aziz yıldırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aziz yıldırım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 May 2012

Ah Ulan Tay Burak Yılmaz

Kabahatin çoğu senin Burak Yılmaz.

Şebekenin sistemi ne güzeldi oysa? Şampiyonluk, sırasıyla ülkenin iki büyük takımı arasında pay ediliyor, arada sırada da eskiden büyük olduğu için saygı duyulan Beşiktaş'a veriliyordu. Gerçi 40 sene önce bir takım daha çıkmış seri şampiyonluklar almıştı ama sorun değildi, tehlike daha büyümeden bertaraf edilmişti. Leş, eşit şekilde paylaşılmayacak kadar değerliydi. Sistem içinde her sene bir küçük takım efelenir, lige heyecan katar ama son anda kafası koparılırdı. Sistemin ahenk içerisinde dönen dolabından bütün takımlar hoşnuttu. Düzen de düzülen de hayatından memnundu.

O malum sezona, Tüpçü Şuster, Seramikçi Reykart'la başladı. Galatasarayın, hiç beklenmedik şekilde ruhunu hortlatarak, hocasız, kalecisiz Şampiyonluğundan sonra, Beşiktaş'ın da hakkı olan 5 senede 1 Şampiyonluğu verilip nadasa bırakıldı..Sıra artık kayıtsız şartsız, sorunsuz, gönül rızasıyla Kadıköy'ündü.

Tüpçünün takımıyla, Seramikçinin takımı ortadan çabuk kayboldular.Karadeniz'in çocukları da onca seneden sonra baş ağrıtacak değildi. Her şey yolunda gidiyordu Fenerbahçe için. Sezonun sonlarına doğru hırlama sesi bu sefer Uludağ'ın eteklerinden geliyordu. Yok artık daha neler di? Sesleri duymamazlıktan geldiler. Nasıl olsa son haftalarda bir katakulliye kurban olurlardı. Lig tarihimizin mezarlığı, son haftalara acaba ben de Şampiyon olur muyum hayaliyle giren nice takımların çanak çömlek kırıklarıyla doluydu. Ruhlarına birer Fatiha okunup, gök tanrıdan rahmet dilenmişti tamamı için.

Şebeke Ali Sami Yen'de Bursaspor'a karşı sezonun en büyük futbolunu oynattı. Galatasaray elinden geleni fazlasıyla yapmış büyük bir yumruk atmıştı. Bir güzel tesadüf daha vardı. Son maçını Bursa, ölmüş eşşek Tüpçünün takımıyla oynayacaktı. Her ihtimale karşı Beşiktaş, aynı sezonda Bursa'ya karşı en büyük oyununu oynaması için dolduruluyordu. Gerçi ihtiyaç pek yoktu. Aziz son maçını Kadıköy'de Trabzonspor'a karşı oynayacak, kazandığında Şampiyon olacaktı. Bütün hesaplar tamamdı, son bir kez kontrol edip, son hafta maçlarına çıktılar. Kadıköy'de her şey yolundaydı, takım galipti, Gerçi Bursaspor da 2-0 öne geçmişti ama ne önemi vardı ki canım? Varsın garipler, son maçımızda, bizde Şampiyonluk rüyası gördük diye avunsalardı.

Kadıköy'de ikinci yarıda hesapta olmayan bir mucize gerçekleşti. Van Basten, yıllar önce devrin en büyük kalecisi Dassayef'e inanılmaz bir gol atmış, Hollandayı Şampiyon yapmıştı. O da ne? Tay Burak aynı yerdeydi, olanca dikkatiyle benzer bir vuruş yapmış Cami tarafındaki kaleyi koruyan Evliyaları, Erenleri gafil yakalamıştı. O andan sonra titreme, sıtma nöbeti geçiriyordu Fenerbahçe Cumhuriyeti Halkı. Atamıyorlar, kulakları Uludağ'ın eteğindeki cehennem şehrine çeviriyorlardı. Tüpçüden medet beklemeye başladılar. Gerçi Tüpçü durumu 2-1 e getirmiş, kollarında serum, boğazlarında oksijen tüpü, son bir can çekişmeyle aziz, Aziz abilerine unutulmaz bir kıyak geçmek istiyorlardı. Kadıköy'de maç bitmiş, 52.000 Fenerli felç geçirmiş, beklenen beraberlik golü gelmemişti. Gol haberi değilse de beklenen yalan haber gelmişti. 2 dakika da olsa Şampiyonluk sevinci doya doya yaşanmıştı. Zaten bütün bu hengame, kavga bu an için değil miydi?

Değildi elbet. Zaman gerçeklerle yüzleşme zamanıydı. Burak Yılmaz, futbol oligarşisinin tekerine çomak sokmuştu.  Fenerbahçe sırasını savamamış, sistem teklemişti. Sağlık olsun dediler, imalat hatasına saydılar.Bursaspor'un Şampiyonluğunu Bursa dışında yok saydılar. Bursaspor pek yakında yediği haltın bedelini ödeyecekti. Sistemin dışına attılar. Her sene vak vakları ürkütmeden 3. 4 olmak varken, sen kalk Şampiyon ol, büyük suç işlediler, en az 50 sene, sıra takımı olarak yaşayacaklardı. Küme düşmezler ise büyük patrona dua etsinlerdi.

Tüpçü yeni sezona usta hocayı kovup, çırakla başladı. Alemi yoktu, şampiyonluğu kaçıran patronu kızdırmaya. Seramikçi Reykart'la devam etme yolunu seçti. Devre arasını görmeyeceği garantiydi zavallı Reykart'ın. Artık at rahat rahat koşturulur, ve Şampiyonluk Tenekesi Papazın Çayırı'na getirilirdi.Tüpçü ve Seramikçi sözünde durup, erken ayrıldılar yarıştan. Bursaspor da geçen seneden işlediği suçun cezasını çekiyor, cebelleşiyor, tehlike yaratamıyordu. Kayseri, Gaziantep, Eskişehir, Sivas haddini biliyor, sırça köşkün camlarına taş atmıyordu. Fakat o da neyin nesi? bu sezon esen, Uludağ'ın rüzgarı değil, coşan Karadeniz fırtınasıydı.İlk yarıyı uzak ara lider bitirdiler.Bir zamanlar esmiş, eski kavak yeliydiler, unutulmuş karakterlerini, kavgalarını sahalara sürmek azmi ve kararındaydılar. İşin şakaya gelir tarafı yoktu. Bu sezon ki bela ''hoşt'' demeyle,''kış kış''çekmekle savuşturulacak gibi değildi. Başka şeyler daha devreye sokmak gerekiyordu.

Seramikçi takımı sabote edip, Reykart'ı kovmuştu, daha ne yapsın dı, üstelik Arena'da Fenerbahçe'ye de bir güzel yenilip afferin almıştı. Trabzonspor'a karşı da takıma sezonun en büyük topunu oynatmıştı. Ama Tay Burak Şebekeye isyana devam ediyordu hala. Ne var ki Şebeke aynı suda iki defa yıkanmayacak kadar akıllıydı. Varsın Trabzonspor istediği kadar yenilmesindi. Sistem tedbirini almış son maçın son düdüğünü bekliyordu. Futbol içi bir kaza bu sezon kesin olmayacaktı. Fakat bu kadar tıkırında işleyen mekanizmaya itirazı olan güzel insanlar da vardı, güzel olmayanların adam yerine koymadığı. Topu görse bomba sanacak o güzel insanlar, antenlerini şebekenin çekim alanlarına çevirdiler.Suç üstü yakaladılar, kan emicileri, sülükleri, futbolun global kraliyet çocuklarını, onların çanak yalayıcılarını. Açıkladılar bize, futbol diye seyrettiğimiz gösterinin meğerse hisseli harikalar kumpanyası olduğunu. Ortaya çıkardılar foyalarını düzenbazların.

Şerefsiz tribünlerinde oturan, localarda viskiyle puro yakan kodamanları, ranzalarda yatırdılar. Paper Moon'da verdikleri bahşiş kadar maaşı olan savcıların karşısında el pençe divan durdurdular. Maskeli baloyu bitirip, onun sahte yüzlerini deşifre ettiler. Her birine damgalı eşşek yaftası asıp, halk pazarına çıkardılar. Namussuzların, leş kargalarının huzurunu kaçırdılar.Namuslu olanları, delikanlıca spor seyretmek isteyenleri futboldan soğuttular.

Ah ulan Tay Burak; Ayağın kırılsaydı da! o golü Fenerbahçe'ye atmasaydın. Fenerbahçe Şampiyon olsaydı, bu olanların hiç biri olmayacak, biz huzurlu uykumuza devam ediyor olacaktık..

Söylemeye dilim varmıyor ama, kabahatin çoğu senin sevgili kardeşim.

11 Tem 2011

Halep Yolunda Eşek İzi Aramak

Milat, bir önceki sezonun son maçının son dakikasında Fenerbahçe'nin, Trabzonspor'a 2.golü atamayıp yenemediği  Bursaspor'un şampiyonluğunu ilan ettiği dakikadır. Şebekenin eyvah çektiği günler o zaman başlamıştır, şimdi değil. Milattan önceki lale devirlerinde Tüpçü, Seramikçi ve Yıldırırım geçinip gidiyordu ne güzel. İstanbul'un ünlü 3-5 restaurantından Şampiyonun kim olacağı belirleniyor, bütün bir sezon boyunca  kayıkçı kavgaları yapılıyor ve kitleler uyutuluyordu. 10 senelik periyotta 4 defa Fenerbahçe, 4 defa Galatasaray, 2 defa da Beşiktaş Şampiyon olacaktı, kardeş kardeş paylaşılacaktı pasta. Yazılı olmayan kurallar bir şekilde işleyecek, şebekenin ön gördüğü biçimde sonuçlanacaktı. Sıra Fenerbahçe'nin di, Tüpçü Şuster'le, Seramikçi Surinamlı'yla başladı. Erken kalktılar sofradan, avı Fenerbahçe'ye teslim ettiler, afiyet olsundu. Yıldırırım'ın işi çok kolaydı millattan önce, her sene bir Anadolu takımı diklenir sonlara doğru nasıl olsa kim vurduya giderdi. Son maçlara puan farkıyla girdiği halde, ne Ertuğrul, ne de Yeşil Bursa'da bir taraftar kendi Şampiyonluklarına inanıyordu. Seramikçi sezonun en büyük topunu Bursa'ya karşı oynamış, Kankasının ekmeğine ballı kaymak sürmüştü. Timsah tarafımızdan yatırılmış, işi bitirmek Yıldırırım'a bırakılmıştı. Son maç Trabzonspor'laydı ve 50.000 Fenerli orgazm vaziyetini almıştı. Beklenen gol gecikmedi, fakat Karadeniz'in inadı mı ne tutmuştu? Şebekenin tekerine çomak sokuyorlardı, Tay Burak beraberlik golünü atmış, Onur kaleyi Estergon Kalesine çevirmişti. Son dakikalarda Yıldırırım'ın şekeri yükselse de beklenen 2. gol gelmeyince devir değişmişti.

Beğenmediğimiz Romanya Liginde son 10 senede 7 farklı takım şampiyon olmuştu. Bizde ise Trabzonspor'un orta çağda kalmış imalat hatası Şampiyonluklarını saymazsak, futbolun para ettiği lale devrinde 3 takım Şampiyonluğu paylaşmıştı. Bugün Metris ceza evine gönderilen Aziz Yıldırım bile, 10 sene üst üste şampiyon olmayı istemez. Sistem tek takım üzerinden asla yürümez, hele ki devir her alanda yetiştirilmiş kadrolara geçtikten sonradır ki Milattan sonraki dönemde şebekenin varlığına kimse izin vermezdi.

Sıra Aziz Yıldırırım'ındı, o öyle sanıyordu. Tüpçü Şusteri, Seramikçi Surinamlı'yı kovdu, daha ne yapsınlar dı, başlarına bela mı alsınlar dı. Gereğinden fazla yenildiler artık Fener sırasını savsaydı da kurtulsalar dı. Fakat o da ne, geçen sene son maçta posta koyup Şampiyonluğu Bursa'ya veren Trabzonspor, bu sene kendisi kuşanmıştı. İlk yarı uzak ara liderdi, takım aynı takımdı, hoca aynı hoca. Fenerbahçe her maç kazanıyordu, puan farkı eridi gitti. Trabzonspor da kaybedeceği kadar kaybetmiş, ama gök tanrı her seferinde Trabzonspor'a bir kıyak geçiyordu. Kaç maç son saniyelerde dönmüş, kaç kere Karadeniz ipten alınmıştı. Şebeke elinden geleni yapmış kendi sahasında Fenerbahçe'ye yenilmişti. Yok canım bir kepazelik yapıldı demiyorum, bizim maçta Baros'un golü verilmemiş, 2 stoper felç geçirmiş Alex paşa 2 tane bırakmıştı. Fakat Galatasaray'ın bir farkı vardı diğer takımlardan. Her ne kadar profesyonel takım sayılsa da işin aslı bir Lise Takımıydı. Şebekeden çıkmamakta direnen Seramikçi'yi derdest ettiler. Tüpçü'yü ligimizin bana göre en kötü hakemi Cüneyt Çakır bitirmişti. Seyirciden etkilenmeyen Cüneyt Çakır, her maç en az 10 defa olan pozisyonda acımamış, Ferrai'yi yakalayıp oyundan atmış penaltıyı çalmış görevini yapmıştı! Aynısı Kadıköy de olsa Cüneyt Çakır çalardı ama Kadıköy'e ölüm kalım maçına Cüneyt'i kimse istemezdi. Son düzlüğe gelindiğinde artık her kes işini biliyordu, hesap şebekenin kurduğu şekilde kesilmiş Şampiyonluk Bağdat Caddesine inmişti.

40 gün 40 gece Şampiyonluk kutlanıyordu. İt ürümüş kervan yürümüştü. Kervan yürümüş, gideceği yere gitmişti ama bir gariplik vardı. İt ürümeye devam ediyordu. Bir baktık bir pazar sabahı şebekenin huzuru kaçmıştı. Aa neler olmuşta haberimiz olmamıştı. Neymiş Korcan 55.000 dolara gol yemişmiş, Ümit Karan Trabzonspor'a çelme atsınlar diye para almış, arkadaşlarına dağıtmış, Mehmet Yıldız'ın kötü oynayacağını bile bile zavallı Rıza son maçta onu oynatmış. Yok İbrahim Akın'a Fener'e gol atmaması için hocalardan fetva alarak para gönderilmiş, Emenike Fenerbahçe'ye karşı oynamasın diye transfer sözü verilmiş. Miş te miş yüzlerce soru, yüzlerce resim, yüzlerce cevap.  Ne büyük futbolcularımız varmış da bizim haberimiz yokmuş. Meğer Sezer Öztürk tek başına Trabzonspor'u yenebilirmiş. Biz de inandık, Fenerbahçe de düşmanımız, oh olsun dedik.

Şu futbol aleminde  benden daha fazla Fenerbahçe'den nefret eden varsa hodri meydan, çıksın karşıma. O ayrı bir şey, ben başı derde girmiş,  suçu taraftar olmak olan ve asıl cezalanan Fenerbahçe taraftarına üzülüyorum.  Fenerbahçe Başkanına sorulan 300 soruyu toplasan 5 para etmez. Ben savcı olsam, önüme bu dosyayı koysalar, bu dosyayı koyanları tutuklarım. Devletin en baba savcısının vaktini almaktan.

Kurt kuzuyu yemeye karar vermiş. Kuzu suçum ne diye sorduğunda, suyumu bulandırdın demiş kurt. Nasıl olur Kurt kardeş, sen suyun başındasın, ben aşağıdayım nasıl bulandıracağım. Ya kardeşim kusura bakma elbet bir bahane uyduracağız. Bir bahane uyduracaklar kurtlar. Suç ağır, şampiyonluklar adil değil, maçlar adil değil. Koskoca Aziz yıldırım, Bucayı yenmek için 3 çapulcuya 3 kuruş para verecek, onlardan medet umacak, ben de buna inanacağım. Hiç bir şey yapmasına gerek yok, sıra Fenerbahçe'deydi, öyle ya da böyle o kaleci o golü yiyecek, Mehmet Yıldız atmayacak, Eskişehirspor'lu futbolcu Trabzon'u durdurmak için ölümüne oynayacak, hakem Fener'e penaltı yaratacak, olmadı ofsaytı görmeyecek, Cüneyt Çakır o ünlü kartal gözleriyle sahada kuş uçurtmayacak, medya uyduruk penaltıları imbikle süzerek haklıya çevirtecek, Karadeniz den gelen feryat figan duyulmayacak şekilde izole edilecek, Ankaragücü kalecisi durup dururken penaltı yapacak, zaten adalet tecelli olacak, Şampiyonluk gelecekti. Durumu bilerek ne diye gebe kalsınlar etrafta dolaşan leş kargalarına.

Aslında savcılara falan gerek yoktu. Federasyon, federasyon olsa Fenerbahçe'nin son maçlarını saymazdı. Fenerbahçe, Buca'ya, Galatasaray'a, Beşiktaş'a yenilmişti zaten. Ama işte dedik ya şebekenin, Şampiyonluğun bir daha Anadolu ya gitmesine rızası yoktu. Bu sene de Trabzon olsa, seneye mutlaka Kayserispor olacaktı. Sonra Gaziantepspor derken her sezon 10 takım Şampiyonluğa oynayacak leş paylaşılacaktı. Bu bölüşüm kargalar için kabul edilemezdi. Biz taraftar olarak Trabzon Şampiyon olsun diye totem yaparken, bizim seramikçi bizim gibi düşünmüyor, Beşiktaş'ı yendiğinde Yıldırırım'ı ilk tebrik eden olacak, Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu kutsayacaktı.

Ortada büyük bir suç vardı. Senelerdir işleniyordu bu faili meçhuller. Suçu işleyenler bu sefer kötü yakalanmıştı. İsnat edilen, suç delili diye sunulan şeylere gülüp geçtim. Bütün bunları yaptım dese bile ben 1 gün gözaltı  vermem. Ben onları kanunların suç saymadığı şeyleri yaptıkları için mahkum ediyorum. Kim varsa bu sitemin içinde pusturulmuş, surturulmuş işini yapmaz hale gelmişti. Fenerbahçe'ye yaranmak rant kapısı olmuş, hakemler takdir hakkını devamlı Fenerbahçe lehine kullanır olmuş. Azıcık kafasını çıkartmaya çalışanların bir şekilde kafası kopuyor. İstedikleri adamı televizyondan kovduruyor, istedikleri hakemi maçlarına verdiriyor, istedikleri futbolcuyu transfer ediyor, orantısız güç kullanıyorlardı. Bunlar kanun önünde suç değil, ama bana göre asıl suç bunlardı, diğerleri fasa fiso.

Asker Bülent şaşırıyor, sanıyor ki ortada dolaşan 3 kuruş paraya tenezzül ettiği için( hiç sanmıyorum 5 kuruş almamıştır) içeride olduğunu düşünüyor. Kendisini savunurken suçunu itiraf ediyor. Cami yaptırmış, okul yaptırmış. Hah işte kendin söyledin şimdi. Sen kim sin? de bu ülkede cami yaptırıyorsun, okul yaptırıyorsun. Kim bilir hangi leşin birinden payına ne büyük parça düştü de aklın sıra kafanı kuma sokmak için hayır yapmışsın. Senin hoca sıfatıyla her hangi bir takımın kulübesinde oturman bile suç.

Bu zamana kadar böyle gelmiş böyle gidiyordu. Bu defa itin sesini birileri duymuştu.Haramiler deve kervanını  kazasız belasız Halep'e ulaştırmıştı. Çölde deve izi, eşek izi arayanlar boşuna arıyorlardu. İz yoktu, ama kervan geçmişti kardeşim. Yükünüz  öyle 3-5 puan değildi, zaten kurulmuş gelecek şampiyonluk için koskoca kervanı kullanmazsınız siz, yükünüzün ne olduğu ortaya çıkana kadar başınız belada.  Bahaneye gerek yok ama mevzuat böyle işliyor,  Suyumuzu bulandırdınız, suçunuz büyük, cezanızı hapishanelerde değil, sistemden atılarak, bir daha asla maçlara gelemeyerek çekeceksiniz.

Bu sene de geçti, birileri ya sayacak, ya saymayacak bu şampiyonluğu, kupayı. Ama artık bundan sonra her şey delikanlıca olacak. Şebeke dağılmıştır, maçlar sahada oynanacak, sahada bitecektir. Başta Fenerbahçelilere olmak üzere hepimize geçmiş olsun. Kurtulduk kokuşmuş karanlıklardan.

24 Haz 2009

Geyik Muhabbeti




İşin özünde bir fark yok. Anadoluda bir köy kahvesinde buluşan, görünürde hasım, çıkarları müşterek 3 ayrı köy ağasının muhabbeti.

Toplanmışlar 3 büyük takımın başkanları, Beşiktaş'ın şampiyonluğunu kutluyorlar. Geleneksel hale getirmiş yöneticinin biri. Bu yıl olanı kalabalıkmış, medya maymunlarını da dahil etmişler. Kendi yardımcıları da hazırmış sofrada, kurtların sofrasında.

Yedikleri içtikleri onların olsun, güle güle sindirsinler de, biz geyik muhabbetinden çıkan neticeye bir bakalım istedik. İşin ucu biraz dokundu o yüzden. Arda Turan'ın pazarda oluşan fiatını cepte bilin demiş Yıldırırım, bizim Seramik'çiye. Maksat geyik olsun işte, bizimkiler Arda için Fener'e gitmez buyurmuşlar. Bizde her daim aynı şeyi söylüyoruz, pek önemli değil yani. Ardından Yıldırırım, müsade edin bir konuşayım demiş.

Ne konuşacak acaba? Kapalı kapının ardından Arda'ya ne der ki ikna eder. Bence bir şey demez, Mehmet Topuz'a yaptıklarını yapar tehdit ederler en fazla. Arda'da kolpaya takılır, ''ben ''bebekken sarı lacivert bez kullanmış annem'' der.( bu arada ben bizim Gencoya aynısını yaptım yalan yok. Annesi tekstilciydi o zamanlar, sarı lacivert bez kestirirdim, iki sene bu renk beze kakasını yaptı bizim mahdum)

Kahkahayla geçiyor yemekleri, muhabbetleri daim olsun. Daha 2 hafta evvel Yıldırırım 8 milyon dolar kazık atmış Tüpçü'ye. Daha gireni nasıl çıkaracağız diye kaygıya bile kapılmadan bu sefer Seramik'çi geçirdi. Normalde Tüpçü'nün bu iki başkanla tuvalete gitmemesi lazım. Kaybedilen paralar kendi paraları olsa böyle mi olur. Biz Tüpçü'den mazot alsak, çekimizi ödemesek hacizden icradan koltukları, televizyonu kurtaramayız. Sırtını dönemezsin bu kurtlara, demek bizimkinin otelinde bir futbolcu kalsa, Florya yakın kahvaltıdan sonra idmana.

Neymiş efendim Yıldırırım Avrupa'da başarılı olmak için iyi takım kuralım gazıyla dolandıracak diğerlerini. Sanırsın ki başka bir turnuvada oynayacaklar. Tamam madem dostsunuz, bir Türk takımının Avrupa'da bir kupa daha alması için güçlerin birleşmesi gerekiyor, ben varım. Anons edin şimdiden, bu sene Şampiyon olan takım, seneye istediği futbolcuyu alsın, bir sene oynatsın, biz de taraftar olarak o takımı destekleyelim. Dostluksa budur, gerisi adam kandırmadır. Beni kimse Mehmet Topuz ve Gökhan Zan transferinden Tüpçü'nün haberi olmadığına inandıramaz. İftira atmak istemem ancak nemalananlar olmadığına da inanmam.
Başkasına olunca kızıyoruz, başka futbolcuya sahtekar diyoruz. Burası mahalle takımı kardeşlerim, ben çuvaldızı kendime batırmadan kimseye iğne batırmam. Sözleşmesindeki esneklik yüzünden kaçıp giden Ribery'e etmediğim küfür kalmadı. Aynı boşluktan, gafletten bize gelen Gökhan Zan'a ne demeli. Yakışır mı bize? Bereket, Beşiktaş'lıların gidişine ağıt yakacağı biri değil Gökhan Zan. Ben ah almış, helalleşmeden ayrılmış futbolcuları hiç sevmedim. Oynar oynamaz o ayrı şey. Bugün Ribery benim için, nasıl 10 milyonlarca dolar eden bir şerefsiz futbolcuysa, Servet, futbolunu hiç sevmediğim, gidişine de kayıtsız kaldığım sapına kadar şerefli bir futbolcudur.


Köy kahvesi geyiği işte, normalde bir birlerine selam bile vermemesi gereken insanlar nasılda neşeli toplantılar yapıyorlar. Avrupa Ligini yayınlayacak olan televizyonun sahibi olası bir elenmenin önüne geçebilmek için ne numaralar tezgahlamaya başlamış. İşin içinde bizim gibi taraftarlara dekoder satma işi var, takımlarımız kuvvetli olsun, elesinler, bunlar da para kazansınlar. Kupaya, amatörce sevinmeye yer yok bunların sofralarında.
Çocuklar bu kadar da olur mu diye bana kızacaksınız biliyorum ama ben hem Fener'in, hem Galatasaray'ın bilerek Uefa Ligine kaldıklarını düşünüyorum. Düşünün bir an, D Smart için UEFA Ligine Fenerbahçe ile Galatasaray'ın oynamasıyla, bir iki maç sonra elenecek olan Kayseri'nin, Bursa'nın oynaması aynı şey midir? Bir de Beşiktaş'ın 3. olupta aynı lige düştüğünü varsayın, ballı ekmek kadayıfı işte.

Bunlar neşeli olmayacak da biz mi olacağız? Arda Turan'ı da meze yapmışlar işte. Şakası bile adamı ipe götürür muhabbeti, köy kahvesindeki ağalar yapmazdı oysa. Afiyet olsun.

15 Haz 2009

Eski Tüfek Der ki; Yıldırırım! Aziz





Endüstriyel Futbol Üzerine-2


“Kaç Paralık Adamsın Lan Sen?”
Roman Abramovich


Ulema taifesinin, tarifleri üzerine ufak dokunmalarımızın ardından, işin geneline bakmak açısından bir yazı yazmak ihtiyacı hissettim.

Özellikle, Surinam’lı dâhinin gelişine sevinmemin, Mehmet Topuz efendi, Yıldırırım Aziz’in ve “Tüp Adam”ın birlikte sunduğu otuziki kısım tekmili birden tuluatın yarattığı neşeli havanın ardından, artık alışmaya başladığımız camiamıza ait vefasızlık örneği Hasan Şaş vakasının yarattığı hüznün oluşturduğu kaotik ruh halimle ne yazacağıma tam da karar vermeden, oturdum klavyemin başına…

Yallah bismillah…

Bundan iki sene evveli Yıldırırım Aziz onbir yabancı oynatalım önerisinde bulunmuş, hatta Fenerbahçe Efsanesinin Avrupa şampiyonu olarak ultra-mega efsane olamamasının nedenini bu konuda basiretsiz davranan Federasyon yöneticilerine ait olacağı mealinde açıklamaları bile olmuştu.

Aslında Yıldırırım Aziz Bey’in, bu kelamından kastı “Yav bu bizim insanımız kafayı kaldırmaz, bakkal işletmeyi bile iki kişi beceremezken, onbir kişinin kolektif çalışmasını gerektirecek işi yapamaz. Gelin bu işi kökten çözelim” di…

Ancak kendisi NATO müteahiti olduğundan kelli “Türkle bu iş olmaz aga!” harbiliğinde bulunup, işine gücüne zeval gelmesin deyi, utangaç bir şekilde bunu böyle dillendirmişti…

Bir Futbolsever olarak ne beklerim? Bir taraftar olarak ne beklerim?

İşte en can alıcı ve ayırıcı soru bu benim açımdan.

Neden bir maratoncu Orta Afrika’lı? Neden sprinterler ya da yüzücüler bir öbek ülkelerden çıkar?

Bütün futbolla ilgili herkesin üzerinde hemfikir olacağı, en azından gördükleri üzerinden varacağı sonuç şudur;

İyi futbolcunun yeri Asya değildir. Bu yapısal bir şey olsa gerek. Bu konuda kimsenin aşırı bir beklenti içinde olamayacağı kesin.

Ben kendi adıma ülkem insanlarından, herhangi bir sportif alanda başarı beklerken asla ve kata “Dünya Şampiyonluk”ları, “Yenilmez Armada” lık, ya da “Efsane” filan olmalarını beklemedim.

Özelde futbolu konuşuyorsak, Metin Oktay’ı sevdim, Metin Kurt’u sevdim, Hasan Şaş’ı sevdim…
Çünkü bildim ki, bu topraklarda tutkunun, vefanın, bağlılığın bir şekli vardı. Çünkü bildim ki, bu topraklar yenilgilerin, ezilmelerin ve binlerce yılın acısından süzüp getirdiği kendine özgü bir “Adamlık” ve başkaldırı geleneği yeşertmişti. Onun için ben “Adam gibi Adam” Metin Oktay’ı, başkaldıran asi “Metin Kurt”’u delikanlı “Hasan Şaş” ı sevdim…

Bir taraftar olarak hep şunu söyledim, benim bu değerlerimi de taşıyacak benim insanımla harmanlanmış, olduğu yerden bulunup getirilen iyi futbolcularla süslenmiş, iyi bir hoca ile taçlanmış bir takımım olsun! Renklerine aşık olduğum takımıma bir de kara sevda ile tutulayım. Ne anlatacağız lan biz torunlara? Galibiyette bile götünü dönüp soyunma odasına giden “Profesyonelleri” mi?

Ben kendimden bir şey görmediğim bir takıma nasıl benim takımım derim arkadaş? Benim futbolcularım, en azından yerli olanların hepsini en az benim kadar “Cimbom”lu görmek isterim.

Ben şampiyonlukta benim gibi hançeresini yırtacak adamı isterim arkadaş. Naylon adamlık günün trendi olabilir, ben bunu istemem.

Benim Fenerliden farkım budur. Fenerlinin de benden farkı budur. Yıldırırım Aziz onbir kaliteli yabancıyı getirdiğinde ellibeşbin kombine satıp stadı doldurur. Ben takımımda en az dört Hasan Şaş isterim. Olmazsa içim burulur.

Aslına bakarsan Fenerlinin herkesten farkı budur. Gelişen ve değişen dünyanın yeni düzeni onlara uyar, bana uymaz… Paranın padişahlığı bana uymaz, Vefasız ve yalancı yönetici bana uymaz. Kendi hayatında vefasızlığı umurumda değil, ama benimle sevinene, benim Hagi’me, Hasan’ıma vefasızlık yapan yönetici bana uymaz. Takımla parasal ilişkisi bitince o kanal benim bu kanal senin gezip benim tutkularıma küfür eden adam Galatasaraylıya uymaz arkadaş. Bunu hala anlamayan varsa anlasın.

Ben yeni Hoca’yı hem futbolu, hem duruşu ve hem de Surinam’lı olduğu için seviyorum. Aslında insanın sadece bir duruşu olması ile sevilebileceğini de biliyorum…

Omurgasızlığın ne benim hayatımda yeri var, ne de tutkularımın içinde yeri olmalı…

Çetin

29 Şub 2008

Asker Kaçağı Aziz Yıldırım

Türkiye bu maça kilitliyken, sınırların hemen dışında karlar altında can pazarı vardı. 25 yıllık husumetin en yoğun çatışmaları yaşanıyordu. 20 yaşında gencecik delikanlıların şehit haberleri yürekleri yakıyordu. Maçtan önce şehitler için saygı duruşu yapıldı. Duruştan önce de kıyamet koptu tribünlerden. Karşı taraftaki şeref tribününde oturan önemli biri askerlik yapmamıştı. ''Asker kaçağı'' tezahüratı yapıldı. Kimbilir şehit olan çocuklardan Fenerl'i olanda vardı. Kimbilir bir yolunu bulup askere gitmeseydi ölmeyecekti. Kimbilir daha sonra o da aynı yollardan geçerek Fenerbahçe'ye başkan olacaktı. Ve bir gün bir maçta saygı duruşunda o da ayağa kalkacaktı. Ne hissetti acaba.

27 Oca 2008

1990 Doğumlu Büyük Başkan AZİZ YILDIRIM

1952 doğmuş, 1990 da Fenerbahçeye idareci olmuş, ve hayat taksimetresi başlamış. 97 den beri de başkan. Kime sorsan ne demekse Nato müteahhiti diyor zenginliğinin kaynağı konusunda. Dayısı varmış Türkiyenin en zenginlerindenmiş arkasındaymış. Fenerbahçe Başkanı olarak tarihe geçmiş. Peki bilen varmı 1990 dan önce bu adam nerdeymiş. Kaç kere Fenerbahçe maçına gelmiş. 38 yaşına kadar ne yapmış.
Anadolunun sonradan il yapılan Bolunun İlçesi Düzcede geçmiş hayatı. Ortaokulu Liseyi çocukluğunu delikanlılığını Düzcede geçirmiş. Top oynamış lise takımında her iyi oynayan liseli gibi. Gariban mahalle arkadaşları varmış Türkiyenin sayılı zenginlerinden olan Aziz Abinin. Liseden sonra İnşaat mühendisi yapmışlar. Nato işlerini alacaktı ya o yüzden. Binlerce İnşaat mühendisi bir yolunu bulup Natoda amelelik için sıra beklerken, Aziz Başkan bir yolunu bulup askerlikten yırtmış. Düzce şehir kulubünde çocukluk arkadaşlarlarıyla okey oynayarak sırasını beklemiş. 90 lı yılların başında da piyango çıkmış, yürü ya kulum piyangosu.
Sonrasını herkes biliyorda ben başka şeyler merak etmekteyim. Acaba Düzceye en son ne zaman gitti, deprem sonrası başlarına felaket gelen o sefil lise takımı arkadaşlarından hangisiyle görüştü