ne yapmalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ne yapmalı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Oca 2024

İLK YARININ ANATOMİSİ ve ŞAMPİYONLUK için NE YAPMALI;

Ne Yapmalı'yı bir kere daha okumalı, ya da buyurun çocuklar ders başladı.

19 maç izledik, yeterli done elimizde mevcut başlıyoruz. Puan kaybettiğimiz 4 maçımızı da kazanıp tulum çıkarabilirdik, Fener maçı en kötü oynadığımız maçtı, 2 penaltı verilmedi, kalecimize top gelmedi. Bu demektir ki mevcut oyunumuzu beğenmesek bile uzak ara Şampiyon olmamıza yeter.

Rakibin 1.1 maçını izledim, 1 bizim maçta, 0.1 10 dakika kadar da biri haber verdi Kuzey ülke takımına 4-1 mağlup, maymuna çeviriyorlar dediler, açtım o maçta. Farklı kazanıyorlar, maçlarını hiç seyretmediğim halde tamamını izledim, Polislik bir durum var, 3 takım hariç hiç biri yenmeye oynamıyor, maçın başında bir an evvel fark yiyip rahatlıyor, 3 gün aralı iki Konya maçı bile İnterpollük. İlk yarının en kısa metrajlı filmi.

Deniz anası gibi pelte futbolu oynayıp yenilen takımların Fenerli olmayan taraftarı aptal değil, Delikanlı iseniz verimini aldığınız sağıp, samanını, yalını verdiğiniz Konya Hocasını Konya'da bir maça çıkarip öyle kovsaydınız. Hiç bir takımın başında Gala çıkışlı biri yok, İş takım vermiyorlar, diyorlar ki Terim'i niye sevmiyorsun, nefret ediyorum. Ne işin var Panatinaykos'ta, geçsene Adana'nın başına bari bir tane daha Fenere yatmayacak takım görelim. Böyle eldi ama böyle gitmez, gitmeyecek, kalan 19 maçın 4 ünü ıkına sıkına tek farklı kazanmışsak Mayıs geçmiş olsun. Ama öyle olmayacak, testi kırılmadan suya göndereceğimiz çocuğa tokadı atıyoruz.

Okan Buruk İngiltere, Fransa liginde olsa çok daha kolay Şampiyon olur. Kimle oynayacaksa yapıyor kurgusunu çalışmasını taktiği belirliyor ilk 11, maça çıkıyor, a bir bakmış ki oynadığı takım her hafta aynı. Her hafta otobüs Garajı, 2 puan kaybettirmeye çıkmış, 1 gol atsan bile tınmıyor, hakeme güveniyor dikkat edin maça tutunuyor 75 de 3 oyuncu birden oyuna sokuyor, sen dünya çapında oyuncularla 2. yi bulamamışsın sinirler alt üst, her an bir kaza golü riski, taraftarın bağıramıyor, kaç maçı böyle alacaksın.

Biz Mayıs'a bırakmayız naralarıyla 24. Şampiyonluğun kitabını yazıyorsak laf değil, hamaset değil, Büyük GALA taraftarının tribünden gelen gücüne güveniyoruz, kavgayı kazanacağız. Peki Nasıl? GALA başındaki karar vericilerin alması gereken 2 radikal karar var 1- Maçlarımızı yabancı hakem heyeti yönetecek. Mevzuat uygun değilse, 2- Savcılığa müracaat edip, Bütün futbol enstrümanlarını açıktan teknik takibe aldıracak, buda mı mümkün değil, susacak, bizi izleyecek, bir yılda kral olmadık, 1000 yılda tahttan inmeyiz. Neler gördük, bunlar tatbikat bile değil.

A- Derhal saha içi kaptanlığı Muslera'dan alınıp, Abdülkerim'e verilecek, itiraz mekanizması devreye girecek, emin olunan pozisyonda top taca atılıp mutlaka inceletilecek. Hakem olsam Gala kalesine kendim gol atarım, 1 metre önünde elle çeliyorlar bir kişi bile penaltı diye bağırmıyor, İcardi'yi hastanelik ettiler kendisi bile şikayetçi olmadı. Muslera itiraza gitse sarı kartla sindiriliyor.

B- Okan Buruk oyuncu değiştirmeyi bilmiyor, devre biterken bütün yedek oyuncular ekipmanları hazır ısınmaya çıkacak hepsi 1 dakika içinde oyuna girecek şekilde hazır tutulacak, en az 3 ü ikinci devre başlarında oyuna girmiş olacak. Diğer değişiklikler için de futbolcu hazır olacak, karar verildiğinde top bizdeyse taca atılacak, yarım dakika içinde sahada olacak. Kadraj NDombeleyi gösterdi, kronometre tuttum, girişi 10 dakikayı buldu, akıl alır şey değil. Oyuncu değişikliğinde geç kalındı diye gol yeme yok artık.

C- ilk 5 dakikada rakibin havuz takımı klasik taktiğinde olduğu anlaşılıyor, Hocanın planı hazır olacak, devreye sokacak. Sanki 2-0 yeniksin son 30 dakikaya girdin futbolu oynayacak. Sivas'ta golü yedi 4 dakikada 4 pozisyona girdi. Küçük, oynamayan takımın işini ilk 30 dakikada bitirebilecek taktiğin yoksa hiç zorlama.

Bu 3 madde uygulanmaz ise bile Mayıs'ta bayrağı asacağız, ne var ki siz aramızda olmazsınız. Hep beraber, omuz omuzayız diyorsanız son çağrıdır, daha yolun yarısı var, en kötü ihtimalle 1 puan öndeyiz, SALDIR GALATASARAY

1 Mar 2023

MUCH ADO ABOUT NOTHING

 



CACATUM NON EST PICTUM- SIÇMAK RESİM YAPMAK DEĞİLDİR)

Bu ülkede görüş bildiren yüz kişiye sorsak arkadaş bir şeyler söylüyorsun da, kaynağın ne? Neye dayanarak söylüyorsun? Benim yurdumun görüş bildiren her vatandaşı muhakkak bir şeyler geveleyecektir. Ama inanın hepsi boş lakırdılardır. Bu ülke insanının "a" dan "z" ye her konusunda görüş bildiren, fikir beyan eden adamların hepsinin büyük ve ezici çoğunlukla kaynağı tektir...

Evet arkadaşlar, bu ülke insanının ezici çoğunlukla kaynağı "Götü"dür!...

Hiç bir yurdum uleması, "Yav bunları söylerken götümden uyduruyorum!" demez...

Bu ülke insanı Edirne’den Hakkâri’ye, Isparta’dan Artvin’e kadar tek tiptir.  Okumaz, okuduğunda anlamaz. Yorum yapmaz, kolaycıdır. Eleştiri yapmak bilgi ve birikim işidir. Az bilir, bilmediğini bilmez, bilenin ne bildiğini anlayacak, değerlendirmeyi yapacak bir dağarcığı yoktur. Muhakeme yeteneği zayıftır, hafızası zayıftır. Ama eleştirmek konusunda müthiş ataktır…

Eleştiri yapar çünkü bilir ki ortam buna müsaittir. Etrafındaki herkes de aynıdır, kendisi gibidir. Haddini bildirecek birisinin sağında solunda olma ihtimali yok denecek kadar azdır. Bu nedenle rahattır.

Buna uygun olarak ve bunlara kanıt olarak;

Bu ülke gazetelerinin %99 (tiraja göre) bulvar basınıdır.

Bu ülkenin televizyonları ve radyoları magazin ağırlıklıdır.

Bu ülkenin okunan kitaplarının bir edebi değeri nadiren olur. Onların da en babası onbin baskı yapmaz.

Bu ülkede ekonomi yorumcularının çoğu özgün değildir.

Bu ülke siyasetçilerinin hiçbir ciddi öngörüsü tutmaz.

Bu ülkede bir tane şehir planlamacı belediye başkanı olamaz.

Bu ülkede temel bilimlerle uğraşan adam açtır.

Bu ülkede eğitim, sağlık, barınma, beslenme alanlarında üç adım ötesine planlama yapacak adamlara değer verilmez.

Bilgi bu ülkede en değersiz şeydir.

Bu nedenle en beceriksiz adamlar en önemli eleştirmenlerdir. Bilgisiz ve liyakati olmayan adam en önemli yerde ise, en tehlikelisi odur. Bilgisiz adamın saçmış olduğu en önemli tehlike bilgi kirliliğidir.

Hiç Uğruna Kuru Gürültü

Shakespeare’in eseri olan bu komedyayı duydunuz mu bilemiyorum ama basit gibi algılanabilecek konusu biraz yakından izlendiğinde, insanlığın 1600’den bu yana ne yol aldığını ya da alamadığını anlamamıza yardımcı olacaktır sanırım. Eserde beceriksiz, yetersiz, akılsız insanın trajedi ve komediyi nasıl bu nedenlerle iç içe yaşadığını anlatıyor üstat. Sevgi ve insani değerlere yakın duruyormuş gibi gözükürken nasıl oluyor da bundan uzakta kalınabiliyor, basitçe görebilmek mümkün bu eserde. Kendini kandırmanın nasıl bir erdem görüntüsünün altına saklanabildiğini, insanca bir şeyi yapmaktan kaçmak konusunda kendini nasıl kandırıp kaçış senaryoları üretebildiğini bu eserde de, kendi gündelik hayatımızda da görmek son derece kolaylaşıyor.

Mesele bir kişinin kendine gösterilen tepkiye gösterdiği tepki değildir. Bunun hiçbir önemi yoktur. Sonuçta bireydir, bir tepki koymak istemiş ve koymuştur. Hiç önemsemiyorum. Herkes bulunduğu durumu, kendi sübjektif süzgecinden geçirir, içtimai mevkiine göre bir karar alır ve uygular. Bunun önemi yoktur. Özgürdür de hepimizden üstelik. İstediğini azarlar, över, taltif eder, tekdir eder, azleder. Uyarsa rahatça uymazsa uyarına getirip yapar. Bu sadece bir kişinin özel tepkisi olmamıştır tarih boyunca. Kendi içtimai durumunu özel bulan herkes, her zaman aynı türden tepkiler koymuştur hep.

Asıl mesele toplumsal tepkilerin ne olduğudur. Tepki sosyolojik veriler içerir.
Yıllarca önce, Erbakan Hoca 300–500 kişilik kalabalıklara hitap ederken İzmir’de geçen bir olayı aktarayım dedim. Hoca gene esprili, nüktedan tarzı ile tıraş yapıyordu. Milli görüş, Ağır sanayi falan deyi. O sırada Ege Üniversitesinden bir grup “Başbakan Erbakan” sloganları ile meydana girdi. Hoca iki elini kafasının üzerinde birleştirip selamlayınca, aynı grup, “şaka yaptık” diye tezahürata başladı. Anlayacağınız, Erbakan Hoca o zaman pek ciddiye alınmazdı. Günümüzde ise, ülke sorunları ile ilgili en çarpıcı tespitler bu kadar siyasi içinden yalnızca Temel Karamolla'dan geliyor son yirmi yıldır. Yanlış anlamayın Hoca değişmedi, hep aynı Hoca. Değişen ve gerileyen, onu toplumun en ciddi yorumcusu durumuna getiren İnsanların geldiği ya da gerilediği durumdur.

Adam kulübün başkanı, ne diyor? Bunları içeri almayacağız. Peki ne yapmış içeri almayacakları? Tepki koymuş. Tepki koydukları insan ne yapmış? 5 bin kişilik gemiye 200 can yeleği koymuş, ne gerek var canım gemi batmadıktan sonra. Gemi buzdağına toslamış, su alıyor, kaptan 200 can yeleğini kurtarmaya gelen başka bir geminin kaptanına satıyor. ne yapsın bu ülkenin en dinamik, en vefakar, en konsilide insan topluluğu. Şehit geldi dediler, şehitler ölmez vatan bölünmez diye bağırdık, Madenler patladı, Soma'dan yana olduk, ormanlar yandı, ilk biz hançere parçaladık, gündem neyse o, siz ceza verecekseniz susanlara vereceksiniz, stadyumdan kovacaksanız, ülke yanarken tribünde saçını tarayanı kovacaksınız.

12 Eylül faşizmi bizi sokaklarda bağırmayalım diye, salkım saçak tribünlere sokmuştu. Şimdi rejimin adı bile yok, bağırmayalım diye sokaklara çıkarıyorlar. Bütün ülke bu saatten sonra tribündür.

Benim memleketimde örgütsel disiplin olması gereken yapılanmalarda (parti, dernek, şirket) aranmayan gerekli disiplini, spor kulübünün taraftarları arasında sağlamaya çalışacak. Bu mümkün mü? Bu memlekette sanıyorum herkesin kendi Cumhuriyeti var artık. Ok yaydan fırladı, inceldiği yerden kopacak. Bu kan denizi, onu döktürenlerle birlikte susanları da boğacaktır.

Kimsiniz siz bayım? Yetki ve sorumluluklarınız arasında kimin sahici, kimin sahte olduğunu belirlemek var mı? Ya da bu yetenek?

Kimsiniz siz bayım? Hangi ahlaki normlarınızla örnek teşkil ediyorsunuz? Fenomen yapan ne sizi? Yahut otorite?

Yahut bir Başkana bu yapılmaz diyenler? Bunu yalnızca bir insanlık dışılık varsa söyleme hakkınız var. Yani başka bir insana yapıldığında da karşı çıkılası bir şeyse bunu söyleyebilirsiniz bu denli basit bir tepkiyi. Neden itilen kakılan, hak arama mücadelesinde kış günü üzerine soğuk sularla tazyik yapılan insanlar söz konusu iken sus-pussunuz?

Yav Reis biz tanırız birbirimizi. Ne gerek bu tavırlara?

İnsan eninde, sonunda 'yüzdür'. Dostlarımız, arkadaşlarımız, bakkalımız, kasabımız hep yüzleri ile aklımızdadır. Peki öyledir de, pek çoğumuzun uzak ya da yakın çevremizde bildiğimiz, tanıdığımız insanlar var ki bunları tek bir yüzle tanımlamak mümkün olmuyor. Yanlış ise dostlarımız düzeltir, sanırım "ipokrizi" deniyor, bizde tiyatro yapmak ya da oynamak anlamına da geliyor. İnsanlıktan çıkıştır.

Kör gözüne parmağım şeklinde, gözüne, kulağına, burnuna, beynine sokulan kötülüğe lütfen bir "Ay bu da olur mu? Bu ne vahşet?!" kerhen tepkisini (!) gösteren, ama böyle bir zorlama söz konusu değilken neme lazımcı ya da, duyarsız davranan insanlarımız var her yerde! Bu ne ikiyüzlülüktür? Bu ne riyakarlık?!

Franco'yu, Mussoli'niyi, Pinoshet'i, tribünler gönderdi, esas olan taraftar mottosu budur.

Gerisi "Hiç Uğruna Kuru Gürültü!"…

12 May 2012

Ne Yapmalı?

Yarın gece bu saatlerde futbol tarihimizin en büyük lig maçı oynanmış olacak. Ve tabi yine bu saatlerde bir renke tutkun olanlar sokaklarda, barlarda, kırlarda, ovalarda şarkılar söylerken, kaybeden eğer sarı kırmızı renklere tutkun olanlar olursa, kötü kaderine küsecek, canından bezecek, uzun süre yüzü gülmeyecek, kendi kabuğunun yalnızlığına çekilecek. Kaybetmeye hiç ihtimal vermiyoruz, ama yine de her ihtimale karşı elimizden gelen karınca kararınca sinerjimizi sevgili Galatasarayımıza ulaştırılmak üzere sonsuzluğa bırakıyoruz.

Eminim ki Fatih Terim, bildiğimiz klasik Galatasaray dizilişinde değişikliğe gidecek. Bu değişiklik asla beraberliğin bize yaraması dolayısıyla değil, bilakis beraberlik yettiği halde, saldırmak, tarihe bir kez daha nam salmak için olacaktır. Grande, nice maçı beraberliğe razı olmayarak kaybettiği için adı İmparatora çıkmıştır. Sıçan gibi oynayarak Galatasarayı yenen Aykut Kocaman'ın taraftarı olmaktansa, aslan gibi oynayarak Fenerbahçeye yenilen Fatih Terim'in taraftarı olmanın onur ve gururunu taşırız. Aynı oyunu oynasınlar, isterse her maç yenilsinler.

Finallerin mazereti yok, bize yakışmaz. Baştan kabul edip, lige devam ettik lig bitmedi, yarın bitecek. Galatasaray büyük takım, ne finaller gördü bunun gibi, ne finallerden utkuyla ayrıldı, yarın ayrılacağı gibi. Şimdi kendimizi bir anlığına Galatasaray kulübesine koyuyoruz. Ve takımı gerekçeli kararlarımızla çıkarıyoruz.

Muslera; Son maçlarda topu oyuna sokmakta çok hata yapıyor. Attığı topların neredeyse tamamı taca, rakibe gidiyor. Daha sakin oyuna sokmalı, garanti pas atmalı. Asla vakit geçirmeye oynamamalı. Hatta, topu acele elle oyuna sokarak Fenerbahçeli futbolculardan asla korkmadığını maçın başında hissettirmeli. Büyük kaleci olduğunu geçen yaz gördük, bu finalde de biraz daha büyüyeceğine eminim.

Sabri; Ben sağ bekte azılı Galatasaraylı Sabri ile başlarım. Fener maçları başka maçlara benzemez, bugün var yarın yok futbolcularla Fener maçı kazanılmaz. Kosantre bir Sabri, aşırı motive şekilde maça çıkar, Galatasaray sağ tarafını aslan gibi savunur. Savunup savunamayacağı zaten maçın başlarında belli olur. Baktık tekliyor, önce saha içi önlem alınır o da olmaz sa ilk değişiklik yapılır. Bir kaç iyi hamle ile başlarsa da hayatının topunu oynar, önündeki hücum beki Ebu'nun vitesini büyültür.

Semih Kaya; Özel bir taktiğe gerek yok, ilk topa çıkacak. İlk müdaheleleri yapacak, penaltı veya serbest vuruşa sebep olmayacak. Emre Aşık performansı bekliyorum.

Ufo; Son maçlarda düşüşe geçenlerden. Maçta en korktuğum futbolcu olacak. Risk alıp topu Muslera'dan istemeli, kazasız belasız Selçuk'un sihirli ayaklarına ulaştırmalıdır. Bence maçın kader adamlarının başında olacak. Hata yapmaz ise kolay kolay gol pozisyonu vermeyiz.

Hakan Balta; İşi kolay, Fenerbahçe'nin sağ tarafı sol tarafından güçsüz. Gökhan Gönül her maç olduğu gibi bu maçta da yarım sakat olarak oynayacak. İçeri iyi orta yapılmasını engellesin, top kalemşizden mümkün olduğunca uzakta kalacaktır. Normal oyununun üstüne çıkabilirse hücumda da kendini gösterir. Bu maçta da koyar mı koyar.

Ebu; Ben bu maçlığına hücum bekimizi biraz daha önde konuşlandırıyorum. İki sebepten, biri Fener'in en tehlikeli, en hızlı futbolcusu Stok'u ilk kapatacak olmasından, ikincisi daha önemlisi Zikler'in üstüne üstüne salınarak tam bir kara bela olması açısından. Ebu, bence önünde kat edeceği mesafe kısa olduğunda daha tehlikeli olur. Ayrıca bitmez tükenmez enerjisi ile savunmada Sabri imdat dediğinde yetişir.

Selçuk; Kötü oynaması yasak olan futbolcularımızdandır. Muslera, Ebu, Melo, Elmander ile birlikte mutlaka iyi oynama mecburiyeti olan futbolcularımızdan biridir. Diğerlerinden biri kötü oynarsa kompanse edilebilir, ama bu saydığım futbolculardan biri bile kötü oynarsa sonuç felaketimiz olur. Profesör Selçuk bu maçtan da yüz akıyla çıkacak, şu an oynayayan en büyük Türk futbolcusu olmanın onuruyla tatile çıkacaktır.

Melo; Pitbull maçta, benim en güvendiğim futbolcu olacaktır. Sezonun en büyük futbolunu oynayacağına inancım tamdır. Cami tarafındaki kaleye doğru işeyeceğine inanıyorum. Hırlayacak, havlayacak, ısıracak, boğacak, kan kusturacaktır.

Engin Baytar; Açıklardan biri odur. Fener seyircisi, maçın ilk dakikaları atlatıldıktan sonra susacaktır. Korkudan bağıramayacaklardır. İlerleyen dakikalarda golü bulamayan Fenerbahçeli futbolcuların savunmada mutlaka dikkati dağılacak, hata yapacaklardır. Fenerbahçe'de en güvendiğim futbolcu Bekir'dir. Bekir'e doğru atılacak her topu kovalasın mutlaka pozisyon bulacaktır. Ben ekmeği Bekir'den yiyeceğimizi düşünüyorum.

Aydın Yılmaz; Diğer tarafta da Aydın'ı koşturmayı planlıyorum. Engin için söylediklerim onun için de geçerlidir. Bekir'e kim daha yakınsa pusuya o yatsın. Elmander'in bozacağı savunmada bir Galatasaraylı olarak tarihe geçme fırsatı kendi ellerindedir.

Elmander; Neco veya baros yok diye sakın ola ki tek forvet oynuyoruz sanmasın kşmse. Bir kere Neco'nun gelişi Baros'u bitirmiştir. Baros golcüdür, atamadığı her maç stresini bir sonraki maça taşır. Fatih Terim kendisini hazırlamayarak Şampiyonluğu  riske atmıştır. Neco ile ısrar edip, değersiz gollere razı olacağına, o değersiz gollerden birini Baros'a attırabilseydi, yarın bu maçı Baros tek başına alabilirdi. Ama artık macera aramak için çok geç. Elmander daha önde oynayacak, Ebu'nun gücüne güç kattığı orta saha topu kendisiyle daha fazla buluşturacaktır. Kötü gol atmaya yeninli Elmander'den artık jeneriklik, unutulmaz bir gol beklemek bütyük Galatasaray Taraftarının hakkıdır.

İlk 11 i bu diziliş ve taktikle sahaya sürdükten sonra, artık oyunu okumak, yönetmek Fatih Terim'in tecrübesine kalmıştır. Ne yapacak yapacak oyun üstünlüğünü bariz bir şekilde onlara vermeyecektir. Olur ya, Futbol Tanrısı yine onlardan yana fetva verir de golü kalemizde bulursak. Oyun planında epey bir süre ısrarcı olacaktır. Cüneyt Çakır seyirciden etkilenmemekle ün salmış bir hakemdir. Avantaj uygulatmaz, kolay kırmızı çıkarır, kolay penaltı çalar, Hoca, gözünü maçtan bir an bile ayırmayacak, tuzaklara düşmeyecektir. Maçın sonlarına doğru hala vaziyet bizim lehimize değilse, artık ya herro ya merro taktiğiyle oynanacak. Baros, Emre, Neco, Ayhan artık elinde ne kozu varsa cepheye sürecektir.

Sonuç; Galatasaray kimle nerede oynarsa oynasın yenmek için oynar. Yeter ki aslan gibi oynadıklarından, maç bittiğinde 1 metre koşacak dermanları kalmadığından emin olalım. Gerisi 3 ihtimallidir, katlanırız. Eğer kaybedersek,de takımın yeniden denemesi için katkıda bulunmaya devam ederiz. Biz Galatasarayız, Galatasaraylıyız, yensek de büyüğüz yenilsek de. Biz Galatasarayı Şampiyon olsun diye sevmedik diyoruz. Ve takımın kupayı getireceğine gönülden inanıyoruz.

Eğer maçta dara düştüğünüzü hissettiğiniz bir an gelirse Arsenal maçını hatırlayın.

Yolunuz açık gazanız mübarek olsun çocuklar, her zaman sizinleyiz. Haydi Fatih'in Aslanları kükreme sırası sizin..  .

9 Mar 2011

Ne Yapmalı?

Koskoca Galatasaray başkanından, koskoca Hagi'den umudunu kesmiş bir kaç kişiden birinin, bana son Gaziantep maçından itin götünde çıkarken sordukları soru. Yazdıklarımı okuyan, yazdığım zamanda bana küfür eden, hiç bir şeyi beğenmediğimi söyleyen, sapına kadar Galatasaraylı olan ve tarihin beni haklı çıkardığında da gelip büyüksün abi diyenlerden söz ediyorum. Ön görülerimizin isabetine mi sevinelim, yaşam biçimimiz, en büyük maceralarını seyretme bahtiyarlığına eriştiğimiz, futbol denince hayatta tek sevdiğimiz Hagi'nin ağzımıza sıçtığına mı üzülelim.

Aslında şu son hafta dikkatle incelendiğinde bile hemen herkesin ne yapmalı? sorusuna net bir cevap verebilmesi lazım. Beşiktaş Başkanı, Trabzon'un verilmeyen penaltısına, Rüştü'nün kırmızı kart almamasına, Fenerbahçe'nin 3 top direkten, 2 top Volkan'dan döndüğü, 5 metre ofsaytın gol verildiği, olmayan penaltıyla kazandığı maçtan sonra isyan bayrağını açtı. Ve bizim maçta 2 tane net penaltı verilmemişken, Galatasaray cephesinde, siperlere çekilen bir yönetim.

Yıllardır maç seyrederim, hakemlerle hiç bir zaman işim olmamıştır. Hatta son gittiğim maçta hakemin Cüneyt Çakır olduğunu inanın 35. dakikada anladım. Ben şunu bilir şunu söylerim, bu ülkenin majör takımı Fenerbahçe'dir. Bu kadar yoğun manüpilasyona karşın çocukların, daha doğrusu onların babalarının nasıl Galatasaraylı oldukları inanılır gibi değildir.  Bu yüzden belki hakem ben olsam, ben de Fanerbahçe'ye meyilli çalacağım düdükleri. Büyüksen hakemi de yeneceksin. Bu Fenerbahçe soytarılığına seyirci kalanlar, bizim baş çelişkilerimizdir. Bunlar başımızdan gitmeden, Dünyanın en büyük 5 hocası birden bizde olsa sonuç değişmeyecektir.

Ne yapmalı? Milyonlarca Galatasaraylının cevabını beklediği can alıcı soru. Lisede en sevdiğim dersti, ispat geometrisi. Teorem, analiz, sentez.... metotlardan biri olmayana ergi metoduydu. Benim hayatın her alanında kullandığım şaşmaz metot. Şimdi teoremi ortaya atıyorum. Bütün bu gelinen nokta, tam da Adnan Polat'ın beklediği, istediği öngördüğü noktadır. Ancak böyle iğrenç sezonlar geçirdiğinde para alış verişi doruğa çıkar. Aldığı, gönderdiği bütün futbolculardan, hocalardan komisyon almıştır. Almamıştır diyenlerinizi duyuyorum, öyleyse teoremi geliştiriyorum. Bütün bu alınan, gönderilen hocalar ve futbolcular, Galatasaray'ın ali menfaatleri düşünülerek, isabet kaydedilerek yapılmıştır. Yaptığımız bütün icraatlar doğrudur. O zaman benim için daha vahim bir sonuç ortaya çıkıyor. Adnan Polat'ın bu işi bilmediği, bilmediği halde kulübün onca parasını sokağa attığı, takımı kepaze ettiğini kabul etmesi gerekiyor ki bunun adı ihanet oluyor ve de ihanetin cezası, ihanetin boyutuna bağlı olarak kesilecektir.

Bir Lindroth'a harcanan parayla hastane açılırdı. Bayern Münih doktoru Volfart vardır. Ben çocukken de vardı, şimdi de var. Tek bir futbolcu alma, bu işte Dünyanın en büyük Volfart'ını al getir. Dört bir kıtadan gelen sakat futbolculara bakarak kendi parasını fazlasıyla çıkartır. Galatasararay'ın başına gelen şeyin çoğu sakatlıklardan geldi. Düşünün 2000 yılında, Taffarel'in, Hagi'nin, Hakan Şükür'ün sakatlandığını. Takımın yarısı sakat ve iyileşemiyor. İlk yapılacak iş, budur.

Takımın kadrosunda en fazla 5 tane yabancı futbolcu buklundurulacaktır. Şimdi 6 sı sahada, 2 si kulübede, 2 si diskotekte hatta en az 2 si hastanede, 10 yabancı bulunduruyorsun. Bütün yabancılar bir birinin düşmanı. Sen İnsua'nın yerinde olsan, Galatasaray'ın kazanmasını, Hakan Balta'nın iyi oynamasını istermisin. Koşuların, asistlerin, sayıldığı, ona göre fiatın belirlendiği ortamda sana puan kazandıracak pozisyonları, düşmanın rakibinle paylaşırmısın. Düşünün Mehmet Topal'ı bugün Valencia'da oynatan şey, kendisi hakkında tutulan mizandır. Biz ileriye doğru niye pas vermiyor diye küfür ederken o maçta en çok koşan adam olarak hissesine tavan yaptırmış. Aynı yollardan Mustafa Sarp'da gidiyordu ben olmasam.

Takımın iskeletini, Türk futbolcular, hatta uzun yıllar bir bir birleriyle oynayan, alt yapıdan gelmiş futbolcular oluşturacak. Yazık bizim öğrettiğimiz yoldan gidenler varken, biz doğru yoldan sapmışız. Alt yapıdan bir Servet, bir Serkan çıkaramamışız, çıkardıklarımızı da harcamışız . Çıkmıyorsa da kapatacaksın kardeşim alt yapı birimini. Bu yüzden eldeki somut verilerden yorumlarsam, Sabri, Mehmet Güven, Uğur Uçar, Ferhat Öztorun, Serdar Eylik, Oğuz Sabankay, Arda Turan, Yekta Kurtuluş gibi Galatasaraylı bir omurga kurulacaktır.

Kadro yapılanmasında, topu oyuna elle sokabilecek, kaleci değilde topu elleme oynama hakkı olan bir futbolcu geçireceksin kaleye. Gerektiğinde gol atmak için karşı kaleye gidebilecek bir kaleci oyuncu. Aklımda biri var, 10 tane futbolcu alacağına onu al. Akınfeev'i getir, geçir kaleye. Taffarel'den bahsediyorum. İki stoperden biri, teknik olacak, diğeri istediği kadar kazma olabilir. Gözünü budaktan sakınmayan, topa götünü dönmeyen bir kazma. Yani, Popescu'yla Bülent Korkmaz geldi aklıma. Sağ bek, sol bek pek önemli değil. her iki tarafa 2 şer has Galatasaray'lı yerleştirsen tamam. Capone, Fatih Akyel- Ergün Penbe, Hakan Ünsal.

Bir oyun kurucun, serbest vuruş, penaltı kullanan, ben yenilmem diyen, yenildiğinde ağlayan bir Hagi'n olacak. Vardı kazma Bülent kovdu, Lincoln'ün, Elano'n olacak. Ona top taşıyacak Okan, Suat, Emre, Ümit bulunacak kadronda. Baros'un sahtekar olmayanı, sarı kart almayanı, topu ellemeyeni, ofsayta düşmeyeni, sakatlanmayanını bulacaksın.

Yani demem o ki çocuklar. Bütün ligler dahil, bütün takımların 2000 senesi kadrosunu bir kağıda yazıp torbaya atsak, rastgele çeksek, biz istisna bütün takımların şimdiki kadrosu mutlaka daha kuvvetli çıkacaktır. İnanmayan alt liglerden deney yapabilir, git sıradan bir takıma bak şimdiki takımda mutlaka tanıdık birine rastlarsın. Ama bizim şu para olarak belki 10 misli değere sahip takımdan 2000 senesi takımında kimi oynatırsın. Ben hakan Şükür yerine Baros'u bile oynatmam misal. O kadar zorlarsam, belki Arif'in yerine Arda'yı koyabilirim sadece.

Gelelim zurnanın zart dediği deliğe. Hani şu kale arkasında konuşlandırılan, her kes gider biz kalırız diye bağıran taraftar dediğimiz  sürüye. Halbuki  ilk gitmesi gereken onlardır. Galatasaray serbest vuruş kullanıyor, onlar bağırıyor''elimde sigara , deplasman yolunda, seeeen var ya seeen'' Sorsan maç kaç kaç diye bilmez en az yarısı. Maçı da seyretmezler zaten. Gelen ağam giden paşamcılar. Galatasaray'a en çok zarar verenler, Fatih Terim'i, getiren, kovan, Lincoln'e küfür eden, Arda'yı bitiren, asıl dolandırıcı Kewell kolpasını yiyen, benim uzun yıllar aralarında bulunduğum, çoğunu tanıdığım sürü. Tribün kültürü değişmeden, o kale arkasında bulunanların başındaki çete dağıtılmadan, beleş bilet olayı kalkmadan, ne kadar iyi takım kurarsan kur, diken üstündesin demektir. Çanağı dolduranın vereceği bir talimatla, Morinho olsan palavradır. Bir olayı anlatmanın zamanı geldi. Hagi'nin 2. senesinde, Kocaeli'ndeki kupa maçının 60. dakikasında Petre'ye küfür edilecek haberi geldi maçtan önce. Petre'nin oynatılacağını bilen, hatta en iyi topunu oynadığı halde 60. dakikada Petre dışarı diye tezahürat yapan satılmıuşları hatırlayanınız vardır.

Toparlarsak, suçluyu biliyoruz hepimiz. Gerisi teferruattır. Bizim sıradan bir taraftar olarak bildiğimiz şeyleri bu kodamanların bilmemesi imkansızdır. Bizim tuttuğumuz, iyiliğini istediğimiz takımla, bunların yönettiği,  yönetmek uğruna yedi ceddine küfür yediği takım aynı takım değildir. 2000 tane kongre üyesi dedikleri, eski sporcu,  prostatlı lise mezunu, yeni zengin'in sahibi olduğu söylenen takım bizim değildir. Onlar öyle sanmaktadır, öyle olsun istemektedir. Ama kazın ayağı bildikleri gibi değildir. Galatasaray, milyonlarca Galatasaray taraftarınındır. Seçilmek, başa geçmek, geçtikten sonra istediklerini yapma hakkı elbet onlarındır. Ama gelenlerin dönüş bileti taraftarındır. Galatasaray Başkanı bile taraftar istemediği sürece başkanlık yapamaz. Nitekim şimdi yapamadığı gibi.

Ne yapmalı? Ne yapmalı yı bir kere daha dikkatle okumalı. Kulübü Adnan Polat haininden kurtarmalıdır.