sebeke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sebeke etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Eki 2016

Beşiktaş Şampiyon Olamayacak



Teoremi başlığa yazdık, Hipoteze geçiyoruz.

3 ana sebebimiz var,

A- SİSTEM

B- TEKNİK, TAKTİK, MEVCUT DURUM

C- MOTTO

İşin kolayına kaçmak isteyenler C şıkkını okuyup konuyu kapatabilir, okuma derdinden kurtulabilir.

A; SİSTEM, ŞEBEKE, KÜS( Koç, Ülker, Sabancı)

Türkiye'de futbolu Şebeke idare etmektedir. Şimdilik devrede değildir, önce oluruna bırakırlar, sonlara doğru fişi gereken prize sokarlar. Şebeke'nin Şampiyonluk paylaşımları 10 sene için şu şekildedir. 4 Fenerbahçe, 4 Galatasaray 1 Beşiktaş 1 de kaza bela imalat hatası şampiyonluk, ya da müdahale etmekte geç kaldıkları delikanlıca oynanan sezondur. Bu sezon öyle bir sezon değildir. Çünkü Fenerbahçe sırasını savamamıştır.

Şampiyonluk satılıktır. Fenerbahçe'ye satarlarsa maksimum karı elde ederler. Hele bu sezon satabilirlerse ballı ekmek kadayıfı yerler. 3 yıldızlı bütün ürünler Boklu Dere'ye atılır. Gerçi aynı sebep Beşiktaş için de geçerlidir de, Abbasağa'da 2 yıldızlı formaları yakacak tinerci sayısıyla kıyaslandığında Beşiktaş'a satmaya karar verecek kadar aptal bir oligarşi bizde mevcut değildir. Fenerbahçe'ye satamazlarsa diğer ensesi kalın müşteri Galatasaray'dır. Galatasaray Şampiyon olursa kardan zarar ederler. Kimse yeni forma, ekipman almaz. Galatasaray taraftarı lağım medyasına da itibar etmez, görüntü ve gürültü kirliliği yaratmadan, Şampiyonluk coşkusunu 1 haftada gündemden düşürür, Şampiyonlar Ligine hazırlanmaya başlar.

2 baba müşteriye satamazlarsa Beşiktaş'a mecburen verip bari zarar etmeyelim derler. Geçen sezon 10 yılda 1 hakkını kullanıp, cepten yedikleri için 2 cari yılı karsız kapatmaya göze alamazlar. Beşiktaş bu sezon da Şampiyon olursa futbol batar. Hele Trabzon gibi, Bursa gibi hesapsız müşteri çıkarsa hepten zarar ederler. Bu yüzden kimse ligin en büyük takımı Başakşehir'i dikkate bile almaz. Yeri en fazla 4.lüktür.

Şebeke bu durumda Fenerbahçe'yi bekleyecek. Umut kesildiği anda da Lağım Spor Medyasının Beşiktaş'a saldırın butonuna basacak. Fenerbahçe'yle Beşiktaş'ın yıldız eşitliği pazarın hassas dengesini bozar. Alıcıyı maymuna çevirir. Aziz Yıldırım'ı içeri atmadan, Fenerbahçe'yi esir almadan Beşiktaş'ı asla Fenerbahçe ile aynı sıklette maç yaptıramazlar. İzleyin bakın Rıdvan, Altan Tanrıkulu tehlikeyi ilk fark edenler. Galatasaray'a şirin görünme yarışında ilk deparı onlar attı. Diğerleri peşlerinden gelecek.

Yani Şebeke dağılmadığı sürece ki- uzun yıllar dağılmayacağı da aşikar- 3 takımın dışında hiç bir takım Şampiyon olmayacak, son Şampiyon da en az 7-8 yıl nadasa çekilecek.

B; TEKNİK, TAKTİK, SAHA İÇİ, FUTBOL AKLI

Beşiktaş'ın Hocası büyük takım hocası değil, Kalabalık oyuncu gurubunu barış içerisinde sezon sonuna kadar taşıyamaz. Şenol Güneş'in hem kaleci, hem hoca olarak şu ana kadar oynadığı en büyük takım Galatasaray. (Milli Maçı saymıyorum, o takım büyük takımdı, başında Hoca'ya gerek bile yoktu) En kuvvetli en hazır oldukları, Stadlarının ilk derbisinde gördük. Hezimetten kurtuldu. Üstelik Galatasaray bu sezon için yarım takımla sahadaydı.

Galatasaray'ın 25 milyon futboldan anlayan Hocası var. Dolayısıyla kulübede ayakta duran JORBEY'e her an yardımcı. Beşiktaş taraftarının futboldan anladığı söylenemez. Önlerine ne konursa onu yerler, daha doğrusu içerler. Şenol Güneş şu ana kadar Hocalığını konuşturması gereken bir durumla karşılaşmadı. Kendiliğinden yürüyor. Geçen sezon verilen Şampiyonluğu ben aldım sanıyor. Ve hata yapmaya müsait, mutlaka patlayacak.

Elinde kaleye kim geçerse fark etmez dediği 2 kalecisi var. Büyük takım için en büyük dezavantaj. Bakın Volkan Demirel'e, 2 sezondur patlak, neden? Çünkü kaleyi kaptırma ihtimali var, tedirgin. Muslera öyle mi? 50 tane hatalı gol yese yine kalede, rahat güvenli. Tolga Zengin 2 Şampiyonluk görmüş kaleci. Bütün bir sezonu kenarda bekletemezsin. Şimdiki kaleye geçen diken üstü maça çıkıyor. 2 kötü gol yeyip takım yenilse ilk onun kafasını koparacaklar. Kalecilik yapanlar bilir, rahat değilsen dandik gol yemeye hazır olacaksın.

Bir iş yerinde 5 sene çalışan işçi mafyalaşır. Patron onlara söz geçiremez. Oğuzhan, Olcan bu takımın ağır abisidir artık. Pastadan pay alamazlarsa ortamı dağıtırlar. Mecbur oynatacak, küçük maçın büyük futbolcuları Hocaların baş belasıdır. Oynadıkları maç efsane top oynayacak, kesemeyecek. Şenol Güneş için en uygun olanı takımda bazı futbolcuların sakat olması. Banko oynayacak futbolcuların 15-16 yı geçmesi durumu Şenol Güneş için hiç iyi değil.

Göl bölgesinde de aynı bela mevcut, Kimi koysa atıyor ligin başında, ortam kızışmamış. Süre alan adam ben atayım derdine düşecek. Beşiktaş golcüleri bu sezon çok gol kaçırır. Şimdilik 2 kazmanın uyumu sayesinde gol yemeden attıkları için, kaçan gollere vah çeken yok. Defansın en önemli futbolcusu Tosiç her maç kırmızı kart potansiyelli. Yukarıdan emir almayan bir hakeme denk geldiğinde atılır, penaltı yapar. Yarın kaleciler de önemli bir maçta cortlayınca göreceğiz.

Beşiktaş bir Winner takım değil, takımda Dünyaca tanınan tek oyuncu Quarizma, o da an meselesi kulübeye düşmesi. Şampiyonluk yarışında Vodafon'da yenemediği takımla Telekom'da oynayacak. Allah o maça düşmanı düşürmesin.

Beşiktaş Taraftarının faydadan çok zararı var. Maçın başında gürültüye başlıyor gol istiyor. Oyuncuların çoğu yeni, alışık değil strese girecek. Stadyum bir semt takımı için fazla büyük, hiç bir maç dolmaz. 25.000 kişi olsan boş görünür. Maçı etkiler.

Bu bölümde saydığımız olumsuz faktörler mutlaka Beşiktaş'a çok ciddi puan kayıpları yaşatacak.

C; MOTTO, AMENTÜ, TÜRK FUTBOLU'NUN DEĞİŞMEZ,DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF BİLE EDİLEMEZ MADDESİ

Galatasaray ben Şampiyon olacağım dediği sezon, yönetim,taraftar, futbolcu DNA çift sarmalı devreye girer. Galatasaray'ın tarihinden gelen haslet, hars ve hulusu tribünle bütünleştiğinde Şampiyonluk kaçırdığı görülmüş şey değil. Bu sezon işte o sezon.  Aslan sofrayı kurdu. Davetliler içinde Beşiktaş ve Fenerbahçe yok. Davetliler listesinde adları yoksa bilsinler isimleri menüde yazıyordur.

Galatasaray ben Şampiyon olmak istemiyorum diyene kadar bekleyecekler. Dededen kalan Riva Çayırını, çöktükleri Florya bayırını sattılar, Tok Aslan'ı ağırlamakta çok güçtür. Uzun süre sofradan kalkacağı da yok.

Şimdiden Galatasaray'ın Şampiyonluğu kutlu olsun.

2 Eki 2014

Arsen Wenger 4-1 Kovduğu 14.Galatasaray Hocası;

17.5.2000 gecesi, Arsen Wenger'den kupayı alıp vedalaştığımızın 14.sezonu. 2 Fatih Terim, 2 Hagi, Lucescu, Gerets, Skibbe, Kalli, Cevat Hoca, Bülent Korkmaz, Bülent Ünder, Lucescu, Reykart, Mancini, toplam 13 Hoca kovup, 14. kovulacak Hoca Parandelliyle tekrar karşısındayız. Aradan geçen bunca yıl içerisinde biz 5, Arsenal 2 Şampiyonluk yaşamış. Halbu ki, 100 senede bir finale çıkmış takıma kupa kaptırdı diye daha 2000 senesinde kovulmalıydı. Onlar işi bilmiyor, biz biliyoruz.

Bir nedeni olmalı? Biz daha zenginiz, her sene bir hoca değişikliği, her sene heyecan, zevk yapıyoruz desek olmaz. Götümüzde donumuz yok, küçük bir Muz Cumhuriyeti ülkesi merkez bankası serveti borcumuz var. Her yeni Hoca bir oyuncu yetiştiriyor, biz Dünya futbol pazarına oyuncu ihraç ediyoruz desek, Veysel'le, Yekta'yla ölüm kalım maçına çıkıyoruz millet götüyle güler. Bizim için Avrupa maçları önemli değil, biz yetişen oyuncularımızla Milli Takımla destan yazıyoruz diye zırvalasak, hassiktir çekerler. Biz 14 senede 14.cü Hocayla çıkıyoruz da diğerleri farklı mı, Beşiktaş 16, Fener 11. hocayla sezona başladı. Sistemin dışında kalamıyorsak sistemin içine bodoslama dalacağız başka yolu yok. Başka yol bırakmıyorlar.

Bizim Şebeke gerçekten çok aklıllı. Sahibi, patronu olmayan bir iş kolunda çok büyük paralar dönüyor. Başındakilerin zarardan hiç bir sorumluluğu yok. Nasıl olmuşsa bu büyük pazar oluşmuş. Bizim ülkede olmayan ürüne para veriyoruz. İşletmelerin ürünü futbol, futbol var mı? yok, peki neyi satın alıyoruz biz? formayı çocuklar, mübarek formayı. Çok daha beter futbolcular vardı içlerinde, Servet'ler, Mustafa Sarp'lar varken 55.000 kişi seyrettik. Barca, 90.000 kişiye oynuyor, yetmemiş, 20.000 ilave daha yapıyorlar, dün oynayan Galatasaray kadrosunu 5 sene Barca'ya ver, maçlarına 5.000 kişi gitmez. Adamlar ürün satın alıyor, forma değil.

Bulmuşlar bir sağmal inek yıllardır sağıyorlar. Bittik oğlum, bitince de aklımız başımıza geldi, bir daha 55.000 kişimizi bir arada nah bulursunuz. Türkiye'de futbolcular arasında en fazla +,- %10 luk fark, ya var ya yok. Selçuk yerine , Yekta oynasa, Burak yerine, Mustafa Pektemek oynasa değişen bir şey olmaz. Son 20 senede fark yaratan 3 futbolcumuz çıktı, Emre,Hakan Şükür,Arda Turan, Sistem, fark yaratan futbolcuları kustu. Küçükten büyüğe bu istifra eylemi sürüyor, Eskişehirspor'da Tarık biraz fark yaratsa, Eskişehir, Salih, Kayseri'de öne çıksa Kayseri kusuyor. Galatasaray'da Arda Turan çıktı, Şebeke'nin ödü patladı. Tez elden kovduk. Biz bir garip çingeneyiz, nemize gerek gümüş zurna. Arda'dan aldıkları paranın 3 mislisini harcadılar, Arda'nın gözü kapalı oynayacağı kadar bile oynayan birini bulup getiremediler. Getiremediler, yanlış oldu, getirmediler. Kıravatlı Eşkiyalar kulüpleri işgal etmiş, insan satıcıları cirit atıyor, öz sermayesi olmadığı halde borçlanıp, her sene yarım takım çöp transferi yapabiliyorlar. Kendileri çalmadıkları, veya yakalanmadıkları için hesap soran yok. Prostatlı fosillere soruyorlar, eller havaya İbra edilmiştir, yeni Eşkiyalar göreve.

Çıkıyor bir fosil yönetici kredi buldum diye seviniyor. İnsan borç alabilmeyi hüner diye nasıl yutturabilir. Nazım Hikmet'in şiirinde geçer, Amerikan Generali Türkiye'ye borç verdik diye ağzı bir karış açık seviniyordu. Bankalar borç verebilmek için ne şaklabanlıklar yapıyor, bizim fosil, ben senden daha fazla borç buldum diye Başkanlığa adaylığını koyuyor. Benim bir patronum vardı, Yaşıyor mu bilmem, Galatasaray'ın maçını televizyondan bile seyretmezdi, elinde sidik torbası, hiç bir Divan toplantısını kaçırmazdı. İnsanın aklı almıyor, ben golf'den anlamam, golf sopası görmemişim hayatımda, kim oynar, golf sahası nerededir bilmem, Türkiye'de Golfün idaresi için talip oluyorum, ve beni seçiyorlar. Yarın Galatasaray'dan 1 tane futbolcu ismi bilmeyenler, 3-4 sene için kaderimizle oynayacaklar. Muhtemelen Alp Yalman Başkan olacak. 78 li yıllara döneriz, o zamanlar 2 yabancı vardı, şimdi 8, Futbol Enternasyonel oldu. 2 yabancı bulmak için çıktığın pazarda, doğruyu bulmak kolaydı, şimdi öyle mi? Onunda var kendisinden öncekişlerin olduğu gibi insan satıcısı tanıdığı. Onlara danışacak, gidene kadar en az 2 Hoca, 20 futbolcu alacak çöplüğe, borçlanacak, sonra ki ben daha fazla borçlanırım deyip gelecek. 110 senedir böyle, yine öyle olacak.  Ayhan Akbin futbol şubesinin başına geçer, Hıncal Uluç'a antrenman sahası manzaralı oda verirler. Biz ne mi yapacağız?

Yaptık yapacağımızı, kestik raconumuzu. Biz bu soytarılıkta artık yokuz. Maça gitmeme sebebimiz de PASSOLIG falan değil, hepimizin kombinesi var. En kötü yere 800 lira veren, 25 lira daha verir. Siz pis liginizi oynatın, İstediğiniz takım Şampiyon olsun, Şampiyonluk kesse bizi keserdi, 4. Yıldızınız da başınıza çalınsın. Gidin şimdiden Boklu Dereye bırakın o yıldızı. Motor Sanat Terk bir Kıro'yu futbolun başına getirin, Getirin ki, her gece Papermoon'da yemek yesin. Yesin ki her sabah uyandığında Futbolumuzun klozetine sağlam işkemeyle otursun, Otursun ki, sıkı bir ıkınmada, klozetin çeperine 2, 3 tur daha attırsın. Ne kadar pisletirse o kadar iyi. O kadar çok Galatasaraylı oluyoruz, son kuruşlarımızı da size teslim ediyoruz.

Getirmiş giderayak bir İtalyan Çöp'ü, adam bizim sabrımızı sınıyor. Sabri-Eboue'ye yemek verdirmiyor, 3 çöp sağ bek aldırıyor, sol açığı sağ bek deniyor, olmadı sezonun en büyük maçına Veysel'le çıkıyor. Tercümanı yok, Selçuk'u taraftara yem ediyor, Yekta denen ruhsuz, hissiz, bir halı saha emekli futbolcuyla maça çıkıyor. Hamit gibi Dünya çapındaki sağ kanat oyuncusunu 4-0 olunca sahaya sürüyor. Kabahat onda değil ki, o olmasa hırsızlar yerine başka bir çöp bulurlar, nitekim arayış çoktan başlamıştır bile. Galatasaray tarihinin Sigi Held dahil görüp görebileceği en kötü Hoca tiyatronun bir parçası.

Tiyatro bitti, yol kavşağındayız, futbola ikimizden biri fazla. Ya sizi o yarattığınız bok çukurlarında boğacak, global bir temizlik yapıp yeniden başlayacağız, ya da biz yokuz, bizim için yok hükmündesiniz, sizin oynattığınız turnuvaları tanımıyoruz, tabelasıyla da ilgilenmiyoruz. Sizi kokmuş karanlıklarınızla baş başa bırakıp çekiliyoruz. Bu temiz futbol sevdalıların pasif bir direnişi değil, devrimci bir çekimserliğidir. Sebep olanlara Galatasaraylılığımın olanca nefretiyle en ağır küfürleri ediyorum.

17 Eyl 2014

Türkiye Futbol Şebekesi'nin Kodları;1

Futbolumuz, tüm zamanların en kötü geçmesi muhtemel sezonunu açtı. Gelinen nokta, yıllardır, futbolun kirli yüzünün izini sürenler için sürpriz değil. Ne var ki getirdikleri noktayı yeterli görmeyeceklerine inandığım için güzel, haklı, delikanlıca, tertemiz bir futbol seyretmek, tuttuğu takımın aldığı dereceye razı olmak isteyenleri bir kez daha uyarıyorum.

Futbolumuzu, futbol para etmeye başladığından beri kirli bir Oligarşi idare etmektedir. Günümüzde bu oligarşinin KOD adı KÜS, açılımı Koç(Ali Migros Tribünü) Ceo, karar verici son sözü söyleyici Ülker, Sabancı(Ali Pegasus Tribünü) dür. Ve bunların tuttukları takım, bizim uğruna ölümleri bile göze aldığımız, hayatımızdaki değişmez sevgilimiz takımlar gibi değildir. Şampiyon olmasını istedikleri, EuroFener, olamadı, kardan zarar GalataDolardır.  Ve bu görünmez Global Kraliyet Ailesinin kaybetmeye tahammülü yoktur.

Şebeke diye isimlendirdiğimiz bu kan emici aile, futbola somut müdahale etmeye Galatasaray'ın seri Şampiyonluklar aldığı zamanlarda karar vermiş, ilk büyük operasyonu 17.5.2000 gecesi, Galatasaray Kupa ile Avrupa göklerinden, İstanbul'a süzüldüğü an başlatmıştı. Faruk Süren ve Hagi görünmez, kutsal ortaklığı bozmuş, tahterevallinin sportif tarafını lehine çevirdiği gibi, ekonomik bacağını da çevirmek üzere tarihin en büyük macerasından muzaffer çıkmıştı. Faruk Süren'i derdest ettiler, tehditle Başkanlıktan uzaklaştırdılar, sanıyorlardı ki bu kapanamaz ivme Hoca'yı da ayırınca kapanabilir hale gelecekti. Planları tutmadı, Galatasaray, sadece bir spor kulübü değil, yüzlerce yıllık bir hars, hulus ve hasletti. Her ne kadar sırtından palazlananlara yapacak bir şeyi yoksa da, yapılacak haksızlıklar karşı da bir duruşu vardı. Tribünlerden gelen gücünü kullanmakta hiç bir zaman tereddüt etmedi. Aslan ağzını açmış, Şampiyonluklar kazanmaya devam ediyordu, onlar gülüyor sanıyorlardı, ki Fatih Terim'i geri çağırdılar. Takımın kimyasını bozdurdular. Rezalet sezonlar başladı, yine de arada Galatasaray Şampiyon oluyor, bir türlü Fenerbahçe'yi hiç olmaz ise Şampiyonluklarda öne geçirmeyi başaramıyorlardı.

Peki, madem bunlar için Şampiyonluk sadece Euro ve Dolar demek idiyse neden Fenerbahçe üzerinden futbol endüstrisini dizayn ediyorlardı? İş kelle sayısı olsa Galatasaray Taraftarı yapılan bütün anketlerde Fenerbahçelilerden daha fazlaydı. İş karizmaya kalsa Galatasaray UEFA ve SÜPER kupalı bir Türk takımıydı. Neden siyasi ve oligarşik düzen Galatasaray'ı değil de Fenerbahçe'yi kolluyordu. Yapılan fizibiliteler şampiyonluğu satmak için Fenerbahçe'nin ligi önde bitirmesinin daha karlı olduğunu gösteriyordu. Avrupa maçlarının getirisi, Şebeke için ihmal edilebilinir boyutlardaydı. Nasıl olsa bir daha asla bir Türk takımı Avrupa kupası almayacak, oynayacağı mecbur maçları oynayıp elenip kürkçü dükkanına dönecekti.

Futboldan para kazanmayan kişi sektör yoktur. Tuvalet işletenden, köftecilere, otelcilere, otobüsçülere, tombalacılara, hırsıza, arsıza, orospuya,  Adana'da pamuk toplayan ırgata kadar aklınıza ne iş gelirse az ya da çok futbol satışına bulaşıyor, çaylar dereler oluşturup, Şebeke'nin havuzuna akıyorlardı. Şampiyonluğu Fenerbahçe'ye sattıklarında 100 para puan alıyorlarsa, direnip Galatasaray olursa kardan zarar ediyor 80 alıyorlardı. Beşiktaş şampiyonluğunda ne kar ne zarar edip, Trabzon Şampiyon olursa zarar edecekleri kesindi. Hele ki bir de Bursaspor olduysa iflas etmiş demektirlerdi.

Yaşı 50 civarında olanlar, Bursasporun Kupa Galiplerinde elediği Dandi United maçını hatırlardı da, oynayıp oynayacağı tek Şampiyonlar ligi maçlarını Bursalılar bile unutup gitmişti. Trabzonspor en son kimle Avrupa maçı oynadı diye anket yap, bilen çıkmaz, yıllar önce Liverpool'u yendiği maçı daha dün gibi hatırlardı. Kıyametin çıkma sebebi de tam bu kurtlar sofrasına davetsiz ortakların çıkması yüzündendi. Bir imalat hatasına kurban gitmişlerdi Bursa'da. Bursalılar yatsın kalksın son haftaya lider girmediğine dua etsindi. Son hafta Bursaspor'un mutlak puan kaybetmesi gerekiyor olsaydı, Şebeke'nin üvey evladı Beşiktaş memur edilir o puan mutlaka kaybettirilirdi. Fenerbahçe'nin 50.000 kudurmuş taraftarı önünde Trabzonspor'a puan kaybedeceğini hesap edemediler. Tay Burak'ın beraberlik golüne cevap verme işi uzayınca, Uludağın eteklerinden medet beklemek için de zaman daralmıştı. Ölmüş eşşek Beşiktaş'a ancak 1 gol attırabildiler, ve mucizevi bir şekilde Şampiyonluğu ilk defa kaybettiler.

Üretim zayiatına saydılar, Bursaspor'un Şampiyonlar ligi maçlarını kimse seyretmedi, reklam bile vermediler, ve bu cüretini de pahalı ödeteceklerdi. Bursaspor'a büyük ceza kestiler, bundan böyle lig 5. liği bile göstermeme kararı aldılar. 40-45 sene öncesinin en büyük takımı Eskişehirspor'du, her yıl efelenir az daha Şampiyonluğu alacak noktaya gelirdi. Kafalarını kopardılar, senelerce alt liglerde süründürdüler.Bursaspor'un Şebeke'ye verdiği zararı kompanse etmek için Reykart'ı Şuster'i kullandılar. Galatasaray'a, Beşiktaş'a çok büyük transferler yaptırıp kombineleri, formaları, dekoderleri sattırdılar. Sıra Fenerbahçe'nindi, Tüpçü ve Seramikçi Şebeke'de değilse bile girmeyi sonuna kadar hak edecekler, avı Fenerbahçe'ye bırakıp kaybolacaklardı.Hatta Seramikçi ilacın dozunu fazla kaçırmış, Fenerbahçe Şampiyon olsun diye, az daha koca Galatasaray'ı küme bile düşürecekti.

Trabzonspor ilk yarı arayı açmış olsa da Şebeke aynı suda ikinci defa yıkanacak değildi. Nasıl olsa tökezler, erken devrilen Galatasaray- Beşiktaş'a Trabzon maçında büyük toplar oynatılır bir çelme takılırdı nasıl olsa. Trabzon devrilmeyince Şebeke devreye girdi. Herkesin bildiği süreç başladı. Aziz Yıldırım'ın 15 yıllık devri iktidarında söylediği bir doğru var aslında. Konuşursam yer yerinden oynar, tek suçlu ben değilim, hepimiz pisiz. Doğrudur, Şebeke 2. defa zarar edeceği bir Şampiyonluğu kaptırmamak için Aziz'e yol verdi. Şampiyonluğun nasıl alındığı önemli değildi, Fener alsın da ne olursa olsundu. Kıyamet koptu kopmasına da bundan şimdilik Şebeke'ye neydi. Şampiyonluğu satmış, Galatasaray'ı darbeye zorlamış, neredeyse bütün takımı değiştirtip, voliyi vurmuştu. Fatih Terim'i tekrar takımın başına memur edip, Galatasaray'ı futbolun hapiste olduğu zamanlarda kontrölsüz güç olma riskinden çıkarmıştı.İstedikleri an düğmeye basacaklardı, nitekim bastılar. Beşiktaş'a menemen yedirdiler, Galatasaray'ın rekor puan farkıyla Şampiyon olma ihtimaline karşı Süper Final icat ettiler.Planları az kalsın tutuyordu, son maçın son saniyesine bıraktılar Şampiyonluğu, işleri tıkırındaydı. Medyayı, siyaseti kullanarak Fenerbahçelileri algıyla uyutup, şike yapılmadığına inandırdılar. Sonraki senede gelen Galatasaray Şampiyonluğu operasyona bir kere daha mecbur bıraktı Şebeke'yi. Her zaman kullandıkları maşaya bir kez daha sefer görev emri çıkardılar. Son 4 maça gurup 4. sü giren Milli Takıma, şapkadan tavşan çıkarıp bir taşla iki kuş vurduracakları Fatih Terim'i CEO yaptılar. En iyi gurup 4. sü olarak İmparator omuzuna bir yıldız daha aldı.  ne var ki diğer kuş vurulmuş, daha doğrusu Aslan yaralanmıştı. Tuzağı öküze kuracak değillerdi ya, Aslana kurdular. Resmi şikenin yapıldığı sezondan bin beter bir lig turnuvası sonucu rüşvetle, tehditle, en kolay Şampiyonluğu Kadıköye verip Fenerbahçelileri kuduz aşısı yapıp sakinleştirdiler.

Başbakan'ın tuttuğu takımın başı beladaydı. Etraf kemik yalayıcı doluydu. Galatasaraylı Medya Maymunları bile Galatasaray'a küfür etmeleri karşılığında çanaktan beslenebiliyordu. Son 50 Futbol yılının en adil, en mertçe yılları Başbakan'ın takım tutmadığı, futboldan anlamadığı yıllardı. Futboldan anlamayan Ecevit, futbolcu Tayyip'e, Dünya 3. sü Milli takım, Avrupa ve Süper Kupalı Galatasaray'ı teslim etmişti. Futboldan anlayan Başbakanın icraasındaki Milli takım, son İzlanda maçında hezimete uğradığında bu ulusun en az yarısı bayram etmişti.

Şebeke'nin hassas kuyumcu terazisiyle dengede tuttuğu Şampiyonluk sayısı aynı olan 2 takımın, Avrupa karnesi ülkedeki futbolun tahmin edilenden, bilinenden çok daha kirli olduğunun belgesiydi. Bu işte bir terslik vardı, Ya Galatasaray Avrupa'da kollanıyor, şike yapıyor, rakibinden fazla maç oynayarak daha fazla tanınıyor, ya aksi Türkiye'de Fenerbahçe'ye yapılıyor hak ettiğinden fazla Şampiyon olması sağlanıyordu. KÜS'ün şifresini kırıyorduk. Futbolseverler uyanmıştı.

Trabzonspor onca baskıya, rüşvete, Başbakan, Cumhurbaşkanı tehdidine rağmen manevi kazancının peşini bırakmamış, Galatasaray, büyük taraftarının baskısıyla hiç olmadığı kadar Şebeke'yi deşifre ediyordu. Ve bu pis kanı temizleme davasıyla sezon başladı. Hodri meydan çekildi, arık ne olursa olsundu. Passolig icat edip taraftarı, seyirciyle değiştirme yolunu buldular. Yabancı sayısını indirerek takımları birer ikişer kademe daha kötü oynamasına sebep oldular. Takım severleri, futbol severleri tribünlerden kaçırıp, televizyondan seyretmeye zorladılar. Futbolun kanını emmeye bütün vahşetiyle devam ediyorlar. Yakın zamanda da doyacakları pek görünmüyordu.

Bu sezon muhtemelen tüm zamanların en kötü maçları oynanacak, en pis, en iğrenç sezonu yaşanacak. Futbol Federasyonu Şebekesi dediğimiz suç örgütü, her hafta bir takımı şikesi sabit, olmaması gereken takımla maç yaptırarak suçuna ortak ediyor.  Ve bu süreç, kulüplerin başından kıravatlı çeteler, Futbolun başından biatçı, muktedir kemik yalayacısı, eğitimsiz, çakma Krallar,Padişahlar,İmparatorlar, Şebeke'nin tetikçileri Medya Şebekleri, Embesil Başkanlar, hukuk cellatı Disiplin, Tahkim kurulu avukatları, ve her kim varsa bu lağıma gün be gün tıksırıncaya kadar yediklerini boşaltanlar dağılmadıkça son bulmayacaktır.

Bu gerilemenin de elbet bir sonu vardır. Futbol, eninde sonunda gerçek sahiplerinin, taraftarların egemenliğine girecektir. Girene kadar savaşa devam, umarım ömrüm vefa eder, çocukluk tribünlerime döner, setlere çıkar, omuz omuza halayların başına geçer atkı sallarım. Hepinizi Galatasaraylılığımın olanca ateşiyle bir kere daha kucaklarım.

23 Ağu 2013

Şebek(e) nin 2. Galatasaray Ameliyatı

Bu Resmi bize gösterdin ya, helal olsun GRANDE

1.sini kısaca hatırlayalım, 2.sini çok daha sağlıklı analiz edebilmek için. Galatasaray 4 sene üst üste şampiyon olmuştu, yetmedi Avrupa Şampiyonluğu kupasıyla bir bahar sabahı Atatürk Hava Limanına indi. Bu kadarı da fazlaydı. Gerçi o zaman futbol henüz şimdiki gibi para etmiyordu ama edeceği günler yakındı.

Ülkeyi derin devlet idare ediyordu, futbolu da derin devletin futbol bakanı Mehmet Ağar. Zavallı Faruk Süren, kapısını çalmadan Fatih Terim'in odasına giremezdi.. Hele ki soyunma odasına girecek, yumruğu yerdi gözünün üstüne. Soyunma odasına girme serbestliği olan tek sivil, daha doğrusu tek memur Mehmet Ağar'dı. Bir yere kadardı Galatasaray'ın varacağı zafer noktaları. Bıraksalar bir sonraki sezon Şampiyon Kulüpler kupasını alacaktı. Nitekim aynı takımla Lucescu, Real Madrid'i indirerek Süper Kupayı aldı, iki defa guruplardan çıkıp çeyrek finalde Real Madrid'e averajla elendi. Üstelik Galatasaray başıboştu, Başkanı bile yoktu.

Operasyon başladı, Faruk Süren'i iflas ettirdiler. Gelmiş geçmiş en karizmatik Galatasaray Başkanı, kendi fabrikalarının lojmanlarında kalacak kadar battı. Tam o zamanlarda Apo meselesi yüzünden İtalya ile aramızda kriz çıktı. Güzelim Versace kravatları yakılıyordu sokak ortalarında. Derin devlet bir taşla iki kuşu birden vurmak istedi. Fatih Terim'i Galatasaray'dan kopartarak, Galatasaray'ın kafasını koparmak, hem de İtalya ile siyasi ilişkileri düzeltmek amacıyla dandik bir İtalyan takımından gelen hocalık teklifine izin verdiler.

Biz Fierentino maçlarını seyrederken İtalya ile barıştık, ne var ki Galatasaray'ın ilerlemesinin önüne takozu bir türlü yerleştiremiyorlardı. Derin devlet içeriden Okan ve Emre'yi satın alarak veya emrederek, Lucescuya ilk tokadı yapıştırdılar. Fenerbahçe sırasını savdı kalleşçesine. Sonraki sezon işi sağlama aldılar, takıma ''dağılın lan'' dediler. Arif'inden, Fatih Akyel'ine kadar bütün takımı sağa sola savurdular. Ne var ki Lucescu, Çavuşesku zamanını yaşamış kaşardı. Derin devleti falan tanımadı, tarihin en berbat futbolcularıyla en kolay şampiyonluğu aldı. Hasta bir türlü narkoza cevap vermiyordu. Galatasarayı bayıltamıyorlardı.

Sefer görev emrindeki Fatih Terim'i geri çağırdılar, Lucescuya bir sopa daha atıp Florya'dan kovdular. Terim Galatasaray'ın belasını vermek üzere 2. defa geri geldi. Ameliyat gerçekleşmişti, uzun yıllar Galatasaray sendeleyecek, aradaki açılmış olan fark kapattırılacaktı.

Türkiye'de 2.3 takım var. Ve futbolu da artık derin devlet değil, ülkeyi yöneten KÜS oligarşisi yönetecekti. K(Koç Ali, Migros) Ü(Ülker)in racon kesiciliğiyle S(Sabancı Ali, Pegasus) futbolda dengeyi sağlama görevini derin devletten teslim almıştı. 100 sene sonra Galatasaray'ın 40, Fenerbahçe'nin de 40 Şampiyonluğu daha olacaktı. Hesaba herkes razı olacaktı. 15 kere Beşiktaş'ı şampiyon yapacaklar, 5 kere de Bursaspor, Trabzonspor gibi imalat hatası bir takım Şampiyon olacaktı. KÜS'ün programı budur.

Galatasaray'ın ameliyatından sonra Fenerbahçe'ye bir kaç Şampiyonluk verip,Galatasaray'ın Avrupa Şampiyonluğunu sümen altı yapmaya çalıştılar. Fakat Fenerbahçe de cevap veremiyordu bir türlü operasyonlara. Galatasaray henüz tam iyileşemeden  Şampiyonluklar kazanıp, KÜS'ü küstürüyordu. Arada bir imalat hatası Bursaspor çıktı, son maçta yine mucizevi şekilde Fenerbahçe Şampiyon olamadı. Artık sıra kesin Fenerbahçedeydi, Tüpçü ile Seramikçi anlaşarak erken çekildikler şebekenin olay mahallinden. Bu seferde Hamsi'nin kılçığı takıldı Fener'in boğazına. Fenerbahçe bir türlü şampiyon olup sırasını savamıyordu, ne olacaksa olsundu artık.

Her maç garantiye alınacak Fenerbahçe Şampiyon yapılacaktı, yapıldı. Ama yakalandılar. Sonrasını herkes biliyor.

Biz 2. Galatasaray ameliyatını bekliyorduk. Ama bir sene önceye almışlar demek ki. Galatasaray 100 senede geldiği varış noktasına son 2 sene bir tur daha bindirdi. Muhtemelen Fenerbahçe ve Beşiktaş'ı büyük belalar bekliyor. Nitekim KÜS son nefesine kadar dayanarak, futbol endüstirimizin iki majör takımından Fenerbahçe'yi küme düşüremedi. Fakat Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın Avrupa'dan atılacakları garanti olmalı ki, Galatasaray'ın 2. ameliyatını 1 sene önceye aldılar.

Pisliğe buladıkları futbolu, denize düşerken yılan dedikleri Fatih Terim'e sarılarak kurtaracaklar ve dengeyle oynayıp Terim'in konsantrasyonunu bozacak, Galatasaray'ın yolunu bir kere daha kesecekler. Galatasaray'ın başında, Ünal Aysal değil'de, Adnan Polat'ı denedik geçelim misal Abdurrahim Albayrak olsa bir emirle Galatasaray'ı tekrar kümeye oynatacaklarına garanti verirdim. Ünal Aysal'ın oligarşiden bir beklentisi, göbek bağı yok. Bir ihtimal ona güveniyorum. Eğer çözülmezsek, yıkılmazsak bu sadece Ünal Başkan olduğu içindir.  Ama Fatih Terim şebekenin 1 numaralı altın çocuğudur. Fatih Terim'in idealleri, geçmişi, geçmişindeki derin ilişkileri her zaman Galatasaray'ın bir adım önündedir. Bu idealler bir gün hiç beklemediği bir anda kendisini çağırırsa, Galatasaray'ı öksüz bir çocuk gibi bırakıp gitmekte tereddüt etmeyecektir. 2000 senesinde Sami Yende 30 bin, Dünya'da 30 milyon Galatasaraylı salya sümük ağlarken bir an bile arkasına bakmadan kaçmıştır. Kendisini ailesinden bile fazla sevmekle, nefret duygularım arasındaki git gellerimin sebebi budur.

4 maçın tamamını kazansa bile Dünya Kupasına gidilemeyecekken, bu operasyonun gerekçesi nedir? Tüpçünün kararı, fikri olamaz, bu kadar büyük bir ameliyatı yapacak ne bilgisi, ne gücü, ne vizyonu vardır. Mutlaka Başbakan tarafından emirle yapılan yaptırılan bir ameliyattır. Başbakan kimi isterse o takım Şampiyon olacaktır. Milli takımı düşünen kimse yoktur. Başbakan'ın hangi takımın Şampiyon olacağına karar verdiğini bilemeyiz. Ama Galatasaray olmayacak dediği kesindir.

Ülke futbolu, Çavuşesku zamanının Romanya futboluna dönüşmüştür. Diktatörün oğlu hangi takımı tutuyorsa o takım Şampiyon olacaktır. Maçlar Zafere Kaçış filmindeki maç gibi oynatılmak istenmektedir. Tribünlerden yükselen siyasi sloganlar, Başbakan'ın sinir katsayısını artırmıştır.  Ülke bombardıman halindeyken hiç değilse spordaki rezilliklerini Fatih Terim'e emirle kabul ettirdikleri, Milli dava süsü verdikleri makamla bir sis perdesiyle örtme çabalarıdır olup biten.

Çok rahat geçmesi beklenen sezon sıkıntıya girmiş demektir. Fatih Terim direnememiş, Galatasaray'ı ateşe atmıştır. 2 maç kaybetsek neler olacağını da yazayım da bana küfür edecekleri fazla bekletmeyeyim. İki maç kaybedersek Fatih Terim kaçar, huzur içinde Milli Takım teknik direktörü olarak Galatasaray Başkanlığını bekler.

Ey Büyük Galatasaray Taraftarı, direnin, masaya yatmayın, narkozu yemeyin. Şebeke'nin oyununu bozun. İmparatoru veririz belki, ona engel olamayız. Ama biz
Tevfik Fikret'lerin,  Ali Sami Yen'lerin, Metin Oktay'ların torunlarıyız. 1 yılda Kral olmadık, 1000 yılda tahttan inmeyiz.

13 May 2013

Marstan Kurtulma Ustası

Tavla da meşhurdur böyle tipler. Mars olacağı zaman başlar mızıkçılığa. Zar atarken konuşur, zar atılırken mırıldanır. Karşısındakinin sinirini bozar. Kendisi asla oyun disiplinini bozmaz. Mucize zarlar bile gerekse oyunu bırakmaz. Rakibin şanslı, kendisinin şanssız olduğunu düşünür. Fazla aldın der, zar tuttun diyerek atılan zarı saymaz. Oyuncuyu canından bezdirip bir şekilde marstan kurtulur. 2 puan vereceğine 1 puan verdiğine şükreder, mutlu olur. Bu tipleri asla üzemezsin, hatta yendiğin için sen üzülürsün, bir daha oynamak istemezsin.

Futbolumuzun da bir marstan kurtulma ustası vardır. Tıpkı çirkef tavlacı pozisyonunda oynar maçlarını. İğrenç, acemi, hileci, kansız tavlacı gibi lige devam eder.. 53 yıllık sayılı ligimizin 19 senesinde marstan kurtulup 2. olmuşlar. Ve bu 19 lig ikinciliklerini de Şampiyon gibi sayıp, mutlu olmuşlar. Yer yüzü üzerinde, kendi takım taraftarlarının dışındaki tüm taraftarların, Başkan'ı, Hoca'sı, kalecisi, futbolcusu üzerinde nefrette mutabık olduğu bir takım var mıdır? Aynı şey bizim başımıza gelse, kendi stadımızda son saniyede 2 şampiyonluk versek, bir 3. sünde de 10 puanla rakibi  misafir etsek yarımız telef olurduk. Nitekim o meşhur su savaşının yaşandığı maçta direniş yapmış, Başkanımız, Hocamız dahil tüm takımı değiştirmiştik. Adamların kılı kıpırdamadı. ''Galatasaray'ı yendik ya'' diye bir mutlu olma sebebi icat ettiler senelerdir avunuyorlar.

Evet 14 senedir Kadıköy'de maç kazanamıyoruz. 9 unu Şampiyon kapadık. Siz aldığınız galibiyetlerle avunadurun, biz yıldız takmaya bakalım, göğsümüze. İsterseniz şimdiden anlaşabiliriz de, yine yenin bizi Boklu Dere'de, biz Şampiyon olalım. Geçti o günler çocuk, bu vasıflar futbolun temiz olduğu, sadece halk çocuklarının sevdiği, dışarıda başarının beklenmediği, kısaca futbolun, futbolcunun, maçın, Şampiyonluğun parayla alınıp satılamadığı zamanlar için bir felsefeydi. Fener'i yenelim, Şampiyon olmayalım. Bakın gördünüz dün gece bu felsefenin çöpe gideli yıllar olduğunu. Beşiktaş'ın mucizevi bir şekilde 2. liğe, yani Şampiyonlar ligine gitme ihtimali doğar doğmaz, Beşiktaş'lı görünümlü Tüpçü'nün maşa, Aziz'in tepede olduğu şebeke, alavere dalavereyle rüyayı ancak 1 gün görmeye müsaade etti.

Beni hiç kimse dünkü maçın kurulmadığına ikna edemez. Demirel yapardı bu kurnazlığı. Her Fener-Galatasaray maçının gecesi dayardı zamları. Millet maçı konuşa dursun, ılık suya atardı kurbağa milleti. Yavaş yavaş su kaynar, zamlara alışırsın, mayışırsın, zıplayacak dermanın kalmaz, haşlanır gidersin bir sonraki maça kadar. Bu ülke normal bir ülke olsa bu hafta maç mı oynanırdı? Yüzlerce insan parça parça olmuş, ölü sayısını söylemeye kimsenin cesareti yok, maçtan en iyi anlayan Başbakan'ın imdadına yetişmiş Anamaç. Kaçırır mı bu fırsatı? Galatasaray yense, zaten taraftarı açıklamış maçtan önce sıfır sevinme olacak. Fenerli bir kaç hafta önce marstan kurtulmuş,  travmayı atlatmış. Neyle avutacaksın bu kadar yoğun, aktif halkları? Yarım saat sürmez maçın konuşulması, sonrası gündem Reyhanlı.

Şampiyon olmuş bir takımın oynadığı maçı analiz etmenin hiç bir manası yok. Kimisi Elmander'le başlamak hataydı, orta sahayı teslim ettik diyor. Hiç kimse  Grande'nin neler düşündüğünü tahmin bile etmek istemiyor. Tarihin en büyük hezimetini Fatih Terim aldı, eğer bu skor bir maç temizlenecekse o maç bu maçtı normalde. Ve bu tabelanın altından kalkacak moralde, kalitede, klasta bir takımla çıktı sahaya.  Elmander sanki ileride 3. forvet oynadı. İlk yarının en çok koşan adamıydı. Önümüzdeki sene Galatasaray 5.000 metre atletizm takımına kaydırsak mı? Ona bakarsan, Drogba bek oynadı, kaç kere topu kalecinin bile gerisinden çıkardı. Maçta konuşacağımız şeyler kısıtlı. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en kötü (En büyük!) hakemi, maçın Hatay'ın önüne geçmesi gerektiği emrini baş üstüne deyip aldı ve icra etti. Kendisini takip edenler kaçırmamıştır, İddia'dan malı götürmüştür. Bas kırmızı karta, bas penaltıya malı götür. Galatasaray'ın yediği iki gol öncesinde faul vardı. Sabri'ye yapılan kambura yatma kesin penaltıydı. Ama ben maçı hakeme yıkarken, yanlı davrandığı gerekçesiyle yıkmıyorum. Böyle olması gerekiyordu, bir şekilde Fenerbahçeli yığınların da lig sezonundan tatmin olması icap ediyordu. Dedim ya mümkün olan en fazla insanın bombalamaları konuşmaması, düşünmemesi sağlanıyordu.

2 senedir yazıyorum, bu bizim Eboue'ye ayı dediğim zaman ırkçılıkla suçlanıyorum. Bir köyde öküz toslasa yıkamaz bu ayıyı. Gece mezarlıkta 10 kişi önünü kesip soymaya kalksa tek başına hepsini döver. Ama maçta o koca cüsse adeta asırlık bir çınara dönüşüyor. Teması geçtik, en ufak bir nefeste, yere atıp kıvranıyor. Eline krampon geliyor, ayağını tutup bağırıyor. Bundan önceki yaşamı kesin sürüngen familyasından olmalı bu ayının. Ulan ayı o itmeyle Beyoğlu'nda karınla geziyor olsan düşermisin? Bu kaçıncı lan topu, mücadeleyi bırakıp yerde kıvranırken yedirdiğin gol. Ya sen Hamido, oynadığın bu topu yazın tatil köyünde oynasan seni bir sonraki maç kadroya alırlar mı? Sıfır isabetli pasla oynadın, tribünlerden Grande'nin talimatı anca geldi de uzun süre oyunda kaldın. Sağ tarafımızı kısmi felç teşhisiyle hastaneye gönderdiniz. Sol tarafta da devşirme bek, takımın talimatla sağlanmış kötü oyununa katkı sağlayarak follaş oldu Gökhan Gönül karşısında.

Bir lafımızda Uğur Meleke denen totem tapınıcısına. Galatasaray'ın  bir hafta önce Belediye ile oynayan takımlarla oynamasının, kendisine avantaj sağladığını böğürüp durdu haftalardır. Ben razıyım, bir sonraki sezon Fenerbahçe, Belediyesporla oynayanla oynasın. Haklıymış Belediye'ye yenilen takım aslan kesilmiş, iki defa üst üste yenilmemek için var gücüyle oynamıştır.

Maçın hipotezi budur. Nasıl ve ne biçimde olmuş kimse bilemez, ama derin futbol oligarşisi maçı Fenerbahçe'ye vermiştir. Nitekim maçtan sonra ki Galatasaraylı futbolcuların sevinç göstergelerinin sebebi de budur belki de. Hiç kimse maçın kaybedildiğine üzülmemiştir. Kırmızı kartların pozisyonunu tekrar tekrar izleyin, bir birlerini gırtlaklayan futbolcular, atıldıktan sonra sarmaş dolaş olmuşlardır. Galatasaraylı futbolcular 5 dakika varken kalede kaleci yokken tek bir şut atmamışlar, gereksiz yaptıkları faullerle süreyi kendileri bitirmişlerdir.

Maçtan çıkan tek hipotez ise. Galatasaray'ın 1 numaralı yabancı futbolcusu Melo'dur. Melo'suz bir takımla lige başlamak, jokersiz pişti oynamak gibidir. Drogba dahil, o çok büyük kalecimiz Muslera dahil, bütün yabancılar gitse en ufak bir üzüntü duymam. Melo, bu takımın isyan ve savaş tanrısıdır. Umarım bu maçı baz alarak olumsuz bir maceraya gitmezler.

Şampiyon, şüphelendiğim sebeplerden dolayı Şampiyon gibi oynamadı. Başta benim olmak üzere milyonlarca Galatasaraylının zevkine limon sıktı. Ne var ki maç sonu soyunma odası tabelasındaki imzalar tarihe bir kez daha not düştü. Laf uçar yazı kalır. Filmin 2. vesiyonudur, Değişmeyen tek şey Galatasaray Şampiyonluğudur.

17 Nis 2013

KÜS'ün Mayın Eşşekleri

Türk futbolunun balans ayarının marş düğmesine, herkesin sandığı gibi 3 Temmuz'da 2011 de değil, 17 Mayıs 2000 de basıldı. Galatasaray Avrupa kupasıyla dönüş yolundayken, futbolun derin devleti bir kır kahvesinde toplandı. Galatasaray'ın önlenemez yükselişi, bir anlamda Türk Sanayi Futbolunun idam fermanıydı. Bu sene Beşiktaş'ın düştüğü duruma düşmüştü anlı şanlı Fenerbahçe'leri. Her sezon yapılan transferler, kovulan hocalar, aradaki farkın açılmasına engel olamıyordu.

Galatasaray yönetimi her biri daha sonra başkanlık yapacak, ya da başkan olabilecek güçlü yönetimdi. Takımın başındaki hoca, Fatih Terim ustalıktan, imparatorluğa terfi etmişti. Mehmet Ağar- Mesut Yılmaz güçlü devlet desteği, takımın özellikle transfer döneminde dağılmamasının en büyük faktörleriydiler. Ve o gece marşa basılıp, süreci başlattılar.

Faruk Süren'i indirdiler ilk önce, Zavallı Başkan Avrupa Kupası aldığına bin pişman edilecek, kendi fabrikalarının lojmanlarında yatacak kadar batırılacaktı. Şirketlerini borsada tuvalet kağıdı yaptılar. Peşinden Fatih Terim'i sürgüne gönderdiler. Takımın başına Rumen Çingenesi dedikleri, Lucescu'yu getirdiler. İstedikleri zaman nodulu dürtebileceklerini sandıkları, Lucescu'yu, ara rejimde Mehmet Cansun'la baş başa bıraktılar. Fakat Lucescu teslim aldığı Avrupa Şampiyonu takımı daha da ileriye taşımaya niyetliydi. Süper Kupa ile başlayan yeni macera, Şampiyonlar Liginde 2 defa guruplardan çıkıp, Real Madrid'e averajla kaybedilen çeyrek finalden sonra 5. lig şampiyonluğuyla taçlanmak üzereydi. 3 Temmuz nedir ki, operasyonun en büyüğünü yaptılar. Galatasaray'ı, Emre Belözoğlu marifetiyle içerden yıktılar. 3-0 yenik kapadıkları Gaziantep maçının devre arasında transfer yapıp, maçı 4-0 galip bitirdiler. Yetmedi,  takımı Jardel'siz Fener maçına çıkardılar. Sidik torbalarıyla saldırdılar. Soyunma odalarında mafyaya futbolcularımızı tehdit ettirdiler. En kolay kazanacakları maçı korkudan kaybettirdiler. Nitekim takım sonraki sezon dağıldı kaçtı gitti. Kalanlar da bir daha iflah olmadı. Galatasaray efsanesi rafa kalktı. Okan'ı İnter transferi ikramiyesiyle kandırıp Ankaragücü maçını verdirdiler. Lucescu'nun elinden en kolay şampiyonluğu döve döve aldılar. Güçsüz yönetimin gıkı çıkmadı, spor sandılar.

Mustafa Denizli köpeksiz köye denk gelip değneksiz geziyordu., Fatih Terim'in olmadığı sezonlarda 2 kupa aldı. Sonra o da öğrendi, Fatih Terim varken başka takım çalıştırıp maskara olmamayı. Ve artık futbolun halk çocuklarının elinden alınma operasyonu başlamalıydı, başlattılar. Fenerbahçe'ye stat yaptılar, aynı adamlar, Galatasaray'ın stat yapmasını engelleyerek bir 10 sene içerisinde Fenerbahçe'nin tekrar fark atmasının önünü açtılar. Ülkedeki iktidar değişikliğinden nemalan Türk Futbol Oligarşisi, Fenerbahçe önderliğinde bir ligin çok daha para edeceğine karar vermişlerdi. Ülkeyi yönetecek olan KÜS, en çok para getiren sektöre kayıtsız kalmadı. Ülker'in hakemliğinde, ulu Ali'lerden Sabancı olanını Galatasaray'a, Koç olanını Fenerbahçe'ye çöktürdüler. Şebekeye dahil ettikleri Tüpçü ve Seramikçi'yle lale devrini başlattılar. Zavallı Canaydın, Galatasaray'ın başında Başkan olduğunu sanıyordu. Tıpkı Ecevit'in ülkenin Başbakan'ı olduğunu sanması gibi. Tüpçü Beşiktaş'ı, Seramikçi Galatasaray'ı soyuyor, Fenerbahçe'yi palazlıyorlardı. Bu arada Lucescu o tarihin en kötü takımıyla imalat hatası Şampiyonluğu aldı. Çeyrek finalden ofsayt golle döndü, dövdüler, Dünya kulüpler tarihine geçecek bir hamleyle Şampiyon takımın hocasını ağlaya ağlaya Tüpçü'ye verdiler. Lucescu idi bu maymuna çevirmek istedikleri adam, gitti orada da Şampiyon oldu. Tüpçü, Fenerbahçe'nin sinirlerini bozmuştu ama 100. yıl hatırına Beşikataş'a bir kıyak yaptıklarına saydılar. 2. sene uzak ara öndeydi Lucescu, eşşek sudan gelene kadar bir sopa daha yedi, elinden Şampiyonluğu alıp, kendisini Sibirya'ya sürüp kurtuldular, baş belasından. Köpekler istemişti, ama at başka diyarlarda şahlanmaya devam etti.

Fenerbahçe maçlarını 50.000 kişiye oynarken, Galatasaray'ı bir türlü geçemiyordu. Bu 10 senelik periyotta, bu kadar içten engellemeler karşın Galatasaray 3 defa şampiyon olup, postu pahalıya satıyordu. Şebeke işi azıttı, çok daha garanti maçlar oynamak, oynatmak mecburiyetleri vardı. Tüpçü, kendi kişisel hırsları, kendi menfaatleri doğrultusunda olan bitenden memnundu. Varsın Beşiktaş ligimizin en güçlü küçük takımı olarak yaşamını sürdürsün dü. Seramikçi batmak üzereyken Başkan yaptırıldı. Hacıyatmaz sülalesindendi, babası Kalfa İbrahim, milyonlarca kalfanın kazandığını tek başına kazanıp! holding kurmuştu. Oğlu Adnan'da doğarken evliyalara yalatılmıştı. Reykart'ı getirip güneşi balçıkla sıvamaya kalktı. Takımın içinde kurdukları küçük çaplı çete, Galatasaray'ın devre dışı kalmasına yetti. Fenerbahçe çok rahat şampiyonluğa gidiyordu. Her sene efelenen bir Anadolu takımı çıkar ama, sonunda alavere dalavere yöntemiyle 3-5 nöbetine gönderilirdi. Varsın o sezon da Bursaspor zevkini çıkarsın da ligin heyecanı son maça kalsındı. Tay Burak, Yatır tarafındaki kaleye topu bıraktığında, Bursaspor; şebeke'nin imalat hatasına denk gelip aradan sıyrılmıştı.

Galatasaray'ı Şebeke'nin içinde tutmak kolay değildi tabi. Bu takımın asırlardır süregelen bir kültür birikimi vardı. Sporda başarıdan, spordan para kazanmaktan çok daha fazla değer verdiği hasletleri vardı.  Prostatlı dediğimiz Liseli Abilerimiz Seramikçi'yi derdest etti. Bir daha kulüpten ve Arena'dan içeri girememecesine kovup, çişlerini yapmak için kravatlarını gevşetip, masalarından kalktılar.

İşin şakası yoktu, çok daha somut müdahalelere ihtiyaç vardı. Görülmemiş hileler yapıyorlar, kafalarını kuma sokup kıçlarını açıkta bırakıyorlardı. O malum sezonda da uzun yıllardır kış uykusunda olan Karadeniz Fırtınası patlak verdi. İlk yarıyı daha önce Lucescu gibi, Şenol Güneş'te farklı kapamıştı. Operasyonun en haincesini ona yaptılar, yaptıklarını sandılar. O sezonu, futbolseverlerin dışında başka gözler de izledi. Galatasaray'ın Avrupa Kupasını aldığı gün başlayan operasyon ünlü 3 Temmuz 2011 günü deşifre ediliyordu. Gerisini bilmeyen yok.

Şimdi toparlayıp tarihin dürbününü bu sezona çevirelim. İddia ediyorum, 3 Temmuz'da savcıların açığa çıkardıkları puştluğun çok daha beteri yapılıyor. Eğer o savcılar, polisler biraz daha sabredip antenlerini bu sezona da çevirselerdi, çok daha büyük kepazeliklerin resmini çekmiş olacaklardı. Yine iddia ediyorum, eğer başımızda güçlü Ünal Aysal yönetimi olmasa, Terim'in yerine de Morinho bile olsa biz şu anda Fenerbahçe'den 5-6 puan daha geride olacaktık. Ben Fatih Terim'le yıllar önce köprüleri attığımın sebebi de buydu. O zaman ki şebekeye direnmeyip, kaçıp gitmişti. Hiç gerek yokken İtalya'ya gitmese Galatasaray'ın şu anda en az 2 Şampiyon Kulüpler kupası vardı. Neyse ki bu seneki kahramanca direnişinden sonra barıştık. Türkiye'de futbolu K(Koç)Ü(Ülker)S(Sabancı) Oligarşisi yürüttüğü sürece ki uzun yıllar yöneteceği de görülüyor, Fatih Terim'in dışında hiç kimse Galatasaray'ı Şampiyon yapamaz. Ya da Şebeke'nin sırayı bize vermesini bekleriz.

Büyük Galatasaray Taraftarı, Şebeke'nin kudurmasının sebebi budur. Bu sene sıra Fenerbahçe'nin olmalıydı. Galatasaray ve Fatih Terim Don Kişot misali yel değirmenlerine saldırdı. Taraftarını da arkasına alarak isyanı büyüttü. 5 maç kaldı, akla hayale gelmeyecek hamleler yapacaklarından kuşkunuz olmasın. Şebeke, hakemleri, medyayı, federasyonu mayın eşşeği gibi kullanıp, arkalarından emin adımlarla yürüyor. Mayın patlarsa başkaları yanacak, patlamaz ise kendileri parsayı bölüşecekler. Uyanık olalım, maçları bütün organlarımızla izleyelim, her şeyden kuşku duyalım. Galatasaray'a Kadıköy'de bir kupa daha kaldırtmamak, Arena'da son maçın tarihin en büyük şovuna dönüşmesini engellemek için planları vardır.

Mayın eşşeklerine, sülük medyalarına, satılmış Federasyonlarına, yaptıkları ve yapacakları bütün kalleşliklere karşın Şampiyonluk Kupası Galatasaray kaptanlarının ellerinden havalanacaktır. Kuduradursunlar.

26 Şub 2013

Sir-i Jiyan'ın Başkaldırısı

Dünya'nın gelmiş geçmiş en büyük forveti, Didi, Vava, Zagolla, Garricha, Pele'nin birlikte oynadığı 1962 şampiyon Brezilya forvetidir. 4 yaşındaydın nereden biliyorsun diyenler çıkar. 1970'e kadar her gittiğimiz Türk filmi öncesinde bu takımın oynadığı maçların özet filmini izleyerek büyüdük. Sonralarında da zaten kendimiz şahit olduk, tek tek bu futbolcuları geçenler çıktı kuşkusuz. Ama bir blog halinde yanlarına yaklaşanı henüz futbol tarihi yazmadı, bekliyoruz.

Selçuk, Hamit, Sarı Ejder, Tay Burak, Parçalı Fil'in oluşturduğu forvetimizden biri dün gece topla ilk buluşmasında çocukluk günlerime geri gittim. ve canlı izlediğim 1000 den fazla Galatasaray maçını taradım hafızamda. Net yazabilirim, Bu forvet, tüm zamanların en büyük forvetiydi. İş artık netice olarak da zapta geçirilmeye kalıyordu. Bir lig maçında direnip, büyük geri dönüş yaptıkları için değil bu yargı. Galatasaray tarihi, nice büyük zaferler tarihidir, yaptığımızdan daha büyüğünü yapma ihtimali olduğu için di beni küçük lokma yeyip, büyük konuşturan.

Türkiye'de oynanan lige son 10 senedir hep kuşkuyla bakmışımdır. Futbolun endüstri haline gelmesi, çok büyük paralarla finanse edildiğinden beri görünmez bir oligarşi tarafından kurulmaktadır. Okuyanlar bilir savcılardan, polislerden önce açtım ben bu kan davasını. Ve haklılar, kinaye yapmıyorum gerçekten haklılar, olması gereken şeyi yapıyorlar. Bu ülkede para Fenerbahçelilerde var.Bir şekilde fenerbahçeli diye bir ırk oluşturuldu. Varsın olsun ona da itirazım yok, bizde Galatasaray ırkıyız. her koşulda söyleyebileceğimiz sloganımız ''hodri meydan''dır. Fenerbahçeli her koşulda mutlu olabilen, asla üzülmeyen, maça gitmeyi statü haline getirmiş, medya maymunlarının en önemli hedef kitlesidir. Sadece bu yüzden, Fenerbahçe'ye hak ettiği cezayı vermeye kimsenin  yüreği yetmemiştir. Aslında yürekleri yetiyordu da, ah şu gerçek padişah para olmasaydı. Fenerbahçe olmasa, biz Drogba'yı, Sneijder'i falan seyretmeyecektik. Lig Tv batmıştı, Şansal Büyüka pazarda limon satıyordu. İzin verilmedi endüstrinin çökmesine, çünkü temiz, yaşamım her alanında olduğu gibi futbolda da azdı. Az olan emperyaliste göre, kapitaliste göre 5 para etmezdi. Aynı olayların bizim tarafımızdan yapılmış olması durumunda hiç düşünmeden bizi en dibe atarlardı. Atmazlar, biz zaten kendimiz giderdik ve endüstri de para ve zaman kaybına uğramazdı.

Bütün bu paragrafı bilmeyen kabul etmeyen yok zaten. benim bir daha hatırlatma sebebim, dünkü maç öncesi korktuğumun başıma gelmesi, önümüzdeki maçlarda çok daha beterinin tezgahlanacağından emin olmamdı. Bu yüzden maç öncesi endişelerimi zapta geçirdim, çoğu tam isabet kaydetti. Durumdan vazife çıkarıp, Galatasaray Genel Kurmay'ına sitemlerimi söylüyorum sadece. fakat bir şeyi yanlış yaptığımı fark ettim. Salak gibi, hocayı, bazı futbolcuları şer cephesini memnun ettim. Bundan sonra hiç kim oynarsa oynasın, ne netice alınırsa alınsın bir başka pencereden bakıp aktaracağım.

Galatasaray forveti saydığım futbolculardan oluştuğu müddetçe, diğer 6 kişinin kim olduğu hiç önemli değildir. Galatasaray 2 yerse 30 dakikada 4 atacak bir takım olmuştur. fatih terim'in kulübede veya evde olmasının da pek önemi yoktur. Her Galatasaray taraftarı, Fatih Terim'dir. Kadıköy'e bir final daha taşımak isteyenlerden korkumuz yoktur. Fakat anlayamadığım bir şey daha vardır. Digitürk daha fazla para kazanmak için neden Fenerbahçe'nin şampiyon olmasını istemektedir ki? Fenerbahçeli zaten Polyanna'dır, her koşulda takımın seyredecek bir neden bulabilir. medya maymunlarının Fenerbahçeli olmasının parasal olarak da bir mantığı yoktur. Zaten ortalık Fenerbahçeli kaynamaktadır. Galatasaraylı olduğu söylenenler de program öncesi aldıkları talimatları kusup, Galatasaray'a saldırmaktadır. Bunlar kendi mezarlarını kazmaktadırlar. Galatasaraylı ekabirdir, 6 puan geride olan, leş gibi futbol oynayan, hakem yardımıyla puan alan, kenarda karizma sıfır, başkanı mahkum olan takım kendi takımı olsa maça gitmeye utanır, gitmez, televizyon seyretmez, gazete okumazdı. Yani iş Fikirtepe'li, Çorumlu bir Fenerbahçeli'yi sömürmek ise kemik yalamaya gerek yoktu. Param olsa bu anketi yaptırırım. Arena'nın, Saraçoğlu'nun kapısında herkese sordururdum. Kaç kişi televizyondan spor programları izliyor diye.  Kendim ortalama bir taraftar olduğumdan iddia ederim ki, maça giden 50.000 kişinin en az 25.000 i televizyon seyretmez bizde. Yani demem o ki madem 12 parmak bağırsağı yalaman gerekiyor, Galatasaraylıları kollayacaksın.

Büyük Galatasaray taraftarı gözünüzü dört açın. Arena'ya erken gelin, maç bitmeden çıkmayın. Her maçı böyle çeviremezsin, şebekenin tuzağına düşmeyin. Oynanan maçlar adil değil, bunu bilerek seyredin. Bu ligte Şampiyon olmak bizim için sadece araçtır. Bizim amacımız çok yakın bir gelecekte, o en büyük kupayı getirmenin çarelerini aramalı ve bulmalıyız. Bu bir hülya değil, bu bir rüya değil, Galatasaray hasletidir. Kükre sen her zaman, dün gece kükrediğin gibi. Yaralandıkça, ezildikçe kükre, sakın gaflet uykusuna dalma, nazlı nazlı gezdiğin sahraları, zulüm köpeklerine bırakma.

19 Kas 2012

KÜS Liginin Tophane Tayfun'u; Beşiktaş

Bu hafta sonu 3 maçı da izledim, hatta Kayserispor maçını bile takip ettim. Yıllardır kendim yazıp kendim okuduğum tezlerimin ispatını bir kez daha gördüm. Türkiye'de futbol falan yok, futbol oyununu idare eden, sebeplenen şebeke var. Eğere Türkiye'de futbol olsaydı, Anadolu'nun en büyük maçı Kayseri- Gaziantep maçı 3.000 kişiye oynanmazdı. Eğer oynanan, sergilenen, bize yutturulan tiyatronun adı futbol olsaydı, dün gece acaba birine takılırmıyım diye bütün televizyon şebeklerini taradığımda, en azından biri, Caner'in haksız yere atıldığını saatlerse konuşmak yerine, bu ülkede son 10 yılda oynanmış en büyük maçı konuşurdu.

40 sene önce maç seyredenler ne demek istediğimi anlayacaklardır. O zamanlar, taraftarlığın yanında bir de futbolseverlik diye bir şey vardı. Galatasaray maçları dıuşında maçlara da giderdik biz. Benim İzmit'e, Kocaelispor PAF takımında oynayan Metin Tekin'in maçını izleemeye gitmişliğim vardır. Kendi oğluma sordum, 25 yaşında 26 senedir maça gider, Galatasaray maçı dışında tek bir maç seyretmemiş. Hepinize soruyorum çocuklar, siz hiç hayatınızda maça gittiniz mi? Galatasaray maçını saymayın, o görevdir, gönül verdiğin takıma saygıdır. Bizde saygı mecburdur. Sevgi ise özgürdür, gitmesen de olur ama hiç gidip başka bir takımıun başka bir futbolcusunu seyrettin mi? İşte o yıllar önceki çocukluk günlerimizin, büyük takımları vardı. Misal Kadırga, misal Tophane Tayfun...Bunlardan birinin Kartal'da maçı olduğunda tribünsüz toprak sahada en az 10.000 kişi maç seyrederdi. Bugün Kartalspor, Galatasaray'la hazırlık maçı oynadı 2.000 kişi yoktu maç seyreden.

Şebeke bizim güzel oyunumuzu elimizden aldı. Tophane Tayfun'un maçlarında en fazla ayva satanlar, şam tatlıcı, simitçi, turşucu evine biraz daha fazla para götürebilirdi. Şimdi pay büyük, bir maçtan, bir futbolcudan kazandığını, Dünya'daki bütün turşuları satsan kazanamazsın. Böyle bir leşi başka biriyle paylaşmak büyük aptallık, ülkemizi yöneten KÜS( Koç-Ülker-Sabancı) oligarşisi, bitmek tükenmek bilmeyen, gün geçtikçe artan futbol pastasını başkasıyla bölüşemez. Fenerbahçe'yi Koç'a (Migros tribünü, Mustafa Koç) Galatasaray'ı Sabancı'ya(Pegasus tribünü, Ali Sabancı) peşkeş çeken oligarşi, Ülker Abi'nin hakemliğinde futbolu yönetmektedir. Beşiktaş'ı sistemden attılar. Beşiktaş, para kazandırmıyor, Beşiktaş tarihinin en büyük maçını oynadı belki ama konuşulmadı, son iki maçında 14 gol atıldı, futbolseverlerin ilgisini çekmedi. Palyaçolar gece fazlla mesai yaptılar. Her kanal, Fırat Aydunus'u, ülkenin gelmiş geçmiş en büyük hakemini sehpaya çıkardı. Kimi evine muhabir gönderip apartman aidatını ödeyip ödemediğini sordu. Hiç kimse Fernandez'i, futbol tarihinin gelmiş geçmiş en büyük gol pasını konuşmadı. Konuşmaya kalkan televizyon kanalının patronu fırçayı basardı. Sıkılan Fenerbahçeli, sıkılan Galatasaraylı anında Yeteneksizsiniz kanalına geçip Acun şebeğini seyetmeye başlardı.

Biz fosil, bir zamanlar futbol seyretmiş, hala tarihin çöplüğüne atılmış, gömülmüş futboldan kalan çanak çömlek kırıntılarını çıkartmak için ömür tüketen taraftarlar, beyhude uğraşıyoruz. Hepimiz kurulmuş bir ligin faktörleriyiz. KÜS aynı suda bir daha yıkanmaz. Bir Anadolu takımına şampiyonluk falan vermez. Ligin son maçının son dakikasına Fenerbahçe ve Galatasaray at başı girer. Kimin şampiyon olacağına henüz karar vermediler. Karar verici ben olmadığım için bu kararı ne zaman verecekleri konusunda bir tahmin yapabilir, her zaman ki gibi çocuğu su almaya giderken dövebilirim. Testiyi kırmadan getirebilirse ne ala. Galatasaray- Fenerbahçe maçlarından kim yara alarak çıkarsa o takımı şampiyon yapacaklar. İti öldürene taşıtma mantığını işletecekler. Şebeke'nin esas evlatlarından biri diğerini yendim diye sevinirken, diğeri Şampiyon oldum diye sevinecek.

Patagonya ligi dahil, bizim ligden daha kötü bir lig lideri yok. Bütçesiyle, tarihiyle, alt yapısı, stadyumlarıyla, bu kadar çok bileniyle, bunca soytrarısıyla her sene bu iki büyük takımızıdan birinin final oynaması gereken Avrupa Kupası turnuvalarında sıradan takımlara karşı tur atlamak için yapmadığımız şeytanlık yok. Sonuç bizim için felaket olsa da Şebeke için tam isabet. Çünkü her sezona, yetmedi her sezonun ortasına yeni bir futbolcu pazaraı açmak, bu güzelim ülkenin, romantik taraftarlarının paralarını çaldırmak, çalmak futbol oligarşisinin birinci vazifesidir.

Benim futbolseverliğim uzun yıllardır idam sehpasında can çekişiyor. Geçen senenin başında çıktığım sehpadan beni Pitbull kurtarmış, futbolu sevmeye devam et abi demişti. Bile bile de çekilmiyor, Galatasaray gol attığı zaman bile yerimden kıpırdayamıyorum, futboldan tiksiniyorum. Son haftalarda şampiyonumuzun oynadığı futbolu mecburiyetten seyrettikçe tekrar çıktım sehpaya. Son sözlerimi söyleyip kendi sandalyemi kendim tekmeleyecektim ki, bu kez Fernandes çıktı sahneye. Tophane Tayfun'un idealist, romantik, futbol endüstrisine direnen, direnenlerin yolunu aydınlatan, biraz daha dayan diyen bir futbol devrimcisi.

Peşindeyim Fernandez, peşinizdeyim sadece futbol oynamak isteyen futbolcular. Ömrüm vefa ettikçe Fernandesspor'un maçlarına gideceğim. Sizin de peşinizdeyim kan emiciler. Bugün 5-10 kişiyiz belki, ama maskenizi tamamen düşürünceye kadar, ölümüne savaş açtım size. Tüpçüler, Seramikçiler, İnşaatçılar. Saklandığınız deliklerden çıkacaksınız,  kaçacak yer bulamayacaksınız. Mühür şimdilik sizde, zevkini çıkartın. Tribünler bizimdir, futbol halk çocuklarınındır. Emanetimizi geri alacağız.

4 May 2012

Ah Ulan Tay Burak Yılmaz

Kabahatin çoğu senin Burak Yılmaz.

Şebekenin sistemi ne güzeldi oysa? Şampiyonluk, sırasıyla ülkenin iki büyük takımı arasında pay ediliyor, arada sırada da eskiden büyük olduğu için saygı duyulan Beşiktaş'a veriliyordu. Gerçi 40 sene önce bir takım daha çıkmış seri şampiyonluklar almıştı ama sorun değildi, tehlike daha büyümeden bertaraf edilmişti. Leş, eşit şekilde paylaşılmayacak kadar değerliydi. Sistem içinde her sene bir küçük takım efelenir, lige heyecan katar ama son anda kafası koparılırdı. Sistemin ahenk içerisinde dönen dolabından bütün takımlar hoşnuttu. Düzen de düzülen de hayatından memnundu.

O malum sezona, Tüpçü Şuster, Seramikçi Reykart'la başladı. Galatasarayın, hiç beklenmedik şekilde ruhunu hortlatarak, hocasız, kalecisiz Şampiyonluğundan sonra, Beşiktaş'ın da hakkı olan 5 senede 1 Şampiyonluğu verilip nadasa bırakıldı..Sıra artık kayıtsız şartsız, sorunsuz, gönül rızasıyla Kadıköy'ündü.

Tüpçünün takımıyla, Seramikçinin takımı ortadan çabuk kayboldular.Karadeniz'in çocukları da onca seneden sonra baş ağrıtacak değildi. Her şey yolunda gidiyordu Fenerbahçe için. Sezonun sonlarına doğru hırlama sesi bu sefer Uludağ'ın eteklerinden geliyordu. Yok artık daha neler di? Sesleri duymamazlıktan geldiler. Nasıl olsa son haftalarda bir katakulliye kurban olurlardı. Lig tarihimizin mezarlığı, son haftalara acaba ben de Şampiyon olur muyum hayaliyle giren nice takımların çanak çömlek kırıklarıyla doluydu. Ruhlarına birer Fatiha okunup, gök tanrıdan rahmet dilenmişti tamamı için.

Şebeke Ali Sami Yen'de Bursaspor'a karşı sezonun en büyük futbolunu oynattı. Galatasaray elinden geleni fazlasıyla yapmış büyük bir yumruk atmıştı. Bir güzel tesadüf daha vardı. Son maçını Bursa, ölmüş eşşek Tüpçünün takımıyla oynayacaktı. Her ihtimale karşı Beşiktaş, aynı sezonda Bursa'ya karşı en büyük oyununu oynaması için dolduruluyordu. Gerçi ihtiyaç pek yoktu. Aziz son maçını Kadıköy'de Trabzonspor'a karşı oynayacak, kazandığında Şampiyon olacaktı. Bütün hesaplar tamamdı, son bir kez kontrol edip, son hafta maçlarına çıktılar. Kadıköy'de her şey yolundaydı, takım galipti, Gerçi Bursaspor da 2-0 öne geçmişti ama ne önemi vardı ki canım? Varsın garipler, son maçımızda, bizde Şampiyonluk rüyası gördük diye avunsalardı.

Kadıköy'de ikinci yarıda hesapta olmayan bir mucize gerçekleşti. Van Basten, yıllar önce devrin en büyük kalecisi Dassayef'e inanılmaz bir gol atmış, Hollandayı Şampiyon yapmıştı. O da ne? Tay Burak aynı yerdeydi, olanca dikkatiyle benzer bir vuruş yapmış Cami tarafındaki kaleyi koruyan Evliyaları, Erenleri gafil yakalamıştı. O andan sonra titreme, sıtma nöbeti geçiriyordu Fenerbahçe Cumhuriyeti Halkı. Atamıyorlar, kulakları Uludağ'ın eteğindeki cehennem şehrine çeviriyorlardı. Tüpçüden medet beklemeye başladılar. Gerçi Tüpçü durumu 2-1 e getirmiş, kollarında serum, boğazlarında oksijen tüpü, son bir can çekişmeyle aziz, Aziz abilerine unutulmaz bir kıyak geçmek istiyorlardı. Kadıköy'de maç bitmiş, 52.000 Fenerli felç geçirmiş, beklenen beraberlik golü gelmemişti. Gol haberi değilse de beklenen yalan haber gelmişti. 2 dakika da olsa Şampiyonluk sevinci doya doya yaşanmıştı. Zaten bütün bu hengame, kavga bu an için değil miydi?

Değildi elbet. Zaman gerçeklerle yüzleşme zamanıydı. Burak Yılmaz, futbol oligarşisinin tekerine çomak sokmuştu.  Fenerbahçe sırasını savamamış, sistem teklemişti. Sağlık olsun dediler, imalat hatasına saydılar.Bursaspor'un Şampiyonluğunu Bursa dışında yok saydılar. Bursaspor pek yakında yediği haltın bedelini ödeyecekti. Sistemin dışına attılar. Her sene vak vakları ürkütmeden 3. 4 olmak varken, sen kalk Şampiyon ol, büyük suç işlediler, en az 50 sene, sıra takımı olarak yaşayacaklardı. Küme düşmezler ise büyük patrona dua etsinlerdi.

Tüpçü yeni sezona usta hocayı kovup, çırakla başladı. Alemi yoktu, şampiyonluğu kaçıran patronu kızdırmaya. Seramikçi Reykart'la devam etme yolunu seçti. Devre arasını görmeyeceği garantiydi zavallı Reykart'ın. Artık at rahat rahat koşturulur, ve Şampiyonluk Tenekesi Papazın Çayırı'na getirilirdi.Tüpçü ve Seramikçi sözünde durup, erken ayrıldılar yarıştan. Bursaspor da geçen seneden işlediği suçun cezasını çekiyor, cebelleşiyor, tehlike yaratamıyordu. Kayseri, Gaziantep, Eskişehir, Sivas haddini biliyor, sırça köşkün camlarına taş atmıyordu. Fakat o da neyin nesi? bu sezon esen, Uludağ'ın rüzgarı değil, coşan Karadeniz fırtınasıydı.İlk yarıyı uzak ara lider bitirdiler.Bir zamanlar esmiş, eski kavak yeliydiler, unutulmuş karakterlerini, kavgalarını sahalara sürmek azmi ve kararındaydılar. İşin şakaya gelir tarafı yoktu. Bu sezon ki bela ''hoşt'' demeyle,''kış kış''çekmekle savuşturulacak gibi değildi. Başka şeyler daha devreye sokmak gerekiyordu.

Seramikçi takımı sabote edip, Reykart'ı kovmuştu, daha ne yapsın dı, üstelik Arena'da Fenerbahçe'ye de bir güzel yenilip afferin almıştı. Trabzonspor'a karşı da takıma sezonun en büyük topunu oynatmıştı. Ama Tay Burak Şebekeye isyana devam ediyordu hala. Ne var ki Şebeke aynı suda iki defa yıkanmayacak kadar akıllıydı. Varsın Trabzonspor istediği kadar yenilmesindi. Sistem tedbirini almış son maçın son düdüğünü bekliyordu. Futbol içi bir kaza bu sezon kesin olmayacaktı. Fakat bu kadar tıkırında işleyen mekanizmaya itirazı olan güzel insanlar da vardı, güzel olmayanların adam yerine koymadığı. Topu görse bomba sanacak o güzel insanlar, antenlerini şebekenin çekim alanlarına çevirdiler.Suç üstü yakaladılar, kan emicileri, sülükleri, futbolun global kraliyet çocuklarını, onların çanak yalayıcılarını. Açıkladılar bize, futbol diye seyrettiğimiz gösterinin meğerse hisseli harikalar kumpanyası olduğunu. Ortaya çıkardılar foyalarını düzenbazların.

Şerefsiz tribünlerinde oturan, localarda viskiyle puro yakan kodamanları, ranzalarda yatırdılar. Paper Moon'da verdikleri bahşiş kadar maaşı olan savcıların karşısında el pençe divan durdurdular. Maskeli baloyu bitirip, onun sahte yüzlerini deşifre ettiler. Her birine damgalı eşşek yaftası asıp, halk pazarına çıkardılar. Namussuzların, leş kargalarının huzurunu kaçırdılar.Namuslu olanları, delikanlıca spor seyretmek isteyenleri futboldan soğuttular.

Ah ulan Tay Burak; Ayağın kırılsaydı da! o golü Fenerbahçe'ye atmasaydın. Fenerbahçe Şampiyon olsaydı, bu olanların hiç biri olmayacak, biz huzurlu uykumuza devam ediyor olacaktık..

Söylemeye dilim varmıyor ama, kabahatin çoğu senin sevgili kardeşim.

15 Tem 2011

Temiz Kramponlar Operasyonu

10-15 gündür bir geyik dolaşıyor duruyor. Yargıya düşmüş olay hakkında konuşulmazmış, yargı kararları beklenmeli imiş, suç sabit olana kadar kimse suçlu olmazmış. Yargıya saygı mecburi ama sevgi özgürdür. Ben beklemiyorum arkadaşlar, Balbay'ı, Haberal'ı, generalleri yargılayanlar ile Aziz Yıldırım'ı, Serdar Adalı'yı yargılayanlar aynı kişiler. Ben onlar yargılanırken ne düşünüyorsam, bunlar yargılanırken de aynı şeyleri düşünüyorum. O zaman haklı veya haksız bulduklarımı, işin içinde biz yokuz diye bu sefer  haklı veya haksız bulamam. Bu yüzden bu konuda ne karar alırlarsa alsınlar beni bağlamaz, üzmez, sevindirmez.

Beni bağlayan, görünmez bağlarla düğümleyen şey, şaşmaz, adil, delikanlı taraftar mahkemeleridir. Ve yargılama başlamıştır.

Eğer içimizde Galatasaray lehine veya aleyhine pis işlere bulaşmış, başkan, yönetici, taraftar, futbolcu, çapulcu, her kimse varsa gitsin polise teslim olsun. Yok eğer, gelecek yeni dalgayla, fırtınayla polis arabasına binerse de ölümlerden ölüm beğensin. Biz ne Fenerbahçe taraftarı gibi haksız kazanılmış bir başarıyı sineye çekeriz, ne Beşiktaş taraftarı gibi kolpa yaparız. Biz Galatasaray taraftarıyız, değil şikeyle alınmış bir puan, ofsayt golle kazandığımız bir maçı bile saymayız.

Çuvaldızı kendimize dürttükten sonra iğneyi batırmaya başlayabiliriz. Devlet'in hiç işi gücü yok, 1 sene önce şu futbolun oligarşisi ne yapıyor acaba diye kıllanıp, onca polisi, onca tuzağı kuracak ve Türkiye'de en az 50 milyon kişinin müdahil olduğu davaları açacak. Bu süre içinde olay sızmadığına göre en cabbar, en akıllı, en idealist devlet görevlilerinin yaptığı bir operasyon bu. Ortada dönen paraları kimin aldığı, kimin şampiyon olup, kimin düştüğü ne ilgilendirir devleti. Eğer gerçekten ilgileniyorsa neden ilk suç işlendiği zaman devreye girip, o suçu işleyenlerin suç işlemeye devam etmesine göz yumdu. Devlet tuzak kurar mı? ben inanmıyorum, ortada dönen söylentilere. Bakın göreceksiniz işin ucu futbol dışı mecralara kayacak. Nasıl ki misal Başsavcı için Şampiyon kim olacak önemli değilse, daha tepedekilerin rant kavgası da bizi ilgilendirmiyor. Biz taraftarız, alır bayrağımızı maça gideriz.

Bize göre ortada büyük bir leş vardır. Futbol endüstriye dönmüş, biz taraftarlar müşteri olmuşuz. Arda Turan senede 2 milyon Yuro'yu indirecek, biz onu seyredebilmek için bankadan kredi kullanarak kart alabileceğiz. sistemin kendisi zaten bize göre suç. Yönetim kademelerine zengin değilsen giremezsin, Şekspir olsan ne yazar, arkanda ensesi kalın biri yoksa en dandik gazetede bile yazı yazdırmazlar, Messi değilsen her tarafını yırt istersen, Mustafa Sarp oynar, Servet oynar sen oynayamazsın. Gözün Kartal gibi olsun, Hazreti Ömer'den daha adaletli ol, sistemin adamı değilsen amatör maç bile yönettirmezler. Tribünde 3 kişi çağıralım yanımıza gelirler, dışarıda görseler boka bakar gibi bakarlar. Futbol oligarşisi düzeni kurmuş güzel güzel düzüyorlar işte, nereden çıktı bu operasyon? Tekere acaba neden çomak sokuldu yakında göreceğiz. Pasta 5 parçaya bölünüyor, 2 parça Fener'e, 2 parça bize, 1 parça da Beşiktaş'a düşüyordu. Önceki sezon Bursaspor bir parça kaptı, bu sene de Trabzon kapmak üzereyken oligarşi devreye girdi kaptırmadı. Bütün mesele bu, işin bizi ilgilendirir tarafı bu, Gençlerbirliği, Manisaspor, Kayseri ve diğerleri için nasıl olsa Şampiyonluk pastasından pay yok, o yüzden kim olursa olsun onlar için fark etmiyor, sistemden memnunlar, yukarıdakilerin artığı onlara yetiyor da artıyor bile.

Geçen sezon maçları dikkatle izlemedim. Bana göre konu olan, duyduğumuz şeyler ligin kaderini etkileyen şeyler değil. O kalecinin o gölü bilerek yeme imkanı yok. İbrahim Akın'dan, Mehmet Yıldız'dan, İskender Alın'dan, Ümit Karan'dan ürken takım gerçekten var ise, biz kendimize yeni bir eğlence bulalım demektir. Kasımpaşa'yı yenmek için kaleciden, Konya'yı yenmek için Yılmaz Vural'dan medet bekleyen var ise, geçmiş olsun, gözümün önünde idam etseler kılım kıpırdamaz. Kıllanacaksan, Ankaragücü kalecisinden kıllan. Durup dururken çelme takıp penaltı yaptıran kaleciden hesap sor. Uğur Uçar şikeyi kabul etmemiş deniyor, kimi Galatasaraylı övünüyor. Maç 0-4 olmuş, bizim Uğur hayatının topunu oynuyor. Trabzonspor'dan teşvik alsa maç kopmuş zaten, oyundan niye düşmediğini sorun bakalım ne diyecek? Şikeyi kim teklif etmiş açıklasın? Sivas maçında follaş olmuş sağ bekten, o sağ beki mal gibi seyreden  Rıza'dan şüphelen. Esişehirspor maçının Brezilya'lı stoperi'ni bindir polis ring arabasına. Yakalanmadı diye, delil yok diye yırttı mı? Bülent Uygun bile dayanamadı, 20. dakikada oyundan aldı.  Alex'ten şüphelen esas. Yalandan kendini yere bırakarak hakemi kandırmaktan sorgula. Oligarşinin yalaması olan medya mensuplarını yatırın ranzalarda.

Karar; Futbol sistemi, taraftar ve her takımda 3 ü 5 i geçmeyen futbolcular hariç külliyeten suçludur. Elimizden oyunumuzu almışlardır. Hiç suçu olmayıp da sesini çıkarmayanlar bana göre daha beter suçludur. Bir daha asla futbol maçı seyredemeyecek şekilde cezalandırılsınlar. Ben razıyım, bu sene bütün takımlar PAF takımlarıyla mücadele etsinler, bütün futbolcuları serbest bıraksınlar, bu güne kadar aldıklarına saysınlar, para almadan oynayacak olan varsa buyursun oynasın.

Nasıl olsa uluslararası bir başarı yok, hiç olmazsa tertemiz, delikanlıca, mahalle takımı saflığında, futbolumuzu yeni baştan kurarız.

Kimsenin şüphesi olmasın, her şey temiz olsun, 5 sene sonra en az 3 takımımız her zaman Avrupa'da kafaya oynar, Ulus takımı mutlaka 10 sene içinde Dünya Şampiyonu olur.

11 Tem 2011

Halep Yolunda Eşek İzi Aramak

Milat, bir önceki sezonun son maçının son dakikasında Fenerbahçe'nin, Trabzonspor'a 2.golü atamayıp yenemediği  Bursaspor'un şampiyonluğunu ilan ettiği dakikadır. Şebekenin eyvah çektiği günler o zaman başlamıştır, şimdi değil. Milattan önceki lale devirlerinde Tüpçü, Seramikçi ve Yıldırırım geçinip gidiyordu ne güzel. İstanbul'un ünlü 3-5 restaurantından Şampiyonun kim olacağı belirleniyor, bütün bir sezon boyunca  kayıkçı kavgaları yapılıyor ve kitleler uyutuluyordu. 10 senelik periyotta 4 defa Fenerbahçe, 4 defa Galatasaray, 2 defa da Beşiktaş Şampiyon olacaktı, kardeş kardeş paylaşılacaktı pasta. Yazılı olmayan kurallar bir şekilde işleyecek, şebekenin ön gördüğü biçimde sonuçlanacaktı. Sıra Fenerbahçe'nin di, Tüpçü Şuster'le, Seramikçi Surinamlı'yla başladı. Erken kalktılar sofradan, avı Fenerbahçe'ye teslim ettiler, afiyet olsundu. Yıldırırım'ın işi çok kolaydı millattan önce, her sene bir Anadolu takımı diklenir sonlara doğru nasıl olsa kim vurduya giderdi. Son maçlara puan farkıyla girdiği halde, ne Ertuğrul, ne de Yeşil Bursa'da bir taraftar kendi Şampiyonluklarına inanıyordu. Seramikçi sezonun en büyük topunu Bursa'ya karşı oynamış, Kankasının ekmeğine ballı kaymak sürmüştü. Timsah tarafımızdan yatırılmış, işi bitirmek Yıldırırım'a bırakılmıştı. Son maç Trabzonspor'laydı ve 50.000 Fenerli orgazm vaziyetini almıştı. Beklenen gol gecikmedi, fakat Karadeniz'in inadı mı ne tutmuştu? Şebekenin tekerine çomak sokuyorlardı, Tay Burak beraberlik golünü atmış, Onur kaleyi Estergon Kalesine çevirmişti. Son dakikalarda Yıldırırım'ın şekeri yükselse de beklenen 2. gol gelmeyince devir değişmişti.

Beğenmediğimiz Romanya Liginde son 10 senede 7 farklı takım şampiyon olmuştu. Bizde ise Trabzonspor'un orta çağda kalmış imalat hatası Şampiyonluklarını saymazsak, futbolun para ettiği lale devrinde 3 takım Şampiyonluğu paylaşmıştı. Bugün Metris ceza evine gönderilen Aziz Yıldırım bile, 10 sene üst üste şampiyon olmayı istemez. Sistem tek takım üzerinden asla yürümez, hele ki devir her alanda yetiştirilmiş kadrolara geçtikten sonradır ki Milattan sonraki dönemde şebekenin varlığına kimse izin vermezdi.

Sıra Aziz Yıldırırım'ındı, o öyle sanıyordu. Tüpçü Şusteri, Seramikçi Surinamlı'yı kovdu, daha ne yapsınlar dı, başlarına bela mı alsınlar dı. Gereğinden fazla yenildiler artık Fener sırasını savsaydı da kurtulsalar dı. Fakat o da ne, geçen sene son maçta posta koyup Şampiyonluğu Bursa'ya veren Trabzonspor, bu sene kendisi kuşanmıştı. İlk yarı uzak ara liderdi, takım aynı takımdı, hoca aynı hoca. Fenerbahçe her maç kazanıyordu, puan farkı eridi gitti. Trabzonspor da kaybedeceği kadar kaybetmiş, ama gök tanrı her seferinde Trabzonspor'a bir kıyak geçiyordu. Kaç maç son saniyelerde dönmüş, kaç kere Karadeniz ipten alınmıştı. Şebeke elinden geleni yapmış kendi sahasında Fenerbahçe'ye yenilmişti. Yok canım bir kepazelik yapıldı demiyorum, bizim maçta Baros'un golü verilmemiş, 2 stoper felç geçirmiş Alex paşa 2 tane bırakmıştı. Fakat Galatasaray'ın bir farkı vardı diğer takımlardan. Her ne kadar profesyonel takım sayılsa da işin aslı bir Lise Takımıydı. Şebekeden çıkmamakta direnen Seramikçi'yi derdest ettiler. Tüpçü'yü ligimizin bana göre en kötü hakemi Cüneyt Çakır bitirmişti. Seyirciden etkilenmeyen Cüneyt Çakır, her maç en az 10 defa olan pozisyonda acımamış, Ferrai'yi yakalayıp oyundan atmış penaltıyı çalmış görevini yapmıştı! Aynısı Kadıköy de olsa Cüneyt Çakır çalardı ama Kadıköy'e ölüm kalım maçına Cüneyt'i kimse istemezdi. Son düzlüğe gelindiğinde artık her kes işini biliyordu, hesap şebekenin kurduğu şekilde kesilmiş Şampiyonluk Bağdat Caddesine inmişti.

40 gün 40 gece Şampiyonluk kutlanıyordu. İt ürümüş kervan yürümüştü. Kervan yürümüş, gideceği yere gitmişti ama bir gariplik vardı. İt ürümeye devam ediyordu. Bir baktık bir pazar sabahı şebekenin huzuru kaçmıştı. Aa neler olmuşta haberimiz olmamıştı. Neymiş Korcan 55.000 dolara gol yemişmiş, Ümit Karan Trabzonspor'a çelme atsınlar diye para almış, arkadaşlarına dağıtmış, Mehmet Yıldız'ın kötü oynayacağını bile bile zavallı Rıza son maçta onu oynatmış. Yok İbrahim Akın'a Fener'e gol atmaması için hocalardan fetva alarak para gönderilmiş, Emenike Fenerbahçe'ye karşı oynamasın diye transfer sözü verilmiş. Miş te miş yüzlerce soru, yüzlerce resim, yüzlerce cevap.  Ne büyük futbolcularımız varmış da bizim haberimiz yokmuş. Meğer Sezer Öztürk tek başına Trabzonspor'u yenebilirmiş. Biz de inandık, Fenerbahçe de düşmanımız, oh olsun dedik.

Şu futbol aleminde  benden daha fazla Fenerbahçe'den nefret eden varsa hodri meydan, çıksın karşıma. O ayrı bir şey, ben başı derde girmiş,  suçu taraftar olmak olan ve asıl cezalanan Fenerbahçe taraftarına üzülüyorum.  Fenerbahçe Başkanına sorulan 300 soruyu toplasan 5 para etmez. Ben savcı olsam, önüme bu dosyayı koysalar, bu dosyayı koyanları tutuklarım. Devletin en baba savcısının vaktini almaktan.

Kurt kuzuyu yemeye karar vermiş. Kuzu suçum ne diye sorduğunda, suyumu bulandırdın demiş kurt. Nasıl olur Kurt kardeş, sen suyun başındasın, ben aşağıdayım nasıl bulandıracağım. Ya kardeşim kusura bakma elbet bir bahane uyduracağız. Bir bahane uyduracaklar kurtlar. Suç ağır, şampiyonluklar adil değil, maçlar adil değil. Koskoca Aziz yıldırım, Bucayı yenmek için 3 çapulcuya 3 kuruş para verecek, onlardan medet umacak, ben de buna inanacağım. Hiç bir şey yapmasına gerek yok, sıra Fenerbahçe'deydi, öyle ya da böyle o kaleci o golü yiyecek, Mehmet Yıldız atmayacak, Eskişehirspor'lu futbolcu Trabzon'u durdurmak için ölümüne oynayacak, hakem Fener'e penaltı yaratacak, olmadı ofsaytı görmeyecek, Cüneyt Çakır o ünlü kartal gözleriyle sahada kuş uçurtmayacak, medya uyduruk penaltıları imbikle süzerek haklıya çevirtecek, Karadeniz den gelen feryat figan duyulmayacak şekilde izole edilecek, Ankaragücü kalecisi durup dururken penaltı yapacak, zaten adalet tecelli olacak, Şampiyonluk gelecekti. Durumu bilerek ne diye gebe kalsınlar etrafta dolaşan leş kargalarına.

Aslında savcılara falan gerek yoktu. Federasyon, federasyon olsa Fenerbahçe'nin son maçlarını saymazdı. Fenerbahçe, Buca'ya, Galatasaray'a, Beşiktaş'a yenilmişti zaten. Ama işte dedik ya şebekenin, Şampiyonluğun bir daha Anadolu ya gitmesine rızası yoktu. Bu sene de Trabzon olsa, seneye mutlaka Kayserispor olacaktı. Sonra Gaziantepspor derken her sezon 10 takım Şampiyonluğa oynayacak leş paylaşılacaktı. Bu bölüşüm kargalar için kabul edilemezdi. Biz taraftar olarak Trabzon Şampiyon olsun diye totem yaparken, bizim seramikçi bizim gibi düşünmüyor, Beşiktaş'ı yendiğinde Yıldırırım'ı ilk tebrik eden olacak, Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu kutsayacaktı.

Ortada büyük bir suç vardı. Senelerdir işleniyordu bu faili meçhuller. Suçu işleyenler bu sefer kötü yakalanmıştı. İsnat edilen, suç delili diye sunulan şeylere gülüp geçtim. Bütün bunları yaptım dese bile ben 1 gün gözaltı  vermem. Ben onları kanunların suç saymadığı şeyleri yaptıkları için mahkum ediyorum. Kim varsa bu sitemin içinde pusturulmuş, surturulmuş işini yapmaz hale gelmişti. Fenerbahçe'ye yaranmak rant kapısı olmuş, hakemler takdir hakkını devamlı Fenerbahçe lehine kullanır olmuş. Azıcık kafasını çıkartmaya çalışanların bir şekilde kafası kopuyor. İstedikleri adamı televizyondan kovduruyor, istedikleri hakemi maçlarına verdiriyor, istedikleri futbolcuyu transfer ediyor, orantısız güç kullanıyorlardı. Bunlar kanun önünde suç değil, ama bana göre asıl suç bunlardı, diğerleri fasa fiso.

Asker Bülent şaşırıyor, sanıyor ki ortada dolaşan 3 kuruş paraya tenezzül ettiği için( hiç sanmıyorum 5 kuruş almamıştır) içeride olduğunu düşünüyor. Kendisini savunurken suçunu itiraf ediyor. Cami yaptırmış, okul yaptırmış. Hah işte kendin söyledin şimdi. Sen kim sin? de bu ülkede cami yaptırıyorsun, okul yaptırıyorsun. Kim bilir hangi leşin birinden payına ne büyük parça düştü de aklın sıra kafanı kuma sokmak için hayır yapmışsın. Senin hoca sıfatıyla her hangi bir takımın kulübesinde oturman bile suç.

Bu zamana kadar böyle gelmiş böyle gidiyordu. Bu defa itin sesini birileri duymuştu.Haramiler deve kervanını  kazasız belasız Halep'e ulaştırmıştı. Çölde deve izi, eşek izi arayanlar boşuna arıyorlardu. İz yoktu, ama kervan geçmişti kardeşim. Yükünüz  öyle 3-5 puan değildi, zaten kurulmuş gelecek şampiyonluk için koskoca kervanı kullanmazsınız siz, yükünüzün ne olduğu ortaya çıkana kadar başınız belada.  Bahaneye gerek yok ama mevzuat böyle işliyor,  Suyumuzu bulandırdınız, suçunuz büyük, cezanızı hapishanelerde değil, sistemden atılarak, bir daha asla maçlara gelemeyerek çekeceksiniz.

Bu sene de geçti, birileri ya sayacak, ya saymayacak bu şampiyonluğu, kupayı. Ama artık bundan sonra her şey delikanlıca olacak. Şebeke dağılmıştır, maçlar sahada oynanacak, sahada bitecektir. Başta Fenerbahçelilere olmak üzere hepimize geçmiş olsun. Kurtulduk kokuşmuş karanlıklardan.

5 May 2010

Sarayın Bahçesindeki Taş; Şebeke

Şu an en mutlu başkanlar, bulut olmuş Ankaraspor, duman olmuş Diyarbakırspor, zamansız öten Denizlispor başkanları  dahil uzak ara bizim mahallenin Seramikçi'siyle, aşağı mahallenin Tüpçüsü olmalı. Düşen başkanlar da çok önceden hazırlandıkları için kazasız belasız düşebildiler. Böyle düşmeye can feda, biz neler gördük, son maçta, son saniyede ölüm kalım golleriyle ipe giden başkanlar. Şikeler, dönme dolaplar, uzun yıllara yayılan düşmanlıklar(Rize-Beşiktaş maçı örnek) şehre rezil olma, bin türlü kepazelik.

Tepeye bakarsak, bin tane prefosör gelse ligi böyle kurmayı başaramazdı. Son beş maçı gazozuna oynayan Seramikçi ile Tüpçü ellerini ovuşturuyorlar. Gitsin geçen sene 5 kupa alacağız diye aldıklarımız, gelsin yenileri, insin komisyonlar.

Kurbağayı kaynar suya atarsan sıçrar kaçar, atacaksın ılık su dolu kazana, verecen alttan ılık ateşi yavaş yavaş ısınacak zavallı yoldaş kurbağa. Su kaynayınca artık çok geç olacak onun için. Önce 5 idi alacağımız kupa, öyle ya, bir takım kurulmuş, başına Dünyanın en elit hocalarından biri getirilmişti. Yani ilk okul talebelerinin fizik hocası Aynştayn Alberto'ydu. Eline verdiler 8 ayrı ülkenin milli takım futbolcularını. Bir bok sandı oynattı, önce 4 sonra 3 sonra tek kupa derken, geçen yılda alınan 5.likten daha iyi bir dereceyle avuttular biz kurbağaları. Aylar öncesinden kapandı bizim dükkan. Benim sayfaları bile okuyan yok. Galatasaray'lı televizyon seyretmiyor. Alıştıra alıştıra tansiyonu düşürdükleri için hiç birimizin tepki verecek hali, ruhu yok. Şampiyonluk son maçta kaçsa, ah vah çekeceğiz, biraz ağlayacağız, olmadı seneye deyip aynı takımla devam edeceğiz. Fakat Seramikçi'nin işine gelmeyen bir final olurdu böylesi. Tıpkı geçen yıl olduğu gibi olunmalıydı, Şampiyon olamıyorsan 5. olmak daha iyiydi. Hazır Reykart'ta takımda fazla kazma olduğunu beyan etmişken futbolcu pazarlamacıları Florya'da, Haldun Ağa Premiyer Ligte, Adnangiller küme düşmüş, rezil olmuş takımların bonservis parası olmayan baltalarını toplamak için bit pazarında cirit atabilirlerdi.

Futbol son 10 senede para etmeye başladı. Önceki 10 yıl böyle olsaydı Faruk Süren batarmıy dı? Misal bir Hagi'yi alıyorsun, 16 numaraya verdiğin parayı veriyorsun adam 5 sene aralıksız oynuyor. Takımda alt yapıdan 7 oyuncu var, her sene şampiyon olduğun için ne gelen var ne giden. İşler kesat yani, komisyon yok. Ya bir devlet manüpilasyonu bekleyip büyük bir Avrupa takımına hoca moca olacak, peşine 2 maç oynayamayacak futbolcuyu takıp dümeni Bodrum Limanı'na çevireceksin, ya da Faruk Başkan gibi fabrikanın işçi lojmanında yatacaksın.

Bu pazarda en şanslı başkan Tüpçü'dür. 2.5 unucu takım olmanın avantajını çok iyi kullanmaktadır. Dünyanın en akıllı insanlarıdır bunlar, bakmayın suratının embesil gibi göstermesine. 10 senede 2 şampiyonluk hakkı vardır ve bu hakkını kullanmıştır. Şimdi 8 sene taransfere doymasındır Fulya Deresi. Bir demet yabancı gidecek, tazminatlar ödenecek sonra takım yenilenecek komisyonlar indirilecektir.

Bu senenin fakir başkanları, imalat hatası olarak şanlı direnişini son maça kadar sürdüren, defoya ayıramadıkları ve cezasını seneye kümeye oynayarak çekecek olan Bursaspor Başkanı ile, sırası gelmiş de geçiyor olan Yıldırırım Başkandır. Komisyoncular bu sene Boklu Dere'ye uğramayacaklardır.

Adnan Polat futbol şubesinin başındayken Konya'daki maçta aynı oteldeydim. Gündüz Fenerbahçe'nin maçını izliyorlardı. Adnan Polat amigo Sebo'dan daha beter küfür ediyordu hakeme. Şimdi başkan, Fener'e şampiyonluğu ikram maçında götü boklu Ankaragücü yöneticisi kadar bile olamadı.''Biz olmuyorsak, kimin Şampiyon olduğu bizi ilgilendirmiyor'' dedi. Yalandan, şebekenin üyesi sıfatıyla ürkütmedi vak vakları aklı sıra.

Beni ilgilendiriyor sayın Başkanım kimin şampiyon olduğu. Ben olamıyorsam Fenerbahçe olmayacak, Beşiktaş benim için Bursa'dan, Kayseri'den farklı değil. Ben ligi, turnuvayı öncelikle bizim takım için izliyorum. Biz olamazsak, alamazsak Fenerbahçe olamasın, alamasın diye heyecanımızı diri tutuyoruz. Daha doğrusu tutmak istiyoruz, ne var ki şebekenin işine karışmak gibi bir şansımız yok. Ne güzel gidiyor son haftalar, tam da istediğiniz gibi. Galatasaraylı'lar, Beşiktaşlı'lar yavaş yavaş haşlandı, tansiyonun dışında kaldı.    

İş tam bir şebeke işi. Organize dolandırıcılık. Yıldırırım, Tüpçü, Seramikçi'nin ortaklaşa kurdukları sömürü düzeni düzen. Hesap soran yok, dağıttıkları tek şey umut. Bizim gibi tertemiz hislerle takım tutan yığınları avutuyorlar. Ben adım kadar eminim, Adnan Polat başkan olacağına hoca olsa Raykart'a nal toplatır. Futbolu en az dünyanın dolarını vererek getirdikleri hocalar kadar bilir. Bu futbolcularla da nereye kadar gidileceğini çok daha iyi bilir. Onun için Lincoln çok iyi bir ticarettir. Elano ballı ekmek kadayıfıdır. Lukas Neil'de ıska geçmişlerdir, bizim bilmediğimiz bir hinlik yoksa tabi. Ne olabilir ki? demeyin. Kewell mesela, Linderoth mesela, bakarsın onun da bilmediğimiz bir sakatlığı vardır. Taraftarın çok çabuk benimsediği, banko oyuncu işlerine gelmez şebekenin. Başkan değilken bir birlerine düşmanlığını her daim söyleyen, başkan olup, şebeke  yöneticisi sıfatını alınca bir birleriyle kötü olmak istemiyor.

Galatasaray başkanı olacaksın, şu son üç maçtaki kepazeliğe ses çıkarmayacaksın. 35 sene önce Prekazi'nin Eskişehir kalecisi Zalad'a attığı serbest vuruş hala konuşuluyor. Ben de iddia ediyorum, Bobo penaltıyı atmadı, Leo bilerek yedi, Murat sattı, İvesa 500 dolara yedi o golleri. Yarın Ankaragücü kalecisi de yiyecek. Hatta ne olur ne olmaz diye Şebeke elemanı Tüpçü son maçta eğer taraftarı kurbağa gibi uyutmamışsa sezonun en büyük futbolunu oynayacak. Ne için, işbirlikçilerden biri malı götürsün diye.

Yılan, kartal, çakal ormanda gezintiye çıkmışlar. Yanlarında da kaplumbağa varmış, derken bir el ateş sesi duymuşlar. Çakal'' arkadaşlar avcı galiba, ben bir el ateş sesi daha duyarsam şu kayalıklara doğru uzarım'' Yılan demiş'' valla benim için sorun yok, bir delik bulur kıvrılırım''. Kartal'' en kolay iş benim uçar giderim'' demiş. Sormuşlar kaplumbağaya,  sen ne yapacaksın diye. Kamplumbağa sitem etmiş'' ben de sizi adam sanıp gezmeye çıkmıştım''

Sistem aynı, biz de bunları adam sanıp takılıyoruz peşlerine. Haldun'un para dağıttığı adamları karşılamak için tuzluğu kapıp koşuyoruz Hava Limanına. Gelen ağam giden paşam. Daha dün Leo gelirken şakşak yaparken, bok çuvalı, maçı , şampiyonluğu satıp giderken küfür ediyoruz. O ne yapıyor? ne yapacak götüyle gülüyor. Onu getirenler de tabi. Elano'nun sonlara doğru oynamayacağını ben öngörmüştüm, malum sebeblerden dolayı. Elano için muhteşem bir final oldu, Galatasaray macerası. Antrenmanını yaptı, vitaminini aldı, şuruplarını içti, masajlarını yaptırdı, 6 maç kala sezonu kapattı. Yan gel Memet. Şimdi bu hafta Antalya maçına ölüm kalım için çıkacağını düşünsenize. Mehmet  Özdilek'in kazmaları, Fener'e yaranacam diye takımın yarısını sakatlardı. Piyango muhtemelen Dünya Kupasında oynayacak olanlara vururdu.

Seneye şampiyonluk sırası bizde. Yani, kimle oynarsan oyna, takımın başında kim olursa olsun Şampiyon Galatasaray olacak. Usul böyle, şebekenin malı bölüşme şekli bu. Ha olurda Ankaragüçlü futbolcular delikanlı çıkarlar da Fener'e çelme takarlarsa seneyi unutun. Garanti Fener şampiyon olacağından biz kendimizi şimdiden 3. lüğe hazırlayalım.

Ben artık yoruldum çocuklar, yazmayacağım. Zaten okuyan da kalmadı. Çok daha fazla şeyler yazmak isterdim ama başımız belaya girer mi diye de tırsmıyor değilim. Bizim cengaverliğimizle düzen değimez. Bu üçü, bir kır kahvesinde kendin pişir kendin ye pikniğinde kurmuşlar düzeni. Uyuyor olsalar işimiz kolay. Ben kendi payıma bir çok uyuyan taraftarı uyandırdım. Azıcık bir gürültü çıkarsam, sesimi yüsletsem, çimdik atsam uyanıyorlar. Ama bizim Saray'ın Bahçe'sinin çakıl Taş'lı ŞEBEKE'sini idare edenler uyumuyorlar. Çok akıllılar, uyuyor numarası yapıyorlar. Top atsan uyanmazlar, 20.000 kişi küfür ediyor tribünlerde, haberimiz yok diyorlar. Tükürüyorsun, yarabbi şükür diyorlar.

Çok uzun zamandır emindim şebeke düzeninden. Bu sene artık en masum futbol izleyicileri bile gördü kepazelikleri. Bu sene uyuyor numarası yapanlar Fenerli'ler olacak haliyle. Sıra bize gelip, bizi Şampiyon yaptıkları sene, arkalarında yalama Türk Spor medyasını da alarak onların feryadı, figanı göğe erişecek. Bu sefer bizim uyuyor numarası yapanlar, duymayacaklar gürültüyü, sevinecekler, avutulacaklar.

Bizim taraftarı olduğumuz takımlar bu takımlar değil. Bizler taraftarlık mekanizmasını bu günlere getirmemiş olsaydık bu sistemle hiç bir takımın 1000 kadar bile taraftarı olmazdı. Bir örnek vererek kapatacağım. 30 sene önce Galatasaray gol attığında, bizler en az 2 dakika gol sesi çıkarır, maçın önemine göre en az 5-6 sıra aşağılara yuvarlanırdık. Bakıyorum şimdi gol sevinçlerine de, yalandan bir ''yeah'' dan başka bir şey yok. Keriz mi şimdiki taraftarlar? maçtan 20 saat önce tribüne gireceksin deseler bir kişi maça gitmez.

Ben yokum artık çocuklar, yeni stadın hatırına belki kuytu bir yerden, sizlerden uzak bir köşeden bir koltuk alır, sessiz sedasız izlerim. Bu saatten sonra Ali Sami Yen Stadına artık ben ancak yıkılışını seyretmeye, ağlamaya giderim. Lafım bitmiştir, rahat olun Adnangiller, Haldun ağalar, çapulcu tribün liderleri, kazma futbolcular, komisyoncular. Emin olun bizim gibiler için az bilesiniz. Köpeksiz köye girmişsiniz, değneksiz geziyorsunuz. Yatın kalkın dua edin, Peygamber Hüseyin'ler, Limoncu Ali'ler, Cem'ler, Tecavüzcü Coşkun'lar, Orhan Abi'ler, Ceyar'lar, Mehmet'ler, Çarli'ler, Kenan'lar, Eski Tüfek'ler, İkizler, Varol'lar yok olup gittiler.

Bekleyin eski tribün yoldaşlarım, ben de geliyorum.