atletico madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
atletico madrid etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Kas 2015

Endülüs'te Halay; Atletico Madrid- Galatasaray

Ne zaman bir isyancı takımla karşılaşsak, gözlerim dolar, içerim sızlar. Hele ki bu isyancı takım kırmızı formalıysa bir başka olurum. Hele bir de beni çocukluk çığlığımı attığım tribünlere geri gönderiyorsa eğer, şimdi raksın vaktidir.Zil, şal ve gül, Sneijder'in insanlık dışı şutları, Podolski'nin hızı ve Çarşamba gecesi Endülüs sarı kırmızı.


Futbolun sihirli şarkısı yüzlerce dilde söylenir, bu gece şarkılarımız İspanyol ziliyledir. 

Nereden nereye? 41 sene önce Atletico Madrid'le eşleştiğimizde, büyük İspanyol futbolcularını görmek için koştuğumuz tribünlere, bu gün onları yenmek elemek için koşuyoruz. En babalarına kan kusturduk. Kral'ın takımından Süper Kupa'yı aldık, averajla yarı finalden döndük. Katalonya prensine çeyrek finalde ofsayt golle geçildik. Mallorka'larını, Sosyete takımlarını saymıyoruz. Ali Sami Yen'de harman dalı, kılıç kalkan oynattık.

Bu hafta seferiyiz Büyük Endülüs'e. Atalarımız Tarık Bin Ziyad'ın cebbelleştiği kayalıklarda, yelpaze çevrilir gibi dönüşlerini, işveyle saçılış, örtünüşlerini seyredeceğiz.

Her rengi istemeyiz, bizim gözümüz, kalbimiz aldadır. İspanya, Madrid, Calderon'da çıldırmaya koşanlar, dalga dalga bu akşam şaldadır. 

Televizyon başında bizler, orada olamayacak olanların kadehleri eldedir. Galatasaray'lı neredeyse, gönülleri Galatasaray'ın olduğu yerdedir. Madrid, bu akşam Galatasaray Dünyasının baş şehridir. 

Shedju başta, elinde mendil, halay ortasında bir durup bir zıplar gibi, bir baş çevirmesiyle Sneijder, bakanı süründürür gibi. Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli Atletik Madrid'li güzelleri. Şeytan diyor ki Kaptan, maç ne olursa olsun, sarmalı, yüz kere bin kere öpmeli. 

Ben diyorum ki Kaptan Ulu Sneijder; Atletico Madrid çocukluk aşkımdır. Yenilsek bile zerre kadar üzülmem. Bırakın lan maçı, bırakın raksı. Maç bitsin, topla takımı üçlüyle beraber çekin bir halay, atın naralar,''Her Yerde her Zaman En Büyük Şanlı GALATASARAY''.

Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle, her kalbi dolduran sarı kırmızı renklere, zile, her sineden, her kalpten, çekin bir ''OLEEEEEEE''

19 Ara 2009

Sultaniyagah; Atletico Madrid Maçları




Kralın takımının façasının aşağı indirildiği yıllardı. Royal Madrid efsanesi, İspanya'yı gururlandırkça, halkların, Bask'lıların, Katalanya'lıların öfkesi durdurulamıyordu. Madrid'de okuyan Bask'lı, Bibao'lu gençlerin kurduğu Atletik'ler İspanya Şampiyonu olana kadar elbette.

Aynı yıllarda benzeri şeyler, Türkiye'de, İstanbul'da yaşanıyordu. Galatasaray bir seri yakalamış, ard arda şampiyonluklar kazanıyordu.

Ve 1973 ün tombalası, Şampiyon Kulüpler macerası, iki takımı karşı karşıya getirmişti. Hoş, biz, o zamanlar bize kuralarda ünlü bir takım çıksa da, ünlü futbolcuları seyretsekin derdindeydik. Bir tur atladığımız zaman, o maçın kalecisi panter olur çıkardı. Atletico çıkıp ta Madrid biletleri alındığında Birch'ün kalbi yusuf yusuf atıyordu. Olası bir hezimet kaçınılmazdı. Bir önceki sezonun kupasında Bavyera Münih-ki Dünya Kupasını kazanmış Alman Milli takımıydı- 6-0 yenip paketlemişler, rövanşa turist olarak gelmişlerdi. İki sene üst üste hezimet, tamam bir iddiamız yok ama işin içinde kepaze olmak da vardı.

Gerçi o zamanlar, biz hezimete uğruyoruz diye, diğer takımlar zil takıp oynamıyorlardı ama olsun du. Defansımızda Tarık namlı bir futbolcu vardı. Çoğu maçta oynamazdı. Ben diyeyim o zamanın Emre Aşık'ı. Askerdeydi Tarık. Ve Brian Birch belki, hezimete kılıf arayarak tutturmuştu.'' Tarık'sız Galatasaray'ın mesuliyetini taşımam'' Atletico Madrid'de Luis adında bir futbolcu vardı. Yani bizde İbrahim neyse, Latinlerde Luis oydu. 3 kişinin birinin adı Luis'di. İşte çocuklar Luis Muis ama devrin Messi'si, Zidane'siydi.

Tarık'a özel izin alınarak kafileye dahil ettiler. Tarık şimdilerde bilmiyorum ama o zamanlar 15 günlüğüne, 210 dakikalığına Luis'in ikiz kardeşiydi. Maçlar Madrid'de başladı, Tarık, Luis'e kene gibi yapıştı. Takım Kanije Kalesi savunması yapıyordu. Ve kalede de Yasin panter ünvanını alıp ülkeye dönüyorlardı. Cepte 0-0 lık bir beraberlik vardı.

15 gece sonra Mithatpaşa Stadyumun Gazhane tarafındaki açığında yerimiz almıştık. Merak ettiğimiz meşhur Luis'deydi dikkatlerimiz. Tarık'ın en başta tabi. Tac atmaya gitse yanında dikiliyordu. Allah bilir otelde yatarken bile baş ucunda nöbet beklemişti Tarık. Maçın ilk yarısı 0-0 bitti. İddiacılar için bulunmaz bir alt maçıydı. Bu maç üş gün üş gece oynansa bu şekilde gol olmayacak gibiydi. Yani bizim için ballı ekmek kadayıfı. Penaltılara el sıkışıyorduk. Maç bitti, biz bir büyük takımı en az yarım saat daha seyredeceğiz, üstüne eleme ihtimalimiz belirdi diye zangır zangır titremeye başladık.

Birinci uzatma golsüz geçildiğinde, alel acele kaleler değişirken, Amigo Orhan açıktaki elektrik direğine gerilip milleti çökmeye çağırıyordu kısılmış sesiyle. Ancak ''bir baba hindi, olsaydı şimdi'' çekebilecek derman kalmıştı. Galatasaray'lılardan korkudan ses çıkamazken, ister inanın ister inanmayın, kapalının numaralıyla birleştiği köşeden sarı lacivert el bayraklıların ''re re re, ra ra ra'' tezahüratı sardı bütün boğazı. Boğaz deyip abartmıyorum, o zamanlar Mithatpaşa'dan çıkan gol sesi Kadıköy'den duyulurdu.(Gökmen'in maçın sonlarına doğru Rapid Wien ağlarına yolladığı kafa golü şahittir)

Ne güzel günlerdi onlar, biz de Fener'lilere Raşit'in gol atıp yendiği PSV Eindhoven maçında ödemiştik borcumuzu. Artık küçücük kalplerimizin üstüne basarak Yasin'e bakmaya başladık bütün stad. Belli belirsiz bir tedirginlik vardı belki de kalecimizde. 4-5 dakika kala serbest vuruş kazandılar yaya bitişik noktadan. Topun başına Luis gitmese de, Tarık'ın işi zordu. Salgado adında bir virtiöz top başındaydı ve Tarık o karambolde Luis'in tepesinde. O görevini yaptı, top Luis'le buluşmadı, ne yazık ki kimseyle buluşamadı.

Top, baraj boyundan, kaleci uçuş hattından, kimsenin hiç bir şey yapmasına imkan tanımadan 90 daki örümcek ağlarını aldı. O an, Kadıköy'den duyuldu ruhumuzda ki ölüm karanlığının sesi. 45.000 taraftarın denize giden ahı, bir Ekim gecesi, başlamadan bitirmişti ay doğarken mekteb-i sultaniyegahın saltanatını.

Ne zaman sevdiğim bir takım kurada bize düşerse eski zaman sevdalarına geri dönerim. Hoş geleceksiniz hoş gideceksiniz, isyancı kırmızılı takım.

Not; O meşhur Luis, şu bizim Aragones Luis'tir ha. Adam olacak çocuk, b.k undan belli olmuş demekki.

3 Ağu 2008

Unutulan Maçlar ; Galatasaray 0- Atletico Madrid 1


3.10.1973 İnönü stadı. 15 gün önce İspanyol Şampiyonu Atletico Madrid'le İspanya'da 0-0 berabere kalınmış maçın rövanşı. Dönemin en büyük futbolcularının oynadığı İspanyol takımıyla yapılan ilk maça hezimet korkusuyla çıkılmış. Estergon Kalesi taktiğiyle oynanmış, 75 dakika bizim 18 de maç oynanmış, En büyük futbolcuları Luis'in, Tarık tarafından Kırım Kongo Kenesi markajıyla ayağına top gelmemesi sağlanmış gol yemeden ve tabiki atamadan(pozisyon yok, kalecilerine gelen tek topu santradan Gökmen kaleye atmıştı) İstanbul'a dönülmüştü.

İnönü Stadı tıklım tıklım, yeni açıktayız. Aynı Tarık( büyük maçların stoperi, o zamanın Emre Aşık'ı) aynı Luis'e yapışmış adım attırmıyordu. Maç 0-0 bitti. O zamanların en büyük skoruydu. Şampiyon kulüpler kupası maçında İspanyol Şampiyonu'na karşı iki maç golsüz kapanmış uzatmalara taşınmıştı. Stadyumda korkudan tezahürat yapılamıyordu. Uzatmanın ilk yarısıda kazasız belasız atlatılınca bayağı umutlanmıştık. Penaltılar da elenirsek kader utansındı artık. Bitime 5-6 dakika kala Yeni Açık tribünlerine doğru olan kaleye serbest vuruş kazandılar. Topun başında Luis vardı ve maalesef Tarık iki maç toplamında Luis'den ilk defa en az 9.15 metre mesafedeydi maalesef. Yine de hatırlıyorum elinden daha doğrusu ayağından geleni yaptı olanca gücüyle sıçradı, top barajın, dolayısıyla Tarık'ın saçlarını yalayarak Yasin'in solundan doksana yapıştı. 45.000 kişi taş kesildi, gol olup olmadığı bile anlaşılmadı.

Elendik aslan gibi. Bizi eleyen Atletico Madrid Kızıl Yıldız'la final oynadı ve kazandı. Kıl payı bizi eleyen takım dönemin en büyük takımıydı. Yaşları 40-50 dolaylarında olanlar ne hissettiğimi anlayabilirlar. Bu maç, unutulan maçlarımızdan biriydi.