gün devran dönerse gerçeğin ortaya çıkacağını. Nitekim ailemin desteği diye övünürken, zaferleri çekirdek ailesine mal ederken kızı sahneye çıkıyor, 10 yaşıma kadar golün nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum diyerek tezlerimizi doğruluyor, teşekkür etmeliyiz. Doğruluğu test etmek de mümkün oluyor, yaşayarak öğreniyoruz, babalarının her maçını antrenmanını tüm aile gayri mevcut izlerken, bizden daha fazla tezahürat yaparken, babalarının maaş almadığı maçların hiç birine gelmeyerek, bizi haklı çıkarıyor.  

6-İtalya Cumhurbaşkanından Comandatör ödülü almış, Siyasi bir ödüldür, bir futbol takımı hocasına acaba bu ödül neden verilmiştir. Tarihini bilmeyen, ders almayan yaşadığı kötü anıları misliyle yeniden yaşar, o günlere geri gittik, Acaba İtalya ile Türkiye arasında ne gibi bir siyasi kriz çıkmıştı da, Terim sayesinde Türk kamuoyu, İstiklal caddesinde Versace kravatlarını yakarken birden bire  Fiorentino'nun, Milan'ın maçları izleyerek yumuşamıştı. Siyasetten anlamıyoruz, belgesel çekimcisi sebebini söylemeliydi.

7- İnzagi'nin bilerek penaltıyı dışarı attığını söyledi o zaman ki prensi, kader ortağı, yardımcısı Ümit Davala, anladık ki iş adamlarına parasıyla nasıl daha başarılı, daha zengin olacaklarının aklını veren Grande, iki ülke arasındaki problem kalktıktan sonra, Maldini çetesi tarafından gönderilmiş. Akabinde Milan'ın başına ne gelmiş diye araştırdık. Normalde  çökmesi gereken takım Dünya Şampiyonu olmuş. keşke Netflix senaristleri de araştırsaydı. 

Yine net olarak anlaşılıyor ki aile kendi filmini kendi çektirmiş (yakışır böyle bir ailem bu kadar servetim olsa ben de böyle bir miras bırakmak isterdim), Netflix ticari olarak düşündüyse bir danışmana danışsaydı keşke. Penaltılardan 2 bölüm daha çıkarırdı, Hagi'nin İstanbulspor'a, Ümit Davala'nın Milan'a, Popescu'nun Aresenal'e attığı penaltılarla apoleti takmıştı, İnzagi'nin kaçırdığıyla mı söktürecekti sırmalarını?  

8- Milli takımlar başındayken ayrı bir efsaneymiş, hatta ufak bir anket yaptık, 2002 Dünya kupasında şampiyonluğu kaçıran Hoca kimdi diye. Eğri gemi bu sefer aslında doğru sefer yapmıştı, Fatih Terim'di dediler ki haklılardı(Şenol Güneş değildi). Arada kaynadı gitti, gösterilseydi,  bir kaç milyon kişi daha izlerdi, kaçtı güzelim reyting. 

9- Popescu topu Arsenal ağlarına gönderdiği an kıyamet koptu, Belgeselin en can alıcı sahnesiydi, binlerce defa izlenir, izlenecek. 2 maç daha oynarım ama bir ağırlık çöktü yere çömeldim dedi. Tek başına kazandığı zaferi, neden paylaşsındı ki, Dağ Başını Duman Almış Marşıyla kaleye geçmiş Büyük Gala Taraftarıyla.

10- Belgeseli izlemeye devam ediyoruz, yani belge niteliği taşıması gereken izlenceyi. Olması gereken isimsiz kahramanları aradık filmde, kendi devri iktidarlarında( 5 ayrı periyotta görev almış) Galatasaray'a aldırdıkları futbolcuları. Dünya yıldızlarına da rastladık elbette, Hagi'lere Popescu'lara, Drogba'lara, Taffarel'lere,,, daha nicelerine. Büyük futbolcuların transferi olmaz biliyoruz, büyük futbolcu oynayabileceği istediği her takımda oynar. Gala taraftarı oynadıkları için hepsiyle istisnasız övünç ve kıvanç duyabilir. Devam ediyoruz, Futbol İmparatorunun filmini izliyoruz, Ümit Davala baş rolde, biraz daha kazınca Capone çıkıyor, gerisi zaten transferin gözdeleri. Ne var ki esas belge bizim elimizde, koordinat var, buralarda olması lazım , biraz daha eşeliyoruz ve toplu mezarı buluyoruz. Gala cari açığının %80i, yazma yasağı var, görüntüyü yayınlıyoruz.

 
11- İnsanlık tarihinin görüp görebileceği en büyük nefret ikincinin birinciye duyduğu nefrettir. Türkiye'de 100 yılda oluşmuş taraftar popülasyonuyla mevcut ikincinin yerini hiç bir takım alamaz. Bu yüzden birinciye duyulan nefret ikincinin sponsorluğunda konsolide edilmiş. Bütün takım taraftarları Galatasaray'a duydukları kinle huzur buluyorlar. 

Büyük Galatasaray taraftarının belgeselle ilgili olumsuz düşünmesini gerektirecek bir şeyi yok. Ama olumlu düşünmesini gerektirecek, övünecek tek şeyi var ki 100 belgesel daha çekilse eksik kalacak. Fatih Terim, Fener Şampiyonluğu görmedi, çektirdiği belgeselle, Global Kraliyet Şebekesi ideolojisine verdiği rahatsızlık, tahterevalliyi sallayarak ayarını bozduğu hassas denge, Gala'ya karşı oluşturulmuş şer cephesinin siyatik sinirini zıplatması her şeye değer.  

Resmini duvarlarda gördükçe, filmi ekranlarda döndükçe kudurmaya devam edecekler, 

Kuduradursunlar. Galatasaray'ın olduğu yerde efsane bitmez. Kumhan Irmağından Karaburun'a söylene, anlatıladuracak.     

18 Şub 2022

Crear Dos Tres Muchos Fanaticos De GALA

Galatasaray Dergisi Ocak 2022 sayısı 120-21 sayfada yayınlanmıştır.

İki üç ve daha fazla Fanatik Galatasaraylı Hereke tren istasyonu, demiryolcu babam 200 metre uzunluğundaki marşandizin istasyonda boşaltılacak yükünün olduğu vagonu rampaya yanaştırıyor. Makiniste bayrak sallıyor, sarı yavaşla, kırmızı dur, çeşitli ritüellerle işaret veriyor. Hayal mayal, sallanırken seyrettiğim ilk ve ömrüm ne kadar vefa ederse sallayacağım sarı kırmızı bayraklar. Hepimizin mahallesindeki bir bakkalın önü, biraz sonra başlayacak mahalle maçı için toplanılan sosyal tesisler. Ama önce transistörlü radyodan dinliyoruz, Çocuğuz, İnönü Stadı tribünlerini tavaf edeceğimiz günlerin arifesi. Aydın Köker’e, Orhan Ayhan’a bağlanıyoruz sırayla. Metin’in deniz tarafına doğru vites attığı atağı, Gökmen’in gazhane tarafındaki kaleye çektiği şutu dinliyoruz, hayaller kuruyoruz. Bütün statların isim babasıdır İnönü stadı. Her tarafı kapalı statlarda taraftarın yoğun olduğu kale arkası yeni açıktır. Yayının karşısı kapalıdır. Daha bu sene yeni açılmıştır, ama her stadyumda bir eski açık tribün vardır. Sebebi İnönü stadı tribün emekçileridir. Ve işte haftalar yıllar geçti, biz biraz daha büyüdük, Kartal’dan trene, Haydarpaşa’ya oradan vapurla Karaköy’e ve sonrasında Dolmabahçe’ye yürüyecek yaştayız. Maç karın mı doyuruyor diyen gariban bir babanın çocuğuyuz. Ama işte o gün geldi çattı, çocukluk hastalığına yakalanacağımız, binlerce taraftarın ilk uğrak ilk sınav yerindeyiz. Ve fırtına yaklaşıyor, yeni açığın kapalıyla birleştiği yerde bir hareketlenme, dalgalanma var. Amigo Orhan geldi, orta katta tribünün tam ortalarına kadar yürüdü, ince bir elektrik direği vardır, reklam sac tribün paravanına çıktı, el sürenler, dokunanlar bacaklarından tutuyor mübarek adamı, çööök diye bağırdı, sağ elini sallayarak olanca sesiyle başlattı, ilk duyduğum tezahüratı, Biirrr baba Hinddiiiiii. Cim Bom Bom. Artık biz de taraftar olduk, kısılan sesimiz, yediğimiz pideden, içtiğimiz ayrandan olduğumuz ishal maça gittiğimizin şeref belgesi. Maça henüz gitmemiş çocukların efsanesiyiz. Gökmen’ler, Yasin’ler, Metin’ler, Büyük Mehmet’ler. 1967-79 yılları Arası Galatasaray’ın bir Büyük Mehmet’i vardı. Metin Oktay’dan Fanatik Galatasaray taraftarı yetiştirme misyonunu devir almıştı. Arda Turan’ın en iyi oynadığı maçları hatırlayın stili aynıydı. Arda Turan’ı ilk seyrettiğim maç demiştim, Büyük Mehmet diye. Kafayı arkaya atışı, paytak yürüyüşü, zaten hep aklımdaydı içimde bir hicran yarasıydı anlı şanlı Büyük Mehmet. Unutulmaz bir tekniği vardı, o çamurlu, toprak sahalarda gözümüzün önünden hiç gitmeyen çalımlarını şimdiki sahalarda hayal etmek ne menem bir duygudur? Hemen hemen her maç aklıma gelir. 1973 fener maçı, dakika 85 de ofsayttan 2. Golü yedik. Büyük Mehmet delirdi, Galatasaraylılık bazen deliliktir. Santrayı yaptı herkesi çalımlayıp gol attı. Tekrar kapılan topu aldı, önüne geleni ipe diziyordu, Alpaslan’ı iki defa çalımladı, Küçük Mehmet’in önüne bıraktı 2-2. Hakem Fener’e acıyıp bitirmese yenecektik. Tüm zamanların en büyük Galatasaray 11 ine 8 numara yazılırdı. Genç nesil bilmez unutuldu. Florya’ya giremedi, maça gelemedi, Kadırga’lı Büyük Mehmet olarak Kumkapı’da ömrünü geçirdi. Hoca olamadı, spor yazarı yapmadılar, televizyona çıkarmadılar, futbolu değil, futbol oynamasını sevdi bu büyük futbolcu. Peki ne günah işlemişti de 3 maç oynamış olanların cirit attığı camiada adı sanı anılmıyordu. Suçu çok büyüktü! 1979 yılında Fenerbahçe’ye transfer oldu. Neden diye soranı olmadı. 1 sene daha oynayayım sonra Jübilemi yapıp semtime döneyim dedi Coşkun Özarı’ya 5 sene daha oynardı, zaten o 1 seneyi de büyük oynamıştı. İzin vermediler, jübile bile yapmadılar, Cemil’in çok yakın arkadaşıydı, neden hala bilinmez son saniyelerde Dereağzı’nın yolunu tuttu. Parayla, unvanla işi hiç olmadı, binlerce Galatasaraylı çocuğu ağlattı hepsi bu. Sonra bıraktı, daha doğrusu futbol ve futbolu sevenler Ördek Mehmet’i bıraktılar. Gitmeseydi, adı Metin Oktay’la yan yana yazılacaktı, Galatasaray taraftarları fazla üzülmesindi, yeni bir efsane bayrağı teslim almıştı, taraftar yetiştirme bayrağını. Kenar mahalle toprak sahalarının, Sur İçi'nin Maradona’sı, adı Galatasaraylı Büyük Mehmet olarak sonsuza değin efsane olarak mutlak birileri tarafından nesilden nesle aktarılacaktı.

Pek çok şey hatırlıyorum Büyük Fatih, 5 numaralı kutsal formayla 74 de İnönü'ye çıktığın ilk çıktığın Es Es maçından,85 deki Altay maçına kadar pek çok şey. Kulübeye ilk geçtiğin 96 Vanspor maçından Salgın günlerinin finali, 15 Mayıs 21 Malatya maçına kadar pek çok şeyi yaşadı bu taraftar.

3 defa ışıklar sönmüştü, uzatmalara giden maçın son penaltısını atıp karanlık gecemizi aydınlatmıştın, hatırla maziyi, ilk kupanı. Galatasaray'ın ezildiği bir maçtan sonra ''yense de büyük yenilse de'' diye mikrofona bağırmanı, Hamza Alan olayını, Milano sokaklarında hezimetine iddiaya giren medya mensubunu tartakladığın günü, taraftarın bilmediği pek çok şeyi. İnönü Stadı deniz tarafındayız, Avusturya'dan 1-0 yenik döndüğümüz Rapid maçındayız. Maçı sonlara doğru 3-1 e getirmişiz, 40.000 kişi ölüm sessizliğinde Rapid can havliyle saldırıyor, son topa Krankl vurmuş top Yasin’i geçmiş 90 dan ağlara takılmak üzere, elenmeye salise var, bir krampon girdi topla kale direğinin arasına Samantha’nın kramponu. Bir dizi vardı o zamanlar başı derde girenlere yardım eden tatlı bir cadıydı, Büyük Fatih, Samantha Fatih oldu maçtan sonra. Son Şampiyon kadroya dahil oldu Topal Talat'ın oğlu. Metin Oktay'ın emaneti. Unutulmaz maçlar, unutulmaz yılların geçtiği, biraz daha Galatasaraylı olduğumuz çocukluktan delikanlılığa geçtik. Gala tarihinin en büyük futbolculardan birini Kadıköy’den 40 bin kişiyle uğurladığımız maçta da tribündeydik. Bu onu ilk ve son uğurlayışımızda, artık beşik kertiğiydik. 96 yılının yazında çıktı geldi, hiç gitmemişti. Futbol Tanrılarının da bir hesabı vardı, Koskoca Fatih Terim’e kaptan olarak elletmediği Şampiyonluk Kupalarını fazlasıyla kaldırtacaktı. Çok daha fazlası oldu Tribünlerinde Dağ Başı'nı söylediğimiz Arsenal maçı bitiminde, Takım Avrupa göklerine sonsuza kadar parlayaduracak olan UEFA Şampiyonu Takım Yıldızını bıraktığında artık Samantha’nın adı İmparatordu. AVRUPA Kupasıyla Şampiyon son maça Sami Yen’e çıktığında veda ihtimaline karşı gitme diye ağlayanların da arasındaydık elbet. Gitti, yapacak belki de çok şey vardı, o günlerde Galatasaray, verdiği imaj çizdiği rotayla Şampiyonlar Ligi kupasını alabilecek takımdı, nitekim ramak kalmıştı. Fatih Terim’le Galatasaray taraftarı arasında hiçbir zaman kavga olmaz, ama sitem konur. Sitem sevdiğine duyulan bir duygudur. Galatasaray’ın başında bulunmadığı senelerin en büyük sitemkarı benim. Terim’in Florya’da olmadığı her saniyenin zebanisiyim, Galatasaraylılıktandır bunca savaş. Kanamanın dinmediği bir sezon bitiminde beşik kertiğini çağırdık. Bir hışımla başladı 3. Grande. 2000 takımı tarih olduysa 2000 ruhu ne güne duruyordu, çağırdı. İşte bizim anlatmak istediğimiz şey de buydu. Bize Şampiyon olmak için Hoca lazım değil. Biz his takımıyız, bize ruh çağırıcı lazım. Çocuklar inanın, taraftar sayısı Şampiyonluklarla, kupalarla artmaz. Biz Şampiyon olamadığımız sıralı 13 sezon boyunca büyüdük. Takım Şampiyon olamadıkça durumdan vazife çıkarıp tribünleri doldurduk, doldurdukça gırtlaklarımızı parçaladık bağırmaktan. Takıma daha sıkı bağlandık, bağlandıkça yeni gelenleri peşimizden sürükledik. Deplasman trenlerine, otobüslerine bine bine, savaşa savaşa, sıcaktan sıtma olarak, soğuklarda it gibi titreyerek kendine özgü bir tribün ultrAsı öğretisi oluşturduk. Övündüğün, yüz akın yaşamındaki tek gerçek yol göstericindir Galatasaraylılık. Sizlere miras bırakmıyoruz, yeni doğacak Galatasaraylı bebeklere borcunuzdur. İşte o çileli doktriner eğitim yıllarının en büyük kahramanı, öğretmeni, Şampiyonluk kupasını kaldıramamış kaptanın Fatih Terim’dir. His takımı, Dünyada futbol takımı hocasına ihtiyaç duymayan tek takımdır. Başında kim olursa olsun kısa süreli başarılar elbet gelecektir, ama yetmez. Sonunda mutlaka istenmeyen adam ilan edilecektir. Başka hiç bir Gala hocası omuzlarda davulla zurnayla meşaleyle gönderilmeyecektir. Biz deliyiz, azız, Galatasaray Şampiyon olamasın diye kurulan kumpasların belalısıyız. Ne zaman tabutumuza son çiviyi çakmaya bir cenaze levazımatçısı gönderseler, hatta gömseler mezarlardan fırlayan hortlağız. Aldığımız kupaların, kaybettiğimiz Şampiyonlukların salt ,klasik bir futbol takımı hocalığıyla alakası yoktur. Kaybettiğin kupada sebep sorumlu araman beyhudedir. Bize Hoca değil, ne kadar kupa kaybederse kaybetsin kulübede, hatta zaman zaman cezalı olup tribünlerin en tepesinde bir yerlerde tek başına, Florya dışında hangi delikteyse başımız derde girdiğinde, ezildiğimizde tam yeniliyoruz bittik dediğimizde göz göze geleceğimiz, omuzuna yaslanıp ağlayabileceğimiz biri lazım. Olsa söylemez miyim, inanın ondan başkası yok. Büyük Fatih, Samantha, İmparator, Grande; Olmasa belki daha çok şampiyon olurduk, belki de çok daha az. Bunu ölçemeyiz, ama ölçebildiğimiz çok daha önemli şey var. 3 Kıtada 30 dan fazla ülkede bayrak salladım, en büyük maceralarda Avrupa’nın en büyük stadyumlarında tepindim. GALA adı nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsa yanında Terim’le yaşadığının şahidiyim. Mecellen Boğazından, Sibirya Bozkırlarına, Yeni Zelanda’dan Alaska’ya Dünyanın bütün koordinatlarında kalbi Galatasaray için atanların en az 1/3ü Fatih Terim sayesindedir. Kaybedilen kupalar gün gelir fazlasıyla alınır. Galatasaray taraftarlığı bir ÇOCUKLUK AŞKIDIR , sonuç ne olursa olsun Fatih Terim bir taraftar makinasıdır. Turuncudan iz taşıyan tok bir sarı- vişneye çalan koyu kırmızı beşiklere düşen, ilk avazı Cim Bom Bom olan bir bebek şampiyonluktan çok daha kıymetlidir. Ve yüzlercesine eminim ki son 10 yıllardakilerin sebebi Terim’dir. İşte sadece bu yüzden dolayıdır ki, Fatih Terim ölene kadar, hatta ölse bile en az 5 sene, o da taraftarın yarası kapanmaya yüz tutarsa, o günler gelene kadar Galatasaray’ın başına geçirilmek istenen hiçbir hocaya rıza göstermeyin. Benim başka bildiğim, istediğim Gala Hocasını analar henüz doğurmamıştır direnin. İki üç ve daha fazla fanatik Galatasaraylı yetiştirmek, parolamız budur, Teşekkürler Grande

10 Oca 2022

Futbolumuzdaki Fatih Terim Vakası

 




Geldiğinde Ulubatlı Saunes Kadıköy'e bayrağı dikmişti. Kalecisi Fridel, golcüsü Saunders, oyun kurucusu Tugay, kaptanı Bülent Korkmaz'dı. Geldiğinde Ulusal Takım, katıldığı ilk Avrupa Şampiyonasından 3 maçta gol atamadan sıfır çekerek Portekiz, Hırvatistan, Danimarka'ya çarpılmıştı. Bizi eleyenleri bir üst turda hacamat ettiler.

Kaleci Fridel, bu yazı yazıldığı tarihte Tottenham kalesindeydi. Saunders yıllarca Nothingam Forest, Benfica'da ve Galler Milli takımında oynadı. Boğazlı kazakla geçti Galatasaray'ın başına. Bir tasarımcıyla çalışacak karizmanın başlarındaydı. Hayrettin, Volkan Kilimci, Mehmet Duymazer, Cengiz Dülgeroğlu, (hakkını yemeyelim 1 maçın son dakikalarında girip, 40 metreden gol yemişliğiyle tarihimize ismini kazımayı başarmıştır) Fridel'den boşalan kaleye geçen anlı şanlı büyük kalecilerdi. Bugün arayıp birini sorsan önce Allah'a sonra Terime dua ederlerdi elbette.


Gelir gelmez takımı tırpanlasa yakışık almazdı, çünkü henüz Sancak'tan yeni dönmüş bir şehzadeydi, İmparator olacağı günlerin düşünü kuruyordu. Van Gobbel'le başladı,  Galatasaray alt yapısı Türk Futbolu'nun kaderinin ağlarını örüyordu, güzel günler yakındı. Bülent Korkmaz, Okan Buruk, Suat Kaya sahnedeydi. Arif, Ergün, Hakan Ünsal, Hakan Şükür takımdaydı. Henüz 96 yılının başındaydı, bu kadroyu bir yerlerden hatırlayan var mıydı? Finalde oynayan 4 yabancıyı koy, takım o takımdı. Fatih Terim'in onca uğraşına rağmen 4 senede bozamadığı takımdı. Takımın genleriye  4 sene boyunca oynamış, ama o büyük takımın büyük futbolcuları her seferinde bir delik bulup Terim'in gazabından kurtulmayı başarabilmişti.. Bilgisi daha doğrusu bilgisizliği  takımı bozmasına izin vermemişti. Birileri acaba takımı motor sanat terk bir kıroya teslim etmemiş miydi?

Bu yazacaklarım, Galatasaray tarihinde en iyi bildiğim, bizzat şahit olduğum, çoğu Galatasaraylının bilmediği, bilmesi gereken şeydi, dikkatle okuyun, ezberleyin. O yıllarda Bükreş'te iş yapıyor, Galatasaray fahri yöneticisi sanılıyordum. Lucescu'nun arkadaşı bizim müdürümüzdü. Bir gece Hagi elinde bonservisi, Bükreş'ten Meksiya gidecek uçağa binmek üzere Otopeni'deydi. Aynı uçakta Bükreş'te iş yapan yönetici İrfan Kurtoğlu Hagi ile yan yana düşmüştü. Yüce Futbol tanrıları bir şeyin peşindeydi ama neyin di? Çok geçmeden hepimiz anlayacaktık.'' Galatasaray'da oynar mısın''? Hagi diye sordu. Meksika ligi o zamanlar futbolu bırakmak üzere olan büyük futbolcuların  fil mezarlığıydı. Son zevklerini de yapıp ölmeye giderlerdi. ''Neden olmasın'' dedi, Hagi. İndiklerinde Faruk Süren'i aradı İrfan Kurtoğlu, yanımda Hagi var. Faruk Süren usulen Terim'e sordu, burasını bilmiyorum sanmıyorum sorduğunu ama hadi sordu diyelim. Meksiko Siti'den Yeşilköy'e kalkan ilk uçağı  beklediler ve önce Lucescu'nun, sonra benim haberim oldu. Gece eve telefon ettim, bir haber, bir yalan haber varmıydı? Yoktu, Hagi uçaktaydı, Türkiye'ye ilk haberi ben verdim. Anlattıklarımın eksiği vardır, ama fazlası yoktur. Hagi transferinin en kısa hikayesi budur, Fatih Terim'in Hagi konusunda hiç bir dahili yoktur. Kendi küçücük aklıyla gelsin, nasıl olsa oynayamaz, kovar göndeririz mantığıyla, ve çaylaklığı dolayısıyla en azından ses çıkaramamıştır.


İsviçre Milli Takımı ile oynadığı eleme maçlarından bize gol atmasa tanımayacağı Adrian Knup'la geldi. Hakan Şükür'ün yollarına taş koyacaktı. Çıktığı ilk maçta, Van deplasmanında Hagi iki gol atarak ilk maçtan acaba dedirtti. Arkasından Trabzon maçında çaktığı serbest vuruş golüyle 2 maçta Galatasaray efsanesi kimlik kartını cebine koymuştu. Artık Terim için yapılacak şey Keşanlı Ali gibi cinayeti üstlenmekti. İçeride Hagi'ye teslim olacak, dışarıda Hagi'ye öğrencim diyecekti. 4. maçta Ali Sami Yen'de Fenerbahçe'ye 4-0 yenildi takım. Şimdi tapınanlar takım otobüsünden önce Florya'ya intikal etmişlerdi. Terim takım otobüsünden yolda inmek zorunda kaldı, hikaye daha başlamadan bitiyordu. Dayağı Sebo'lardan, Yılmaz'lardan Faruk Süren yedi. Takım, ilk yarıyı beklenmedik şekilde farklı lider bitirdi.

Hagi devredeydi, Sağ beke Van Gobbel'in yerine, Filipescu'yu, Knup'un yerine de Adrian İlie'yi getirdi. Şampiyonluk garantiydi artık, elde var 1 di. Fatih Terim yapmıştı! Ya da İmparator çırağı, Avrupa Futbolunu, dirilmekte olan Staue Bükreş'i çok iyi tanıyordu kim bilir? Fakat ikinci yarı da beklenmedik şeyler oluyordu,
fark kapanıyordu, ilk 3 maç beraberlikleri zor kurtardı takım, 4. maç lanetlendiğimiz maçtı. Fenerbahçe'ye yenildik, Beşiktaş aradaki farkı kapatmıştı. Son düzlüğe girerken işler sarpa sarıyordu, İnönü'de İstanbulspor'u yenemezsek işimiz bitecekti. Maç düelloyla geçiyor son saniyeye 2-2 giriyorduk. Arif balıklama atladı, Derinliklerden hakeme bir vahiy gelip penaltıyı çaldı. 40.000 Galatasaraylı ile birlikte Fatih Terim'de gözünü yummuştu, topun başına gidecek futbolcu yoktu.  Biri gitti ama o da futbolcu değildi zaten. Elini kalbine götüren, penaltıyı atan, her Galatasaraylının adını andıkça gözünün dolduğu Hagi'ydi, ne futbolcusu?

Mesut Yılmaz Başbakan, Mehmet ağar paralel Devlet Başkanıydı. Şükürler olsun ki Galatasaraylılardı ve şimdiki Başbakan gibi futbolla ilgileniyorlardı. Mesut Yılmaz'ın oğlu Hasan, Başbakanlık konutuna Galatasaray Bayrağını asmıştı, Galatasaray'ın yolları açıktı. Taş koymaya çalışacaklar başka baharları beklesinlerdi. Volkan Kilimci-Mehmet Bölükbaşı kalede olsa bile takım yediğinin 2 misliğini 3 mislini atarak Şampiyon oldu. Sami Yen'de Fener'e farklı yenilmek pek önem kazanmamıştı. 2. Şampiyonluk gecesi bizim Casino'nun bahçesinde kutlandı.
3. seneye artık Galatasaray asıl kuruluş felsefesini hayata geçirmek üzere başladı. Türk olmayan takımları da yenecekti. Hagi bacanağı, Barcelona kaptanı, Şampiyonlar ligi kupasını kaldırmış Popescu'yu sefer göreve çağırdı. Popescu, Romanya'nın 2 numaralı futbolcusuydu. Fatih Terim çok iyi tanıyordu! çağırsa ikilemezdi, çağırdı!

Terim'den önce oluşmuş omurga, Terim zamanında da dağılamadı, 98 Dünya Kupası finalini oynamış, 2 Dünya kupası ellemiş Taffarel artık kaledeydi Türkiye'deki Şampiyonlukların yerini Avrupa Şampiyonluklarına bırakmalıydı. Her ne kadar Beşiktaş efelense de sonunda mutlaka biz Şampiyon olacaktık. Terim'de artık manipülasyonlarla, kendi omuzlarına yıldız takıyordu. Tolunay'ı transfer etti. Hayırdır, Ümit'in, Tugay'ın, Okan'ın, Suat'ın Hagi'nin oynadığı Çin Ordusu namlı orta sahada Tolunay'ın ne işi vardı? İmparatordu ya mutlaka bildiği bir şeyler vardı, bizim bilemediğimiz. Elde var 3 dü.



4. yü ezbere bilmeyen Galatasaraylı zaten Galatasaraylı değildi.  Lafın tamamı aptala anlatılırdı. Türkiye liginin oynandığı son 30 yılın tek delikanlı sezonuydu. Galatasaray efsanesi, Ümit Burnundan, Sibirya Bozkırlarına kadar bütün Dünyaya yayıldı. Fatih Terim yazmıştı bu destanı! hem de tek başına.

Ordaydık kendi gözlerimizle gördük, Popescu penaltıyı Arsenal ağlarına gönderdiğinde az kalsın bize doğru koşacaktı, bir an durdu vazgeçti, ''Allahım Şükürler olsun'' dedi yere yığıldı. Zaferi paylaşamazdı, sadece kendisinindi. O hariç bütün takım ve, 12.000 Galatasaraylı kucaklaşmış ağlıyorduk, o tek başına ağlıyordu. Ve artık Tekelistan'ın İmparatoruydu.

Takım son lig maçını oynamak üzere Ali Sami Yen'e Avrupa Kupası ile çıktı. 30.000 Galatasaraylı tribünlerde, 30 milyonu ekran başlarında gitme diye yalvardı. Her şeyin bir bedeli vardı, her şey birilerinin izin verdiği kadar yapılabiliyordu.

İtalya ile sorun vardı, Apo yüzünden husumet çıkmış, millet Versace kravatları Taksim Meydanında yakıyordu. Türk Devletinin başındakilerle, İtalyan Devletinin başındakiler bereket Futboldan anlıyorlardı. Anlamayan Ecevit, Demirel olsa Haçlı Seferleri'nin başlaması içten bile değildi. Devlet Memuru Terim'i İtalya'ya gönderdiler, biz televizyonlardan Fiorentino maçlarını seyrederken, Lucescu Süper Kupa maçında Şampiyonlar Şampiyonunu indirdi. Bu Galatasaray'da artık fazla olmuştu ama. Çökecek sandıkları takım iki defa Şampiyonlar Liginden kalifiye olmuş, çeyrek finalde averajla Real Madrid'e geçilmişti. Yine ordaydık.

5. Şampiyonluk en kolay Şampiyonluktu. Çingene! Lucescu, ha indi ha inecekti. Galatasaray'a ilk ameliyatın yapıldığı sezondu. Fakat hasta narkoza bir türlü cevap veremiyordu. Çareyi buldular, Okan'la, Burak'a görev verdiler. Lucescu'nun ilk Şampiyonluğunu çaldılar. Bu takımı dağıtmazlar ise, işlerinin daha da zorlanacağını biliyorlardı. Takımı dağıttılar, en olmadık futbolculara, en olmadık takımlar buldular. Arif bile, Fatih Akyel bile yabancı takımlara gittiler. Lucescu'ya da enkaz bıraktılar. Bilmedikleri, hesap edemedikleri bir şey vardı. İyi futbolculara iyi futbol oynatmak için, iyi Hoca olmaya gerek yoktu. Ölüye top oynattı, Şampiyon olup ilk yüzbaşı ünvanını Florya'ya getirdi. Gerçek yüzbaşılık, sahte İmparatorluklardan çok daha kıymetliydi anlayana.

Kendisini Hoca sanan Motor sanat terk, çakma İmparator, iki devletin derin işlerini hallederek, İtalyan Devlet nişanı Comandatöre ünvanı aldı.

Galatasaray'ın işini başkası bitiremeyecekti. Bu ülkede iş adamlarına 1000 dolar karşılığında akıl veren adam, meslek lisesini bile bitiremeyen Fatih Terim'di. Yazık oldu güzelim, yanlız Ülkemize. Lucescu'yu ağlatarak kovdular. Öldürücü darbeyi indirmek üzere Terim'i memur ettiler.

Adamma Sarr, Felipe, Klodian Duro, Baliç, Pinto, Pratez. Harbiden büyük futbolculardı. Aklına eski kavak yellerinini estirdiği yılları geldi. Tuna Nehri'nde balık tutanları futbolcu sanıp çağırdı. Anca onlara ulaşabiliyordu, Petre,Tamaş,  Hagi'nin Popescu'nun yaptığını yaparlardı canım ne fakları vardı?


Frank de Boer, Lukunku, Xavier, Cristian, Revivo, bit pazarında ki tüm yabancı futbolculara Galatasaray forması giydirdi. İsmini hatırlayamadığımız varsa bizi affetsindi, Galatasaray morga kaldırıldı, kovuldu. Aldığı Şampiyon takımı Orhan Ak'la, Cihan Haspolatlı ile, Volkan'la teslim etti.

Milli Takımın başına verdiler tekrar. Bu kadar sadık adam, boşta kalacak değildi ya. Milli Takımın en başarılı hocası diye yutturdular. Şenol Güneş'in Dünya 3. lüğü kaynadı gitti. Bu arada morgtaki Galatasaray, leş takımlarla arada 2 Şampiyonluk daha çıkardı kendisi yokken. Aradaki Şampiyonluk farkı bir türlü Fenerbahçe lehine oluşturulamadı. Birinde imalat hatası Bursaspor mucizeyi başardı, Tüpçü ile Seramikçi, Aziz'i otobanda bekliyordu. Bu sefer de Karadeniz'in deli dalgaları şahlandı. Baktılar olmuyor, müdahale ettiler. Fenerbahçe Şampiyon yapılmış, Şebeke rahatlamıştı, Şebeke'nin 1 numaralı evladı, Milli Takımdan kovulmuş, Bodrum'da balık tutarken parmağını koparmıştı.

Fakat o da ne savcılar, köre atmış, topalı yakalamışlardı. Maçlarda hile olduğu ortaya çıktı. Fenerbahçe'yi kodese attılar. Fenerbahçe rahat Şampiyon olsun diye Beşiktaş'ın parasını sokağa atan Tüpçü'nün bıraktığı takım, menemenle beslenmeye başladı. Fatih Terim 8. takımı aldım diye ortaya çıktı. Şampiyon olduğu maçta, 8. olan takımdan hiç kimse oynamıyordu. O sene Galatasaray şampiyon olmayacaktı da, Elazığspor mu Şampiyon olacaktı?

Süper Final'de az daha Şampiyonluğu veriyordu. Sanki sonradan icat edilmiş gibi tam ağlayacaktı ki, Beşiktaş Fener'i yenip İmparator'a serum taktı. Beşiktaş'ın başında kankası Tüpçü olsaydı 10 puan fark atarak girdiği finallerden Galatasaray'ı 3. çıkaracaktı. Yine de onca transfere rağmen bize son saniyelerde alkol komasına girmiş vaziyette Aleks'in kullandığı serbest vuruşu seyrettirdi. Şampiyonlukla beraber canımızı da almıştı.

2 senede 2 takım futbolcu transfer etti. Fenerbahçe henüz beraat edememiş, Beşiktaş menemenden pirzolaya geçememişti. Takım hiç bir maçta iyi oynayamadan idare ediyordu. Şampiyonluğun kaçması an meselesiydi. Drogba ve Sneijder hamlesiyle aradan sıyrıldı. Şampiyon olamasa bahanesi hazırdı, takımın başında değil, çatılardan maçları seyrediyordu. Şampiyon olunca uzaydan da yönetirim diyecek, zaferi tek başına üstlenecekti.

2. ameliyatı yaptılar. Şampiyon olmayacağını ( olamayacağını değil) kuşları fısıldadı. takımın yerli futbolcuları Ptt ligi seviyesindeydi. En iyi kendisi biliyordu, bilerek zemini hazırladı. Kaçtı dersem, kendisine unvan vermiş olurum, KOVULDU. Türkiye'nin en büyük hocası dedikleri adam, 2 defa Ulusal Takımdan, 2 defa Galatasaray'dan kovulmuştu. Milan'ı saymıyorum, oraya zaten hiç gitmemişti.

Dışarıdaydı, Milli akımlardan kovulmuştu, Gala kötü geçen sezondan sonra bir büyük takım refleksi, gösteriyordu, Tudor son yıllarının en büyük futbolunu oynatıyordu, tek tehlike Terim'di. Tetikte bekletildi, bir türlü takım düşüşe geçmiyordu. Günahını almayalım ispatı imkansız içeriden birileri ihanet peşindeydi, belki de kahramanlık, bunu tarih belirleyecekti. İlk yenilgide Terim'inin kapısına gittiler. Tarihini bilmeyen kötü anıları tekrar yaşayacaktı. Lucescu'ya yapılanın bin beteri Tudor'a yapıldı. İmparator 3. defa Floryadaydı.

Sayıyoruz, ismini anmadığımız bizi affetsindi. nagatoma, onyekuru(3 defa) mitroğlu, Luyindama, Marcao, Saraççi, Nsonzi, Lemina, seri, Jimmy, Sekidika, Falcao, Diagne, Andone, Ozanfour, Babel, Omar, Etabo, Halil, Maho, gedson, Tedlin, çika, Boey, Vaan, Morıutan, Nelsson..., 2 şampiyonluk alındı. Sonuncusunu İmamoğlu'na yazsınlardı. Seçim kıl payı kazanılmış, tekrarında kesin kaybettirilecekti. Devlet takımının yöneticileri futbolu sümen altı yaptı, o arada temiz balık Göztepe,  Akbil'e geçirdi, son maça potaya girdik. 

Kaybetmesi için her şey hazırdı, bir önceki BJK maçında tüm stada küfür ettirilerek son maça  orijinal taraftardan mahrum çıkarıldı. Sahte Passolig'le girdik ordaydık. İlk yarı rezalet oynadık, yenik kapadık. Bari son maça taşısak, sahamızda bir şampiyon vermesek rızasındaydık. Bir mucize oldu, eğitimsiz taraftar kükredi, öne geçtik. Sonlara doğru ecel terleriyle 22. şampiyonluğu kazandık. 

Bir sonraki sezon son düzlüğe kazanırsa Şampiyon olacak şiarıyla girdi. Pandemi bahanesi oldu, sineye çektik.

Geçen sezon 1 gol averajla kupayı verdi. İkili averajı BJK maçında çok rahat kazanırdı. Acemi Sergen son 10 dakikayı 4. golü yememek üzere kurarken, İmparator 3-1 e çoktan razıydı. Yeter ki kazansaydı. Ligden düşmüş Denizli'ye fantezi yaptı, bir futbolcu daha elini öpseydi, Şampiyonluk riske girmiş önemli değildi. Akbaba penaltıya atamadığında hepimiz olanca içtenliğimizle küfrü basmıştık.

Son maçta tribündeydik, Malatya maçında davetiyeli kulübenin tam arkasında. Akbaba'yı kazanayım diye kaleye gelen ilk topu prensi Yeşil Sepet içeri aldı, İzmir'den iyi haberler geliyordu, bir gol daha attıramadı, ülkenin gelmiş geçmiş en büyük hocası. Maç bitti, çöktük, seneye görüşürüz diye önüne gelene çak çak yapan Necati'yi ödül olarak yardımcısı yaptı. 

Ve bugün gitti, kovuldu mu, istifa mı etti hiç önemli değil, bir devir kapandı. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak.  devrim mi karşı devrim mi oldu doğru analizi tarih yapacak.  

Fatih Terim vakası futbolumuzun en büyük yarasıdır. Deseleksiyondur, hiç hak etmemiş, futbol baronları tarafından seçilmiş, güdülmüş, bu anlamda verilen bütün görevleri layıkıyla yapmış bir yutturmacadır. Zaferler zayiat ister, birileri üzülecek elbet, kanın içine aksın, kızılcık şerbeti içtim de, düşmana koz verme, 7 maç sonra bir Avrupa Kupası daha kaldıracaksın, ayağa kalk. Yaşamdaki tek gerçek yol göstericin Galatasaraylılığın olsun.

Muhtaç olduğun kudret tribünlerde herkes gider biz kalırız diye gırtlak parçalayan Büyük Galatasaray Taraftarının nefesinde mevcuttur.

30 Ara 2021

Fatih Terim'in Onurlu Çıkış Yolu

 

Ey Büyük Gala Taraftarı; 

Takımın Tarihindeki en rezil neticelerini aldığımız şu günlerde durumdan vazife çıkarıyor, son çağrıyı yapıyorum.

Bu bir deklarasyondur; Fatih Terim ölene kadar, hatta öldükten sonra da en az bir 5 sezon daha ( o da acımız hafiflemişse) Galatasaray'ın başında kalmaya devam edecektir. Dışında bir hocayı düşeniniz varsa söylemeden önce bir kez daha uyarma hakkını en büyük maceraların kitabını yazmış biri olarak  kendimde görüyorum.

Sergen'in Vitor'un kovuluşuyla gidişiyle, Fatih Terim gidişi aynı şey değildir. Sen gidiyor musun Gala kötü netice aldı diye, Terim nereye gidecek? Gidecek başka mecrası mı var? Takım elendi, yenildi diye Gala otobüsünün şoförünün kovulmasını beklemekle Terim'in kovulmasını beklemek bana göre esastan aynı şeydir. 

Gala hocasının değişmesini istemekle Fatih Terim'in değişmesini istemek aynı şey değildir aklınızı başınıza devşirin.  Gala'nın başında 3 puanı alamadı, elendi diye kovulacak, veya şampiyon oluyor diye poh pohlanacak bir futbol takımı hocası yoktur. Galatasaray'la beşik kertiği yapılmış bir töre vardır. Adamlar 20 sene 6-0 ı konuştu, 200 sene daha konuşacaklar, Terim bırakıp gitse 2000 sene alay ederler kovduk diye. Kaldırabilecek misin 

Sen Gala taraftarısın, mezara koysalar tabutla gideceksin, Metin gibi gönülden sevecek, Hagi gibi sefanı sürecek, Terim gibi cefa çekecek, Alpaslan gibi peşinden koşacaksın. Elendin, üzül, kendi kanın içine aksın, sana rakip bile olamayacaklar, Ziraat kupasında yarı finale kalır mıyım derdine düşerlerken, sen en büyük maceralarının benzerini yaşayacaksın. 

7 maç sonra  bir Avrupa Kupası daha getirme ihtimalin var, onlar rüyasını bile göremiyor. Terim'i yollayacaksan kupayla, zaferle, meşalelerle, davul zurnayla yollayacaksın, şimdiden hazırlığını yap. O kupa gelmeden, 25. Şampiyonluk kupası ellenmeden Terim'i yollamaya kalkan Büyük Gala Taraftarının mezarını çiğnemeyi göze almış demektir. Hodri Meydan.

Fatih Terim'den daha büyük bir Galatasaraylı mı getireceksiniz? Galatasaraylı analar elbet başka Terim'ler de doğuracak, muhtemelen de doğurmuştur ama var mı sizin vaktiniz. Bizim vardı bekledik. 50 senemizi tribünlerde feda etmişiz, gittiği gün Seyrantepe'den öyle bir ağlarız, kuruyan Dolapdere taşar, hepiniz Haliç'e dökülürsünüz, benden söylemesi.

Onurlu Çıkış Yolu yok mu? var.

a-) Gala'da teknik direktörlük makamı kaldırılsın. Fatih Terim'le maç öncesi bilmem hangi takımın teknik direktörü yalandan selamlaşmasın. Öncesi sonrası başkası konuşsun. Titr aynı değil. 

b-) Büyük Gala Taraftarına yapılacak büyük bir anketle en az üç Gala STRATEJİST'i belirlenip Fatih Terim'in ömrü kadar mukavele yapılsın. Maçları sevk ve idare etsinler. Biri bir hamle yapalım derse, en az biri daha katılırsa yapılsın.

c-) İmparator'a  bir ad verilsin var zaten GRANDE olabilir. Arena'da sabit, deplasmanlarda seyyar bir taht yapılsın, özel bir kıyafet dikilsin, her maç aynı kaftanla makamında oturup, dosta güven düşmana korku vermeye devam etsin. 

17 Mayıs 2000 gecesi göklerde attığımız savaş ve zafer naralarını yeniden atmadan, 5. yıldızı İmparatorun göğsüne takmadan onurlu bir çıkış yolu yok. 

Bu konuda son sözümüzü, yeniden bir Avrupa Kupasıyla dönerken göklerde söyleyeceğiz. 


24 Nis 2021

Crear Dos, Tres Muchos Fanaticos De GALA, Esta Es Conrasena; Adios Grande, Gracias





Pek çok şey hatırlıyorum Fatih Terim. 5 numaralı formayla  7.9.74 de ilk çıktığın Giresunspor maçından, 2.6.85 deki Altay maçına, Kulübedeki, 10.8.96 Vanspor maçından, 15 Mayıs 2021 Malatya maçına kadar pek çok şey.

Karanlık gecelerde Trabzonspor'a son penaltıyı atarak aldığın ilk kupayı, Gala'nın  ezildiği bir maç sonu uzatılan mikrofona  ''Yenilse de büyük yense de'' diye kükrediğini, hakem Hamza Alan nezdinde henüz kurulma aşamasında olan Teşkilatın yüzüne tükürdüğünü, Milano sokaklarına hezimetine iddiaya giren Halil Özer'i dövdüğünü, taraftarın bilmediği pek çok şeyi.

Mithatpaşa Stadı, deniz tarafındaki kale arkasındayım. Rapid Wien'le 1-0 yenildiğimiz maçın rövanşına çıkmışız. 3-1 e taşımışız sonlara doğru, rakip üstümüze cehennem gibi çökmüş. Son pozisyon hala gözümün önünde Krankl vurdu Yasin'i geçen top ağlara gitmek ve biz elenmek üzereyken bir ayak girdi topla kale çizgisinin arasına, doksan dediğimiz yerin bir karış aşağısında. Samantha ilk adıydı, o zamanlar başı sıkışanlara yardım eden sevimli bir cadı vardı televizyonlarda. Allah'tan umudun kesildiği anlarda kendisinden umut kesilmeyenlere hep o cadının  tatlı ismi verilirdi. Biz de verdik.

Son şampiyon olduğumuz kadroya  dahil olmuştu. Unutulmaz maçlar, unutulmaz yıllar çocukluğumuzun geçtiği nesil bitmişti. Galatasaray'ın gelmiş geçmiş en büyük futbolculardan biri olarak, Kadıköy'den 40.000 kişiyle uğurlamıştık sahalardan, Büyük Galatasaray'ın büyük kaptanını. Bu onu ilk ve son uğurlayışımız olacaktı.

1996 yılının yazında  çıktı geldi, hiç gitmemişti, futbol tanrısının da bir hesabı vardı.Koskoca Fatih Terim'e seneler boyunca kaptan olarak elletmediği şampiyonluk kupasını defalarca aldırarak günahını temizleyecekti. Çok daha fazlası oldu, takım Avrupa göklerine UEFA Şampiyonu takım yıldızını bıraktığında Samantha'nın adı artık İmparator'du. Dünya döndükçe parlayaduracak olan Avrupa Kupası, Ali Sami Yen'e indiğinde Galatasaray son lig maçına şampiyon çıkıyordu. İmparator'un veda ihtimaline karşı, gitme diye ağlayan 30.000 kişinin arasında bende vardım elbette. Bırakıp gitti İmparator takımı, yapacak çok daha güzel şeylerimiz vardı oysa, eminim gitmese o takım, o gün verdiği imaj, çizdiği rotayla şampiyon Kulüpler kupasını da alırdı, nitekim almaya da ramak kalmıştı.

O zaman başladı benim Fatih Terim'le kavgam. Aslında sitem, sevmediğin birine sitem edemezsin. Benim Terim'e olan kinim Galatasaray'a geldiği için değil, gittiği içindi. Gidişiyle Galatasaray'a zarar vermişti. Galatasaray'a bilerek veya bilmeyerek zarar veren her kimse benim baş düşmanımdı. Galatasaraylılıktandı bunca savaş. Ben Terim'in Florya'da olmadığı zamanlardaki zebanisiyim. Dünya'nın en büyük  5 takımından birinin başında sahaya çıktığı zamanlar, bütün ülke gurur duyarken, ben tek başıma nefret ediyordum. Ne yapalımdı, herkesin gidecek bir yeri olurdu da bizim yoktu. Biz Galatasaray'la beşik kertiğiydik. Bağrımıza taş, yaramıza tuz basacaktık. Derman bulunmaz yaranın kanaması azdığı bir sezonun bitiminde geri çağırdık.

Bir hışımla başladı 3. Grande sezona. Takımı değiştirdi, 2000 ruhunu geri çağırdı. Galatasaray mutlaka o olmasa da şampiyon olurdu ama o olmazsa asla 2000 li yıllardaki ruh, heyecan, coşku olmazdı. ve bizim de ihtiyacımız olan şey futboldan, futbolcudan ziyade ruhtu. Grande sanki kaybolduğu yıllarda Ganj Nehrinde yüzmüştü, Dalay Lama'ya takılmış arınmıştı. Katmandu'da, Nepal'de evliya olmuştu. Kulübede dosta güven, düşmana endişe veriyordu. Sanki taraftarın ortalama görüşünü uyguluyordu. Hepimiz hocaydık, kimi istersek o oynuyor, kimi istemezsek tribüne gönderiyordu. Ve artık büyümeyi tamamlamış, küçülmüştü.

Çocuklar inanın, taraftar sayısı sanıldığı gibi kupalarla şampiyonluklarla artmıyor. En azından bizim için böyle. Biz Şampiyon olamadığımız 13 sezon boyunca büyüdük, takım Şampiyon olamadıkça durumdan vazife çıkarıp tribünleri doldurduk, doldurdukça gırtlaklarımızı parçaladık, takıma daha da bağlandık, bağlandıkça peşimizden gelenleri sürükledik. Bağıra bağıra Şampiyon olduk. Deplasman trenlerine otobüslerine bine bine kendine has bir Gala tribün ultrAsı, öğretisi oluşturduk. Övündüğün, yüz akın, yaşamındaki tek gerçek yol göstericindir, sahip çık. O çileli doktriner  eğitim yıllarının  en büyük kahramanı, öğretmeni Şampiyonluk kupasını kaldıramamış Terim'dir, iyi belle.

Biz bir his takımıyız, Dünyada futbol takımı hocasına ihtiyaç duymayan, kim gelirse gelsin başarısız olacağı garanti tek takımız. Biz deliyiz, azız, farklıyız. Ülkede futbolu tezgahlayan Teşkilatın belalısıyız. Ne zaman tabutumuza son çiviyi çakmaya bir cenaze levazımatçısı gönderseler, hatta gömseler mezarlardan fırlayan bir hortlağız.  Aldığımız kupaların, kaybettiğimiz Şampiyonlukların futbol takımı hocalığıyla alakası yoktur. Sebep sorumlu aramayın. Bize kulübede, ceza aldığında tepede tribünde bir yerlerde tek başına , Florya dışında hangi delikteyse başımız derde girdiğinde, ezildiğimizde tam yeniliyoruz dediğimiz anda göz göze geleceğimiz, omuzuna yaslanıp ağlayabileceğimiz biri lazım. Olsa söylemez miyim, inanın ondan başkası yok. 

Büyük Fatih, Samantha, İmparator, Grande; 

Gelmeseydi, hoca olmasaydı belki çok daha fazla Şampiyon olurduk, belki de çok daha az. Bunu bilemem, ama eminim, üç kıtada 30 dan fazla ülkede bayrak salladım, Avrupa'nın en büyük statlarının deplasman tribünlerinde tepindim,  Gala adı nerede yaşıyor yaşatılıyorsa yanında Terim'le yaşatılıyor. Macellan Boğazından Sibirya Bozkırlarına, Yeni Zelanda'dan Alaska'ya dünyanın 4 bir köşesinde kalbi Gala için çarpanların en az 1/3 ü Fatih Terim sayesindedir. Kaybedilen kupalar gün gelir fazlasıyla alınır, aldığımız en büyüklerinin de büyüğünü alabiliriz, taraftarlık bir çocukluk hastalığıdır. Ve sonuç ne olursa olsun Fatih Terim bir taraftar makinasıdır. 

Turuncudan iz taşıyan tok bir sarı, vişneye çalan koyu kırmızılı beşiklere düşen tek bir Gala taraftarı bebek, inanın benim için  şampiyonluktan daha değerlidir. Ve bu yazıyı yazan abiniz, yüzlercesine şahittir ki son on yıllardaki Galatasaraylı bebeklerin sebebi Terim'dir. 

İşte bundan dolayıdır ki Fatih Terim ölene kadar, hatta ölse bile, en az 5 sene o da acınız, yasınız soğumaya yüz tutana kadar  Galatasaray'ın başına geçirilmek istenen yer yüzündeki hiç bir hocaya razı olmayın. Benim bildiğim, istediğim  Galatasaray hocasını analar henüz doğurmamıştır, yoktur, direnin.

İki üç ve daha fazla fanatik Gala taraftarı yaratmak; Parola budur. Elveda Grande, Teşekkürler.


6 Eki 2019

Fatih Terim'e Açık Mektup



Hocam senin hakkında görüşüm nettir.
1- Sen futbol takım hocası falan değilsin, futboldan, futbolcudan, taktikten zerre kadar anlamıyorsun.
2- Hayatının sonuna kadar Galatasaray'ın başında kal, Guordiola, Tushel, Bielsa, Morinho gelse seni değişmem. Galatasaray'ın başında senden başka birini düşünemem.

Bu yaşıma kadar teklif bekledim, bu yaştan sonra da bana hiç kimse akıl danışmaz, en iyisi ben bildiklerimi sana aktarayım. İkimizinde sevinci, tasası ortak, ikimiz de sapına kadar Galatasaraylıyız. Hele şu en son Barça-İnter maçını ve onların Dünya'nın en büyük Hocalarının hamlelerini gördükten sonra artık hipotezimi ortaya atma vakti çoktan geldi. Bıraktık seni, Morinho, Ferguson dahil futbolu bilen bir tane hoca yok şu Dünya üzerinde. Adamlar maçı bir birlerine vermek için ellerinden gelenin fazlasını yaptılar da, maçı almak için ellerinden hiç bir şey gelmedi. Nitekim senin her sene Şampiyonluğu vermek için elinden gelenin fazlasını yaptığın, başaramadığın Gala'nın büyük takım refleksiyle baş edemediğin gibi.

Barca'nın idmanına git bak hocam, sonra da git Iğdırspor'un, Çemişgezekspor'un idmanına bak, seninkini zaten biliyorsun. Hiç bir fark yok, Endüstriyel futbolun baronları, lordları oturmuşlar bir Futbol Antrenörlüğü el kitabı yazmışlar. Bir düdük, bir talimat, Dünya'da ne kadar takım ne kadar Hoca varsa, hepsi aynı işlemi yapıyorlar. Hiç bir hocanın diğerinden ne bir eksiği, ne bir fazlası var. Senin avantajın, taş devrinden kalma olman. Daha büyük avantajın çalıştırdığın takımın en büyük taraftarı olman.

Hocam, senin suçun elbette yok, eline senin de tutuşturdular bir program onu uyguluyorsun. Bazı mottolar yazıyor el kitabında.
A-Galip takım, iyi oynayan takım değiştirilmez
B- Gol yemeyen savunmaya dokunulmaz
C- Yedek kulüben ne kadar ünlü, büyük futbolcuyla doluysa sen o kadar büyüksün,,,,. gibi.

 Z ye kadar sayarım ki tamamı yanlıştır.Sistemin birilerine daha ekmek çıkarmak için yarattığı, bulduğu yutturduğu düzendir. Her takıma 30 futbolcu aldıracaklar, bunların yarısını sakatlatacaklar ki devamlı çark dönsün. Binlerce hocanın yaptığı şey beni ilgilendirmiyor Hocam. Ben Galatasaray'ın hocasının düştüğü tuzaklara isyan ediyorum. Kaç dolar çarpıyor bilmem bu yardımcılarım dediğin reaya?   Sen takımı 1 saat kala onlara emanet ettikten sonra ne yapıyorsun Hocam, nerede takılıyorsun? Ameleye vermişsin milyon dolarlık futbolcularını, anasını ağlatıyor. Ayı Boss'a da aynı jimnastik hareketleri, Tüy siklet Emre Mor'a da Seri'ye de, koşu menzili sınırlı Feghouli'ye de, Falcao'ya da, dede Babel'e de. Ben tek tip spor hareketlerini ilk okulda ve askerde yapılıyor sanıyordum. Sen her maç en az 5 er km. koşturarak, futbolcuları yarım maç ettirerek, yorarak zaten sınırlı güçlerini tükettirerek maça başlıyorsun. Bu sistem küçük takımlara yarar, onların genç, ucuz futbolcuları, büyük takımın yaşlı ve tecrübeli futbolcularıyla en azından fizik gücüyle savaşabilmelerine kapı açar. Hadi ben bilmiyorum sen bilyorsun, faydası var. Peki neden sadece 10 kişi yapar bu salakça ısınma hareketlerini. Sonradan oyuna girecek 3 kişi bu mantıkla hiç ısınmadan oyuna girmiş olmuyor mu? Acaba sonradan girenlerin çoğu zaman bir işe yaramadıklarının sebebi bu mudur?

Hocam, bizim takımın yaş ortalaması 30. Ortalama maçta zaten 10 km koşuyorlar. Yalvarırım Alberto Barteli ve ekibini kovun gitsin. Bir faydası varsa hıyar oğlu hıyar olayım. Çıkar takımı 30 sene önce, senin zamanındaki gibi 10 dakika kala. Her futbolcu kendisinin doktorudur, nasıl adalesini hazırlayacağını bilir. Bilmeyeni zaten hemen kov. Senin oynadığın zemin kötü zemin, bari zemin bozulmadan, futbolcular diriyken, maçın başında hamleni yap, indir, aktif dinlenmeye çekil, sen de bizde keyifle bir maç izleyelim. Maça mı geliyoruz, tımarhaneye mi belli değil. Her maç bir futbolcuya sövüp, yensek de yenilsek de maça geldiğimize pişman olarak dönüyoruz.

Kaleci antrenmanına ne demeli? Valla Cem Yılmaz'ın aklına gelse, 3 sene idare eder, anlatır, millet gülmekten kırılır geçer. Çıkıyor Muslera sahaya takımdan 15 dakika önce. Kaleci Antrenörün kimse tanımıyorum tutuşturmuşlar bir reçete. 18 çizgisi içerisinde koşuyor, ellerini savuruyor, dizlerini çekiyor. Aynı anda Rizespor kalecisine bakıyorsun, simetri sanki. Kuğu gölü balesi, su balesi. Hareketler aynı. Madem aynı şeyler yapılacak, ne diye bu işler bu kadar para akıtılıyor. Ver malzemeci Veli'ye talimatnameyi, o da aynısını yaptırsın. Yazık valla, ben Muslera'nın yerinde olsam utanırım, bir an için stadyumda olmadığını, aynı hareketleri Taksim Meydanı'nda yaptığını düşün, deli diye ellerini kelepçelerler.  Ben 40 sene önce Yasin'in nasıl ısındığını hatırlıyorum. Yasin pervane gibi ellerini çevirir, sonra kaleye geçer bir iki şut çekerler maça çıkar, bir çataldan bir çatala atlardı. Bir maç dene hocam, Muslera'yı serbest bırak ne yaparsa yapsın maça öyle çıksın. Şimdikinden daha hazır, daha iyi durmazsa ben yine hıyar olmaya razıyım.

Hocam dedik, hepinizin elinde bir reçete var. 3 oyuncu değiştirilecek. 5 oyuncuya çıkarsalar hepiniz 5 er oyuncu değiştireceksiniz. Ya Allah için, benim gibi futbol dilencisi bir taraftar için, bir maçta da hiç kimseyi değiştirme be Hocam. Mecburmusunuz, oyunu durdurmaya, oyunun ritmini, dengesini bozmaya. Her maç 3 oyuncu girer, sonradan giren oyuncuların katkısıyla kazanılan maç sayısı % 10 u geçmez. Hiç değişiklik olmasa garanti veririm daha fazla maç çevrilir. Adam değiştirilecekse bile değiştirme gerekçeniz yanlış. Hata yapanı, kötü oynayanı değiştiriyorsunuz. Ben olsam hata yapanı oynatmaya devam ederim. Adam aynı hatayı bir daha yapmaz ki, bu sefer de böyle yapayım der, sonradan girip, ısınmaya katılmamış, ezik yedek oyuncundan çok daha faydalı olur. Ben olsam illaki adam değiştireceksem, en iyi oynayanı değiştiririm. Hiç hata yapmamışı çekerim kenara. Matematiksel olarak hiç hata yapmamış bir oyuncunun hata yapma ihtimali, daha önce hata yapıp akıllanmış olan futbolcunun, yeniden bir hata yapacak olma ihtimalinden daha fazladır.

Hocam fazla futbolcu başa beladan başka bir şey değildir. Banko 3-5 futbolcun dışında kalan herkes bir birinin düşmanı olmak durumundadır. Feghouli'nin oynamadığı maçta Falcao'nun atacağı gole sevineceğine beni kimse inandıramaz. Canlı doğasına, ekmek kavgasının şiarına aykırı duygulardır bunlar. Aynı işi yapıyoruz diyelim, benim yerime seni çalıştırıyorlar. Ben bundan rahatsız olmuyorsam adam bile değilim. Hoş endüstri bunun çaresini bulmuş, önce her futbolcuya cep dikmiş, sonra bizim gibi salakların paralarını doldurmuş. Bu yüzden değil yedek kalan futbolcu, tribünde bizim gibi maç seyreden Martin Linnes bile halinden memnun. Ama ben değilim hocam, öyle aman aman bir fark yok futbolcularında. Takım kadrosunu acil 15 kişiye indir. Hele seneye takımda olmayacağı garanti futbolcuları şimdiden kov. Kendini Babel'in yerine koy. Taraftarın tamamına yakını ana avrat küfür ediyor, gitmesi an meselesi. Sen oynarken seni kırk yılda bir oynatsalar, senede iki defa açılan futbolcu borsasından devamlı yenileme yapsalar, ve bir kritik maçta da- adına rotasyon demişler ki bilimsel olsun-, oynatsalar, Andone gol atsın da şöhreti, parsayı, parayı cebine koysun diye pas verirmisin, yoksa onun yaptığı gibi gücünün yetmeyeceğini bile bile 40 metreden şut atmayamı kalkarsın. Ağzıyla kuş tutarak gol Belhanda seneye olmayacak, adam keriz mi o pozisyonda topu Adem Büyük'e aktarıp gol attıracak, seneye olmayacağı, muhtemelen rakip olacağı futbolcuların şovuna ortak olacak. Benden söylemesi, Muslera, Mariano, Japon, Belhanda, Feghouli'yi acil kadro dışı bırak. Andone gibi zaman zaman oynattığın futbolcuları bir daha yedek kulübesine bile sokma. Eğer bu futbolcular hain değilse, kafa taslarının içinde beyin yok demektir. Bir faydası olmayacak emin ol Hocam, seni her maç biri yakacak.

Hocam elindeki kadro, Galatasaray tarihinin en iyi kadrolarından biri, ama sen kullanamıyorsun. Bu noktada bir sorum var sana hocam. Velev ki bu transfer döneminde Ronaldo ve Messi transfer edildi diyelim. Sen Arena'da Gençlerbirliği maçına çıkaracağın savunmayı elindeki mevcut futbolcu gurubuna göre yazabilirmisin? Soruyu netleştireyim, savunmaya kaç kişi yazarsın. 4 diyeceğinden Galatasaraylılığıma emin olduğum gibi eminim. Santrayı geçmeyeceği garanti takımlara karşı bile 4 savunma oyuncusuyla çıkıyorsan sen futbol takımı hocası değilsin Hocam kusura bakma. Dün gece ligin en kötü takımı Gençlerbirliğine bile 4 kişi dizdin, neyi savunuyorsun? Karşında düşman yok, sen kaleye en nişancı topçularını dizmişsin. Ben olsam Muslera'yı bile oynatmam, kalecisiz çıkardım dün maça.Koskoca Galatasaray'ın savunmaya ihtiyacı bir sezonda en fazla 4 maçta olur. Senin elinde ligin en büyük forveti var, o kahrolası sistem, ferman, talimatname yüzünden 4 kişiyi heba ediyorsun. Donk sezonun en kötü futbolunu oynadı, oynamasa ne değişecekti? Marcao, Muslera biraz iyi oynadı ne değişti. Selçuk İnan unutulmuş gitmişti, 10 sene oynamasın sonra tekrar çağır oynat aynı futbolu oynayacak, ne fark var. Takım 3 gün önce Paris'e tıkır tıkır futbol oynuyordu, aslanlar gibi savaşmış, göğüs göğüse çarpışmıştı. Değiştirmeye kıyamadım dedin, 3 lü savunmayı bozdun, çöpleri oynattın. Zır deli Belhanda'nın yaptığı doldur boşaltlara kafa vurmaya çalışıyor daha dünkü santrafor. Santrfora topu en efektif verme ihtimalli hiç kimseyi oynatmadın. Son dakika golcü diye aldığın çöpü çıkardın. Falcao'yu Ankara'ya bile getirmedin. Nedir bu egon Hocam büyük futbolcuyu sevmezsin onu biliyorum da, Galatasaray'ı da mı sevmiyorsun?

Hocam ben sana maç taktiklerini veriyorum. İstisna bir maçın var o da Schalke maçı. Sen büyük maçları halledebiliyorsun, sistem, reçete kendinden daha iyi takımlara söker, başta söyledim. Bu reçeteler küçük takımları büyük takımlara yem ettirmemek üzre yazılmış bunu biliyoruz. Varsın onu Schalke hocası düşünsün sen rahatsın. Ama sen senden küçük takımlarla oynamayı, hele ki geriye düştüğün maçı çevirmeyi bilmiyorsun Hocam. Daha geçen hafta çevirdim ya cevabın, benim için mazeret değil. Benim için o maçta neden 2-0 geriye düştüğün önemli, yoksa bu Galatasaray bu ligte her takıma yarım saatte 3 gol atmaya programlanmış zaten. Savunmaya 3 kişi koyacaksın hocam. Bana kalsa en fazla 2 kişi oynatırım langırt tahtası gibi de neyse artık o kadar da sistemden çıkartmayalım seni. Ben olsam Donk'u en geriye koyarım. Önlerine iki stoperimi yerleştiririm. Bunlar Marcao-Boss.İnan isimler önemli değil, kimi koyarsan koy, asıl iskelet kadronun dışında. Stoperlerden daha kazması kimse ilk topa o çıksın. Daha tekniği kademe yapsın. Onlardan seken topa emin ol Donk cankurtaran gibi yetişir. Gelişigüzel atakları böyle önlemeye çalış. Sete dayalı hücum yersen bu 3 kişiyi paralel olarak sanki bir mile bağlıymış gibi atağın olduğu yere kaydır, diğer tarafa ters kademe yapacak orta sahalardan adam çekersin. Kalecinin zaten Dünya'ca ünlü olduğu söyleniyor ki ben katılmıyorum. Topu oyuna degajla adam eksiltmeden oyuna sokuyor, pas trafiğinde yok ve bir yabancı kontenjanı işgal ediyor. Geçir Okan'ı kaleye ne olacak ki? Ha gol yedin, yiyeceksin tabi, önemli değil, hatta başlarda yemek avantaj bile olur. Bu Galatasaray'ın bir zamanlar geriye düştüğü anlardaki forsesine, futboluna doyum olmazdı, en iyi sen bilirsin o zamanları.

Orta sahada 4 kişi bulundur hocam. En teknik adamın kimse onu oyun kurucu yap. Bu kadroda en teknik adamı henüz görmedik, korkma Atalay'ı veya Taylan'ı oynat. Sağ ve sol tarafa birer salak koy. Kronometre tut her maç 15 er km koşacaklar.(ikişer kişi 2 ve 3 numaralı formayı 15 er km koşturacak) kaftan bu iki salak mevkisi için sağda Şener, Lemina solda Ömer Süeyman Luş önerim. Geberene kadar koşsunlar, kendileri bittik diyene kadar oynat. İstedikleri kadar kötü oynasınlar saha tut. Uzunzi- Seri orta sahayı tutar. İleride Emre Mor'u kesin ilk 11 koy, verim alamazsan Jimi'yle değiş. Falcao'yu top rakipteyken koşturma çeksin bir sandalye otursun. Top sende olduğunda, ortadaki 2 kişi daha hücuma katılacak, forveti 5 leyeceksin. Top rakipteyken tabyalar halinde ricat et. Ön siper geçilmişse ortadaki siperde karşıla hasmını. Zaten bu dizilişle başlama vuruşundan önce rakibi ürkütür, hücum yapma şevk ve iştahlarını kırarsın.

Her şeyi yaptın da yine geriye düştün. Maçın son dakikaları rakip Kanije Kalesi savunmasında. Çıkar Muslera'yı ver eldivenleri Donk'a sokelinde ne varsa. Ya herro ya merro, en fazla bir gol daha yersin. Gerisi maçtır zaten 3 ihtimallidir, kaderimize, hakkımıza razı olur katlanırız, gırtlağımızın olanca gücüyle bağırırız Hocam.'' yenilsende yensende taraftarın seninle''
,
Bu ilk 11 ine takviye olarak kaleci hariç 3 kişi daha rezerve cephane bulundur yeter. Kim olur bilemem, tüm kadroyu tanımıyoruz, gençlere güven, tutarsa tutar tutmazsa da boşuna ümit beslemeyelim.

Mertlikten, Galatasaraylılıktandır bunca savaşım seninle Grande. Seni bu camia içinde ailenden daha fazla sevdiğime inan, bunayana kadar, elin ayağın tutmayana kadar takımın başında kal. Sefa sürülecekse biliyorum ki kenarda yine sen olduğun müddetçe sürülecektir. Biz cefayı çekmeyi göze alarak, kabul ederek tutulduk bu amansız çocukluk hastalığına, Galatasaraylılığa.

Galatasaraylılığımın olanca ateşiyle kucaklıyorum, yolun ve bahtın açık olsun.

Not; Bu yazı 6 sene önce yine bir Gençlerbirliği maçı sonrası yazılmıştır, sadece isimler güncellenmiştir. Orijinali Fatih Terim etiketiyle blogtadır. Gala cephesinde değişen bir şey yok yani.