futbolu sevdirenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futbolu sevdirenler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Kas 2012

Futbolu Sevdirenler, Asimo; Semih Kaya

2010 Yılıydı, Kartal'da çocukluğumuzun geçtiği ilçemizin takımının maçına gitmişim. Sağ olsunlar Kartal'da itibarımız vardır, yalandan havamızı da atıyoruz tribünde. Sanki futbolcu bakmaya gelmiş gibi takılıyorum. Savunmadaki gözünü budaktan sakınmayan, savaşan sarı çocuğa diktim gözlerimi. '' Adı ne bu çocuğun, Galatasaray'a aldıralım'' dedim yanımdaki simitçiye. Abi dedi, zaten Galatasaray'dan geldi, kiralık adı Semih Kaya. Hadi yaaa! İkinci yarının ortalarıydı sanki, kaptığı bir topu ileriye çalımla taşırken kaptırdı. maçın sonlarına doğru çıkardılar. Kartalspor yenikti, bir kaç balıkçı kendisine küfür ediyordu. kenara doğru geliyordu, hatırlar mı bilmem? Göz göze geldik bir an, o an, hayatımda ettiğim en ağır küfürleri ettim Bülent Korkmaz'a. Ettiğim küfürün de hala arkasındayım.

Semih Kaya namlı bir futbolcumuzun olduğunu biliyordum ama tanımıyordum. Kewell'i stoper oynatan Bülent Korkmaz, Semih'e güvenememiş, olası 2. UEFA kupasından etmişti takımı. Sonrasında kaç şampiyonluğa, kaç hocaya mal olacaktı kazma stoperler, Semih Kaya, kimbilir kaç Kartallı simitçiden fırça yiyecekti? Zavallı çocuk, genç yaşında Batuhan Karadeniz'le çarpışmış, beyin ameliyatı geçirmişti. Ameliyat öncesi hemşirenin'' iyileştiğinde Fenerbahçeli olacaksın'' esprisine,'' o zaman iyileştirmeyin'' diyebilecek kadar büyük bir Galatasaraylıydı. Gaflet, delalet ve hatta hiyanet içinde olan yöneticilerimiz, kendisini ve yanında yarım takımı Çağlar Birinci'nin transferinde kullanmak istemiş, Semih bir taraftar gibi direnmiş, gitmemişti.

Takım, tarihinin en kötü sezonlarından birini yaşamış, neredeyse tamamı değişmişti. İmparator, sezonun ilk maçına, Sabri- Servet- Gökhan- Hakan Balta savunmasıyla başladığında, Servet'in kovduracağı 8. hoca olacağından belki de bihaberdi. Biz de kadromuzda Semih Kaya var mı yok mu?  bihaberdik. O büyük maç başka türlü cereyan etseydi, Futbol Tanrıları, sevgili Peygamberlerine bir kıyak daha yapmaya kalkmasaydı da, Gökhan Zan sakatlanmasaydı, hadi sakatlandı yerine Galatasaray tarihinin en kazma futbolculardan biri Servet Çetin girmeseydi, hadi girdi, hayatının tek hatasını yapıp da atılmasaydı, olur mu olur? kıçını dayaya dayaya Gaziantep forvetlerine o golleri attırmasaydı da biz Gaziantepspor'a 4-2 yenileceğimize maçtan galip çıksaydık. Galatasaraylı olduğuma ne kadar eminsem Semih Kaya'nın devre arasında Kartalspor'a yeniden kiralık gideceğine o kadar emindim.

Jon Teri'nin 26 numaralı forması var sırtında. Galatasaray savunmasının mendireğidir. Tarafımdan ASİMO olarak anılmaktadır. Tam donanımlı, el üstünde tutulan, nadide bir robot. İyi yönlendirildiğinde hata oranı sıfır, akıl Aynştayn aklı, güç Spartaküs gücü, Galatasaraylılık, Metin Oktay Galatasaraylılığı, taraftarın göz bebeği, şah damarı, bir iki veya daha fazla çocuğun Galatasaraylı olmasının sorumlusudur. Futbolu, Galatasarayı biraz daha fazla sevdiren romantik, melankolik devrimci bir numaralı futbolcusudur. Florya'da bir afet olsa ilk kurtarılacak futbolcudur.

Takımın stoperleri kötüyse, maç kazanır elbet, hatta Şampiyon bile olurlar. Ama benim için futbolun mottosudur, stoperi kötü olan takımın iyi futbol oynamasına ihtimal yoktur. Papaz'la Cüneyt'le yarı final oynayan bu takım, Falko'larla Stump'larla Şampiyonlar ligini kurmuş, Bülent'le Popescu'yla tarihinin en büyük maceralarını yaşamış, muzaffer dönmüştür. Song'tan, Emre Aşık'tan sonra alınan onlarca kazma stoper, Galatasaray şovunun vitesini küçültmüştür. Tarihimizin en beter sezonlarına bakınız, sebebi kazma stoperlerdir. Asimo, bütün bu unutulmaz stoperlerimizin ortalamasıdır sanki. Emre Aşık gibi dalan, Bülent gibi savaşan, Popescu öz güveniyle oynayan top Galatasaray kalesi civarındayken taraftara huzur ve güven veren şimdiden adını Galatasaray tarihine yazdıran büyük takım futbolcusudur.

Büyük Galatasaray taraftarının sevgili Asimo'su; Bu taraftarın tamamının kayıtsız, şartsız sevgi ve güvenini kazandın genç yaşında. Bu güne kadar oynadığın maçlar antrenmandı. Çok daha büyük takımlara, çok daha büyük forvetlere karşı oynayacaksın. Böylesi maçlarda yüksek Galatasaray karakterini, o çocuk yüreğini sahaya süreceğine inancım tamdır. Çocukluk edip de büyüme hemen. Galatasaray kalesi önce sana, sonra Futbol Tanrılarına emanet olsun.

10 Ağu 2012

Felipe Melo

Aslında bu yazı hazırdı, en ufak bir şüphem yoktu Melo'dan yana. Ne var ki içimden de bir korku sarmadı değil her yanımı. Yok, bu korku Melo gelmez diye değil, hatta tas tamam ifade edeyim, korkum Melo'dan çok daha iyi futbolcunun gelme ihtimali içindi. bu yüzden bekledim. Bundan sonra yazacaklarım daha önce yazılmıştı.

Net olarak söylüyorum, benim seyrettiğim tüm jenerasyonların en büyük yabancı futbolcusu Hagi'den sonra Pitbull'dur. En iyi futbolcu demiyorum, bu tartışılır, ama büyük futbolculuk tartışılmaz. Şimdi saymaya kalksam iyi futbolcuları en az 10 kişi sayarım, Prekazi'den, Simo'ya Lincoln'den, Taffarel'e say sayabildiğin kadar hiç birine haksızlık etmem, hepsi efsane olmuş, destan yazmış, Galatasaray'a Galatasaraylı kazandırmış futbolculardı. Ama melo bir başka en azından benim için. Çünkü ben futboldan soğumuş, taraftarlık kimlik kartımı yırtmıştım. futbol takımıysan orta sahan kadar konuşacaksın. Mehmet Topal'dan, Mustafa Sarp'tan, Barış Özbek'ten, insanı canından bezdiren orta sahadan sonra Melo beni tekrar aynı şevk ve heyecanla tribünlere tutunmamı sağladı.

İşler sarpa sardığında, takım kötü oynarken, geriye düştüğünde, tam ümitler tükenmek üzereyken sahada ben yenilmem diyen bir dinamite ihtiyacı olur Cim Bom'un. Ağlamak istediğinde bir omuz arar yaslanmak ,çin Büyük Galatasaray taraftarı. Bu adam sevgili Selçuk İnan değildir,  Hamit olamaz. Amrabat ağlamaz Galatasaray yenildiğinde, Emre Çolak'tan kimse tırsmaz, Burak Yılmaz ürkütemez Galatasaray kalesine saldırmaya cüret edecek olan defans oyuncularını. Melo gelmese eminim ondan çok daha iyi futbolcu gelir, kim gelirse gelsin Arena'nın bu sene en yoğun şekilde sahaya göndereceği enerjiyi kısa yoldan takıma aktaramaz. Susan seyirciyi kimse ateşleyemez. Şampiyonlar ligi takımları Semih'i tanımaz. çocuğun üstüne oynayacak olanlar Melo'nun soluğunu duyacaklar, Pitbull'un hırlamasını hissedecekler.

Melo bir orta saha oyuncusundan çok daha fazla benim için. Çok para alacakmış umurumda değil. Biz Galatasaray muhasebecisi değil taraftarıyız. Çok büyük maçların arifesindeyiz. Geçen sezon takımın büyük maçlarında neler yaptığını gördük? Onlar tatbikattı, savaş bu sene başladı. Kim gelirse gelsin, Arena'da oynanacak en büyük maçın favorisi Galatasaray'dır. Bunu söylerken de en güvendiğim futbolcumuz Melo'dur. Çok daha iyi futbol oynayacağından eminim. Takım çok daha büyümüştür. Büyük maçlara hazırdır. Savunmasının sigortası Melo olan Galatasaray kükremek için gün saymaktadır. Ve Pitbull varken benim emekliliğim ertelenmiştir.

Sevgili Pitbull, sayende biraz daha Galatasaraylı oldum. Köpekten korkardım, sayende sokaklarda ellemeye başladım. Gel, kükre, havla, ısır, senin yolunu bekliyoruz.

31 May 2011

Futbolu Sevdirenler; İvan Ergiç


bilinmesi gereken bir adam geçti bursa’dan, gözlerimizin önündeydi dev gibi…
“kazım koyuncu” dedi, en sevdiği türk sanatçıyı sorunca…
kanserden öldüğünü biliyordu ve hayat hikâyesini çok acıklı buluyordu.
ve “nazım” deyince susuyordu her seferinde…
ülkenin iç-dış politikaları, siyasi partiler, dünyadaki dini akımlar sohbetlerin genelini oluşturuyordu.
barış manço’yu merak ediyordu, livaneli’yi…
biliyordu da…
bulvarda kırmızı ışıkta durmuş beklerken “deniz’i sever mi türkiye?” deyiverdi…
idamlardan bahsettik…
sustuk…
üniversite yıllarımda yapmadığımız tartışmaları heyecanla sürdürüyorduk bir araya geldiğimizde.
osmanlı imparatorluğunun kronolojisini de iyi biliyordu atatürk devrimlerini de…

***

kılık kıyafet konusunda kabul edelim ki özensizdi.
ve kimse bilmezdi; “kermes”lerden giyinirdi…
“bir çocuğun bursa’da manchester united’ı izlemesinden daha önemli bir şey olamaz” demişti. cebinden yaklaşık 20 bin tl verip okullara bilet dağıttırdı. çocuklar da bilmiyorlardı kim olduğunu. meraklı bir baba uğraşınca, ismine ulaştı ve medyada haber oldu. çok kızmıştı…
“olsun be yaa…” demiştik, o diyemedi bir türlü.
daha bilinmeyen pek çok hayır işine imza attı.
gizlilik esastı…
bütün dinleri olduğu gibi islam’ı da araştırdı.
iki ayda, derdini türkçe anlatmaya başladı…
4 dil biliyordu. türkçe 5. oldu…

***

kuru fasulye en sevdiği yemekti. özel olarak yapardı ramazan usta. künefeyi de çok beğendi… bir de “fasulye” şarkısını.
galibiyet kutlamalarında ortaya atlardı hemen.

***

ertuğrul sağlam’ı çok sevdi bir de…
saydı…
hoca gibi, ağabey gibi, dost gibi…

***

genç futbolcular her otomobil değiştirdiklerinde yanlarına gidip “off süper araba kaç yapıyor?” diyerek dalgasını geçiyordu. kendisi için önemsizdi çünkü…
evet, kesinlikle çok komikti.
hemen hemen herkesin taklidini yapabiliyordu…

***

uzak durdu medyadan.
karaburun’daki konferansa spor emekçileri sendikasının davetlisi olarak giderken çok heyecanlıydı.
uyardık ama, “burası türkiye siyasete çok girme…” gülümsedi sadece “merak etmeyin” derken…
“filozof değilim” diyordu. sırt çantasında en az 7-8 kitapla geziyordu. kiralık evi olmasına rağmen tesislerde kalıyordu.
ya okuyordu, ya uyuyordu…
ve kafa dengi arkadaş bulunca anlatıyordu;
“italya’da futbol büyük ve çirkin bir organizasyon… futbolun ruhu kayboluyor. neden hakemler gol sevinçlerinde formayı çıkartmaya sarı kart gösteriyor? forma reklamı görülmüyor diye. para futbolun dengesini bozuyor…”

***

duygusaldı…
cem karaca’nın “tamirci çırağı”nı dinlerken gözleri dolmuştu…
çok iyi bir ailesi vardı. menajeri olmadı hiç…
babası ilgilendi transferleriyle, her şeyi bırakıp bir anda avustralya’ya dönebileceğini söylerdi her seferinde…
kırmızı kart görmedi hiç…
hem de hiç kimseden…

***

bursa’yı çok sevdi…
bursalıları çok sevdi…
pazartesi bursa’dan ayrıldı, salı günü şampiyonluk kutlamalarında basel’de omuzlara alındı…

***

teşekkürler ivani…
futbolun için…
adamlığın için…
dostluğun için…

***

kazım koyuncu’ydu en sevdiği şarkıcı ;
“işte gidiyorum” ile bitsin bu yazı…

işte gidiyorum
bir şey demeden
arkamı dönmeden
şikayet etmeden
hiçbir şey almadan
bir şey vermeden
yol ayrılmış, görmeden gidiyorum

ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
yürüyorum sanki senin yanında
sesin uzaklaşır her bir adımda
ayak izim kalmadan gidiyorum

gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
bana kimse sen gibi sarılmadı
işığımız sönmeden gidiyorum…



Bursaspor Televizyonu Müdür Yardımcısı Burak Uçar'dan alınmış, üzerine tarafımdan sadece güle güle yoldaş ivan diye ilave edilmiştir. 

13 Nis 2011

Tay Burak Yılmaz; Futbolu Sevdirenler

Aslında geçen haftaki maçından sonra yazacaktım bu yazıyı. Kaleciyle karşı karşıya pozisyonda Umut'a 100. golü attırdığında yazmaya karar vermiştim. Bizim maçı bekledim Tay Burak. Sana nedense Beşiktaş'ta, Fener'de oynarken bile sempatim vardı çocuk, bizim maçtan sonra ise söylemem vacip oldu. Şu kahpe sezonun finalinde, nefretle hatırlanacak, futbolu sevdiğime lanet ettiren futbolcular arasından sıyrıldın ve sana sempatimi, büyük bir sevgiye dönüştürdün.

Şu an faal futbolcular içersinde üç futbolcunun futbolundan nefret ettim. Biri Fenerbahçe'li Servet Çetin, diğeri Beşiktaş'lı Gökhan Zan'dı. Diğerini tanımıyordum, ilk çıktığı maçtan beri nefret ettiğim Mustafa Sarp'la birlikte bu üç kişi, canımızdan can bellediğimiz, uğruna ölümlere gidip geldiğimiz sevgili Galatasarayımızın formasını giydiler.Ve bu üçü beraber aynı takımın ilk lig maçında oynadılar Burak. Son maçta da vardılar ne yazık ki. Galatasaray'ın tüm zamanlardaki en kötü neticesinin baş sorumluları Galatasaray'ın son maçında da oynadılar. Daha ne kadar oynarlar, daha ne kadar dip yaptırırlar 45 senedir çırak bile bile olamamış emanetçi ağır abinin kişisel zevkine kalmış. İşte Burak, bizim demeye dilimin varmadığı kazmaların arasından sıyrılıp bize gol attın ya ne kadar sevindiğimi anlatamam. Yanlış anlama Burak sevindiğimiz şey yediğimiz gol değil. Bana bu yazıyı yazdıran şey attığın gol değil tay, golden sonra 52.000 boş koltuğun olanca sessizliğinde, olanca haykırışınla ''anneeeee'' diye bağırışın var ya Tay Burak, o an gözümden yaşlar  süzüldü, yediğimiz gole bin şükür ettim. O attığın şey, bizim ağlarımıza mıhladığın şutun adı gol değil, senin adamlığın, futbolculuğundu lan. İsyanı, azim ve kararlılığı, kazanma isteğini, uzun yıllardır hasret kaldığımız hasleti, Zapata'nın solundan ağlara giden topun yazdığı yazıyı yedik biz.

Burak Yılmaz, Alpaslan Dikmen'i kaybettiğimiz hafta Erhan Albayrak'dan yediğimiz gole de çok sevinmiştim ben. Kapalıya doğru koşmasaydı, Alpaslan'ın resmine doğru selam durmasaydı, velhasıl o golü atmasaydı biz nerden anlayacaktık onun da adam futbolcular arasında olduğunu. Halbu ki ben ne golcülerden nefret etmiştim. Necati Ateş, Semih, Nihat gol attığında yüzüklerini öpüp golü karılarına hediye ederlerken nasıl içim acırdı anlatamam. Sen annene verdin golünü. Aslında attığın golün gerçek sahibine yani. Seni doğuran mübarek kadına.

Şampiyon olamazsanız önemli değil Burak, sen kahramansın, geçen yılın son maçında Şampiyonluğu Kadıköy'den koparabilen yiğitsin. Bu sene şampiyon olursanız önemli olacak, eğer olursanız da senin heykelini hala dikmemişlerse Sümena Manastırının yanına o uzun yıllardır esemeyen Kuzeyin  Fırtınasına, Karadeniz'in deli dalgalarına, hamsi yüklü takaların reislerine yazıklar olsun.

En son oynanan ulusal maçta canlı izledim seni Burak. Tay gibiydin, bin türlü dümenin düzenin dolabın döndüğü ortamda ulus takımın en uçtaki adamı oldun. Yerinde duramayan, bıraksalar tribünlerde bile top oynayabilecek kuvvette, sevimlilikte yeni doğmuş bir tay.

Sevgili Burak, yarın at olacaksın mutlaka, ve mutlaka çok daha yükseklere çok daha büyük yarışlara çıkacaksın, çok daha fazla takipçin olacağım senin. Elbet sen de çıktığın gibi ineceksin ama ne olur köpekler istedi diye olmasın sakın bu düşüş.

Yolun ve bahtın açık olsun kardeşim.

17 Eyl 2009

Futbolu Sevdirenler;Yasin Özdenak


O devir Türk kaleciliği için en büyük devirdi. Dadcu Fener'in, Sabri Beşiktaş'ın, Yasin Galatasaray'ın kalesindeydi. Ama Ulus takımının kalesi Göztepe'li Ali'nindi. Mahalle aralarındaki maçlarda çocukların kaleye geçmek istemeyişi Yasin'den sonra başladı. O zamanlar hepimiz kaleye geçmek isterdik maçlarda. Yasin gibi plonjon yapardık, balçığın tam göbeğine göbeğine.


Yasin Özdenak büyük kalecilerin sonuncusu oldu. O gittikten sonra, sokaklar betonlara, kaleler Rüştü'lere, Hayrettin'lere teslim edildi. Volkan'a razı oldu Türk Futbolu. Biz ise Yasin'den sonra uzun yıllar kaleci bulamadık. O yüzden çoğu sezon şampiyonluk gelmedi. Galatasaray tarihinde en uzun gol yememe rekoru halen kırılamadı.(9 maç)


Nihat'la birlikte kaleyi korudukları zamanda 3 yıl üst üste Şampiyon olduk. İlk çıktığı maçlarda çok dandik goller yemişti, ama süreç içinde unutulmaz bir kaleci oldu. Finali Amerika'da Cosmos takımında yaptı. Pele'nin, Neeskens'in, Beckanbauer'in takım arkadaşı oldu.


Maça gitmeye başladığımda kalede Yasin vardı. Damarlarıma sarı kırmızı kanı ilk pompalayanlardandı. ''Kalemizde panter Yasin vaaaar, geri dörtlü çelikten duvar, orta saha hepsi canavar, ileride Metin, Gökmen var'' tezahüratımız hala kulaklarımda çınlamaktadır. Kardeşi, Ayı Gökmen'de aynı zamanlarda Galatasaray'ı biraz daha sevmemize katkıda bulunmuştu, ancak şu günlerde kaşıkla verdiklerini kepçeyle alma işinde başarıyla görev yaparken, Yasin'in nerede olduğundan haberimiz yok. Bir ara kaleci antrenörü olarak çalıştı, sonra kayboldu. En azından sülük olmayıp, anılarımıza ihanet etmeyerek, bu gün, önemli bir maç öncesi tarafımdan hatırlanmıştır.


Adını, futbolu sevdiren her Galatasaray'lı futbolcu gibi, hürmet ve minnetle yad ediyorum. Ey unutulmaz Galatasaray'ın unutulmaz kalecisi, yaşa varol, nerdeysen çık ortaya. Takımın, bir kez daha unutulmaz olmak için uzun yolculuğa çıktı bile. Bir sen yoksun içlerinde.

2 Ağu 2009

Futbolu Sevdirenler; Lincoln!


Galatasaray Resmi Sitesi'nden transfer haberi geçtiğinde, milyonlarca Galatasaray'lı nasıl da heyecanlıydı, coşkuluydu. Gecelerce nöbet beklenmişti sitede, haberi ilk ben duyayım diye. Duyuldu, karşılamaya binlerce taraftar gitti. Nihayet Hagi Baba'nın hasreti dinecekti. Bir 10 numara getirdiler. Tam da Cihan'ların, Orhan Ak'ların, Necati'lerin yüzünden futboldan nefret etmek üzereyken, koşturdular bizi Galatasaray dükkanlarına, sıraya soktular Ali Sami Yen kombine gişelerinde.


İlk maçlarda cezalıydık, sokmadılar tribünlere. İlk çıktığımız maç Avrupa Kupası eleme maçıydı. Ali Sami Yen çıkış tünelinden Lincoln'ün silüeti göründüğü anda kıyametler koptu.''Lincooooonl, Lincooooln'' Fantastik bir futbolcuydu, topun kendisine gelmesi için yalvarır olmuştuk. Şaşı pasları şaşı yapıyordu sevmeyenlerini. İlk sene öyle veya böyle geçti, anladık ki sorunluydu. Sanki futbolu zevk için amatörce oynuyordu. Para vermeseler bile oynayacaktı zaten. O yüzden endüstri futbolu için fazlaydı.


Çalım attı diye dövdüler, topu sektirerek yürüdüğü için küfür ettiler. Geç geldiği için kızdılar, ceza kestiler. İkinci senesinin ikinci yarısı tam bir fiyasko oldu. İlk yarının en başarılı futbolcusu birden bire itin kıçına giriverdi. Düğmeye basılmıştı, Bülent'e verdiler Lincoln'ün sehpasını devirme görevini. Tereyağdan kıl çeker gibi kurtuldular Lincoln'den. Oynadığı sürece an meselesi olan futboldan nefret etmemi engellemişti.


Galatasaray ligi 5. bitirirken, son maçlarda oynadığı futboldan, Lincoln'süzlükten artık karar vermiştim. Bırakacaktım taraftarlığı. Zaten futbolu sevmiyordum, bana futbolu sevdiren Dünyada 10 futbolcu yoktur. Ve tam yeter derken, Lincoln zararın neresinden dönersek kardır mantığıyla iptal edildi. Surinam'lı geldi, Lincoln gitti. Bu demekti ki endişeye gerek yok, Lincoln'den çok daha iyisi gelecek.


1 Ağustos 1996 da Hagi Türk futbolunun kaderini değiştirmek üzere İstanbul'daydı. 1 Ağustos 2009 da Elano Blumer, Galatasaray'ın unutulmaya yüz tutmuş Avrupa karakterini yeniden hortlatmak üzere imzayı atıp 9 numaralı mübarek Galatasary formasının arkasına ismini yazdırdı.


Bazıları vardır gelirken iz bıraktığı gibi giderken daha büyük iz bırakırlar. Teşekkürler Lincoln, sen gitmeseydin, sen geçen yıl son düzlükte Bülent'le dalaşmasaydın, vak vakları ürkütmeseydin, bugün Elano diye bir futbolcu gelmeyecekti. Bu büyük fedakarlığın için, beni futbola bağlayan pamuk ipliğini mumladığın, biraz daha sağlamlaştırdığın için bile her şeye değerdi. Çok futbolcuya yaptığım tezahüratları haram ettim ben. Çok futbolcuyu sildik, attık gönlümüzden.


Geldiğin, oynadığın, büyük futbolcu refleksi gösterip direndiğin, Volkan'la dalaştığın, Erdoğan Arıca'ya boka bakar gibi baktığın, plajda eğlenip kampa gelmediğin, gelmeyip küfür ve ceza yediğin, atalardan miras 10 numaralı formayı en kralımıza bıraktığın, yerine Elano isminde bir büyük futbolcu aldırdığın için, senin ismini ne kadar bağırdıysam helal olsun. Bana futbolu sevdirdin, en iyi gününde de en kötü gününde de, güle güle. Yolun ve bahtın açık olsun.

2 May 2009

Futbolu Sevdirenler; El Clasico'ya Çıkanlar

Maradona'yı seyretmemişler için;
Ben futbolu sevmiyorum, o yüzden Galatasaray'ın maçlarından başka maç seyretmiyorum. Galatasaray'ın son haftalarda, futbolu iyi ki sevmiyorum dedirten futboluna lanet edince bu hafta iki defa Barça'yı seyretme bahtsızlığına uğradım! Klasik maçın devre arasında yazıyorum. Binlerce pas yapıldı maçta, ilk golü yiyen Barça 3 tane yolladı, İlker'in kalesine. İlker 4 tane de çıkardı. Bildiğimiz ortada sıçan, Erman Toroğlu İspanya'da yorumcu, Rıza ile Bülent Hoca olsalar, Messi'den çalım yiyenler bir araba dayak yemişlerdi daha şimdiden. Cannavaro'ya ''neden Hanry'nin ayağını kırmıyorsun, böyle gol amatör maçta yenmez'' şeklinde fırçalarını, fetvalarını dinleyecektik maç sonunda.

Yalvardık hakeme maçı bitirme diye. Ben futbolu sevmekten vazgeçtikçe, Barça çıkıyor ortaya, çocukluk aşkım Liverpool çıkıyor, beni sehpadan alıyor. Merak eden var mı? Bu maçı acaba bizimkilerden kaç futbolcu seyrediyordur. Bülent Korkmaz bu maçı seyrediyorsa ben eşşeğim. Şampiyon olamıyoruz diye üzülüyoruz, sen yat kalk sevin şampiyon olamadım diye. Ya bize denk gelse şu maç. Koskoca Raul topla buluşamıyor, İniesta (Dünya'dakien sevdiğim orta saha oyuncusu) kedinin fareyle oynadığı gibi, Messi dalda maymun düzer gibi oynuyor.

Tabela mı? ne tabelası, ne önemi var golün. Salı gecesi atamamıştı ölüm üçlüsü Etto-Hanry- Messi aynı oyunu oynuyorlar. Niye değişik oynasınlar ki. Top aynı, saha aynı, arkadaşları aynı.Koskoca Barcelano her maç aynı forvetle sahaya çıkarken ,Galatasaray iki hafta aynı forvetle oynayamadı henüz. Onlar da hoca bizimkiler de, onlar da profesyonel biz de. Onların da taraftarı var biz de taraftarız. Gördünüz kartonları, biz de dağıtıldığı zaman yarımız uçak yapıp atarız aşağıya.

Neyse hepiniz maçı seyrediyorsunuz, seyretmeyen futbolsever varsa içinizde kaçırdınız kardeşim şovu. İkinci yarı başladı,çok şeyler daha yazmak istiyorum ama dedim işte Barça benim futbolu sevmememi istemiyor.

Ah Messi, ah İniesta siz varken ben nasıl futbol maçı seyretmem.
İki hafta önce bizim El Clasico oynanmıştı. Hatırlatırım, rezil olmuştuk seyredenlere. Bu da El Clasico, bizimki de!
Biz bir garip çingeneyiz, nemize gerek gümüş zurna.

9 Mar 2009

Futbolu Sevdirenler; Ali Çoban


Ne yapsak olmuyor sezonlarıydı. Fatih Terim'in yanına kimi koysalar, tamam diyorduk, artık defansımız gol yemez. Enver Ürekli, Güngör Tekin, Ardoğan Arıca, Ali Yavaş.... Kim oynadıysa başımızın üstünde yerleri vardı ama ne yazık ki biz şampiyon olamıyorduk. İnanın o zamanlar şampiyon olamamak şimdiki gibi çok önemli bir şey değildi. Zaten bizim şampiyon olamadığımız sezonların çoğunu Trabzonspor önde kapamış, dolayısıyla görüntü kirliliği yaşamamıştık.

80 li yılların başında, son seri şampiyonluğumuzu yaşadığımız, Brian Birch'ü sefer görev emrine çağırdılar. Ve o sezon defansın ortasına Ali Çoban diye bir futbolcu oynamaya başladı. Beşiktaş'tan transfer edilmişti. Soyadı gibi köylü, hatta çoban görüntüsü vardı. Şimdi oynayan 6 milyon Euroluk Meira'yı seyrettikçe aklıma Ali Çoban geldi. Tekmeye kafa uzatırdı, Galatasaray'ın futbol emekçisiydi. Gariban görüntüsüyle, özverili futboluyla kısa zamanda sevildi. Soyadıyla söylenen belkide ilk futbolcuydu. Ali isminin fazlalığından olsa, değildi, Ahmet'ler 1,2,3 şeklinde, aynı ismi taşıyanlar küçük büyük diye çağrılırken, Ali, Ali Çoban diye çağrılırdı.

Brian Birch takımı daha da rezil bir halde Özkan Sümer'e teslim etmişti. Ali Çoban savaşmaya devam ediyordu hala. Fener'e kaptırılan şampiyonluktan sonra bu kez takımın başına ünlü birini getirdiler. Tomislav İviç'i. Tarihin belkide en zayıf kadrosuydu, Dürüllü'lü orta sahada, Cüneyt'le beraber, ilerde Sejdiç ve Tarık Hosiç vardı. Hosiç, Jardel'in gol atamayanını düşünün öyle biri işte. Maç boyu toplasan 1 kilometre koşmazdı, gol kralı oldu.

O sezonu ve o sezonki Ali Çoban'ın bir maçını unutamam. Antalyaspor'a ilk yarıyı 1-0 yenik kapatarak girmiştik içeri. İkinci yarıdaki tezahüratı ve o maçtaki Ali Çoban'ı dünkü maç gibi hatırlıyorum. 2-1 yendik ve maçtan sonra İviç'in demeci şöyleydi.'' ikinci yarıda taraftarımızı ve Ali Çoban'ı seyrettim, başka da bir şey hatırlamıyorum.''

Maçların tamamında oynayan tek futbolcu oydu o sezon. Gel gelelim yine şampiyonluk gelmemişti. Takım artık bir devrim yapmak üzereydi, İviç Porto'ya gitti, gelmiş geçmiş en büyük hocalarımızdandı. Devir artık Jupp Derwall devriydi, takımı olduğu gibi değiştirdiler. Defanstan bir Çoban'ı gönderip, Köylü'yü getirdiler. Bu sefer Köylü Yusuf savaşmaya devam ediyordu aynı bölgede. Ikına sıkına şampiyonluğu getireceklerdi önce ve sonra da bildiğiniz Galatasaray'ın temellerini atacaklardı.

103 lig maçında oynayan Ali Donald'ın adını son senelerde Pendikspor'da hoca olarak duyduk. Şimdilerde nerdeyse kulakları çınlasın o fakir, temiz, ezilmiş günlerimizin sevdası Galatasaray'ımıza bizi biraz daha bağlayan cengaverin.

21 Oca 2009

Futbolu Sevdirenler;(Ayı) Gökmen Özdenak


Bakmayın siz onun televizyon kanallarında ukalalık yaptığına. Objektif olacağım diye inceden Galatasaray'a geçirdiğinde. Devir hesap devri kanallarda maymunluk yapma devri. Kurunun yanında yaşta yanacak. Bundan böyle Gökmen Abi dahi yasaklı listede. Sarı kart veridi kendilerine çok defa, us ile uslanmadılar, o yüzden tekdir yediler bizlerden. Tekdir de kafi gelmedi salya sümük Galatasaray'a saldırmalar devam etti. Sıra köteğe geldi, bizim kötek de işte budur. Çeksinler cezalarını, bu arada daha da fazla saldırıya yalan habere devam etsinler.

Biz yinede vazifemizi yapıp malum kanaldan adamımızı, Ayı Gökmen'i cımbızla çekelim.

Benim ilk gittiğim maçta 9 numaralı formasıyla sahada olan Gökmen'i konuşalım, spor yazarı Gökmen'le işimiz yok. 13 sezon gol yollarındaydı. 99 golde kaldı, bir gol daha attırmadılar kendisine, 100 ler kulubünde Arif var Gökmen yok. Uzun yıllar gelmeyen şampiyonluklardan önceki üst üste 3 şampiyonlukta santrafordu. Bir maçta İnönü stadının yedek kulubesinden tribüne çıkıp Fenerbahçe taraftarına dalmıştı.

Yani dostlar şunu demek istiyorum. Sizler Gökmen'i televizyonda yorum yaparken tanıyor ve kızıyorsunuz. Ben de kızıyorum ama bir taraftan beni Galatasaray'a bir daha asla kopmayacak bağlarla bağlayan futbolculardandır Gökmen. Galatasaray'lılığı tartışılamaz. Kulüpte bir görev verilse ki- niye verilmemiş şimdiye kadar bilmiyorum- en azılı Galatasaray'lı olur. Bir de merak etmeyin sinsi adamdır Ayı Gökmen, durur durur hiç beklemediğin anda patlayabilir. Galatasaray'a hakaret ettirmez.

İzleyin göreeceksiniz, Gökmen yasaklı kanalda bir şekilde Galatasaray'lılığını konuşturur, mutlak bir şeyler yapar. Yapnazsa da önemli değil. Biz bize futbolu sevdirenlerden Gökmen Özdenak'a müteşekkiriz. Zaten sevmediğimiz televizyon maymunculuğu işindeki Gökmen pek umurumda değil.

25 Ara 2008

Futbolu Sevdirenler;Uğur Tütüneker


Ne yapsak olmuyordu işte. Bir önceki sezon Derwall'li takım averajla şampiyonluğu kaybedince çok üzülmüştük. Son maçta Sarıyer'le oynayıp, Trabzondan gol haberi gelmeyince Galatasaray'ı ''feda olsun'' tezahüratıyla tatile yollamıştık. Ne de olsa biz beklerdik 1 yıl daha. Yıllardır beklenen şey sadece Şampiyonluk değildi bizim için. Televizyonlarda seyredipte yanlarına yaklaşamayacağımız takımları eleme zamanı gelmişti. Avrupa Stadyumlarının tepesinde Galatasaray hayaletinin dolaşmaya başladığı yılların arifesiydi.

Almanya'dan transfer edilmişti. Sanki bir ayağı kısa gibiydi, koşarken yalpalardı. Tribünler uuuuuu, uuuuuu diye çağırırdı. Uve derdik kendi aramızda konuşurken. Uzun yıllar sonra gelen şampiyonluğun en büyük oyuncusuydu. Sayesinde o zamanlar çalıştığım bankanın müdürü Emine Hanım Galatasaray'lı olmuştu. Şimdiki Galatasaray taraftarı için son 4 maçın Lincoln'ü ne ise bizim için bütün bir sezonun Uve'si aynıydı. O zamanlar asistleri sayan, takan yoktu, sayılsaydı, böyle bir istatistik yapılsaydı uzak ara Uğur Tütüneker birinci gelirdi.

İkinci sezonunda Tanju Çolak geldi takıma. Lincoln-Baros ikilisiydi. Tanju Çolak'ı Avrupa Gol Kralı yaptı. Altın ayakkabının teki onun olmalıydı aslında. Unutulmaz maçları oynadı, unutulmaz goller attı, unutulmaz goller attırdı. Bir Galatasaray'lı olarak futbolu bıraktı. Bir Galatasaray'lı eski futbolcu olarak yaşamını sürdürmektedir.

222 lig maçına çıkıp 40 gol atmış, attırdıkları sayılamamıştır. Resimdeki maç Neushatel maçıdır. Şu resimdeki konsantrasyonu, o maçın tarihe geçeceğini maçın başında söylemiştir zaten.

Yeni doğan çocuğumun beşiğine resmini astığım ilk Galatasaray futbolcusu, Uğur Tütüneker; Galatasaray sevgimin ivme kazandığı yıllardaki motor gücümdün. Seni çok sevmiştik, formanın içindeykende, formanın dışındaykende. Selam olsun her neredeysen Büyük Galatasaray'a Avrupa Fatihi madalyasını taktıranların başında gelen büyük futbolcu. Her zaman büyük olarak kalacaksın.

11 Kas 2008

Futbolu Sevdirenler;Arif Kocabıyık(çingene)


Bir maç daha oynayamadı Galatasaray'da. 99 lig maçına çıktı. Fenerbahçe'den transfer olmuştu. Türkiye'nin o zamanlar en teknik futbolcusu belki de oydu. Belki hala tekniğine erişen yoktur. Kaleci degajını göğsüyle durdurabilir, göğsüyle çalım atabilirdi. Esmer olduğundan mıdır nedir Çingene Arif diye nam salmıştı. Tribün jargonunda Piç Arif'di adı. O zamanlar asistleri sayan yoktu. Tanju Çolak'ı belkide o gol kralı yapmıştı. Uğur'lu Papaz'lı, Cüneyt'li, Mami'li kadro içinde, uzun yıllar Şampiyonluk göremeyen taraftara Şampiyonluk yaşatmış futbolcularımızdandı.




Yaşantısı düzensizdi, devamlı idareciler tarafından gece alemlerinde yakalanır, ceza alırdı. O zamanlar herşey çok temizdi. Arif'in oynadığı futbolun yarısını bile oynayamayanlar şimdi padişah hayatı yaşıyorlar. O büyük futbolcu sessizce gitti aramızdan, muhtemelen şimdilerde Galatasaray'lı eski futbolcu olarak onurlu yaşamını sürdürüyordur. Muhetemelen parasıda olmaz böyle adamların. Ama bir gün çıkıpta Hakan Şükür gibi bana vefasızlık ettiler dememiştir.




Arif, Arif'ti, her maç aynı oynardı. Top, saha, kaabiliyet neyse o. Şimdi bir bakıyoruz Arda'ya bir maç Maradona, bir maç Lukunku. Bizler onlar sayesinde biraz daha Galatasaray'lı olmuştuk. Şimdilerde Galatasaray'lılar formaya bakıyorlar sadece. Kimseye güvenemiyorsun. Formanın içinden çıkan adamı tanıyamıyorsun. Halbu ki Piç Arif belkide hiç çıkarmadı formayı sırtından. Galatasaray formalı, Galatasaray'lı büyük futbolcu Arif Kocabıyık.

30 Eyl 2008

Futbolu Sevdirenler;Erhan Albayrak


Adamlık parayla satın alınmıyor. Biz ne maymunlar gördük gol attığında kapalının önüne gelip şov yapan. Belki de ilk defa gol yediğimize sevindik. Erhan Albayrak beraberlik golünü attığında önümüze doğru koşarken önce şaşırdık, bir hareket bekliyorduk şu acılı günümüzde. Ne de olsa alışkınız kötü şeyler görmeye. Bir baktık bir elini kalbine bastı, diğerini kapalının tavanına asılmış Alpaslan'a kaldırdı.
İyiki gol yemişiz, yoksa Erhan Albayrak'ın adamlığını nereden anlayacaktık şu kahpe futbol piyasasında.
Alpaslan kardeşimizin ölümü bundan böyle Fenerbahçe taraftarına ve camiasına bakışımızı değiştirdi. Artık ağır küfür olmaz, hafifide olmaz belki. Yıllardır kimsenin yapamadığını Alpaslan'ın tabutu yaptı. Taraftarlar barıştı, keşke ilk maç Ali Sami Yen'de olsaydı Fener'le.
Erhan Albayrak gibi futbolcuların çoğalması, var olanların kendini göstermesinin zamanıdır artık. Futbol sizlerle güzel Albayrak, teşekkürler bize gol attığın için.

29 Eyl 2008

Futbolu Sevdirenler; Yusuf Altıntaş(Köylü)


Ali Çoban,İviç zamanında taraftarla atıştı yanlış hatırlamıyorsam. Biletini kestiler, o sırada Körfez ekibinde bir cengaver nam salmaya başlamıştı liglerde. Tekmeye kafa atan, adama kafa atan, sert, sinirli, Köseköylü Yusuf. Yusuf, o sezonun bitiminde kendini Galatasaray'ımızda buldu. Bülent Korkmaz ile birlikte Galatasaray defansı artık yeni bir model oluşturmuştu. Ben yenilmem diyecek, savaşacak, boğuşacak iki Rambo dosta güven dost olmayana korku salıyorlardı. 186 lig maçına çıktı Köylü Yusuf, 6 kere atıldı tonla sarı kart gördü.

Banik Ostrava'ya uzaktan attığı gol bize turu getirmişti. Rıdvan'ın , Metin Tekin'in belalısıydı. Sözleşme zamanları köyünde mangal yapardı. Galatasaray'da çaycılık yaparım diyecek kadar Galatasaray'lıydı.

Galatasaray'ın şampiyonluğu garantilediği bir maçta boş kaleye topu atmamış, Tanjuyu beklemiş, Metin Oktay'ın rekorunu kırdırmıştı. Bereket Hakan Şükür, Tanju'nun da rekorunu kırarak Köylü'yü iyilik yaptığına pişman olmaktan kurtarmıştı.

Köylü Yusuf'un abisi de futbolcuydu, o abisini sakatlayacak kadar maça konsantre olurdu. Gariban babasıydı, yardımseverdi. İnsan gibi insandı. Unutulmaz Galatasaray'lılar arasında adı sonsuza kadar yaşayacaktı.

Yusuf Altıntaş; Galatasaray'a gelişinden gidişine kadarki duruşun, futbolculuğun, adamlığın bizi biraz daha Galatasaray'lı yapmıştır. Galatasaray'ı sevdirenlere bin selam olsun.

11 Eyl 2008

Futbolu Sevdirenler;Metin Çekiçler (Küçük)




80 li yılların başlarında muhteşem bir PAf takım vardı. Maçlardan önce oynarlardı Ali Sami Yen'de. Bazen PAF maçını seyredip maçtan çıkmışlığımız bile olurdu. O muhteşem takımın forvetinde iki Metin vardı. Maçlardan önce el ele tribünlere çağrılırdı. Aralarındaki paslaşmalara doyum olmazdı. An meselesiydi A takıma geçmeleri. Nitekim kısa zamanda geçtiler de. Birini yazdık, herkes tanır, Büyük olan Metin Yıldız'ı. Küçük olanını hemen hemen kimse hatırlamaz. Arda kıvraklığında, tekniğindeydi Küçük, 1 metrede iki kişiye çalım atardı. Bana göre Büyük 'ten
daha büyük futbolcu olacaktı.

18 lig maçına çıkabildi çocuk. Sonuncusu Zonguldakspor maçıydı. Daha sonra talihsiz Samsunspor kazasında rahmetli olan Muzaffer diz kapağını parçaladı. Teller, platinler, yamalar dikiş tutturamadılar Küçüğün dizine. Kayboldu gitti, bir daha oynayamadı.

Ama olsundu, takımın gençlerinin herkesi yendiği fakat büyüklerin yenemediği, şampiyon olamadığı senelerde Galatasaray'la bağlarımızı daha da perçinleyen futbolculardan biriydi. Onlar olmasa belki o zamanlar, o kadar kötü takımın maçlarına kimseler gitmeyecek, o zamanki çocukların çocukları başka takımlara sevdalanacaklardı.

Küçük Metin çok kısa oynadın, oynadığın maçlar, attığın çalımlar gözümün önüne geldikçe, Galatasaray'ı daha fazla sevdim. İyi ki o zamanlar maçlara gitmişim. Çok yaşayın.

3 Eyl 2008

Futbolu Sevdirenler; Tugay Kerimoğlu


Ben yazacaktım Tugay'ı ama bizim oğlan benden önce davranmış. Aynen yayınlıyorum, Tugay kardeşime sevgilerimle.




''Anlatamayacağım muhtemelen Tugay'a olan hayranlığımı ama yazacağım gücüm yetene kadar....
Uzun değil benim hikayem, destansı değil belki, belki de çok sıradan... Sarı-kırmızıyı tanıdığım günden, yani doğumumdan başlar ve Galatasaray sevgimin katlanmasıyla devam eder. Benim için Galatasaray, parçalı forma içinde ellerini yumruk yaparak gol sevincini yaşayan, sarı saçlı, Falco varken 6 numarayı giyen bir adamdı. Kendimi o zannederek aşık olmuştum Galatasaray'a. Top ondayken sanki ben koşuyordum, sanki ben koyuyordum uzaklardan Fener'e, sanki ben koşuyordum attığım golden sonra Kadıköy'de mevzilenmiş vişne'ye çalan koyu kırmızılı askerlere... Kötü oynadığı bir maçta tribünden homurtular başladığında, hüngür hüngür ağlayarak susturmuştum o insanları, sanki bana küfür ediyorlar gibi, çaresizce çıldırmıştım.
O Galatasaray'dı, ben Tugay'dım. Şampiyonluklarda Bülent Korkmaz'la beraber kaldırırdık kupaları. 3-3lük Manchester maçında omuzlarda beraber ağladık onunla... Fener'e gideceği söylentileri çıktığı sene kapalı'nın önüne gelip bütün tribünü beraber susturduk... "Burada doğdum, burada öleceğim!" diye birlikte haykırdık Galatasaray taraftarına. Herta Berlin'e attık golü, bir anda yaylanarak koşmaya başladık, sonra yumak olduk zıpladık...
Ve o an geldi, sen gittin, götürüldün.. 99-00 sezonunun devre arasında, Tolunay oynayacak diye seni gönderdiler Tugay'ım. Fatih Terim'i bu yüzden hiç affedemedim. UEFA Kupası'nı sen de kaldıracaktın beyaz formanla. Belki de son penaltıyı sen atacaktın ve yine seninle kale arkasına koşacaktık omuz omuza. Olmadı, mavi beyazlar içindesin şimdi. Bambaşka bir ülkede, bambaşka bir yerde doğan çocuklar belki sen oluyor. Belki onlar soyadını bile söyleyemiyorlar, Tugay diyorlar sadece.. Formanı alıyorlar.. Ama bilmiyorlar ki, sana sadece sarı kırmızı yakışıyor. Ve bilmiyorlar ki, Galatasaraylı bu çocuk hala Tugay'ı bekliyor...
Boğazımda düğümlenen hıçkırıktır Tugay Kerimoğlu... Demiştin ya burada doğdum diye, sen geleceksin ve ben tekrar Florya'ya, Ali Sami Yen'e ayak basacağım....''




22 Ağu 2008

Futbolu Sevdirenler ; Savaş Demiral(Büyük Savaş)



Hepimiz 1988 yılındaki büyük yürüyüşün onurunu yaşarız. Hani o Avrupa Avrupa duy sesimizi diye yırtındığımız seneyi hiç birimiz unutamayız. İlk yarı final çektiğimiz Şampiyon Kulüpler turnuvasını. Neushatel maçı der başka bir şey demeyiz. O maçı maç yapan ilk maçtaki beklenmedik 3-0 yenilgi ve sonrası büyük motivasyonla tarihin en büyük geri dönüşü.






O maç önemli olmayacaktı, Büyük Savaş Türk futbolunun kader golünü atmasaydı. Çünkü biz o maçı oynamayacaktık. Rapid Wien'le Avusturya'da oynanan maç hezimete gidiyordu nerdeyse. 2-0 yenik duruma düştük, Simoviç direniyordu 3. yememek için. Rakip üzerimize çullanmış işimizin evliyalara kaldığı dakikalardaydık. Nasıl olduysa oldu sol taraftan bir korner kazandık. Topun başına Gevur (Prekazi) geçti. Hepimiz orta yapacak belki Tanju çakacak diye bir umut nefesimizi tuttuk televizyon başında. Gevur 18 köşesine doğru yerden pas attı. Gelişine Büyük Savaş olanca kuvvetiyle vurdu. O kadar şiddetli vurudu ki bazen barajdakileri sakatlardı. Top gitti Rapid ağlarına yapıştı. Gerisi bizim işimizdi. Yeteki Ali Sami Yen'e umutla çıkalımdı. Tanju ve Cüneyt'le çok rahat geçtik Rapid'i. Gerisini hepiniz biliyorsunuz.

12 Ağu 2008

Futbolu Sevdirenler; Zoran Simoviç



1984 Avrupo Şampiyonasında o hatalı golleri yemeseydi eğer gelirmiydi Galatasaraya bilmiyorum... Jupp Derwall ın da aynı turnuvadan gelmesi aslında Galatasaray için dönüm noktası olmuş bir bakıma...Libero gibi çıkıp aldı deyimini o kazandırmıştır turk futbol terminolojisine...Yan toplarda ki başarısı çevik ve hızlı olusu her ne kadar bazen penaltı yaptırsada kaleden çıkıp forvetin ayağından topları alışı...Hatta gol bile atmıştır Simoviç...Kurtardığı penaltılar ve Köln de ki monaco macında Weah, Fofona, Ettori'in şutlarına engel olması ve Galatasarayın yarı finale çıkmasında prekazi'nin 40 metreden attığı gol kadar payı vardı Simonun...O dakikalarda bir efsane olacaktı Köln'de elinde Türk bayrağı ile tüm tribunleri dolaştı...Akıl almaz anlatılamaz bir görüntüydü...O zamanlar mahalle maçlarında kalelerde boy boy simoviçler vardı...(At kafa)Simoviç 1990 yılında bıraktı futbolu bırakmak zorunda kaldı..İç savaş çıkışınca devlet mal varlığına el koydu...O da para için gol showda kalecilik yaptı bir dönem...100.yılda söhretler karması macında cıktı ve hala güven veriyordu...Su anda taraftar aykuta ve orkun'a güvenmiyorsa bunda simovicin,taffarelin,stauce'nin payı büyüktür

4 Ağu 2008

Futbolu Sevdirenler ; Tarık Kupoğlu


Aşağıda yazdığım unutulan fakat seyretmişler tarafından unutulmaz maçların adamını. Şampiyon Kulüpler kupasında Atletico Madrid'le eşleşince antrenör Brian Birch rekibi izlemek için Madrid'e gitmişti. Aslında usulen izleme tabiki. Esastan izlemeye gerek yoktu o zamanlar. Hatta bizler büyük takım çıksa diye yalvarırdık kupalarda. Nitekim bir önceki sezon Bayern Münşen çıkmış Müller'i, Vogts'u, Beko'yu seredeceğiz diye ne çok sevinmiştik. Nasıl olsa eleneceğiz bari resmini gördüğümüz ( o zamanlar televizyon yoktu çocuklar) futbolcuların kendini görelim zamanlarıydı. Futbolun peygamberlerini seyrederdik.

Neyse Birch gitmiş rakibin maçıını izlemişti. O zamanlar geride Muzaffer ve Tuncay oynardı genelde. Fakat büyük maçların bir futbolcusu vardı. Aynı Emre Aşık. Tarık askerdeydi. Ve Birch geldi anonsunu etti. ''Tarık'sız maçın mesuliyetini taşımam''. Tarık'a askerden özel izin alındı. Ve o maçlarda oynadı.

Gerisi aşağıdaki unutulan maçlarda yazılı.


26 Tem 2008

Futbolu Sevdirenler;Metin Yıldız(B.Metin)


70 li yılların sonlarıyadı. O zamanlar maçlardan önce PAF maçları oynanırdı. Demek bizim PAF takımları o zamanlarda da efsaneydi. İki Metin vardı o takımda. Daha esas takımda oynamadan hepimizin tanıdığı. Taraftar onları seyredebilmek için saatler önceden doldururdu stadı. He ikisi de gün sayıyordu A takımda oynamak için. Büyük Metin ilk olarak Beckenbaur'li Cosmos ile yapılan hazırlık maçında çıktı huzura. Beko'yu maymuna cevirdiğini hatırlıyorum. Daha sonra pek çok şey hatırlıyorum Büyük'le ilgili. Girdi sol kulvara. Sıfır noktasına inip top tam çıkmak üzereyken keserdi. Pek çok unutulmaz maç oynadı. Bir keresinde Fener maçında kapalının önünde taraftar kendisine küfür etmiş, aldığı topla herkesi çalımlayarak İvançeviç'e koyup küfür eden taraftarın karşısına kadar gelmişti. 111 lig maçı oynadı. Yine bir seferinde Özkan Sümer bir Avrupa deplasmanında kendisini sağ bek oynatmaya kalkmış, kendisi oynamakk istemeyınce kamptan kovulmuştu.

Serseri topçuydu, geneleve gider, ayakkabısının topuğuna basardı. Emaneti Sergen Yalçın'a bırakarak kayboldu piyasadan. Kadro dışı kalır taraftar baskısıyla affedilirdi. Dönemin yöneticisi Selçuk Uygur Karaköy'deki ofisinde bize dosyasını göstermişti yine bir kadro dışı zamanında. Çok takım değiştirdi. Gittiği yerlerde de serserilik yapardı. Kayseri'de yine bir yenilgi sonrası taraftardan dayak yemiş, oradan da kovulmuştu.

En büyük hizmetini Malatyaspor'da oynarken yapmış 14 sene sonra gelen şampiyonluğun büyük golünü atmıştı Beşiktaş'a. O zamanlar en sevdiğim futbolcuydu. Hala da en sevdiklerimdendir. Gelmiş geçmiş en büyük 11 de sol kanatta bankodur. Yedek kulübesinde otururken bile kendisine tezahürat yapılırdı.

Xamax maçının yıldızlarındandı. Hagi'nin yardımcılığını yaptı. Çok iyi bir Galatasaray'lı olarak yaşamını sürdürmektedir. Paf takımını yönetmiş Sabri'yi çıkarmıştır. Cüneyt gibi, Ergün Penbe gibi efendi olsaydı bu gün ismi benden başkaları tarafından da minnetle anılacaktı. Ama olsundu Büyük Metin bana futbolu sevdirenlerin başında geliyordu.

23 Tem 2008

Futbolu Sevdirenler;Cevat Prekazi


Fatih Terim'in jübilesiydi. Nedense Fenerbahçe Stadı'nda oynanmıştı. Tıklım tıklım tribünler, helikopterle sahaya inen Terim ve 5 dakika sonra yerine girecek olan yeni transferimiz Prekazi. Giriş o giriş, unutulmazlar sayfasında, futbolu sevmemizi sağlayanlar arasında yaşayacaktı.

Çelimsiz ayaklardan ne şutlar çıkardı. Bunlardan en büyüğü Ettori'ye 40 metreden taktığı büyük frikik golüydü. Öz Cim Bom'lu Sezgin'in kankasıydı. Her attığı golden sonra Sezgin'in arabaya koşardı. Tanju'ya ne goller attırdı. Monaco'daki maçta kestiği topa uçarak kafayı yapıştıran Tanju daha ikinci maç oynanmadan tura çıkarmıştı Galatasaray'lıları.
Topun dili var, canı var derdi. bir maçta koşmuyorsun diyen gazeticiye koşsam burda ne işim var diye cevap verdi. Büyük insan, büyük Galatasaray'lıydı. Sanki sirk futbolu oynar gibiydi. O gerilimli Eskişehirspor maçının gecesinde Simoviç'le aynı odada kalırken, Simoviç'in heyecandan korkudan,''ya yenemezsek'' lafına,''yat be Simo, nasıl yenemeyiz, çıkacaz sen yemicen ben atıcam şampiyon olacaz'' demiştir. 36 numara ayakkabıları olduğu söylendi yıllarca. Şehir efsanesi yayıldı ayağı küçük olan topa daha iyi vurur diye.

Hagi geldi de Prekazi'yi biraz unuttuk. Kaleciler de Prekazi gittiğinde kurtulduk sanmışlardı, Hagi belası sardı 5 sene.

Gevur lakabı vardı bizim tribünlerde. Gavur 7 yılda174 lig maçı oynamış çoğu frikikten 40 gol bırakmış kalelere. 14 yıldan sonra silkinen, titreyen aslanın motor gücü takımındaydı. Onun nesliyle dolaşmaya başlamıştı heyula bela Avrupa Stadlarında. Ali Sami Yen'in cehennem, Galatasaray'ın Avrupa Aslanı olacağı yıllardı. Nitekim oldu da. Teşekkürler Prekazi, selam olsun Gavur.