Kim ne derse desin umurumda değil. Galatasaray'da haslettir golcülük. Metin Oktay'dan Gökmen'e, Çilli Mehmet'e uzanan, Hosiç'le, hikaye Tanju ile destan yazan, Hakan Şükür'le zapta geçen, Jardel'le, Ümit Karanla, Nonda'yla süren bir efsanedir anlatacağımız.
Milan Baroş hava alanına indiğinde ne çok sevinmiştim. Garanti vermiştim tanımayanlar için, gol kralı olur, golün Galatasaray'la özdeşleşmesine katkıda bulunur diye ferman çıkarmıştık. Çocuklar yanılmışım , Galatasaraylılığıma sayın.
Çok net ve kesin söylüyoum, Baroş Galatasaray futbolcusu olamaz. Bir maçı topu ellemeden tamamla be futbolcu. Tamam topu çok iyi oynuyorsun, kalelere çok iyi yolluyorsun, tabelayı değiştiriyorsun. En kötü oynadığın sezon bile hatırı sayılır golü sen atıyorsun. Ama bana ne be golcü, sen adam olmadıktan sonra ne yazar. Bize golcü, futbolcu lazım değil, bize delikanlı lazım. Dokununca yere yatan, gol atabilmek için her türlü yalana dalavereye tenezzül edenin adresi başka yerdir, Florya değil.
Sen kimsin lan, takım mağlup iken çıkarıldığında soyunma odasına gidecek olan. Ne oynadın? ne kadar cebelleştin enkaza döndürdüğünüz takımın ayağa kalkması için. Çıkmasan sanki bizi ipten alacaksın, nedir bu afra tafralar? Her hareketin faul, ofsayttan çıkmazsın, topu ellersin, yalandan yatarsın. Sanma ki hileyle atacağın gole sevineceğiz. Kimse anlatmadı mı Galatasaraylılığı sana Baroş? Hiç atama, biz Hakan Şükür kaç maç atamadı, bir keresinde bile tek bir laf etmedik. Bekledik, attı, delikanlıca oynadı, Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük golcüsü yazıldı tarihe. Bizimle beraber oynadığı ilk ve son maçı canlı seyrettim, tek bir golü bile haksız değildi. Sen neyin nesisin?
Galatasaray golcüsü; Akıllı ol, bu taraftar sen gol atıyorsun diye daha fazla sevmez. Hoş, seninde pek bir tarafında olduğunu sanmıyorum sevip sevmememizin. Sen cukkaya bakarsın, Arap takımında cebellezi doldurmak daha evla gelir eminim. Gel gör ki bizim taraftarımıza madalyonun diğer tarafını anlatmam pek kolay değil. Gol kralı oldun ya, adın Baroş ya, potansiyel golleri yine sen atacaksın ya, sana muhtacız ya, kem söz söyleyemeyiz gibi. Ne var ki biz kendimizi taraftarın tetikçisi saymışız. Galatasaraylılığımızı maçlardan bağımsız bellemiş, yaşam biçimi saymışız. Ve en ufak bir ortalama Galatasaraylı ahlakının dışına çıkana saldırmayı kendimize misyon edinmişiz.
Fatih Terim'i azıcık tanımışsam, Baroş'u takımdan silmesini bekliyorum. Silmez ise ne olur bilmiyorum? Hak edilmemiş bir gol atarsa küfür ederim, delikanlıca atarsa sevinirim, mertçe oynarsa hiç gol atmasa da gıkımı çıkarmam. Çocuklar, Galatasaray futbolcusunun tek bir parametresi vardır benim için. Oynasın oynamasın, sonradan girsin çıksın, isterse hazırlık maçı olsun, maç bitene kadar sahanın içinde olacaktır. Hele ki yenik durumda iken direk soyunma odasına giden futbolcu bize yaramaz, Galaasaray'a katkıda bulunamaz. Galatasaray'a katkıda bulunamayacak futbolcunun da aramızda işi yok.
Baroş; tek kelimeyle sahtekarsın, seni hiç sevmiyorum.
milan baros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
milan baros etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
13 Eyl 2011
1 Haz 2011
Adam Sandıklarımız; Kewell, Baros, Neill
Kafayı yedi sanmayın sakın çocuklar, bi dinleyin. Biliyorum bir çoğunuz bu kadar da nankör olunur mu? diyeceksiniz. Biliyorum çoğunuz bu saydığım futbolcuları, efsaneler düzüp koşacak kadar seversiniz. Kusuruma bakmazsanız devam edeceğim.
Olimpiyat Stadındaki şampiyonlar ligi finalini seyrettim. Kewell ve Baros, ikinci takımım Liverpool'un forvetiydi. Ne oluyo lan demeye kalmadı, Milan çullandı, hezimet yanı başımızdaydı. Geriye düşen final takımından ilk çıkarılan, gol atması beklenen Kewell'di. O maç Kewell çıktı diye geri döndürüldü demiyorum elbet. Ben ilk kez orada tanıdım Kewell'i. Halbu ki daha önce bizim yarı final maçlarında oynamış, ve ben futbol cahilinin dikkatini çekmemişti.
Galatasaray öyle böyle şampiyon olmuştu. Kırık dökük, hocasız takım Şampiyon olunca, devamı gelsin diye olacak, Hakan Şükür'e yeter denip, Kewell ve Baros transfer edildi. Finali seyretmiş bendeniz, finali kazanmış takımın forvetinin Ali Sami Yen'e çıkacak olmasına inanamamış, etrafındakilere büyük konuşmakta gecikmemişti.. Galatasaray kalecisiz bile oynasa her maç galip gelecekti. Gerçi Baros yine de beni yanıltmamış, gol kralı bile olmuştu. Ne de olsa, zaten kraldı, ne var ki kral olduğu takımın ambarına fare girmişti. ligi sonuncu bitirdi ( benim için lig, Fenerbahçe, Beşiktaş ve yanında mutlaka dereceye oynayan, form tutmuş bir Anadolu Takımından ibaretti)
Sonraki sene daha bir vahimdi, koskoca Reykart'la başlanmış, Baros'a servis için üstüne Elano alınmıştı. Hakkını yemeyelim, sakatlanmıştı, iyileştiğinde ise her şey çok geçti. Büyük bir golcüydü, itirazım sıfır, ancak sakattı, işi bitmişti. Pislikti, hakemlere yardımcı olmuyordu, ofsayttan çıkamıyordu, her topu eliyle kontrol ediyor, sarı karttan kaç kere maç cezası almıştı. Dibe gidiş devam ediyor, takımın bir kez daha sonuncu olmasına engel olamıyordu.
Bu seneyi saymıyorum, kepazeliğin bini bin paraydı. İyileşecek diye doktor yolu bekledik, ha şimdi atacak diye maç saydık, aldığı sarı kartlarını sayamadık, 3 hoca eskiten takım tarihinin en büyük dibini yaptı.
Kewell; unutulmaz goller attı evet, biz de bağırdık, bizde sevindik. Ne güzel yakışıyordu Galatasaray forması. Şampiyon takıma gelmiş, 3 sene kalmış, Galatasaray'ı berbat eden futbolcuların halayını çekerek aramızdan ayrılmıştı. O da arkadaşı Baros gibi sakattı. Ve biz yeteri kadar sakat futbolcu seyrediyor, bünyemizde barındırıyorduk. Üstelik Kewell'in gönderilmesini engelleyebilmiş, Keita'nın gidişine mani olamamıştık.
Neill geçen sezonun ortasında takıma dahil olduğunda liderdik. Olası ikinci UEFA kupası yollarımız açıktı. Belki Servet'in daha az gol yedirmesine engel olsun diye transfer edilmişti. Geldiği bir kaç maç harbiden iyi oynadı. Belki kazma Servet'e baka baka kararmıştı kimbilir? hiç bir kafa topunu alamıyordu, ileriye çıktığında dolu dönemiyordu, oynadığı, 1.5 sezon boyunca benim hatıralarımda çok kötü izler bırakarak dış hatlar terminaline yollanıyordu.
Yılan, Akrep, Çakal ormanda gezintiye çıkmışlardı, Kamplumbağaya sende gel dediler. Hava dönmüş, gök gürültüsü, şimşek, fırtına kasırga kıyamet kopmak üzereymiş. Yılan; ''beyler ben bir şimşek daha çakarsa şu kayanın dibine kıvrılıp kendimi kurtarırım'' demiş. Akrep; ''benim için sorun yok, ben şradaki ağacın kovuğuna girer yırtarım'' Çakal; ''valla ben bekleyecek durumda değilim,ilerde bir kümes var oraya sığınacağım'' Kamplumbağaya sormuşlar, '' sen ne yapacaksın''
Kaplumbağa;'' ben de sizi adam sanmış, yola çıkmıştım''
Evet Galatasaray forması şampiyonluk dışındaki derecelere razı olanlar için uygun bir forma değildir. Ben de sizi bi bok sanmıştım çocuklar, Kewell, Baros, Neill siz ufak ufak uzayın, ben buradayım, fırtınalarla cebelleşeceğim.
Olimpiyat Stadındaki şampiyonlar ligi finalini seyrettim. Kewell ve Baros, ikinci takımım Liverpool'un forvetiydi. Ne oluyo lan demeye kalmadı, Milan çullandı, hezimet yanı başımızdaydı. Geriye düşen final takımından ilk çıkarılan, gol atması beklenen Kewell'di. O maç Kewell çıktı diye geri döndürüldü demiyorum elbet. Ben ilk kez orada tanıdım Kewell'i. Halbu ki daha önce bizim yarı final maçlarında oynamış, ve ben futbol cahilinin dikkatini çekmemişti.
Galatasaray öyle böyle şampiyon olmuştu. Kırık dökük, hocasız takım Şampiyon olunca, devamı gelsin diye olacak, Hakan Şükür'e yeter denip, Kewell ve Baros transfer edildi. Finali seyretmiş bendeniz, finali kazanmış takımın forvetinin Ali Sami Yen'e çıkacak olmasına inanamamış, etrafındakilere büyük konuşmakta gecikmemişti.. Galatasaray kalecisiz bile oynasa her maç galip gelecekti. Gerçi Baros yine de beni yanıltmamış, gol kralı bile olmuştu. Ne de olsa, zaten kraldı, ne var ki kral olduğu takımın ambarına fare girmişti. ligi sonuncu bitirdi ( benim için lig, Fenerbahçe, Beşiktaş ve yanında mutlaka dereceye oynayan, form tutmuş bir Anadolu Takımından ibaretti)
Sonraki sene daha bir vahimdi, koskoca Reykart'la başlanmış, Baros'a servis için üstüne Elano alınmıştı. Hakkını yemeyelim, sakatlanmıştı, iyileştiğinde ise her şey çok geçti. Büyük bir golcüydü, itirazım sıfır, ancak sakattı, işi bitmişti. Pislikti, hakemlere yardımcı olmuyordu, ofsayttan çıkamıyordu, her topu eliyle kontrol ediyor, sarı karttan kaç kere maç cezası almıştı. Dibe gidiş devam ediyor, takımın bir kez daha sonuncu olmasına engel olamıyordu.
Bu seneyi saymıyorum, kepazeliğin bini bin paraydı. İyileşecek diye doktor yolu bekledik, ha şimdi atacak diye maç saydık, aldığı sarı kartlarını sayamadık, 3 hoca eskiten takım tarihinin en büyük dibini yaptı.
Kewell; unutulmaz goller attı evet, biz de bağırdık, bizde sevindik. Ne güzel yakışıyordu Galatasaray forması. Şampiyon takıma gelmiş, 3 sene kalmış, Galatasaray'ı berbat eden futbolcuların halayını çekerek aramızdan ayrılmıştı. O da arkadaşı Baros gibi sakattı. Ve biz yeteri kadar sakat futbolcu seyrediyor, bünyemizde barındırıyorduk. Üstelik Kewell'in gönderilmesini engelleyebilmiş, Keita'nın gidişine mani olamamıştık.
Neill geçen sezonun ortasında takıma dahil olduğunda liderdik. Olası ikinci UEFA kupası yollarımız açıktı. Belki Servet'in daha az gol yedirmesine engel olsun diye transfer edilmişti. Geldiği bir kaç maç harbiden iyi oynadı. Belki kazma Servet'e baka baka kararmıştı kimbilir? hiç bir kafa topunu alamıyordu, ileriye çıktığında dolu dönemiyordu, oynadığı, 1.5 sezon boyunca benim hatıralarımda çok kötü izler bırakarak dış hatlar terminaline yollanıyordu.
Yılan, Akrep, Çakal ormanda gezintiye çıkmışlardı, Kamplumbağaya sende gel dediler. Hava dönmüş, gök gürültüsü, şimşek, fırtına kasırga kıyamet kopmak üzereymiş. Yılan; ''beyler ben bir şimşek daha çakarsa şu kayanın dibine kıvrılıp kendimi kurtarırım'' demiş. Akrep; ''benim için sorun yok, ben şradaki ağacın kovuğuna girer yırtarım'' Çakal; ''valla ben bekleyecek durumda değilim,ilerde bir kümes var oraya sığınacağım'' Kamplumbağaya sormuşlar, '' sen ne yapacaksın''
Kaplumbağa;'' ben de sizi adam sanmış, yola çıkmıştım''
Evet Galatasaray forması şampiyonluk dışındaki derecelere razı olanlar için uygun bir forma değildir. Ben de sizi bi bok sanmıştım çocuklar, Kewell, Baros, Neill siz ufak ufak uzayın, ben buradayım, fırtınalarla cebelleşeceğim.
Etiketler:
adam sandıklarımız,
kewell,
milan baros,
neill
28 Kas 2008
Ofsaytı Bilmeyen Futbolcu; Milan Baros

Dünyanın en büyük takımından gelmiş olsun, en büyük golleri o atmış olsun, bir futbolcu ofsaytı bilmiyorsa geçin bunları. Lincoln akmış ceza sahasına, yatırmış adamı, topla aranda 5 metre ya var ya yok. 10 cm geride olsan daha iyi senin için. Lincoln kendisi vursa gol, daha garanti olsun diye sana vermiş, seni adam sanmış, topa dokunamamışın bile. Ayakların bir birine dolanmış top çarpmış, kaleye girmiş. Ne yazık ki ofsayttaymışın kardeş.
Şimdi biz ne yapalım, her maç 10 tane atak senin yüzünden ofsayt gerekçesiyle kesiliyor. O pozisyonda orda olmasan daha iyi. Herşeyi kaldırabiliyorum, yenilmeyi, elenmeyi. Aptal futbolcuya tahammülüm yok. Biz tribünden yırtınıyoruz garanti paralı futbol baronlarına ofsayttasınız lütfen geri gidin biraz diye. Yok, adam topla buluşmak, yanlış vurup golü kaçırmak istemiyor. En iyisi biraz önde durayım, bana pası veren kabahatli olsun. Ofsayt olunca kimse kızmıyor Baros'a atamadı diye.
Yerine Ümit Karan giriyor, taktik aynı. Ofsaytta durup risk almama taktiği. Her atılan topta kaleye en yakın adam o.
Benim iyi futboldan yana umudum kalmadı. Bu futbolcular antrenman yerine ancak bir barda toplanacak hadi lan bu maç iyi oynayalım diyecek ancak öyle. Bu kombinasyondan iyi futbol çıkmaz. Lincoln, Arda, Kewell'den ötekiler futbolcu bile değiller. Ayaklarına top geldiği zaman olumlu bir hareket çoğu zaman imkansız. Bizleri deli etmek için varlar sanki.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


