tribünlerde telef olanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tribünlerde telef olanlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Tem 2009

Özcimbomlu Sezgin'in Arabası






Galatasaray maçlarına gitmeye başladığım çocukluk günlerimde ilk gözüme çarpandı Sezgin. Ve gittiğim son maçta da gözüme çarpan. Ve hiç bir taraftar yoktur ki gittiği bir maça Sezgin gitmemiş olsun.


Eskişehir maçından dönüyoruz kafilelerle, daha doğrusu dönemiyoruz. Hatırlayan çıkacaktır, Bozüyük girişinde tarlalara yatırılışımızı. O maçtan dönen, bir minübüs dolusu taraftarın içindeydi Sezgin. Onlar da Adapazarı dolaylarında kaza yaptılar. Minübüs dağıldı, taraftarlar yola saçıldı. Sezgin de minüsün içindeki arabasından fırladı yere düştü. O sırada hafif haralanan bir taraftarın yanına yardıma gidenler of çeken bir taraftarın yanında gülmekte olan Sezgin'i gördü. '' ulan şuna bak, kolundan azıcık yaralanan ağlarken bacakları kopmuş şu adam gülüyor'' dedi. Ne bilsin Sezgin'in durumunu.
Sezgin'in arabası Prekazi'yle anıldı bir zaman. Gevur gol attığında arabaya koşardı. Soyadını Özcimbom'lu yaptı. Şimdi Sezgin'e, ''arabadan ineceksin ve Sabri'den daha hızlı koşacaksın ama Fenefbahçe'li olacaksın'' deseler, Sezgin yine de kabul etmez.
Gün geldi hepimiz takıma küstük, benim bile, Held zamanında bir sezon maça gitmediğim oldu. Aylar yıllar geçti takımda en ufak bir kıpırtı olmadı. Soğuk oldu, kardan adam oldu, sıcaklarda kavruldu, en dandik, en önemsiz maçlarda bile arabasındaydı.
Sezgin'in aşağıdan çektirdiği 3 lüye icabet etmeyenimiz yok, Çekilen 3 lülere de Sezgin icabet eder. Sezgin kapalının sahanın kenarından maç seyredeni.
Sezgin tek bir taraftar gibi hür, ve bir Ali Sami Yen Stadı gibi kardeşçesine yaşlandı. Sezgin'den daha fazla Galatasaray maçı seyretmiş insan yoktur. Hatta iddia ederim Guiness kitabına bile girer, Sezgin'den daha fazla maç seyretmiş insan yoktur. Biraz daha iddialı konuşayım televizyondan seyretmek dahil bile olsa, daha fazla maçı canlı izlemiştir.
Ameliyat bile olsa masadan kaçar maça gelir Sezgin. Aman Sezgin ben seni takip ediyorum. Aynı yaşlardayız, bir gün gittiğim bir maçta seni göremezsem benim de bittiğimin resmidir. Karacaahmet çevresinden uzaklaşmıyoruz, stadyum yapılsa bile. Giderken arabanda bana da bir yer ayır kardeşim.
Çok yaşa Sezgin, kendim için istiyorsam namerdim! sen yaşa ki ben her Galatasaray maçında Sezgin'in arabası önümden ne zaman geçecek diye heyecanlanayım.

2 Haz 2009

Tribünlerde Telef Olanlar; Çarli


Bizim gibi adı Ramses'e çıkmış taraftarlar tanır hepsini. Hiç kimse kimsenin adını bilmezdi, hiç bir iletişim yoktu aralarında. Her biri bir takımın militanı, fakir, okumamış, varoş çocuklarıydı. Semt kahvelerinde takılırlardı en fazla, maç olmadığı zamanlarda. Maç; nerde olursa olsun gidilecek olan savaş alanıydı onlar için. Kavga etmeden, dayak yemeden, dayak atmadan geçirilmiş maça maç demezlerdi. Tribünlerde, büyük maçlarda, bir metre daha fazla yeri daha işgal edebilmek için en ön saflardaydılar. Kimi, Peygamber'di, kimi Öcü, kimi Limoncu'ydu, kimi Ölü.

Dönemin Kurtlar Vadi'si tribünlerdi. Şu resimdeki Çarli'ydi. Hepimiz çocuktuk, aynı yaşlardaydık ama Çarli o zaman adamdı. Yani yaşı büyük manasında, en cesaretlisi oydu, en önce o yerdi copu. Deplasmanlarda idi asıl hüneri. Gidilen şehrin takımının taraftarlarıyla dalaşırdı. Hiç sebep yokken bile kavga ederdi. Ankara'ya bir tren dolusu deplasmana gidiyorduk, koskoca tren Eskişehir'e gelmeden durduruldu onun yüzünden. Trenden inip kaçtı, kaçtığı treni Ankara Garında karşıladı. Eskişehir deplasmanından dönerken Çarli'nin çıkarttığı kavga yüzünden binlerce taraftar Bozüyük'te bekletildik. Metin Oktay kurtarmıştı.

Bir ömürünü tribünlerde verdi denir ya, Çarli kelime manasında bütün organlarını verdi. Yazmaya kalksam sadece benim hatırladıklarım 3-5 sayfa sürer, Sakarya'da sıcaktan iti gibi kavruluyorduk, tuvaletlerde bile su akmıyordu, Çarli tel örgüleri aştı, sahanın içinden diğer tribünlere daldı, kasalarca suyu attı bizim tarafa. Coplar yetişmeseydi, at sucuklu sandöviçleri de atacaktı. Dövdüler, sürüklediler, kurtuldu, koştu Sakarya tribünlerinin önüne, malum cinsel hareketini yaptı.

Yabancı takımlar geldiğinde işi takımın kaldığı otelin etrafında konuşlanmaktı. Sabaha kadar gürültü çıkarırlar, aklı sıra futbolcuları uyutmazlardı. Hele ki yabancı takımın taraftarı gelmişse vay hallerineydi. Leeds United taraftarı, Galatasaray taraftarlarının arasında Çarli namlı biri yaşadığını bilse İstanbul'a gelirmiydi. Gelse bile Taksim'de gezermiydi, gezse bile içip içip bizimkilerle dalaşırmıydı. Çarli'nin Kazım Dalga olduğunu o olaydan sonra öğrendik. İşin içinde varmı yokmu bilemiyorum ama gözaltına alınmıştı. Alınmamış olsa o büyük olayda ben nasıl yoktum diye gücenirdi.

Çarli, tribünlerde telef olanlardandı. Ciğer içkiye, uyuşturucuya dayanamadı. Verem oldu, siroz oldu, kanser oldu. Son maçta gördüm kendisini, 5 kuruş parası hiç olmadı zaten, şimdi yatacak hastane parasını toplamak için maçlardan önce mekanlarda geziyor. Bir tanıyan olursa yancılık ediyor, bir bira bir duble rakı veren çok olur nasılsa böyle ortamlarda.

Bu Çarli, Galatasaray'lı bir berduş, gariban, sürünüyor, sağlığı el verdiği an maça geliyor, gördüğümüz an anılara dalıyoruz. Öyle bir geçmiş zaman ki, dediğim aynıyla vaki.

29 Eyl 2008

Alpaslan; Tribünlerde Gömülü


13.11.1965 te oynanan Altay maçında Alpaslan Dikmen
yoktu. 28.9.2008 tarihindeki Konyaspor maçında da olamadı. Bundan sonra hiç bir maçta olmayacak. Hiç bir gole sevinemeyecek, Galatasaray yenildiğinde, elendiğinde ağlayamayacak. Aslantepe'yi göremeyecek, formayı giyemeyecek. Tribünleri öksüz bırakıp, bilinmeze gitti Alpaslan. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Galatasaray var oldukça, kurucusu olduğu ultrAslan onu hiç bir zaman unutmayacak.


O kendisinden büyüklerin bile Alpaslan Abisiydi. Tribünlerdeki her kademedeki taraftarı bir çatı altında birleştirebilmeyi başardı. Hayatı Metin Oktay'dı sanki, gidişide onun gibi oldu.


Alpaslan; tribünlerin gülü, Hasdal'da sarı kırmızı mezardaki ulu ölü,

Alpaslangülü, ölümdür işte böyle bazen, Galatasaray'lılığın en büyük ödülü.

Alpaslan Dikmen, gözpınarlarımıza gömülü.


5 Şub 2008

Çok Yaşa Amigo Mehmet





O zamanlar şimdiki gibi kurtarılmış bölge değildi kapalı. Betonun üzerinde çoğu kırık tahtalardan ibaretti. Ve yer kavgası müthişti. Uzun bayraklarımızla yer kapma mücadelesi vardı. 1 metre fazla yer alabilmek için göğüs göğüse savaşılırdı. Önlerde kimler yoktu ki.... Kumandan Mehmet , Peygamber Hüseyin , Kenan , Çarli , Gevur Ali , Küf , Yılmaz , Cem , Burak , Varol ve niceleri... Daha yeni çıkmıştım ben de kapalıya. Açıktan transfer oldum kendi paramı kazanınca. Tribünler tıklım tıklım. Sınırda polis bile yok. Düşman cephede Fenerliyle yan yanasın. Maçtan 1 saat falan önceydi, ölümüne bağırıyorduk ki bir ara Fenerliler biraz daha yer için çullandılar. Gerilim büyük. O sırada bir baktık ki Mehmetin kafa kan revan içinde. Tribünden aşağı indik. Soyunma odasına aldılar. Masör Kubilay Enginbaş , Kaptan Büyük Mehmete masaj yapıyordu. Hemen müdahele edip kafasını sardılar. Ve Memet kaptana bağırdı. "Yukarda anamızı ağlatıyorlar. Yenemezseniz ananızı ağlatırız". Büyük Mehmet yumruğunu sıktı. "Git yukarı!" dedi. "Taraftara söyle maçı tek başıma alacağım" dedi. Yukarı çıktık. Kapalıyı yıktırıyoruz. Gökmen koydu sonra onlar sonra Büyük Mehmet. Büyük Mehmet gerçekten büyük oynuyor. Alt kata indik maç bitmek üzere. Santradan faul aldılar. İçeri şişirdi Tuna ve topa çıkamayan kumbara kalecimiz Bahattin, - ki bu kötü kalecilerimiz yüzünden 14 sene şampiyon olamadık- boşa çıktı. Antiç'in kafasına çarpan top ağlarımıza gitti. Büyük Mehmet ağladı , sinirlendi ve kaleciye tokat attı. Maçı alamamıştı ama, amigo Memet kaptanı kapalıya getirdi , hepimiz ağlıyorduk. Bir şampiyonluk daha kaçıyordu , ve daha niceleri kaçacaktı...