1971 de çıktığım tribünlerden 23 Nisan 2017 tarihi itibarıyla inmiş bulunmaktayım. 1000 den fazla canlı maç izlemiş, en büyük maceralarında savaş ve zafer naraları atmış, tribünlere yüzlerce taraftar kazandırmış olmanın onuruyla veda ediyorum.
10 yıl öncesinde de lağım yazarların, medya maymunlarının foyasını ortaya çıkarmak üzere yazmaya başladım, bahtiyarım ki kısmen de olsa bunu başardım, yüzlerce yazı yazdım. onlarca öngörüde bulundum, ne mutlu ki bir çoğunda isabet kaydettim, ne yazık ki ben isabet kaydederken, futbol, özelde Galatasaray elimizin avucumuzun içinden kayıverdi. Nereye doğru sürükleniyor öngöremiyorum, bu yüzden beyhude yazılara son veriyorum. MAHALLE TAKIMI son defa sesleniyor, ne yazdı acaba diye boşuna tıklamayın, eğer bir gün geri dönüş virajına girersek, zerre kadar bir umut belirirse, ömrüm de vefa ederse sözüm söz ilk ben haber vereceğim, her maç bitimi beni hatırlayın, benden haber alamadığınız her maç ya serbest düşüş sürüyor, ya da ben sarı kırmızı taşlı bir köy mezarında yatıyorum demektir.
Ne kadar yukarılara taşımışız seni be Sevgili Galatasaray, cümbür cemaat, egemen irade, satılmış yönetici, satın alınmayı bekleyen sayısız futbolcu, sucuk ekmeğe istediğin gibi bağırtılan gariban, garibanları güden tribün eşkıyaları, hakemi, zift medyası, top yekun saldırdılar da hala yere düşüremediler. Aslında düştün de kan emiciler tatmin olmadı, ölünden bile korkuyorlar.
Hala bir umut Dünya'nın dört bir yanına dağılmış Büyük Galatasaray taraftarı ise televizyon başlarında iyi haberlerini bekliyor. Onlar için son sözlerimizi bırakalım, vedalaşalım.
Maçı hepiniz seyrettiniz, maç dediğim gazozuna oynanan bir çocukluk maçı bile değil. Veda maçına nostalji yaşamak yakışırdı, Sarı kırmızı montla Söğütlüçeşme Metrobüs durağına gittim, sıkımı 5 sene önce alametle oralarda dolaşmak. Dışarıda bir derbi maçı oynanacak cümbüş yok,renk yok, koku yok, otobüste benle beraber 3 Galatasaraylı var. Sami Yen Sokağa attım kendimi. Maç Fener maçı, Orjin Köfte'den ilk defa bu kadar çabuk köfte aldım. VanSpor maçını hatırlıyorum mesela, yarım saat beklemiş, arabanın camını yumruklamıştım da Adem Usta beni tanıyıp aradan vermişti. Toplasan 50 kişi yok, onlar da Volkan'a küfür ediyor. Anladım ki maç öznesi Volkan olacak.
Maç öncesi Fener taraftarı gayri mevcut İzmir Marşı'nı söylüyor. Bizim çapulcu ne dediklerine bakmaksızın, ıslıklarla sesi boğuyor. Tıpkı 1 hafta önce neden Evet dediğini bilmeyen vatandaş gibi, Fenerliler, Galatasaray marşı bile söylese susturulacak, emir abileri tribün eşkıyalarından gelmiş. Tiksindim.
Kurduğumuz tribünlere son defa çıktım. Gözlerim Sami Yen setinden tanıdık birilerini aradı, Çoğunu tanıyordum mafya bozuntusu, irticacı eşkıyaların, onları aramana da gerek yok, gelir seni bulur, kafayı yapıştırır. Gözüm kanla irfanla beraber tribün kurduğumuz, marş bestelediğimiz, çocukları aradı 23 Nisan'da. Hiç büyümeyecek, alıp bayrağını Galatasaray maçına gidecek olan Galatasarayın asi çocuklarını. Bizim Bayramdı ya ne de olsa bugün. Sami Yen Kapalısından bir tek ben vardım. Hepsi daha önce gittiler, bize evlat acısı gibi koyuyordu, direndik, bizimdi bu tribünler, gidemezdik, tükendik, bağırmadık, zaten tezahürat yoktu, küfür etmedik, futbolcumuza bile kızmadık, yediğimiz gole üzülmedik, atsaydık sevinmeyecektik, vakit tamam biz de gidiyoruz, gittik. İzzet-i ikbal ile çekiliyoruz. Hayrını görün, hırsızlar, gaspçılar, karaborsacılar, satıcılar, satılmışlar, mafya bozuntusu eşkıyalar.
Veda maçına girmiyorum, tek bir 90 dakika değildi o yüzden. son 4 yılda kaç maç varsa 90 dakikayla çarpın o kadar dakika. Takım son bir çırpınışla Fener kalesine çökmüş, leş gibi futbolcularla, kalleşçe top oynayan bizden beter bitmiş, farkında bile olmayan Fener kalesine gol atması an meselesi, taraftar Volkan'a küfür ediyor, su atıyor, ölüm varmış korku varmış diye böğürüyor. Kalenin arkasındaki kuleye kümelenmiş 4-5 sülük, o esnada maçtan bağımsız salyalarca küfür ediyor. garibanlara cep telefonlarını attırıyor. Maç polisi, savcısı, müdürü olsa tamamı müebbetten yatması lazım. Kaldı ki Volkan hayatının en centilmen maçını oynuyor. Fenerbahçe'ye gol attırana kadar, hiç bir Fener futbolcusunun savaşmadığı kadar savaştılar. Gol gelince Volkan, bildiğimiz Volkan'a dönüştü, ellerini şortunun önünde ilikledi, atın atın diye bağırdı. Zavallı Galatasaraylı görünümlü sucuk ekmeğe fit aç gariban, uslandı, su damlası bile atmadı, sustu, Galatasaray'ın mezarı başında abileri kına yaktırdı. Tribün eşkıyalarından kurtulmadan, Galatasaray'ı pusudan almanın bir yolu yoktur. Egemen iradeden kurtulmadan da tribün eşkıyalarından kurtulmanın yolu yok. Futbolcu formaları işgal edilmiş, tribünler işgal altında, Galatasaray Başkanlık makamı esir alınmış, Büyük Galatasaray Taraftarı tribünlerden kovulmuş, Benden bu kadar. Bizim neslin son Galatasaraylısı da vuruşarak çekildi.
Stadın tabelasına son bir kez el sallayarak Aslanlı Yol'dan metroya yöneldim. Beleş verilmiş kombinesi olup, Akbili olmayan taraftarlar, turnikelerden atlayarak doldu vagonlara.
Oynayan Galatasaray futbolcusu ama forması değil, tribünlerde ki güruh sanki Galatasaray taraftarı ama değil. Yenen takım taraftarı bile ölü gibi, gece sokaklarda bağıran sevinen tek bir Fenerli yok. Yenilen takımın taraftarından bir kişi bile üzülmüyor. Fener maçı kaybedildiğinde okula gitmezdik biz, ağlamayanı da taraftar saymazdık. Fener maçından çıkanın sesi kısılmamışsa selam sabahı keserdik.
Amacımız bir iki ve daha fazla bebeği, sarı kırmızı zıbınlara sardırmak, ilk avazlarını Cim Bom Bom diye bağırtmaktı. Yine öyle olacak, bizim Galatasaray'ımız bu günlerde futbol oynatılan, maymuna döndürülmüş, köpeklere maskara yapılmış Galatasaray değil, Bizim Galatasaray'ımız gitti, biz gittik, dönüş yoluna girersek 1971 coşkusuyla tekrar ellerde bayraklar, dillerimizde sloganlarla haber vereceğimi tekrar hatırlatır, hepinizi Galatasaraylılığımın olanca ateşiyle kucaklarım.
Elveda.
mahalle takımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mahalle takımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
24 Nis 2017
6 Nis 2014
Mancini'nin Zarı 7-7 ve Elveda Büyük Galatasaray Taraftarı; Galatasaray 1-0 Fenerbahçe
Eğer Büyük Galatasaray Taraftarı, kendini feda edip maçı tek başına oynamasaydı, eğer büyük Felipe Melo, ikinci yarı hakemin odağı ile merkezi arasına girip görüntüsünü küçültüp atılmayı geciktirmeseydi, Muslera maça tam konsantre olmasaydı, bu gece Arena'nın namusunu teslim etmiştik.
Bu Burak Yılmaz'a, bu avukatlarına alacağı tazminatı hesaplatan Mancini'ye, bu ortalamasından 200 metre daha fazla koşmak zorunda olan Ayı Eboue'ye rağmen maçı, daha doğrusu El Sikko'yu kazanmışsak, futbolun Gök Tanrısına dua edelim, sevincimizi abartmayalım. Aynı oyunu Kadıköy'de biz oynasak bu maç en az 4-0 yenilmiş olurduk. Aldığımız bu galibiyete yukarıdan 2, aşağıdan 3 puan verdiler. Velev ki puan farkı bu kadar açık olmasaydı, biz bu maçtan 2 puan almış sayılacaktık.
Şimdi yenen, yenilen maçın hakemine saldırıya geçmiştir bile. Ben geçmiyorum. Bu kadar kötü niyetli futbolcular varken, hakem Peygamber olsa ne yazar? Takımlar sahaya çıkarken gördünüz değil mi, televizyon başındakiler. Emre bile ne kadar sevimliydi. İşte ben bu yüzden artık dayanamıyorum ve bu son maç yazım olacak. Sahada bir birini gırtlaklayan futbolcular, muhtemelen bu gece aynı mekanda eğlenecekler. Beni 45 sene sömürdüler, artık bu soytarılığın içinde yokum sistemden çıkıyorum.
Burak Yılmaz sonunda Selçuk İnan'ın mezarını kazdırdı. Her hareketi faul, her pozisyonu ofsayt, Galatasaray bugün 11 kişiyle oynamadı, top bizdeyken rakip 12 biz 10 kişiydik. Ofsaytta olduğu için en az 5 gol pozisyonu olacak pas atılamadı. Faul yapmasa belki kendiliğinden gelişecek pozisyonları harcadı. Ve bunu hocalar ısrarla görmeyerek, bizim aklımızla alay ediyorlar. Burak yerine Yekta olsa şimdi çoktan PTT ligini boylatacak olanlar, neme lazım, zengin Burak'la papaz olmayalım da, Galatasaray ne sonuç alırsa alsını tercih ettiler. Eğer bugün Burak Yılmaz oynamasaydı biz hele maçın başında öne geçmişken, taraftar ayağa kalkmışken 6-0 ın altından kesin kalkardık, hem de Hoca görünümlü atkılıya rağmen.
İlk yarım saat sonunda rakibin en önemli futbolcusu atılmış, oyun ve pozisyon üstünlüğü sende, galipsin, taraftarın sesi kısılmış, sırtında bir hezimet kamburu var ve senin için hiç bir şey olmamış gibi maça devam ediyorsun. Yekta'yı çıkarıp Umut'u alsan farka gideceksin. Sen hücum etmediğin sürece rakip isterse 9 kişi kalsın ne fark eder. İt gibi koşturup rakibi %10 fazla koşmaya zorlasan son 20 dakikada ecel terleri dökmezsin. Ama var tabi taktiği, bunlar İtalyan Catanacio'nun mucitleri, gol yememe üzerine en büyük Hocalar İtalya'dan çıkar. Yat 1-0 ın üstüne. Koskoca Galatasaray, hezimete gitmek için hezimet yemeyi göze aldığı için koskoca oldu. Siz sıçan gibi oynatın, gol yemeyin diye küçülecek değil.
Son 30 saniye kala oyuncu değiştiriyordu, bize de yarım dakika kazanmak için sokuyorum demişti. Biz mazereti, kabahatinden büyük diye hırlarken, aynısını bu maç yaptı. Takımı 20 dakika kala geriye çekti, her Galatasaraylının atılacağına bahis oynadığı Melo'da atıldıktan sonra, üstüne üstlük çok iyi bir maç çıkarmasına rağmen, öldürücü 2 hata yapan Semih'in konsantresi bozulmuşken, Fenerbahçe'de biraz hareketlenme olsa 1-1 içten bile değildi. Bu durumda bile 30 saniye kala adam değiştirdi. Yani düşüncesi sahaya, hakeme yansımış olsa o yarım dakika kimin lehine çalışacaktı? Bu kadar salak olmadığına göre Galatasaray'ı dolandırmaya oynadığı kesin, verin A2 takımın başına siktirsin gitsin şerefsiz.
Selçuk bu senenin belki de en iyi oyununu oynuyordu. Ne oldu henüz anlamış değilim, kenardaki yaratık, ısrarla Galatasaray'ı bu maç kazandırmamaya çalışıyordu. Mektup gecikince belki de bağırarak haberleşiyordu bu maç. Kim bilir ne geri zekalılık yaptıracaktı ki kaptan sahadan çıktı. Şimdi forma edebiyatı yapanlar da çıkar. Eğer Selçuk, Mancini'nin yaptırmak istediği bir şeyi yapmak istemediği için çıkmışsa helal olsun. Biz 50 tane Mancini buluruz, ama şu alt düzey futbolcuların Abdurrahman Çelebi sayıldığı ülkemizde Selçuk klasında kaç futbolcu var? Bu sene Selçuk kötü oynadı görünmüşse bunun sebebi Burak'tır. Onu kurtarmak için kendini yaktı, daha önceki maçlarda uyarmıştık.
Mancini ısrarla gele atmaya çalıştı, ama işte dedik ya, Taraftar ve Melo böyle istedi. Zarı 7-7 geldi. Ama bu zar maçı kazansa da turnuvayı kazanmaya yetmedi.
Bu maç yazısı benim yayın hayatımı noktaladığım maç yazısıdır. Rezalet ötesi futboldan sonra teselli bulduğum tek şey, tabela değil, Fenerbahçeli futbolculara Arena'da şov yaptırılmamış olmasıdır. Sebebi de taraftardır. 5 senedir her maçı yazdım, maçların dışında da ilgilendiğim her şeye bulaştım. Yazdıklarım Galatasaray taraftarına arşiv olsun. Hiç bir hakkı mahfuz değildir. Haklarında çok kötü yazdıklarım da oldu, çok iyi yazdıklarım da. İyiler övünsün, kötü yazdıklarım yok saysın.
Ülkemiz bir gün huzur ve barışa kavuşur elbet. Sahibi kamu sayılan bütün kurum ve kuruluşlar hilelidir, başlarında hak etmeyenler vardır. Futbolumuzu yönetenler ise bu ülke futbolunu pisletenlerdir. Eğer bir gün ülkemiz gibi, futbolumuz da temizlenir,maçlar delikanlıca oynanır, her takım hakkına razı olur, futbolumuzu kirletenler ortalıktan yok olursa tekrar dönerim. Umarım ömrüm vefa eder.
Beni tanıyan tanımayan, herkesi, Galatasaraylılığımın olanca ateşiyle kucaklaıyorum, ELVEDA
Bu Burak Yılmaz'a, bu avukatlarına alacağı tazminatı hesaplatan Mancini'ye, bu ortalamasından 200 metre daha fazla koşmak zorunda olan Ayı Eboue'ye rağmen maçı, daha doğrusu El Sikko'yu kazanmışsak, futbolun Gök Tanrısına dua edelim, sevincimizi abartmayalım. Aynı oyunu Kadıköy'de biz oynasak bu maç en az 4-0 yenilmiş olurduk. Aldığımız bu galibiyete yukarıdan 2, aşağıdan 3 puan verdiler. Velev ki puan farkı bu kadar açık olmasaydı, biz bu maçtan 2 puan almış sayılacaktık.
Şimdi yenen, yenilen maçın hakemine saldırıya geçmiştir bile. Ben geçmiyorum. Bu kadar kötü niyetli futbolcular varken, hakem Peygamber olsa ne yazar? Takımlar sahaya çıkarken gördünüz değil mi, televizyon başındakiler. Emre bile ne kadar sevimliydi. İşte ben bu yüzden artık dayanamıyorum ve bu son maç yazım olacak. Sahada bir birini gırtlaklayan futbolcular, muhtemelen bu gece aynı mekanda eğlenecekler. Beni 45 sene sömürdüler, artık bu soytarılığın içinde yokum sistemden çıkıyorum.
Burak Yılmaz sonunda Selçuk İnan'ın mezarını kazdırdı. Her hareketi faul, her pozisyonu ofsayt, Galatasaray bugün 11 kişiyle oynamadı, top bizdeyken rakip 12 biz 10 kişiydik. Ofsaytta olduğu için en az 5 gol pozisyonu olacak pas atılamadı. Faul yapmasa belki kendiliğinden gelişecek pozisyonları harcadı. Ve bunu hocalar ısrarla görmeyerek, bizim aklımızla alay ediyorlar. Burak yerine Yekta olsa şimdi çoktan PTT ligini boylatacak olanlar, neme lazım, zengin Burak'la papaz olmayalım da, Galatasaray ne sonuç alırsa alsını tercih ettiler. Eğer bugün Burak Yılmaz oynamasaydı biz hele maçın başında öne geçmişken, taraftar ayağa kalkmışken 6-0 ın altından kesin kalkardık, hem de Hoca görünümlü atkılıya rağmen.
İlk yarım saat sonunda rakibin en önemli futbolcusu atılmış, oyun ve pozisyon üstünlüğü sende, galipsin, taraftarın sesi kısılmış, sırtında bir hezimet kamburu var ve senin için hiç bir şey olmamış gibi maça devam ediyorsun. Yekta'yı çıkarıp Umut'u alsan farka gideceksin. Sen hücum etmediğin sürece rakip isterse 9 kişi kalsın ne fark eder. İt gibi koşturup rakibi %10 fazla koşmaya zorlasan son 20 dakikada ecel terleri dökmezsin. Ama var tabi taktiği, bunlar İtalyan Catanacio'nun mucitleri, gol yememe üzerine en büyük Hocalar İtalya'dan çıkar. Yat 1-0 ın üstüne. Koskoca Galatasaray, hezimete gitmek için hezimet yemeyi göze aldığı için koskoca oldu. Siz sıçan gibi oynatın, gol yemeyin diye küçülecek değil.
Son 30 saniye kala oyuncu değiştiriyordu, bize de yarım dakika kazanmak için sokuyorum demişti. Biz mazereti, kabahatinden büyük diye hırlarken, aynısını bu maç yaptı. Takımı 20 dakika kala geriye çekti, her Galatasaraylının atılacağına bahis oynadığı Melo'da atıldıktan sonra, üstüne üstlük çok iyi bir maç çıkarmasına rağmen, öldürücü 2 hata yapan Semih'in konsantresi bozulmuşken, Fenerbahçe'de biraz hareketlenme olsa 1-1 içten bile değildi. Bu durumda bile 30 saniye kala adam değiştirdi. Yani düşüncesi sahaya, hakeme yansımış olsa o yarım dakika kimin lehine çalışacaktı? Bu kadar salak olmadığına göre Galatasaray'ı dolandırmaya oynadığı kesin, verin A2 takımın başına siktirsin gitsin şerefsiz.
Selçuk bu senenin belki de en iyi oyununu oynuyordu. Ne oldu henüz anlamış değilim, kenardaki yaratık, ısrarla Galatasaray'ı bu maç kazandırmamaya çalışıyordu. Mektup gecikince belki de bağırarak haberleşiyordu bu maç. Kim bilir ne geri zekalılık yaptıracaktı ki kaptan sahadan çıktı. Şimdi forma edebiyatı yapanlar da çıkar. Eğer Selçuk, Mancini'nin yaptırmak istediği bir şeyi yapmak istemediği için çıkmışsa helal olsun. Biz 50 tane Mancini buluruz, ama şu alt düzey futbolcuların Abdurrahman Çelebi sayıldığı ülkemizde Selçuk klasında kaç futbolcu var? Bu sene Selçuk kötü oynadı görünmüşse bunun sebebi Burak'tır. Onu kurtarmak için kendini yaktı, daha önceki maçlarda uyarmıştık.
Mancini ısrarla gele atmaya çalıştı, ama işte dedik ya, Taraftar ve Melo böyle istedi. Zarı 7-7 geldi. Ama bu zar maçı kazansa da turnuvayı kazanmaya yetmedi.
Bu maç yazısı benim yayın hayatımı noktaladığım maç yazısıdır. Rezalet ötesi futboldan sonra teselli bulduğum tek şey, tabela değil, Fenerbahçeli futbolculara Arena'da şov yaptırılmamış olmasıdır. Sebebi de taraftardır. 5 senedir her maçı yazdım, maçların dışında da ilgilendiğim her şeye bulaştım. Yazdıklarım Galatasaray taraftarına arşiv olsun. Hiç bir hakkı mahfuz değildir. Haklarında çok kötü yazdıklarım da oldu, çok iyi yazdıklarım da. İyiler övünsün, kötü yazdıklarım yok saysın.
Ülkemiz bir gün huzur ve barışa kavuşur elbet. Sahibi kamu sayılan bütün kurum ve kuruluşlar hilelidir, başlarında hak etmeyenler vardır. Futbolumuzu yönetenler ise bu ülke futbolunu pisletenlerdir. Eğer bir gün ülkemiz gibi, futbolumuz da temizlenir,maçlar delikanlıca oynanır, her takım hakkına razı olur, futbolumuzu kirletenler ortalıktan yok olursa tekrar dönerim. Umarım ömrüm vefa eder.
Beni tanıyan tanımayan, herkesi, Galatasaraylılığımın olanca ateşiyle kucaklaıyorum, ELVEDA
17 May 2010
Mahalle Takımı Dağıldı; Elveda
Ey Büyük Galatasaray Taraftarı;
Sizlere veda etmenin zamanı geldi, ben de bu kutsal, mübarek günü bekledim eyvallah demek için. 2 yılı aşkın bir süredir, 1000 yazıyla sizlere bir şeyler anlatmaya çalıştım karınca kararınca. Ne mutlu ki, anlattığım her şeyde sapına kadar taraftım. Yapabildiğim kadar eşit, adil bir taraf olmaya gayret ettim. Yazdıklarım sadece Galatasaraylı'lar içindi. Amacım, bir taraftan Galatasaray'ı biraz daha fazla kişiye tanıtıp, sevdirmek, zaten sevenlerin duygularına ortak olmak ve Fenerbahçe'den de biraz daha fazla uzak durulmasını sağlamaktı bizimkilere. Diğer takımlar için ise hiç bir görüşüm olmadı, bizim maçların dışında maç izlemem. Kaldı ki son 3 maçımızı bile izlemedim. Ve Fenerbahçe'nin maçlarını da oynadığı rakip açısından izledim, ne zaman Fener maçı koparırsa o zaman ayrıldım.
Yazdığım yazılardan hiç biri hiç bir hakka mahfuz değildir. İsteyen istediği yerde kullanır. Sayfalarımıza istemeden de olsa bulaşan başka takım taraftarlarına ise lafım yok. Ettikleri küfürleri bile iade etmiyor, tartışma zemini açılsın istemiyorum.
Bugün hem kendi takımımızın hem ülkemiz adına en büyük maçına çıktığımız ve muzaffer ayrıldığımız günün 10.yıl dönümü. Hepinize kutlu olsun. Günler ne çabuk geçti, daha dündü başka bir ülke topraklarında kupayla şehir turu attığımız gün. Öyle bir unutturulmaya çalışılıyor ki, sanki 2 senede bir olan hadise. Bugün Fenerbahçe'nin bir final daha kaybetmesi üzerine bütün gazeteleri okudum, ne mutlu ki bizim 17 mayıs 2000 hiç birinde tek satır bile geçmemiş.
Renkdaşlarım, az zamanda çok ve büyük işler yaptık diyeceğim ama yalan olacak. 100 seneyi aşkın senede kıyısından köşesinden bir Avrupa Kupası'nın kulpundan tutmuşuz. Tuttuğumuz için 2. sini oynama hakkı kazanmışız ve ona da yapışıp çekip getirmişiz hepsi bu. Gerçi bizim dışımızda hiç kimse yanına bile yaklaşamamış ama bize ne. Biz kendi kahramanlığımıza ve kendi yüksek kültürümüze bakıp daha değerlilerini kazanmalıydık.
Bize bunları söyleten şu son senelerin köhne, kokuşmuş, silik, sönük ruhsuz yapımız değil elbet. Biz büyük Galatasaray ailesinin zaman zaman depreşen asi ruhunu sahalara yansıttığında neler yaptığına şahit omuş neslin ahvadıyız. İşte 10 sene önce hortlayan o ruhtu kupaları alıp getiren şey. Şimdilerde kaybettiğimiz, şebekelerin elimizden, içimizden aldığı, bende biten, çoğunda can çekişen asil Galatasaray ruhu.
2 yıldır pek çok yazımı okudunuz. Bahtiyarım ki çoğunda isabetsizliğe uğramamışım. İsyanım hiç bir şeyi kafi görmeyişimdendi. Birlik ve beraberlik içinde 40 sene tribünlerde ömür tükettiğimden, neler yapabildiğimizi görüp, şu son yıllarda neden yapamadığımıza başkaldırdım. Bir kere daha ve son defa söylemeliyim ki bu sene ki maç kadrosu kadar Galatasaray ruhundan uzak bir takım asla seyretmedim.
Şampiyonluğun gittiği Sivas maçının son saniyesinde dandik bir gol yeyip de sakız çiğnemeye devam edeni, Ali Sami Yen'de oynanan Fenerbahçe maçını jübile maçıymış gibi oynayanı, tribünler yırtınırken yanlarına gitmeyi zül sanan 20 metreye pas atamayan kazmaları, en önemli maçın öncesinde kadroda değil diye Fenerbahçe Burnunda nargiler içenleri, maçtan sonraya randevu verip, maçın sonucu ne olursa olsun programını uygulayanları, taraftara küsen kaptanı, gol atıldığında fazla sevinmeyip, gol yendiğinde hiç üzülmeyeni, bir hata yapmış, gol yedirmiş arkadaşını kurtarmak için insan üstü futbol oynamayanı, gol atıldığında somurtan yedek kulübesini, Fenerbahçe'yi şampiyon yapmak için her yolu deneyenleri, bir maçı alsa, 100 metre daha fazla koşsa, bir gol fazla atsa şovun içinde kalabilecekken ölü gibi oynayanları, velhasıl en az Galatasaraylı'yı bünyesinde barındıran bir takımı ben 40 sene sonra, veda senemde seyretmiş oldum. Canları sağ olsun.
Galatasaray'ı sevdirenleri de yazdık bu sütunlarda, futbola lanet ettirenleri de. Gözümüzde büyüttüğümüz bi bok olamayanların foyalarını ortaya çıkarttık. Bütün maçları sıcağı sıcağına Ali Sami Yen dışına, taraftar gözüyle ilettik. Tabelayla işimiz 40 sene boyunca olmadığı gibi yazdığımız son 2 sene içinde de olmadı. Şampiyonlukları, kupaları, destanları da canlı yazmak isterdim, Arsenal maçını yazmak isterdim mesela. Real Madrid maçını. Unutturdular, Şampiyonlar Ligi'ni biz kurmuştuk oysa, bizi de unuttular.
İsteseydim tarafsız görünür daha fazla insan tarafından okunabilirdim. Ama baştan söyledim tarafım, hatta tarafsız insanlardan nefret ederim. Sadece futbolda sporda değil, yaşamın her alanında en az iki kişi karşı karşıya gelmişse ben mutlaka tarafımdır. Tarafım diye, haksızlıklara seyirci kalamam. Benim taraf olduğum takım haksız yere maç kazanırsa en başta ben kabul etmem. Bir Fenerbahçeli blog yazarının sitesine girmem, girsem de yüzüm buruşur hemen uzarım. Aynı şekilde benim yazdıklarımı okuyan Fenerbahçeli'lerin bıraktıkları notlara cevap yazmayı, hatta onlala tartışmayı gereksiz bulurum. Dolayısıyla kendi bloğumuzu Galatasaraylı diye adlandırabiliriz. Anadolu takımlarına sempatiyle bakarım ve Şampiyon Bursaspor'u da bağrıma basarım.
Veda etmemin iki ana sebebi var.
Birincisi artık yoruldum, her maçı aynı ciddiyetle seyredeceğimi sanmıyorum. 40 yıl aralıksız 1000 den fazla Galatasaray maçını canlı seyrettim. Söyleyeceklerim de hemen hemen bitti. Bundan sonrakiler tekrara girecek.Çok basit bir futbol oynayan takımım olsun istedim. Kalecim degaj yapmayacak, oyun geriden kurulacak, takımda kazma futbolcu bulunmayacak, hep beraber ağlayıp, hep beraber sevinebilecek bir futbolcu gurubu olacak, rastgele orta yapılmayacak, uzun ve yoğun pas trafiğiyle oynanacak. Ne yazık ki umudum yok artık. Yine de veda etmeyecek kapıyı açık bırakacaktım. Seyretmediğim son maçımızın kadrosuna baktım, liderken yazdığım bir yazımı gözden geçirdim. ''Eğer son maçımızda kadroda Gökhan Zan, Servet, 16 numara ve Topal varsa bilinki 3. lük maçı oynuyoruz'' demişim. Dünkü maçın kadrosunda Emre Aşık'ı görseydim yine de ayrılmayacaktım aranızdan. Sana da yazıklar olsun diyorum Surinamlı, adam değilmişsin. Şu son maça şu kadroyla çıktın ya sende bi bok bilmiyormuşun. Ben yine de aradan Emre Aşık'ımıza güzel futbolcumuza sevgilerimi, minnetimi, teşekkürlerimi iletiyorum. Yolun bahtın açık olsun göklerin hakimi.
İkinci sebebim de uzun yıllardır araştırmalarım vardı. Bu sene son buldu. Artk eminim, bizim seyrettiğimiz takımlar, bizim taraf olduğumuz takımlar bu seyrettiklerimiz değil. İş tam bir şebeke işi. Bu sene Fenerbahçe'yi şampiyon yapmak üzere kurulmuş şebeke. Şimdi zıplayan çıkar, yanıldılar diye. Her şey kurulmuştu, o kadar gol pozisyonuna Fener bir sezon boyunca girmemişti. Onlardan biri girse tam isabet olacaktı. Sigorta için Galatasaray'ı bile mağlup getirtip, Beşiktaş'ı dirilttiler. Ne olur ne olmazdı, Trabzonspordan'da imalat hatası biri çıkardı. Nitekim kaleci Onur çıktı, Egemen, Giray çıktı, geleceği karanlık çocukların. Bu ihanetlerini! asla unutmayacaklardır. Şebeke liderleri beni futboldan, daha özeli Galatasaray'dan soğuttular. Dolayısıyla içimden yazmak gelmiyor.
Benden yazı var mı diye boşu boşuna tıklama yapmayın çocuklar. Bir daha alamazlar, benim yetmez de umarım sizin ömrünüz yeter yenisini getirtmeye. 10 sene önce alınan bu kupanın hatırına her 10 sene de bir bu büyük günü şanla şerefle anın. Yönetim kademelerine girin, kulübü soygun düzeninden kurtarın, şampiyonluklar sırayla dağıtılıyor, Boklu Dere tarafı seneye işi son maça bırakmaz, siz sonraki seneyi bekleyin.
1000. yazı olarak, 17 mayıs günü son yazımı bırakıyorum sonsuzluğa. 10 sene önce bizleri Parken Stadı'nın kale arkasında ağlatanları bir kez daha minnetle, şükranla anarak huzurlarınızdan ayrılıyorum.Yazdıklarımı okuduğunuz, yorum yazdığınız, beni bi bok sanıp saygı gösterdiğiniz için teşekkürler. Hakkınızı helal edin.
Ne Mutlu Galatasaraylıyım Diyene,
Elveda,
Sizlere veda etmenin zamanı geldi, ben de bu kutsal, mübarek günü bekledim eyvallah demek için. 2 yılı aşkın bir süredir, 1000 yazıyla sizlere bir şeyler anlatmaya çalıştım karınca kararınca. Ne mutlu ki, anlattığım her şeyde sapına kadar taraftım. Yapabildiğim kadar eşit, adil bir taraf olmaya gayret ettim. Yazdıklarım sadece Galatasaraylı'lar içindi. Amacım, bir taraftan Galatasaray'ı biraz daha fazla kişiye tanıtıp, sevdirmek, zaten sevenlerin duygularına ortak olmak ve Fenerbahçe'den de biraz daha fazla uzak durulmasını sağlamaktı bizimkilere. Diğer takımlar için ise hiç bir görüşüm olmadı, bizim maçların dışında maç izlemem. Kaldı ki son 3 maçımızı bile izlemedim. Ve Fenerbahçe'nin maçlarını da oynadığı rakip açısından izledim, ne zaman Fener maçı koparırsa o zaman ayrıldım.
Yazdığım yazılardan hiç biri hiç bir hakka mahfuz değildir. İsteyen istediği yerde kullanır. Sayfalarımıza istemeden de olsa bulaşan başka takım taraftarlarına ise lafım yok. Ettikleri küfürleri bile iade etmiyor, tartışma zemini açılsın istemiyorum.
Bugün hem kendi takımımızın hem ülkemiz adına en büyük maçına çıktığımız ve muzaffer ayrıldığımız günün 10.yıl dönümü. Hepinize kutlu olsun. Günler ne çabuk geçti, daha dündü başka bir ülke topraklarında kupayla şehir turu attığımız gün. Öyle bir unutturulmaya çalışılıyor ki, sanki 2 senede bir olan hadise. Bugün Fenerbahçe'nin bir final daha kaybetmesi üzerine bütün gazeteleri okudum, ne mutlu ki bizim 17 mayıs 2000 hiç birinde tek satır bile geçmemiş.
Renkdaşlarım, az zamanda çok ve büyük işler yaptık diyeceğim ama yalan olacak. 100 seneyi aşkın senede kıyısından köşesinden bir Avrupa Kupası'nın kulpundan tutmuşuz. Tuttuğumuz için 2. sini oynama hakkı kazanmışız ve ona da yapışıp çekip getirmişiz hepsi bu. Gerçi bizim dışımızda hiç kimse yanına bile yaklaşamamış ama bize ne. Biz kendi kahramanlığımıza ve kendi yüksek kültürümüze bakıp daha değerlilerini kazanmalıydık.
Bize bunları söyleten şu son senelerin köhne, kokuşmuş, silik, sönük ruhsuz yapımız değil elbet. Biz büyük Galatasaray ailesinin zaman zaman depreşen asi ruhunu sahalara yansıttığında neler yaptığına şahit omuş neslin ahvadıyız. İşte 10 sene önce hortlayan o ruhtu kupaları alıp getiren şey. Şimdilerde kaybettiğimiz, şebekelerin elimizden, içimizden aldığı, bende biten, çoğunda can çekişen asil Galatasaray ruhu.
2 yıldır pek çok yazımı okudunuz. Bahtiyarım ki çoğunda isabetsizliğe uğramamışım. İsyanım hiç bir şeyi kafi görmeyişimdendi. Birlik ve beraberlik içinde 40 sene tribünlerde ömür tükettiğimden, neler yapabildiğimizi görüp, şu son yıllarda neden yapamadığımıza başkaldırdım. Bir kere daha ve son defa söylemeliyim ki bu sene ki maç kadrosu kadar Galatasaray ruhundan uzak bir takım asla seyretmedim.
Şampiyonluğun gittiği Sivas maçının son saniyesinde dandik bir gol yeyip de sakız çiğnemeye devam edeni, Ali Sami Yen'de oynanan Fenerbahçe maçını jübile maçıymış gibi oynayanı, tribünler yırtınırken yanlarına gitmeyi zül sanan 20 metreye pas atamayan kazmaları, en önemli maçın öncesinde kadroda değil diye Fenerbahçe Burnunda nargiler içenleri, maçtan sonraya randevu verip, maçın sonucu ne olursa olsun programını uygulayanları, taraftara küsen kaptanı, gol atıldığında fazla sevinmeyip, gol yendiğinde hiç üzülmeyeni, bir hata yapmış, gol yedirmiş arkadaşını kurtarmak için insan üstü futbol oynamayanı, gol atıldığında somurtan yedek kulübesini, Fenerbahçe'yi şampiyon yapmak için her yolu deneyenleri, bir maçı alsa, 100 metre daha fazla koşsa, bir gol fazla atsa şovun içinde kalabilecekken ölü gibi oynayanları, velhasıl en az Galatasaraylı'yı bünyesinde barındıran bir takımı ben 40 sene sonra, veda senemde seyretmiş oldum. Canları sağ olsun.
Galatasaray'ı sevdirenleri de yazdık bu sütunlarda, futbola lanet ettirenleri de. Gözümüzde büyüttüğümüz bi bok olamayanların foyalarını ortaya çıkarttık. Bütün maçları sıcağı sıcağına Ali Sami Yen dışına, taraftar gözüyle ilettik. Tabelayla işimiz 40 sene boyunca olmadığı gibi yazdığımız son 2 sene içinde de olmadı. Şampiyonlukları, kupaları, destanları da canlı yazmak isterdim, Arsenal maçını yazmak isterdim mesela. Real Madrid maçını. Unutturdular, Şampiyonlar Ligi'ni biz kurmuştuk oysa, bizi de unuttular.
İsteseydim tarafsız görünür daha fazla insan tarafından okunabilirdim. Ama baştan söyledim tarafım, hatta tarafsız insanlardan nefret ederim. Sadece futbolda sporda değil, yaşamın her alanında en az iki kişi karşı karşıya gelmişse ben mutlaka tarafımdır. Tarafım diye, haksızlıklara seyirci kalamam. Benim taraf olduğum takım haksız yere maç kazanırsa en başta ben kabul etmem. Bir Fenerbahçeli blog yazarının sitesine girmem, girsem de yüzüm buruşur hemen uzarım. Aynı şekilde benim yazdıklarımı okuyan Fenerbahçeli'lerin bıraktıkları notlara cevap yazmayı, hatta onlala tartışmayı gereksiz bulurum. Dolayısıyla kendi bloğumuzu Galatasaraylı diye adlandırabiliriz. Anadolu takımlarına sempatiyle bakarım ve Şampiyon Bursaspor'u da bağrıma basarım.
Veda etmemin iki ana sebebi var.
Birincisi artık yoruldum, her maçı aynı ciddiyetle seyredeceğimi sanmıyorum. 40 yıl aralıksız 1000 den fazla Galatasaray maçını canlı seyrettim. Söyleyeceklerim de hemen hemen bitti. Bundan sonrakiler tekrara girecek.Çok basit bir futbol oynayan takımım olsun istedim. Kalecim degaj yapmayacak, oyun geriden kurulacak, takımda kazma futbolcu bulunmayacak, hep beraber ağlayıp, hep beraber sevinebilecek bir futbolcu gurubu olacak, rastgele orta yapılmayacak, uzun ve yoğun pas trafiğiyle oynanacak. Ne yazık ki umudum yok artık. Yine de veda etmeyecek kapıyı açık bırakacaktım. Seyretmediğim son maçımızın kadrosuna baktım, liderken yazdığım bir yazımı gözden geçirdim. ''Eğer son maçımızda kadroda Gökhan Zan, Servet, 16 numara ve Topal varsa bilinki 3. lük maçı oynuyoruz'' demişim. Dünkü maçın kadrosunda Emre Aşık'ı görseydim yine de ayrılmayacaktım aranızdan. Sana da yazıklar olsun diyorum Surinamlı, adam değilmişsin. Şu son maça şu kadroyla çıktın ya sende bi bok bilmiyormuşun. Ben yine de aradan Emre Aşık'ımıza güzel futbolcumuza sevgilerimi, minnetimi, teşekkürlerimi iletiyorum. Yolun bahtın açık olsun göklerin hakimi.
İkinci sebebim de uzun yıllardır araştırmalarım vardı. Bu sene son buldu. Artk eminim, bizim seyrettiğimiz takımlar, bizim taraf olduğumuz takımlar bu seyrettiklerimiz değil. İş tam bir şebeke işi. Bu sene Fenerbahçe'yi şampiyon yapmak üzere kurulmuş şebeke. Şimdi zıplayan çıkar, yanıldılar diye. Her şey kurulmuştu, o kadar gol pozisyonuna Fener bir sezon boyunca girmemişti. Onlardan biri girse tam isabet olacaktı. Sigorta için Galatasaray'ı bile mağlup getirtip, Beşiktaş'ı dirilttiler. Ne olur ne olmazdı, Trabzonspordan'da imalat hatası biri çıkardı. Nitekim kaleci Onur çıktı, Egemen, Giray çıktı, geleceği karanlık çocukların. Bu ihanetlerini! asla unutmayacaklardır. Şebeke liderleri beni futboldan, daha özeli Galatasaray'dan soğuttular. Dolayısıyla içimden yazmak gelmiyor.
Benden yazı var mı diye boşu boşuna tıklama yapmayın çocuklar. Bir daha alamazlar, benim yetmez de umarım sizin ömrünüz yeter yenisini getirtmeye. 10 sene önce alınan bu kupanın hatırına her 10 sene de bir bu büyük günü şanla şerefle anın. Yönetim kademelerine girin, kulübü soygun düzeninden kurtarın, şampiyonluklar sırayla dağıtılıyor, Boklu Dere tarafı seneye işi son maça bırakmaz, siz sonraki seneyi bekleyin.
1000. yazı olarak, 17 mayıs günü son yazımı bırakıyorum sonsuzluğa. 10 sene önce bizleri Parken Stadı'nın kale arkasında ağlatanları bir kez daha minnetle, şükranla anarak huzurlarınızdan ayrılıyorum.Yazdıklarımı okuduğunuz, yorum yazdığınız, beni bi bok sanıp saygı gösterdiğiniz için teşekkürler. Hakkınızı helal edin.
Ne Mutlu Galatasaraylıyım Diyene,
Elveda,
25 Ara 2009
Mahalle Takımı Yorumcuları

Yorumcular dediğim, kendi yorumcularım. Bir kişi bile beni yanlış anlasa üzülürüm. Bunca sülük varken, bunca blog varken, hatta ne gerek var, kendisi en az bizim kadar futbolu biliyor iken, vakit ayırıp, bu marjinal adam ne yazmış acep? diye okuyan, yetmedi okuduğuna yorum yazan(küfür dahil) her kim varsa hepsi kardeşimdir, hepsine teşekkür ederim. Her yorumdan da mutlak bir şeyler kaptığımı, bir sonra yazacağım şeylere yol gösterici olduğunu bilmenizi isterim.
İlk yarı bitti, bütün futbolcuların karnesini hazırlıyorum. Karnelerden önce bir şeyler daha yazayım da son yazdığıma üzülenlerin tansiyonu düşsün. Rijkaard'ı Atatürk Hava Alanında gördüğümüz an, benden çok daha fazla memnun olan eminim yoktur, mutlak o gün de gelecektir ki, yolcu ederken de en çok üzülen ben olacağım. Galatasaray'la ilgili sıkıntı yazmışsam, bu Surinamlı'dan daha çok Haldun'a, Adnangilleredir.
Bakın şimdi, hepisi, fellik fellik Galatasaray'a futbolcu arıyorlar. Peşin söyleyeyim, ben kimseyi istemiyorum. Bunca yıllık taraftarım devre arasında gelip de tarihe geçmiş bir futbolcu hatırlamıyorum. Bir Ribery vardı o da Galatasaray'ı kullanmak için gelmişti. Bulacaklar yine bir kadro dışı kalmış, sakat, maaşı yüksek olduğu için bakılamayan birini, kakalayacaklar Florya'ya.
Sanki CERN'de aranan ilk maddeyi bulup ta sır saklayan profesör gibi ketum, kimseye çaktırmadan, gazetecinin, taraftarın haberi olmadan biriyle beraber gelecek. Sonra, Haldun, kabaramazsın kel fatma oluyor. Neymiş efendim, söylersek ücreti artıyor. Elalemin parası para değil mi? 2 sene önceden kimi alacağını söylüyor, maçlarını takip ediyor, hiç bir kaygısı yok başka takım kapar mı diye?
Neyse ki son iki maçı seyrettik. Birinde Keita, diğerinde Arda vardı büyük futbolcu olarak. Birini kaybedip, birini kazandık. Artistik patinajda puanlama yapılırken, en yüksek puanla en düşük puan sayılmaz, diğerlerinin ortalaması sporcunun puanını belirler. Graz'daki maçta en iyi oynayanla en kötü oynayanı, Trabzonspor maçında da aynı uygulamayı yaparsak eğer, kalan 9 futbolcunun nasıl oynadığına bakmamız lazım. Futbolcular arasında ki klas, değer bakımından fark uçurumsa korkacan bizim takımda. 2 maçta yerler adamı, değil Rijkaard, Rijkaard'ın bütün hocalarını getirsen engelleyemezsin. Bakın kimi yorumcular Arda'ya saldırıyorlar bile, Elano'ya pas vermiyor diye. Ben de tesbit ettim ama emin değilim, ve bana mantıklı gelmiyor.
Hani akrep kurbağaya demiş, kardeş beni şu derenin diğer tarafına geçir. Kurbağa sen akrepsin sokarsın demiş. Lan delimiyim seni soksam bende boğulmayacakmıyım? Mantıklı gelmiş kurbağaya, taşımış sırtında akrebi. Derenin tam ortasına gelip akrep kurbağayı sokunca, ne yaptın kardeşim demiş kurbağa. İşim bu demiş akrep. Yani bizim takımda şu an arep falan yok Elano'yu sokup kendi de boğulsun.
Noel tatiline futbolcuları gönderdiğine ben memnun olmadım değil. Baştan söyle kardeşim, iddia oynayan var, reklam veren var, her kes bizim gibi forma seyretmeye gitmiyor maça. Şu son maç güzel oynadı diyorsunuz, razımısınız her maç bunlarla çıkmaya? O kadar güzel oynuyoruz, kalecimiz hayatının maçını çıkarıyor ancak Sabrinin kale içinden( bu arada benim eski yazılarımda Sabri'nin iyi kaleci olduğunu söylemişim) kurtardığı golle galip geliyoruz. Poker surat Aydın'dan futbolcu yapacaksa yapsın, biz yazdıklarımızı yeriz. Akrep miyiz? kendi kendimize zarar vereceğiz. O aydın'ın 4 sene avans aldığı maçta ben o soğukta Konya'daydım. O zaman bana sorsalar her maç koyun takıma derdim. Adamın suratında pozisyon icabı da olsa en ufak bir değişiklik olmuyor. Botox yaptırmış, bir gül, bir ah de, bir ellerini kafana kapa, bir coş be kardeşim. Senin yerinde bir maça çıkıpta hayatını karartacak milyonlarca Galatasaray'lı var bu ülkede. Daha ne kadar bekleyelim? Bir bildiği vardır elbet hocanın diyelim, Tınaz Tırpan'ı çağırmayalım.
Galatasaray'a futbolcu lazım değil, hatta fazlamız var. Ben kimseyi istemiyorum, Servet'i, Nonda'yı, Linderoth'u ve hiç oynamayıp sağlık ekibine antrenman yaptıran sakat futbolcuları da satıyorum. Hocaya da hiç bir hocaya güvenmediği kadar güveniyorum. Benim güvenmediğim, yöneticilerdir. Onların akıllarından geçen tilkilikleri tahmin ediyorum. Hagi hocayken ikinci devre nasıl yedirdiklerini unuttunuz mu? 20 saniyeyle Şampiyonluğu kaçırıp, final maçında Fenerbahçe'yi hezimete uğratmıştı oysa. Aynısını Rijkaard'a da yaparlar diye korkuyorum. Aportta bekleyen prostatlı dolu divan-ı Sultaniye de. Bir iki maç kaybeder, iki eski sülük Galatasaray'lı medya mensubunu ardına alır, Fatih Terim hazır boş bekliyor verir dünyanın parasını gönderirler bu ekibi de.
Yoksa at ile devemi oynanan oyun gördük. Kimi oynatsan tek maç kafa kafaya oynar. Trabzonspor yıllar önce aynı mahallenin çocukları olan futbolcularla İstanbul'un saltanatına son vermişti. Onlar takımdı, sol bek Turgay'a biri maçta küfür ettiğinde, sol açık Ali Kemal kafayı yapıştırıp atılırdı(bunu bizzat Ali Kemal'den dinlemiştim) Bakıyorum Servet sarı kart bile almamış henüz. Niye alsın kerizmi Emre Aşık gibi? dalacak adamın ayağına, topu alamazsa atılacak maç başı paradan olacak. Servet küpü dolduruyor ama sarı kart alma riskine hiç girmediği için Galatasaray'ın yediği kaç gole sebep oldu sayan yok. Yalama basın için ne güzel, o zaman Lugano'yu eleştirseniz ya kasap diye. Olmaz, aman Servet böyle oynamaya devam etsin. İşlerine böyle bir Servet geliyor, Bülent Korkmaz gibi, Emre Aşık gibi futbolcuyu sevmez bunlar. Ben ise takım ruhuna uymadığı için, kendine oynadığı için sevmiyorum Servet'i.
Galatasaray 6 maçı berabere, 8 maçı tek farklı kazanmış. Ben her maçta son dakikada bir gol yersek hesabı yaparım. Düşünün bunlardan bir kaç maçta daha son dakikada yesek şimdi puan tablosunun neresinde olacağız? Nevizade Geceleri'ni söylemeye söylemeye unutacağız. Son haftalarda, hiç bir maçı koparamıyoruz. Takımın başındaki hoca Tınaz Tırpan değil, elbet ondan beklentilerimiz büyük. Sitemlerim var Surinamlı'ya. İnsan sevdiğine sitem eder. Ben de sizlere sitem ediyorum! hepinizi seviyorum.
Yarın karneleri dağıtıyorum, ve yalandan yıl başı tatiline çıkıyorum. Biz bir garip çingeneyiz nemize gerek gümüş zurna, biz alır bir büyük rakı, kahrederiz geçen yıllara, bizden olup olacağı budur, biz alır bayrağımız maça gideriz.
Hayatta en büyük üzüntünüz, Galatasaray'ın yenildiği maç olsun, yeni umutlara, yeni ufuklara, zamanı geldi, kupalar senesine.
13 Kas 2008
Mahalle Maçı Var

Çok zaman önceleriydi. Mahalle denen yaşam alanlarındaki boş arsa mahallenin toprak sahasıydı. Mahallenin paftası iki toprak saha arasındaki mesafeydi. Hangi sahaya yakınsan o mahalledendin. Maç var anonsuyla nasıl olurda herkesin haberi oluyorsa bütün çocuklar sahada olurdu. En iyi oynayan iki kişinin çocukları takımlara ayırmasıyla başlardı şov. Adam almaca işin temeli. Karşılıklı belli mesafeye açılınır herkes sırayla ayakkabı boyu kadar bir adım atar. En son ayakkabı koyacak yeri kalmayan kaybeder ve diğeri ilk oyuncuyu alır. Genelde topun sahibi yağcılık kontenjenından ilk alınır. İyi oynayanlardan başlanarak kaçar kişi alınacaksa alınır takımlar belli olur.
Hakem yoktur aslında hakemede gerek yoktur. En adilane biçimde oynanır maç faulse faul golse goldür. Kimse yalan söylemez yalandan yere yatmaz. Büyüklerle küçükler aynı maçta olduğundan küçükler kollanır. Abanmak yok denir. Penaltıları frikikleri topun sahibi atar.
Yoldan varsa araba, köpek, hoca, yada birinin babası falan geçerse oyun durur. 3 korner 1 penaltıdır. Kaleciler genelde fasulyeden oynayanlar olduğundan penaltı olunce iyi oynayan kaleye geçer. O zaman penaltı 2 kere atılır. Santrayı geçmeden atılan gol sayılmaz. Top bahçeye kaçarsa atan alır. Top patlarsa patladan öder. Cam kırılırsa ortak ödenir. Top patladığında başka top yoktur maç biter, patlayan topun içine taş konur yoldan geçen birinin vurması beklenir. Top meşinin içindeki iç lastiğin şişirilerek memesinin deliğin ağzına sıkıştırılmasıyla maça hazır hale gelir. Tın tın olmamasına dikkat edilir. Kale direkleri üst üste konulmuş iki büyük taşla tesbit edilir. Yüksekliği kalecinin boyuyla orantılıdır. Göz kararı elleri yukarda zıplama mesafesidir. Kaleci 3 kere sektirirse kimse degaj yapana kadar rahatsız etmez. Kimi babalar eve gelir gelmez oyuncu eve çağrılır. Bu çağrılan çocukların çoğu sonradan futbolcu olmuştur. Baraj mesafesi 3 adımdır. Atışı kullanacak takımın en uzun adamı ayaklarını gererek mümkün olduğunca barajı uzağa çeker. Penaltı mesafesi hemen hemen kalenin 1.5 katıdır. Maç evden çağrılanlar fazlalaşınca, hava kararınca ya da kapanmayacak fark olunca cıvır ve biter. Eğer kafa kafaya gidipte hava kararmışsa atan galip kuralı devreye girer. Kimse yorulduğu için oyundan çıkmaz. Maçın süresi başlangıcta 5 de devre 10 da biter şeklinde konur. Ofsayt yoktur, sahanın yanında duvar varsa oradan taç olmaz. Hayalarına top gelene işe denir muhakkak işetilir. Maçlar gazozuna oynanır. Nasıl oluyorsa mutlaka sahanın yanında futbolu sevmeyen bir amcanın evi vardır. Hiç acımadan topu keser vicdansız.Eğer bir mahalle takımının forması varsa , mahalle maçında 12 tane yerse formasının rengi değişirdi. Kan ter içinde tozlu çamurlu elbiselerle eve gelinir dayak, dayak olmazsa top karınmı doyurdu diye azar işitilirdi. Topun 20-30 sene sonra gerçekten karın doyuracağını nerden bilsinlerdi.
Hakem yoktur aslında hakemede gerek yoktur. En adilane biçimde oynanır maç faulse faul golse goldür. Kimse yalan söylemez yalandan yere yatmaz. Büyüklerle küçükler aynı maçta olduğundan küçükler kollanır. Abanmak yok denir. Penaltıları frikikleri topun sahibi atar.
Yoldan varsa araba, köpek, hoca, yada birinin babası falan geçerse oyun durur. 3 korner 1 penaltıdır. Kaleciler genelde fasulyeden oynayanlar olduğundan penaltı olunce iyi oynayan kaleye geçer. O zaman penaltı 2 kere atılır. Santrayı geçmeden atılan gol sayılmaz. Top bahçeye kaçarsa atan alır. Top patlarsa patladan öder. Cam kırılırsa ortak ödenir. Top patladığında başka top yoktur maç biter, patlayan topun içine taş konur yoldan geçen birinin vurması beklenir. Top meşinin içindeki iç lastiğin şişirilerek memesinin deliğin ağzına sıkıştırılmasıyla maça hazır hale gelir. Tın tın olmamasına dikkat edilir. Kale direkleri üst üste konulmuş iki büyük taşla tesbit edilir. Yüksekliği kalecinin boyuyla orantılıdır. Göz kararı elleri yukarda zıplama mesafesidir. Kaleci 3 kere sektirirse kimse degaj yapana kadar rahatsız etmez. Kimi babalar eve gelir gelmez oyuncu eve çağrılır. Bu çağrılan çocukların çoğu sonradan futbolcu olmuştur. Baraj mesafesi 3 adımdır. Atışı kullanacak takımın en uzun adamı ayaklarını gererek mümkün olduğunca barajı uzağa çeker. Penaltı mesafesi hemen hemen kalenin 1.5 katıdır. Maç evden çağrılanlar fazlalaşınca, hava kararınca ya da kapanmayacak fark olunca cıvır ve biter. Eğer kafa kafaya gidipte hava kararmışsa atan galip kuralı devreye girer. Kimse yorulduğu için oyundan çıkmaz. Maçın süresi başlangıcta 5 de devre 10 da biter şeklinde konur. Ofsayt yoktur, sahanın yanında duvar varsa oradan taç olmaz. Hayalarına top gelene işe denir muhakkak işetilir. Maçlar gazozuna oynanır. Nasıl oluyorsa mutlaka sahanın yanında futbolu sevmeyen bir amcanın evi vardır. Hiç acımadan topu keser vicdansız.Eğer bir mahalle takımının forması varsa , mahalle maçında 12 tane yerse formasının rengi değişirdi. Kan ter içinde tozlu çamurlu elbiselerle eve gelinir dayak, dayak olmazsa top karınmı doyurdu diye azar işitilirdi. Topun 20-30 sene sonra gerçekten karın doyuracağını nerden bilsinlerdi.
Not; Bu yazı benim ilk yazılarımdandı ama güncelllendi, ihtiyaçtan, okumayan varsa okusun diye
6 Mar 2008
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




