sampiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sampiyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 May 2021

Giden Şampiyonluğun Ardından

 

Sıcağı sıcağına çok ağır yazmıştım çok. Orijinal şekliyle yayınlasam ya tutuklanırdım, ya Büyük Galatasaray Taraftarından linç yerdim. Düzelte düzelte anca bu kadar oldu, küfür serbest, linç meşru. 

Cezası neyse ödenerek maçı canlı izleyecek 1500 kişinin içindeydim. Bunu bile beceremediler, itiraz gelince listenin yarısını sildiler, silinenlere denk geldim. Listeye ismimi yazdıran dostumun sayesinde Yusuf Günay gelip beni kapıdan aldı, Şampiyon olsak Xamax, Arsenal ve bu maçla birlikte taraftarlığımın Perfect Trick ini yapmış olacaktım. Yürekle, bilekle, inançla.

Taytı, turbanı bir kombine parası olan süslü kadınlar, kravatlı eşkıyalar, sanki son maça bir kez daha birbirlerine görünebilmek için kalmışız gibi selamlaşan, sarılan tipler. Ve tabi ki bağırmayan, bağırmasını bilmeyen. İnanın çocuklar Kızıltepe'nin bir mezrasında keçi yayan Gala taraftarı çocuk kadar üzülen gördüysem içlerinde şerefsiz olayım. Ben felç geçireceğim diye başkasının içtiği yarım suyu içerken onlar gülerek eğlenerek maçtan çıkıyorlardı. Aynı takımı tutmuyoruz. 

Kaçan Şampiyonluğu Galatasaray Karar Vericilerine yazıyoruz önce. Rakip takımların başkanlarıyla kanka olanlara, takımı dışarıda savunmayanlara, muhtemelen tehdit rica adını ne koyarsanız koyun, sanki Gala Şampiyon olmasın diye ceket ilikleyenlere, belki bir yağlı ekmek peşinde olanlara, gözlerinin önünde doğranan takım için itiraz edecek bir merci bulamayanlara, kısaca Şampiyonluğu satanlara yazıklar olsun.

Seçim olacakmış, benim tarafım yok. Hiç birinin reaksiyon göstereceğine inanmıyorum. Gelecek sezon bu sezondan daha beter olacak. Teşkilat aynı teşkilat, hakemler aynı hakemler, misyon aynı misyon. Galatasaray şampiyon yapılmayacak, birleşin. Aslında ülkede futbol Galatasaray'ın 2000 yılında oynanacak bütün maçları oynayarak, alınacak yerli yabancı bütün kupaları alarak morga kaldırıldı. O günden beri bu ülkede biz dahil hiç bir takım şampiyon olmadı, bunca manipülasyona rağmen de son senelerde Fenerbahçe olamadı. Demem o ki Teşkilat gayet mutlu, her sezon istedikleri takım şampiyon oluyor. Galatasaray'da Başkan, Hoca , hatta futbolcu bile olmasa 3 senede bir zaten Şampiyon atanacak, tıpkı Beşiktaş gibi. Teşkilata direniş manifestosuyla işe başlamayacak hiç bir başkan gidenden daha iyi olmayacaktır. Galatasaray'da bu sezon Başkan yoktu,  yine olmayacak, sezona kendinizi buna göre hazırlayın.

Sizi 3. yıldız sezonumuza geri götürüyorum. Sami Yen'de Fener'i 2-0 yendik. Kadıköy'de okul tarafındaki deplasman kafesindeydik. 1-0 Fener galip, takım 7 kişi kalmış, Lucescu direniyordu. Takımın başında Terim olsa, 2. adam atıldığında hakemi  tokatlar, kendi atılır, 20 maç ceza alır takım 6-0 ı daha önce görürdü. İkili averajla döndük. Bana deseler ki puan eşitliği halinde sen şampiyon ilan edileceksin, 2 puan eksiyle başlamaya fit olurum. Sondan bir önceki maç İzmit'teyiz, oradaydık. Yenersek son maça Yüzbaşı ünvanlıyla çıkıyorduk. İstanbul'a Şampiyon döndük, Terim takımın başında olsa sezonu kesin kaybetmiştik. 

Son maçta 2 gol peşine düştük, aslında oynadığın ilk maçta bir gol atsan şu ligde 20 puanla Şampiyon olacaktın. Linçe ufaktan başlayın, ya Fatih Terim'in futbol takımı hocası olmadığını kabul edeceksiniz, ya bilerek şampiyonluğu verdiğini. Biz sıradan taraftarlar BJK Hatay maçının devre arasında kıyameti kopardık maç şike diye. Ne Terim'den ne yönetimden sinyal gelmedi, averajla kaybedeceklerini hesap etmiyorlardı. Belki de ediyorlardı ki daha büyük olasılık, 10 kişi kalmış Denizlispor'a 15 dakika kala tek gol daha atamadılar.

Emre Akbaba'ya Gala'da kaldığı, yarın futbolu bırakıp yardımcı valiz taşıyıcısı olarak bile dönerse de ömrüm vefa ettiği sürece saldıracağım. Hem kinetik hem potansiyel şampiyonluğun kaybedilmesinin bir numaralı sorunsalıdır. BJK maçı 2-0 yenik takım, maçı bırakmışız, 3, 4 gelse umurlarında değil, hatırlayan vardır, ulan bir gol atın, averaja kalma ihtimali var, averaj bu sezon 4 puan değerindeydi. Averajı tutmak için Sergen 3-1 e yattı, belki de o rahatlıkla Karagümrük'e yenildi. Son dakikalarda iki yüzde yüz golü kaçırdığı an söz vermiştim. Averajla kaybedersek linç edeceğim diye. Benden kurtulmak için Başakşehir'e kaç aklın varsa. 

Çocuklar, son maçta ilk 11 görünce midem bulandı, kafaya koymuşum, mağlup takımdan, üstelik BJK de mağlupken, çıkarmasa sahaya dalacaktım. Benim ismimi listeye yazan hatırlı kişinin hatırına rezalet çıkaramadım. Bir de görünmeyen zararı var, o oynayacak diye kimler oynamadı. Son dakikalarda gol atmış da potaya öyle girmişiz. Geçin, Büyük Babel direnmese 3.lüğe demir atmıştık.

Gedson Fernandez'in sözleşmesine kim 10 maç banko oynatacaksınız yazdırmışsa saygıyla minnetle anıyorum. Kendisi şart koşmuşsa benim gözümde daha da büyüdü. Terim'e kalsa, taraftar da zaten ilk başlarda kızıyordu, hazır Emre Akbaba'sı da yanında, çoktan teneke bağlayıp, çocuğun istikbaliyle oynayıp tribüne yollamıştı. Çocuk kendini biliyormuş da son maçlarda bir büyük futbolcu izledik, uçurumun kenarlarındaki otlara tutunabildik. 

Şimdi küfür edebilirsiniz. 3-3 lük Manchester maçını Galatasaray Adasında Simoviç'le beraber seyrettim. O gece yemekte anlattıkları, kaleye geçen her kalecimiz için kulağımda her maç çınlar durur. Dünyanın sayılı kalecilerinden Enver Mariç'in öğrencisiymiş. Üç kaleci mottosu öğretti ki, yıllarca amatör top oynadım halı sahada bile kaleye geçemem, uçamam.

1- Top çerçeveden içeri girerken ayaktaki oyunculardan hiç biri kaleci değildir.

2- Top çerçeveden içeri girerken gol üçgeni( top ve kale direklerinin birleştiği alan) dışında kalan futbolcu kaleci değildir.

3- Yan topta kafa vurma mesafesinden gelene çıkan, daha yüksekten gelene çıkmayan kaleci değildir. ( bu 3. yü Hayrettin boşa çıkıp iki kafa golü yediği an eklemişti.)

O gün bugün onlarca kaleci geldi geçti, yarın Nouer, Navas gelse bu üç maddeye bakarak kaleciyi yorumlarım. Benim için her maç ilk maçtır. Sanki futbolcuların hiç birini tanımıyorum, ilk defa izliyorum gözüyle değerlendiririm. Muslera, en azından Simoviç ve benim gözümde kaleci değildir. Son iki maç iki felç kaçan şampiyonluk. 

Saraççi, Linnes, Taşdemir, Kılınç, Ömer Bayram, Arda, Babel sol kanat futbolcu kaynıyor. Tanıdığı tek bir futbolcu var, Onyekuru'yu aldırdı. Nefret ediyorum dersem benden nefret eden çıkacaktır, ama nefret ediyorum. Kötü oynadığı için değil, zaten o tarafına bakmıyorum, çöp, Babel'e, bir önceki sezonun en iyi futbolcusu Ömer  Bayram'a haksızlık yapılmasına sebep oldu. Zaten yoktu da hiç olmasa kesin Şampiyonduk.  Hızlı koşuyormuş, verin bana 1 haftalık harcırah, alın gidiş dönüş biletimi gönderin Afrika'ya, ayda 10 bin dolar maaşla Onyekuru'dan daha iyi 10 futbolcu getiremezsem canlı yayında kafama sıkayım.

Bir mottomuz vardı tarih oldu, hatta iki. Hakemi de yeneceksin, biz bitti demeden bitmez. bu laflar ilk söylendiğinde 15-20 hakemden 1-2 şerefsiz bizim maça denk gelir, o maçta da pozisyonlar yardım eder takıma kıyarken söylerdik, hakemi de yeneceksin diye. Şimdi öyle mi hepsi aynı, hangi birini yeneceksin, hakemler bir köy kahvesinde toplanıp kimin şampiyon yapılacağına karar veriyorlar. Ya işin başında direneceksin ya sana sıra gelmesini bekleyeceksin. 

Biz bitti demedik, eğer Beşiktaş berabere kalsa biz de yenemeseydik o zaman bu slogan anlam taşıyacaktı. Bu sezon bitti diyen ne yazık ki biz olmadık. Kalem ilk maçlardan kırılmıştı.

Bir de şu yardımcı dedikleri eski futbolculara bir kaç laf söyleyip kapatayım. Aslında bu bölüm yoktu da Ümit Davala güleriz ağlanacak halinize diye bir post paylaşmış. Ayda 120 milyon kemiksiz kaldıran bu çöpün tabi diğerlerinin de yaptıkları işi anlatayım. Yardımla alakaları yok bir kere, ayrı oturuyorlar, buz kovasında oturup içeriye küfür hakaret yağdıran ( bu arada tespit ettim Taylan Antalyalı'yı net hiç sevmiyor, her hareketinde bağırıyor, önümüzdeki sezon kadro yazanlar ilk 11 yazmasın oynatmaz) Terim'e en yakını 10 metre asosyal mesafede. Bağırıyor Kerem'i çıkar Ömer'i sok. Ümit koşarak ısınanların yanına gidiyor veya o da bağırıyor, Ömeeerrrr, bir makbuz var doldurup 4. hakeme veriyor, çıkarken Kerem'in sırtını sıvazlıyor, gollerde de çak çak. GS lisesinden başarılı bir kaç öğrenciyi al yanına bakarsın bir akıl verirler. Bu yalamaları, spor çantası taşıyıcıları taşımak zorunda mıyız? Bodrum'un yarısını aldın sayemizde çok seviyorsan malikânene kapıcı yap. Yardımcı dediğin adı üstünde sen olmazsan senin yerine geçecek adamlar. Gidersen Florya'ya çaycı yapılmayacak adamlara hakkımı helal etmiyorum.

Son tahlilde Şampiyonluğun satıldığına, bilerek isteyerek olunmadığına eminim. Adını andıklarımın hiç birinin  umurunda değil, travmayı atlatamadım,

Hep biz olduk ağlayan. 

13 Kas 2016

18. Şampiyonluğun Kuyruk Acısı

ŞAMPİYONLUĞUN KISA HİKÂYESİ:
Galatasaray, tarihinin en kötü sezonunu geride bırakmıştı. Tabela olarak belki çok daha kötü yerlerde bitirdiğimiz sezonlar vardı, ama oyun olarak, futbolcu kadrosu olarak en azından ben, daha kötü bir sezon seyretmemiştim. Tek bir sezonda 3 hoca- ki biri Dünya çapında hoca, diğeri Galatasaray’ın efsanesi Hagi’ydi- değiştirmiş, Başkanı, kellesini kurtarmak için kulübü bataklığa sürüklemişti.

Galatasaray kongresi belki de ilk defa taraftarla aynı görüşteydi. Galatasaray’ı rezil eden yönetimi bertaraf ederek, yerine devrimci, vizyon sahibi Ünal Aysal’ı getirmişti. O da çok geçmeden, hepimizin tahminini doğru çıkararak Fatih Terim’i Florya’ya davet etti. O andan itibaren zaten hepimizin içi rahattı. Ta ki son maçın son dakikalarındaki kısmi felç durumumuzu ihmal edilebilir sayarsak. 

Fatih Terim teşhisi çabuk koydu. Galatasaray kalecisiz oynuyordu. Geride kazmalar, önlerinde BAM, ileride yılkı atı gibi sakat Kewell, kenarda çırak gelmiş, çırak gidecek Bülent Ünder. Film, korku filmiydi. Operasyonu bekletmek, enkazı yaratanlarla aynı ihaneti Galatasaray’a yapmak demekti. Yabancılar paralarını alıp kaçtılar. Kaçmasalar sıra dayağından geçirileceklerdi. Onların yerine sopayı yerliler yedi. Taraftarlık hayatımı zindana çeviren Mustafa Sarp kovuldu önce, ardından Kalli’nin antrenman topçusu diye getirdiği Barış.  Gitmeyip, kalanları daha Çetin! işkenceler bekliyordu. 

Taraf olmadığımdan, yabancı maçları pek seyretmem. Güzel oynayacağı garanti, Platini’ler, Cruyflar, Blohin’ler, Maradona’lar tarih olduktan sonra olsa olsa bir tek Messi’nin maçına denk gelirsem izliyorum. Bu yüzden yabancı futbolcuları pek tanımıyorum. Gelen transferler içinse parametrem çok basittir Tanımadığım biriyse, yani bu sezon Galatasaray’a gelen yabancıların tamamı öyleydi, ilk çıktığı maça bakarım.  Ya Melo gibi çıktığı ilk maçta, ben futbolcuyum diyecek oynayacak, ya da Riera gibi bütün bir sezonu, ızdırap çektirerek tamamlayacak. Kalecilerimize lanetle baktığımdan kaleye kim geçerse geçsin razıydım. Kaldı ki Muslera’yı kıta şampiyonu gördükten sonra içimiz tamamen rahatladı. 

Takım, ilk lig maçına çıktında, gözlerimize inanamadık. Savunmadaki iki kazma yine iş başındaydı. Ebu, bütün mevkileri tavaf ettikten sonra dönebilecekti hücum beki mevkisine. Belli ki Hoca, kimsenin günahını almak istemiyordu. Ya kabahat futbolcularda değil de hocalardaysa. Belki o yüzden Aydın’ı ilk maç, ilk 11 oynattı. Aydın çakmak taşıydı, ateş çıkacaktı çıkmasına da, her çakışta çakacağının garantisi yoktu. Nitekim ilk maç çakamadı, basit bir düzeneğe ihtiyacı vardı Hoca’nın. Çakmak icat edilecek, Aydın bundan böyle ihtiyaç halinde ne zaman çakılırsa ateş alacaktı.

Kazım’a özel bir sempatisi olduğunu düşünüyorduk. Siz bilmezsiniz, ben bilirim, ben oynatırım refleksiyle onu da oynattı. Baros’u sanki gol atamasa da kovmakta haklı olsam düşüncesiyle tek başına bıraktı gol yollarında. Yıllarca Sabri’ye katlanmış taraftar, işkence çekmeye devam ediyordu. Ne olur, isabetli bir orta, dağlara taşlara gitmeyen bir şut. Olmadı, peş peşe kötü sonuçlar, kötü futboldan sonra, Galatasaray’ın beter olmasının sebebinin Hocalar olmadığına kanaat getirdi. Futbolcular kötüydü, taktik büyük takım taktiği değildi. Galatasaray gibi bir takım, oynadığı bütün maçları kazanmak için oynamalıydı. Kaleyi savunmaktansa, karşı kaleyi abluka altına almak gerekti. Fatih Terim’in en iyi bildiği yerden gelmişti soru. İlerideki mile, Baros ile Elmander’i dizdi. Arkalarına sezonun en büyük futbolunu oynayacak olan ikiliyi monte etti.

Bir maçta baktık ki, Engin Baytar namlı arıza bir futbolcu ilk 11 başladı. Hiç birimiz, onun banko bir futbolcu olacağını öngörmemiştik. Nitekim bizim gibi yönetim de öngörmediğinden sözleşmesine ilk 11 kotası koymuşlardı. 25 maç banko oynayabilirse, iki misli para alacaktı. İlk maçını seyrettikten sonra, biz kendisini Milli takıma layık gördük. Galatasaray muhasebecisi, paraları saymaya başla sındı, Galatasaray ilk bombayı patlatmıştı. Fakat yine de işler, bizim istediğimiz gibi gitmiyordu. Gökhan-Servet ikilisi sırayla takımda Ufo’nun yanında boy-kıç gösteriyordu. Kaleci bile henüz kendini taraftara kabul ettirememişti. Sebep belliydi de, Terim ne zaman kafa koparacaktı. 

Gaziantep maçı imdadımıza yetişti, Terim’in yapmadığı, belki daha sonra yapmaya karar verdiği operasyon gerçekleşiyordu. Cam Gökhan, beklenen omuz sakatlığını sahaya yansıtmıştı, birkaç hafta kesin yoktu. Sümüklü, olanca somurtkanlığıyla oyuna girdi. Hayatının hatasını yaptı. Kırmızı kartlık bir hareket yoktu, çünkü Servet 5 tane gol yedirir, yine de atılıp maç başı paradan olmazdı. Hakem bize acıdı, Servet’i sadece sahadan değil, Galatasaray’dan da attı. Galatasaray’ın yenildiği maça ilk defa üzülmemiştim. Artık hiçbir şey bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı.

Bir sonraki maç Kayseri deplasmanıydı ve takımın tandemi, Semih Kaya- Ufo ikilisiyle oluşturulmuştu. Ve hepimiz, maçtan ziyade Semih’in oynayacağı futbolun merakı, telaşı içindeydik. Bu maç Galatasaray gol yemez ise, üstüne Semih beklediğimiz futbolu oynarsa iş tamamdı. Oynadı, ilk lig maçını oynayan bir futbolcudan çok daha fazlasını oynadı. Sıra Arena’daki Fener maçıydı. Semih ilk kez taraftarın karşısına, bir büyük maçla çıktı. Üstüne aynı maçta Emre Çolak’ da sahadaydı. Her ikisi de mükemmel top oynadılar. Yıllar önce Gerets, Fener maçına, Orhan Ak, Cihan Haspolatlı yerine, Uğur Uçar, Ferhat Öztorun’la çıkma cesaretini göstermiş, yenilmiş ama Galatasaray’ın kahraman hocaları defterini imzalayarak gitmişti. Bülent Korkmaz’ın Semih’i oynatmaya CESUR dediğimiz yüreği yetmemiş, kendi öz yurdundan kovulmuştu. İmparator, boşuna imparator değildi, Semih’i oynatmıştı, yetmemiş Emre’yi de salmıştı Büyük Galatasaray taraftarının önüne. Galatasaray, maçla beraber, kendi ocağından çıkardığı iki genci kazanmıştı…

Bundan tam bir sene önce, 8 Mayıs 2011 tarihinde, Kartal Stadında, Giresunspor maçına çıkıyordu Semih Kaya. Bir topa vuramadı, 3-5 balıkçı kendisine sövdü. O an Bülent Korkmaz’a 16 yıl boyunca yaptığım bütün tezahüratları geri aldım, olanca kinimle küfür ettim. Ve Semih’e doğru bağırdım.’’ Çocuk, 2 sene sonra bu ülkenin Ulus takımın durdurucusu sensin’’ üzülme diye. Muhtemelen duymadı, zaten yanıldım 6 ay sonra Milli Takımda oynadı. 13 Mayıstaki Şampiyonluk kupası töreninde 60.000 kişi ismini haykırdı, ey büyük futbol tanrısı sen nelere kadirsin. 3-5 balıkçının Kartal’da oynamasına katlanamadığı Semih Kaya’yı, milyonlarca Galatasaraylının gözbebeği yaptın.

Futbol tanrısının torpili sadece Semih için geçerli değildi. Galatasaray’ın gerileme yıllarının baş sorumluları taraftar için BAM üçlüsüydü. B ve M den çabuk vazgeçtik de, A için durum farklıydı. 10 sene bu takım içerisinde, unutulmaz ne maçların büyük kaptanıydı. Gitse, bu 10 seneyi de silip süpürecek, adı lanetli futbolcular listesinde anılacaktı. 18 numaralı Galatasaray Kaptanı, 18. Şampiyonluk kupasını kaldırarak gitti. Kadıköy’ün soyunma odasının duvarına şampiyonluk imzasını atarak veda etti. Galatasaray’a gelmek hiç önemli değil, önemli olan Galatasaray’dan gidiştir, yolun açık olsun Galatasaray Kaptanı, gidişin muhteşem oldu. 

Bir büyük çıkışta Emre Çolak’tan geldi. Önceki sezonlarda da, Emre hocaların dikkatini çekmiş oynatılıyordu. Çok cılız bir görüntüsü vardı. Sanki korner atsa yetiştiremeyecek gibiydi. Tamam, çok iyi, ileriye doğru, çalım atmasıyla adam eksiltebiliyor, hücum bölgesinde fazla futbolcuyla bulunmamızı sağlayabiliyordu. Ne var ki bir şeyler eksik kalıyor, bir türlü Galatasaray’da oynayabilecek seviyeye gelemiyordu. … maçında ceza sahası dışına doğru …topu Emre’nin önüne yuvarladı. Arena,’’vurmaaaa’’ diye bağırdığında her şey için çok geçti. Top Emre’nin ayağından çıkmış, bir Hagi vuruşuyla kendi ekseni etrafında bile dönmeden çatala doğru gidiyordu, ivmesi artarak, mümkün olan en fazla hızıyla. O şutu atabilen çocuk, Galatasaray alt yapısından artık takıma hoş gelmiş sefa gelmişti. 

Engin Baytar’ın yoluna da kırmızı halı serilmiş değildi elbet. Daha birkaç sene öncesine kadar Almanya’nın bir kasaba takımında, gurbetçi gariban bir ailenin çocuğu olarak 3 e, 5 e bakmadan Mark için ırgat olmayıp, top peşinde koşmuş, yolu Maltepe sahiline düşmüştü. Artık anlı şanlı Maltepespor’umuzun da gurbetçi bir futbolcusu vardı. İlhan Cavcav'ın Maltepe'de ne işi vardı da Maltepespor maçına gelmişti acaba? Gençlerbirliği'nin kadrosuna kattılar. 3 takım sonra Karadeniz’in yolunu tuttu. Mert, delikanlı, sinirli, arızalı, kavgacı bir futbolcu tipiyle Trabzonspor’a yakışırdı. Şenol Güneş yerine Ali Kemal Denizci, Trabzon hocası olsa Engin Baytar’ın heykelini Sümela Manastırı’na dikerlerdi. Ama Şenol Güneş, Trabzon için gereğinden fazla efendiydi. Pislik futbolcuya tahammülü yoktu, ben uğraşamam, Fatih Terim uğraşsın diyerek İstanbul’a postaladı. Dinsizin hakkından imansız geldi, takımın kahraman futbolcularının arasına adı yazıldı, soyunma odası duvarında imzasını kazıdı. Zıplayan Arena, ismini haykırdığında taraftarın huzurunda sarı kırmızılı atkıya gözyaşlarını siliyordu.    

Rüya ile gerçek karışmıştı bir kere. 2000 yılı DEJAVU oluyordu. 17 Mayısta Parken Stadında olanlar, uzun süre yaşadıklarını rüyaya yoracaklardı. O gün o maça taraftar olarak gitmeyi bile hayal edemeyecek kimi futbolcular, UEFA kupasını ellemişlerdi. Bundan önceki 3. Saraçoğlu maçıydı. Kadıköy tarafındaki kale arkasının kafesinde Yekta Kurtuluş, Galatasaray taraftarı olarak tepiniyordu. 3 sene sonra futbolcu olarak en değerli Şampiyonluk kupasını elledi. Yaşadıklarının gerçek olduğuna en az birkaç sene Yekta’yı kimse inandıramazdı. Bırakalım bütün bir yaz boyu uyusun, rüya gördüğünü sansındı. Söz uçup gider, yazdıklarımız şahit olacaktır o güne ki, Yekta Kurtuluş, oynasa da oynamasa da Galatasaray Tarihinin unutulmaz futbolcularından biri olarak göğsüne yıldız takmıştı.

Maçlar yaşanmış, bitmişti. Bir Şampiyonluğun ötesinde, özlenen Şampiyonlar Ligi maçları beklenecekti artık. Şampiyon olmak, bir araçtı, Avrupa’nın o büyük Şampiyonlarını yenebilmek için Şampiyon olmaktan başka yol yoktu. Galatasaray Taraftarı başı dik yürümüştü, kupayı Saraçoğlu’nda alacağını söylemişti. Son dakikaları koma sarhoş, yerlerde sürünerek seyredebilmiştik, ömrümüzden ömür gitmişti, Galatasaray’ın canı sağ olsundu, yollarına gençliğimizi harcamıştık. Birkaç dakikanın lafı mı olurdu?

Kurulsun masalar, içilsin rakılar, şaraplar, atılsın naralar, çekilsin halaylar. Zaferin kutlu olsun şanlı Galatasaray. 
     
Bunlar da il

24 Eki 2016

Beşiktaş Şampiyon Olamayacak



Teoremi başlığa yazdık, Hipoteze geçiyoruz.

3 ana sebebimiz var,

A- SİSTEM

B- TEKNİK, TAKTİK, MEVCUT DURUM

C- MOTTO

İşin kolayına kaçmak isteyenler C şıkkını okuyup konuyu kapatabilir, okuma derdinden kurtulabilir.

A; SİSTEM, ŞEBEKE, KÜS( Koç, Ülker, Sabancı)

Türkiye'de futbolu Şebeke idare etmektedir. Şimdilik devrede değildir, önce oluruna bırakırlar, sonlara doğru fişi gereken prize sokarlar. Şebeke'nin Şampiyonluk paylaşımları 10 sene için şu şekildedir. 4 Fenerbahçe, 4 Galatasaray 1 Beşiktaş 1 de kaza bela imalat hatası şampiyonluk, ya da müdahale etmekte geç kaldıkları delikanlıca oynanan sezondur. Bu sezon öyle bir sezon değildir. Çünkü Fenerbahçe sırasını savamamıştır.

Şampiyonluk satılıktır. Fenerbahçe'ye satarlarsa maksimum karı elde ederler. Hele bu sezon satabilirlerse ballı ekmek kadayıfı yerler. 3 yıldızlı bütün ürünler Boklu Dere'ye atılır. Gerçi aynı sebep Beşiktaş için de geçerlidir de, Abbasağa'da 2 yıldızlı formaları yakacak tinerci sayısıyla kıyaslandığında Beşiktaş'a satmaya karar verecek kadar aptal bir oligarşi bizde mevcut değildir. Fenerbahçe'ye satamazlarsa diğer ensesi kalın müşteri Galatasaray'dır. Galatasaray Şampiyon olursa kardan zarar ederler. Kimse yeni forma, ekipman almaz. Galatasaray taraftarı lağım medyasına da itibar etmez, görüntü ve gürültü kirliliği yaratmadan, Şampiyonluk coşkusunu 1 haftada gündemden düşürür, Şampiyonlar Ligine hazırlanmaya başlar.

2 baba müşteriye satamazlarsa Beşiktaş'a mecburen verip bari zarar etmeyelim derler. Geçen sezon 10 yılda 1 hakkını kullanıp, cepten yedikleri için 2 cari yılı karsız kapatmaya göze alamazlar. Beşiktaş bu sezon da Şampiyon olursa futbol batar. Hele Trabzon gibi, Bursa gibi hesapsız müşteri çıkarsa hepten zarar ederler. Bu yüzden kimse ligin en büyük takımı Başakşehir'i dikkate bile almaz. Yeri en fazla 4.lüktür.

Şebeke bu durumda Fenerbahçe'yi bekleyecek. Umut kesildiği anda da Lağım Spor Medyasının Beşiktaş'a saldırın butonuna basacak. Fenerbahçe'yle Beşiktaş'ın yıldız eşitliği pazarın hassas dengesini bozar. Alıcıyı maymuna çevirir. Aziz Yıldırım'ı içeri atmadan, Fenerbahçe'yi esir almadan Beşiktaş'ı asla Fenerbahçe ile aynı sıklette maç yaptıramazlar. İzleyin bakın Rıdvan, Altan Tanrıkulu tehlikeyi ilk fark edenler. Galatasaray'a şirin görünme yarışında ilk deparı onlar attı. Diğerleri peşlerinden gelecek.

Yani Şebeke dağılmadığı sürece ki- uzun yıllar dağılmayacağı da aşikar- 3 takımın dışında hiç bir takım Şampiyon olmayacak, son Şampiyon da en az 7-8 yıl nadasa çekilecek.

B; TEKNİK, TAKTİK, SAHA İÇİ, FUTBOL AKLI

Beşiktaş'ın Hocası büyük takım hocası değil, Kalabalık oyuncu gurubunu barış içerisinde sezon sonuna kadar taşıyamaz. Şenol Güneş'in hem kaleci, hem hoca olarak şu ana kadar oynadığı en büyük takım Galatasaray. (Milli Maçı saymıyorum, o takım büyük takımdı, başında Hoca'ya gerek bile yoktu) En kuvvetli en hazır oldukları, Stadlarının ilk derbisinde gördük. Hezimetten kurtuldu. Üstelik Galatasaray bu sezon için yarım takımla sahadaydı.

Galatasaray'ın 25 milyon futboldan anlayan Hocası var. Dolayısıyla kulübede ayakta duran JORBEY'e her an yardımcı. Beşiktaş taraftarının futboldan anladığı söylenemez. Önlerine ne konursa onu yerler, daha doğrusu içerler. Şenol Güneş şu ana kadar Hocalığını konuşturması gereken bir durumla karşılaşmadı. Kendiliğinden yürüyor. Geçen sezon verilen Şampiyonluğu ben aldım sanıyor. Ve hata yapmaya müsait, mutlaka patlayacak.

Elinde kaleye kim geçerse fark etmez dediği 2 kalecisi var. Büyük takım için en büyük dezavantaj. Bakın Volkan Demirel'e, 2 sezondur patlak, neden? Çünkü kaleyi kaptırma ihtimali var, tedirgin. Muslera öyle mi? 50 tane hatalı gol yese yine kalede, rahat güvenli. Tolga Zengin 2 Şampiyonluk görmüş kaleci. Bütün bir sezonu kenarda bekletemezsin. Şimdiki kaleye geçen diken üstü maça çıkıyor. 2 kötü gol yeyip takım yenilse ilk onun kafasını koparacaklar. Kalecilik yapanlar bilir, rahat değilsen dandik gol yemeye hazır olacaksın.

Bir iş yerinde 5 sene çalışan işçi mafyalaşır. Patron onlara söz geçiremez. Oğuzhan, Olcan bu takımın ağır abisidir artık. Pastadan pay alamazlarsa ortamı dağıtırlar. Mecbur oynatacak, küçük maçın büyük futbolcuları Hocaların baş belasıdır. Oynadıkları maç efsane top oynayacak, kesemeyecek. Şenol Güneş için en uygun olanı takımda bazı futbolcuların sakat olması. Banko oynayacak futbolcuların 15-16 yı geçmesi durumu Şenol Güneş için hiç iyi değil.

Göl bölgesinde de aynı bela mevcut, Kimi koysa atıyor ligin başında, ortam kızışmamış. Süre alan adam ben atayım derdine düşecek. Beşiktaş golcüleri bu sezon çok gol kaçırır. Şimdilik 2 kazmanın uyumu sayesinde gol yemeden attıkları için, kaçan gollere vah çeken yok. Defansın en önemli futbolcusu Tosiç her maç kırmızı kart potansiyelli. Yukarıdan emir almayan bir hakeme denk geldiğinde atılır, penaltı yapar. Yarın kaleciler de önemli bir maçta cortlayınca göreceğiz.

Beşiktaş bir Winner takım değil, takımda Dünyaca tanınan tek oyuncu Quarizma, o da an meselesi kulübeye düşmesi. Şampiyonluk yarışında Vodafon'da yenemediği takımla Telekom'da oynayacak. Allah o maça düşmanı düşürmesin.

Beşiktaş Taraftarının faydadan çok zararı var. Maçın başında gürültüye başlıyor gol istiyor. Oyuncuların çoğu yeni, alışık değil strese girecek. Stadyum bir semt takımı için fazla büyük, hiç bir maç dolmaz. 25.000 kişi olsan boş görünür. Maçı etkiler.

Bu bölümde saydığımız olumsuz faktörler mutlaka Beşiktaş'a çok ciddi puan kayıpları yaşatacak.

C; MOTTO, AMENTÜ, TÜRK FUTBOLU'NUN DEĞİŞMEZ,DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF BİLE EDİLEMEZ MADDESİ

Galatasaray ben Şampiyon olacağım dediği sezon, yönetim,taraftar, futbolcu DNA çift sarmalı devreye girer. Galatasaray'ın tarihinden gelen haslet, hars ve hulusu tribünle bütünleştiğinde Şampiyonluk kaçırdığı görülmüş şey değil. Bu sezon işte o sezon.  Aslan sofrayı kurdu. Davetliler içinde Beşiktaş ve Fenerbahçe yok. Davetliler listesinde adları yoksa bilsinler isimleri menüde yazıyordur.

Galatasaray ben Şampiyon olmak istemiyorum diyene kadar bekleyecekler. Dededen kalan Riva Çayırını, çöktükleri Florya bayırını sattılar, Tok Aslan'ı ağırlamakta çok güçtür. Uzun süre sofradan kalkacağı da yok.

Şimdiden Galatasaray'ın Şampiyonluğu kutlu olsun.

6 May 2013

Ağla Galatasaraylı Ağla; ŞAMPİYON 4-2 Sivasspor

Her şey, ligi kepaze olarak bitirmiş takıma 3 gün sonra transfer olan Selçuk İnan'la başladı. Fatih Terim'in gidecek yeri yoktu, mecburiyetten bir kere daha sefer görev emri çıkmıştı Grande'ye. Ama Selçuk'un gidecek pek çok yeri vardı. Ama işte, gel gelelim sarı kırmızı gözlerin hareleri, bir aslan olabilmenin büyülü coşkusu kendisini Arena'nın Aslanlı Yolu'ndan geçirmişti bir kere, geri dönüşü yoktu. Dün gece, 50 metreden gelen topu üst baldırıyla düzeltip, destansı bir çalımla son adamı geçip, kafayla topu düzeltmeye çalışıp, imkansız vuruşu Şampiyonluk golü olarak Büyük Galatasaray Taraftarının kalbine doğru yolladığı an da, o öksüz tavrımı takıp, göz pınarlarımdan iki damla yaşın önüme akmasına engel olamadım. Bu gol, bu yaşlı buğulu gözlerin gördüğü en büyük goldü. Selçuk İnan golüydü, Büyük Galatasaray'ın büyük futbolcu golüydü. Bu gol binlerce çocuğun daha, Galatasaraylı olma sebebiydi. Duran top ustaları çocuk taraftarların kahramanlarıdır. Biz çocukken kahramanımız Büyük Mehmet'ti. Biz büyüdük, delikanlılığımızda Prekazi'yi seyrettik. Çocuk Galatasaraylılarla beraber yürürken Hagi'yle buluştuk. Biz yaşlandık, Hagi'nin çocukları genç oldu ve Selçuk İnan'a denk geldik. Selçuk; Şükran ve minnetle söylüyorum ki maçın ve Galatasaray'ın kahramanısın, Milyonlarca çocuk Galatasaraylının Che Guevera'sısın. Maçla, futbolla alakası olmayan milyonlarca genç kızın duvarlarına poster olacaksın.

19. Şampiyonluğun hikayesi, sezonun bitimine 2 hafta kala başladı yazılmaya, tüyleri diken diken edecek, taraftarı her okuduğunda bir kere daha ağlatacak yazılar okuyacağız elbet. Biz önden gidelim, Şampiyonluk sarhoşluğundan henüz ayılmadan, tuzlu kuru gözlerimizi yıkamadan tarihe not düşelim. Bu Şampiyonluk 17 takımın önünde ligi bitiren bir takımın istatistiği değildir. Bütün bir Şebeke'ye karşı, Endüstriyel futbolun ali menfaatlerine karşı, tek yanlı şereften yoksun insanların oluşturduğu futbolun icra ve yargı kurullarına karşı alınmış bir futbol nişanından öte, büyük bir savaş zaferidir. Bu görülmemiş, tarihin daha önce yazmadığı meydan savaşından muzaffer çıkan bütün neferlerimize selam olsun.

Seni anlatabilmek seni Galatasaray, iyi çocuklara, kahramanlara, yalana, kahpeye, namussuza. Ve seni, dün gecenin savaş ve isyan tanrısı Melo. Kurt uyur, düşman uyur, sen uyumazsın, ben yenilmem diye hırlarsın, en umutsuz anlarda bir macera olur, avazın çıktığınca bağırırsın. Ve çıkarsın Pitbull, halayların başında mendil sallamaya. Pitbull'suz bir büyük Galatasaray orta sahası, tribünlerde haykıramayan öksüz bir çocuk gibi olur. Olmasın, olmayacak. Gitmesin, gitmeyecek.

Ard arda kaç maça çıktık son düzlüğe girdiğimizde.Her seferinde paçamızdan çekmeye çalıştılar, tutunduk her seferinde uçurumların başındaki ardıçlara, güvendik Parçalı Fil'e, Sarı Ejder'e. Her seferinde bir delik bulup uzattık kafalarımızı 19. şampiyonluğun parlattığı gök yüzüne doğru. Dışarıda gürül gürül akan bir dünya, uykusuz geceler, sarhoş kafalar, kaç leylim maç hasretinden prangalar eskittik.

Seni bağırabilsem seni, dipsiz kuyulara, kayan yıldızlara Tay Burak. Küllerinden doğan çocuk, tek bacağı etmeyen futbolculara değişilen, sürgünlerden sürgün beğendirilen delikanlı. 19 mucize değil, tas tamam bir gerçektir. Ve sen bu sabah bu gerçeğin en gururlu Galatasaray futbolcususun belki de. Gol krallığı Galatasaray'ın en ucunda oynayan futbolcuların çocukluk aşkıdır. Doya doya yaşa kardeşim, Şampiyon'un gol kralı olmak,   Arena'da ağlamak her futbolcunun hayali, senin gerçeğindir. 

Ya sen Muslera, büyük takım kalecisi kanı daima kaynayan Güney Amerika'lı. Delikanlı gibi söyle böyle mutlukluk yaşadın mı? Galatasaray kalesinin yalnız adamı. O büyük golleri atarken Galatasaray, kendi başına sevinen, dellenen, sağa sola çırpınan adam. Ve sen Eboue, son yılların en büyük hücum beki. Savaş mangasının makineli tüfek taşıyıcısı. Matador'un Hamit'in, Gökhan'ın Dani'nin, Sabri'nin, ve tüm  Fatih'in aslanlarının giydiği formanın renginin tarafı Büyük Galatasaray Taraftarının Şampiyonluğu kutlu olsun.

Asimo Semih'im, çıraklığında 2 Şampiyonluk, 1 Şampiyonlar Ligi çeyrek finali gören çocuk. Gelecek senindir, bu takımın bayrak adamı, savunmasının en büyük sigortası sensin. Ve sen Büyük Galatasaray Taraftarı, kendini aştın, Arena'daki en büyük taraftar dün geceki taraftardı. Ali Sami Yen'den 20.000 kişi gelen taraftar, 2 sene içinde diğer 30.000 seyirciyi de taraftara dönüştürdü. Tribünlerin tamamından, localardan gelen dalgaların tusunamiye dönüşmesi zaman almayacak. Şampiyonluk naralarıyla büyü.

Maç akşamlarından, Şampiyonluk gecelerine taşınan destanın kumandanı Fatih Terim. Elinde bir kadeh, bir cigara dalıp giden, Dünya'nın bütün koordinatlarına dağılmış Galatasaray taraftarlarına seni anlatabilsem seni, yokluğun cehennemin öbür adıdır. Galatasaray'sız geçen günlerindeki en büyük düşmanın benim, Şampiyonlar Şampiyonu olmadan sakın kapama gözlerini.

Zaferimiz kutlu olsun çocuklar, kurulsun masalar, asılsın bayraklar, çekilsin halaylar, kupalara layıksın sen şanlı GALATASARAY.

10 May 2008

İşlem Tamam; Galatasaray 2- Oftaş 0


ultrAslan geçen yıldan 5 maç takımını seyretmeme cezası aldı. Bedeli büyüktü, takımı nerdeyse tamamen, hocayı ve asıl önemlisi Başkanını değiştirmeyi istiyordu. Bedeli fazlasıyla ödedi, ceza bittiğinde Galatasaray en öndeydi. Kalli, henüz bunamamıştı, torununu henüz özlememiş, ağır kış koşullarına yakalanıp grip olmamıştı. Lincoln gün sayıyordu, taraftarın önünde şov yapabilmek için. Bütün basın televizyon normal olanı yapıyor, diğer takımın şampiyon olmasını istiyordu. İsteklerinde ne kadar haklı olduklarını bu gece gördük. Şamata, yaygara, gürültü, adam kızdırma, telefon trafiği, mesaj çekme, eğlenme kısa sürdü. Endişeleri yoktu, nasıl olsa Fenerbahçe Şampiyon olurdu. Galatasaraylı geçinenler bile aynısını söylüyorlardı. İtler ürüyor, ağustos böcekleri dalgasını geçiyordu. Birden Nazi Subayına bir şeyler oldu. En önemli maçta Lincoln ve Hakan'ı kadro dışı bıraktı. Cami duvarına işiyordu. O sırada buz adam ameliyata alınıp iptal oldu. Eyvah yerine kimi oynatacağız ah şu devre gelsede Barussa'yı alsak yerine dediler. Topal, idare edebilirmiydi. Sonra baktılarki Lincoln Alexle falan kıyaslanıyor. Ne demek şimdi bu, verdiler bir kazmayı Lincoln'e ortapedi servisinde aldı soluğu. Servet ha şimdi patladı, patlayacak maç sayılıyor yerine Bouzit baltası hazırlanıyordu. Servet patlamadı, son maça kadar sakatlanmadı. Bu arada Kalli grip oldu, asprin içmeye Almanyaya gitti. Sonra seyirciyi 1 maç daha sokmadılar Ali Sami Yen'e. Sırayla Uğur, Ayhan, Serkan, Okan Hasan'a narkoz verdiler, neşter attılar. Kalli bu sefer torununu özlemiş gitmişti. O sırada kırık dökük takımla idare ediyordu. Song Afrikaya tamtam çalmaya gitti. Kimi oynatsak acaba diye düşünürken, Emre geldi. Tanımıyoruk kendisini, tanıdık. Bu arada memlektimizin sevgili takımını şampiyon ilan etmişlerdi zaten. Bir baktık takım tamamen Türklerle oynuyor, fakat takımı tercüman idare ediyordu. Özhan Abiye yalvardık. Ne olur git dedik, git atalım şu ölü toprağını üstümüzden. İlk defa Galatasaray için hayırlı bir şey yaptı ve gitti.

Macera başladı, Hocalar kovuldu, el ele verildi, tribünden gelen yöneticiler, tribünden gelen futbolcular ve tribünün kendisi kenetlendi. Gelin bize söz verin denildi, ve bu gece hilal vardı gökyüzünde. Sonlara doğru desibel desibel atılan çığlıklarla emanet geri getirildi, Şampiyonluk kupası emaneti.

Bir nişandı, göğsüme takacağım. Mehtaplı gecelerde onurla yüzümü göklere çevirdiğimde kırmızı hareli sarı yıldızı seyredeceğim. Ve ömrüm ne kadar vefa ederse tarafındayım diye haykıracağım, benden sonrakilere bu büyük sevgiyi miras bırakacağım.

Avrupa göklerine bir takım yıldızı bırakmıştık yıllar önce. Sarı kırmızılı UEFA-SÜPER KUPA Şampiyonu takım yıldızını.

Şimdide yanlarına yenilerini gönderiyoruz, parlayadursunlar sonsuza dek.

Aykut yıldızı, Uğur yıldızı, Emre, Servet, Balta yıldızı, Hasan yıldızı, Barış yıldızı, Ayhan yıldızı Topal yıldızı, Arda yıldızı, Ümit karan yıldızı, Sabri yıldızı.

Büyük kaptan Hakan Şükür yıldızı,

Büyük Galatasaray ailesi, hepimiz görevimizi yerine getirdik. Huzurluyuz, gururluyuz, sarhoşuz.

Yıldızların altından bin selam gönderiyoruz.



Galatasaraylılara Selam,


Gün doğdu işte, büyük günümüz. Galatasaraylılar selam, selam yaratana. Bu gün İstanbulda, Ali Sami Yende olmak isteyenlere selam. Orada olacak, bu büyük macerayı kendi gözleriyle görecek olan 23.000 kişiye bin selam. Bu gün bizi başka türlü uyandıran, bayrakları hazırlatan, gururla, onurla dolaşmamızı sağlayan, bu geceyi yaşatacak olanlara selam. Bir maçtan başka maça serpilip gelişerek takımı finale taşıyan futbolcular; beklenen günler, güzel günler ellerinizdedir. Haklı günler, büyük günler, ellerin kupalara ulaştığı, trübünlerin aşkla coştuğu, milyonlarca taraftarın sokaklara döküldüğü, gecelerinde yatılmayacak utku günleri...

Arda, Hakan Şükür, Hasan Şaş, Servet, Ayhan, Ümit Karan, Emre...., hepinize selam, selam sizleri doğuran analara, analar gününe. Cim Bom Bom sesleriyle haykıranlara, Şampiyonluk naraları atanlara, sarı kırmızılı cehennemin, karnavalın, cümbüşün, haykırışın parçası olanlara selam. Hepimizin can damarı, yaşam biçimi, özlemi, hasreti, sevgilisi büyük Galatasaray'ımız.

Şampiyonluk turu atacak, yarışı en önde bitirecek, paranın padişahlığına karşı, emeğin sevginin, dayanışmanın, inanmanın, direnmenin ödülünü alacak olanlara selam.

Galatasaray'lılar hepinize selam, selam yaratana,

8 May 2008

Günler Haftalar Geçti Şampiyonluk Yaklaştı


80.000 kişilik beton yığınında, bom boş başladınız kavgaya. 5 maç duyamadınız,'' üçlü''yü,'' haydi Cim Bom haydi'' yi. Gol attınız, ''pınarbaşı'' çeken yoktu. Nereye doğru koşacağınızı bilemediniz. Ne takımdı başlangıç takımı, devamlı pres, devamlı gol arama. Avrupa ön eleme maçları ne güzel geçti. Kalli henüz bunamamıştı. Havalarda sıcaktı, maçlarda üşütüp grip olamıyordu. Yeni geldiğinden torununu bile özlememişti. Orta sahada buz adam vardı, Linderoth, her topa basıyor, yanına Topal gün sayıyordu. Hasan Şaş'ın, Ayhan'ın bel omurları kilitlenmemişti daha. 10 numaramız gösteri yapıyordu, Lincoln seyirciyi arıyor, seyirci Lincoln diye bağırabilmek için Avrupa Kupası maçını bekliyordu. Özhan Abi, aynı Özhan Abiydi. Para arıyordu, ürün satmak için semt pazarlarına gidiyordu. Nasıl olsa Fener Şampiyon olacağı için medyamızında bir telaşı yoktu. Daha çok vardı ligin sonuna. Ağustos böcekleri şakıyordu, kendi kendilerine eğleniyorlardı. Sırayla ameliyata alındılar; Linderoth, Okan, Ayhan, Uğur,Serkan,Hasan. Birde her an takıma katılması beklenen Semih.

Lincolnü dövdüler. Pas atarken başka yere bakıyordu, kaşının üsütünde gözün var diyen kazmalar iptal ettiler. Kalli hastalandı, gitti,iyileşti geldi. Gestapo kanunlarını getirdi. Florya çiçek bahçesiydi Nazi kampı olamazdı. Bizim futbolcuyu parayla, korkuyla, yedek bıraktırmayla, ceza kesmeyle oynatamazsın. Taktikle de hiç oynatamazsın. Bırakacaksın kendi hallerine oynayacaklar. Hakan kızına sarıldı, Gestapo takımdan kesti. Biz Hakan için şampiyonluğu feda ederiz lan hıyar sen kimsin. Senimi harcamayacağız. Lincoln arkadaşlarına gösterdi Aslan Yuvasını. Gelin bakın ben burada kimim, yarın büyük maç varmış oynayacağım. İspiyoncu Ahmet Akcan, bu güzellikleri nerden bilsin. Adı Ahmet ama, Hans'tan beter Alman. Medya'daki Galatasaray'lılar Fenerbahçe'nin kemik yalayıcısı olmuşlar. Song Afrikaya tamtam çalmaya gitti, Bouzit kazma çıktı. Carrusca, Barrusso yedek kulubesinin paspasçısı oldu. Nonda sakatlandı. Birde baktıkki takımda yabancı yok. Durumdan vazife çıkardılar çocuklar. Emre, Topal, Volkan, Balta, Sabri, Barış biz varız diye isyan bayrağını çektiler. Arda yıldız adayıydı medyamıza göre, büyük futbolcu apoleti taktı. Hakan Şükür, Hasan Şaş, Ümit Karan takımı teslim aldı. Ayhan iyileşti, Canaydın değişti, Kalli, Akcan kovuldu, serum takıldı son bir gazla Fenerbahçe'ye 2 finalde bilezik armağan edildi. Sivas ellerinde saz çalındı, raconlar kesildi, milyonlarca Galatasaray'lı sokağa dökülmek için gün sayıyor.2 şafak kaldı.

Burası Sami Yen alayına gider.


7 May 2008

Lig Tarihinin En Büyük 2. Maçı


1987 yılında oynadık ilkini. Eskiler hatırlar, yenilerde anlatıla anlatıla ezberlemişlerdir, Eskişehir maçını. Beşiktaş bayrakları asılmıştı 3 hafta kala İstanbul'a. Uzun yıllar Şampiyon olamamış, büyük bir gerilimle maça çıkmıştık. Görülmemiş seyirci takip etti maçı. Son 20 dakikaya 2-1 galip girdik, Beşiktaş deplasmanda galipti, bir gol yesek dünyamız yıkılacaktı. Yemedik, o şampiyonluk tarihe bir başka geçmiş, siyahlı beyazlı bayraklar toplanmıştı.


İkincisini oynayacağız bu hafta. Berabere kalsak şampiyonuz. Fakat şimdi kimse korkmuyor maçtan. Biz o zamanlar 1 hafta kan işemiştik. Fenerbahçe dereyi görmeden sıvamıştı bu yıl paçaları. Futbolun sadece futbol olmadığını anladılar bazıları. Tonlarca para vererek alınan, hocaların, futbolcuların aslında birbirlerinden bir farkı olmadığı ispatlandı. Fark sadece yürekteydi, böyle konsantre olabilseler 34 de 34 yapabilirlerdi.

Aman ha, kimse maç bitmeden Şampiyonuz demesin. Şampiyon oluncada göreyim sizi, kimseyi kızdırmayın, rencide etmeyin. Muhatap olmayın, tartışmayın. Yok sayın, başka konulara girin. Büyütülecek fazla bir şey yok, olması gereken oldu. Sanki sezon başında şampiyonluğa oynamıyormuydunuz. Sürpriz değildi, bakmayın sürpriz diye inandırmaya çalışanlara siz. Nerde bir lig, turnuva varsa Galatasarayın amacı şampiyon olmaktır.

Ne mutlu bu Cumartesi Ali Sami Yen'de bulunacaklara.

5 May 2008

Şampiyon


Ne çok düşmanın varmış, ne yaptın sen bu ülke futbolseverlerine, yüce tarafsız medyasına. Nerde üzdün, ne gürültü yaptın. Bir kaç bin çapulcudan, bir iki amigo yöneticinden, beş on Galatasaray taraftarı futbolcundan başka kimsen yokmuş. Yere göğe sığdıramadıkları takımlarına iki final maçında geçirmen ne çok koymuş be. Varmı lan hastaneden kaçıp yedek kulübesinde eşofmanla tezahürat yapan Hasan Şaş'ınız, yediği dandik iki golle bir çuval inciri berbat eden kaleciye sarılan Arda'nız, korseyle oynayıp doksana füze gönderen Ayhan'ınız, yedirdikleri golü çıkarmak için dövüşen Servet'iniz, Emre'nız, Balta'nız Topal'ınız. Varmı lan Sivas ellerinde saz çalan ultrAslan taraftarınız.


Limon sıkacaklar şampiyonluğa, akılları sıra sevindirmeyecekler, ceza aldıracaklar taraftara. Sanıyorlarki Galatasaray taraftarı tribünlerde desibel desibel gırtlak parçalayan bir kaç bin kişiden ibaret. Şerefsizler bu yıl 6 maçı biz taraftarsızmı oynadık sandınız. Sahadaki futbolcular bilmiyorlarmı ki boş değildi o tribünler. Siz hiç duymadınızmı Galatasaray ruhu denen şeyi. Ne bileceksiniz. Gelseydi ya Roberto Carlos'unuz, Appşah'ınız Deniz'iniz Ali Sami Yen'e. Nerdeydiler soran oldumu. Sivasta koltuk değnekli Uğur, Linderoth vardı.

Şampiyonluk, kalelere giren gollerin oluşturduğu neticeyle tecelli eden olgu değildir. Yürek ister, kan ister, taşşak ister. bu hasletler bizde fazlasıyla mevcuttur.
Kapatın sahasını, en büyük küfürü dışardan da ederiz biz.
Aslında daha büyük daha ağır küfürlere layıksınız. Biz razıyız bu küfürleri sineye çekin bizde hiç maça gitmeyelim o. çocukları.

Şampiyon, yazacak söylenecek çok şeylerimiz var. Hele bir ayılalım, sakinleşelim.