Hiç uzatmadan bodosloma giriyorum. Bana git Beşiktaş'tan bir futbolcu al getir, ilk 11 e koy deseler. Necip Uysal'ı alır çıkar gelirim. Bugün için, oynadığı, oynayamadığı topu gördüğüm için değil, tanıdığım ilk maçlardan beri görüşüm buydu. Oyuna girerse ürker, çıkarılırsa rahatlardım. Çok büyük oyuncu mu? değil, zaten çok büyük oyuncu olsa her maç ilk 11 oynatırlar. Akıllı, futbolu bilen hocaların hamle oyuncusu, Büyük Hocaların göze batmadan, dikkat çekmeden, önlem alınmadan, darbe yaptıracağı bir futbolcu.
Üst üste 2 maçı aynı tempoda oynar. Şut çeker, kafa topuna çıkar, her rakibe karşı farklı biçimde kullanabilirsin. Bilmiyoruz ama belki de kaleye bile geçer. Yani Galatasaray'a tercih sebebimizin birinci maddesine göre şimdiki Galatasaray'da mutlaka kendisine yer bulabilecek yeteneği var.
Ne var ki bizim parametrelerimize göre Galatasaray futbolcusunun, sadece çok iyi futbolcu olması yetmez, hatta ters teper. Nitekim hakemi kandırıyor, yalandan yere yatıyor diye Burak'a, Eboue'ye saldırdık. Ben hakem olsam Necip bir ikili mücadelede yerde kalmışsa basarım Necip lehine penaltıyı, faulü. İkilemde kaldıysam sorarım, ne derse o yönde veririm hükmümü. Böyle futbolcu, hele şu endüstri bataklığında, 3 puan için, kupa için her türlü hilenin meşru sayıldığı ortamda saysak 10 kişi çıkar mı? Bu 10 kişinin içine banko girdiği için Necip Uysal'ı Galatasaray'a layık gördük.
Bu görüşlerim zaten vardı, olmayanı tarihe not düşmekti. Onu da Fenerbahçe- Beşiktaş maçından sonra yazmaya karar verdik. 15-20 sene sonra Necip Uysal Hoca olamazsa, hala kaldıysa Zift Medyasında kendisine bir sandalye bulamazsa, acaba ben nerede yanlış yaptım deyip geriye doğru iz sürmeye kalkarsa belki rastlar, tövbe eder diye yazıyorum.
Hasta Fenerbahçeli ikiz çocuktan biri, seremonide Necip'e düşmüş, Necip'in elini tutmak istememiş çocuk. Şimdi ben senin elini tuttuğumda Beşiktaş'lı mı oldum? Necip kahramanca cevap verir. Hayır, esas ben senin elini tuttum diye Fener'li oldum.
Duyduğumda gözümden yaş geldi, hala etkileniyorum. O çocuğu bulup hikayesini bana da anlatması için neler verirdim. Yetiştiklerimizi biz anlattık, Metin Kurt'u, Sabri'yi, Ziya Yılmaz'ı, Vedat Oktay'ı, Hagi'yi,,,,, Bizden öncekiler bize anlatırdı Can Bartu'yu, Metin Oktay'ı, Baba Hakkı'yı. Bizden sonrakiler kimi anlatacak, taraftar kazandıran futbolcular yerine kupa aldıran, maç kazandıran futbolcuların hikayesi anlatılır bundan sonra sanırdık. Maç kritikken top benden çıktı diyen Semih Kaya'nın yanına kimseyi ekleyemedik. Milli takım kampına silahla gelenler, her gittiği stadyumda yuhlananlar, küfür edilenler, kendine yapılan yanlışa yırtınıp, rakibe yapılanı görmezden gelenler, bir korner , bir taç alabilmek için 6 hakemi birden kandırmaya çalışanlar, oynadığı maçta, bir sonra oynayanacak maçın maç başı parasını düşünenler.
Bazen bir gol kurtarır, tarihe öyle geçersin, bazen bir gol atar oynadığın takımın sembolü olursun. bazen de hiç bir şey yapmazsın, gol, kupa, madalya gelir seni bulur. Kimseye anlatmazsın, yanında, olayı duyan arkadaşın bile umursamaz, kıskanır söylemez. Çıkar 6 yaşındaki bir çocuk hayatın boyunca şanla şerefle taşıyacağın bir madalyayı boynuna geçirir Necip Uysal. Alacağın Şampiyonluklardan bin defa daha kıymetlidir. Futbol bir takım oyunu, bir camia sporudur. Biri bir nişan almaya hak kazanmışsa bütün futbolcular kazanmış sayılır.
Beşiktaş bana göre Vedat Okyar'dan sonra belki de ilk defa Şampiyon olmuştur. Fakat bu başka bir Şampiyonluktur, tek bir madalya takılacaktır. O madalya da Necip Uysal'dadır. Keşke bir Galatasaray futbolcusunun başına böyle bir olay gelseydi de, keşke Galatasaray futbolcusu senin söylediklerini söyleseydi.
Taş yerinde ağırdır, her ne kadar seni Galatasaray sporcusu olarak görmek istesem de, kal kardeşim kaldığın yerde, Beşiktaş'ın efsanesi ol, Hakkı Yeten kadar bekleme 24 yaşında Beşiktaşlı çocukların, Baba Necip'i ol.
Umarım bu hareketin kariyerini etkilemez, Sürüden ayrı eylem koyduğun için Milli Takım kapıları suratına kapanmaz. Yarın futbolu bıraktığında gereğinden fazla adamdı diye sana ceza kesmezler.
Futbolun lağımdan çabuk kurtarılması için keşke her takımın, Necip Uysal gibi, zeki, çevik, ahlaklı futbolculardan oluşan bir rakibi olsa.
Yolun, bahtın açık olsun kardeşim.
oteki mahallenin çocukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oteki mahallenin çocukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Nis 2015
9 Şub 2010
Öteki Mahallenin Çocukları; Müjdat Yetkiner
Fenerbahçe tarihinin kitabını yazmış, arkadaşım Altan Tanrıkulu'ndan, 5 yaşında ilk defa fener maçına götürülmüş bütün Fenerbahçeli'lere sorsan, '' Fenerbahçe tarihi denince akla hangi futbolcu gelir?'' desen, alacağın cevap aynıdır. Sayarlar, 1- Lefter, 2- Can Bartu, 3- Rıdvan, 4-Oğuz ,5 Aykut,,,,,,
Sıralama gider de gider. Babalarından, büyüklerinden dinledikleri hikayelerin doğruluğuna inanırlar ve böyle kabul ederler. Fenerbahçe'nin İspanya'dan çaldığı marşında adı geçen futbolcular da aynı futbolculardır zaten. '' Nihat'lar, Lefter'ler, Can'lar, Fikret'leeeeeeerrrr''
Ben karşı mahalleden futbolcu ararken imbiklerle, bu sayılan adamların yaptıklarıyla, sayılmayan adamların yaptıklarını araştırdım. Nihat ile Fikret'lere rastlamadım. Sanırım milattan önce oynamışlardı.( milat;Türkiye 1. lig tarihi). O isimleri marşa yazanlar, demek o zamana kadar daha büyük bir isim çıkaramamışlardı. Duruma bakınca iyi ki çıkaramamışlar der iyi bir Fener'li. Marş şimdi yazılsa kimi yazacaklar?
1. sıraya koydukları Lefter, 10 senede 150 maça çıkmış. 74 gol atmış, bu Fenerbahçe Burnuna, Ada'lara heykelini diktiren futbolcu. 2 maçta 1 tane atmış, Yani, sürgüne Kadıköy'e gönderdiğimiz Tanju Çolak'ın iki sezonda 54 maça çıkıp 50 gol atarak maç başı 0.9 ortalamayla oynayıp, Fenerbahçe'lilerin ismini unuttuğu takımın en unutulmaz futbolcusu Lefter'miş.
Heykelini diktikleri diğer efsane futbolcuları Can Bartu, 11 sezonda 98 fener maçına çıkabilmiş. Tabi bu arada Sinyör namını aldığı İtalya macerası da var. Eskilerin anlattığına göre o da büyük futbolcuymuş, haklı olarak Fenerbahçe tarihine adını bir daha unutulmamak üzere yazdırmış. Biz seyretmedik bilmiyoruz, tarih de hiç bir başarısını yazmıyor zaten oynadığı takımların. Oynamış, sadece oynamış işte.
Biz futbolun Murat Bardakçı'yız, her takımın tarihine saygımız var elbet. Kim nasıl kabul ediyorsa bırakayım öyla kabul etsinler. Ancak biz futbol tarihinin arka bahçelerinde unutulmuşları, hakkı yenenleri, nedense adı anılmayan nice futbolcuları bulup yeni nesillere aktarma gibi saçma sapan bir misyonu üstlenmişiz.
Bana kalırsa Fenerbahçe'nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusunun Müjdat Yetkiner olması lazım. Ondan bahsetmek lazım, onlardan. Futboldaki amatör ruhların, oynadıkları maçların dışında, verdikleri, insanlık, mertlik mücadelesinin devamında oluşan ballı ekmek kadayıfını yiyenlerin isimlerini minnetle anması gerekenlerden. Eğer Fenerbahçe'den da bahsedeceksem, Müjdat Yetkiner'den başlamam lazım. Fener'in gol rekoru kırarak kazandığı şampiyonluğun pirimi olan arabasını, o yıl kaza geçirip şehit veren Samsunspor'a bağışlayan Müjdat'tan. 5-0 galip oldukları bir maçta, penaltı kazanan rakip futbolcu, kaleci Şumaaher'i terse attığında kendi kalecisine'' nasıl geçirdiler'' şakası yapabilen, sonrasında kalecinin ettiği küfürün devamında sahanın ortasında döven amatör futbolcu Müjdat'tan.
Fenerbahçe tarihinde alt yapıdan gelen ve en fazla formayı giyen futbolcu Müjdat Yetkiner'dir. 16 yıl aralıksız fenerbahçe formasını giymiş, 429 lig maçı oynamıştır ki, rekorunu kırmak olanaksızdır. Ben en çok onun Samsunspor maçlarını hatırlarım. her nedense o zamanlar Fenerbahçe'yi Samsunspor her maçta hezimete uğratırdı. Hatta o zamanların minübüs jargonuna ''arkayı 4 leyelim'' deyimi takılmıştı. Ve her maçta da Müjdat, tek başına kavga çıkarır, Samsunspor'lu futbolcuları döverdi. Eğer serseri ruhu olmasa( ki o zaman da bu satırlarda yazılmaya değmezdi) belki de Dünya'da en çok lig naçı oynayan futbolcu ünvanını alırdı. Cezalı olduğu zamanlar, taksi şoförlüğü yapardı. Şişman, bıyıklı yapısıyla, 1990 lı yılların ortalarına kadar boy gösterdi çamurlu, toprak sahalarda.
Sonrası bilinmiyor, yani en azından ben bilmiyorum. Şu 10 larca televizyon kanalında, 100 lerce radyoda, gazetede Türkçe'yi bilmeyen Mustafa Doğan'ın, Mustafa Yücadağ'ın yorum yaptığı mecralarda esamesi okunmuyor. Demek sadece futbol oynamış, bizim öteki mahallenin yaramaz çocuğu. Yatırım yapmamış, eyvallah çekmemiş ağır abilerine. Muhtemelen sürünüyordur o da zamanın behrinde formayı paradan daha önemli kabul sayıp, geleceğini düşünmeyen arkadaşları gibi.
Olsun be Müjdat yetkiner; ben şahidinin, pislik futbolcuydun belki, belki bizim maçlarda en çok sana sövmüşlüğüm bile vardır. Ne var ki sen ne yaptıysan Fenerbahçen için yaptın. İsimini anan bir tek Fenerbahçe'li olmayacağını bile bile futbol idealizminin bayrağını taşıdın. Velhasıl kardeş, bizden sana çam sakızı çoban armağanı eğer kabul edersen. Sen bizim hiç sevmediğimiz öteki mahallenin saygı duyulan çocuğusun.
Can çekişen, özlenen, ortalama amatör mahalle futboluna katkılarına olan saygı ve minnettarlığımla,
Not; ben bugüne kadar, marşta geçen ismin Nihat olduğunu sanıyordum, meğer Cihat Arman'mış
Sıralama gider de gider. Babalarından, büyüklerinden dinledikleri hikayelerin doğruluğuna inanırlar ve böyle kabul ederler. Fenerbahçe'nin İspanya'dan çaldığı marşında adı geçen futbolcular da aynı futbolculardır zaten. '' Nihat'lar, Lefter'ler, Can'lar, Fikret'leeeeeeerrrr''
Ben karşı mahalleden futbolcu ararken imbiklerle, bu sayılan adamların yaptıklarıyla, sayılmayan adamların yaptıklarını araştırdım. Nihat ile Fikret'lere rastlamadım. Sanırım milattan önce oynamışlardı.( milat;Türkiye 1. lig tarihi). O isimleri marşa yazanlar, demek o zamana kadar daha büyük bir isim çıkaramamışlardı. Duruma bakınca iyi ki çıkaramamışlar der iyi bir Fener'li. Marş şimdi yazılsa kimi yazacaklar?
1. sıraya koydukları Lefter, 10 senede 150 maça çıkmış. 74 gol atmış, bu Fenerbahçe Burnuna, Ada'lara heykelini diktiren futbolcu. 2 maçta 1 tane atmış, Yani, sürgüne Kadıköy'e gönderdiğimiz Tanju Çolak'ın iki sezonda 54 maça çıkıp 50 gol atarak maç başı 0.9 ortalamayla oynayıp, Fenerbahçe'lilerin ismini unuttuğu takımın en unutulmaz futbolcusu Lefter'miş.
Heykelini diktikleri diğer efsane futbolcuları Can Bartu, 11 sezonda 98 fener maçına çıkabilmiş. Tabi bu arada Sinyör namını aldığı İtalya macerası da var. Eskilerin anlattığına göre o da büyük futbolcuymuş, haklı olarak Fenerbahçe tarihine adını bir daha unutulmamak üzere yazdırmış. Biz seyretmedik bilmiyoruz, tarih de hiç bir başarısını yazmıyor zaten oynadığı takımların. Oynamış, sadece oynamış işte.
Biz futbolun Murat Bardakçı'yız, her takımın tarihine saygımız var elbet. Kim nasıl kabul ediyorsa bırakayım öyla kabul etsinler. Ancak biz futbol tarihinin arka bahçelerinde unutulmuşları, hakkı yenenleri, nedense adı anılmayan nice futbolcuları bulup yeni nesillere aktarma gibi saçma sapan bir misyonu üstlenmişiz.
Bana kalırsa Fenerbahçe'nin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusunun Müjdat Yetkiner olması lazım. Ondan bahsetmek lazım, onlardan. Futboldaki amatör ruhların, oynadıkları maçların dışında, verdikleri, insanlık, mertlik mücadelesinin devamında oluşan ballı ekmek kadayıfını yiyenlerin isimlerini minnetle anması gerekenlerden. Eğer Fenerbahçe'den da bahsedeceksem, Müjdat Yetkiner'den başlamam lazım. Fener'in gol rekoru kırarak kazandığı şampiyonluğun pirimi olan arabasını, o yıl kaza geçirip şehit veren Samsunspor'a bağışlayan Müjdat'tan. 5-0 galip oldukları bir maçta, penaltı kazanan rakip futbolcu, kaleci Şumaaher'i terse attığında kendi kalecisine'' nasıl geçirdiler'' şakası yapabilen, sonrasında kalecinin ettiği küfürün devamında sahanın ortasında döven amatör futbolcu Müjdat'tan.
Fenerbahçe tarihinde alt yapıdan gelen ve en fazla formayı giyen futbolcu Müjdat Yetkiner'dir. 16 yıl aralıksız fenerbahçe formasını giymiş, 429 lig maçı oynamıştır ki, rekorunu kırmak olanaksızdır. Ben en çok onun Samsunspor maçlarını hatırlarım. her nedense o zamanlar Fenerbahçe'yi Samsunspor her maçta hezimete uğratırdı. Hatta o zamanların minübüs jargonuna ''arkayı 4 leyelim'' deyimi takılmıştı. Ve her maçta da Müjdat, tek başına kavga çıkarır, Samsunspor'lu futbolcuları döverdi. Eğer serseri ruhu olmasa( ki o zaman da bu satırlarda yazılmaya değmezdi) belki de Dünya'da en çok lig naçı oynayan futbolcu ünvanını alırdı. Cezalı olduğu zamanlar, taksi şoförlüğü yapardı. Şişman, bıyıklı yapısıyla, 1990 lı yılların ortalarına kadar boy gösterdi çamurlu, toprak sahalarda.
Sonrası bilinmiyor, yani en azından ben bilmiyorum. Şu 10 larca televizyon kanalında, 100 lerce radyoda, gazetede Türkçe'yi bilmeyen Mustafa Doğan'ın, Mustafa Yücadağ'ın yorum yaptığı mecralarda esamesi okunmuyor. Demek sadece futbol oynamış, bizim öteki mahallenin yaramaz çocuğu. Yatırım yapmamış, eyvallah çekmemiş ağır abilerine. Muhtemelen sürünüyordur o da zamanın behrinde formayı paradan daha önemli kabul sayıp, geleceğini düşünmeyen arkadaşları gibi.
Olsun be Müjdat yetkiner; ben şahidinin, pislik futbolcuydun belki, belki bizim maçlarda en çok sana sövmüşlüğüm bile vardır. Ne var ki sen ne yaptıysan Fenerbahçen için yaptın. İsimini anan bir tek Fenerbahçe'li olmayacağını bile bile futbol idealizminin bayrağını taşıdın. Velhasıl kardeş, bizden sana çam sakızı çoban armağanı eğer kabul edersen. Sen bizim hiç sevmediğimiz öteki mahallenin saygı duyulan çocuğusun.
Can çekişen, özlenen, ortalama amatör mahalle futboluna katkılarına olan saygı ve minnettarlığımla,
Not; ben bugüne kadar, marşta geçen ismin Nihat olduğunu sanıyordum, meğer Cihat Arman'mış
4 Şub 2010
Öteki Mahallenin Çocukları; Ali Kemal Denizci
Bir zamanlar İnönü Stadının yeni açık tribününü boydan boya kuşatan bir slogan afiş vardı.''esen rüzgar değil, coşan Karadeniz fırtınası'' Trabzonspor maçı olduğunda stadın bir köşesine ancak sıkışırdık. İstanbul saltanatını ilk yıkanlardı onlar, Anadolu direnişini zafere taşıyanlardı.. Gerisi gelmedi, onlardan önce göze alanlar olmuştu. Göztepe, Eskişehirspor, Adana'yı komadılar kardaş komadılar, Ancak tam bir belanın gelmesi için Faroz mahellesinin delikanlılarının yetişmesi bekleniyormuş meğer.
Aynı mahallenin çocukları büyümüşler, üç büyüklere efelenmişlerdi. 6 defa yatırdılar, 4 defa tam yatırdılar işi bitiremediler.
İşte o işi bitirdikleri zamanların Karadeniz Fırtınasının en büyük kasırgasıydı. Sağbek Turgay'a biri yan baksa, sağaçık Ali Kemal kafayı yapıştırırdı. Takım, en çok ö dönemin Trabzonspor'unun adıydı. Onlar gerçekten bir takımdı. Yıllardır takım olamadıklarından bir daha şampiyonluk yüzü göremiyorlardı. Bilemem ama muhtemelen tuvalete bile hep beraber giderlerdi. beraber kavga ederleri kimse göze alamaz ama yerlerse de beraber sopa yerlerdi.
Ali Kemal, sinirli, gaddar mizacının yanında tam bir gariban dostuydu. İstese ilk sezondan transfer olur satardı bütün Karadeniz'i. Satmadı, hepimize(gerçi en az bize) evire çevire geçirdiler, görevlerini yaptılar daha sonra İstanbul yolunu tuttular. Takım dağıldı, yerleri dolmadı. Şimdiki gibi yamyam, tüccar yöneticiye, menagere rastlasa Avrupa'nın her takımında oynardı.
Fenerbahçe'ye transferi sırasında Trabzon'da 70 yaşındaki nineler bile ayaklanmışlardı. ne var ki sistem böyle işliyordu. Trabzon'un tepelerde daha fazla tutunmasının alemi yoktu. Herkes rütbesini bilsindi, bu lazlar da çok oluyorlardı artık.
Ali Kemal Trabzonspor'u büyüttükçe, şehir artık bu futbolculara bakamaz duruma geldi. Hem kendini hem şehrini kurtaracaktı. Trabzonspor'dan A milli takıma seçilen ilk futbolcuydu.
Avrupa'nın anlı şanlı şampiyonlarını Faroz mahallesine getirmişlerdi. devrin Keegan'lı Liverpool'unu indirdiler. Avrupa gazeteleri artık Karadeniz'li bir Türk'ün adını da yazıyordu. Kolbastı yerine horon tepilirdi benim bildiğim. Nice bekleri hamsi tava yaptı Ali Kemal. Çok anısı vardır, futbol literatürlerine geçen. İstanbul takımlarıyla oynarken kaç atalım diye iddiaya girer ve kazanırmış.
Sonrasında antrenörlük denemeleri oldu Ali Kemal'in. Ali Kemal'den hoca olmazdı. Sistemin adamı olmazdı, ya yönetici döver, ya taraftara sataşırdı. Büyük futbolcuydu, büyük adamdı. Kensisiyle tanışmak, karşılıklı halı saha maçı oynamak nasip oldu. Trabzonspor denince akla ismi ilk gelen yiğit delikanlı Ali Kemal; nerdeysen çık ortaya, seni, lazca konuşmanı özledik, Karadeniz'deki öteki mahalleyi seviyorsak en çok senin sayendedir. İnan bize gol atarken bile seni severdim. Hiç gitmesekte bizim de mahallemiz sizin Faroz.
Hey yana yana Ali Kemal, hey yana yana,
Ckiniren ckin men şanan bedi do şana.
20 Oca 2010
Öteki Mahallenin Çocukları;'' Paşa'' Hüseyin Çelik
Baba Paşa Hüseyin Pelin Çelik milli voleybolcu
En güzel takımlarda oynadın be Paşa Hüseyin. Köy takımlarında başladı hayatın, yine köy takımlarında veda ettin futbola. Şimdilerde ne mümkün, 40 yaşına kadar oynamak isteyen
profesyoneller ne hikmetse bırakın köylerinin takımını, şehirlerinin takımında bile oynamayı küçük görüyorlar. Ne güzeldi o günler, her maça gidemeyen garibanlar, yaz turnuvalarında, büyük takımlarda oynamış hemşehrilerini seyrederlerdi.
Başlarda köy turnuvalarında gösterdin kendini. Sonra o köylülerin gururu oldun. Ankarada, zımpara gibi sahalarda, evdeki kadınların manifaturacılardan aldığı bezleri boyayarak yaptıkları formalarla sahaya çıkan köy gençlerinden sıyrılanların kapağı attığı Gençlerbirliği'ne katıldın. Sonrası Güney'in menekşesinde, asilerin takımında demir bilekli kardeşlerimin yanında ıslattın formalarını.
Sonrası devamdı be Paşa Hüseyin. Komşu kentte Mersin'de büyük başların görmesi için didindin durdun. Ve soluğu hiç almaman yerde aldın Paşa. Fenerbahçe'deyken hatırlıyorum seni ben. Bu bilgileri de müsade varsa ''alkarlar.com'' dan yazdım. Hani sen oynadığın zamanlar şimdiki gibi rakip futbolculara düşmanlık falan beslenmezdi ama doğrusunu istersen de sevilmezlerdi. Biz sevilenleri, unutulanları tekrar yad etmek için arıyoruz ve ayırıyoruz sizleri işte.
Sen ki ilkokulda bir müsamerede paşa rolünü oynadığın için paşa lakabı takılmış. Ve öylede anılmışın işte. Fenerbahçe'de iki sezon geçirmişin Hüseyin. Şimdi ki gibi o zaman da bir futbolcu öğütme fabrikasıymış Fenerbahçe. Seni de öğüttüler kısa zamanda.
Kargalı köyünün acar futbolcusu PaşaHüseyin 5 sene önce aramızdan ayrıldı. Çoğumuz hatırlamadık bile, hadi bizi geçtik Fener'li eskilerden hatırlayan çıktı mı? Çıksa bir şeyler yazarlar biz de okurduk. Ne yazık ki biz kendisini yazmaya karar verdiğimizde öğrenmiş olduk akibetini. Bir Gençlerbirliği- Konya maçında saygı duruşuyla hatırlanmışın Paşam.
Ha bir de voleybolcu bir kız yetiştirmişin ülke sporuna. Kargalı'lı, Polatlı'lı, Ankara'lı güzel futbolcu, oynadığın bütün takımlara selam olsun. Mekanın cennet olsun.
14 Oca 2010
Öteki Mahallenin Çocukları; Metin Tekin
Bir zamanlar esas maçlardan önce, aynı takımların genç takımları maç yapardı. Ve her takımın genç takımında, seyredilmeye değer, esas takıma veya başka bir takıma geçmesi an meselesi olan futbolcular olurdu. Misal Samsunspor'da Tanju varken Kocelispor'da sarı, uzun saçlı bir genç top koştururdu. Çok seyretmişliğim var dönemin Kocaelispor'unu, dolayısıyla Metin Tekin'i. Ve çok şahit olmuşumdur da, genç takım maçlarından sonra işini bitirip giden seyircilere. Evet bir zamanlar, sadece futbolsever vardı tribünlerde. Semt takımı, amatör küme, İsmetpaşa demez, nerde biraz futbol varsa seyre dalarlardı.
İşte bizim Metin Tekin, İsmetpaşa'daki futbolseverlere henüz taraftar denmediği zamanların Metin'i. Metin ismi, sarı saçları, ve Galatasaray'a yakınlığı ile bekliyorduk kendisini bizim mahalleye. Kocaelispor'a yakın arkadaşlar da, Galatasaray'a yakıştırıyordu bu renkli delikanlıyı. Bir de baktık, Kocaelispor esas takımında doğru dürüst oynamadan, ligimizin renksiz takımına transfer oldu Sarı Fırtına. Okula giden nadir futbolculardandı. Oynadı delikanlı, delikanlıca. Adını tribün şarkılarına yazdırdı. Bizim maçlarıda bütün gözler, Metin ve Köylü Yusuf'un kıyasıya kapıştığı kanattaydı. Çoğunda Metin, Yusuf'u yerlere yatırır, sonunda tekmeyi yer kendisi yatardı aynı yere.
Türk futbolundaki 3. takımda oynaması dolayısıyla, hakettiği yerde olmadı hiç bir zaman. Rıdvan, Beşiktaş'ta, Metin Fener'de oynasaydı, bu gün Kadıköy'de Can Bartu'nun yanı başında olacaktı. Pislik yapmadı, transfer senelerinde sorun çıkarmadı, kaderine razı olup iyi bir Beşiktaşlı olarak kaldı ve kalacaktır. Beşiktaş'ın gelmiş geçmiş en büyük 11 inde 7 numara onundur. Bir anısı vardır benim bildiğim. Fenerbahçe'yi 2-0 yendikleri maçtan sonra taksiyle giderken, şoför maçın kaç kaç olduğunu sormuş tanımadan. ''2-0 yendik, 2 golü de ben atttım'' demiş, taksiciyi dumura uğratmıştır.
Metin Tekin; Şimdilerde cımbızla arıyoruz ama ne yazık bulamıyoruz. Rakip takım taraftarları tarafından da sevilen futbolcu var mı? diye. Arda Turan'ın Moda'da, Lugano'nun Florya da gezerken dayak yemeyeceğinin garantisi yok artık. Metin Tekin, Galatasaray tribünlerinin kapalısında olsa bir Beşiktaş maçında yine de herkes severdi. İçimde bir hicran yarasıdır Metin Tekin, bu yüzden ilk ondan başladık, futbol tarihinin arka bahçelerinden Başka Mahallenin Çocuklarını aramaya.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
.jpg)