adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
adnan polat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 May 2012

Ah Ulan Tay Burak Yılmaz

Kabahatin çoğu senin Burak Yılmaz.

Şebekenin sistemi ne güzeldi oysa? Şampiyonluk, sırasıyla ülkenin iki büyük takımı arasında pay ediliyor, arada sırada da eskiden büyük olduğu için saygı duyulan Beşiktaş'a veriliyordu. Gerçi 40 sene önce bir takım daha çıkmış seri şampiyonluklar almıştı ama sorun değildi, tehlike daha büyümeden bertaraf edilmişti. Leş, eşit şekilde paylaşılmayacak kadar değerliydi. Sistem içinde her sene bir küçük takım efelenir, lige heyecan katar ama son anda kafası koparılırdı. Sistemin ahenk içerisinde dönen dolabından bütün takımlar hoşnuttu. Düzen de düzülen de hayatından memnundu.

O malum sezona, Tüpçü Şuster, Seramikçi Reykart'la başladı. Galatasarayın, hiç beklenmedik şekilde ruhunu hortlatarak, hocasız, kalecisiz Şampiyonluğundan sonra, Beşiktaş'ın da hakkı olan 5 senede 1 Şampiyonluğu verilip nadasa bırakıldı..Sıra artık kayıtsız şartsız, sorunsuz, gönül rızasıyla Kadıköy'ündü.

Tüpçünün takımıyla, Seramikçinin takımı ortadan çabuk kayboldular.Karadeniz'in çocukları da onca seneden sonra baş ağrıtacak değildi. Her şey yolunda gidiyordu Fenerbahçe için. Sezonun sonlarına doğru hırlama sesi bu sefer Uludağ'ın eteklerinden geliyordu. Yok artık daha neler di? Sesleri duymamazlıktan geldiler. Nasıl olsa son haftalarda bir katakulliye kurban olurlardı. Lig tarihimizin mezarlığı, son haftalara acaba ben de Şampiyon olur muyum hayaliyle giren nice takımların çanak çömlek kırıklarıyla doluydu. Ruhlarına birer Fatiha okunup, gök tanrıdan rahmet dilenmişti tamamı için.

Şebeke Ali Sami Yen'de Bursaspor'a karşı sezonun en büyük futbolunu oynattı. Galatasaray elinden geleni fazlasıyla yapmış büyük bir yumruk atmıştı. Bir güzel tesadüf daha vardı. Son maçını Bursa, ölmüş eşşek Tüpçünün takımıyla oynayacaktı. Her ihtimale karşı Beşiktaş, aynı sezonda Bursa'ya karşı en büyük oyununu oynaması için dolduruluyordu. Gerçi ihtiyaç pek yoktu. Aziz son maçını Kadıköy'de Trabzonspor'a karşı oynayacak, kazandığında Şampiyon olacaktı. Bütün hesaplar tamamdı, son bir kez kontrol edip, son hafta maçlarına çıktılar. Kadıköy'de her şey yolundaydı, takım galipti, Gerçi Bursaspor da 2-0 öne geçmişti ama ne önemi vardı ki canım? Varsın garipler, son maçımızda, bizde Şampiyonluk rüyası gördük diye avunsalardı.

Kadıköy'de ikinci yarıda hesapta olmayan bir mucize gerçekleşti. Van Basten, yıllar önce devrin en büyük kalecisi Dassayef'e inanılmaz bir gol atmış, Hollandayı Şampiyon yapmıştı. O da ne? Tay Burak aynı yerdeydi, olanca dikkatiyle benzer bir vuruş yapmış Cami tarafındaki kaleyi koruyan Evliyaları, Erenleri gafil yakalamıştı. O andan sonra titreme, sıtma nöbeti geçiriyordu Fenerbahçe Cumhuriyeti Halkı. Atamıyorlar, kulakları Uludağ'ın eteğindeki cehennem şehrine çeviriyorlardı. Tüpçüden medet beklemeye başladılar. Gerçi Tüpçü durumu 2-1 e getirmiş, kollarında serum, boğazlarında oksijen tüpü, son bir can çekişmeyle aziz, Aziz abilerine unutulmaz bir kıyak geçmek istiyorlardı. Kadıköy'de maç bitmiş, 52.000 Fenerli felç geçirmiş, beklenen beraberlik golü gelmemişti. Gol haberi değilse de beklenen yalan haber gelmişti. 2 dakika da olsa Şampiyonluk sevinci doya doya yaşanmıştı. Zaten bütün bu hengame, kavga bu an için değil miydi?

Değildi elbet. Zaman gerçeklerle yüzleşme zamanıydı. Burak Yılmaz, futbol oligarşisinin tekerine çomak sokmuştu.  Fenerbahçe sırasını savamamış, sistem teklemişti. Sağlık olsun dediler, imalat hatasına saydılar.Bursaspor'un Şampiyonluğunu Bursa dışında yok saydılar. Bursaspor pek yakında yediği haltın bedelini ödeyecekti. Sistemin dışına attılar. Her sene vak vakları ürkütmeden 3. 4 olmak varken, sen kalk Şampiyon ol, büyük suç işlediler, en az 50 sene, sıra takımı olarak yaşayacaklardı. Küme düşmezler ise büyük patrona dua etsinlerdi.

Tüpçü yeni sezona usta hocayı kovup, çırakla başladı. Alemi yoktu, şampiyonluğu kaçıran patronu kızdırmaya. Seramikçi Reykart'la devam etme yolunu seçti. Devre arasını görmeyeceği garantiydi zavallı Reykart'ın. Artık at rahat rahat koşturulur, ve Şampiyonluk Tenekesi Papazın Çayırı'na getirilirdi.Tüpçü ve Seramikçi sözünde durup, erken ayrıldılar yarıştan. Bursaspor da geçen seneden işlediği suçun cezasını çekiyor, cebelleşiyor, tehlike yaratamıyordu. Kayseri, Gaziantep, Eskişehir, Sivas haddini biliyor, sırça köşkün camlarına taş atmıyordu. Fakat o da neyin nesi? bu sezon esen, Uludağ'ın rüzgarı değil, coşan Karadeniz fırtınasıydı.İlk yarıyı uzak ara lider bitirdiler.Bir zamanlar esmiş, eski kavak yeliydiler, unutulmuş karakterlerini, kavgalarını sahalara sürmek azmi ve kararındaydılar. İşin şakaya gelir tarafı yoktu. Bu sezon ki bela ''hoşt'' demeyle,''kış kış''çekmekle savuşturulacak gibi değildi. Başka şeyler daha devreye sokmak gerekiyordu.

Seramikçi takımı sabote edip, Reykart'ı kovmuştu, daha ne yapsın dı, üstelik Arena'da Fenerbahçe'ye de bir güzel yenilip afferin almıştı. Trabzonspor'a karşı da takıma sezonun en büyük topunu oynatmıştı. Ama Tay Burak Şebekeye isyana devam ediyordu hala. Ne var ki Şebeke aynı suda iki defa yıkanmayacak kadar akıllıydı. Varsın Trabzonspor istediği kadar yenilmesindi. Sistem tedbirini almış son maçın son düdüğünü bekliyordu. Futbol içi bir kaza bu sezon kesin olmayacaktı. Fakat bu kadar tıkırında işleyen mekanizmaya itirazı olan güzel insanlar da vardı, güzel olmayanların adam yerine koymadığı. Topu görse bomba sanacak o güzel insanlar, antenlerini şebekenin çekim alanlarına çevirdiler.Suç üstü yakaladılar, kan emicileri, sülükleri, futbolun global kraliyet çocuklarını, onların çanak yalayıcılarını. Açıkladılar bize, futbol diye seyrettiğimiz gösterinin meğerse hisseli harikalar kumpanyası olduğunu. Ortaya çıkardılar foyalarını düzenbazların.

Şerefsiz tribünlerinde oturan, localarda viskiyle puro yakan kodamanları, ranzalarda yatırdılar. Paper Moon'da verdikleri bahşiş kadar maaşı olan savcıların karşısında el pençe divan durdurdular. Maskeli baloyu bitirip, onun sahte yüzlerini deşifre ettiler. Her birine damgalı eşşek yaftası asıp, halk pazarına çıkardılar. Namussuzların, leş kargalarının huzurunu kaçırdılar.Namuslu olanları, delikanlıca spor seyretmek isteyenleri futboldan soğuttular.

Ah ulan Tay Burak; Ayağın kırılsaydı da! o golü Fenerbahçe'ye atmasaydın. Fenerbahçe Şampiyon olsaydı, bu olanların hiç biri olmayacak, biz huzurlu uykumuza devam ediyor olacaktık..

Söylemeye dilim varmıyor ama, kabahatin çoğu senin sevgili kardeşim.

13 Mar 2012

Lan Adnan

Şebek Erman Toroğlu'nun, geyik boynuzu Kaya'nın, senli benli konuştuğu, Koskoca Galatasaray'ın Başkanına profesyonel Galatasaray taraftarı olarak lan deme hakkını kendimde görüyorum, kimse kusuruma bakmasın. Takım şampiyonluk potasındayken, en büyük maçına çıkmak üzereyken neyin nesi lan Adnan, hokkabazların soytarısı olman.

20 sene önce oynanmış Ankaragücü maçı için sıkıştırıyorlar akılları sıra. Ayı Gökmen de odun kesicinin hınk deyicisi. Neymiş? Ankaragüçlü santrfor korner atıldıktan sonra ileriye doğru niçin koşuyormuş? Niye koşacak lan Adnan söyleyemedin mi? adam ofsayttan çıkıyor. Hem sen bilmiyormusun? Bari Galatasaray taraftarı doğruyu bilsin diye neden söylemezsin? o  maçta Galatasaray'ın şampiyon olması için hezimete mi ihtiyacı var dı? 1-0 yense bile şampiyon olacağı maçı sanki satın almışız gibi yıllardır manipüle edilmesine cevabın yok mu? Soramadın mı? lan Adnan o maçta Ankaragücü kadrosunda Ayı Sinan, Fikret ve Ziya Doğan'ın olduğunu, Beşiktaş'ın şampiyon olması için bu 3 futbolcunun elinden hiç bir şey gelmediğini Beşiktaş taraftarı acaba biliyormuydu?

Lan Adnan, sen çocukken Galatasaray taraftarımıydın? öyle söyledin, aynı yaşlardayız, bütün maçlara gittik hemen hemen , seni hatırlamıyoruz. Bilsek söyleriz, Haldun Üstünel bizle beraber tribünlerin kahrını çekti, kapalı demirlerine çıktı, sen çıksaydın seni de hatırlardık.O zamanlar loca da yoktu, gerçi olsa ne yazardı sen gene gidecek değildin ya.. Biz demiryolcu çocuğuysak sen de inşaat kalfası İbrahim'in çocuğuydun, hangi tribüne takıldın?, hangi maça gittin?

Şebekler soruyor, sen Denizli'ye teşvik verdin mi? diyor. Koskoca Galatasaray başkanına sen diyenlere cevap vermeye kalkıyorsun. Desene Adnan, Denizli'nin o maçı almak için paraya ihtiyacı mı vardı? Ziya Şengül de çölde kaynak suyu bulmuş, açığımızı yakalamış gibi sırıtıyor. Maç uzamış, uzaması kimin işine geliyor? Nitekim o uzatma dakikalarında Fenerbahçe beraberlik golünü bulmuş, Türkiye'ye gelmiş en büyük 3 futbolcudan biri Anelka yedek bekliyor.  Sen Galatasaray'ı savunma aczine düşüyorsun.

Nerede Adnan o 1 milyon dolar. Köy bakkalının muhasebesi mi Galatasaray defter-i kebiri, yoksa çakıl taşı mı o kadar para? senin enerji işine yatırdığın paranın 500 de biriymiş, ne kadar ufak değil mi? Çay kahve almışınız gibi hatırlamıyorsun bile Madem o kadar ufak para, bunun için mahkemeye gitmeye değer mi?. Bir tır seramik parası, koysana yerine.

Galatasaray taraftarı, UltrAslan yanımda diye kolpa yapıyorsun. Madem öyle gelsene Arena'ya. Takım senden kurtulduktan sonra yeniden dirildi seyretsene, senin eserin değil mi yoksa Arena? 300 çapulcu dediğin insanlarla yüzleşsene. Kimi kandırıyorsun? hangi Galatasaray taraftarı senin için iyi hisler besliyor?

Liselilere bin şükür olsun ki bizi senden kurtardılar. Hagi hayal kırıklığım dı dedin. Senin hayalin ne lan Adnan? Bütün Galatasaraylıların bırak hayalini, rüyasını gerçek yapmış biri için soytarıların önünde, milyonlarca izleyiciye karşı söylediğin laftan sonra hangi Galatasaraylı senin arkanda olacak?

Yayın boyunca Başbakan'a yalamalık yaptın. Ha hakkını yemeyelim, Kral'ın da kemiğini yaladın. Haksızlık ettim dedin. Galatasaraylı bir milletvekili  senin pişmanlıklarını belki dikkate alır, belki holdinginizin yollarına gül döker devam et.

Çok net belli oluyordu yüzünden. Galatasaray'ın önlenemez yükselişinden en çok sen üzüntü duyuyorsun. Galatasaray attıkça muhtemelen kan işiyorsun. Bu muhteşem sezonu imkanı olup canlı izlemeyen Galatasaraylıyı bu taraftar affeder mi? Şu ortamda maça gitmeyenin Galatasaray hakkında söyleyecek sözü olur mu?

Lan Adnan, en kritik haftada, en tetikçilerinin programında ne işin vardı? Sana ilk sen dediklerinde iki laf söyleyip çekip gitseydin, bu taraftar yine de seni sapına kadar savunurdu. Bize layık bir konuşma yapamadın, bari sussaydın da anılar güzel kalsaydı.

15 Nis 2011

Sarı Kırmızılı Şapka

2008 yılında takım son düzlüğe hocasız girmişti. Adnan Polat tek başına şampiyon yapmıştı ya, ne olacaktı canım, biz de hocaları bi bok sanıyormuşuz hesabı düğmeye bastı. Hocasız takım Türkiye'de şampiyon oluyorsa Reykart'lı takım Şampiyonlar Ligi'ni haydi haydi kazanırdı. İşi çok olmasa Reykart'ı da getirmeyecekti ya neyse. Yoksa eline mi yapışacaktı yine yapardı. O Galatasaray'ın spor dışındaki ali menfaatleri için vardı. Galatasaray demek futbol takımı demek değildi. Büyük işler peşine düştü say bakalım!

1-Riva arazisi; Ben küçüktüm Riva arazisi vardı Galatasaray'ın. O zamanlar Riva dendi mi İtalyan futbolcu Riva dan başka bir şey kimsenin aklına gelmezdi. Şimdi ben 53 yaşıma geldim hala Riva arazisi var. Bu 45 sene boyunca bu Ali Bey'in tay becerdiği arsanın Galatasaray futbol takımına ne faydası oldu acaba diye merak edip bir kaç sene önce arayıp bulmuştum. Ada pafta derken Beykoz'un Karedeniz'e bakan kıyısında dere ve yatağı olan arsaya keşfe gitmiştim. Köpek bağlasan durmaz diye yazsam yalan olur, köpek vardı duruyordu bir kulübenin önünde. Bir de benim yaşlarımda doğulu arkadaş. Hangi takımı tutuyorsun diye sordum, Trabzonspor'luyum dedi. Buna da şükür etmek lazım, Fenerliyim de diyebilirdi. Yani bu bizim arazi, daha çok nesil geçirir arkadaşlar. Bakarsın şehir 50 sene sonra oralara doğru gelişir de Ali Sami Yen Stadının 100. yılında yeniden yapılır.

2-Şirket Birleşimi; Şirket, adı üstünde, isim , olumsuz bir şebeke işi çağrıştırıyor. Dürüst insan niye şirket kursun? Nedir şirket, insanların başka insanları kazıklamak için kurduğu, ticari diye yasal bir kılıfa soktuğu dolandırıcılık örgütünden başka nedir ki? Ne faydası var Galatasaray'a, varsa bile bize ne? Takım ligte kalmak için serum bağlamış, biz milleti kazıklamak için şirketimizi birleştirmişiz. Tam haberimizin olmadığı şirketlerimizi birleştirmiş, başkanı derdest etmişiz. Bizi gidi nankörler bizi.

3- Arena Stadı; Bize devri için 2. Sevr Antlaşmasını imzalamamız gerekiyor. Al başına çal stadını hain adam. Biz Mecidiyeköy'e cephe açmaya gidiyoruz. Hele şu yıkım işi tamamlansın çökeceğiz oraya. Tel örgülerle çevireceğiz, kaleleri burçları dikeceğiz, maçları yine orada oynayacağız. 3 lüleri, Pınarbaşıları yine baba ocağından çekeceğiz, bayrakları yeniden sallayacağız Orjin Köfte'nin diyarından. O ruhu olmayan stadyumda olduğundan çok daha yüksek desibellerle gırtlaklarımızı parçalayacağız.

Kulübün sporla ilgili olmayan işleriyle uğraşan başkanımız için spor en kolay iş olmalıydı değil mi? Sarı kırmızı bir şapka aldı ve Dünya'nın en büyük hocalarından biri olan Surinamlıya teslim etti. Surinamlı sihirbaz, sihirli elleriyle şapkayı aldı 2 ay çalıştığı, tanıdığı şu isimleri ilk lig maçına çıkmak üzere şapkanın içine attı.

Leo Franco, Sabri, Gökhan, Servet, Hakan,Aydın, Ayhan, Mustafa Sarp, Arda, Keita, Baros. Şapkadan ilk 7 hafta her çektiğinde ya Arda çıktı, ya Keita, ya Baros. İşler yolundaydı şapkadan her seferinde tavşan çıkıyordu. Ne var ki olasılık yine de azdı, üstüne Baros sakatlanıp, Keita atılıp şapka dışı kalınca, yerine atılanlarla birlikte sihirbazın işi bayağı zorlaştı. 11 kişinin içinden Arda'yı çıkardığında maçı kazandı, çıkaramadığında mezarını kazdı. Sonu hüsran oldu sihirbazın, maymuna çevirip gönderdik Kıvırcığı.

Başkan'ın işleri yolundaydı, korkmayalım dı, Arena'nın inşaat çavuşuyduk, bir tuğla örülse seyrediyorduk. Riva arazisi, prim yaptıkça yapıyordu. Hedefimizin ne olduğunu bilmediğimizden daha uzun yıllar bekleyecektik. Ha sabredebilsek bi 200 sene sonra bu arazinin sahibi olan Galatasalatasaraylılardık biz, Selahattin Beyazıt'ın 50 sene sonrayı düşünüp aldığı arsayı şimdi satmaya çalışıyorduk. Dayanabilirsek, Dünya'nın en zengin kulübü olacağız oysa. Tabi 200 sene sonra Galatasaray,Alibeyköy Adalet olmamışsa. Birleştirdiğimiz Şirketimizi sormayın, para basıyor. Ve hokkabaz Hagi Hoca Tarom Havayollarıyla 3. defa Florya'ya iniyordu.


Üstüne üstlük Hagi'nin şapkasında Arda yok, Baros yoktu. Olmayan tavşanları da yakalatacak futbol melekleri de yanında olmayınca ne zaman şapkaya daldırsa elini, Mustafa Sarp'a, Ayhan'a, Servet'e denk geliyordu. 2000 yılında 10000 lerce Galatasaraylının gözyaşlarıyla yolcu ettiği El Commandante, boş şapkadan tavşan çıkaramadığı için 2011 yılında kıçına teneke bağlanarak kovuluyordu.

Sihirbazla, hokkabazla işin olmayacağına karar veren kumpanyanın büyük sahibi, bu kez temsilin sonlarına doğru sarı kırmızılı şapkayı bir palyaçoya emanet etti. Başımızdan eksik olasıca Bülent Hoca. Soytarılığın başladığı kadro ile senin son maça çıkan kadro arasındaki şaşılası benzerliğe şaşırma. koy şapkaya çuvallardan birini, Servet, Sabri, Gökhan, Balta(sakat olmasa garanti) Sarp, Ayhan, Arda, Baros(cezalı olmasa) u ilave et, ve şansını dene. Çıkarabileceğin tek tavşan Arda. 11 de 1 şansın var. Adı üstünde palyaço, görevi güldürmek. 2 haftadır gülmekten çenemiz felç geçirecek.

Jose Copperfield'i, Mirca Angel'i, Aref Terim'i getirseniz nafile. Ey gaflet, dalalet, hıyanet içindeki Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en kötü başkanı Kalfa İbrahim'in oğlu. Şapkanın içindekileri değiştir içindekileri. Sihirbazların hüneri yok, göz yanılması her şey. Şapkanın içinde tavşan olduktan sonra kim olsa kulaklarından tutar çıkarır zaten. Gölge etme, elimizdeki tek tavşan'ı da gider ayak satma.

Hisseli Harikalar Kumpanyası burası, hissederları Dünya'nın dört bir yanına dağılmış büyük Galatasaray taraftarı. Çekil başımızdan, bizi doğal halimize bırak. Küllerimizden doğarız, geçeriz halayların başına yeniden mendil sallarız.

4 Nis 2011

Birine Hüzünlü Elveda, Birine Nefretle Güle Güle

Galatasaray şampiyonluk yarışında Fenerbahçe’den 30 puan geriye düştü. Taraftar ağlıyor, şanssızlığına yanıyor takımının. Bir önceki hafta Arena'da kaybedilen maçtan sonra kaybedilen efsanesine üzülüyor, tarihte ilk defa genel kurulun aldığı kararla teselli buluyor, kafalar karışıyor, maçtan, futboldan soğuyor. Ve bitime 7 hafta kala işte bu sonuç ortaya çıkıyor.

Bu işe bakanlar, bu işten ekmek yiyenler ne yaptılar bu durum karşısında diye birkaç gün bekledim. Bakalım beni şaşırtacak biri çıkacak mı diye. Yok, arkadaş bu milletin mozaik olduğunu söyleyenlere bir ana avrat küfür ettikten, bu milletin mermer olduğuna bir kez daha iman ettikten sonra durumdan vazife çıkartarak hiç kimsenin önemli bulmadığı olayı daha bir derin!den deşmeye çabalayacağım.

Galatasaray’a gönül vermiş milyonlarca insan acaba gerçekten bu durumu hak etmiş mi. Bu yarışta olması gereken puan farkı bumu. Bu kadar insanın ağlaması önemli değilmi. Normal mi olunmalı, eve gitmeli, piknik yapmalı, üniversite imtahinına hazırlanmalı, yoğun bakımda yatmalı, sıçmalı, televizyon seyretmeli miyiz?

Hiçbir şey olmadı mı lan senin için, büyük Galatasaray'ın küçük Başkanı ? Suratında en ufak bir mimik yok. Anamızın kim olduğunu bellediler, belleyenlere teşekkür ediyor. Hiçbir şeye şaşırmıyor üzülmüyor sevinmiyor. Bu adam nasıl zengin olmuş. Türkiye’nin en zenginlerinden. En büyük makamlardan birinin başında. Niçin, niye buradalar bu akil adamlar, ne çıkarları var? 

Ey gök tanrı varsan ne olur aklıma mukayyet ol. Beni, bunlarla aynı milletten, aynı dinden, aynı takımın taraftarı olmaktan kurtar.

Şimdi bu oynanan sporsa, ligse, yarışmaysa, sağlıklı yaşam için yapılan beden eğitimiyse ve en önemlisi bizim için kuruluş bildirgemizde yazılan başka ülkelerin takımlarını yenmekse. Buysa amaç, özelde Galatasaray’ın genelde tüm takımların başındakiler, oyuncular, taraftarlar bu işin federasyonu, hakemi, top toplayıcısı, hocası, basını, televizyoncusu, limon taşıyıcısı hiç biri ama istisna yok hiç biri bu işi bilmiyor.

Hayatında Cim Bom Bom'um benim diye tezahürat yapmamış, deplasmanlara trenlerle gitmemiş, maç dayağı, köftesi, sucuk ekmeğini yememiş biri ne anlar futboldan.

Sen hiç 24 saat önceden stada girdin mi, takım son dakikada gol yediğinde ağladın mı, hayatını bağladığın bir maçta (kadıköyde 2–1 yenildiğimiz maç)yenildiğinde hastaneye kalktın mı? Başkan ya da yönetici değilken takımın peşinden kutuplara gittin mi. Sen Allah bilir UEFA kupası finalinde de yoktun.

İşi bilsen iki sezonda 30 tane ne olduğu belli olmayan hatta olan kazmalara koskoca Galatasaray’ın formasını giydirip ceplerine de para koyar mıydın? Kendi işletmelerine alsana iki senede 30 tane sözleşmeli müdür bir boka yaramadıklarını anlayınca da atarken versene eşek yükü tazminat.
Ben taa 40 sene önce oynayan Nihat'ı, Aydın'ı, Tarık'ı, Muzafferi hatırlıyorum 3 ay önce oynayan Ali Turan'ı yolda görsem tanımam. Taraftar kafasını taşlara vururken, futbolcular kampta dövünüp uyuyamazken sen de federasyona hakemlere teşekkür ederken hiç hesap etmedin demi Fener'i yenemeyeceğini. Hesap etsen 750 liraya yapmazsın maça geliş bedelini. 

Gelirler ya gelmezlerse de gelmesinler. Futbol takımıyız biz, market değil. Takım elbiseni giymişin maça yarım dakika kala koltuğuna oturuyorsun. Ne zevk alıyorsun maçtan.
Niçin geliyorsun. Tezahürat yapmazsın, gole sevinmezsin, mağlubiyete üzülmezsin, boynunda bir tane lisanslı ürün atkı yok kafanda şapka yok. Merak ediyorum sen para verip forma aldın mı hiç. Maça parayla girdin mi. Adam kapalının ortasındaki 50 tane çapulcuyu Galatasaray taraftarı sanıyor onlar ne derse onu yapıyor. Onlara bedava bilet veriyor.
Kim belletmişse böyle bu işin raconu diye belletmişler. Saymakla bitmez bilmediği şeyleri yazmak. Şimdi ben başkan olsam diyorum ve Galatasaray başkanını yazıyorum.

Mümkünse maçlara formayla gelirim yok eğer kahrolası talimatlar varsa da takım elbise zorunluysa boynuma bir atkı elime bayrak alırım. Puromu Galatasaray markalı çakmakla yakarım. En az iki yöneticiyi taraftarın içine formalı olarak gönderirim.
Onlarda en az benim kadar bağıracaklar. Yok, bağırmıyorlarsa bağıranlardan yönetici yaparsın olur biter. Her maç maçın tansiyonuna göre tribün görselliği yaptırırım. Maça gelmeyi özendirici promosyonlar (özendirme)yaparım. 5 kere gelene 1 kere bedava misal. Her koltuğa bir bayrak bir bere bir forma koy.
Korkma en ucuzundan, tek maçlık hatta tek anlık. Takım sahaya çıkana kadar dayansın yeter.  Hakemi, gözlemciyi, federasyoncuyu ürküteceksin. Teşekkür etme bırak işini yapsın. Galatasaray maçlarına daha bir dikkat etsinler. Kimseden sadaka istemiyoruz. Ama korksunlar kardeşim bizden. Kadroyu hocanın istediği gibi şişirmem. Fazla futbolcu iyi değil. Her maç oynayabilecek 18 kişi olsun yeter. Yabancı futbolcuları alırken imtihandan geçir bakalım.
Önüne gelen milletten adam al, her adama tercüman ver o tercümanlar cirit atsın soyunma odasında en gizli bilgileri basına arkadaşına satsın. Maç taktiğini satar lan o kadar adam.

Tek milletten al alacaksan ya da kimseyi alma. Misal Hagi Türkçe biliyor bırak onun anladığı dilden anlayanları al fazla adam sokma içine sonra kontrol edemezsin. Maçlara önce sen gel en son sen çık. Taraftarı selamla onlara umut ver ışık ver. Şu lanet ses sistemini çıkar devreden.
Ya da başındaki aptalı işten at. Takım sahaya çıkıyor seyirci coşmuş pis bir marş çalar durur akortsuz.  Ne yapacaksan anket yap taraftarla paylaş. Taraftar dediysek çapulcuyla değil Türkiye geneliyle hatta dünyadaki tüm Galatasaraylıların fikrini al. Bunlar çok kolay internetten yapabilirsin bunları.

UEFA kupasını almışım SUPER kupayı almışım. Her yerde rakiplerin gözünün içine soksana. Adam 6–0 ı marka yapmış. Sende kupaları yap. Dost gururla düşmen sinirle seyretsin. Formaların bir koluna bir kupayı diğer koluna diğer kupayı koy.
Bütün ürünlerde olsun o marka. Sanki her sene alıyorsun da önemsizmiş gibi. Ha çok iyi biliyorum ama param yok. Benden önceki başkan kötü transferler yapıp kasayı boşaltmış ben ne bok yiyeyim.
Bak şimdi ne yapalım. Bir kere maça gelen insanların üstüne yıkılmakla bilet fiyatlarını şişirmekle para kazanılmaz. Hatta maç biletini iyice ucuzlatacaksın. Onların işi futbolcu gibi sıcak maç atmosferinde takımı motive etmek rakibi yıldırmak netice almaktır.
Üstüne para vermen lazımken onlardan para alıyorsun. Geç, milyonlarca taraftar yatsın maça gelen 20 bin kişiyi düdükle, olmaz böyle şey. Maça gelmeyi iyice özendireceksin ki en iyi 40-50 bin kişi maça gelsin. Her maç stat dolu olacak. Yaz yaz bitmez okuyanlar sıkılır. Bunun için şu önerilebilir ki şu anki başkan ne yapıyorsa onun tam tersini yapacaksın.

Bunu düşünürsen bu yazıyı okumaktan da kurtulursun. Ha bizim bilmediğimiz ticarethane işini yapıyordur belki adam. Belki para kazanıyorlardır, belkisi fazla borç ödüyorlarmış. Yani süper kupayı UEFA kupasını borç almışlardı ya onu geri verecekler.
Tüylerimizi diken diken eden o büyük maceralara ne olacak. Onları da geri al bakalım alabiliyorsan belki o zaman şanlı takımın borcu kalmaz sende tarihe para kazanmış kupa kaybetmiş başkan olarak geçersin. Ya devlet başa ya da kuzgun leşe.

Tribünlerde desibel desibel götünü yırtmış büyük taraftar seç bakalım hangisi. Ya zengin bir takımın olacak ya da Avrupa Şampiyonu. İkisi birden yok. Ne kadar ekmek o kadar köfte.
Şimdi soruyu sorma vakti geldi taraftara. Bu başkanı seven var mı yok mu? İşte budur. Öyle bir makamda bulunacaksın ki seni kimse sevmeyecek. Usame bin Ladini bile seven var be. İşin içine sevgiyi sokamazsan gerisi boştur. Peki dedik ya baştan bütün bunlar bir spor mu? Bu yapılanlar yapılamayanlar bir yarışmamı sahiden.

Bu maskaralığın adı spor değildir ve bizim ülkemizde daha uzun yıllar asla olmayacaktır. Futbolun getirisinin mafya tarafından uluslar arası şebekeler tarafından keşfedilmesinden sonra bu işe spor diyenlerde bu işi bilmeyenlerdendir.
Hele enternasyonal şebekeler için bizim lig arayıp bulamayacağın ligdir dünyada. Çünkü 3,5 takım vardır. Hatta Beşikataşı bile saymayabilirsin. Galatasaray’la Feneri kapıştırmaya bile gerek yok. Onlar para pul almadan 100 yıldır kapışıyorlar. Senin bu ateşi harlandırmak için bir şey yapmana gerek yok. Başka takımlar figüran rolünde.

Bu oyun değil pazardır. Spor değil organize çete işidir. Sıradan taraftarın yapması gereken fazla kafa yormadan sevdiği takımın maçına gitmek, formasını şapkasını satın almak, galip gelindiğinde sevinmek, mağlup olunduğunda spordur deyip üzülmemek, şampiyonluk sırasının kendi takımın gelmesini beklemektir.

Peki, bir ton idareci var. Onlar niye var. Hiiç, Ali Sami Baba kulübü kurarken bir tüzük yazmış. Ne bilsin seneler sonra bu işin gül baba mahallesini aşıp Sibirya bozkırlarına Ümit burnuna kadar gideceğini. Demiş ki 10 15 kişi lazım. Biri gider forma alır, biri ayakkabı, biri yazı yazar, biri maç organize eder. Herkesin bir işi varmış o zamanlar.
Şimdi sayın başkanım demektir tek işleri. Ben diyorum ki yazı yazmaya bile değmeyen bir şebekedir yönetim kurulu dediğiniz kravatlı monşerler. İdareci olmasalar maçlara bile gelmezler. Gelmesinler zaten.

Geldik teknik kadroya. Onlar biliyorlar mı bu işi peki. Dün giden Galatasaray hocasından başlasak mı? Önce şunu net yazmam gerekir ki hem oynarken hem hocayken Hagi benim için futbol konuşuldukça kalbimi yerinden söktürecek, futbol bir sevgiyse hepsini ona verebileceğim ve son nefesine kadar takımın başında görmek isteyeceğim efsanedir. Hagiye futbolu bilmiyor demekle Alberto Ainstaine fizik bilmiyor demek arasında fark yoktur. İş futbol olsa Hagi için kolaydı hoca olarak ta heykelini diktirmek. Nitekim işi futbolken diktirmişti.

Ama oyun futbol değil ki zavallı ne bilsin. Az buçuk vatandaşı Lucescu olmadığını dillendirir olmuştu da dayak yemiş kovulmuştu. Tek bir şeyi kendisine sormak isterdim. Ama sormayacağım biliyorum ki benden iyi bilir. O zaman ikinci şık geçerli. İstemiyorlar.
Galip gelmesini istemidiler onun. Yoksa hayatını duran toplara vurarak kazanmış. Bir maçta en kötü takımın bile 5–10 duran top kullandığı bir oyunda Haginin serbest vuruşta, kornerde, penaltıda topun başına gönderecek bir adamı olmaz mıydı? Bir atış politikası yok muydu? Vardı. O da aman ha atmayalım üzerineydi.

Hagi salakmı ki kaleye 20 metre mesafeden kullanılacak topa her seferinde başkasını göndersin. O sandı ki kurgumu yaparım, takımı hazırlarım, futbolcular salak değil ya salak mı yoksa dediklerimi yaparlar ben bu maçı alırım. Bok alırsın Hagi bok alırsın. Burası bizim ülkemiz aslanı kediye  böyle boğdururlar işte. Nankörler diyarıdır burası attığın, attırdığın golleri biz unuttuk. Sen de bizi unut.

Güle güle Adnan Polat, Elveda Hagi, 

9 Mar 2011

Ne Yapmalı?

Koskoca Galatasaray başkanından, koskoca Hagi'den umudunu kesmiş bir kaç kişiden birinin, bana son Gaziantep maçından itin götünde çıkarken sordukları soru. Yazdıklarımı okuyan, yazdığım zamanda bana küfür eden, hiç bir şeyi beğenmediğimi söyleyen, sapına kadar Galatasaraylı olan ve tarihin beni haklı çıkardığında da gelip büyüksün abi diyenlerden söz ediyorum. Ön görülerimizin isabetine mi sevinelim, yaşam biçimimiz, en büyük maceralarını seyretme bahtiyarlığına eriştiğimiz, futbol denince hayatta tek sevdiğimiz Hagi'nin ağzımıza sıçtığına mı üzülelim.

Aslında şu son hafta dikkatle incelendiğinde bile hemen herkesin ne yapmalı? sorusuna net bir cevap verebilmesi lazım. Beşiktaş Başkanı, Trabzon'un verilmeyen penaltısına, Rüştü'nün kırmızı kart almamasına, Fenerbahçe'nin 3 top direkten, 2 top Volkan'dan döndüğü, 5 metre ofsaytın gol verildiği, olmayan penaltıyla kazandığı maçtan sonra isyan bayrağını açtı. Ve bizim maçta 2 tane net penaltı verilmemişken, Galatasaray cephesinde, siperlere çekilen bir yönetim.

Yıllardır maç seyrederim, hakemlerle hiç bir zaman işim olmamıştır. Hatta son gittiğim maçta hakemin Cüneyt Çakır olduğunu inanın 35. dakikada anladım. Ben şunu bilir şunu söylerim, bu ülkenin majör takımı Fenerbahçe'dir. Bu kadar yoğun manüpilasyona karşın çocukların, daha doğrusu onların babalarının nasıl Galatasaraylı oldukları inanılır gibi değildir.  Bu yüzden belki hakem ben olsam, ben de Fanerbahçe'ye meyilli çalacağım düdükleri. Büyüksen hakemi de yeneceksin. Bu Fenerbahçe soytarılığına seyirci kalanlar, bizim baş çelişkilerimizdir. Bunlar başımızdan gitmeden, Dünyanın en büyük 5 hocası birden bizde olsa sonuç değişmeyecektir.

Ne yapmalı? Milyonlarca Galatasaraylının cevabını beklediği can alıcı soru. Lisede en sevdiğim dersti, ispat geometrisi. Teorem, analiz, sentez.... metotlardan biri olmayana ergi metoduydu. Benim hayatın her alanında kullandığım şaşmaz metot. Şimdi teoremi ortaya atıyorum. Bütün bu gelinen nokta, tam da Adnan Polat'ın beklediği, istediği öngördüğü noktadır. Ancak böyle iğrenç sezonlar geçirdiğinde para alış verişi doruğa çıkar. Aldığı, gönderdiği bütün futbolculardan, hocalardan komisyon almıştır. Almamıştır diyenlerinizi duyuyorum, öyleyse teoremi geliştiriyorum. Bütün bu alınan, gönderilen hocalar ve futbolcular, Galatasaray'ın ali menfaatleri düşünülerek, isabet kaydedilerek yapılmıştır. Yaptığımız bütün icraatlar doğrudur. O zaman benim için daha vahim bir sonuç ortaya çıkıyor. Adnan Polat'ın bu işi bilmediği, bilmediği halde kulübün onca parasını sokağa attığı, takımı kepaze ettiğini kabul etmesi gerekiyor ki bunun adı ihanet oluyor ve de ihanetin cezası, ihanetin boyutuna bağlı olarak kesilecektir.

Bir Lindroth'a harcanan parayla hastane açılırdı. Bayern Münih doktoru Volfart vardır. Ben çocukken de vardı, şimdi de var. Tek bir futbolcu alma, bu işte Dünyanın en büyük Volfart'ını al getir. Dört bir kıtadan gelen sakat futbolculara bakarak kendi parasını fazlasıyla çıkartır. Galatasararay'ın başına gelen şeyin çoğu sakatlıklardan geldi. Düşünün 2000 yılında, Taffarel'in, Hagi'nin, Hakan Şükür'ün sakatlandığını. Takımın yarısı sakat ve iyileşemiyor. İlk yapılacak iş, budur.

Takımın kadrosunda en fazla 5 tane yabancı futbolcu buklundurulacaktır. Şimdi 6 sı sahada, 2 si kulübede, 2 si diskotekte hatta en az 2 si hastanede, 10 yabancı bulunduruyorsun. Bütün yabancılar bir birinin düşmanı. Sen İnsua'nın yerinde olsan, Galatasaray'ın kazanmasını, Hakan Balta'nın iyi oynamasını istermisin. Koşuların, asistlerin, sayıldığı, ona göre fiatın belirlendiği ortamda sana puan kazandıracak pozisyonları, düşmanın rakibinle paylaşırmısın. Düşünün Mehmet Topal'ı bugün Valencia'da oynatan şey, kendisi hakkında tutulan mizandır. Biz ileriye doğru niye pas vermiyor diye küfür ederken o maçta en çok koşan adam olarak hissesine tavan yaptırmış. Aynı yollardan Mustafa Sarp'da gidiyordu ben olmasam.

Takımın iskeletini, Türk futbolcular, hatta uzun yıllar bir bir birleriyle oynayan, alt yapıdan gelmiş futbolcular oluşturacak. Yazık bizim öğrettiğimiz yoldan gidenler varken, biz doğru yoldan sapmışız. Alt yapıdan bir Servet, bir Serkan çıkaramamışız, çıkardıklarımızı da harcamışız . Çıkmıyorsa da kapatacaksın kardeşim alt yapı birimini. Bu yüzden eldeki somut verilerden yorumlarsam, Sabri, Mehmet Güven, Uğur Uçar, Ferhat Öztorun, Serdar Eylik, Oğuz Sabankay, Arda Turan, Yekta Kurtuluş gibi Galatasaraylı bir omurga kurulacaktır.

Kadro yapılanmasında, topu oyuna elle sokabilecek, kaleci değilde topu elleme oynama hakkı olan bir futbolcu geçireceksin kaleye. Gerektiğinde gol atmak için karşı kaleye gidebilecek bir kaleci oyuncu. Aklımda biri var, 10 tane futbolcu alacağına onu al. Akınfeev'i getir, geçir kaleye. Taffarel'den bahsediyorum. İki stoperden biri, teknik olacak, diğeri istediği kadar kazma olabilir. Gözünü budaktan sakınmayan, topa götünü dönmeyen bir kazma. Yani, Popescu'yla Bülent Korkmaz geldi aklıma. Sağ bek, sol bek pek önemli değil. her iki tarafa 2 şer has Galatasaray'lı yerleştirsen tamam. Capone, Fatih Akyel- Ergün Penbe, Hakan Ünsal.

Bir oyun kurucun, serbest vuruş, penaltı kullanan, ben yenilmem diyen, yenildiğinde ağlayan bir Hagi'n olacak. Vardı kazma Bülent kovdu, Lincoln'ün, Elano'n olacak. Ona top taşıyacak Okan, Suat, Emre, Ümit bulunacak kadronda. Baros'un sahtekar olmayanı, sarı kart almayanı, topu ellemeyeni, ofsayta düşmeyeni, sakatlanmayanını bulacaksın.

Yani demem o ki çocuklar. Bütün ligler dahil, bütün takımların 2000 senesi kadrosunu bir kağıda yazıp torbaya atsak, rastgele çeksek, biz istisna bütün takımların şimdiki kadrosu mutlaka daha kuvvetli çıkacaktır. İnanmayan alt liglerden deney yapabilir, git sıradan bir takıma bak şimdiki takımda mutlaka tanıdık birine rastlarsın. Ama bizim şu para olarak belki 10 misli değere sahip takımdan 2000 senesi takımında kimi oynatırsın. Ben hakan Şükür yerine Baros'u bile oynatmam misal. O kadar zorlarsam, belki Arif'in yerine Arda'yı koyabilirim sadece.

Gelelim zurnanın zart dediği deliğe. Hani şu kale arkasında konuşlandırılan, her kes gider biz kalırız diye bağıran taraftar dediğimiz  sürüye. Halbuki  ilk gitmesi gereken onlardır. Galatasaray serbest vuruş kullanıyor, onlar bağırıyor''elimde sigara , deplasman yolunda, seeeen var ya seeen'' Sorsan maç kaç kaç diye bilmez en az yarısı. Maçı da seyretmezler zaten. Gelen ağam giden paşamcılar. Galatasaray'a en çok zarar verenler, Fatih Terim'i, getiren, kovan, Lincoln'e küfür eden, Arda'yı bitiren, asıl dolandırıcı Kewell kolpasını yiyen, benim uzun yıllar aralarında bulunduğum, çoğunu tanıdığım sürü. Tribün kültürü değişmeden, o kale arkasında bulunanların başındaki çete dağıtılmadan, beleş bilet olayı kalkmadan, ne kadar iyi takım kurarsan kur, diken üstündesin demektir. Çanağı dolduranın vereceği bir talimatla, Morinho olsan palavradır. Bir olayı anlatmanın zamanı geldi. Hagi'nin 2. senesinde, Kocaeli'ndeki kupa maçının 60. dakikasında Petre'ye küfür edilecek haberi geldi maçtan önce. Petre'nin oynatılacağını bilen, hatta en iyi topunu oynadığı halde 60. dakikada Petre dışarı diye tezahürat yapan satılmıuşları hatırlayanınız vardır.

Toparlarsak, suçluyu biliyoruz hepimiz. Gerisi teferruattır. Bizim sıradan bir taraftar olarak bildiğimiz şeyleri bu kodamanların bilmemesi imkansızdır. Bizim tuttuğumuz, iyiliğini istediğimiz takımla, bunların yönettiği,  yönetmek uğruna yedi ceddine küfür yediği takım aynı takım değildir. 2000 tane kongre üyesi dedikleri, eski sporcu,  prostatlı lise mezunu, yeni zengin'in sahibi olduğu söylenen takım bizim değildir. Onlar öyle sanmaktadır, öyle olsun istemektedir. Ama kazın ayağı bildikleri gibi değildir. Galatasaray, milyonlarca Galatasaray taraftarınındır. Seçilmek, başa geçmek, geçtikten sonra istediklerini yapma hakkı elbet onlarındır. Ama gelenlerin dönüş bileti taraftarındır. Galatasaray Başkanı bile taraftar istemediği sürece başkanlık yapamaz. Nitekim şimdi yapamadığı gibi.

Ne yapmalı? Ne yapmalı yı bir kere daha dikkatle okumalı. Kulübü Adnan Polat haininden kurtarmalıdır.

19 Oca 2011

Kapıcı İbrahim'in Oğlu ile Demiryolcu Nuri'nin Oğlu

Adnan Polat'ın, koluna girerek zorlukla sete çıkardığı Selahaddin Beyazıt, Ali Sami Yen'in selasını verirken, biz  çocukluk günlerimize dönmüştük bile.

Selahaddin Beyazıt Galatasaray Başkanıydı, mahalleler Fenerbahçe'li çocuklarla doluydu, Galatasaray her sene Şampiyon oluyordu, Deniz Gezmiş en uzun koşunun ilk 100 metresindeydi ve ben, demiryolcu çocuğu gariban, hayatımın ilk kavşağından İnönü Stadına sapıp, yeni açık tribünlerinde, kapalıya yakın tarafta sarı kırmızılı bayrakları sallamaya, Amigo Orhan'ın ''bir baba hindi'' siyle çöküp kalkmaya, re re re diye kükremeye başlamıştım.

O tarihlerde, benden 5 yaş büyük, Aşkale'li Kapıcı İbrahim'in oğluyla yollarımız kesişmemişti. O zamanın fakir Türkiye'sinde bir kapıcı, milyonlarca kapıcının servetini tek başına edindiğinden olsa gerek, oğluna tribünlerden bir aşinalığımız yoktu. Stadlarda şimdiki gibi sınıf farkı olmadığından, eğer bizim gibi bir Galatasaraylı olsaydı mutlaka tanırdık. Kader ağlarını örüyordu işte ne de olsa kendi mecrasında.

Bizim kendimizi Galatasaraylı sandığımız yılları geçirirken, yeri geldi babamızın kolundaki serumun musluğunu açtık, maça yetiştik. Gazete kağıtlarından, kese kağıdı yapıp sattık maç parası için. Üşüdük, hasta olduk, bademciklerimiz şişti, annemizi ağlattık. Babamızdan kaçak maçlara gittik. Biz büyüdükçe, sevdamız da büyüyordu, her şeyi terk edip bir tek onu terketmediğimiz sevdamız, Galatasarayımız.

O yıllarda, henüz yollarımızın kesişmediği bir diğer Galatasaraylının ne yaptığı bizi pek ilgilendirmiyordu. Tribün kardeşliği içerisinde biz maçı yönetici, futbolcu, taraftar hep birlikte yaşardık. Oynardık demiyorum, maçı yaşardık biz, tabela umurumuzda değildi, keşke her gün maç olsa, keşke her maç Galatasaray yenilseydi de biz daha çok birlikte olabilseydik.

Aynı tarihlerde ülkede de bir şeyler oluyordu sanki. Gençliğin bir kısmı İnönü Stadı yollarına düşerken, ülke gençliğinin tamamı başka sevdalar peşindeydi. Her biri  özelde ülkesinin, genelde Dünyanın daha bir güzel olması için kavgalar veriyordu. Elbette o kavgaya da tarafsız kalamadık, taraftık, taraftardık ve bizim bir sevdamız daha oldu. Biz de karıştık o haklı ve büyük kavgaya. Ne var ki bazen aynı anda iki sevdamızın iki ayrı alanda  kavgası çıkıyordu. Mitingten kaçıp, maça gittik, seminere gidiyoruz diye deplasman trenine bindik, Ülkenin geleceğini riske atıp, tercihimizi Galatasaraydan yana kullandık, Galatasaraylıydık.

Her tülü sevdadan vazgeçebilirdik, her şeye katlanabilirdik, ama Galatasaraysızlığa dayanamazdık. Anlatmaya kalksam en az 100  sayfa yazarım, konu  bu değil, 3 gün öncesine kadar Galatasaraylıydık işte.

3 gün önce Kapıcı İbrahim'in, Aşkale doğumlu oğlu bizi attı Galatasaraylılıktan. Biz Başbakanı kovalarken o da bizi kovaladı Arena'dan. Uyandırdı 42 senedir gördüğümüz tatlı rüyadan. Konu bu da değil, katlanırız. O Galatasaraylı biz değiliz, maça da gitmeyiz bundan sonra, isim lazımsa kurban için kendi ismimizi de en öne yazarız. Ama ne koyuyor biliyor musunuz çocuklar?

Keşke biz sevdalardan sevda beğenirken, Galatasaray'ın başında Selahattin Beyazıt yerine, Kapıcı İbrahim'in oğlu olsaydı da bizi stada sokmasaydı. Keşke biz o zamanlar diğer sevdamızın peşinde daha bir takılabilseydik. İnanın çocuklar  belki bir çoğumuz daha telef olup giderdik, ama  yemin ederim ki, kalanlarımız size, 3 gün önce, yuhlayacağınız bir Başbakan ve nefret edeceğiniz bir Galatasaray Başkanı göstermezdi.

Biri hariç bütün kapıcılara ve kapıcı çocuklarına sevgilerimle,

18 Oca 2011

Eski Tüfek Derki; Much Ado About Nothing "Hiç Uğruna Çok Gürültü!"





Shakespeare’in eseri olan bu komedyayı duydunuz mu bilemiyorum ama basit gibi algılanabilecek konusu biraz yakından izlendiğinde, insanlığın 1600’den bu yana ne yol aldığını ya da alamadığını anlamamıza yardımcı olacaktır sanırım. Eserde beceriksiz, yetersiz, akılsız insanın trajedi ve komediyi nasıl bu nedenlerle iç içe yaşadığını anlatıyor üstat. Sevgi ve insani değerlere yakın duruyormuş gibi gözükürken nasıl oluyor da bundan uzakta kalınabiliyor, basitçe görebilmek mümkün bu eserde. Kendini kandırmanın nasıl bir erdem görüntüsünün altına saklanabildiğini, insanca bir şeyi yapmaktan kaçmak konusunda kendini nasıl kandırıp kaçış senaryoları üretebildiğini bu eserde de, kendi gündelik hayatımızda da görmek son derece kolaylaşıyor.

Mesele bir kişinin kendine gösterilen tepkiye gösterdiği tepki değildir. Bunun hiçbir önemi yoktur. Sonuçta bireydir, bir tepki koymak istemiş ve koymuştur. Hiç önemsemiyorum. Herkes bulunduğu durumu, kendi sübjektif süzgecinden geçirir, içtimai mevkisine göre bir karar alır ve uygular. Bunun önemi yoktur. Özgürdür de hepimizden üstelik. İstediğini azarlar, över, taltif eder, tekdir eder, azleder. Uyarsa rahatça uymazsa uyarına getirip yapar. Bu sadece bir kişinin özel tepkisi olmamıştır tarih boyunca. Kendi içtimai durumunu özel bulan herkes, her zaman aynı türden tepkiler koymuştur hep.

Asıl mesele toplumsal tepkilerin ne olduğudur. Tepki sosyolojik veriler içerir.
Yıllarca önce, Erbakan Hoca 300–500 kişilik kalabalıklara hitap ederken İzmir’de geçen bir olayı aktarayım dedim. Hoca gene esprili, nüktedan tarzı ile tıraş yapıyordu. Milli görüş, Ağır sanayi falan deyi. O sırada Ege Üniversitesinden bir grup “Başbakan Erbakan” sloganları ile meydana girdi. Hoca iki elini kafasının üzerinde birleştirip selamlayınca, aynı grup, “şaka yaptık” diye tezahürata başladı. Anlayacağınız, Erbakan Hoca o zaman pek ciddiye alınmazdı. Günümüzde ise, ülke sorunları ile ilgili en çarpıcı tespitler bu kadar siyasi içinden yalnızca Necmettin Hocadan geliyor son yirmi yıldır. Yanlış anlamayın Hoca değişmedi, hep aynı Hoca. Değişen ve gerileyen, onu toplumun en ciddi yorumcusu durumuna getiren İnsanların geldiği ya da gerilediği durumdur.

Adam kulübün başkanı, ne diyor? Bunları içeri almayacağız. Peki ne yapmış içeri almayacakları? Tepki koymuş. Tepki koydukları insan ne yapmış? Gitmiş? Yasal bir hakkı mı çiğnenmiş? Hayır. Yahut öyle olduğunu düşünüyorsa kendi kişisel yolları var. Sana ne bundan?

Benim memleketimde örgütsel disiplin olması gereken yapılanmalarda (parti, dernek, şirket) aranmayan gerekli disiplini, bay başkan bir spor kulübünün taraftarları arasında sağlamaya çalışacak. Bu mümkün mü? Bu memlekette sanıyorum herkesin kendi Cumhuriyeti var artık. Meslektaşının “Fenerbahçe Cumhuriyeti” kendinin de “Galatasaray Cumhuriyeti” Vay be!...

Kimsiniz siz bayım? Yetki ve sorumluluklarınız arasında kimin sahici, kimin sahte olduğunu belirlemek var mı? Ya da bu yetenek?

Kimsiniz siz bayım? Hangi ahlaki normlarınızla örnek teşkil ediyorsunuz? Fenomen yapan ne sizi? Yahut otorite?

Yahut bir başbakana bu yapılmaz diyenler? Bunu yalnızca bir insanlık dışılık varsa söyleme hakkınız var. Yani başka bir insana yapıldığında karşı çıkılası bir şeyse bunu söyleyebilirsiniz bu denli basit bir tepkiyi. Neden itilen kakılan, hak arama mücadelesinde kış günü üzerine soğuk sularla tazyik yapılan insanlar söz konusu iken sus-pussunuz?

Yav başkan biz tanırız birbirimizi. Ne gerek bu tavırlara?

İnsan eninde, sonunda 'yüzdür'. Dostlarımız, arkadaşlarımız, bakkalımız, kasabımız hep yüzleri ile aklımızdadır. Peki öyledir de, pek çoğumuzun uzak ya da yakın çevremizde bildiğimiz, tanıdığımız insanlar var ki bunları tek bir yüzle tanımlamak mümkün olmuyor. Yanlış ise dostlarımız düzeltir, sanırım "ipokrizi" deniyor, bizde tiyatro yapmak ya da oynamak anlamına da geliyor. İnsanlıktan çıkıştır.

Kör gözüne parmağım şeklinde, gözüne, kulağına, burnuna, beynine sokulan kötülüğe lütfen bir "Ay bu da olur mu? Bu ne vahşet?!" kerhen tepkisini (!) gösteren, ama böyle bir zorlama söz konusu değilken neme lazımcı ya da, duyarsız davranan insanlarımız var her yerde! Bu ne ikiyüzlülüktür? Bu ne riyakarlık?!

Gerisi "Hiç Uğruna Kuru Gürültü!"…

16 Oca 2011

Öz Galatasaraylı

Benden başlayın fişlemeye, ilk beni deşifre edin. Polis kameramanlarını zahmete sokmayın, Doğu tribünü  415- 3- 179 numara da kombineli, 42 senedir, Galatasaraylı olmadığı halde 1000 den fazla maçını izlemiş bendenizi almayın ilk önce, bundan sonra ki maça. Sen Galatasaraylısın, ben değilim, Avrupa Şampiyonu aldığın takımı 5. sınıf takım haline getirdin, Sen Galatasaraylısın, ben değilim, Galatasaraylı olmadığım halde Parken'de tepindim, Barnebau'da zıpladım, Vestfaalen'de kale arkasındaydım, geceleri Ali Sami Yen'de üşüdüm  bazen, bazen deplasman trenlerinde aç susuz yolculuk yaptım, ben Galatasaraylı değilim. 100 den fazla forma satın aldım, ana karnındaki çocuğumu neredeyse Ali Sami Yende büyüttüm, şimdi Seyrantepe'ye saldım, Galatasaraylı olmadığım halde yaptım bunları. Senin kankan Adnan, Galatasaray'ı yensin diye Fenerbahçe'den aldığı paraları İstanbulsporlu futbolculara dağıttı, büyük Galatasaraylıdır ya ölçersin Galatasaray metreyle, ben değilim.

Sen Galatasaraylısın Başkan, son elendiğimiz takımın ismini hatırlayan yok Avrupa Kupalarından. Senin Seyrantepe'ye çıkarttığın, tarihe geçecek maçta oynattığın Barış Özbek, maçtan sonra formasını Ajax'lıya  değiştirdi. Ne olacak canım paramı, 80 lira o formanın değeri Barış Özbek için. Bir lokanta da bile daha fazla bahşiş verir. O forma tarih lan şerefsiz, senin torunun o formayı satmaya kalksa, Başbakanın torunu dedesinden kalma gemiyi satsa bile ödeyemeyecek kadar değerli. Nereye çıktığının farkında olmayanları, tarihin başka bir biçimde yeniden başladığı saatlerde sahaya çıkardın, Galatasaraylısın, iftihar et. Servet Çetin yedek kulubesinde telefonla konuşuyor, kimle konuşur bir futbolcu mesai saati içersinde, herkesin ağladığı anlarda ne der acaba? Cep telefonundan bir resim çek bari, sen de ilerde torunlarına bu stadyumdaki ilk maça çıkmıştım diye gösterirsin şerefsiz. Bunları futbolcu diye topladın, Galatasaraylısın, biz bütçemizi aşarak, takım demeye bin şahit gerekecek olan ölüleri seyretmeye gelenler, Galatasaraylı değiliz.

Sen bir zamanlar CHP liydin be Başkan, İstanbul'a Belediye Başkanı olmaya kalkıp, CHP'nin tekerine çomak sokarak Tayyip Erdoğan'ın başkan olmasını sağladın. Sana değil 1 Aslantepe, 10 Aslantepe Stadı yapsa bile borcunu ödeyemezler, kaldı ki, babasının  hayrına mı yapmış? belli oldu işte, stadı oy sandığına çevirmek içinmiş bunca uğraşları, hiç araştırdınız mı? 100 lerce kalem işten bir tanesini demokrat bir firma yapmış mıdır acaba? Stad Seyrantepe'ye AKP'nin oy deposu varoş mahallesine yapıldı diye, maça gelenleri, 1 ton kömüre oy satanların yerine mi  koydunuz? Öyleyse doğru yaptınız, biz Galatasaraylı değiliz, siz Galatasaraylısınız.

Sen Galatasaraylısın, Kenan Doğulu da Galatasaraylı, ben şimdiye kadar Galatasaraylı olduğunun somut bir eylemini görmediğim halde, yalandan, play back den 3 şarkı okutabildin, bırak dünyayı, tüm Türkiye'nin gözü kulağı Aslantepe'deyken. Orta yere esas ucube altıgen bir perde koyabilmişsin Galatasaraylı Başkan. Kale arkasına doldurduğun paralı askerlerin çok beğenmişlerdir muhtemelen. Gazetelere görmeyenler için muhteşem şov diye yazdırmışsın. Bizim küçüklüğümüz Hacivat Karagöz sahnesi sanki. Modern İbiş, modern Bebe Ruhi, pahalı ışıklarla parlatılmış sahnede gölge oyunu oynuyorlardı sanki. Kaldı ki keşke böyle bir şey yapmayı akıl edebilseydin, herkesi 100 sene öncesine götürebilseydin. Ultraslan dediğin Galatasataylıların seyredip, alkışladığı  maskaralığı, biz Galatasaraylı olmayanlar beğenmedik, nankörüz ya Şakira'yı bekledik sahneye çıkması için, David Koperfieldi. Ne de olsa Galatasaray Başkanı hiç kimsenin yapamayacağı bir şey yapacaktı.

O kadar büyük iş adamı abim, arkadaşım yalvardı bana, davetiye bul diye. Biz Galatasaraylı olmayanlar iç güdüyle toplandığımız Ali Sami Yen Stadı etrafından çıkarken, Galatasaraylılar davetiyelerini satıyorlardı Başkan. Seni tükürükle boğacak 40.000 Galatasaraylı olmayanı, döven, söven, susturan 3000 Galatasaraylı, sen vermesen ancak Hacı Hüsrevde bir kahve açılısına davet edilebilecek olan pislikler Galatasaraylı, biz değiliz. Davetiyenin üzerınde para değeri yoktur satılamaz yazıyor, kim davet etti bunları, 150 liradan sattılar, kim aldı bu paraları? Elbet Galatasaraylıdır be Başkan, biz nereden bulduk esas değil mi? Galatasaraylı olmayan, bir daha maça sokulmamak üzere fişlenen ne olduğumuz  artık belli olan çoğunluk.

Sen Galatasaray başkanısın, Başbakanı terk etmemek için Galatasaray'ı terk edip, kendi işlerine zeval gelmesin istedin. Biz Galatasaraylı değiliz, hiçbir maç Galatasaray maçından son düdük çalmadan önce çıkmadık.

Sen Galatasaraylısın başkan, 300 prostatlının oyuyla seçildin, biz değiliz, Biz zaten maça falan gitmiyoruz, Galatasaray forması seyretmeye ve de artık muhteşemden daha başka bir kelimeyle anlatılması gereken stadı seyretmeye gidiyoruz. Aslentepe'de, Ali Sami Yen'i hatırlatacak hiç bir şey yok, hiç bir duygusallık taşınmamış. Hatta tez zamanda unutturulmak bile istenmişti, Toki Başkanı kemik yalayıcı, eski Galatasaray Başkanlarına küfür ederken vakur duruş gösterdin, onlar kötü yönetmişlerdi, sen iyi yönettin, bu yüceltici lafları iktidar kademelerinden işittin. Senin Galatasaraylı olarak göğsünün kabardığı anlarda, biz Galatasaraylı olmayanlar durumdan vazife çıkardık, susturmaya çalıştık, ve nitekim susturduk da, ileri gittik kovduk.

Galatasaray eski başkanlarına kem söz söylenecekse eğer, onu  da biz  Galatasaraylı olmayanlar söyleriz, Evet, görmeyenler için benim gözlerimle yazayım, bülbülü altın kafese koymuşlar işte. Ne kapanışı yapabildiler, ne açılışı, 3 maç sonra Galatasaraylı olan, maçlara bedava giden 3000 kişiyle altın kafeste oynarlar. Sen Galatasaraylısın Başkan, sanıyorsun ki o 3000 kişi olmazsa kimse tezahürat yapmaz. Sana garanti verirdik oysa, Reis diye tapındıkları, tek bir Galatasaray tezahüratını doğru düzgün söyleyemeyen şahıs maça gelmesin, o stada her maç 50.000 kişi gelir, onların ''bağırın lan''cılarına bir sezon bilet verme, Ali Sami Yen cehennem di ya bir zamanlar, sen mescide çevirdin ya, Arena her maç kıyamet günü olurdu oysa, ne yazık.

Evet Başkan, sen Galatasaraylısın, ben Galatasaraylı değilim, Başbakanı yuhladım, hatta daha beterini yaptım küfür ettim. Kendimi ihbar ediyorum, sen siktir olup gidene kadar da Galatasaraylı değilim. Bir daha da maça falan gitmiyorum, al o stadını başına çal. Zaten ortada Galatasaray diye bir şey bırakmadın, her şeyi değiştirdin adını da değiştir, Öz Galatasaray koy. Çapulcuların da, gelen ağam giden paşam misali seni Öz Galatasaraylı olarak alkılasın. Maçlarda Ultrslana, diğer zamanlarda yüksek devlet kademelerine dalkavukluk yap. Şunu aklından çıkarma sakın ama, hiç bir dalkavuk eceliyle ölmemiştir. Maskaralığın bir yerde bitecek,senin de kafan kopacak bir gün, o gün eğer hala ölmeyip sağ kalmışsak eğer, son bir çırpınışla,son bir debelenmeyle tekrar Galatasarayımızı kurtarırız elbet, siz Galatasaraylı ihanet  şebekelerinden.

Elveda Sami Yen, Elveda Galatasaray, Elveda Galatasaray taraftarı. Tarih yeni başladı, takımın adı Öz Galatasaray, sen yeni bir taraftarsın artık. İster başında Adnanların olduğu Ölü Spor'un taraftarı olup gerçek 3000 Galatasaraylı  çapulcu sayısını artırır Öz Galatasaraylı olursun, altın kafeste sürüye katılırsın, ister benim gibi başkaldırır, sürüden ayrılır kurtlarla boğuşursun.  Yol kavşağındasın, bir kez daha ağlamadan iyice düşünmeni kararını ondan sonra vermeni gönülden dilerim. Lanet olsun!

2 Eki 2010

Başımızdaki Simon; Karabükspor 2- Galatasaray 1

Nereden başlasak acaba? Servet'in nihayet kadro dışı kaldığına mı sevinelim, Gökhan Zan'ın sakatlanmadan bir maç çıkardığına mı üzülelim? Evet nihayet, bana göre iş işten geçtikten sonra da olsa takımın içini oyan Aykut, Servet, Sarp üçlüsünden kurtulduk. Bizim oraların meşhur ata sözünü bir daha yad edelim.'' Kadı sikildiken sona kapıyı kapattılar'' geçmiş olsun.

Sezon başında milyonlarca Galatasaray'lıya anket yapsalar, içlerinden biri acaba ligin 7.haftasında Ufuk, Gökhan Zan, Serkan Kurtuluş, Ayhan Akman, Barış,Aydın oynayacak, daha düne kadar banko oynayan Aykut, Servet, Sarp oynamayacak diye bir tahminde bulunabilir miydi? Bu kadar mı kötü bir sezon planlaması yapılırdı? Transferin son günü apar topar getirtilen Misimoviç, ve İnsua'dan takım elendiği halde ne beklediniz? Ne işimize yarayacaklar, Karabükspor'u yenemeyen takımın ilk 11 varlar ise?

Başımızdaki Simon, dünkü maçtan sonra kusmuş. Sahayı patates tarlası, hakemi bahçıvan yapmış. Dün Simonlaşacağına, bir kaç maç önce aynı yerde Beşiktaş oynarken azıcık mertlik gösterseydin. Bu sahada ben takımı maça çıkarmam deseydin. Evet ne yazık, Karabük'te kahvelerden toplanmış sandalyeleri taç çizgisinin kenarına dizmişler insanları oynanan oyun lig maçı diye yutturmuşlar. Karşı tarafta inşaat panoları, zemin iğrenç, hakem iğrenç biz iğrenç, hoca iğrenç başkan iğrenç. İstanbul'un göbeğinde POLAT TOWER'i görenler var değilmi? o ne muhteşem binalar yabancının değil, patronu ne başarılı bir iş adamı. İşte iş adamlıkları bu kadar, PKK kampında kız kardeşini, liderlere yaranmak için, haksız yere ölüme mahkum eden mahkeme komutanı Simon'un adaleti kadar. Kendilerine oldu mu en ufak bir hata yapmazlar, iş milyonlarca Galatasaraylıyı ilgilendiriyorsa da önemli değil, yalan dolan.

Koskoca(lafın gelişi artık benim için) Reykart, kazma Servet'i ben artık oynatmayacağım o yüzden kadro dışı bıraktım diyemiyor da,  Milli Takımda rahat rahat oynasın diye dinlendirdim diyor. Babası ölmüş bu hafta eleştiri dışı da, biz bu kadar da keriz değiliz be Reykart. Dün o pis zeminde en iyi mücadele edecek adam gördüğümüz kadarıyla Cana'ydı, sence öyle değilse bir daha sakın oynatma o zaman.

Ben dün Servet'in olmadığını öğrendiğimde, bir heyecanla hezimet olur diye fetva vermiştim. Doktora demişiz sanki,  aman doktor bizi koleradan kurtar vebaya bulaştır. Servet'i oynatma da Gökhan'ı oynat demişiz. Yere düşse sakatlanacak, bir kafaya çıksa burnu çatlayacak adamı. Galatasaray kötü oynuyormuş, ben kabul etmiyorum. Bu futbolcular kötü, oynayacakları en büyük futbol bu kadar. İyi futbolu kötü futbolcularla oynayamazsın. Bunun tek bir istisnasını gördü bu taraftar, o da Lucescu zamanında. Ölülerle çeyrek final'in kapısından dönüp ülkede şampiyon olduğu zamanda.

Eskiler bilir, bizim zamanımızda amatör maçlar oynanırdı. Biz de sabahtan akşama kadar maç seyrederdik. Hiç bir takımı, futbolcuyu tanımazdık. Sahaya çıkarlarken, duruşlarına, fiziklerine, formalarına bakarak tahmin yapardık, şu takım yener diye. O günlerden kalma biri gibi sandalyeden maçı seyretsem, tahminde bulunsam açık ara Karabük kazanır derdim. Dünkü maçın tarafları hangi sporu yaparsa yapsın, hangi oyunu oynarsa oynasın Galatasaray'ı yenerdi. Basket oynasalar daha uzunlar, Voleybol oynasalar servis atacak oyuncumuz yok.Güreşe tutuşsalar bir Tozo, bizim 5 kişiyi birden yere yıkar. Bir kavga çıksa Emenike tek başına, Serkan,Neil, İnsua, Pino'yu döver. Yani futbol dışında hiç bir sporda baş edilemez bir durum. Futbola gelince de bizim hanım evladı forvet Deumi karşısında ayakta duracak mecal bulamadı. Bir Emenike'yi 3 kişi engelleyemedi.

Çocuk oyunları oynasak yine onlar yenecek bizi. Misket oynasak  daha nişancılar, yakar top oynasak her tarafımızı yakar bunlar, ha bir oyun var ki mutlak galibizdir. Saklambaç oyununda üstümüze yok. Misimovic, Pino, Aydın öyle bir saklanıyor ki cinlerin isyan edesi geliyor. Madem saklambaç oynayacağız bu oyunu Dünya'da en iyi oynayan Mustafa Sarp'ı niye oyun harici bırakıyoruz? Adam 90 dakika, televizyona, hakeme, taraftar görünmeden maçı tamamlama yeteneğine sahip.

Gökhan Zan kazmasına ne demeli? En büyük piyangolardan biri vurmuş, oynamadığın halde kendini Galatasaray'da bulmuş, daha büyük piyangoyla hiç hesapta yokken ilk 11 çıkmışsın. Ulan adi herif senin yerinde ben olacam, o Emenike'yi ısırırım , yerim, bir bacağımı sahada bırakırım da yine iyi oynarım lan. Önündeki maça bakma sakın kepaze herif. Baktırmayız evellalah.

Takımda tek oynayan kaleci. Yanlış anlaşılmasın kelime manasında Ufuk oynadı en iyi, belki en çok o koştu, en çok o terledi, ben yenilmem diye bağırdı. Tekmeye uçtu, saha kötü olmasa penaltıyı da kurtarıyordu. Bu sene de bekar gezdik belki ama artık bizim de bir kalecimiz oldu sayılır.

Arda Turan'ı bitirme safında olanlar anladı en azından. Eğer takımda Arda yoksa topu gol bölgelerine bile getiremezsin bu kadro yapısıyla. Reykart'ın suçu yok diye kendimizi avutuyorduk, ama suçlu sorumlu aramak beyhude.

Başımızda bu Simon'lar varken biz Haliç'te farkına varmadan çok bok kokusu koklarız daha. Lanet olsun

13 Nis 2010

ultrAdnan, Çapulcu Haldun

Taraftarlık zor zanaattır, son maça gidenler, lafım sizlere. Kendini bilen biliyor, yarası olan gocunsun isteyen de bir daha beni okumasın. Kapalının önüne dikilmiş üç beş tane çapulcuya da lafım yok benim. O her maça giden, reis dedikleri, başkan dedikleri zatı muhteremleri 40 yıldır tanırım ben. Her hangi bir tezahüratı söyleyebilsinler, ilk maçta Fenerbahçe bayrağını alırım elime, bir daha Galatasaray'ın ismini bile anmam. Ama dedim işte lafım o tetikçilere değil. Onlar bu orta oyununun en zavallı insanlarıdır. O tetiği çektirenlerle benim işim.

Maçtan 3 gün önce açıklandı, o ne olduğu anlaşılamayan, hedefinin neresi olduğu belli olmayan tezahüratın yapılacağı. Jo lavuğunun ıslıklanacağı, Arda Turan'ın kulağı çekileceği, Reykart'ın devre dışı kalacağı, taraftarın bölüneceği. Bunları yaptıan akıllı adamların da yok Galatasaray'la işleri. Yöneticiliği bıraksınlar ve bir daha yönetci olmayacaklarına karar versinler maça bile gelmezler. (Örnek; Ergun Gürsoy) Kimbilir ne puştluk düşünüyorlardır. Senelerdir getirdikleri bunca yabancıya kaptırdıkları paraların hesabını soran yok. Galatasaraylılığın ne olduğunu kendileri biliyormu ki, gelenlere öğretsinler. Onlar için tek gaye, taraftarı uyutsunlar, iki senede bir sırayla seçilsinler, padişahlıklarını sürdürsünler. Haldun'u kim tanırdı yönetici olmasa, beni bile şurda yazıyorum diye 250- 300 kişi tanıyor. Adnan Polat belki de şirketini iflastan kurtardı sayemizde.

Arda Turan; bu ülkede son yıllarda gelmiş geçmiş en büyük futbolcudur. Oynamadığı maçlarda gördük, pozisyona bile giremedik. Yani, Fener maçında oyuna sakat sakat girdikten sonra maçı çevirseydi, bırak Sinem'i Paris Hilton'u bile götürmesi için 10.000 kişi bağıracaktık. Bırakın lan bu işleri, o bilmiyormu sanki taraftarla barışmak için yapması gerekeni. Alır takımı maçtan önce, getirir kale arkasına, başlarını eğerler olur biter. Taraftarın takıma sitemi sevgidendir, ancak başımızdaki belaların yaptırdığı şeylerin sevgiyle alakası yok. Arda gibi başka kaç tane futbolcun var ki gitsin diyorsun. Bizim en büyük özelliğimiz di oysa, takımda ilk 11 den en az 4 kişinin kendi evladımız olması.

Arda Turan'ı satmak istiyorlar bence, bunun en kolay yolu taraftarın gözünden gönlünden düşürmek. Aksi durumda, kupa kaldırmış Arda'yı satabilirlermi? Demek kaleye seneye yabancı almayacaklar, Leo'yu ıslıklatın, protestoya devam edin talimatı tetikçilere. Jo kim ya, onu kim aldıysa zararı ondan tahsil etmemiz lazım. Esas protesto bunun için yapılmalı. Yazıları ters asmışlar çapulcular, ne zaman girdiniz o stada. Hepinizi tanıyorum, bedava aldığınız konbinelerinizi Fener maçında 500 liraya sattınız. Sonra her zamanki fare deliğinden içeri alındınız. Hiç biriniz tezahürat yapmasını bilmez, forma giymez, tipleri kayık, ağızları ishal.

Bizim 40 yıldır tribünlerdeyiz diye övündüğümüz, tribünler bunlar değil çocuklar. 14 sene beklemişler, ne beklemesi? Darwell'i ilk geldiği sene linçten Alman polisi kurtarmıştı. Daha dündü, Fener'e yenilen İmparator Terim, takım otobüsünden kaçarak canını zor kurtarmıştı bunların elinden. Gittikleri her deplasmanda olay çıkaranlar, her biri sabıkalı, bir o kadar tehlikeli yaratıklar. Çıkmışlar iyi okumuş terbiyeli gerçekten taraftar olmak isteyen yığınlara liderlik taslıyorlar. Aslanları kedilere boğduran, Haldun, bu tezgahın baş sorumlusudur. Şu an tartışma sıfırdır, ligin Belediyespor dahil en kötü taraftarı Galatasaray taraftarıdır. Maç başlar alır bir meleme melodisi, sahadaki oyunla alakası olmayan bir desibelle yırtarlar bir taraflarını. Köylere, yaylalara giden bağırtılar. Bir maç''yensen de yenilsen de'' diyenler, bir sonraki maç '' sizin gibi ruhsuz görmedik'' derler. Ne gördünüz ki lan siz. Ben Arda Turan olsam, bağırmayın daha iyi diye beyanat veririm.

Bataklıktaki sivrisineklerle uğraşalım istiyorlar. Yeni stadyumda bu çapulcular kendiliğinden asimile olurlar. Numaralıdaki, durumdan vazife çıkarıp bağıranlar, işte o meşhur 14 sene şampiyonluk görmemiş çocuklardır, iyi bakın onlara. Ceplerinden verecek olsalar paraları da olsa hangi çapulcu 4.000 dolar verip de o tribüne gider? Ben numaralı tribünlerden şimdiye kadar hiç bir maçta en ufak bir protesto sesi duymadım.

Taraftarın Fener maçında tribünleri yaktığında içlerindeydim. İşte odur devrim, yapacaksan onu yapacaksın. Takımı tamamen değiştirteceksin. Bugün küfrettiğin futbolcuyu, yarın önüne çağırmayacaksın. İşin çok kolay yolu vardı oysa. Hiç bir futbolcuyu maç öncesi şova çağırmasanız yeterdi. Merak etmeyin bizden aptal değil futbolcular, anlarladı demek istediğimizi. Arda'dan benim beklentim yokmu kaptan olarak? Var elbet, misal Fener'e yenildikleri gece alem yapanın izini sürmek, yakaldığında da kafa göz girişmek. Biz neler gördük, kaptan Büyük Mehmet, son dakika da Antiç'ten dandik bir gol yediğinde laleci Bahattin'e sahanın ortasında yapıştırmıştı tokadı. Sende döv Leo Franko'yu, bok çuvalı bir maç kurtaramamış çıkartma çapulcu taraftarın önüne, kendiniz kesin cezayı. Her türlü harekete verilecek cevabım var benim Galatasaraylılık mazimde. 14. şampiyonluk geldiyse o çapulculara karşı tribünlerde verdiğimiz savaşla gelmişti. Hatırlayan varsa bilmem, şimdikinden çok daha beter girmiştik son düzlüğe. Takım Rize'de yenilmiş, 3 maç kala şampiyonluk muczelere, 15. seneye kalmıştı. Kocaelispor maçında o zamanın çapulcuları, takımı, Darwell'i dövmeye hazırlıklıydı. Şimdiki gibi değil tam 2 misli insan vardı tribünlerde. Küfürlü tezahüratı yaptırmak isteyenlere karşı, bilinçli taraftarlar olarak çıkmıştık betonun üstüne. Susturduk, takımı bağrımıza bastık, aynı anda Malatya'dan gelen gol haberiyle biraz umutlanır gibi olduk. Sonraki hafta Antalya'da biz galipken, İnönü'de bir mucize oldu. Son dakikada Denizli, Beşiktaş'la berabere kalarak son Eskişehir maçına lider çıkmamızı sağladı. Ne oluyoruz be, paçası sıkan benle iddiaya girsin, her maçı kazanırsak şampiyon biz oluruz.

Oyunlara gelen, maşa olan, maçtan ekmek yiyen çapulcu tayfasını alt etmemiz imkansız. Bizim feryadımız, bizimkilere, siz o maşaların maşası olmayın yeter. Bırakın tezhürat yapmayı, yaptırmayı, konuşmayı bile bilmeyen adamlardan uzak durun. Gerekirse bir sezon onların bulunduğu yerden kombine almayın. Korkmayın Galatasaray'a bir halt olmaz. Daha da gerekiyorsa bir sezon maçlara gitmeyin. Yapabiliyorsanız yöneticilere ulaşmaya çalışın. Onların foyalarının çıkmasına yardımcı olun. İnanın bu sezon saha sonuçları gelmemişse bunun tek sebebi dışarda Haldun- Adnangiller, içerde lanet olası 16 numaradır. Dolduruşa gelipte çapulcunun tezahüratına eşlik eden bizimkilere gelince, bu maç sarı kartla kurtuldunuz benden. O da Galatasarayı ne kadar çok sevdiğinizi bildiğim içindir, son sözlerim şudur.

Sizin dün yaptığınız şeyleri, çok daha haklı olduğumuz halde biz yapsaydık, bugün sizlerin'' sizin gibi ruhsuz görmedik'' diye bağıracağınız bir takımınız bile olmayacaktı. Dün sizin kaptan Arda'ya yaptığınızı biz Cüneyt'e yapmış olsaydık, Avrupa Şapiyonu takımımız var diye övünen tek bir Galatasaraylı olmayacaktı. Zor zanaattır Galatasaraylılık, öyle formayı giyip, tribünde iki bağırmakla, üç sövmekle taraftar olunmuyor. Aklınızı başınıza devşirin, Galatasaraylı olduğunuza şükredin.

24 Haz 2009

Geyik Muhabbeti




İşin özünde bir fark yok. Anadoluda bir köy kahvesinde buluşan, görünürde hasım, çıkarları müşterek 3 ayrı köy ağasının muhabbeti.

Toplanmışlar 3 büyük takımın başkanları, Beşiktaş'ın şampiyonluğunu kutluyorlar. Geleneksel hale getirmiş yöneticinin biri. Bu yıl olanı kalabalıkmış, medya maymunlarını da dahil etmişler. Kendi yardımcıları da hazırmış sofrada, kurtların sofrasında.

Yedikleri içtikleri onların olsun, güle güle sindirsinler de, biz geyik muhabbetinden çıkan neticeye bir bakalım istedik. İşin ucu biraz dokundu o yüzden. Arda Turan'ın pazarda oluşan fiatını cepte bilin demiş Yıldırırım, bizim Seramik'çiye. Maksat geyik olsun işte, bizimkiler Arda için Fener'e gitmez buyurmuşlar. Bizde her daim aynı şeyi söylüyoruz, pek önemli değil yani. Ardından Yıldırırım, müsade edin bir konuşayım demiş.

Ne konuşacak acaba? Kapalı kapının ardından Arda'ya ne der ki ikna eder. Bence bir şey demez, Mehmet Topuz'a yaptıklarını yapar tehdit ederler en fazla. Arda'da kolpaya takılır, ''ben ''bebekken sarı lacivert bez kullanmış annem'' der.( bu arada ben bizim Gencoya aynısını yaptım yalan yok. Annesi tekstilciydi o zamanlar, sarı lacivert bez kestirirdim, iki sene bu renk beze kakasını yaptı bizim mahdum)

Kahkahayla geçiyor yemekleri, muhabbetleri daim olsun. Daha 2 hafta evvel Yıldırırım 8 milyon dolar kazık atmış Tüpçü'ye. Daha gireni nasıl çıkaracağız diye kaygıya bile kapılmadan bu sefer Seramik'çi geçirdi. Normalde Tüpçü'nün bu iki başkanla tuvalete gitmemesi lazım. Kaybedilen paralar kendi paraları olsa böyle mi olur. Biz Tüpçü'den mazot alsak, çekimizi ödemesek hacizden icradan koltukları, televizyonu kurtaramayız. Sırtını dönemezsin bu kurtlara, demek bizimkinin otelinde bir futbolcu kalsa, Florya yakın kahvaltıdan sonra idmana.

Neymiş efendim Yıldırırım Avrupa'da başarılı olmak için iyi takım kuralım gazıyla dolandıracak diğerlerini. Sanırsın ki başka bir turnuvada oynayacaklar. Tamam madem dostsunuz, bir Türk takımının Avrupa'da bir kupa daha alması için güçlerin birleşmesi gerekiyor, ben varım. Anons edin şimdiden, bu sene Şampiyon olan takım, seneye istediği futbolcuyu alsın, bir sene oynatsın, biz de taraftar olarak o takımı destekleyelim. Dostluksa budur, gerisi adam kandırmadır. Beni kimse Mehmet Topuz ve Gökhan Zan transferinden Tüpçü'nün haberi olmadığına inandıramaz. İftira atmak istemem ancak nemalananlar olmadığına da inanmam.
Başkasına olunca kızıyoruz, başka futbolcuya sahtekar diyoruz. Burası mahalle takımı kardeşlerim, ben çuvaldızı kendime batırmadan kimseye iğne batırmam. Sözleşmesindeki esneklik yüzünden kaçıp giden Ribery'e etmediğim küfür kalmadı. Aynı boşluktan, gafletten bize gelen Gökhan Zan'a ne demeli. Yakışır mı bize? Bereket, Beşiktaş'lıların gidişine ağıt yakacağı biri değil Gökhan Zan. Ben ah almış, helalleşmeden ayrılmış futbolcuları hiç sevmedim. Oynar oynamaz o ayrı şey. Bugün Ribery benim için, nasıl 10 milyonlarca dolar eden bir şerefsiz futbolcuysa, Servet, futbolunu hiç sevmediğim, gidişine de kayıtsız kaldığım sapına kadar şerefli bir futbolcudur.


Köy kahvesi geyiği işte, normalde bir birlerine selam bile vermemesi gereken insanlar nasılda neşeli toplantılar yapıyorlar. Avrupa Ligini yayınlayacak olan televizyonun sahibi olası bir elenmenin önüne geçebilmek için ne numaralar tezgahlamaya başlamış. İşin içinde bizim gibi taraftarlara dekoder satma işi var, takımlarımız kuvvetli olsun, elesinler, bunlar da para kazansınlar. Kupaya, amatörce sevinmeye yer yok bunların sofralarında.
Çocuklar bu kadar da olur mu diye bana kızacaksınız biliyorum ama ben hem Fener'in, hem Galatasaray'ın bilerek Uefa Ligine kaldıklarını düşünüyorum. Düşünün bir an, D Smart için UEFA Ligine Fenerbahçe ile Galatasaray'ın oynamasıyla, bir iki maç sonra elenecek olan Kayseri'nin, Bursa'nın oynaması aynı şey midir? Bir de Beşiktaş'ın 3. olupta aynı lige düştüğünü varsayın, ballı ekmek kadayıfı işte.

Bunlar neşeli olmayacak da biz mi olacağız? Arda Turan'ı da meze yapmışlar işte. Şakası bile adamı ipe götürür muhabbeti, köy kahvesindeki ağalar yapmazdı oysa. Afiyet olsun.

14 Haz 2009

Başkan'a Açık Mektup


Ah be Büyük Başkan, senin yüzünden adımız yalancıya çıktı. Bizi bu tribünlerden direk mezara göndereceksin anlaşılan. Yıllar yılı uğraştım seninle, hatırla Manchester United maçının öncesini. Takım 3-3 berabere kalmış o zamana kadar ki en büyük maçına çıkmak üzereydi. Hasnun Galip sokağına, geceden adam göndermiştim bilet için. Adamım orada yattığı halde bilet alamamıştı, üstelik Biletix icad olmamıştı henüz. Ben de sana zehir zemberek bir faks göndermiştim. Bu maçı acaba kim alacaktı, biz giremedikten sonra kapalıya kim girecekti? Ne Galatasaray'lılığını bıraktım ne de yöneticiliğini. Beni arayıp ofisine çağırdın, masanda buruşmuş faksım ve bir tomar bilet vardı. Oysa ben karaborsadan almıştım biletlerimi. Senin verdiğin biletleri almadım, kendi biletlerimi gösterdim. Ve o maçı 0-0 bitirerek ilk Şampiyonlar Ligi'ni oynayan takımlardan olmuş, ve Şampiyonlar Ligi toplarındaki 8 yıldızdan biri olmuştuk.
Bu sütunlardan sana çok saldırdım, heleki bu sezon Skibbe'yle başladığın maceraya daha başından karşı geldim. Ve her sene son sezonum diye yemin ettim. 1971 de başladığım trübün taraftarlığından bu sene emekli etmiştim kendimi. Açıkça senden umudu kesmiştim, gönül rahatlığıyla tribünlerdeki yerimi bir başkasına devrederek takımı uzaktan sevmeye karar vermiştim.
Bin türlü günaha soktun beni, yarın mahşer gününde benden hesap sorulacağı zaman bende senden hesap soracağım! Nereden çıktı şimdi Rijkaard, yetmedi yardımcısı büyük Neeskens. Gelde sözünde dur gitme maça. Yeminle söylüyorum, gerçi benim bu konuda ettiğim yemine de kimse inanmaz ya Fatih Terim dahil, Rijkaard'dan başka kim hoca olsaydı sözümde ilk defa durmuş olacaktım. Ve bir daha maça gitmeyecektim.
Galatasaray'lılık böyle bir şey işte, hızırdan umut kesilir ama Galatasaray'dan kesilmez. Bütün yazdığım, söylediğim kötü şeyleri bir anda sildin. Bundan sonra istersen kulübü sat umurumda değil. İstersen hiç transfer yapma, ben kombinemi aldım, bu sene de tribünlerdeyim. Sonraki sene Aslantepe'ye gitmeyen zaten Galatasaray'lı değil. Biz de bundan sonra ya malülen emekliliği bekleyeceğiz ya da direk stadyumdan Karacaahmet'e.
Her işte bir hayır varmış lafı bu sene tam bize uydu. Eğrisi doğrusuna denk geldi, büyük takıma yakışanı yaptın, helal olsun. İlk maçta gözün kapalıda olsun, tribünlerin tam ortasından beyaz saçlı, Metin Oktay formalı bendeniz ilk maçta sana el sallayacağım. Ve artık takımla birlikte Rijkaard'ı seyredeceğim. Galatasaray senle açtığım gözümü seninle kapatacağım.
Ne mutlu Galatasaray'lıyım diye nara atanlara. Sporun, futbolun daha bir seyredilir, sevilebilir olması için keşke herkesin tutabileceği Galatatasaray gibi bir takımı, bir Başkanı ve içlerinde bulunmaktan onur duyacağı bir taraftar gurubu olsa.

25 May 2009

Adnan Polat Bulunmaz Eşin, Bu Kulube Senin Eserin


Lika, Kulusic, Da Silva, Tozo, Smeltz, Tambwe, Zoko.
Bashir, Moreria, Bastos, Ross, Rashad, Nsumbu, Nguenheu, Zinko, Hüseynof, Agbetu.

Eğer kafayı yemediysem bu yukarıda yazdıklarım isimler, küme düşen Hacettepe ve Kocaelispor'un sezona başlarken ki kadrolarında bulunan yabancı futbolcular. Kocaelispor'un son maçına bunlardan Agbetu ve Nsumbu çıkmış. Gerisi bitpazarında çakmak satmıyorsa, pişmaniyecinin birine çırak girmiştir. Bunların hiç biri oynamasaydı da en kötü ihtimalle yine küme düşecekti Körfez ekibi.

De Santchiz, Linderoth, Meira, Kewell, Lincoln, Baros, Nonda. Sayarken bile farklı, her biri ayrı ayrı ülkelerinin ulus takımlarında oynayan yıldızlar. Galatasaray'ın kadrosundakiler. Son maça çıkanlar, Kewell, Baros, ve Ümit Karan veto yemeseydi olmayacak olan manda yiyicisi Nonda. Kocaelişspor nasıl küme düştüyse bizde öyle düştük. Üstümüzde, Trabzonspor, Sivasspor, Fener, Beşiktaş varsa, 4. lüğe tutunabilmek için önce gök tanrıdan sonra diğer takımlardan medet bekliyorsak bilin ki küme düşmüşüzdür haberimiz yoktur.

Geçen yıl Şampiyon olan kadroda Lincoln hariç hiç bir yabancı oynamadı. Bu yıl çoğu oynamadı, son maçta 2.5 yabancıyla oynadık. Alacağımız en kötü dereceyi aldık, ölümden öte köy yok. Derece kötü olunca, ilk başta mevcut hocaya bilet kesiliyor, yeni gelenin bokunda boncuk olmadığının anlaşılması zaman almıyor, bir iki futbolcu telef edilip hedef saptırılıyor, sayılı gün nasıl olsa sezon dediğin, 3 gün sonra bitiyor. Yalan transfer haberleriyle oyalarsın taraftarı, tozu dumana katar sıvışırsın ortalıktan bir müddet, taraftar içine sindirir küme düşmeyi, rezil olmayı nasıl olsa, sonra çıkarsın ortaya. Bir iki hamaset, bir kaç yüz beleş bilet, devran döner, böyle gelmiş böyle gider.

Dün maçı dikkatle izledim, baştan beklentim olmadığından çok rahattım, oyunun ilerlemesiyle bizimkilerin alışık olmadığımız, daha doğrusu unuttuğumuz o büyük futbol oynama karakteri geri gelince heyecanlandım. Nerdeyse takımın galip geleceğine inanmaya başlamıştım, hatta Bülent Korkmaz'ın başımızda olduğunu bile ihmal edilebilir saydım, ilgilenmedim. Arda'nın Ayhan'ın, hatta Sabri'nin açıldıkça Kewell'in oyununu gördükçe ve Beşiktaş'ın rezalet futbolunu izledikçe fark atarız diye düşündüm. 3 defa kaleciyle teke tek kaldı Baros, Arda'nın korneri içerden çıktı, Kewell'in ıskalayacağı tuttu, kaleye şutu olmayan( Tello'nun şutu taca gitti) Beşiktaş kazandı. Gol atmadan kazandılar, Fatih Terim'i sinirlendirdiler, ünvana ortak ettiler Dürüllülü Mustafa'yı.

Benim derdim kadrolardaydı, dahası kadrolardaki yabancılarda. Yüksek ve nitelikli dolandırıcılık değilse nedir peki gelinen nokta. Borsada işlem görüyor artık takımların hisse senetleri, sahada üzülenler kadar tahtada bitenler var. Manüpülasyonun kralı yapılıyor gün be gün. Hepsi ortak değilse adam değilim. Beşiktaş hisseleriyle oynadılar, kim bilir kaç Beşiktaş'lı çarpıldı Cuma ve Bugün. Ağızlarından salyalar akıyor Adnan Paşa'nın. Sermaye Piyasası azıcık adam olsa, bu ülkede savcılar biraz da bu cihete ilgi duysalar topu kodesi boylayacaklar. Kimin parasını kaptırıyorsunuz monşerler güruhu. Kendi işyerlerinizde çalışmayanlara maaş veriyor musunuz? Şu Linderoth'a kaptırdığınız paralarla Afrika'nın yarısı doyardı oysa.

Bülent Korkmaz'ı dün bir yönüyle ilk defa takdir ettim. Eğer bilerek yaptıysa, unutmadıysa, adam değiştirmemesini çok olumlu buldum. Takım sezonun en iyi futbolunu oynamış ve yine yeniliyorken bile değişikliğe gitmedi. Kulubede her ihtimale karşı, Aykut, Murat Akça, Mehmet Güven, Yaser, Aydın, Uğur vardı. Bu kulübe Beşiktaş kulubesiyle maç yapsa sonuç ne olur acaba? Sivok, Tello, Cisse, Ernst, Holosko, Bobo, Nobre... Delgado sakat olmasa o da oyuna girecek. Adamların bütün yabancıları banko oynuyor, sezonu tamamlıyor, bizimkilerin yarısından çoğu tatile çıktı.

Kaç sezondur aynı filmi seyrediyoruz, çok kullanıyorum belki ancak her sitem yazısına oturuyor. Hacivat zamparalık yapıyor, ceremesini Karagöz çekiyor. Adnan Paşa soysun takımı, oynasın oyuncak gibi, yapsın hovardalığını, Karagöz'üz biz çekeriz cefa.

Şampiyon olmasa da, kupalar almasa da, başında bin müsibet bulunsa da, seviyoruz işte var mı diyecekleri.

24 May 2009

Şampiyonu Belirlerken


Ne garip bir haftayı geride bırakıyoruz. Kovduğumuz Lucescu bir rüzgar gibi geldi geçti. Ellerinde kupayla, seneye de Şampiyonlar Kupasını almanın umuduyla gitti Abdurrahim Albayrak'ın Lücesçü'sü. O bize ders, biz de Hıncal Uluç'un saldırılarına cevap verdik. Şu sıralar yıllar önce kovduğumuz,(bu arada bizli konuşuyorum lafın gelişi. Biz olsak ömür boyu başımızdan üstünde taşırdık, komadılar) Tugay Kerimoğlu veda maçını oynuyor. Tıklım tıklım tribünler Tugay maskeleriyle uğurluyorlar maistrolarını.


Biz ne anlarız, burası deseleksiyon ülkesi. Burada aslanları kediye boğdururlar. İnsanlık, sevgi, barış, hak, haklı kazanç ne gezer. İki üç tane hokkabaz karar verir bu büyük sevgilerin rotasına. Dümen her zaman işbirlikçilere, yalancılara, hırsızlara doğrudur.

1.5 saat sonra garip haftayı bitirmek üzere başlama vuruşunu yapacak koskoca Galatasaray. Şampiyonu belirleyecekmişiz. Görevimiz buymuş. Biz kimi istersek o şampiyon olacak. İster bu hafta yener, haftaya yeniliriz, ister bu hafta yenilir haftaya yeneriz.

Paf takımına ancak limon taşıyıcısı olabilecek kapasiteli eski futbolcu başımızda. Bu kez maymunluk sırası Lincoln'deydi. Büyük futbolcular küçük hocaların maymunu olmazlar. Gelmedi İnönü'ye, kendisine sempatim bir kat daha arttı. Gelseydi, televizyonlar devamlı onu gösterecekti Bülent ıslık çalarken tam arkasında. Isıtmaya gönderecek rezil edecekti, oyuna belki son saniye de sokup egosunu takip edecekti. Tıpkı yıllar önce ustası Tugay'ı nasıl, Tolunay'ın maskarası yaptığını sanması gibi. Aslanlar maymunların maskarası olmazlar dı asla. Maymunluk parayla değil sırayla, sırasını savdı Lincoln, Kewell, Hasan Şaş, Ümit Karan, sıra Baros'ta olur bence bu akşam. Gol attı attı, atamadı Kartal'lı Simitçi Yaser girer yerine.



Ben Deli Orkun'u daha evvel bekliyordum. Yazmıştım önceleri. Hezimete uğrarsak kimse şaşırmasın. Şu Bülent Korkmaz'ın bir daha hiç bir takımda Hocalık yapmayacağına emin olsam ben hezimete uğramasını istiyorum takımın ne yalan söyleyeyim.

Hadi bu maçı atlatacağız, bir şekilde. Beşiktaş'ı yenmek Galatasaray'lıları elbet memnun edecektir.(Benim sebebim var) Haftaya ne yapacağız. Sivası yenip Beşiktaş'ı şampiyon yapmak mi zor? Nefret edilesi Bülent Uygun yüzünden şampiyon olmasınlar diye totem yapılan memleketimin takımı Şampiyon oldu diye yenilgiye sevinmek mi?




Ah Adangiller ah, kabahatin tamamı sizin. Bu yaptıklarınızın daha doğrusu yapamadıklarınızın hesabını tez elden vermeniz dileğiyle.

2 May 2009

Futbola Lanet Ettirenler; Onlar Kendilerini Biliyorlar








Ne çok sevinmiştik, Skibbe kovulurken, geçen yıl Feldkamp kovuldu diye bizi 5 leyen Leverkusen'e teşekkür bile etmiştik. Kocaelispor 5 lik yapınca kapalıdan haykırdık, ''Çaylak istifa'' Sevindik, ancak gitti diye sevindik. Hagi'yi bekliyorduk en azından, ya da en azından geçen yıl ki gibi 5-10 maç idare edilecek futbolcu-yönetim-taraftar üçlemesine güveniyorduk. Geçen seneden eksiğimiz vardı, Hakan Şükür yoktu, Hasan Şaş iyileşmiş, yuhalanmak için gün sayıyordu. Keşke Hasan'ın sakatlığı geçmemiş olsaydı.




Bülent Korkmaz'ı getirdi Monşer'ler. İpleri elde tutmak esastı, bu tezgahta. Tezgahta demişken, tezgahın kralını tezgahlayanlar hedef saptırıp tezgaha getirildik diya ağlıyorlardı. Ne tazgahı kardeşim, senede 3 hocayla çalış, iki maç üst üste aynı takım çıkama, sıra takımlarına elen, küme düşen takımlardan hezimet ye, futbolcu al, sat komisyonu indir. Tezgah diye kıçını yırt. Kimseyi kandıramadığını yakında anlayacaksın. Dua et takım cezalı, bu hafta da yırttın.




Bülent Korkmaz'ı biz efsane belledik. Hayatını Galatasaray'la geçirmiş, en büyük maceralarda kupa kaldırmış kaptan, sonsuz kredisiyle, Adnangiller'in imdadına yetişti. 17 defa süper ligte bir takımın başında maça çıkmış, takımı küme düşürmüş, allahı var estergon kalesi taktikleriyle büyüklere kök söktürmüş Avrupa tecrübesi olan, vizyonu geniş, Galatasaray'ı 2050 lere taşıyacak çakma Guardialo geldi takımın başına!



Saldık çayıra koskoca Galatasaray'ı. 3. gol görülmedi henüz. 2. gol tek bir maçta görüldü. 20 pasla atılan goller unutuldu gitti. Takım 3 pas yapamaz duruma geldi. Bu kadar üstüste bu kadar kötü oyunu hiç bir taraftar görmemiştir. Geçen hafta son dakikada Ankaraspor'lu futbolcu kaleciyle karşı karşıta kalınca hepimiz ''at lan'' diye yalvardık. Bu hafta Hacettepe 2. golü erken bulsun diye totem yaptık. Gol gelince sevindik hepimiz, en azımız üzülmedi yediğimiz gole. En kötüsü de bu işte artık yenilgiye üzülmüyoruz. İşi bok edenler iyi bilsinler, bizi takımdan soğutmaya kimsenin gücü yetmez. Seneye de maça gidecek olanlar bizleriz, ancak futboldan soğuttular hepimizi. En güvendiğimiz futbolcular bile iğrenç oynuyorlar, daha dün gırtlağımız parçalanana kadar tezahürat yaptığımız sembol futbolcularımızı yuhalıyoruz.




Ne yapıyorlar acaba, ne yediriyorlar. Sezon ortasında gelen klasik hoca yorumu yapılıyor. ''Enkaz devraldım, takımı çalıştırmamışlar''. Mutlaka eşşekçesine idman yaptırıyorlardır, yetmedi 1 saat önceden çıkarıp katır idmanı sonra dermanı kalmıyor futbolcuların. Uyum yok aralarında, neticeye gidecek futbolcuların yanlarında her maç değişik adam oynuyor. Bir önceki maç banko olan bir sonraki maç kadroya giremiyor. Değişiklikler kurayla yapılıyor sanki. Sonuç maça gidenleri, maçı seyredenleri canından bezdiren futbol.



Bu gece El Clasiko var, maçların anası var. Onların oynadığına futbol diyorsak eğer, bizim oynadığımıza ne diyeceğiz. Seyredin bakın, oynanan oyunu, futbolu. Rıdvan Dilmen hafta arası iki Galatasaray'lı futbolcuya, bu hafta maçınız kimle diye sormuş. İkisi de bilememiş. Soğuduk, lanet ettik futboldan sayenizde, teşekkür ederiz.



Tek tesellimiz Fenerbahçe'nin bizden beter olması.