alpaslan dikmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
alpaslan dikmen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Eyl 2008

Alpaslan'la Bayramlaşma



Alpaslan- Hasdal mezarlığında her yanım kara,
Şimdiden Cim Bom hasreti kanayan yara
Vazgeçilmez bir sevdadır özlenen burda
Yüreğim sizde kalsın öldükten sonra


ultrAslan- Alpaslaaaan, bu bayram kötü haberin geldi
3 gündür ağlıyoruz gözlerimize karalar indi.


Uyu Alpaslan sen rahat uyu yarın yine bayramdır,

Alnımıza yazılanlar kara yazıdır.


Alpaslan- Sen ağlama büyük taraftar her maç yine doğarım
Trübünlerin başına geçer bayrak sallarım.

Alpaslan- Hurda arabanın içinden aldılar beni,
Sarı Kırmızı bayrağa sardılar beni,
Ağıtlara türkülere yaktılar beni,
Bir bayramın arifesiydi gömdüler beni.

ultrAslan- Alpaslaaaaaaan, bu nasıl bayramdır,
İçimiz ağlıyor, karalar bağlıyor.

Alpaslan - Sen ağlama büyük taraftar, her maç yine gelirim,
Kapalının önüne geçer halay çekerim.

Sizin Hiç Alpaslan'ınız Öldü mü?


Futbol nedir? Takımınıza maçı kazandıran şey nedir? İnce ince düşünülmüş, özenle uygulanmış bir taktik mi? O taktiği yaratan ‘beyin’ mi? Uygulayan futbolcular mı? Taktik maktik hak getirdiğinde sahneye çıkan yıldızlar mı? Yoksa lehinize aleyhinize, artık Allah o gün ne verdiyse, ince ince düdük çalan hakemler mi? Hepsinin özü şans mı yoksa? O topu direkten döndüren ya da filelerle buluşturan, son saniyede dünyanın en iyi kalecisine elinden kaçırtan, yaradana sığınıp vurduğunuzda 90’a takan? İyi bir zemin yeter mi kazanmaya, sadece inanarak kazanılıyor mu gerçekten yoksa? Taraftarı neresine koyuyorsunuz futbolun peki? Birbirine denk iki takım 4-4-2 oynadığında maçı kim kazanacak, söylesenize hadi? Ben, uzun seneler önce, futbolun taraftar olduğuna inandım... O maçı güzelleştiren, nefis bir stadyum, güzel bir zemin, iyi bir kadro, limonata gibi bir hava kadar, dolu tribünler oldu benim için... Hatta tribünler olduktan sonra, onlar olmasa bile oldu zaman zaman... Ben tribünde edinilen arkadaşlıkları, o haftadan haftaya, 90 dakika için bir araya gelmeleri, tribünde gülme krizine girmeleri, devre arasında maç geyiği yapmaları, kim var kim yok diye bakmaları, tekrarı olmayan pozisyonu kaçırdığında yanındakine ‘Kim attı, kim attı?’ diye sormaları sevdim...
En çok arkadaşlarımı sevdimAynı anlamsız tezahüratı, bir profesöre ve bir ilkokul mezununa, bir üst düzey yöneticiye ve kapıcısına omuz omuza yaptıran neydiyse artık, benim sevdiğim tam da oydu... Soğuk havalarda tribünde bir avuç olmanın hissettirdiği ayrıcalığı sevdim ben... Soğuktan donmaya ramak kala patlayan ve tek amacı bizi zıplatarak ısıtmak olan “Çıldır, çıldır, çıldırmayan...” tezahüratını sevdim... Hava ne kadar soğuk olursa olsun, tribünde hissedilen ‘Aslında o kadar da soğuk değil!’ duygusunu sevdim... Yağmurda ıslandığını fark etmeden ıslanmayı, güneşte yandığını anlamadan yanmayı sevdim...İlk defa çıktığı kız arkadaşını maça getirip, galibiyet sonrası tezahürat yapa yapa eve gittiği için kızı statta unutan salak tribün arkadaşımı sevdim... Her maçı falancanın sağında filancanın solunda, sezonlardır yıkanmayan kokuşuk (aka uğurlu) formasıyla seyretmezse o maçın kesin kaybedileceğine inanan naif erkekleri sevdim... “Bu erkekler neden sadece statta naif?” diye düşünmeyi sevdim... Gittiğimiz fasıllarda bazı şarkıların ‘orijinal’ versiyonunu hatırlamamayı, büyük bir ciddiyetle, kimseye fazla çaktırmamaya çalışarak tribün versiyonunu söylemeyi sevdim... Alelade bir şarkı radyoda çalarken içimden, sırf o şarkı bizim takım gol attığında statta çalan şarkı olduğu için kendimi ‘Gooool’ diye bağırırken yakalamayı sevdim... Maç öncesi tahmini 11’ler yapmayı sevdim... Maç sonrası ev yolunda maç kritiği yapmayı da... Hagi’yi sevdim ben... Hooijdonk’u sevdim... Nouma’yı da...Ama ben en çok tribünde edindiğim arkadaşları sevdim... En sağından başlayıp, ortasından geçip, en solunda karar kıldığımız tribünde yanında oturduğumuz Sarı’yı, Nevzat’ı, Bülent’i, Emin’i, Zafer’i, Burak’ı, Alpaslan’ı...Maça gidince orada olduğunu bildiğin bir şeydi Alpaslan... Nasıl Galatarasay’ın tam kafandaki olmasa da öyle ya da böyle bir 11’le sahaya çıkacağı kesinse, Alpaslan’ın da orada olacağı kesindi... Aşağıda durur, pankartları tek tek astırırdı... “Kanka, üst üste gelmesin” derdi... Tribünde kavga da gördüm, korkunç yenilgiler de, ama Alpaslan’ın gülmediğini hiç görmedim ben.... Basketbol maçında da oradaydı, deplasman maçında da... Bursa deyince Ebru telefonda, “O maç haftaya değil miydi?” diye düşündüm anlamsızca...Bizim arkadaşlarımız daha hiç ölmemişti Alpaslan... Annemlerin uzaktaaaan ahbaplarının başına gelen bir şeydi ölüm... “Kaç yaşındaydı?” diye sorunca “83” cevabıyla gizlice iç rahatlatan bir şeydi... Ama meğer ölüm varmış, korku varmış, bu dünyanın sonu varmış... Sayende onu da öğrendik Alpaslan...

29 Eyl 2008

Alpaslan; Tribünlerde Gömülü


13.11.1965 te oynanan Altay maçında Alpaslan Dikmen
yoktu. 28.9.2008 tarihindeki Konyaspor maçında da olamadı. Bundan sonra hiç bir maçta olmayacak. Hiç bir gole sevinemeyecek, Galatasaray yenildiğinde, elendiğinde ağlayamayacak. Aslantepe'yi göremeyecek, formayı giyemeyecek. Tribünleri öksüz bırakıp, bilinmeze gitti Alpaslan. Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Galatasaray var oldukça, kurucusu olduğu ultrAslan onu hiç bir zaman unutmayacak.


O kendisinden büyüklerin bile Alpaslan Abisiydi. Tribünlerdeki her kademedeki taraftarı bir çatı altında birleştirebilmeyi başardı. Hayatı Metin Oktay'dı sanki, gidişide onun gibi oldu.


Alpaslan; tribünlerin gülü, Hasdal'da sarı kırmızı mezardaki ulu ölü,

Alpaslangülü, ölümdür işte böyle bazen, Galatasaray'lılığın en büyük ödülü.

Alpaslan Dikmen, gözpınarlarımıza gömülü.


27 Eyl 2008

Alpaslan Öldü



Ey büyük tribün lideri, Ey ulu ultrAslan'ın kurucusu. Ölüm haberin geldi, elim titriyor ilk defa yazmak istediğim şeyleri yazamıyorum. Tribünlerimizin en büyük acısısın. Ah be Alpaslan ne günler görecektik halbu ki, hemde çok uzak değildi güzel günler. Şu elindeki kupaların ikincisi misal. Bu kupalar bile öksüz kaldı Alpaslan. Şimdilik matemdeyim şoku atlattıktan sonra bir şeyler yazarım. Galatasaray camiasının dostları sağolsun.