abdullah avcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
abdullah avcı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eyl 2013

Satılmış Rektör ile Kantinci Satılmış

Yalçın Küçük anlatmıştı, ODTÜ zamanlarında öğrenci lideriyken, Satılmış adlı bir kantinci varmış. Kantini karargah yaptıklarından, bütün tartışmaları dinler, eylemleri not eder, eylemcilere lojistik destek sağlarmış. Neredeyse onlar kadar bilgiliymiş Satılmış. O derece donanımlı bir yağız bir Anadolulu.
Rektöre karşı bir protesto yürüyüşü  örgütlemiş Yalçın Küçük. Bağırarak ilerliyorlarmış. ‘’ Satılmış rektör, satılmış rektör’’ diye. Tam kantinin önünden geçerlerken kantinci Satılmış, Yalçın Küçük’ün önüne dikilmiş. Ben yapamam, ne olur beni rektör yapmayın demiş.

Sen bir garip çingeneydin be Belediyeci, iktidar yalaması Apo. Nene gerekti gümüş zurna. Geçmişin nedir, bilgin ne düzeydedir. 80.000 kişilik stadyumda 15 kişiye maç ettin. Zaten o stadyum 90 dakikalık maçın 70 dakikasında 1-0 öndeydi.  20 dakika dayandın mı yeniyor, dayanamayıp 1 gol yesen berabere kalıyordun. Bilmem yabancı dilin var mı? Namaz kılarken kullandığın Arapça'yı saymazsak tabi.

En büyük zaferin 3 büyükleri yenebilmek, tanıdığın, hüküm ettiğin en kariyerli yabancı Webo, Holmen. En prestijli futbolcun Cihan Haspolatlı.

İnsan bir sorar, kimin yerine beni getiriyorsunuz der. Hiddink’in kovulduğu yere sen hangi alt yapıyla geldin. Alt yapı derken, sanırım Galatasaray alt yapısında çalışmışsın, Yüce Gök bizi korumuş, hoca enflasyonunda basiretsiz bir yönetişi seni başımıza hoca diye getirmemiş. Getirecek olsa ben Reykart’tan daha iyiyim der kabul ederdin. Bizi amma uğraştırırdın, kaç maça çıkardın acaba? 

Zaten senin gelişin geliş değildi. Maksat yalama, yandaş, cemaatçi güruhu hangi kurum olursa olsun onun başına kıçına geçirmek. Zavallı Apo, önce senin de pantolonuna cep diktiler, sonra para doldurdular. Şimdi istesen de o eski kavak yellerini estirmezler artık.

Koskoca Türk Ulusal Takımının başında sayıldın, yazıldın, attan inip eşeğe de binemezsin. Gerçi devir sizin lale devriniz, sana mekanizma mutlaka bir ekmek kapısı daha hazırlar, fazla beklemezsin. Şu kahrolası düzenin, futbol departmanında taşlar bağlı, köpekleri serbest bırakmışlar. İt izi at izine karışmış, Senin suçun yok, seçildin, Sistemin sevgili kuluymuşsun. biat etmenin ödülünü aldın.

Ulus futbolunun batışına ufuk oldun. Sayende biraz daha geriledik. Sen de senden öncekilerden ne öğrenmişsen onu icra etmeye çalıştın. Ersun, Hakan Şükür’le uğraşmıştı, sen ilk maçında ülkenin faal en iyi futbolcusu Selçuk’la dalaştın. Türk pasaportu taşıyan en iyi futbolcularla günlerini geçirdin. Zevkini çıkardın.
Ya Apo, biz seni hep ya Fener’in ya Galatasaray’ın maçını izlerken görürdük. Allah aşkına söyle kimi izliyordun ki? Televizyonlar göstersin diye takıldığını biliyorduk. Gitsene kardeşim PTT liginde bir maça, bakarsın orada çok büyük bir futbolcu keşfedersin. Ne işin var Arena’da.

Bir halt değilsin bunu hepimiz biliyorduk, akıllı da değilmişsin. İnsan kendisini bilir bari araziye uyar ortalıkta görünmez. Maçtan maça çıkar, yenilir kurtulursun. Muhalif, imalat hatası birkaç yazar dışında zaten tamamı muktedir yanlısı, seni hiç kimse eleştirmez, kabahat bulmaz, yetersizliğini gündeme bile getiremezler.

Kantinci Satılmış kadar olamadın, ben yapamam diyemedin. Son 4 maç kala bir başkasını yerine getirdiler, bu ayıpla daha ne kadar futbol camiasının içinde kalacaksın. Seni hoca diye alacak takımların taraftarlarına şimdiden acıyorum. Mutlaka sistemden beslenen baronların bir takımına hoca olursun, pişmiş kelle gibi sırıtarak imza atarsın sezona başlarsın. Şunu unutma, eğer Belediye takımlarından birinde değilsen, takımlar, taraftarlarınındır sakın unutma. Senin gelmene yapacakları bir şey olmaz, ama gidişin taraftarın nefesinden olur.

Bir gün elbet ülkenin temizlenmesine paralel, futbol da tertemiz olacak. Elbet sahada kıran kırana maçlar neticeyi belirleyecek. Elbet oynayanlar, oynatanlar, yönetenler tıpkı taraftarları gibi tertemiz, hak edenler tarafından oluşturulacak. O günler o sezonlar geldiğinde ne senin gibi çapsız, kariyersiz, bilgisizler, ne şahlar, bezirgânlar, imparatorlar saltanat sürecek.


Satılmış Hocaların devri kapanıp, Hoca Satılmış’ların devri gelinceye kadar, sürün sefayı. 

6 Haz 2012

Abdullah Efendi

Ulusal Takım'ın oynadığı en son maçı seyretmeyi ne kadar da çok istiyordum. Hafta sonu başlayacak, büyük turnuvanın en büyük favorisi Portekiz'le oynayacağımız maçı merak ediyordum. Dünya'nın en büyük futbolcusu Ronaldo'yu seyretmek için kuruldum televizyon başına. Pek takip etmem, kadrosunda var mı bilmem, Beşiktaş'ta oynayanları da izlemek istedim. Hatta, kadroda mı değil mi diye Fernandez'i aradım bir taraftan. Derken bizim takımın kadrosuna baktım. Yolda görsem tanımayacağım, daha önce hiç seyretmediğim futbolcuları gördüm. Şampiyon takımdan hiç kimsenin oynamadığına emin olur olmaz televizyonu kapattım. O andan sonra o maç benim ülke takımımın maçı değildi, maçın sonucunu ertesi gün istem dışı olarak öğrendim.

Yazalım bakalım, toparlarız nasıl olsa. Bir küçük takım hocası için en kolay maç, Fener'le, Galatasaray'la oynayacağı maçtır. Bunca yıllık taraftarım, şimdiye kadar Fener'e 5-0 yenildi diye kovulan hiç bir küçük takım hocası görmedim. Kendi sahasında Galatasaray'dan 4 yiyen bir küçük takım hocasına küfür edildiğini futbol tarihi yazmamıştır.Böyle maçı kollar küçük takım hocası. Götürüsü sıfırdır, getirisi büyüktür. Hezimet yesen hiç kimse ilgilenmez, ama uyarına gelir de bir punduna getirip çelme takabilmiş isen bütün dikkatli gözler sana doğru çevrilir. Çoğu kan emici yazar, yenilen büyük takıma, hocasına saldırırken, akil, aklı dumura uğramamışlar, yenen Küçük takım hocasında keramet ararlar. Dedik ya, küçük takım hocası için bu maçlar kendisi için kader maçlarıdır. Misal Belediyespor, Fenerbahçe'yi yendi diye sıralamada geleceği hiç bir yer yoktur. Yenmese nerede olacaksa, yenince aynı yerde hizaya gelecektir.Futbolcu için de o maçın önemi yoktur. Yenerse, yendi diye transfer falan olmaz, golü atan futbolcuya madalya takmazlar. Ne var ki bütün prim, bir timsah sabrında bekleyen Hocalarınındır.  Bir gün bir bakarsın, bir Cuma namazı sonrası kendini Ulusal Takım hocası olarak bulabilirsin.

Eşşek yükü para alıp, Avrupa Kupası Finallerine götüremeyip kıçına teneke bağlanmış Bir Büyük Hoca Hiddink'in yerine, Abdullah Efendi, çok daha az paraya, futbolumuzun derin devletinin sadık bir kulu olarak getirildi. Cebinde, Ramazan aylarında tuttuğu oruçlar, gittiği Umreler, kıldığı namazların yanında küçük takımın küçük hocası olarak büyük takımlara aldığı bir kaç işe yaramaz puan vardı. Her ne kadar kendisi geldikten sonra Futbolumuzda kızılca kıyamet kopmuş olsa da, arada maç oynanmadığından kaynayıp gitmiş, geliş sebebi, getirenlerin kimliği dikkatlerden kaçmıştı. En baba futbol ulemaları kendi derdine düşmüşken, kimin basiret bağlanması sonucu Ulus Takımının başına getirildiği belli olmayan Abdullah Efendiyle uğraşmanın alemi yoktu. Netice de hemen hemen bir yıl geçmiş, Milli maç oynanmamıştı. Hayat ne güzeldi Milli Takım hocaları, yöneticileri için.

Lizbon'dayız, Portekiz Ulusal Takımı, 70.000 kişinin önüne, Turnuvanın Favorisi olarak ülkesinin en iyi futbol oynayan 11 i ile sahada. Takımı yolcu etmeye, moral vermeye gelen binlerce Portekiz'li , gözbebeği Ronaldo'sunu seyretmeye gelmiş. Portekiz Hocası'nın en ufak bir egosu, kaygısı, sakatlanır, ceza alır korkusu yok. Sürmüş sahaya. Bir Portekizli için Ronaldo'yu canlı sertemenin tek yolu, Milli takımlarının ülkelerinde oynayacağı maçtır. O maçta o futbolcuyu oynatmak bir Hoca için ulusuna saygıdır. Maç bir hazırlık maçı olmasına rağmen stadyum tıklım tıklımdır. Her ne kadar kendi takımlarına bir payanda, son bir moral vermek istemek olsa da, yoğunluğun başka sebebi de oynayacakları takım da az buz bir takım değil, bünyesinde Dünya'nın en büyük takımında oynayan, oynama ihtimali bulunan futbolcuları barındıran Türkiye olmasındandır. Dolayısıyla Türkiye Ulus takımının, Portekizli seyircilere izleteceği büyük futbolcuları mevcuttur. Ülke liginin uzak ara en büyük futbolunu oynayan, unutulmaz goller atan, kullandığı serbest vuruşları seyredilmek istenen Selçuk İnan'ı, daha bir yıl evvel kasaba takımında yedek iken, şampiyon takımın bankosu olan Semih Kaya'sı ise Abdullah Efendi'nin yanında yedek kulübesini pas pas yapmaktadır.

Hiç kimse beni ikna edemez. Milli takım deneme tahtası değildir. Neticede ister gazozuna maç olsun, isterse Dünya Kupası yarı finali olsun Türk Milli takımı, Türk pasaportu taşıyan, Türk Milli takımda oynama hakkı olan en iyi 11 ile sahada çıkma mecburiyetindedir. Selçuk İnan'ı oynatmamak, Lizbon'da maça gelmiş 60.000 kişiye, televizyon başında maçı seyreden milyonlarca Türk'e saygısızlıktan başka bir şey değildir. Küçük takım hocasının kalibresinin ne olup olmadığını göreceğiz. İlk ciddi puan maçına bakacağız. Abdullah Efendi, hoca olmaya, kesin hoca değilsin de, eğer adamsan Selçuk İnan'ı o maçta oynatmazsın.

Sen bir garip, küçük takım hocasının çalgıcısıyken, be Abdullah Efendi, nene gerek senin gümüş zurna.2012 deyiz, 2014 yılında Olimpiyat Stadının poyrazını o nurlu yüzüne yiyeceğin garantidir. Bu günlerin keyfini çıkarmaya bak. O günlere kadar,  Galatasaraylı futbolcuların onuruyla oyna, camiden çıkma egonu tatmin et, amirlerinin kemiğini yala, bir günlük beylik beyliktir. Yine de bu takım bizim, bir kıyağım olsun. Eğer bir turnuvada en az bir yarı final maçı oynamak istiyorsan, tarihe bak, en az 7 Galatasaray futbolcusu ilk 11 inde olmalıdır. Gerisi yıkımdır, uçurumdur, Galatasaray Türkiye, Türkiye'dir Galatasaray.