hagi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hagi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Nis 2011

Birine Hüzünlü Elveda, Birine Nefretle Güle Güle

Galatasaray şampiyonluk yarışında Fenerbahçe’den 30 puan geriye düştü. Taraftar ağlıyor, şanssızlığına yanıyor takımının. Bir önceki hafta Arena'da kaybedilen maçtan sonra kaybedilen efsanesine üzülüyor, tarihte ilk defa genel kurulun aldığı kararla teselli buluyor, kafalar karışıyor, maçtan, futboldan soğuyor. Ve bitime 7 hafta kala işte bu sonuç ortaya çıkıyor.

Bu işe bakanlar, bu işten ekmek yiyenler ne yaptılar bu durum karşısında diye birkaç gün bekledim. Bakalım beni şaşırtacak biri çıkacak mı diye. Yok, arkadaş bu milletin mozaik olduğunu söyleyenlere bir ana avrat küfür ettikten, bu milletin mermer olduğuna bir kez daha iman ettikten sonra durumdan vazife çıkartarak hiç kimsenin önemli bulmadığı olayı daha bir derin!den deşmeye çabalayacağım.

Galatasaray’a gönül vermiş milyonlarca insan acaba gerçekten bu durumu hak etmiş mi. Bu yarışta olması gereken puan farkı bumu. Bu kadar insanın ağlaması önemli değilmi. Normal mi olunmalı, eve gitmeli, piknik yapmalı, üniversite imtahinına hazırlanmalı, yoğun bakımda yatmalı, sıçmalı, televizyon seyretmeli miyiz?

Hiçbir şey olmadı mı lan senin için, büyük Galatasaray'ın küçük Başkanı ? Suratında en ufak bir mimik yok. Anamızın kim olduğunu bellediler, belleyenlere teşekkür ediyor. Hiçbir şeye şaşırmıyor üzülmüyor sevinmiyor. Bu adam nasıl zengin olmuş. Türkiye’nin en zenginlerinden. En büyük makamlardan birinin başında. Niçin, niye buradalar bu akil adamlar, ne çıkarları var? 

Ey gök tanrı varsan ne olur aklıma mukayyet ol. Beni, bunlarla aynı milletten, aynı dinden, aynı takımın taraftarı olmaktan kurtar.

Şimdi bu oynanan sporsa, ligse, yarışmaysa, sağlıklı yaşam için yapılan beden eğitimiyse ve en önemlisi bizim için kuruluş bildirgemizde yazılan başka ülkelerin takımlarını yenmekse. Buysa amaç, özelde Galatasaray’ın genelde tüm takımların başındakiler, oyuncular, taraftarlar bu işin federasyonu, hakemi, top toplayıcısı, hocası, basını, televizyoncusu, limon taşıyıcısı hiç biri ama istisna yok hiç biri bu işi bilmiyor.

Hayatında Cim Bom Bom'um benim diye tezahürat yapmamış, deplasmanlara trenlerle gitmemiş, maç dayağı, köftesi, sucuk ekmeğini yememiş biri ne anlar futboldan.

Sen hiç 24 saat önceden stada girdin mi, takım son dakikada gol yediğinde ağladın mı, hayatını bağladığın bir maçta (kadıköyde 2–1 yenildiğimiz maç)yenildiğinde hastaneye kalktın mı? Başkan ya da yönetici değilken takımın peşinden kutuplara gittin mi. Sen Allah bilir UEFA kupası finalinde de yoktun.

İşi bilsen iki sezonda 30 tane ne olduğu belli olmayan hatta olan kazmalara koskoca Galatasaray’ın formasını giydirip ceplerine de para koyar mıydın? Kendi işletmelerine alsana iki senede 30 tane sözleşmeli müdür bir boka yaramadıklarını anlayınca da atarken versene eşek yükü tazminat.
Ben taa 40 sene önce oynayan Nihat'ı, Aydın'ı, Tarık'ı, Muzafferi hatırlıyorum 3 ay önce oynayan Ali Turan'ı yolda görsem tanımam. Taraftar kafasını taşlara vururken, futbolcular kampta dövünüp uyuyamazken sen de federasyona hakemlere teşekkür ederken hiç hesap etmedin demi Fener'i yenemeyeceğini. Hesap etsen 750 liraya yapmazsın maça geliş bedelini. 

Gelirler ya gelmezlerse de gelmesinler. Futbol takımıyız biz, market değil. Takım elbiseni giymişin maça yarım dakika kala koltuğuna oturuyorsun. Ne zevk alıyorsun maçtan.
Niçin geliyorsun. Tezahürat yapmazsın, gole sevinmezsin, mağlubiyete üzülmezsin, boynunda bir tane lisanslı ürün atkı yok kafanda şapka yok. Merak ediyorum sen para verip forma aldın mı hiç. Maça parayla girdin mi. Adam kapalının ortasındaki 50 tane çapulcuyu Galatasaray taraftarı sanıyor onlar ne derse onu yapıyor. Onlara bedava bilet veriyor.
Kim belletmişse böyle bu işin raconu diye belletmişler. Saymakla bitmez bilmediği şeyleri yazmak. Şimdi ben başkan olsam diyorum ve Galatasaray başkanını yazıyorum.

Mümkünse maçlara formayla gelirim yok eğer kahrolası talimatlar varsa da takım elbise zorunluysa boynuma bir atkı elime bayrak alırım. Puromu Galatasaray markalı çakmakla yakarım. En az iki yöneticiyi taraftarın içine formalı olarak gönderirim.
Onlarda en az benim kadar bağıracaklar. Yok, bağırmıyorlarsa bağıranlardan yönetici yaparsın olur biter. Her maç maçın tansiyonuna göre tribün görselliği yaptırırım. Maça gelmeyi özendirici promosyonlar (özendirme)yaparım. 5 kere gelene 1 kere bedava misal. Her koltuğa bir bayrak bir bere bir forma koy.
Korkma en ucuzundan, tek maçlık hatta tek anlık. Takım sahaya çıkana kadar dayansın yeter.  Hakemi, gözlemciyi, federasyoncuyu ürküteceksin. Teşekkür etme bırak işini yapsın. Galatasaray maçlarına daha bir dikkat etsinler. Kimseden sadaka istemiyoruz. Ama korksunlar kardeşim bizden. Kadroyu hocanın istediği gibi şişirmem. Fazla futbolcu iyi değil. Her maç oynayabilecek 18 kişi olsun yeter. Yabancı futbolcuları alırken imtihandan geçir bakalım.
Önüne gelen milletten adam al, her adama tercüman ver o tercümanlar cirit atsın soyunma odasında en gizli bilgileri basına arkadaşına satsın. Maç taktiğini satar lan o kadar adam.

Tek milletten al alacaksan ya da kimseyi alma. Misal Hagi Türkçe biliyor bırak onun anladığı dilden anlayanları al fazla adam sokma içine sonra kontrol edemezsin. Maçlara önce sen gel en son sen çık. Taraftarı selamla onlara umut ver ışık ver. Şu lanet ses sistemini çıkar devreden.
Ya da başındaki aptalı işten at. Takım sahaya çıkıyor seyirci coşmuş pis bir marş çalar durur akortsuz.  Ne yapacaksan anket yap taraftarla paylaş. Taraftar dediysek çapulcuyla değil Türkiye geneliyle hatta dünyadaki tüm Galatasaraylıların fikrini al. Bunlar çok kolay internetten yapabilirsin bunları.

UEFA kupasını almışım SUPER kupayı almışım. Her yerde rakiplerin gözünün içine soksana. Adam 6–0 ı marka yapmış. Sende kupaları yap. Dost gururla düşmen sinirle seyretsin. Formaların bir koluna bir kupayı diğer koluna diğer kupayı koy.
Bütün ürünlerde olsun o marka. Sanki her sene alıyorsun da önemsizmiş gibi. Ha çok iyi biliyorum ama param yok. Benden önceki başkan kötü transferler yapıp kasayı boşaltmış ben ne bok yiyeyim.
Bak şimdi ne yapalım. Bir kere maça gelen insanların üstüne yıkılmakla bilet fiyatlarını şişirmekle para kazanılmaz. Hatta maç biletini iyice ucuzlatacaksın. Onların işi futbolcu gibi sıcak maç atmosferinde takımı motive etmek rakibi yıldırmak netice almaktır.
Üstüne para vermen lazımken onlardan para alıyorsun. Geç, milyonlarca taraftar yatsın maça gelen 20 bin kişiyi düdükle, olmaz böyle şey. Maça gelmeyi iyice özendireceksin ki en iyi 40-50 bin kişi maça gelsin. Her maç stat dolu olacak. Yaz yaz bitmez okuyanlar sıkılır. Bunun için şu önerilebilir ki şu anki başkan ne yapıyorsa onun tam tersini yapacaksın.

Bunu düşünürsen bu yazıyı okumaktan da kurtulursun. Ha bizim bilmediğimiz ticarethane işini yapıyordur belki adam. Belki para kazanıyorlardır, belkisi fazla borç ödüyorlarmış. Yani süper kupayı UEFA kupasını borç almışlardı ya onu geri verecekler.
Tüylerimizi diken diken eden o büyük maceralara ne olacak. Onları da geri al bakalım alabiliyorsan belki o zaman şanlı takımın borcu kalmaz sende tarihe para kazanmış kupa kaybetmiş başkan olarak geçersin. Ya devlet başa ya da kuzgun leşe.

Tribünlerde desibel desibel götünü yırtmış büyük taraftar seç bakalım hangisi. Ya zengin bir takımın olacak ya da Avrupa Şampiyonu. İkisi birden yok. Ne kadar ekmek o kadar köfte.
Şimdi soruyu sorma vakti geldi taraftara. Bu başkanı seven var mı yok mu? İşte budur. Öyle bir makamda bulunacaksın ki seni kimse sevmeyecek. Usame bin Ladini bile seven var be. İşin içine sevgiyi sokamazsan gerisi boştur. Peki dedik ya baştan bütün bunlar bir spor mu? Bu yapılanlar yapılamayanlar bir yarışmamı sahiden.

Bu maskaralığın adı spor değildir ve bizim ülkemizde daha uzun yıllar asla olmayacaktır. Futbolun getirisinin mafya tarafından uluslar arası şebekeler tarafından keşfedilmesinden sonra bu işe spor diyenlerde bu işi bilmeyenlerdendir.
Hele enternasyonal şebekeler için bizim lig arayıp bulamayacağın ligdir dünyada. Çünkü 3,5 takım vardır. Hatta Beşikataşı bile saymayabilirsin. Galatasaray’la Feneri kapıştırmaya bile gerek yok. Onlar para pul almadan 100 yıldır kapışıyorlar. Senin bu ateşi harlandırmak için bir şey yapmana gerek yok. Başka takımlar figüran rolünde.

Bu oyun değil pazardır. Spor değil organize çete işidir. Sıradan taraftarın yapması gereken fazla kafa yormadan sevdiği takımın maçına gitmek, formasını şapkasını satın almak, galip gelindiğinde sevinmek, mağlup olunduğunda spordur deyip üzülmemek, şampiyonluk sırasının kendi takımın gelmesini beklemektir.

Peki, bir ton idareci var. Onlar niye var. Hiiç, Ali Sami Baba kulübü kurarken bir tüzük yazmış. Ne bilsin seneler sonra bu işin gül baba mahallesini aşıp Sibirya bozkırlarına Ümit burnuna kadar gideceğini. Demiş ki 10 15 kişi lazım. Biri gider forma alır, biri ayakkabı, biri yazı yazar, biri maç organize eder. Herkesin bir işi varmış o zamanlar.
Şimdi sayın başkanım demektir tek işleri. Ben diyorum ki yazı yazmaya bile değmeyen bir şebekedir yönetim kurulu dediğiniz kravatlı monşerler. İdareci olmasalar maçlara bile gelmezler. Gelmesinler zaten.

Geldik teknik kadroya. Onlar biliyorlar mı bu işi peki. Dün giden Galatasaray hocasından başlasak mı? Önce şunu net yazmam gerekir ki hem oynarken hem hocayken Hagi benim için futbol konuşuldukça kalbimi yerinden söktürecek, futbol bir sevgiyse hepsini ona verebileceğim ve son nefesine kadar takımın başında görmek isteyeceğim efsanedir. Hagiye futbolu bilmiyor demekle Alberto Ainstaine fizik bilmiyor demek arasında fark yoktur. İş futbol olsa Hagi için kolaydı hoca olarak ta heykelini diktirmek. Nitekim işi futbolken diktirmişti.

Ama oyun futbol değil ki zavallı ne bilsin. Az buçuk vatandaşı Lucescu olmadığını dillendirir olmuştu da dayak yemiş kovulmuştu. Tek bir şeyi kendisine sormak isterdim. Ama sormayacağım biliyorum ki benden iyi bilir. O zaman ikinci şık geçerli. İstemiyorlar.
Galip gelmesini istemidiler onun. Yoksa hayatını duran toplara vurarak kazanmış. Bir maçta en kötü takımın bile 5–10 duran top kullandığı bir oyunda Haginin serbest vuruşta, kornerde, penaltıda topun başına gönderecek bir adamı olmaz mıydı? Bir atış politikası yok muydu? Vardı. O da aman ha atmayalım üzerineydi.

Hagi salakmı ki kaleye 20 metre mesafeden kullanılacak topa her seferinde başkasını göndersin. O sandı ki kurgumu yaparım, takımı hazırlarım, futbolcular salak değil ya salak mı yoksa dediklerimi yaparlar ben bu maçı alırım. Bok alırsın Hagi bok alırsın. Burası bizim ülkemiz aslanı kediye  böyle boğdururlar işte. Nankörler diyarıdır burası attığın, attırdığın golleri biz unuttuk. Sen de bizi unut.

Güle güle Adnan Polat, Elveda Hagi, 

17 Şub 2011

Hagi Hoca

direğin arkasındaki ben, yanımdaki ökkeş, ayaktaki becali, 1997 şampiyonluk yemeği öncesi; bükreş

982-1983
1983-1986
1986-1990
1990-1992
1992-1994
1994-1996
1996-2001
Toplam
Farul Constanţa
Sportul Studenţesc
Steaua Bükreş
Real Madrid
Brescia Calcio
FC Barcelona
Galatasaray
18 (7)
107 (58)
97 (76)
64 (15)
61 (14)
35 (7)
132 (59)
485(242)
Bu futbolcu Hagi'nin karnesi. Dünyanın en büyük iki takımında oynamış sonra gelmiş 3. dünya ülkesinin birine, gazozuna maçların oynandığı 2.5 takımlı liginde oynamış. Geçmiş başına, o ulu takımı Avrupa Şampiyonu yapmış. Yetmemiş Süper Kupayı almış ve bir satılık hakemin yüzüne tükürüp gitmiş. Gidiş o gidiş, tekrar 1996 öncesi futbola dönülmüş ve gazozuna maçlar yerini langırt maçlarına bırakmış. Yani demem o ki bizim takım oynadığı bütün maçları kazanabilirdi veya bütün maçları kaybedebilirdi. Ne bir kurgu, ne bir oyun planı, ne o güzel günleri hatırlatacak bir kombinasyon. Ve gün gelmiş, devran dönmüş itin götüne girmiş o ulu takımın kendisine ihtiyacı olmuş. Daha önce olduğu gibi olmuş yani, tekrar gelmiş, geçmiş takımının başına.


Geçmiş geçmesine de, futbolcu Hagi'yken kan kusturdukları onu unutmamışlar. Hoca Hagi'ye saldırmak için takımının tökezlemesini- daha nasıl tökezlenecekse- diliyor her hafta, her maç. Bunlardan Galatasaraylı olmayanlara lafımız yok, haklılar. Ama Galatasaraylı olduğunu söyleyen soytarılara lafımız bitmez bizim.


Zurnanın zırt dediği delik tam burada. Onlarla aynı fikirdeyim. Hagi, Hoca değil. Bize de hoca lazım değil mi? Öyleyse defolsun gitsin. Galatasaraylılığın G sini öğrenememiş çocuklar beni iyi dinleyin. Bu takıma Dünyanın en büyük hocası geldi de ne oldu? Sizin küfür etmekten boğazınızın yırtıldığı futbolcuları oynattı. Takıma doğru dürüst bir idman yaptırmadan bizi tokatladı gitti.


Galatasaray, her zaman söyledim yine söyleyeyim, hiç bir takıma benzemez. Bize ne Hoca, ne futbolcu lazım. Biz his takımıyız, futbolu ayağımızla oynayamayız biz. Bunun içindir ki Galatasaray'ın başında olması gereken iki tane adam vardır zaten. Biri hiç sevmediğim Fatih Terim, diğeri en sevdiğim Hagi'dir. Gerisi yalandır, uçurumdur.


Hagi Hoca değil, diyelim ki Guardialo hoca. Ne yapıyo o da, Hagi yapamıyor. Sıçan gibi oynayan Barça'nın başında gününü gün ediyor. Tek bir topu kaptırmamak için 50 pas yaparak kalecisine kadar döndürüyor. Biz geriye oynuyorlar diye Mustafa Sarp ile Ayhan'ın kellesini aldık, sayın bakalım ilk Barca maçında İniesta kaç defa kalecisine pas verecek. Ne bir şut, ne bir serbest vuruş golü. Korneri bile kaptıracaz diye paslaşarak kullanıyorlar. Karşılarındaki rakip de sinmiş, rezil olmamak için topa bile girmiyor, 100.000 sığır ''oleee'' çekerek maç izliyor, Dünya'da bu manipülasyonu yutuyor. Nitekim biz yuttuk, daha önceki hocalarını getirdik. Bokunda boncuk olmadığını anladığımızda çok geçmiş olsundu hepimize.


Ben ortada sıçan seyretmek istersem, takımlar maçtan önceki ısınmada yarım saat oynuyorlar, seyreder giderim. Pas seyretmek istersem voleybol maçına giderim, her el en azından 3 pas garanti. Misimoviç'i oynatmıyormuş Hoca Hagi. Reykart oynattı da ne oldu. Ben olsam ben de oynatmam. Ne yapacak Misimoviç bizim takımda? Onun oynadığını tek bacağıyla oynayanları kovduk biz. Biz ne anlarız futboldan da, Hagi'ye sallarız işkembeden. 


Çağırmışlar gelmiş ölü sporun başına. Siz seyrettiğiniz takımı Galatasaray mı sanıyorsunuz? Ne yapacak Hagi, Servet için, Balta için. Adam işe kaleciden başladı, topa bomba muamelesi yapan sepetlerin yerine kaleci aldı. Neymiş efendim, aldığı kaleci 3 maçta 6 tane yemiş. Yesin, topun bizde kalmasını sağladığı müddetçe yemeye devam edebilir. Ama Hagi Hoca değil, getirdiği adam da kaleci değil. Kaleci kim? Volkan Babacan, ölüm kalım maçında karşı kalede kiralık. O maçta gol yemese lisansı yırtılacak. Hagi Hoca değil, Şota hoca. O kaleciyi, sahibine karşı kaleye geçiriyor. Hoca kim? Şenol Güneş, yense şampiyon olacak, sıçan gibi geriye yaslanıp an meselesi yiyeceği golü önlemek için gök tanrıya yalvarıyor. Ertuğrul Sağlam Hoca, Hagi değil. Senede iki takımdan aşağı çalışmayan Ziya Doğan Hoca, bizim ki değil.


Bırakın bu işleri, bir kez daha tekrarlıyorum. Hagi Hoca değil ve bizim hocayla falan işimiz olmaz. Bize iskambil kağıtlarını devirmeden kule yapabilecek hokkabaz lazım değil. Bize son iskambil kağıdını koyarken devirdiğinde, hiç bir şey olmamış gibi tekrar toparlanan, kırık dökük aletlerle yeniden kule yapmaya girişen, Herkesin saldırıya geçtiği anlarda soğuk kanlı durabilen şebeklerin bir omuz darbesiyle devrilmeyecek El Commandante, Galatasaray taşşağı taşıyan biri lazım.


Ve hiç kuşkunuz olmasın bu taşşak, Hagi'de fazlasıyla var. 

25 Eki 2010

Surinamlı'nın Ütopyasından, Gica'nın Pratiğine,

Marifet ezilmemekti elbet, ama bir punduna getirip ezerlerse de güzel kokmaktı. Nane gibi, kekik gibi, fesleğen gibi mesela. Ezildik, Reykart gibi koktuk, daha da ezildik Hagi gibi, Galatasaray gibi koktuk. Hiç kimsenin şüphesi olmasın, daha da ezerlerse bizi Metin Oktay gibi, Al, Sami Yen gibi kokmasını da biliriz.

Surinamlı bir ütopyaydı. Onun top oynadığı, hatta Barca'da hoca olduğu zamanlarda biri Galatasaray'ın başına geçecek deseydi bu bir rüyaydı. Tamamı ulusal takımlarda oynayan futbolcuların hocası olarak bizi rüya görürken uyandırdı. Ve başladı o lanet olası dar alanda kısa paslaşmalar. Antrenmanlarda, takım sahaya ısınmaya çıktığında hep aynı varyasyonları gördük. 5 kişi aralarına 2 kişiyi alıyorlar, bizim 40 sene önce oynadığımız ortada sıçanı oynuyorlar. 40 senede futbolun ordinaryusları sıçan sayısını 2 ye çıkarmışlar yani, başka da yeni bir şey yok. Servet'e de aynı idman, Elano'ya da. Hatta yedek kaleci bile 5 e 2 idmanı yapıyor seyrediyoruz. E maçta da öğrendiklerini uygulasın istiyor hoca. Takımın tamamı teknik futbolcuymuş gibi, adam ayırmadan dar alana bütün futbolcuları gönderiyor haliyle. 5 kişi her zaman ortaya 2 kişi alabilseler iş kolay. Kabiliyet sınırlı, kondüsyon zayıf, karşı takım da armut toplamıyor, giriyorlar 6 kişi sıçan mevkisine. Sonra da biz küfür ediyoruz Mustafa Sarp'a, Barış'a, Ayhan'a topu kaptırdıkları için.

Surinamlı, bu işin böyle güzel olduğuna inanıyordu. Ezilmek pahasına da olsa böyle oynamak istiyordu. Ustalarından öyle öğrenmişti, Gullit'le, Van Basten'le Ajax'da, Milan'da destanı böyle oynayarak, Barca'da aynısını oynatarak yazmıştı. Eğer futbolu oynayan en büyük takım sen olacaksan, alınacak en değerli kupayı senin futbolcun elleyecekse, o daracık alanda topu kaptırmadan 20-30 pas yapabilecek futbolcuların olmalıydı.  O kadar uzun pas trafiği, stadyumu dolduran taraftarları coşturacak, arkasından güzel futbol ve zaferler gelecekti. Eğer Galatasaray kendi tarihini aşıp Şampiyonlar Ligi Şampiyonu olacaksa Surinamlı'nın rüyasındaki futbolu oynayacaktı. Kimi denediyse yapamadı. 7 dönüm arazinin, ancak 2 dönümünde oynatmaya çalıştı Servet'i. Servet ne yapsın, yeteneği sınırlı, pas vermek üzere attıkları topu şişirdi ileriye. Sıfır isabetli şişirmeleri bizim kayışları kopardı. Mustafa Sarp toptan kaçtı, Ayhan emekliliğine gün sayıyordu o kaçmadı, küfürü yedi. Hakan Balta inceci değildi, 5 metrekare alanda ver kaçlara giremezdi. Cana dar alan paslaşması yapabilecek teknikte değildi Surinamlı için. Barca'da olsa da oynatmazdı, Galatasaray'da olsa da. Elano ısrarla topa geniş alan kazandırıyordu. Top oynama alanını genleştiriyordu. Bir türlü hocanın istediği gibi oynayamıyordu. Elano'yu da oynatmadı. Pino'da, Kewell'de onun futbolcuları değildi. Hatta Arda, Arda olmasa, canımız kanımız olmasa, yeni transfer olsa onu da oynatmayacaktı. Dar alanda ortada sıçan oyununda sıçan olmak istemiyorsan, rakibinden çok koşacaksın.Aslanlara yem olmak istemiyorsan,öyle en yavaş koşan ceylan olacaksın ki, en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşacaksın.

Mustafa Sarp'ı, Barış'ı, Servet'i oynatmasındaki sır buydu belki de. Onlar çok koşabiliyorlardı, bir tek eksiklikleri vardı sadece o da futbolcu olmalarıydı. Lisans verildiğine göre, bunlar futbolcuydu, hem çok koşacaklar sıçan olmayacaklar, hem de her daim 2 veya daha fazla futbolcuyu sıçan gibi oynatacaklardı. Ne bilsindi koskoca Reykart, bunlara futbolcu lisansını o mu vermişti? Katır gibi kuvveti olan bu futbolcular ah bir de kendi aralarında 30 pas yapabilseydiler. Belki biz bu sene Seyrantepe'de Avrupa Ligi'nde yarı final rüyalarına yatıp, Final için para biriktiriyor olacaktık. Rüyadan uyandık,ezildik, ezdiler, bir birimize girdik. Kendi futbolcumuza sövdük, bu takım  bir daha asla Avrupa Şampiyonluğu göremeyecekti, Reykart ütopyasını koltuğunun altına alarak aramızdan ayrıldı. Ve biz kokmaya devam ediyorduk hala.

Pratik, her zaman teorinin a.mına koymuştur. Hagi kokmaya yeni başlamıştık ki bela maça çıkmamız gerekti sıcağı sıcağına. Bir de baktık, Surinamlı'nın oynatmadığı Elano-Cana-Pino sahada. Artk mecburiyetten mi, Hagi pratiği mi yakında görürüz. Gördüğümüz maçın kokusu geçmedi henüz. Elano 20 pasla kat edilecek mesfeyi tek pasla halletmenin daha efektif olduğunu ispatlama derdine düştü. Oyun bütün bir alana yayıldı. Ortada sıçanı onlar oynamaya kalktılar top onlara geçince. Ne var ki biz 2 den fazla sıçan soktuk aralarına. Kadıköy'deki maçın pratiği böyleydi. Orta sahada rahat paslaşamasınlar, 50.000 kudurmuş salyalarını akıtamasın, 2525 yaralı aslan kükresin diye koydu presini Hagi. Top bize geçtiğinde de ortada sıçan oynamanın alemi yoktu. Ayhan'la, Elano'yla açtılar yelpazeyi. Pino'yla, Miso'yla indireceklerdi az kalsın. Berabere kaldık diye de sevinmedik, bakmayın siz yalama basına. Evliyalar elimizden aldı, yatırdık ama işi bitiremedik. Biz güzel koktuk, yenilseydik bile aynı eylemi koyacaktık.

Amma ve Lakin, her pratik, bir teoriye dayanmalıdır. Eğer biz bir daha asla Avrupa Şampiyonu olmayacaksak, teoriye falan gerek yoktur. Olur da yüz senede bir bir deli nesil gelir, bir Maradona bir Hagi denk gelir, kırık bacakla, çatlak kabugayla bir final daha oynar, kupayı yine getiririz. Yok kardeşim burası Türkiye futbolu pratiğidir diyorsan, hedefin Fenerbahçe'nin önünde ligi bitirebilmek ise eğer bu futbolcular Hagi'ye yeter de artar bile. Trübündeki çapulcu da bir kaç maç sonra unutur gider, ihaneti. Nasıl olsa Hagi bir daha yenilmez ve bu defter sümen altında daha çok bekler.

22 Eki 2010

Eski Tüfek Derki; Spartaküs ve Commandante

SELAM OLSUN SANA KAHRAMANIMIZ!...

Çok şey yazıldı seninle ilgili, çok şey anlatıldı. Ben hep aynı şeyi söyledim Hagi, Hep aynı şeyi haykırdım…

“ADAMSIN ULAAN, ADAM”

Çok şükür, çok şükür diyebildim hep, hiç bir eyleminde beni yanıltmadın…

Bildiğim ve bildiğimce söylediğim birkaç şey var,

Birincisi bu ülkede çok az adam gibi adamın yaşadığı, yaşatıldığı bir alemdir futbol dünyası… Sen de eğer yaşayacaksan bir tek nedenle yaşayacaksın anladığım. Yarattığın derin ve içten sevgi seli seni yaşatacak. Çok az bilinen bir duygudur benim ülkemde vefa. Ama gezindiğim sitelerde gördüğüm ve beni bahtiyar eden derin sevgi, bağlılık ve vefadır gencecik dimağlardan yükselen. Bu şarap çanağına edilesi heyüla içinde o güzel çocukların senin için yazdıklarını okudukça gurur ve umut duyuyorum. Ve yarattığın bu sevgi selinden dolayı sana bir kez daha teşekkür ediyorum HAGI…

İkincisi geliş tarzın elbette. Ben insanımı bilirim. Nasıl ki hep önde ve cesur olduysan gene öylesin. Misal İstanbulspor maçında o kağıttan kaplanlar için korku dağları beklediğinde gidip çaktın penaltıyı ve uzun yürüyüşü başlattıysan yüreğin ve on kere canlı gözlerinle. Gene onlar kağıttan kaplan ve korkak ve hain ve sen gene değişmedin…

Ateşten gömlek en çok sana ve Spartacus’a yakıştı tarihte…

Üçüncüsü biz biliriz ki pezevenkler satar yalnız dostlarını. Biz seni satmayacağız. Haydi çocuklar!..

Sahip çıkalım HAGI’MIZE…

Yemeyelim, yemelerine müsaade etmeyelim beş paralık adamların!…

Gazan mübarek olsun. YÜRÜYEDUR ASLAN YÜREKLİ ADAM!….

Çetin,

21 Eki 2010

El Commandante'nin Peşi Sıra

Önce şunu yazalım, tam 40 sene önce, Galatasarayın ilk maçına Mithatpaşa Stadının yeni açık tribününe çıktığım heyecan neyse aynısını Surinamlının geldiğinde hissetmiştim. Bu ülkenin, Galatasaray'ın görüp göreceği en büyük hocaydı. Anlaşılmaz bir ilkeyle veya inatla, iki adamı oynatarak, iki adamı oynatmayarak kendi mezarını kendisi kazdı. Dünyanın en büyük 10 takımından birine mutlaka hoca olacaktır. Yolu ve bahtı açık olsun.

Devam edelim, Hagi'yi ben ilk defa Bükreşte, sonradan 8 senemi geçireceğim şehirde 4-0 yenildiğimiz yarı final maçında canlı seyrettim. O gün bu gün benim futbol konuşuldukça tüylerimi diken diken eden, adını andıkça bu yaşta gözlerimden yaş süzülen gerçek bir Commandante'dir. Bizim mahalle maçlarının adım sayan ilahıdır. İngiltere'de Matadona'dan sonra ayağına top geldiğinde morali bozulsun diye ıslıklanandır. Elle attığı gol sonrasında,''ulan o golü ben istesem hepinizi çalımlayarak da atarım''dedikten sonra atan Diego Armando'dur. Karpatların Maradona'sıdır. Gika, kız kardeşine sövene uçarak kafa atıp dünya kupasına sümük atmayan mahallenin delikanlısı Zidane'dir. İstanbulspor maçında son saniyede kazanılan, Fatih Terim'in bakamadığı penaltıyı,''ben atarım''diyen ve atan cesur yürektir. Kimsenin konuşurken sırtını dönemediği, dönerse Erol Ersoy'a yaptığının bin beterini yapacak olan onurumuzdur. Aldığı büyük cezadan sonraki maçta Ali Sami Yen'e '''Hepimiz Hagi'yiz''dedirtip,herkese Hagi maskesi taktırandır. Roberto Carlos'u maymun edip vedayı öyle yapayım diye karar verdiğinde, bu eylemi yapmanın tek yolunun UEFA kupasının alınması gerektiğini söyleyen ve alandır. 0-2 gittiğimiz Real Madrid maçının devre arasında, Lucescu'nun Jardel'i çıkarmaya kalkmasına direnip,'' o çıkmasın ben çıkarım'' diye bağırandır. O Hagi'dir işte, benim için konu futbolsa, dünya bir tarafa Hagi bir tarafadır.


Ve o Hagi yarın gece benim sevgili Galatasarayımın hocası olarak uyuyacaktır. Surinamlıdan sonraki, Gika'dan önceki bu gece ise benim için hüzün, burukluk, futbola bir kere daha lanet, yönetenlere bin küfür, sebep olan iki futbolcuya yüz bin beddua ve karmaşık milyon duyguyla bir kabus olarak geçecektir.


Bundan sonrası ne olur diye merak edenleriniz vardır elbet. Peşin söyleyeyim,bir bok değişmez. Ben Hagi'nin ilk hoca olarak geldiğindeki gibi  heyecan duymadım. Fatih Terim'e teklif edilip de kabul etmeyince Hagi'ye dönenler hiç şüpheniz olmasın bu senenin sonuna doğru çapulcuya Hagi'ye sövdürtüp, teneke bağlayarak kovacaklardır. Sebep Surinamlı değildi, onun ısrarla oynattığı o iki köpek futbolcu olamazdı. Galatasaray'da gitmesi gereken tek kişi vardı oysa. Kadıköy'deki Fener maçında 2.10 olan iddia oranını teslim alıp, 4.20 a çıkaran bizi maskara edendir. Adnangiller var olduğu sürece de her gün, bizim için gelecekteki günlerimizden daha iyi gün olacaktır.


Bakacağız Hagi'ye. İlk maça çıkartacağı  kadroyu göreceğiz. Servet'i oynatacak mı? ön liberodaki kazma 16 numarayı ne yapacak? Bu iki adam Galatasarayın bulunduğu sıralamanın tek sorumlusudur. Eğer bunları Florya'dan kovmazsa, kendisi 3.defa gelmek üzere kovulacaktır. Yok eğer Servet'i oynatır, Servet'te kişnerse, kendini aşarsa benim için çok daha beter haindir. Adnan Sezgin'i yanına yaklaştırırsa akrep gibi sokulacak olandır.


Büyük adamlar, büyük maceralarda vardır. O maceranın tam sırasıdır. Hagi bu riski almıştır, alamayan korkak  hala İmparator diye çağrılacaktır. Belki de Fener maçı atlatıldıktan sonra Terim'in kapısı çalınsaydı Terim kabul edecekti. Zor günde kaçıp,Hagi efsanesinin bitmesini bir timsah hareketsizliğinde bekleyecek, Adnangilin iyice bok edeceği yere 3. defa gelip sıçacaktır.


 Fenerbahçe maçından ilk defa hiç korkmuyorum. Eğer ölmüş eşşek değilsek, korkmadığımızın da sebebi vardır. Başta Hagi var, Hagi'nin olduğu yerde allahtan umut kesilir, Hagi'den kesilmez. Servet ve 16 numarayı kadro dışı bıraksın,kimle çıkarsa çıksın eli boş dönmeyecektir. Aslantepe Arena tarihine ilk hoca olarak adını yazdıracaktır. Bu madalya da Hagi'ye yakışacaktır. Reykarta güle güle dediğim anda sana  hoşgeldin diyemedim Hagi. 


Ama hoş geldin Hagi, ne olursa olsun gittiğin gün sana sevgimde en ufak bir değişiklik olmayacak. Buyur enkaz senin, boka batırdıkları Galatasaray senin.  Metin Oktay'ı çağıracaklardı ama o yok, seni çağırdılar. Seni çapulculara yem etmemek için tribüne dönüş yapıyorum, sen gidene kadar koruman benim. Seni Galatasaraylılığımın olanca ateşiyle kucaklıyorum.


Hasta siempre Commandante.



5 Şub 2010

10'un Doğum Günü

Nerden bulaştın be Gica şu garip ülkenin garip futbol takımına. Sen gelmeden önce ne güzel eğleniyorduk kendi halimizde. Ara sıra birileri geliyordu elbet serbest vuruşların başına senden önce de. Misal, Prekazi vardı bir zamanlar. İşte o kadardı. Kaleye geçenler Turgay Şeren gibi 70 metreye degaj yapıyordu. Gol atmak, attırmak şimdi bir futbolcunun geleceği, çetelesi tutuluyor, o yüzden kimse kimseye pas vermek, gol attırmak istemiyor.

Hagi, Sabri'den tut, dünkü Emre Çolak dahil duran topun başına geçmeyen kalmadı. Herkes Hagi olmaya kalktı. Sen gittin gideli de bir serbest vuruş golü hatırlamıyoruz. Senden önce korner bile atmasını bilmezlerdi. İçeri gelişigüzel kesilir 20 kişi kafaya çıkar, gol olması mucizelere bırakılırdı. Şimdi aynı be Hagi. Hakkını yemeyelim şu son sene çok iyi ustalar geldi ama ve lakin bu seferde o ortalara vuracak biri yok. Biri geliyor, iki maç oynamadan sakatlanıyor, biri geliyor 20 metre koşamıyor.

Hagi, takım 1-0 öne geçince yatıyor inan. Son maçı seyrettin işte, o kadro o maçı nasıl oynar? baktın. 90 dakika içinde 20 metre ileri isabetli pas oranı sıfır. Sen öğrettin bize, bizden büyük takımları yenebilme ihtimalimiz olduğunu. Hatta getirdiğimiz iki kupada en büyük hak senin, sen yerleştirdin nato kafalara Real Madrid'i bile yenebilirizi. O yüzden artık her sene sanki alacakmışız gibi her Avrupa turnuvasında kupayı istiyoruz. Kolaydı ya, başımızdaki hoca aldırmıştı ya kupayı. Gelir yine alırdı canım ne vardı ki. Şimdi Yusuf Yusuf bekliyoruz Madrid'in Atletik takımıyla oynayacağımız maçı. Sen olsan ne kolaydı işimiz değil mi Hagi?

Şu dandik turu atlayacağımıza garanti gözüyle bakan bir tane Galatasaray'lı bulamazsın. Takımın başında Dünya'nın en büyük hocası var, üst üste ileriye 10 pas göremedik henüz. Sabırla bekliyoruz Barcelona olacağımız günleri!

Aslında seni benim mahaallede hiç yazmayacaktım Hagi. Bu güne kadar da yazmadım. Her iğrenç maçtan sonra sen gelirsin aklıma, hiç çıkmazsın doğrusu. Ne var ki  2 gece önce izlediğimiz Galatasaray'dan sonra üstelik seni de tribünde gördükten sonra bir şeyler yazayım dedim. dedim ama Hagi seni ben yazamam, konuşurum anlatırım, hakkında konferans veririm ama yazamam. Şuraya 1000 e yakın yazı yazdım, hepsi sensin Hagi. Seni seyretmek, tanışmak bahtiyarsızlığına uğradım, keşke hiç gelmeseydin! Bizlere istikamet gösterdin, pasın ne olduğunu öğrettin. Sahada olsan odunla döveceğin Servet, topu Mustafa Sarp'a o da atabilirse attığında, Mustafa tekrar Servet'e atıyor, Servet'te topu 70 metre tepince dayanamıyorum. İsmini çağırıyorum boşluklara doğru.

Neyse Hagi, ne yazsam eksik, 1000 numaralı yazıyı sana saklamıştım, yaklaştı, yazabilirsem o zaman yazacağım. Şimdilik ellerim titreyerek anca bunları yazabildim, ne yazdığımı da bilmiyorum. İyi ki doğdun Gica Hagi, ellerim titriyor adını andıkça.

Galatasaray'ın çok daha mamur, çok daha büyük olabilmesi için keşke bir  Hagi'si daha olsa.

1 Şub 2009

Hagi; Kabahatin Çoğu Senin Canım Kardeşim











HAGIIIII!
Suçlu Ayağa Kalk;

Seni ne kadar severim bilirsin. Anlatmaya kelimeler yetmez Hagi. Ama suçlusun güllerin gülü.

Geldin bu ülkeye, Olmayacak şeyleri yaptın. Daha da kötüsü olmayacak adamları, olmayacak yerlere getirdin. Sen suçlusun…

Fatih Terim geldiğinde, Sepp Piontek’ten öğrenebildiği bir iki şeyin üzerine, birkaç seyrettiği futbolcuyu ekledi ve şapkadan tavşan çıkmasını bekledi.

İsviçre’den Knup, Siirt’ten Benhur şu bu…

Kurduğu takım bu idi…

Sen geldin her şey değişti. Okan topun ağzında, Tugay maymun edilmiş. Ekle ekleyebildiğin kadar.

Ne güzel gazozunaydı maçlarımız. Ezik olanlar Mançester filan gevelerdi tarihten bir yaprak. Aldım verdim ben seni yendimler. Üç buçuk galibiyetler olaydı bu ülkede. Her şeyi bir rüya gibi değiştirdin. Bilmiyordun Hagi bilmiyordun…

Bu adamların bırak zaferi yürümeye mecali yoktu. O öğretmek için özendiğin Emre efendinin nankörlüğünü, vicdan sahibi bir tek adamdan içten bir teşekkür alamayacağını. “Evet ne olduysa, ne yaptıysak Hagi olduğu için yaptık” diyemeyecek denli gönlü dar adamlarla birlikte olduğunu.

Gurur duydum taraftarımdan. Sana aşık yalnızca onlar oldular. Yürüttüğün, koşturduğun, hayalini bile göremeyecekleri başarılar kazandırdığın Terim’ler, Yöneticiler, Futbolcular adam gibi bir teşekkürü bile çok gördüler sana. UTANMAZLAAAR!

Alan da kaçan mı? Kim bilir O büyük taraftar formanı tribün boyu giydiklerinde, Stada arada bir gelişini muhteşem bir coşku ve sevgi seli ile doldurduklarında bu zavallılar ne düşündüler? Nasıl huylandılar?

Şu Hakan Ünsal, Şu Emre hatta şu Hakan sen olmasan ne olurlardı diye düşünüp sana hakkını veremediler.

Analitik düşünen Avrupa’lı bile bu dolmayı yutmadı mı? Mucize gerçekleştirmiştin, Hoca büyük olmalı, golcü büyük olmalı, orta saha büyük olmalı diyip götürmediler mi bunları?

Ne oldu? Hepsi üç beş maçta hatta antranman sonrası kovulmadılar mı? Aptalmı ulan bu seyirci. Senin hakkını kimseye yedirmezdi tabi.

Ulan Trabzonspor seyircisi kadar bile olamadılar be sana karşı… Son maçında kale arkasından aldığın tezahürat hala kulaklarımda. Yaşayın ulan Lazlar! Sizin kocaman gönlünüze teşekkürler.

Yalnızca bunları mı Feneri, Beşiktaş’ı soktun havaya, üç kaz versen ikisini geri getiremeyecek hoca müsfettelerini soktun havaya be!

Suçlusun Hagi suçlusun. Geldin bunları havaya soktun. Bir şey sandılar kendilerini. Sanmaya da devam ediyorlar. Varsın etsinler. Seni seven bir tek biz kaldık. Çünkü para puşta onur bize yakışır Hagi. Seni sevmenin onuru…

Tekrar söylüyorum Hagi. “I LOVE HAGIIIII” Ama suçlusun agam…

18 Kas 2008

Eski Tüfek Derki; Cika'yı Özledim













ALIŞTIRILAMAYANLAR; GHEORGHE HAGI (Ştefan Cel Mare)

“Hadesperado”ya hediyedir...

Toplumsal yaşamda, bazı insanlar turnusol kağıdı gibidir. Hayatın her alanında ekol olmuş, öne çıkmış bu insanlar eylemleri ile toplumun ya da konu ile ilgili insanların renklerinin ve kimyalarının açığa çıkmasını sağlarlar.

Siyasi yazılar yazmam bu siteye. Gerek de yok. Bu platformdaki arkadaşların bir araya geliş nedenini bütünleştikleri ve benim de onlarla bütünleştiğim konuyu biliyoruz çünkü. Ancak benim yazılarım da, Nazmi’nin benim yazılarıma koyduğu logolar da, kaçınılmaz olarak benim kimyamı ortaya tartışmasız sermektedir. Sağ olasın Nazmi bu kadarı bana yeter. Çünkü hayatımın hiç bir döneminde tarafsız kalamadık ve kalmayacağız.

Gheorghe Hagi’yi ilk kez çıplak gözle İzmir Atatürk Stadı’nda gencecik bir ADAM iken, Steau forması altında izledim. O gün bu gündür gönlümün tahtındadır. Hiç inmeyeceğe de benzer.

Bu memleket, Hagi ile kıyaslanmaya kalkılan çok ama çok futbolcu görecek ama o kıyas kabul etmeyecek. Çünkü o benim mahalle maçlarında adım sayan ilahımdır. O İngiltere’de Maradona’dan sonra ayağına top geldiğinde moralini bozmak için ıslıklanan ikinci futbolcudur. O bir efsanedir. (Efsane sıfatını zırt pırt kullanan eziklere ithaftır!)

O, “Ulan ben golü istersem elimle, istersem hepinizi ipe dizerek ayağımla atarım” diyen mahallemizin delisi Diego Armando’dur. O kız kardeşine küfredene uçarak tekmeyi çakıp dünya kupasını dehleyen mahallemizin delişmen delikanlısı Zidane dır. O ve onlar insandı, bizdendi, değerleri vardı. Unutturmaz, unutmazlardı. Alışmaz, alıştırılamazlardı.


İstanbulspor Maçı;

Bu tarihi iyi belleyin ve asla unutmayın, unutturmayın arkadaşlar. 13 Nisan 1997 “On” un hikayesinin başlangıcı idi bilmeyenlere. Biz zaten biliyorduk sizinle. 2-0 öndeydik, şu eziklerin elinden aldığı puanları şikayet konusu bile yapmayan Aykut beraberlik golünü atmıştı. Maç bitti bitecekti. 92. dakikada Arif düştü penaltı verdi Vahap Beyaz. Ben de biliyorum penaltı filan değildi. Ama Hagi’yi tanıyacaklardı. Olmalı idi. Maçtaydım, bir tirübünlere bir de yedek kulubesine baktım. Fatih Terim saklanmıştı, herkes saklanmıştı. Saklanmayan o idi. Geldi çaktı “CESARET BABA” . Goldü. Ve uzun bir yürüyüşü başlattı. O bir kumandandı. İşte birinci turnusol olarak seyircinin turnusolu idi. Taraftar yürümeye başladı tereddütsüz komutanının peşinden.

Sarhoş Moruk HAGI;

Geldiğinde meali bu olan kelamlar söylendi. Söyleyenlerin suratına çarptı o şahane adam tokadı. “Ben buraya var olmaya ve var etmeye geldim!” diye haykırdı. Bu ZEVATA sonra geleceğiz. İpliklerini pazara sonra çıkaracağız. Hayatlarında taş üstüne taş koymayan, dört kaz versen “güt” diye üçünü geri getiremeyecek olan bu ZEVATI biz zaten biliyorduk. Herkes tanıyacak. Alan da kaçan mı? Bir insan kaç kişiyi sever? Kaç kişiye aşık olur hayatında? Sevdiğimize sahip çıktık, çıkarız. Yedirmeyiz! Biliriz ki yalnızca pezevenklerdir dostlarını satanlar! Biz satmayız. İkinci turnusolu basının oldu. Bu gün bile renklerini gizleyemiyorlar bunlar.

Çavuşu Tokatlamak, Ya da Erol ERSOY;

İnsandı o. Kimse arkasını dönemezdi ona. Konuşurken yüzüne bakacaktı. Onurluydu, onurumuzdu. Tutar omzundan çevirirdi. Bana bak derdi. Helal olsundu. İşte böyle olmalıydı. Üçüncü turnusolu hakemler katında oldu. Bir tarih daha verelim. Bu şahane insanlık dersinden çok sonra 11 Ağustos 2002 Samsun maçı. 518 gün sonrası. Bir kez daha “Hepimiz Hagi’yiz” diyen taraftarın turnusolu idi. Ben çavuşu tokatlamayı severim hala!

Gönderilmesi bir ihanettir! Doğru dürüst bir jübile bile yapılmaması! Bu da yönetimin turnusolu oluşudur.



Benim maçları bırakmama neden olan Galatasaray’ımın alametlerine bürünmüş bir grup yaratık küfretti ona ağız dolusu. Burada da benim turnusolumdu.

“Sen Bir Garip Çingenesin nene gerek gümüş zurna?” der atasözü.

Gazeteci soruyor, “Sayın Terim, Hagi ile problemlerinizin olduğu söyleniyor, ne diyorsunuz?” Cevap gecikmiyor “Hagi ile ne problemim olabilir? Hagi benim öğrencim!”

Evet sen asla bir öğrenci olamadın. Bundandır ki meslek lisesi bile bitiremedin. Eh güzel memleketimde öğrenemeyince öğretirsin. Bu da Fatih Terim’in turnusolu olduğu andır.

Hepinize sevgiler. Özellikle de babasının yasını tutarken kesmediği sakalını amblem yapmış sana Hadesperado! Ne mutlu unutmayana, alışmayana, alıştırılamayana ve de VEFAYA!

I LOVE YOU HAGIIIIIIIIIIIIIII !

ÇETİN

5 Nis 2008

I Love You Hagi


Galatasarayın aslında Hocası vardır. Neden başka isimler aranır bilmem. Galatasaray fal bakma yerimi, deneme tahtasımı. Getir, olmadı, gönder sonra yenisine bak. Evet Galatasaray'ın bir Hocası vardır. Takımın başında olsa da olmasa da sevgili Hagi nöbettedir. 20 saniyede şampiyonluğu verecek kadar şanssız bir sezon geçirmiş, sonrasında olan olmuştur. Kayserispor maçının son 10 saniyesinde takım galipken kornerden gelen golle 2 puan bırakmış, ertesi gün Fenerbahçe 10 saniye kala Luciano'nun kornerden gelen topa kafayla attığı golle Fenerbahçe'yenmiş 4 puanı böyle vermiştir. Tabelaya bakan zavallı yazarların çekememesi sonucu istifaya zorlanmış yerine Galatasaray tarihinin en kötü 2. hocası Gerets getirilmiştir(1. si Sigi Held'di). Şimdiki Kalli'yi hoca bile saymıyoruz, eskiden hocaydı.


Galatasaray'ın üstündeki ölü toprağını kaldıracak tek kişi Hagi'dir. İsmini bu gün duysa taraftar yarın akın akın Ankara'ya akacaktır. Hadi be Adnan Polat, çağrılara kulak ver. Eminim şu anda taraftara anket yapıp sorsalar en az yüzde 80'i Hagi der.


I love you Hagi diye bağırmayı çok özledik.

19 Mar 2008

I love You Hagi










Niye Hoca arıyoruz anlamak mümkün değil, niye yönetimle taraftar aynı görüşte olamıyor çıldıracağım. Bize para,(lı) lazım değil. 2000 de çokmu zengindik. Galatasaray'ın dünyanın hiç bir takımında olmayan, parayla alınamayan satmaya kalksan 5 para etmeyen değerleri var. Ruhu var. Şu 37 senelik taraftarlık hayatımda o ruhun kaç maçı çevirdiğine çok şahitlik ettim. Bizler Sauness'ten, Denizli'den,Terim'den, Birch'ten, Lucescu'dan biliyoruz. Bunların hepsinin adına şarkı yazdık, Yazmadıklarımız kovulsun diye krizlere girdiğimiz, kulubümüzün başını derde soktuğumuzlar da oldu.
Bize profosyonel lazım değil, Mourinho bile gerekmez, bize coşku lazım, hırs lazım, işler ters gittiği zaman ortaya koyacağı erkeklerde olan bir şey lazım.
Ey Adnan Polat, sen bu işleri artı eksi yönde çok iyi bilirsin. İstersen geriye marş verirsin, ama istersen de yakarsın dünyayı. İşte fırsat, geç önümüze, kucakla bizleri, adına şarkı yazdıklarımızlardan, adını anışımızda tüylerimizi diken diken eden, Adını gördükçe rakipleri sinirlendiren, hataya zorlayan, gerekirse kendi girip oynayabilecek sevgili Hagi'mizi çağır. Oda arkadaşını, boğazın zırhlısını, cesur yüreği, cengaveri, büyük kaptanı çıkar tribünlerin önüne. Taffarel' i uzaksa gelemezse Simoviç'i getir. Böyle bir kadronun ısınmaya maça çıktığını bir hayal edin. 1 saat önceden tıklım tıklım yapmazsak, gittiğimiz her deplasmanı cehenneme çevirmezsek bize Galatasaray'lı demesinler.
..............................................
Aksi ne olur onu yazacaktım ama yazamadım. Olmaz ,olamaz kimse korkmasın. Bize Re Re re çektirecek heyacanı getirecek haberlere hazırlıklı olalım.

27 Şub 2008

Hagi Ve Lincoln





Fenerbahçe maçında Lincoln oynamayacakmış. Biraz düşünelim bakalım, hayal edelim. Takımın başında Lucescu var. Romanya'da Rapid Bükreş ile tur maçına çıkılsa. Lucescu sakatlıktan yeni çıkmış, Rapid'e bilenmiş Hagi'yi oynatmasa. Fark yenilse de Galatasaray elense. Sonraki maç Kasımpaşa maçı olsa Hagi'yi oynatsa. Hagi maça çıkarmıydı. Çıksa nasıl oynardı. Diyelim ki kötü oynardı ve 3 gün sonraki Fener maçında oynatılmasa.
Hadi be kardeşim, dalgamı geçiyorsunuz, beş taş oynamıyoruz Fener maçına çıkıyoruz. Maymuna çevirdiler takımı. Nerde görülmüş yenilince sil baştan. Dede son maçına çıkıyor olabilir. Bu maç kaybedilirse, söylemek istemiyorum ama korkuyorum da. Ali Sami Yen tekrar yangın yerine dönebilir. Hele ki Kasımpaşa maçı gibi bir oyunla beklenmedik skor alınırsa o seyirciyi oradan polis bile çıkaramaz. Bırak en büyük kadro oynasın, büyük maçlar büyük futbolcularla kazanılır.

Haydi hayırlısı,