el sikko etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
el sikko etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Eki 2014
Bizim El Sikko ve Sneijder'in Ateşlediği Ekim'in Füzeleri
Bu bir maç yazısı değildir, maç seyretmeyeceğimizi, dolayısıyla da yazmayacağımızı daha önce anons etmiştik. Biz, elimizde imbiklerle bize maç diye Dünya Derbisi diye kakalanan tiyatronun özünü süzüyoruz.
Atılan ve yenen sayılara gol, Sneijder'e de, Veysel'e, Hasan Ali'ye, Burak'a, Selçuk'a, Alves'e, Melo'ya futbolcu demek, varsa eğer futbol, onun ırzına geçilirken kıyakçılık yapmaktır. Kıyakçılığın ne olduğunu da yazalım, anlatmak istediklerimizi anlamayan kalmasın. Boğaların taşaklarının ağırlığı çiftleşme anında 2 ye 3 e katlar, İneğe zorluk çıkartır, tecrübeli çiftçi taşaklara yardımcı olur. Şebekasyon dediğimiz futbolumuzu idare edenlerin işi tam da budur. Top oynamasını,oynatmasını bilmeyenlerin bizi düzmesine ortam hazırlamak.
Bizim seyrettiğimiz, Melo'dur, Sneijder'dir, Şedju'dur, biraz da acaba ne yapacak diye dikkatli gözlerle izlediğimiz Tarık Çamdal'dır. Muslera'yı seyredeyim diye maça gitmenin de bir nostaljisi vardır elbet. O istisna da Simoviç içindi, kalemize top gelse de suplaj, blokaj, uçuş, yaylanış seyredelim diye iç geçirirdik. Muslera'ya top gelsin diye yalvaran Galatasaraylı olduğunu sanmıyorum. Kaleye vurulan şut, yaklaşan top gördüğümüzde korku filmi seyretmeye başlıyoruz. Biraz daha eşelerler, futbolu biraz daha pisleyebilirse bu güzel insanlar da kaçar gider, daha doğrusu onlara gerek kalmaz, biz de daha önce ülkemizde futbol diye bir spor yapılırmış diye tarih kitaplarından okuruz. Galatasaray Müzelerine gider kupaları seyrederiz.
2-0 mağlup, maç bitmiş, top taca çıkacak bir ivme kazanmış, topun başında en tecrübeli savunma oyuncusu Şedju var. Bu nasıl bir akılsızlık, nasıl bir maça asılış, nasıl bir konsantre? topu kovalayış. Yarım metre çıkmış topu içeriye sokuş, milyon kere olsa bir kere bile hakemi kandıramayacağın garanti. Ne düşündün acaba? Bir baktın hakem devam diye yırtınıyor, Galatasaraylı futbolcular maçı bırakmış, nasıl bir ruh hali, nasıl bir sahtekarlık, nasıl bir adilik o topu getirmek? Açıklaması son saniyelerde bile maçı bırakmıyoruz demek olamaz. Demek hakem 1 gol atın 2 sayacağım dese kabul diyeceksiniz. Fenerbahçe sporcusunun kontratında şerefsiz olacaksınız diye bir madde var anlaşılan. Bu golü Galatasaray'lı Melo atsa, Mustafa Sarp'tan beter ederim. Bir anda silerim.
Galip sayıldık diye unutulur gider bizim cephede de, Bu gol Şampiyonluğa bile mal olabilir. Kadıköy'de hangi skorla yenilirsek yenilelim genel averaja kalacak. Galatasaray'ın şu anda Başkanı, yöneticisi yok, bu gol için kıyametin kopması lazım. Ben bu gol için 20 sayfa yazı yazabilirim. Fenerbahçeli futbolcuların şerefsizliklerine bir somut örnek daha görmenin yanında, Sneijder'in gecesine bir limon sıkılmasına üzülebilirim.
Benim için maç 0-0 berabere bitti. 87 dakika boyunca girilmiş gol pozisyonlarını uzun zamandır ilk defa dikkatlice defalarca seyrettim. Kafamda sildiğim oyuncular dışında sahanın en kötü oyuncusu Semih Kaya idi. Futbolunda çok büyük bir gerileme var. Teknik sıfırın altına inmiş durumda, ve en beğendiğim huyundan vaz geçmiş ki benim stoperlerde aradığım tek özelliktir. Atılan bir şut, Semih'in sırtından dönmüşse benim için o şut goldür. Dün tam 3 pozisyonda topa götünü döndü ve biz bunları Fenerbahçe gol kaçırdı diye gördük, öyle sayıldı. Aslında iyi bir Semih olsa hiç biri tekrar gösterilmeye bile değer olmayan pozisyonlardı.
Kadlec kazmasının yarım metreden atamadığı kafa şutu, aslında auttan gelen korner ortasıydı, Melo'dan sekti, yine Semih nereyi seyre dalmışsa kafa vuruşunu seyretti. Emenike'nin karşı karşıya kaldığı pozisyonda Şedju yerine Semih olsa, kırmızı kart, penaltı %90, gol kesin di. Meyreleş'in çektiği şut, Muslera'ya da top gelsin diyebileceğimiz güzellikteydi. Kurtarış seyretmiş olduk. Başka ca bir pozisyon yok. İyi oynadı dedikleri Fenerbahçe buysa, devam etsinler, her maç böyle oynasınlar. Alınacak neticelerle ilgilenmiyoruz zaten.
İlk yarı biterken, Olcan, kendisini bile giderken hayret içinde bırakan bir pozisyonda buldu. Allahım ben şimdi ne yapacağım der gibi gidiyordu. Ben 10 metre sonra düşer derken 18 içine kadar bile girebildi. Satranç oynar gibi düşünüyordu, geriden gelip kornere attılar da Olcan Bey kurtuldu, yanlış pas atmamış oldu.
İkinci yarı taraftarla beraber en azından bir süre, debelenme, cebelleşme bekleyenler yanılmadı. İki başıboş salak eksinin çarpışmasıyla, büyük futbolculara has bir elektrik, şimşek gibi bir verkaç oluştu. Olcan kaleciyle karşı karşıya kalınca Volkan büyüdü, kale küçüldü her halde. Ben vuramam diye karar verdi, vuramaz diyen biri daha vardı. Sneijder yaklaşıyordu olay mahalline, bom boş pozisyonda bile pas veremedi, top geriden gelen salak bir Fenerli'ye daha temas edip, zor pozisyonda Sneijder'in önüne düştü, usta vurdu ama, hakkını yemeyelim kalede büyük bir kaleci vardı. Bu ayı onları yemezdi, başka türlü ateşlemeye ihtiyacı vardı Avcı'nın
Sneijder takımdaki olanca çöpe rağmen, gol aramaya kaleyi dövmeye devam ediyordu. Devre arasında Büyük futbol düşünürü Rıdvan, Sneijder'in çok kötü oynadığını çıkarılması gerektiğini bizlere bildiriyor, Güntekin çanak yalayıcısı da tasdikliyordu. Televizyon başındakiler, maçtakilere haber verecek, ikinci yarı Sneijder'e kötü enerji göndereceklerdi. Belki Çöp Sezar'a bile Rıdvan Düşünürü'nün ne yorum yaptığı ulaştırılır, oyundan çıkarılması sağlanabilirdi. Olcan'ın önüne bir top gönderdi, Çünkü vermese döveceklerdi sanki, nitekim 2. gol sonrasında Burak'tan, Selçuk'tan dayağı yemişti. Top Usta'ya geldiğinde sağdan soldan çöpler top istiyor, Galatasaray golüne engel oluyorlardı. Olcan topla buluştu, Trabzonspor'da oynasa, pozisyon bizim kaleye olsa kesin atardı, direkten döndü, mental eksikliğindendi. Başaltı takımın vasat futbolcusuydu. Oynayabileceği en büyük maçları oynamıştı Olcay, yani gelişimi artık olmayacak. Bu futbol, Galatasaray'da oynamaya yetmez diyeceğim demesine de, daha kötü futbolcuları izleyeceğimiz garantisi varken, Olcan'a futbolcu değil dememin bir gerekçesi de yok. O zaman o da bana, abi kim futbolcu ki dese ne cevap vereceğim. Adam haklı. Çocukluğu bir Türk takımı alt yapısında geçmiş birinin büyük futbolcu olma ihtimali 20 senede en fazla 1dir, Arda Turan o kontenjanı hala işgal etmekteydi.
Çöp Sezar, Galatasaray Hocası, abartmıyorum, 43 senedir maçlara giderim, Sigi Held, Saftig, Sikkibe dahil tüm zamanların gelmiş geçmiş en kötü Hocasıdır. Kurduğu, aldırdığı futbolcular, kadro gurubundan sahaya çıkardığı 11, maçı sevk ve idare, maça müdahale, oyun okuma, taktik bilgisi, konsantrasyon, maç öncesi, sonrası konuşma İsmail Kartal'ın bile en az 5 basamak aşağısında. Lig bitiminde Galatasaray başında bu hoca varsa, ligi 5. bitirdiğimizin resmidir. Mustafa Sarp, tek başına Reykart'ın götün teneke bağlamıştı. Çöp Sezar'ı da bu gidişle Veysel gömecek. Aklımızla alay ediyor gibi, Sabri, Eboue,Yasin, Hamit,Tarık,aklımıza ilk gelen sağbekler varken, PTT liginde bile oynaması şüpheli Veysel'i ısrarla oynatmasını taraftara açıklamak zorundadır. Zorunda diyorum, çünkü Galatasaray taraftarı aptal değildir, geçerli bir nedeni yoksa oynatmaz, ıslıklar.
Çöp Cemali saymıyorum, onun için kötü futbolcu demeyi bile gereksiz görüyorum. Pandev'le birlikte alanlar, aldıranlar hırsızdır, dolandırıcıdır. Eğer bir spor savcısı olsa, yüksek dolandırıcılıktan, ayıplı mal kakalamaktan içeri atması, zararın tazmini için dava açması gerekir. Yoksa bu iş yine bize düşecek, devre arasında kovacağız., Yeni çöpler alınması için yeni hırsıza zemin hazırlayacağız.
Burak Yılmaz, Galatasaray'a gelmeden önce, bizim futbolcular haricinde en sevdiğim futbolcuydu. Şimdi, eminim, bu kararı alırken de çok düşündüm. Galatasaray tarihinin en iğrendiğim futbolcusudur. Adam bile değildir, bırakın futbolculuğunu. Seyircisiz oynadığımız Eskişehirspor maçında verdim bu kesin hükmü. Futbolcuların nefes alışı bile duyuluyordu, çoğu ofsaytta, her durumda top ayağında olana bağırıyordu bana at diye. Bu denenebilir, maçtan sonra Burak konuşsun anlarsınız. Sesi kısılmış vaziyette oluyor, ben maçta sarf ettiği efora bağlıyordum, meğer top isterken bağırmaktanmış. Kendisi atmadıktan sonra Galatasaray golünün hiç bir önemi yok onun için. Yalvarıyorum 2. golü dikkatle izleyin, 51 metre top sürüşü boyunca yırtındı bana at diye. İyi niyetli Polyanna Galatasaraylı Sneijder'e pozisyon açtı der şimdi. Öyle olsa Sneijder vuruş anında, kendisi 2 metre ofsayt iken bana at diye bağırır mı? Galatasaray gol atsın da kim atara atsın diyen biri, atılmış 100 yılın golünden sonra kendini yerlere atmaz mı? Allah için dikkatle bakın sevinmeyi bıraktım Umut'la beraber kadrajdalar, Ayı'dan daha fazla üzülüyorlar,şaşkınlık içindeler. Maçın başındaki Galatasaray forsesini de tek başına bertaraf etti. 2 defa ofsaytta kaldı, bir defa faul yaptı, bir kere de hakemi kandırmaya teşebbüs etti. Bence o pozisyon penaltıydı, hakem ben olsam, Burak'ın ayağı kırılsa bile penaltı çalmam. Burak topla buluştuğunda yarım metre içeride bile olsa kaldırırım ofsayt bayrağını. 1 metre eninde 50 metre bir koridora sok duvara çarpmadan top süremez, vuruş tekniği, vuruş standartını geçtik. Bunları bilmeyen yok. Ben adam olmadığını Galatasaray sporcusu olmadığını söylüyorum. Kayda geçsin diye yazıyorum. Ligin ikinci yarısının ilk maçının kadrosunu öğrendiğinizde bu yazıya geri dönün. Sneijder ile Burak ilk 11 deyse Galatasaray 5. dir. Burak'tan kurtulamazsak ya 5. liğe razı olacağız, ya Sneijder'i feda edeceğiz. İstikbaliyle oynuyorlar. Hadi Drogba zevkine oynuyor, katlanıyordu. Operasyon geçen yıl yapılsa, Burak kovulsaydı, Drogba tarihi bir rekor kırardı. Sneijder daha çok genç, çok daha büyük takımlarda oynayacak. Burak için son sözlerim; içinizde iyi, atıyo beaaaya, Qral o diyen, savunan varsa bana selam vermesin. yazdıklarımı da çöpe atsın.
Selçuk İnan yukarıda deşifre ettiğimiz futbolcuyla beraber Galatasaray'a 2. bir Emre-Okan ihaneti yaşatıyor. Kurdukları çete, Melo'nun, Sneijder'in futbolunu geriye doğru tetikliyor. Galatasaray'ın iyi futbol oynamasını imkansız kılıyor. Oynadığı ilk sene hatırına katlanılacak bir durum olamaz bu ihanet. Bakıyorum her maç en çok koşan listesinin başında. Bu ne demek 50 metre adamla beraber koşuyor, müdahale edemiyor, etmiyor. Aynı pozisyonda Melo 5 metre sonra basıp, bozup, pası verip duruyor. Takometre Selçuk'un Melo'dan 45 metre daha çok koştuğunu yazıyor. Bize de bu manipülasyonu yutmak kalıyor. Medya maymunlarına, Çöp Hocalara göre Selçuk vazgeçilmez oluyor. Tekniği de kaybolup gitmiş, ne şut çekmeye, ne uzun dikine pas atmaya cesareti var, uçurumdaki çalıya tutunmuş bekliyor. Dünkü maç dediğimiz Hisseli Harikalar Kumpanyası tersine sonuçlansa Selçuk 37.000 kişinin tükürükleriyle sahayı terk ederdi, ve görün bakın çok yakında bir maç üstüne yıkılacak. Umarım bu maç Dortmund maçı olmaz. Tabela yanıltmasın, Fener'i yenmenin dayanılmaz hafifliği geçtikten sonra karar vermek durumundayız. Yedek bırakmak kesmez, uymaz, daha kötü. Kadro dışı bırakmak lazım. Yıkarıdaki sahtekarmanla beraber defolup gitsinler. Benim için yok hükmündeler. Bu saatten sonra istedikleri kadar ihanet edebilirler. Ne attıkları gole sevinirim, ne yedirdikleri gole üzülürüm. Küfür etmeye bile değmez.
Umut Bulut'un şifresini çözdüm. Bir kere futbolcu değil. Büyük bir şantiyeye git, onun gibi fit, ondan çok daha çevik 100 lira yevmiye alan işçilerden en az 10 tane bulursun. Bir kere şahit oldum, 8 katlı siteye mantolama yapılıyordu, fırtına çıktı, iskele uçtu uçacak. en üst katta işçiler var, düşseler serbest düşme yere çakılma 2 saniye, inanın 3 saniyede indiler, 2 saniye sonra da iskele uçtu. Yani o işçiler Umut Bulut'un en az 10 misli daha çevik. Umut zengin olduğundan yediği etler, aldığı vitaminler,ilaçlar, kullandığı konforlu spor malzemeleri, kendisini Galatasaray futbolcusu yaparken onları iskeleye çıkarmış, helva ekmek yiyorlar. Burak'tan farkı, artık iyi mi kötü mü bilmem, yedek kalmayı, atmayı, atamamayı sorun yapmıyor. Maçtan sonra sor, kaç kaç bitti de, sanırım bilmez. Maç ilgilendirmiyor, 50.000 kişi tükürse yarabbi şükür der. Top pas verme ihtimali olan birine geldiğinde, öne doğru koşuyor 3 kadar sayıp, havadan geliyorsa zıplayıp, kafayı, yerden geliyorsa ayağını sallıyor. Top çoğu sefer değiyor. Gol olması veya olmaması tamamen şans. Kıl payı ya ofsaytta ya değil. Hiç kimsenin atamayacağı bir golü de atabilir, mantolama işçisinin bile atacağı golü kaçırabilir. Para verdik kardeşim atsak atılmaz, satsak 5 kuruş veren çıkmaz diyorsanız, oynayacağı tek yer Semih'in yerine stoperdir. Her topa şöyle ya da böyle dokunsun yeter, teknik meknik de gerekmez hani.
Tarık Çamdal'da yörüngemizdeydi. Tanımadığımız bir futbolcu takıma katılmışsa mübarek Galatasaray forması içinde bir büyük maçını seyretmeden karar veremezdik. Sağ bek oynasa daha iyi oynayacak sanki. İlk yarı Fenerbahçe maçının büyüklüğü, acemilikler yapmasına yol açtı. Medya prensi Gökhan Gönül, kendi bölgesinde, kendisinden daha fazla göründü. İlerleyen dakikalarda Gökhan'dan eksiğinin olmadığını, eğitiminin Almanya'da geçtiğini göstermeye başladı. İkinci yarı oynadığı futbolla, bu takımın sağında veya solunda banko oynayacağını zapta geçirdi. Çeteler rahat bırakırsa, ya da dağılırsa kendisi de vurmaya başlar, çok daha iyi oynar.
Maç yazısı değil demiştik. Çöp Sezar- Daimi Çırak İsmail el sıkışmış kazasız belasız,El Sikko'yu 0-0 a bağlamayı planlamıştı. Bizim cephe işini o kadar iyi yapıyordu ki, Hamit'i oyuna sokma işi bile 7 dakika sürdü. Maksat Hamit oynamadı denmesin, ve dakikalar mümkün olduğunca azalsın. İyi, kötü, topu Ayı'nın kaleye götürme ihtimali olan Olcan'da çıkıp, taraftarın bir türlü sevemediği Emre Çolak oyuna girince az daha başarabiliyordu. Melo meğerse serumla oynamış. Nasıl olmuşsa hastalanmış, kusmuş. İnsan o servetin içinde ne yer de mideyi bozar, zengin adam hastalanır mı? o da ayrı konu da, normalde oynamaması gerekiyormuş. Futbolcu olsa oynatmazlar, ama o Pitbull, bildiğin it. Safra kesesini serum masasında bırakır gene çıkar hırlar. Pitbull'suz Fener maçı, rakısız balık gibi bir şey. Rakı içmeden yenen balık, kendisini inek yedi sanarmış, O da dayanamayıp çıkınca, yenemiyorsak yenilmeyelim küçük hoca mantığıyla kalan çöpler, teslim olalım çağrısı yaptılar. Sneijder ateşle karşılık verdi. Attığı iki insanlık dışı golle Şebekasyon'un içeriden dışarıdan Aslan'a kurduğu tuzağı çökertti, kuşatmasını yardı. Hakkını verelim, Fenerbahçenin kalesinde de kaleci yoktu. Bir Ayı kaleyi koruyor, sakat makat, Anti Galatasaray salyaları salgılayıp bizim maçlarda kaleye geçiyordu. İnsan olmadığından insan golü yemezdi bizden. Sarı Ejder cezalandırdı. Sağına, soluna atılan cehennemi ateşleri, hayvani golleri ömür boyu unutmayacaktır, biz de öyle. Sneijder, biz de öyle. Seni Veysel'le aynı takımda oynattığımız için bize sitem koyma bu ayıp bizim değil, Türk Futbol Şebekesi'nindir.
Büyük Galatasaray Taraftarı bir kez daha Galatasaray adını göklere yazıp, yeni
filmi Dünya'ya izletip yaptı yapacağını. Biraz daha adam olduk, biraz daha gururluyuz. El Sikko'dan sonsuzluğa aktarabildiklerim bunlardır.
Dünya'nın en büyük 10 numaralarından biri bizim takımda, Bu rüyadan sakın uyanmayın,
19 Ara 2012
Bizim El Sikko'nun Kısa Hikayesi
KÜS( Koç, Ülker, Sabancı) futbol oligarşisinin tezgahladığı, Şansal Büyüka'nın şebeke liderliğini yaptığı ligimizin en büyük maçı oynandı 3 gün önce. Başka da maç yok zaten, diğerleri şebekenin tahakkümünü tesis için oynatnak zorunda olduğu, her birinin değeri aynı olan sıra maçları. Şebekenin iki takımı arasındaki maçı seyretmek için biz taraf olanlar 1 seneyi maç maç sayıyoruz. Çok şükür ki bu iki takımdan birinin tarafındayız. Aksi halde inanın bu tahlilleri yaptıktan sonra başka bir takım taraftarı olsaydım, kesinlikle hiç bir maçı izlemezdim. Hoş, yine de kendi takımımı ve diğer takımın rakibini izlemekle sınırlıdır benim futbol severliğim. Ve yine çok şükür ki taraf olduğum takım, diğer takımı yenmiş o mübarek! 3 puanı almıştır. Nankörlük sayar çoğu ama işte yazmasak olmaz, söylemezsek çatlarız.
Tam 1 sene bekledik bu maçı, 42.000 imizden en az 20.000 imiz bu maç için aldı kombinelerini.Diğer 10.000 imiz Galatasaray tarihinin en karanlık karaborsa tuzağına düşüp bir asgari ücret ödeyerek doldurduk tribünleri. Önceki senelerde az da olsa delikanlılık vardı Biletiks kuyruklarında. Bir gece sabahlayarak, aç susuz bekleyerek de olsa bilet alınabiliyordu. Bu sene Abdurrahim şebeğinin sayesinde satılması gereken biletler çapulculara verildi. Büyük vurgun vuruldu, Galatasaray tribün tarihinin karaborsa rekoru kırıldı. Ve bizler maçın başlamasına 2 saat kala ilk uğrak, ilk savaş yerimiz olan tribünlerdeydik.
Misafir tribünü diye ayırdıkları, gelenlerin sesi duyulmasın, maçı seyredemesin diye pis cam paravanlarla kapladığı bölümde değil misafir, can düşmanı yaptırdıkları taraftarlardan hiç kimse yoktu. Bu yüzden cam paravan kaldırılmış, oraya da kendi taraftarımız yerleşmişti. Bu güzelim oyunu bizden alanlar, olay çıkar kaygısıyla misafir dedikleri taraftarları kovanlar, ultra modern localarında birlikteydiler elbette. Kayıkçı kavgalarını maç saatine kadar yapmışlar, maç öncesi Paper Moon'da birlikte yemek yemişler büyük bir medeniyet dersi vererek sevgili ortaklar yerlerini almışlardı. Onların kavgacı sarhoş, küfürbaz 2.500 kişisini bizim stada almayanlar, bizim pislik 2.500 taraftarımızın da karşı yakaya gitmemesi konusunda anlaşmışlardı. Bir bilselerdi oysa bizim 40 senedir yaptığımız kardeş kapışmalarından öteye gitmeyen kavgalarımız sayesinde onlar, güvenlikli, modern localarında oturuyorlardı.
Maçtan 1.5 saat falan önce Fenerbahçe kafilesi stada gelmiş durumdaydı. Futbolcularından Arena'yı görmeyenler sanırım kontrol için sahaya çıktılar. O sırada biz olanca hıncımızla kudurduk. Küfür etmekten gırtlağımız parçalandı, sahaya çıkanları, çıktığına pişman etmek için tezahürata başladık. Haklıydık, 100 senelik hınçtı bu alınması gereken. Bize böyle öğretiyordu yalama spor medyası ve onun maymunları. Aynı anda Amrabat ile Riara sahadaydı. Riera'nın sahaya çıkan Fenerbahçeli futbolcularla yaptığı şebekliği aynı takımdan arkadaşlarına bile yapmazdı. Tribünler sinirden kudurmuş, bizim şebek, Kuyt'u kucaklamış şakalaşıyordu. Maçın Fenerbahçe maçı olduğunu, önemini, kaybedildiğinde taraftarın yakalanacağı travmayı tahmin ediyorsa eşşek oğlu eşşek olayım. Bir küçük takımın orta ölçekli futbolcusu olarak futbol hayatını tamamlayacak olan Amrabat'ın taraftarı iplemez gördüm bu saatten sonra benim baş çelişkimdir.
Başta söyledik, El Sikko'nun iki tarafından biriyiz. Üstelik kazanmışız, nedir bu memnuniyetsizlik? 1-0 olsun bizim olsun diyen neticecilerden olsak işimiz kolay. Hocaya tapınıp, futbolcularımızı Dünya çapında sanıp huzur içinde yaşayıp gideceğiz. Ne var ki biz Haticeciyiz, romantik taraftarız, sadece alınmış 3 puan bizi kesmez. Biz 6-0 yenilen takımın 4-0 olana kadar ki futbolunu arıyoruz. Rakibin kendi kalesine attığı golle çılgına dönen futbolcuları, Hocaları içimize sindiremiyoruz. Golü bulduktan sonra duran, 2. golü atmak için en ufak bir gayret göstermeyen, kısaca tabelaya yatan bir takımın taraftarı olmak içimizi acıtıyor. Aldığı bütün topları şişiren bir küçük takım kalecisini izlemek için kombine almıyoruz. Bir zamanlar Rüştü'yü Dünyanın en büyük kalecisi diye yutturmuşlardı. Fenerbahçe tarihinin en başarısız dönemimin kalecisiydi oysa Rüştü. 2 tane yediği maçta 5 tane kurtararak kendini Barca kalesinde bile bulmuştu. Ta ki halk çocukları, Fikirtepe Fenerlileri foyasını otaya çıkarıp dövene kadar hepimiz öyle sanıyorduk. Şimdi aynı yutturmaca Muslera üzerine yapılıyor. En fazla bir başaltı takım kalecisidir. Kalesine çok top gelecek, 2 sini yiyecek, 8 ini kurtaracak, topu 80 metre ileriye tepikleyecek, karşı takımın atağını başlatacak, hiç bir büyük maçı alamayacak, küçük bir muz cumhuriyeti merkez bankası parasını indirip, uzayacaktır. Maç boyunca en az 30 defa topu Fenerbahçelilere teslim etti, 30 defa benden küfür yedi. Varsın benim dışındaki Galatasaraylıların büyük kalecisi olsun, benim için Galatasaray kalecisi değildir. Bu maçtan sonra artık kendisi hakkında olumsuz bir şey yazmam, istediği kadar yiyebilir, yok hükmündedir.
El Sikko maçına çıkan Fenerbahçe, bizimle birlikte ligin en kötü futbol oynayan takımıdır. 2-1 yenilmeye dünden razı bir Hocası vardı kenarda. 2-1 yenilmek için en güzel skordur. 1-0 dan iyidir, neticede gol atmıştır, hakem hatası olmasa, biraz şansı olsa, o çalımı yemese, bu pası atsa, 3 dakika daha olsa gibi, yüzlerce bahanesi vardır 2-1 yenilen takımın hocasının. Rezil olmaz, kovulma riski yoktur, hele ki seyircisi olmadan cehennem gibi stadyumdan beraberliğe ramak kala ayrılmıştır. Afferin lan san Büyük takımın başına geçmeyi başarabilmiş küçük takım hocası. Karşı takımın kalesinde kaleci bile yok, sol bekin sağ ayağıyla gelişi güzel vurmuş golü bulmuşsun. Takımının tek şut atabilen, serbest vuruş kullanabilen, penaltı olsa topun başına gönderebileceğin futbolcunu kötü oynadı zannıyla oyundan alıp, beni rahatlattın. Oysa senin sahadaki en kötü futbolcun Meyreles ve Mehmet Topal'dı. Büyük maç nasıl yönetilir zerre kadar bilgin olsaydı, 10 kişi kalmayacaktın. Yaptığın değişikliği İmparator fark etmiş olamazdı. Olsaydı, senin 2-1 e bile razı olduğunu anlayacaktı. Sahanın en kötü futbolcusu Amrabat'ı çıkarıp, Elmander'i oyuna alacaktı, yediği farkı, fazlasıyla çıkaracaktı. Ama koskoca İmparator, 2-1 e yatıyor, Umut'u çıkarıp, orta sahaya bir sigorta daha monte ediyordu. Umurunda değildi tabi, El Sikko'yu maç sanıp, Dünyanın dört bir tarafına dağılmış taraf olmayan futbol severlerin izlediği şov. Yana, geriye yapılan paslar, ileriye doldurulan toplar, gol atmak istemeyen takıma karşı kaleyi savunmak 3 puanı almak.
Kötü futbol oynayarak dakikalar tükendi. Taraftar coşamıyor, hezimetten vazgeçip, her an yenebilecek bir kaza golünün endişesinden bağıramıyor. Islık çalarak rakip takımın oyun oynamasına izin vermiyor, 3 dakika uzatmalara takımın önde girmesine yardımcı oluyordu. Her ihtimale karşı İmparator zamandan çalmak için oyuncu değiştiriyor. Belki de son anda Elmander'i sokarken Amrabat çıkarılıp, o karambolde hükmen yenilgi önleniyordu. Ve nihayet acemi büyük maç hakeminin düdüğü, El Sikko'yu Galatasaray kazandı diye ötüyordu.
Fenerbahçenin bu kadar kötü oynadığı bir maçta en iyi futbolu Asimo Semih oynadı. Çünkü top ne zaman bizim takıma gelse en kısa zamanda Fenerlilere veriliyor, Fenerbahçe ataklarında da top Sow'a aktarılmak isteniyor, Sow'da karşısında Asimo'yu buluyordu. Hepsinde de Asimo galip geldiğinden, bir stoper, karşı takım hiç atak yapmadığı halde maçın adamı oluyordu. Takımın en büyük futbolcusu Asimo Semih'se, ve benim en çok sevdiğim futbolcu bir stoperse Galatasaray'a yazık olmuştur. Maça Asimo'nun oynayacağı büyük futbolu seyretmeye gitmek nasıl bir ironidir? Asimo'ya top gelsin diye, Yusuf Yusuf maç seyredilir mi?
Tribün hayatım Fener maçlarıyla geçti. 42 senedir gitmediğim Fener maçı 3 değildir. İlk defa maç bitiminde Fener'i yendik diye sevinemedim. Galatasaray tribünlerinin de bir Fener galibiyeti coşkusu yoktu. Hiç kimse aptal değil, takımının galibiyeti bir yere kadar taraftarı idare ediyor. Maçtan sonra Hoca Amrabat'ın çok iyi oynadığını söylemiş. kendi aldığı futbolcunun oynadığı futbol güzel görünüyor demek. Sahanın uzak ara en kötü futbolcusuydu. Eskiden olsa sabaha kadar televizyonlardan zevkle şebekleri dinlerdim, hiç birini dinlemedim. Fener galibiyetinden sonra bütün gazeteleri alır medya maymunları ne yazmış diye okurdum, hiç birini okumadım. İddia ediyorum, ortalama bir taraftar hepsinden daha iyi analiz edebilir, yazabilir.
El Sikko'nun ilk maçı geçti. Biz sıramızı savdık, galip gelerek atlattık. Taraftar olarak elimizden gelenin de fazlasını yaptık. Maçın başında unutulmayacak bir tribün gösterisi sunduk. Anlayan, etkilenen futbolcularımızı, Hamit'i, Melo'yu, Riera'yı, Asimo'yu, Burak'ı, Selçuk'u oynattık. Değil 50, 100.000 kişi bağırsak bile umurunda olmayan futbolcularımıza katkımız olmadı. Rakip takımı ürküttük,( isteyene ispatlarım) Bekir'in kendi kalesine gol atacağını söyledik, attırdık. Çok kötü futbol oynayan takımımızı farklı lider olarak devre tatiline gönderdik. Şimdi artık günleri, maçları Fenerbahçeliler saysın. O maça kadar umutları kalsın diye Başkanları Cüppeli Ahmet'i devreye soksun, o zamana kadar da Şebeke, sırtımızdan, gırtlağımızdan, takım sevgimizden nemalansın.
Ülkenin en büyük maçını bu kadar kötü oynayan, oynatanlar hepinize yazıklar olsun.
Tam 1 sene bekledik bu maçı, 42.000 imizden en az 20.000 imiz bu maç için aldı kombinelerini.Diğer 10.000 imiz Galatasaray tarihinin en karanlık karaborsa tuzağına düşüp bir asgari ücret ödeyerek doldurduk tribünleri. Önceki senelerde az da olsa delikanlılık vardı Biletiks kuyruklarında. Bir gece sabahlayarak, aç susuz bekleyerek de olsa bilet alınabiliyordu. Bu sene Abdurrahim şebeğinin sayesinde satılması gereken biletler çapulculara verildi. Büyük vurgun vuruldu, Galatasaray tribün tarihinin karaborsa rekoru kırıldı. Ve bizler maçın başlamasına 2 saat kala ilk uğrak, ilk savaş yerimiz olan tribünlerdeydik.
Misafir tribünü diye ayırdıkları, gelenlerin sesi duyulmasın, maçı seyredemesin diye pis cam paravanlarla kapladığı bölümde değil misafir, can düşmanı yaptırdıkları taraftarlardan hiç kimse yoktu. Bu yüzden cam paravan kaldırılmış, oraya da kendi taraftarımız yerleşmişti. Bu güzelim oyunu bizden alanlar, olay çıkar kaygısıyla misafir dedikleri taraftarları kovanlar, ultra modern localarında birlikteydiler elbette. Kayıkçı kavgalarını maç saatine kadar yapmışlar, maç öncesi Paper Moon'da birlikte yemek yemişler büyük bir medeniyet dersi vererek sevgili ortaklar yerlerini almışlardı. Onların kavgacı sarhoş, küfürbaz 2.500 kişisini bizim stada almayanlar, bizim pislik 2.500 taraftarımızın da karşı yakaya gitmemesi konusunda anlaşmışlardı. Bir bilselerdi oysa bizim 40 senedir yaptığımız kardeş kapışmalarından öteye gitmeyen kavgalarımız sayesinde onlar, güvenlikli, modern localarında oturuyorlardı.
Maçtan 1.5 saat falan önce Fenerbahçe kafilesi stada gelmiş durumdaydı. Futbolcularından Arena'yı görmeyenler sanırım kontrol için sahaya çıktılar. O sırada biz olanca hıncımızla kudurduk. Küfür etmekten gırtlağımız parçalandı, sahaya çıkanları, çıktığına pişman etmek için tezahürata başladık. Haklıydık, 100 senelik hınçtı bu alınması gereken. Bize böyle öğretiyordu yalama spor medyası ve onun maymunları. Aynı anda Amrabat ile Riara sahadaydı. Riera'nın sahaya çıkan Fenerbahçeli futbolcularla yaptığı şebekliği aynı takımdan arkadaşlarına bile yapmazdı. Tribünler sinirden kudurmuş, bizim şebek, Kuyt'u kucaklamış şakalaşıyordu. Maçın Fenerbahçe maçı olduğunu, önemini, kaybedildiğinde taraftarın yakalanacağı travmayı tahmin ediyorsa eşşek oğlu eşşek olayım. Bir küçük takımın orta ölçekli futbolcusu olarak futbol hayatını tamamlayacak olan Amrabat'ın taraftarı iplemez gördüm bu saatten sonra benim baş çelişkimdir.
Başta söyledik, El Sikko'nun iki tarafından biriyiz. Üstelik kazanmışız, nedir bu memnuniyetsizlik? 1-0 olsun bizim olsun diyen neticecilerden olsak işimiz kolay. Hocaya tapınıp, futbolcularımızı Dünya çapında sanıp huzur içinde yaşayıp gideceğiz. Ne var ki biz Haticeciyiz, romantik taraftarız, sadece alınmış 3 puan bizi kesmez. Biz 6-0 yenilen takımın 4-0 olana kadar ki futbolunu arıyoruz. Rakibin kendi kalesine attığı golle çılgına dönen futbolcuları, Hocaları içimize sindiremiyoruz. Golü bulduktan sonra duran, 2. golü atmak için en ufak bir gayret göstermeyen, kısaca tabelaya yatan bir takımın taraftarı olmak içimizi acıtıyor. Aldığı bütün topları şişiren bir küçük takım kalecisini izlemek için kombine almıyoruz. Bir zamanlar Rüştü'yü Dünyanın en büyük kalecisi diye yutturmuşlardı. Fenerbahçe tarihinin en başarısız dönemimin kalecisiydi oysa Rüştü. 2 tane yediği maçta 5 tane kurtararak kendini Barca kalesinde bile bulmuştu. Ta ki halk çocukları, Fikirtepe Fenerlileri foyasını otaya çıkarıp dövene kadar hepimiz öyle sanıyorduk. Şimdi aynı yutturmaca Muslera üzerine yapılıyor. En fazla bir başaltı takım kalecisidir. Kalesine çok top gelecek, 2 sini yiyecek, 8 ini kurtaracak, topu 80 metre ileriye tepikleyecek, karşı takımın atağını başlatacak, hiç bir büyük maçı alamayacak, küçük bir muz cumhuriyeti merkez bankası parasını indirip, uzayacaktır. Maç boyunca en az 30 defa topu Fenerbahçelilere teslim etti, 30 defa benden küfür yedi. Varsın benim dışındaki Galatasaraylıların büyük kalecisi olsun, benim için Galatasaray kalecisi değildir. Bu maçtan sonra artık kendisi hakkında olumsuz bir şey yazmam, istediği kadar yiyebilir, yok hükmündedir.
El Sikko maçına çıkan Fenerbahçe, bizimle birlikte ligin en kötü futbol oynayan takımıdır. 2-1 yenilmeye dünden razı bir Hocası vardı kenarda. 2-1 yenilmek için en güzel skordur. 1-0 dan iyidir, neticede gol atmıştır, hakem hatası olmasa, biraz şansı olsa, o çalımı yemese, bu pası atsa, 3 dakika daha olsa gibi, yüzlerce bahanesi vardır 2-1 yenilen takımın hocasının. Rezil olmaz, kovulma riski yoktur, hele ki seyircisi olmadan cehennem gibi stadyumdan beraberliğe ramak kala ayrılmıştır. Afferin lan san Büyük takımın başına geçmeyi başarabilmiş küçük takım hocası. Karşı takımın kalesinde kaleci bile yok, sol bekin sağ ayağıyla gelişi güzel vurmuş golü bulmuşsun. Takımının tek şut atabilen, serbest vuruş kullanabilen, penaltı olsa topun başına gönderebileceğin futbolcunu kötü oynadı zannıyla oyundan alıp, beni rahatlattın. Oysa senin sahadaki en kötü futbolcun Meyreles ve Mehmet Topal'dı. Büyük maç nasıl yönetilir zerre kadar bilgin olsaydı, 10 kişi kalmayacaktın. Yaptığın değişikliği İmparator fark etmiş olamazdı. Olsaydı, senin 2-1 e bile razı olduğunu anlayacaktı. Sahanın en kötü futbolcusu Amrabat'ı çıkarıp, Elmander'i oyuna alacaktı, yediği farkı, fazlasıyla çıkaracaktı. Ama koskoca İmparator, 2-1 e yatıyor, Umut'u çıkarıp, orta sahaya bir sigorta daha monte ediyordu. Umurunda değildi tabi, El Sikko'yu maç sanıp, Dünyanın dört bir tarafına dağılmış taraf olmayan futbol severlerin izlediği şov. Yana, geriye yapılan paslar, ileriye doldurulan toplar, gol atmak istemeyen takıma karşı kaleyi savunmak 3 puanı almak.
Kötü futbol oynayarak dakikalar tükendi. Taraftar coşamıyor, hezimetten vazgeçip, her an yenebilecek bir kaza golünün endişesinden bağıramıyor. Islık çalarak rakip takımın oyun oynamasına izin vermiyor, 3 dakika uzatmalara takımın önde girmesine yardımcı oluyordu. Her ihtimale karşı İmparator zamandan çalmak için oyuncu değiştiriyor. Belki de son anda Elmander'i sokarken Amrabat çıkarılıp, o karambolde hükmen yenilgi önleniyordu. Ve nihayet acemi büyük maç hakeminin düdüğü, El Sikko'yu Galatasaray kazandı diye ötüyordu.
Fenerbahçenin bu kadar kötü oynadığı bir maçta en iyi futbolu Asimo Semih oynadı. Çünkü top ne zaman bizim takıma gelse en kısa zamanda Fenerlilere veriliyor, Fenerbahçe ataklarında da top Sow'a aktarılmak isteniyor, Sow'da karşısında Asimo'yu buluyordu. Hepsinde de Asimo galip geldiğinden, bir stoper, karşı takım hiç atak yapmadığı halde maçın adamı oluyordu. Takımın en büyük futbolcusu Asimo Semih'se, ve benim en çok sevdiğim futbolcu bir stoperse Galatasaray'a yazık olmuştur. Maça Asimo'nun oynayacağı büyük futbolu seyretmeye gitmek nasıl bir ironidir? Asimo'ya top gelsin diye, Yusuf Yusuf maç seyredilir mi?
Tribün hayatım Fener maçlarıyla geçti. 42 senedir gitmediğim Fener maçı 3 değildir. İlk defa maç bitiminde Fener'i yendik diye sevinemedim. Galatasaray tribünlerinin de bir Fener galibiyeti coşkusu yoktu. Hiç kimse aptal değil, takımının galibiyeti bir yere kadar taraftarı idare ediyor. Maçtan sonra Hoca Amrabat'ın çok iyi oynadığını söylemiş. kendi aldığı futbolcunun oynadığı futbol güzel görünüyor demek. Sahanın uzak ara en kötü futbolcusuydu. Eskiden olsa sabaha kadar televizyonlardan zevkle şebekleri dinlerdim, hiç birini dinlemedim. Fener galibiyetinden sonra bütün gazeteleri alır medya maymunları ne yazmış diye okurdum, hiç birini okumadım. İddia ediyorum, ortalama bir taraftar hepsinden daha iyi analiz edebilir, yazabilir.
El Sikko'nun ilk maçı geçti. Biz sıramızı savdık, galip gelerek atlattık. Taraftar olarak elimizden gelenin de fazlasını yaptık. Maçın başında unutulmayacak bir tribün gösterisi sunduk. Anlayan, etkilenen futbolcularımızı, Hamit'i, Melo'yu, Riera'yı, Asimo'yu, Burak'ı, Selçuk'u oynattık. Değil 50, 100.000 kişi bağırsak bile umurunda olmayan futbolcularımıza katkımız olmadı. Rakip takımı ürküttük,( isteyene ispatlarım) Bekir'in kendi kalesine gol atacağını söyledik, attırdık. Çok kötü futbol oynayan takımımızı farklı lider olarak devre tatiline gönderdik. Şimdi artık günleri, maçları Fenerbahçeliler saysın. O maça kadar umutları kalsın diye Başkanları Cüppeli Ahmet'i devreye soksun, o zamana kadar da Şebeke, sırtımızdan, gırtlağımızdan, takım sevgimizden nemalansın.
Ülkenin en büyük maçını bu kadar kötü oynayan, oynatanlar hepinize yazıklar olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

