galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Kas 2016

Fener Maçı Manifestosu.



Kafamıza huniyi geçirdik, uzun paltomuzu giydik, Rozinanta'ya binip elimizde mızrakla dört nala saldırıyoruz haramilerin, şövalyelerin, baronların değirmenlerine.

Öyle bir ön yargı ki tarihin bütün Don Kişot'ları bir araya gelsek yıkamayacağız. Maksat safımız belli olsun. İbrahim Peygamber için yakılan ateşe su taşıyan karıncayız. Varlığımız önce Vatan sonra Galatasaray varlığına feda olsun.

16 sezondur Fenerbahçe'yi Kadıköy'de yenemiyoruz. Öyle bir algı var ki sanki Ali Sami Yen'de, Arena'da da yenemiyoruz. Hatta sor bir ortalama Fenerliye berabere bile kalamadınız der. Kadıköy'de yenemediğimiz doğrudur. Peki bu periyotta ne olmuş ona bakalım. Neticesi 3 ihtimalli olan sıradan bir lig maçı. Kazansa Şampiyon olacağı sadece bir maç oynanmış, onda da Galatasaray Şampiyon olmuş. Madem ezici bir üstünlüğün var rakibine bak bakalım sportif üstünlüğün var mı? Bu periyotta alınmış en ağır hezimetin olduğu sezonu Galatasaray Fenerbahçe'nin 22 puan üstünde bitirdi desem Galatasaray'lı bile inanmaz.

Hayatını sadece Kadıköy'de Galatasaray galibiyetine kurmuş Şizofren, Başkanlık yaptığı sezonların en beterini 6-0 yendiği sezon yaşamış, Fenerbahçe sportif olarak Avrupa Kupası maçı oynayamamış. Galatasaray 16 sezon üst üste Arena'da Fenerbahçe'yi yenmiş olsa en az 10 Şampiyonluk farkı atardı. Eşi benzeri yok, hangi lig hangi takım olursa olsun, bir rakibini devamlı yeneceksin ve sportif olarak, kupa olarak o takımın altında kalacaksın. Benim gibi 40 deli bir araya gelse nafile. Anlatamazsın. Bir Fenerbahçeliyle tartışamazsın, üstünlük sağlayamazsın.

Peki ne oluyor, nasıl oluyor da Galatasaray 16 yıldır deplasmanda Fenerbahçe'yi yenemiyor? Yenmesi için ne yapmalı?

Aklı vicdanı hür bir Galatasaray Taraftarı olarak dosyayı açıyorum.

1- Futboldur, neticesi 3 ihtimallidir, belki de 16 değil 36 sene daha yenemeyebiliriz. Maç bizim için amaç değil araçtır. Amaç hasıl olduğu, kader bizi o maça bağladığı zaman da neler olduğuna, ampulleri patlayan projektörler,soyunma odası duvarları şahittir.

2- Bütün bir sezonu tek bir maça fiksleyip, nasıl olursa olsun yenilmemeye programlanıp algıyı sürdürüyorlar. Kadıköy'de yenilmemek onlar için galibiyettir. Galatasaray yenilmemeye oynasaydı, belki de hiç bir maçı kaybetmeyecekti. Her defasında yenmeye oynadığı için kaybediyor.

3- Kazanamadığımız 16 maçın en az 10 unu kazanabilirdik. Baros'un son saniyede vurduğu top direkten dönmese tarih 2-0 dan geriye muhteşem dönüşümüzü yazacaktı. 6-0 yenildiğimiz maçta bile 2-0 iken Arif'in topu direkte patlamasa aynı hezimeti onlar yaşayacaktı.Ben hatırlamıyorum Kadıköy'de yenemeyip de bir kupa, bir Şampiyonluk kaybettiğimizi.

4- Hakemler hiç bir maçı delikanlı gibi yönetmediler. Ben bu konuya girmeyeceğim, isterlerse bu hafta da yönetmeyebilirler. Hatta delikanlılarsa yönetmesinler. Ben hakemi de yenmeye gidiyorum.

5- Metafiziğe zerre kadar inancım olsa, büyüye Yüce Gök'e bağlayacağım da, bırakın bu safsatalara zır deli görünümlü en akıllı en güçlü Fenerbahçe'nin başındaki eşkıyalar inansın.

Fenerbahçe'yi nasıl yeneriz?

KADRO; Ben olsam, Muslera- Sabri, Ched, Serdar Aziz, Hakan Balta- Linnes, Tolga, De Jong- Sneijder- Podolski-Bruma ilk 11iyle çıkarım. Isınmaya sadece 11 i değil bütün takımı gönderirim.

OYUN PLANI; Önce 2 sağ bekle neden çıktığımı açıklayacağım. Hatta maçı 3 sağ bekle tamamlayacağım. Sağ tarafımız hücumda yok, bari savunmada tam randımanla oynatayım. 2 sağ beki kozmik odaya alırım. Sizden atak beklemiyorum, risk alan alsın, kim daha iyi oynarsa bir sonraki maç forma garanti. Sol açıklarını ceza sahasına sokmayacaksınız. Ciğeriniz patlayana kadar koşacaksınız. Yorulan işaret edecek, Hamit'le değişecek. Ben 2 numaralı formayı 14 km koşturacağım.

Muslera'ya da sözüm olacak. Yandan 2.5 metre civarında gelen topa sen çıkıyorsun, topun geliş yönünün ters kademesindeki beki ön direğe yolluyorsun. Topu uzun içeri sokmaya karar verdiğin zaman futbolcu bloğunun tamamını sağ tarafa yönlendir. Yani sahayı dikine ortadan bölen bir çizgi çek, sol tarafta kimse olmasın. Bruma'yı erketeye gönder, top bizde kalırsa, çok daha fazla boş alan bulsun sol tarafta.

Stoperleri ayrı çalıştırıyoruz.1.gün 2.5 metre yükseğe para dolu çantayı asıyoruz. Kafasıyla düşürebilen harcasın, helal olsun. Parayı kapmak için uzun yüksek atlama rekoru kırarlar. Bütün gün para kapma antrenmanı yaptırdıktan sonra bir odaya hapis yatırıyoruz. Aç susuz bırakıp ertesi gün aynı yüksekliğe yiyecek asıyoruz. Kafayla düşüremeyen aç kalsın, susuz kalsın. 3. gün serbest bırakıyoruz, gitsinler köye, dağa odun kessinler, ameliyat olup bacaklarına yay taktırsınlar.Maç günü kafileye yetişsinler. İlk toplara Serdar Aziz çıkacak, RVP'den başka tehlikeli adam yok, kafa topu vurdurmayacak, vurdurursa gol olmasa bile Florya'yı unutsun. Ben bu riski alamam diyorsa ben de almıyorum. O paraya 3 metredeki topa bile kafa vuracak adam bulurum.

Sol beke Hakan Balta'yı koydum. En tecrübeli Fenerbahçe maçı futbolcusu. Hücumu soldan yapacağımızı söyledik. İyi servis yapan, şut çekebilen, soğukkanlı, kafaya çıkabilen bir Hakan Balta, Carol'den çok daha etkin olacak.

Orta sahada ilk topa Tolga basacak, De Jong kademesinde olacak, bu ikili kadrajdan dışarı çıkmayacak. Top havadaysa bile gerekirse biri uçacak. Galatasaraylılık ne emrediyorsa o. Ben yapamam diyen ilk istasyonda trenden insin.

İki kazma stoperle oynuyorlar. Bruma'ya ekstradan birer tekmelik daha takın. Maçın başlarında üstlerine üstlerine dalsın, sarı karta zorlasın. Muhtemelen Tosiç gibi sarı kart, penaltı korkusuyla giremeyecekler, aynı tip bir gol bekliyorum. Tosiç kadar akıllı değillerse de erken sarı kart alırlar, penaltı yaptırabilirler, kendi kalelerine bile atabilirler.

Fenerbahçeli futbolcuları şuta zorlarım. Penaltı bile olsa şuttan korkmam. Muslera yemez. Yeter ki orta yaptırma.

Maçı 6 ya 6 oynamaya zorladık. Bizim en iyi 6 hücumda, onların en kötü altı 6 savunmada. Bundan sonrası cephe savaşı.

Göksenin Köksal bu hafta boyunca futbol takımıyla antrenman yapsın. Taktiğin % 90 ı motivasyon.

Geriye düşmeyi aklıma bile getirmiyorum, bu yüzden Eren Derdiyok'u oynatmıyorum. Orta sahada bittim diyenin yerine Sinan'ı sokuyorum.

TARAFTAR; Maça gidecek olan Büyük Galatasaray Taraftarının en azılı, en fedakar, en yiğit 2500 kişilik öncü birliği tribünlerde olacak. Tatbikatı Vodafon'da yaptılar,savaşa Ülker'de çıkacaklar.

Gazanız mübarek olsun çocuklar.

24 Eki 2016

Beşiktaş Şampiyon Olamayacak



Teoremi başlığa yazdık, Hipoteze geçiyoruz.

3 ana sebebimiz var,

A- SİSTEM

B- TEKNİK, TAKTİK, MEVCUT DURUM

C- MOTTO

İşin kolayına kaçmak isteyenler C şıkkını okuyup konuyu kapatabilir, okuma derdinden kurtulabilir.

A; SİSTEM, ŞEBEKE, KÜS( Koç, Ülker, Sabancı)

Türkiye'de futbolu Şebeke idare etmektedir. Şimdilik devrede değildir, önce oluruna bırakırlar, sonlara doğru fişi gereken prize sokarlar. Şebeke'nin Şampiyonluk paylaşımları 10 sene için şu şekildedir. 4 Fenerbahçe, 4 Galatasaray 1 Beşiktaş 1 de kaza bela imalat hatası şampiyonluk, ya da müdahale etmekte geç kaldıkları delikanlıca oynanan sezondur. Bu sezon öyle bir sezon değildir. Çünkü Fenerbahçe sırasını savamamıştır.

Şampiyonluk satılıktır. Fenerbahçe'ye satarlarsa maksimum karı elde ederler. Hele bu sezon satabilirlerse ballı ekmek kadayıfı yerler. 3 yıldızlı bütün ürünler Boklu Dere'ye atılır. Gerçi aynı sebep Beşiktaş için de geçerlidir de, Abbasağa'da 2 yıldızlı formaları yakacak tinerci sayısıyla kıyaslandığında Beşiktaş'a satmaya karar verecek kadar aptal bir oligarşi bizde mevcut değildir. Fenerbahçe'ye satamazlarsa diğer ensesi kalın müşteri Galatasaray'dır. Galatasaray Şampiyon olursa kardan zarar ederler. Kimse yeni forma, ekipman almaz. Galatasaray taraftarı lağım medyasına da itibar etmez, görüntü ve gürültü kirliliği yaratmadan, Şampiyonluk coşkusunu 1 haftada gündemden düşürür, Şampiyonlar Ligine hazırlanmaya başlar.

2 baba müşteriye satamazlarsa Beşiktaş'a mecburen verip bari zarar etmeyelim derler. Geçen sezon 10 yılda 1 hakkını kullanıp, cepten yedikleri için 2 cari yılı karsız kapatmaya göze alamazlar. Beşiktaş bu sezon da Şampiyon olursa futbol batar. Hele Trabzon gibi, Bursa gibi hesapsız müşteri çıkarsa hepten zarar ederler. Bu yüzden kimse ligin en büyük takımı Başakşehir'i dikkate bile almaz. Yeri en fazla 4.lüktür.

Şebeke bu durumda Fenerbahçe'yi bekleyecek. Umut kesildiği anda da Lağım Spor Medyasının Beşiktaş'a saldırın butonuna basacak. Fenerbahçe'yle Beşiktaş'ın yıldız eşitliği pazarın hassas dengesini bozar. Alıcıyı maymuna çevirir. Aziz Yıldırım'ı içeri atmadan, Fenerbahçe'yi esir almadan Beşiktaş'ı asla Fenerbahçe ile aynı sıklette maç yaptıramazlar. İzleyin bakın Rıdvan, Altan Tanrıkulu tehlikeyi ilk fark edenler. Galatasaray'a şirin görünme yarışında ilk deparı onlar attı. Diğerleri peşlerinden gelecek.

Yani Şebeke dağılmadığı sürece ki- uzun yıllar dağılmayacağı da aşikar- 3 takımın dışında hiç bir takım Şampiyon olmayacak, son Şampiyon da en az 7-8 yıl nadasa çekilecek.

B; TEKNİK, TAKTİK, SAHA İÇİ, FUTBOL AKLI

Beşiktaş'ın Hocası büyük takım hocası değil, Kalabalık oyuncu gurubunu barış içerisinde sezon sonuna kadar taşıyamaz. Şenol Güneş'in hem kaleci, hem hoca olarak şu ana kadar oynadığı en büyük takım Galatasaray. (Milli Maçı saymıyorum, o takım büyük takımdı, başında Hoca'ya gerek bile yoktu) En kuvvetli en hazır oldukları, Stadlarının ilk derbisinde gördük. Hezimetten kurtuldu. Üstelik Galatasaray bu sezon için yarım takımla sahadaydı.

Galatasaray'ın 25 milyon futboldan anlayan Hocası var. Dolayısıyla kulübede ayakta duran JORBEY'e her an yardımcı. Beşiktaş taraftarının futboldan anladığı söylenemez. Önlerine ne konursa onu yerler, daha doğrusu içerler. Şenol Güneş şu ana kadar Hocalığını konuşturması gereken bir durumla karşılaşmadı. Kendiliğinden yürüyor. Geçen sezon verilen Şampiyonluğu ben aldım sanıyor. Ve hata yapmaya müsait, mutlaka patlayacak.

Elinde kaleye kim geçerse fark etmez dediği 2 kalecisi var. Büyük takım için en büyük dezavantaj. Bakın Volkan Demirel'e, 2 sezondur patlak, neden? Çünkü kaleyi kaptırma ihtimali var, tedirgin. Muslera öyle mi? 50 tane hatalı gol yese yine kalede, rahat güvenli. Tolga Zengin 2 Şampiyonluk görmüş kaleci. Bütün bir sezonu kenarda bekletemezsin. Şimdiki kaleye geçen diken üstü maça çıkıyor. 2 kötü gol yeyip takım yenilse ilk onun kafasını koparacaklar. Kalecilik yapanlar bilir, rahat değilsen dandik gol yemeye hazır olacaksın.

Bir iş yerinde 5 sene çalışan işçi mafyalaşır. Patron onlara söz geçiremez. Oğuzhan, Olcan bu takımın ağır abisidir artık. Pastadan pay alamazlarsa ortamı dağıtırlar. Mecbur oynatacak, küçük maçın büyük futbolcuları Hocaların baş belasıdır. Oynadıkları maç efsane top oynayacak, kesemeyecek. Şenol Güneş için en uygun olanı takımda bazı futbolcuların sakat olması. Banko oynayacak futbolcuların 15-16 yı geçmesi durumu Şenol Güneş için hiç iyi değil.

Göl bölgesinde de aynı bela mevcut, Kimi koysa atıyor ligin başında, ortam kızışmamış. Süre alan adam ben atayım derdine düşecek. Beşiktaş golcüleri bu sezon çok gol kaçırır. Şimdilik 2 kazmanın uyumu sayesinde gol yemeden attıkları için, kaçan gollere vah çeken yok. Defansın en önemli futbolcusu Tosiç her maç kırmızı kart potansiyelli. Yukarıdan emir almayan bir hakeme denk geldiğinde atılır, penaltı yapar. Yarın kaleciler de önemli bir maçta cortlayınca göreceğiz.

Beşiktaş bir Winner takım değil, takımda Dünyaca tanınan tek oyuncu Quarizma, o da an meselesi kulübeye düşmesi. Şampiyonluk yarışında Vodafon'da yenemediği takımla Telekom'da oynayacak. Allah o maça düşmanı düşürmesin.

Beşiktaş Taraftarının faydadan çok zararı var. Maçın başında gürültüye başlıyor gol istiyor. Oyuncuların çoğu yeni, alışık değil strese girecek. Stadyum bir semt takımı için fazla büyük, hiç bir maç dolmaz. 25.000 kişi olsan boş görünür. Maçı etkiler.

Bu bölümde saydığımız olumsuz faktörler mutlaka Beşiktaş'a çok ciddi puan kayıpları yaşatacak.

C; MOTTO, AMENTÜ, TÜRK FUTBOLU'NUN DEĞİŞMEZ,DEĞİŞTİRİLMESİ TEKLİF BİLE EDİLEMEZ MADDESİ

Galatasaray ben Şampiyon olacağım dediği sezon, yönetim,taraftar, futbolcu DNA çift sarmalı devreye girer. Galatasaray'ın tarihinden gelen haslet, hars ve hulusu tribünle bütünleştiğinde Şampiyonluk kaçırdığı görülmüş şey değil. Bu sezon işte o sezon.  Aslan sofrayı kurdu. Davetliler içinde Beşiktaş ve Fenerbahçe yok. Davetliler listesinde adları yoksa bilsinler isimleri menüde yazıyordur.

Galatasaray ben Şampiyon olmak istemiyorum diyene kadar bekleyecekler. Dededen kalan Riva Çayırını, çöktükleri Florya bayırını sattılar, Tok Aslan'ı ağırlamakta çok güçtür. Uzun süre sofradan kalkacağı da yok.

Şimdiden Galatasaray'ın Şampiyonluğu kutlu olsun.

11 Ara 2015

Neden Kötü Oynuyoruz?


Baştan yazalım, kötü oynadığımızı düşünmeyen varsa bu yazıyı yok saysın. Ben başta kendim olmak üzere son maçlardaki bana göre iğrenç oyunumuzun nedenlerini yazmaya çalışacağım.

Geçen sezon alınan beklenmedik Şampiyonluklar, taraftarın beklentisi olası güzel futbolu bekleme odasına almış, 4. yıldızın keyfini doya doya çıkarmasını bile engellemişti. Biz biliyorduk ki zafer, kendi marifetimizden çok rakiplerin hatası, Muslera'nın, Sneijder'in, Yasin'in direnmesi, Melo'nun ameliyat masasından kaçıp savaş alanına dönmesiyle gerçekleşmişti. Hamza Hoca'ya güvenenlerin, şans verelim diyenlerin sayısı artmaktaydı. Başkan değişikliğiyle girilen sezonda beklenti büyüktü, oturmuş denilen kadroya yapılacak bir kaç marketing transfer, büyük Galatasaray'ı daha da büyütecekti. Ve biz büyüdükçe medya sülükleri Aslan'a yeni bir pusu daha hazırlayacaklardı. Biz biliyorduk ki, Türk Futbol Tarihi, Cim Bom'a kurulan tuzaklar, ve o tuzaklardan Cim Bom'un, taraftarıyla beraber kurtuluşunun tarihiydi. Öküze tuzak kuracak değillerdi ya, tuzağı elbet Aslan'a kuracaklardı. Bütün bir transfer sezonu boyunca Fenerbahçe Zift Medyası, ve Galatasaray dışında kalmış Galatasaray'ın kötülüğünü bekleyen, kıs kıs gülen Galatasaraylı medya maymunları Başkan'ı, Hamza Hoca'yı, taraftarın sevmediği oyuncuları korudu. Yani tuzak daha lig başında semeresini verdi. Korku dağları bekliyordu bu bağlamda. Galatasaray, bu sene de şampiyon olursa, hele Şampiyonlar liginde yürürse hayatları Fenerbahçe Şampiyonluğuna bağlı olan vak vakları, Galatasaray korku filmi daha şimdiden ürkütüyordu.

Godot'u bekler gibi beklediler ilk puan kayıplarımızı, kaybetmeye başlayınca winner takım, tamam dediler, kıvama getirmek üzereyiz Cim Bom'u. Halbuki takım geçen sezon oynadığı futboldan daha kötü oynamıyordu. Tek fark, tutan tutamıyor, atan atamıyordu. Tabeladan, kupalardan, puanlardan bağımsız, aklı vicdanı hür Galatasaray taraftarı olarak oy birliğiyle karar verdiğimiz şey, takımın kötü futbol oynadığıydı.

İşte biz bu takımı irdeliyoruz.

Direk söylüyorum, kötü oynuyoruz, kötü oynamaya da devam edeceğiz. Kötü oyunun ilk sebebi kaleciden topu alıp oyuna sokmayan tandemdir. kim oynarsa oynasın stoperlerimiz hemen hemen aynı oyunu oynamaktadır. Teknik bir stoper, kaleciyle paslaşıp, rakipten 1, 2 kişiyi daha atak başında oyundan düşürecek bir savunmacımız yoktur, bazı maçlarda Shedju'yu ihmal edersek tabi ki. Kaldırım taşlarının her biri doğrudur, ancak bir araya getirildiklerinde eğri büğrü, yuvarlak kavşakları oluştururlar. Doğru futbolcu olsalar bile birleşince inanılmaz bir yanlış çıkıyor bizim savunmada. Her ikisi de yerden gelen toplara yatarak müdahaleden yoksunlar, oyuna sokma becerileri yok. Topu oyuna iyi sokamadıktan sonra  güzel futbola nasıl, nereden başlayacaksın?

Semih Kaya işe Akbil'le giderken, maaşı 5.000 lirayken neştere kafa atıyordu,kaybedecek bir şeyi yoktu. Şimdi bakıyoruz, çekilen şuta sırtını dönüyor, tekniğinde en ufak bir gelişme yok, kafa topuna çıkamıyor, darbeli kafa atamıyor. Vücudunu topa siper etmiyor, zengin oldu, şimdi kaybedecek çok parası var, verimli olamaz bu gidişle. Dünya'nın en teknik kalecisi bizim takımın kaleci Hocası olmasına rağmen Muslera teknik bir kaleci değil, topu genelde şişirerek oyuna sokmayı tercih ediyor. Çok vakit geçiriyor, sayesinde şampiyonluklar kazandık ama büyük takımın kalecisi olmaz, 18 içinde topa elle dokunabilme hakkı olan oyuncusu olur. Bize bir kurtarış kalecisi yetmez, stoperlerin teknik olmaması, top istememesi de mazeret sayılmaz. Usta kaleci topu usta işi oyuna sokamıyor, gerideki ustalar ortadaki büyük ustaya topu enerjisiz aktaramıyor. Kabiliyet yok, bu yüzden çok garanti olmadan tandem, topu  kaleciden istemiyor, dolayısıyla orta saha mümkün olduğu kadar ilerde top bekleyemiyor. Hatırla Popescu- Taffarel ikilisini. Onların pas trafiğinden eksilen bir iki oyuncu oluyor, top fazla enerji kaybedilmeden Hagi'yle buluşturuluyor, diri kalmış usta, her seferinde başka bir hünerle ameliyata giriyordu. Ve bahtiyarız ki çoğunda muzaffer çıkıyordu.

İşte geriden oyunu iyi, verimli, usta işi kuramadığımızdan orta sahada kim olursa olsun topla kaleye çok uzak mesafede buluşabiliyor, ve karşı savunmaya savaş gücü kazandırıyor. Melo gittikten sonra orta sahanın savaş gücü düştü, sarı karttan korkan mıymıntı futbolcular top bizde kalsın diye geriye yana oynuyorlar.

İyi futbolun peşindeyiz, bizim gibi amatörler buna Hatice diyorlar. Endüstri canavarları ne kadar netice peşinde olsalar da Hatice'den vazgeçmeyenlerin nesli tükenmedi henüz. 

Teknik, topu oyuna acele elle sokacak, pas trafiğine katılacak bir kaleci.( Taffarel) Teknik, oyun kurucu, penaltının, serbest vuruşun başına gidebilecek bir stoper(Popescu), önlerinde her topa müdahale edebilecek rakip çapadan en az 2 km. fazla koşacak, şutör, pasör bir ön libero (Suat kaya) Topun yönüne bağlı olarak yanında bir bezdirici, fazla teknik olmasına gerek yok, top rakipteyken topa en fazla 3 metre mesafede, gerekirse rakibin en önemli futbolcusunu bitirebilecek biri(Okan,Ümit,), ve bir oyun kurucu. Voleyboldaki gibi maç içinde dönüşümlü, kime denk gelirse o,Saydığımız özellikteki iki ön libero bu oyun kurucuyuya (Hagi) taşıyacaklar. Topu kaptırdığında saldıracaklar. Cephedekiler mi? bırakın da onlar şov yapsınlar. Hakan Şükür, Jardel, Arif) artık hangi 3 kişiyse onlar. Maçın sonucu mu? bilmem tabelada bir takım rakamlar yazar elbet, ama biz büyük bir futbol seyretmiş oluruz mutlaka.

Çok şey istemiyoruz, biz bu filimi 15 sene önce gördük. Ve bu takım, bu kadroyla o unutulmaz filmi yeniden seyrettirebilir. Bu takımım genlerinde vardır, her güzel macera bizim tarafımızdan yazılacaktır. 15 sene bekledik yanımıza yaklaşan olmadı. Bu kupa demek ki 2. defa alınacak ve onu da büyük Galatasaray alacaktır. Bir efsaneydik, efsaneler ölmez şekil değiştirir. Ne olur biraz daha güzel futbol.

9 Ara 2014

Galatasaray Futbolcularına Açık Mektup

Çocuklar, siz maçları rakibe karşı oynuyoruz sanıyorsanız, büyük bir yanılgı içerisindesiniz. Galatasaray maçlarını büyük bir şebekeye karşı oynamaktadır. Türkiye süper ligi, 16 takımın Fenerbahçe Şampiyon olsun, 17 takımın Galatasaray olmasın diye, de facto senet imzaladığı, güç birliği yaptığı büyük bir organize suç örgütü, şebekesi,organizasyonudur. Yol yakınken, testi kırılmadan su taşıyanı bir kez daha uyarma, dövme hakkımızı kullanıyoruz. İş işten geçtikten, testi kırıldıktan sonra ağıt yakan, öğüt veren, yol gösteren, keşke diyen çok olur.

Büyük bir şebeke var karşımızda, koskoca Ünal Aysal'ı bile pes dedirtip kaçırtan, Fenerbahçe Şampiyonluğuna yancılık, yaptırılmaya çalışılan, son haftalara kadar heyecanın diri tutulması için yarışta olması istenen Galatasaray'ın büyük taraftarını arkasına almadan bu mücadeleyi utkuya dönüştürmesi imkansızdır. Bahsettiğimiz dayanışma, sosyal medya dayanışması değil, tribünlerin ateşine uygun, canlı, ürkütücü, caydırıcı, korkutucu taraftar bütünlüğüdür.

Bir sürü nedenden dolayı bu sezon her taraftar gibi biz de tribünlerden çekildik. Ne var ki bizi diğer takım taraftarlarından ayıran şey tabela taraftarı olmayışımızdır. Tabelaya baksak lider takımımızı 5-10.000 kişiye oynatmazdık. Çocuklar şimdi safları sıklaştırın, güzel futbol oynayın, bizleri tekrar Arena tribünlerine doldurun.  Gerisi maçtır, 3 ihtimallidir. Güzel futbol oynamasını beklediğimiz futbolcularımızı da teker teker sorgu odasına alıyoruz.

Burak Yılmaz; 

Kardeşim, son 5 seneyi sayarsak ki- öncesi zaten yoktu- ligde attığın golün yarısını atan çıkmadı. Şimdi iyi dinle bizi. Ofsaytta yakalanmayacaksın. Kim bilir kaç ataktan sen ofsayttasın diye vazgeçip geri dönüyoruz. Onca emek, enerji boşa gidiyor, düşün 6 kişi hücum ettiğimizi, her biriniz 100 metre koşsanız 600 metre takım koşusu eder. Karşılayan 6 kişi atağı beklediği için sizin yarınız kadar bile koşsa 300 metre koşmuş olacak. Ofsayta yakalandığın zaman karşı takımın 2 misli enerji harcatmış oluyorsun takıma.

Faul yapma kardeşim. Bırak yürüsün gelsin, kaleye 80 metre uzaklıktaki adama faul yapman oyunu durdurman, tempoyu düşürmen rakip takımın işine yarıyor. En kötü ihtimalle faul yapmasan 1 metre yanında olacağın adama faulden sonra 9.15 mesafeye çekiliyorsun. Hiç bir şey yapmasan topu kaptırma ihtimali, faul yaptıktan sonra kaptırma ihtimalinden büyük,

Hakemi kandırma, haksız alacağın penaltı, gol bizi memnun etmez. Hakem maçı seyretmiyor mu sanıyorsun. Belki kandırarak bir gol atarsın, puan bile aldırırsın, ama öyle bir maça denk gelir, o hakem öyle bir gölünü vermez ki, takımı Şampiyonluktan edersin. Senden isteyeceğimiz 3 şey budur. Gerisi maçtır, sana ettiğimiz sitemlerin sebebi de bunlardır.

Selçuk İnan;

Kaptan, geriye yana doğru pas verme. İstatistiğe oynama. Takımın en çok koşan futbolcusu sen olsan ne yazar olmasan ne yazar. Risk al, çalım at, dikine oyna, kaptır korkma. Sende kaptırdığını tekrar kazanabilecek ciğer var. 10 metre koşup basabileceğin adamı 50 metre kovalama. Güzel futbol, büyük futbolcular tarafından oynanır. Kaptansın, her futbolcuya eşit mesafede ol. Kaptırdığın topu tekrar kazandığında tribünler gaza gelir, mücadele eden adamı tutarız, coşarız. Bizim coşkumuz onlara cehennem azabıdır.

Semih Kaya;

Sen ki 17 yaşında neştere kafa atmış adamsın. Bu ne korku, en ufak bir feykte kıçını dönüyorsun. Top çarpmasından kim ölmüş.  Şut çeken adama yalandan ayağını uzatıyorsun artık. 30 cm boyunda 10 cm eninde ayağın kadar topa engel olabilirsin sadece. Topun kendi hacmi kadar bile değil. Şut çekilirken bütün gövdeni siper et. Bak Asimo, ayakla atılan bir golde sen ayaktaysan golü sana yazarım bilmiş ol. Her kornere gidiyorsun, görevin nedir bilemedim. Gol atmak için gidiyorsan zahmet etme. 20 kişinin arasından sen kaleye vuramazsın. Kendi kalemizdeki tehlikeyi uzaklaştır yeter.

Muslera;

Kardeşim topu sakın degajla gelişigüzel oyuna sokmaya çalışma. Senden topu almaya kimse yanaşmıyorsa kendin yürü. Baktın biri basıyor, o zaman şişirirsin. Çok zaman harcıyorsun top kontrolündeyken. Güzel futbol oynamanın, oynatmanın marş düğmesi sende. Galatasaray kalecisi vakit geçirmez, topu oyuna elle, ayakla pasla sokar.

Sneijder'e, Sedju'ya, Bruma'ya, Melo'ya lafımız yok.

Emre Çolak;

Maçlar teke tek oynansa hiç düşünmem maça senle başlarım. Geçemeyeceğin adam yok, güzel futbolun en güzel meyvesi çalımdır.10 dakikada aynı adama 3 çalım atsan Hocası akıllıysa numarası kenardan havaya kalkar. Çıkarmakta geç kalırlarsa da o moralsizlikle follaş edersin. Ver kaçla adam eksiltmek başka, çalımla adam eksiltmek başkadır. Takımda mutlaka çalımcı biri olmalıdır.

Top ayağında olan futbolcunun pas vermek için en az 2 alternatifi olmalıdır. Top kaybını, topu kaptırana değil, en yakınındaki adama yazarım.

Haydi çocuklar, şimdilik söyleyeceklerimiz bunlardır. Kalbinizi çok kırdık, Galatasaraylılıktandır bunca savaş. Taraftar sevdiğine sitem eder. Başka Galatasarayımız yok. Gazanız mübarek olsun.

18 Eki 2014

Fenerbahçe Maçı Nutku;

Ey Büyük Galatasaray;

Her türlü pisliğin, iç ve dış saldırının doruğa ulaştığı bu günlerde, bir kez daha, Türkiye Futbol Şebekasyonu'nun düzenlediği ligimizin en büyük maçına çıkacaksın. Gazan mübarek olsun.

Cim Bom Bom'larım,

100 yılı aşan tarihimizde çok büyük işler yaptık. Yaptığımız işlerin en büyüğü, temeli, Galatasaray kahramanlığı ve yüksek Galatasaray inanmışlığı olan Avrupa şampiyonluğudur. Devamında gelen Süper Kupadır. Bundaki başarıyı, Galatasaray'ın ve onun büyük taraftarının bir ve beraber olarak istekli ve kararlı yürümesine borçluyuz.

Fakat bu büyük hadiseleri geride bıraktık, bu başarıları bu zaferleri asla kafi göremeyiz. Çünkü daha çok ve daha büyük maçlara çıkmak zorunda ve kararındayız. Galatasaray'ı Avrupa'nın en mamur en büyük olma seviyesine çıkaracağız. Bunun için bizdeki zaman ölçüsü geçmiş yıllarda kalan büyük zaferlerin gevşetici sarhoşluğuna göre değil, günümüz gerçeklerine göre düşünülmelidir. Bu büyük cenklere yolculuk, bunun gibi büyük maçların dikenli yollarından geçmektedir. Geçen yıllara oranla daha çok çalışacağız, en büyük maceralarımızdan birini yaşayacağız. Başarılı olacağımızdan şüphem yoktur. Çünkü; Bu akşam Arena'da kuşatmayı yarmış, ateşlerden geçmiş, takımına ölümüne bağlı görece sayısı az, ama desibeli fazla bir taraftarın, sırtında Metin Oktay'ın o mübarek, kutsal parçalı forması olacak. O formaların içinde de her biriniz,  teslim ol çağrıları gelirse, ateşle karşılık vereceksiniz. Çünkü; Aklınızdan bir an bile çıkarmayın, Galatasaray'ın şampiyonluklarında ağlayan coşan gülen milyonlarca Galatasaraylının,  Dünya'nın her tarafında, televizyonlar başından, ciğerlerinize, kalplerinize, bacaklarınıza, en büyük enerjilerini iletecekler. Ve çünkü sizler, Galatasaray'ın yürümekte olduğu Savaş yolunda, Pitbull'u, Muslera'sı, Sneijder'i başta olmak üzere gücüne güç katacağımız 11+3, yenilseniz de, yenseniz de asla yalnız yürütmeyeceğimiz Aslanlarımızsınız.

Büyük Galatasaray Taraftarı!

Yıllardan beri çıktığın maçlarda başarı vadeden çok sözlerimi işittin. Bahtiyarım ki bu sözlerimin çoğunda Galatasaray'a inancımı sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım. Bugün aynı inanç ve kesinlikle söylüyorum ki yönetim, futbolcu ve taraftar bütünlüğüyle yürümekte olan Galatasaray'ın kim olduğunu, ne olduğunu bu geceden itibaren, dost düşman bir kez daha anlayacaktır. Asla şüphem yoktur ki Galatasaray'ın unutturulmaya çalışılan bu büyük yeteneği ve büyük karakteri bu maçtan sonraki gelişmesiyle  yarının şafağında Arena'nın ufuklarından yeni bir güneş gibi doğacaktır.

Galatasaraylılar!

Sonsuza akıp gidecek yıllarda, bu büyük ve şanlı takımınla daha büyük şeref ve mutlulukla övünmeni; daha da yükseklere taşımanı gönülden dilerim..

NE MUTLU GALATASARAYLI'YIM DİYENE!

14 Oca 2014

THY Antalya Kupası Bahanesiyle Takımın Son Röntgeni

Hazırlık maçlarını seyretmem, hatta kupa maçlarını bile önemsemem, oynayanların bile önemsemediği şeyi ben niye önemseyeyim? İşte kazın ayağı artık öyle değil, Galatasaray'ı özlüyoruz artık, belki en çok Melo'yu, Drogba'yı, Sneijderi ve diğerlerini.

Fakat benim için şu dandik turnuva maçlarını izlememin sebebi bu değildi. Melo'yu biliyoruz, koltuk değneklerine düşene kadar Galatasaray'da kalmasını istediğimiz Melo, evinin bahçesinde çocuklarıyla bile maç etse, karısından sarı kart alır. Maç ayırmaz, Juventus'lu Vidal'e nasıl dalıyorsa, oğlu Luke'ye de öyle dalar. Kalecileri seyretmemize gerek yok. Eray hayatının en büyük kariyerini yaparak 20 yaşında emekli oldu. Düşünsenize, 30 sene sonra torununa anlatacak, Galatasaray kalesinde, Kopenhag, Fenerbahçe, Real Madrid, Ajax, Celtic'e karşı top oynadım diyecek. Yalan mı, yalan. Bu kalecilerin 3 ünü aynı anda kaleye geçir, sonuç değişmez. En iyisi kim ise, en fazla 3. sınıf bir Ptt ligi takımına yakışırlar. 6 aylık ömürleri kaldı, 2014-2015 sezonunda resim bile çektiremezler mübarek Galatasaray formasıyla.

Amrabat, bileziğinin nesini seyredeyim? Ben Kayseriliyim, köyüme giderken Kayseri'den sucuk pastırma bile almam. Kayseri'den mal alan ya büyük bir kerizdir, ya parasının pulunun hesabını bilmiyordur. Her iki gurup müşteri, Kayserilinin veli nimetidir. Yakalıdılar mı eşşek Amrabat'ı, boyar, at diye kakalar. Yatalım kalkalım, motor sanat terk mühendise dua edelim derim ben. 5 sene kontrat yaptırmış, 10 sene de yapabilirdi, eline mi yapışacak, cebinden mi ödeyecekti. Yabancı bir futbolcuyu daha kendisine biat ettirirdi. Galatasaray'ın hem parası çok, hem keriz, adam keriz olmadığına göre deli mi lan bu adam başka takıma gitsin. Arena'nın en güzel yerinden takımın maçını seyret, arada sırada kupa maçında oyna indir parayı, şükret Fatih Terim'e. Şimdi gideceksin Antalya'ya Konya'ya, her maç banko oynayacaksın, bir de hızlı futbolcusun, koşacaksın, yorulacaksın, adeleni aşındıracak, kasını yoracaksın. Küçük yerde gezemezsin, muhtemelen oynadığın takım çok yenilecek, psikopat bir Anadolu delikanlısından sopayı yiyeceksin.

Takımda aklıyla oynayan Riera'ya kota konulmuş. Akıl sır erdirilecek gibi değil, bir futbolcu alacaksın, banko oynatma diye de Hocalara baskı yapacaksın. Meğer senede 25 maç oynarsa, sözleşme 1 sene daha uzatılacakmış. Başka bir yerde olsa, bu kontratı yapanı tımarhaneye atarlar ama burası başka bir yer değil, Şebekistan Cumhuriyeti. Maç başı para alanlara ödememek için iyi ki Ünal Aysal maçlara A2 takımıyla çıkın talimatı vermiyor. Senede 25 maça çıkabilecek bir futbolcun varsa daha ne istiyorsun, yalvarman lazım kontratı uzat diye. Tam tersi Amrabat'la, biri oynamamak için, biri oynamak için çırpınıyor. Demektir ki, Matador, sol kulvarda 8 boğayı tuş etse bile oynayamayacak. Oynayamayacak sa nesini seyredeceğiz değil mi, sevdiğimiz birini kaybedeceğiz. Şimdiden alışalım.

O zaman dikkatle izleyelim, Hayroviç namında biri alındı, bir bakalım ve A2 takımından İbo ile Emrecan'a antenleri çevirelim.

Tanımadığım bir futbolcu için parametrelerim var benim. Olmayana ergi metodu. Nereden gelmiş, hangi ülke vatandaşı, ne oynuyor, senede kaç maç oynamış, tipi nasıl, ismi ne, niye gelmiş, kim aldırmış? gibi adamın futbolculuğu dışındaki sorulara cevap ararım. Resmini bile görmeden bu saydığım tüm vasıfları ile ilk notum olumsuz. Galatasaray gibi bir takıma, eğer Messi, Ronaldo olma potansiyeli yoksa, Şampiyonlar ligi kupası ellememiş bir futbolcuyu yakıştıramam. Şebeke, komisyon kapacak kadar yüklü bir para ödemediğine göre, transferinde bir dolandırıcılık sezemedim. Geldiği takım, Avrupa ölçeğinde bizim Ptt ligi bile sayılmayacak bir takım. Kendimi geçtim, Boşnaklar dahil, Galatasaray taraftarı içerisinde ismini duyanın olduğunu sanmıyorum. Videolarına baktım, sağdan soldan, mesafeye bakmadan şut çekiyor. Ben anlamam ama yapabilirim, Aydın için 10 dakika film yapsam Ronaldo'dan daha büyük diye kakalarım. Yabancı kontenjanında oynayacak. İlk 6 ay, 10 kişiden 6. sonra da 10 kişiden 5. adam olarak ilk 11 e girecek. Ribery değilse, Messi'nin en az %80 i kadar oynayamıyorsa, seneye bu vakitler, kontenjanı boşaltmak için takım bul diye baskı yiyeceği garanti. Gerçi Balkanlardan gelenler haysiyetli olurlar, uğraştırmaz, takım seçmezler. Kolay gönderebilirsin. Ama dur bir bakalım be belki de Balkanların Ronaldo'sudur, seyredelim değil mi? Seyrettik.

2 maç 2 45 dakika oynadı. Arkadaşlarını tanımıyormuş, valla asgari ücret bile almayan İbo, 10 senedir bu takımda, herkesi tanıyor herkes de İbo'yu! Gördüğü yerden kaleye şut atıyor. Sol ayağını kullanıyor ama sağ tarafta oynatılıyor. Keseceği adamlar, Sabri, Eboue, Aydın, Bruma. Felçli birini 400 metre engelli koştursan, engeller daha kolay gelir. Takımın en iddialı özelliği, uzaktan şut atan serbest vuruş kullanan oyuncu fazlalığı. Hadi yeni transfer, oynattılar diyelim, bu özelliğini nasıl sahaya yansıtacak. Topun başına geçtiğinde, Drogba'dan, Selçuk'tan, Sneijder'den yırtsa bile Burak Yılmaz'dan kesin dayağı yer. Kolay kolay yanılmam ama hangi maç olursa olsun, canlı bir kere izledikten sonra son sözümü söyleyeceğim. Şimdilik yüz üzerinden not veriyorum 90 ihtimalle çöp.

Aynı kendisi gibi, ilk defa oynayan, Florya'dan başka bir sahada oynamamış Emrecan'a bakalım. Net söylüyorum, en az 5 Gökhan Zan eder. Mancini özel yatırım yaparsa ki yapacağından eminim, futbolcu aramaya falan gerek yok. Semih Kaya ile Emrecan tandemini çıkar Chelsa maçlarına kefilim. Konu değil ama Semih'in adı geçti, ilave edeyim. Semih olmuş, sanki fiziği bir kaç kademe daha gelişmiş, ikinci yarıda en az 2 gol bekliyorum kendisinden. Tekniği artmış, güven tavan yapmış. Emrecan'ın ustası olarak Galatasaray savunması göz kapalı emanet edilebilir.

İbrahim'e ilk notlarım yaldızlı pekiyi. Futbol aklı normal bir futbolcunun oynaya oynaya 5-6 senede oluşabilecek bir akıl. Topun gideceği yeri Pitbull burnu kokusuyla tespit edip müdahale ediyor. Top tekniği, öz güveni bir büyük takımın potansiyel bankosu düzeyinde. En geç bir sonraki sezon takımın orta sahasına yerleşir. Selçuk İnan'ın birinci yedeği, ilk 18 futbolcusu. Helal olsun.

Yekta'ya güvenilmez, bir bakıyorsun İniesta tekniğinde bir pas atmış, bir bakıyorsun Mustafa Sarp acemiliğinde top kaptırmış. Karizma yok, Galatasaray futbolcusu olamaz. en kabadayı 16.17. futbolcu olarak ömrünü geçirir, futboldan zengin olur. Oluru fazla olmuş bile.

Yiğit Gökoğlan'ı bırak futbolcu olarak oynamasını beklemek, ismini bile yazmayı unutmuşlar. Çocuk 40 yaşına kadar Florya'da yaşasa kimsenin aklına bile gelmez. Belki o da soy adından kaybediyordur. Para etmez, bir takım boğaz tokluğuna alsa da çocuk bildiğini bari unutmasa.

Tanımam etmem, hiç bir maçını videodan bile izlemedim. Alex Telles ilk 11 e Hayro'dan daha yakın. Daha çok forma giyecek, banko oynayacak. Metot aynı, olmayan Ergi. Bütün dünyanın skout ekibini Brezilya'ya gönder, Hakan Balta'dan daha kötü bir sol bek bulun getirin de, bulamazlar. Copa Cobana plajında dal, bir an için gözünü kapat, birine dokun onu al getir, Hakan Balta'nın yerine koy o derece. Bu yüzden Nico'nun forması garanti.

Kaleciler korkulu rüya olduğuna göre Muslera'sız maça çıkmak, paraşütsüz atlamak gibi bir şey. Maçlar teke tek oynansa Melo'yla çıkılır. Alex yıllardır Galatasaray taraftarının beklediği sol cenah futbolcusu. Drogba, Sneijder'e sarı kırmızı forma yapışmış, istesen de çıkaramazsın. 10 yabancıdan 5 i, kaza bela olmadığı sürece garanti. Bruma'ya Mancini söz vermiş seni futbolcu yapacağım diye, koskoca Mancini yalan söylemeyeceğine göre ikinci yarı ve sonraki seneler Bruma nakış gibi işlenecek. Şecu daha yeni geldi, içinde su yok ama, yine de başka başka preslerle su çıkarmaya çalışırlar, Eboue maç seçiyor, bu sene Dünya Kupası var, sonlara doğru coşar, mecburen oynatılır. Sabri bizden, fasulyeden oynasa da oynamasa da  dert etmez, hatta oynamadığına sevinir bile küfür yemiyorum diye. Yekta, Ceyhun, Aydın, Gökhan deforme disk olarak arada sırada ana omurlara baskı yapar.

Ve bu Galatasaray en kötü ihtimalle ancak, Chelsa maçları öncesi veya sonrası bir maça denk gelir de puan kaybeder. Ben ona bile ihtimal vermiyorum 17 maçın tamamını kazanır. Kaybederse de TFF'ye Şebeke'ye kaybeder.

Kupa kupadır. Galatasaray işi de nerede bir kupa varsa onu kapmaya çalışmaktır. Bunca pisliğin içinde ne kadar temiz kalınır o da meçhul, ama biz işimize bakalım, Galatasaraylı uyandığımız her güne şükür edelim.

4 Ara 2013

Nerede O Şevk O Heyecan, O Güler Yüzlü Adam Ben Değilim Sen Şampiyon Olmazsan


''Ben, Okan, Emre, tek tek bakıldığında belki çok şey ifade etmiyorduk, ama üçümüzün ortasına düşenlere dünyayı dar ederdik'' Suat Kaya bir programda geçmişteki takımı anlattı. O takımdı, şimdi ki de takım. ''Bizim işimiz , top bizdeyse kazasız belasız, tam konsantre durumda, en diri pozisyonda topu Hagi'ye aktarmak, top rakipteyse topu kullanan futbolcuyu canından bezdirmekti'' Belki tam olarak böyle demedi, ama ben böyle anladım. Suat Kaya hiç bir şey söylemese bile ben böyle olduğundan emindim.'' O sezon, ben ve Okan 65'er maç oynadık'' Türkiye'de değil bir futbolcu, bir takım bile hazırlık maçları dahil o kadar maç oynayamadı, bir daha da asla oynamayacak.

O takım dağıldı, dağılan futbolcular değildi, sonuçta futbolcular elbet bir gün doğal olarak ortadan çekilecekti zaten. Dağılan futbolcular olsaydı işimiz kolaydı, toplardık, toplayamıyoruz, acı çekiyoruz, çünkü takım dağıldı. Ben imkansız diyorum da, aramızdaki iyimserler için zorluyorum kendimi, Galatasaray geri gelir mi? O büyük takım(ruhu) hadi bizden geçti, yeni nesilleri, küçük Galatasaray'lı çocukları coşturabilir mi? Misal şimdinin 5-10 yaşındaki çocuklarının 10-15 sene sonraya taşıyacakları Galatasaray nasıl olacak?

Bu sene 13 lig, 5 Şampiyonlar ligi ve bir kupa maçı izlettirdiler bizimkiler, bize. Geldiğimiz, getirilen nokta, gidilecek yollar bizi mutlu ediyor mu? Umut var mı? Seyrettiğimiz takım mı? Takım diyorsak sorun yok, o zaman hedefimiz iyice küçülmüş sayarız kendimizi. 30 sene geriye gidilerek de Galatasaray'lı olunur. Ara sıra gelen şampiyonluklarla, ara sıra atlanan turlarla avuturuz kendimizi. ''En büyük biziz, en çok taraftar bizde'' deriz, havaya laflar eder, yürür gideriz. Bir de başka bir görüş var elbet, en azından daha önceki büyük maceraların baş aktörü sayıyorsak kendimizi, söyleyecek çok şeylerimiz var. Ve ben işte çok şeyler söylemek isteyen, bıraktığımız takımı tekrar çağıran, oynanan futboldan bağımsız, futbolculardan soyut, Galatasaray'lılık la ilgili varsa bir şey imbiklerle süzüp başkalarına aktarmak istiyorum.

10 sene önceki bir tribün resmini, televizyonlarda gösterilen eski bir maçtaki kapalı tribünü seyredin, çünkü lafın tamamını anlatmak istemiyorum. Lafın tamamı akıllıya anlatılmaz. Hepiniz ne demek istediğimi ben demeden de anlarsınız. 300 prostatlının seçtik dediği, bizden tek farkları çok paraları olan Galatasaray'lıların yönet(eme)tiği sevgili takımımız, seneler geçtikçe bizden uzaklaşmaktadır. Aynı zamanda biz de takımdan uzaklaşmaktayız. Artık tribünlerde gol sesi neredeyse hiç çıkmamaktadır. Nerede o gol olduğu zaman kendimizi yerlere attığımız maçlar? Nerede o bağırdıkça coşan, coştukça bağırttıran takım. Ne yazık ki artık o takım olmayacak. Galatasaray elbet şampiyon olacak, elbet elediğimiz Avrupa Takımları sıraya girecek, ama sokağa döküleceğimiz günleri beklemeyin arkadaşlar.

Umutsuzluk aşılıyorum, moralinizi bozuyorum diye düşünmeyin sakın. Ben böyle düşünüyorum diye doğru olmayabilir bütün bunlar. Ben kafaya taktığım şeyleri bir kez daha anlatmak istiyorum sizlere. Bu günkü kadro yapısıyla, bu futbolcular bütünlüğüyle ben takım olamazlar tezini savunuyorum.

Düşünün futbolcumuzun biri, tanjantla, hipotenüsle, pergelle, iletkiyle, mikroskopla, cetvelle, şeffaf minkaleyle maç oynarken, aynı maçta başka bir futbolcumuz tamamen iç güdüyle futbol oynuyor. Bir futbolcuda Alberto Ainstain beyni varken, bir diğerinde beyin bile yok. Nasıl bir armoniyle birlikte takım oyunu oynayacaklar? Sıralamayı oluşturan rakamlara bakarsak, çok önceden çeşmeye yolladığımız çocuğu dövmüştük, testi kırıldı artık. Bir tarafta ligin en pahalı takımı olup, aynı zamanda ligin en çok gol yiyen takımı nasıl olabiliyor? Sneijder-Melo-Drogba-Selçuk-Bruma-Burak'ın oynacağı maçlarda mutlaka gol atarız, Dany, Şecu, Hakan Balta-Sabri-Semih-Riera-Gökhan içinden oynayacak 4 futbolcunun oynayacağı her maçta da gol yeriz.  Ben hala buradayım, isterseniz bana iyice kızın, bu defansla bu forvetin oluşturduğu takım, takım falan olamaz. Kimseye zevk vermez, atılan gollere coşkuyla sevinilmez, yenen gollere, alınan yenilgilere fazlaca üzülünmez. O zaman da takım ruhundan bahsedilemez.

İstatistikler tutuluyor artık milimetrik hem de. Futbolcuların koştuğu kilometre bile yazılıyor. Bu şartlarda bugün var yarın yok olan futbolcular, kendi istatistiğini geliştirmeye çalışıyor. Kaç maç oynamış, kaç gol atmış? Son anda acaba bunlar mı geliyor futbolcuların aklına? Futbolcuları arasındaki uçurum kalite farkı var. Senede 4.5 milyon yuro artı 15.000 maç başı alan Drogba'nın kalesini, senede 30.000 lira alan Eray İşcan koruyamaz. Bu nasıl bir kadro planlaması, nasıl bir oyun kurgusu, nasıl bir hoca taktiğidir? Diyelim ki taktiğin başarılı oldu ve 3 puan kazandın, ne kaybettiğinin farkındamısın?

Başa dönelim isterseniz, Okan, Suat'ın gerisinde kalmamak için iyi oynamak mecburiyetindeydi. Suat, Emre'den daha çok koşabildiği sürece o büyük takımın değişmez futbolcusu olduğunu biliyordu. Hakan Şükür, en umutsuz anlarda Hagi'nin bir şeyler yapabilme ihtimalini hiç aklından çıkarmıyordu. O yüzden hep diri kalıyordu. Takım yenilse de teslim olmuyordu. Şimdi bakıyoruz takıma, Ceyhun'un Melo'dan, Aydın'ın Drogba'dan daha iyi futbolcu olma ihtimali var mı? Olmayan ihtimal, verimi düşürüyor olamaz mı? Yani bir yarışta, geçemeyeceğin garantiyken canın koşmak ister mi?

Takım olmak demek illa ki oynayacağın her maçı kazanmak demek değil, ben takım olalım da şampiyon olalım demiyorum. İnanın umurumda bile değil şampiyonluk, netice, skor tabelası. Galatasaray'ın farkı var başka takımlardan, olmalı. Galatasaraylı tuttuğu takımı, takım olarak görmediği zaman mutlu olamıyor. Takım içerisinde çeteleşmeye, adam seçmeye, adam dışlamaya karşı çıkar. Ruhsuz, gamsız futbolcuyu sevmez. Selçuk tekmeyi yediği zaman, Sneijder '' aaaahhhh'' diye bağırmalıdır onun gözünde.

Mancini'nin geldiği takıma bakın bakalım, Manchester Şehri'nin sağ beki ile Teves arasındaki fark, Sabri ile Drogba arasındaki fark kadar mıydı?

Yapılacak iki şey var yani bana göre, yapılmayacak olan tabi ki,

1- Ya mevcut bütün savunma futbolcularını, atak futbolcuların kalitesine getireceksin.
2- Ya da daha kolay yolu seçip, büyük futbolcuları küçük futbolcular seviyesine düşüreceksin.

Sneijderle- Drogbayla, Hakan Balta- Sabri aynı takımda olmaz, olursa o takım takım olmaz. İyi oynayamaz, yener yenilir ama iddia ediyorum iyi oynayamaz.

Bir gün eğri doğruya gelir de, takımı üst düzey 5- 6 futbolcuyla beraber, onlara en azından asistanlık edebilecek klasta diğer bir 5-6 kişi oynadığı zaman seyredersen beni hatırla. Ya da aç eski defterleri, tarih kitaplarını 2000 yılındaki takımla övünmeye devam et.

29 Kas 2013

Uyan Ey Yaralı Kükreyen ASLAN

Tabelaya bakarsak muhteşem bir durumdayız. Tarihimizin en büyük futbolunu oynayıp, en büyük macerasından muzaffer çıktığımız sezonda, Şampiyonlar Ligi gurup son maçında UEFA ligine gidebilmek için Milan'ı yenmek zorundaydık. Çok şükür bu sene, guruptan kalifiye olmak için, yine bir İtalyan Şampiyonunu yenmek zorundayız. Yenilirsek bile büyük bir ihtimalle 100 sene daha övüneceğimiz kupasını aldığımız turnuvaya gideceğiz, vamos bien(iyi gidiyoruz)

Uzak tarihi hatırlamayanlar çıkar, biz yakın tarihe dönelim. O çok övündüğümüz son Şampiyonluğumuza. Şimdi ben desem ki, geçen yıl ligin ilk 12. haftası bittiğinde aynı puanda liderdik, google amcaya sormadan hiç biriniz inanmayacaksınız. Doğru söylüyorum çocuklar, çok şükür puan durumumuzda da bir sorun yok. Bu sene de vamos bien.

E peki neden rakipten(liderden değil) 9 puan gerideyiz ve neden ağlıyoruz? Neden kötü kaderimize, daha doğrusu rakibin şansına yanıyoruz. Futbol tanrılarının adaletine küsüyoruz. Bu durumda bile Yüce Gök'e haksızlık ediyoruz. Oynadığımız bu 12 maçta, son saniyede 1 gol yesek puanımız 9, rakip 1 gol yese, ya da o şans diye kahrolduğunuz 1 golü atamasa puanı 18. Yani kısaca çocuklar, tabela ya tekrar dönersek maliyet verim açısından incelersek muhteşem bir noktadayız.

Ve hatta son aldığımız hezimete kafayı takıp travmadan çıkamayanınız varsa onlara da bir seans terapi yapıp meseleye dalış yapalım. Net söylüyorum, eğer Real Madrid, Galatasaray'ın kalesinde kaleci, savunmasında futbolcu olmadığını falan bilse, Ronaldo sakat olmasa, Dünya üzerinde bugün Galatasaray diye bir takım olmayacaktı. 150 senelik futbol tarihinin en büyük hezimetini almış bir takım taraftarı olarak itin götüne girecek, prostatlı liseliler acil toplanacak, kardinal salonunda takımın ismini rengini değiştirmiş olacaktı. Çok şükür, ipten döndük, hepimize geçmiş olsun.

Peki nedir bu velvele? Bu umutsuzluğun, bir koyun gibi cellada boyun uzatışımızın sebebi ne? Çare hep isyan mıdır? Oynayacağımızın her hangi bir maçı garanti kazanırız diyenlerin sayısı neden hep azalmakta?

Galatasaray'ın iyi futbol oynayarak bir maçı kazanma ihtimali şu durumda görünmüyor. Hastalığı teşhis etmiştik. Bel fıtığına yakalanmışız. Muslera-Semih-Melo-Sneijder-Drogba omurlarının arasında, çatıya kalite veren diskler deforme olmuştur. Kırkpınar başpehlivanı olsan, deforme diskler seni yere yatırmış tuş etmiş, danalar gibi bağırıyorsun, ne fayda? 10 yaşındaki çocuk yener, 10 paralık takımların Galatasaray'ı yenmesi gibi. Arada can çekişerek, acıya katlanarak ayakta kalabildiğin maçların acısı, çok geçmeden çıkacak, çıkıyor. Ceyhun, Aydın, Emre, Yekta, Gökhan, Sabri, Hakan deforme olmuş, iflah olmaz diskler, mecbur bünyedeler. Galatasaray'ın, Hocaya, Mancini'ye değil bir beyin cerrahına ihtiyaç var. Biz ne yapıyoruz, Küçükyalı'lı Melek Hanım'a bel çektiriyoruz, yürü maça, biri diyor, alabalık bağlarsan geçer, koş Yakacık Ayazma dağ göletine beline alabalık bağla çık Real Madrid maçına. Geçen yıllarda bu disklerin sakatlığa yol açmaması, gerçeği değiştirmez, bu sene, şimdi bu durumdadır. Bırak kulübeyi, mübarek Arena tribünlerini, Florya'dan bile kovulmaları gerekir. Büyük zaferler zayiat ister.

Galatasaray bu senenin başında yapılan ameliyatla, kaza yapmıştır. Ayağı kırılan atları vururlar, iflah etmez. Bizim sol tarafımız felçli, ısrarla felçli ayağımızın üstüne yük bindiriyoruz. Araba pert oldu, pahalı bir arabaydı ama kaz yaptı, hurdaya çıktı. Kasko yaptırılmadığından da atamıyorsun, satamıyorsun. Kasaba sanayisinde de yapılan tamirle işte bu kadar gidiyor, o yüzden iyi gidiyor diyorum.

Suçlu sorumlu aramanın, geçmişe ağlamanın faydası yok. Motor sanat terk mühendise kadro yaptırırsan, totem sanıp tapınırsan, kötü futbolla kazandığın maçtan sonra, önemli olan 3 puan dersen, kötü futbolcuya sadece Galatasaray formasının içinde diye tahammül edersen, bu zaman diliminde de, çıkıkçının iyileştirdiği sakat futbolcunun seni rezil ettiğinde, köy kaportacısısının düzelttiği araba da yolda bıraktığında  şaşırmayacak, Galatasaraylı vakur duruşunu göstereceksin.

Ne yapmalı?

Şu anda Galatasaray önderliğinin yapması gereken, işin matematiksel olarak bitmesini beklemek değil, hala kırık testiyle su taşımaya çalışan çocuğu son seferini yapmadan önce son bir defa daha dövmektir. Başta Taffael'i uzaklaştıracaksınız. 7-8 sene Türkiye'de kalmış biri, hala tercümanla konuşuyorsa,''coguzeeeell'' diye yavşıyorsa, boyu uzun olanı manavdan hıyar diye almışsa, 40 metreden kullanılacak serbest vuruşta barajı 3 kişi kurdurup kalenin ortasında saksı gibi durdurmuşsa, kovun gitsin. Hanry'nin kafasını çıkardı, biz onu ömrümüz ne kadar vefa ederse unutmaz, gelecek nesillere taşırız. Kaleci olmayan bir salak çok gol yedi diye değil, Muslera daha çok yedi, ayıp, millet bir tarafıyla gülüyor böyle Galatasaray kalecisi mi olur diye. Maçın sonlarına doğru bir topu elinden düşürmesi vardı, acıdım çocuğa. Yere düşerse bir tarafı kırılacak ihtiyar insanlar gibi. Diyorlar ki kim geçsin? Ötekiler daha beter. Tamam peki, Eray'da sakat olamaz mı? atılamaz mı, o zaman kim geçecekse o geçsin. Mancini bilmez, birazdan geleceğim kulübedeki ceset de bir şeyden anlamıyor, ben tüyo vereyim. Melo'yu bilmiyorum, ama Sabri'den eminim, oyuncu gurubu içerisinde Muslera'dan sonra en iyi kalecilik yapabilecek adam Sabri'dir. Sadece boyu ufaktır, uzanamadığı toplar olursa da kader utansın.

Tugay Kerimoğlu'nu nereden gelmişse oraya gönderin acil. O bir efsane futbolcudur, çok yakın zamanda benle beraber bir çok kişinin dikkatini çekecek, istenmeyen şeyler olacak. Sanki tabanca dayatılmış beynine de zorla getirilmiş gibi. Morg görevlisi, otopsi memuru gibi. Hatta ceset gibi. Dikkat edin, bom boş gözlerle hareketsiz kulübede oturuyor. Gol olunca bile çoğu zaman ayağa kalkmıyor. Futboldan anlamıyor demek, Aynştayn'a fizik bilmiyor demektir ama Tugay hiç bir şey bilmiyor. Takımı, Türkiye futbolunu tanımıyor. Konuşmuyor yenildiğimize üzülmüyor, yendiğimizde sevinmiyor. Akıl alır gibi değil, kenardaki ölü, sahadaki diriye ne verecek? Motor sanat terk mühendisin en sevmediği futbolcu diye, nispet tahterevallisine oturtulmuş, o geliyor, Tugay gidiyor, O gidiyor Tugay geliyor.

Mancini için mancınığı kurun bekleyin. Köpek ölüsü kolay kolay kalkmaz. Muhtemelen eşşek yükü tazminatı vardır. Hasta ayağa kalkamaz ise, devre arasındaki pansuman işini ona vermeyin. Benden söylemesi büyük bir tokat atıp daha beter enkazı bırakır. Reykart'a, Hagi'ye yaptığınızı yapın. Akibetini deforme disklere bırakın. 2 maç içinde götüne nişadırı sürerler merak etmeyin. İlk uçakla kaçar, bir daha İstanbul'a tatile bile gelmez.

Muslera iyileşmemişse hala, basın morfini çekin fişi uyusun. Savaşlar bittikten sonra, bana tatbikat yapacak asker lazım değil. Juventus maçına kadar kaleye geçemez ise, takım zaten  57. Piyade Alayıdır(Çanakkale Savaşında tamamı şehit olmuştur). Yedek sandığımız kalecileri de tribüne bile çıkarmayın, verin ellerine sülüslerini gitsinler başka takım taraftarlarının midelerini bulandırsınlar biraz da.

Sol tarafı tamamen iptal edin, kapatın o sokaktaki dükkanları. Sol beksiz, sol açıksız oynayın. Ben akılı vereceğim, kağıdı kalemi alın not edin. Yayıncı kuruluş ve onun geyikçileri için esami listesine 7 dönümlük tarlanın sol bek dekarında Semih görünsün. Santrayı geçmemek üzere konuşlandırılsın, sadece savunma yapsın. Sol taraftan gelen ilk topa o bassın. Kademesine Melo girsin. Takımda 2. bir Melo olmadığı için, Melo stopere çekilsin. Semih'ten seken topların tamamını toplayacağından ve oyuna bilinçli sokacağından şüphem yoktur. Melo'nun sağında, Aydın(sadece hızlı koşabilme özelliğinden, eti para etmiyor, sütünden yararlanıp, sinekten yağ çıkaracağız) ve Umut eş sağ bek olsun.

Bruma sahayı dikine değil, enine kat etsin. Ataklarımız büyük oranda sağ taraftan olacak, Aydın ve Ayı Eboue'nin önüne geçsin sağ cepheye takviye gitsin, olur da Selçuk sol tarafa dönerse enine koşup vekaleten sol açık oynasın.

Riera, sol tarafı iptal ettiğimiz için boşa çıktı. Bindirin bir eşşeğe salın Anadolu bozkırlarına takım arasın. Şecu, gözden kaçmış, muhtemelen saat satıcılarıyla karıştırılmış. Gülmeyin Mustafa Denizli'nin başına gelmişti. Yorfe diye biri vardı, Mustafa Denizli aynen böyle demişti'' Bu bizim seyrettiğimiz adam değil, dolandırıldık'' Şecu, felçli, geçen yıl çok iyiymiş, olabilir, babamda sağlamdı hareket halinde trenden atlayan bir trenciydi, öldüğünde bir bacağı tutmuyordu. Olamaz mı? yeni felç olmuştur belki. Ama bir ilerleme sezdim, biraz daha bekleyelim derim. Penaltı yaptırma riski ortadan kalktı. Hiç müdahale etmiyor, kendisine çalım atamayan futbolcunun lisansını yırttırır. Gol anındaki duruşunun hastasıyım. Gözleriyle gole eskortluk edebilme poz verebilme özelliği var.

Amrabat'diye biri daha vardı değil mi çocuklar? Ben Kayseriliyim, Kayseriliden mal alanın ya aklı yoktur, ya parası çoktur. Süleyman Hurma eşşeği önce boyamış, sonra bize at diye geçirmiş. Yapar, helal olsun. Transfer eden kimse onu Galatasaray Anayasasının değişmez, değiştirilmesi teklif dahi edileme maddelerinden divan-ı harbe vermek gerekir. Yakında büyük bir sopa yer, 2014 ü göremeyecek ilk futbolcudur.

Galatasaray savunmasına Aydın, Melo, Semih çok bile. Top bizde en gerideyken Melo'dan oyun başlasın. Melo'nun önünde ön libero Dany olsun. İlk sarı kartı alana kadar savaşsın. Taarruz yoğunsa da Melo'yu kollasın. Sol tarafı iptal ettik, kimseye söylemeyin, bütün ataklarımız sağ taraftan olacak. Ayı Eboue'yi Aydın'dan önce sağ Kurtalan Ekspers'e bindirin. Peşinden yorulana, baldırı çıkana kadar Aydın'ı koşturun. Yetmedi Umut'tan umutlanın. Maç sonucu ne olursa olsun, Aydın ve Umut'u birer devre oynatın. Maç bitince de ikisini 100 metre yarışına sokun. Birinci olana 10.000 yuro verin, sonra ''bu kadar koşacak dermanın vardı da, maçta niye koşmadın'' diye dövün.

Drogba'ya serbest vuruş kullanmayı yasaklayın. Top rakipteyken, kendi yer çekiminden çıkana kadar rakibi kovalatın. Top Drogba'nın yörüngesini terk ettiğinde içeri bir sandalye gönderin. Drogba otursun. Maçın son dakikaları, tabelaya yatıyorsak ne ala, onun dışında kendi ceza sahamıza gelmesini yasaklayın.

Sneijder, elimizdeki kanas silahıdır. Uzaktan savaşta etkilidir, onu yakın dövüşe göndermeyin. Verin kasaturayı Selçuğun eline göğüs göğüse o dövüşsün. Sen kanaslı keskin nişancıyı, ellerinde ustura olan Hacıhüsrevli kabadayılarla karşı karşıya getirirsen, Sneijder falçatayı suratına yer, Ribery'ye döndürürler. Sonra da ulan elimde daha kuvvetli silahım vardı yine yenildim deme. Komutan kötüyse ben ne yapayım.

Burak'ı antrenmana çıkarma, gönder Tübitak'a. Fizik, geometri, tanjant, kotenjant öğrensin. Eğik atış, basınç ne kadar pozitif bilim varsa, hatim indirsin. Çağır bir ip cambazını Florya'ya, çıkarsın Burak'ı tele dengede durdursun, duramazsa bırakın düşsün şerefsiz. Bari o zaman düşmenin ne demek olduğunu anlar da maçta düşmez. Ben hakem olsam Burak ikili mücadelede ise, yere Burak düşerse devam, rakibi düşerse Burak'a faul çalarım. Yan hakem olsam en az yarım metre geride bile olsa kaldırırım ofsayt bayrağını. Önce adam olacak, sonra futbolcu.

Eboue'yi ,boğası bol olan, itleri serbest gezen bir köye gönderin. Ayaklarına da kurşundan ağırlık bağlayın. Bakın bakalım boğa boynuzu vurduğunda yere düşecek mi, taşaklıysa düşsün, hele bizim memlekete denk gelmesin. Kangal köpeklerimiz, bir günde Eboue'yi Eminönü'nde saatçi yaparlar.

Söyleyeceklerim şimdilik bunlardır. Biz neler gördük, Aslan boka düştüğünde gülen çok çakala denk geldik. Gider en yakın nehre, en kısa zamanda temizlenir, kuşanır, bilenir. Galatasaray bağlarından izinsiz üzüm çalan çakalları, pekmez sıçırtana kadar kovalayacak olan yine o yareli kükreyen ASLAN olacaktır, kimsenin kuşkusu olmasın.

Galatasaray yense de büyüktür yenilse de.

Büyük Galatasaray Taraftarı '' teslim ol''  çağrısına yine ateşle karşılık verecektir. Rahat olun.

kilâb-ı zulme kaldı gezdiğin nâzende sahrâlar
uyan ey yâreli şîr-i jeyân bu hâb-ı gafletten 

23 Nis 2012

Eski Tüfek Der ki; Büyük Galatasaray'ın Büyük Taraftar Ahlakı

Arenada müthiş gösteri

Maça baktığımızda, çok şey söylenebilir. Hepiniz söylersiniz bunları. Ben bunlara çok değinmeyeceğim. Biraz kırgınım, ilk golde yerini tutamayan Semih’e ve pas anında müdahale edemeyen Selçuk’a, ikinci golde gene Semih’e kırgınım. Ama Semih tarzı oyuncuların Galatasaray’ımıza çok yakıştığını ve çok sevdiğimi söylemek isterim.

Daha önce birkaç kez yazdım bu blogda. Ancak çok doluyum. Hep dolu olduğumda yazarım. Boğazımda bir haykırış var.

Bu ülkenin her alanında bir ahlaksızlık bir kör cehalet almış yürümüş.

Konumuz spor ise spordan devam edelim diyeceğim ama birbirinden ayırmak imkansız bazı şeyleri.

Televizyon ekranlarında yorumcuları dinliyorum. Ahlak üzerine tek bir laf edeni yok. Nasıl etsin ki? Bu memlekette ahlak kaç para arkadaşlar?

Nazmi’nin Beşiktaş seyircisi için yazdıklarını okuyunca biraz kızdım, çokça yanlış buldum. Çünkü bizim derdimiz ona buna çamur atmaktan çok,  bizi okuyanlarla bir ufuk açmak bir doğru yol bulmak olmalı. Beşiktaş seyircisi için hiç ama hiç öyle düşünmedim, düşünmüyorum. Nazmi’ye de söylerim herhangi bir maçı Çarşı’nın içinde gidip seyredebilirim, gocunmam. Ama Fenerbahçe camiası için hep aynı şeyleri düşündüm. Çok şükür demeli herhalde, bu düşüncemi elli yıllık ömrümde yanıltan doğru dürüst bir tek olay hatırlamıyorum.

Dikkat edin camia diyorum. Taraftarı filan geçtim. Gözlemlediğim süreler içerisinde birkaç yöneticisini, tek tük futbolcusunu, tek tük yazarını sevebildim.

Dün bir Volkan faciası seyrettim. İnanılır gibi değil. Bir de seyirci tepkisi seyrettim o da inanılır gibi değil. Bu ülkeye yakışmayan inanın ki, Volkan değil arkadaşlar. Bu seyirci profilidir bu ülkeye yakışmayan ve uymayan!

Bu sahneleri istisnasız tüm statlara taşıyın ve düşünün ve kamerayı çalıştırın. Neler olurdu sizce?

Fenerli için daha önce ne yazmıştık? Bir hatırlayalım...

Fenerli bir türdür, normal insan fizyolojisi ile tanımlanamayacak garip bir organizmadır. Ama böyle bir tür var.. Normal ölçülere sığmayan ama yaşadığını görüp, tanımlayamadığımız bir organizma bu. Biz neye nefretle bakarsak onlar onu yaparlar. Gariptir ama böyle...

Bizde başkan başkandır, yönetici yöneticidir. Sevmek zorunda değilizdir. Biz takımımız dışında kimseyi sevmek zorunda değilizdir. Çoğu kez sevmeyiz de. Zoru severiz. 14 sene bekleriz keriziz der kendimizle dalga da geçeriz. Onlar Samsun'dan 4 maçta yirmiye yakın gol yiyip rakip futbolcuya saldırırlar. Kale direklerini yerlerinden sökerler. Kaptanlarını döverler. Alkışlamak geleneklerinde yoktur. Biz bu ezikler dışında herkesi alkışlarız. Eziği alkışlamak alçaklıktır. Biz bunu affetmeyiz. Onlar için mazlum, hak sahibi yoktur. Espiri yetenekleri "nakıs" hatta sıfıra yakındır. Çünkü onlar İngilizcede "loser" bizim dilimizde "eziktir". Her şeyi çalıp çırparlar, marşları flamaları bile böyledir. Hep olgun meyvelerin salatasını yaparlar. Ama kapları pistir. En iyi aşçıyı en iyi malzemeyi kullansalar da yaptıkları yemek bundandır yenilmez.

Misal, cümlesine şimdiki zamanda başlayıp gelecek zamanda bitiren Nihat Özdemir'dirler. Ne dediğini, niye dediğini anlamadığım halde cinlerimi tepeme çıkaran Hakan Bilal'dirler. Her cümlesine "Biz bunları biliyoruz, bizi konuşturmasınlar" diye garip bir giriş yapan adını andığımda bile tüylerim diken diken olan ezik türündedirler. Bunları anlayamamak için bir maç çıkışında Papazın çayırına gidip çıkan garip güruhu seyretmek yetecektir.

Gariptirler, acayiptirler, bir buçuk atakla, 0,5 golle gelen başarılara taparlar. Kafaları çalışmaz sürüdür bunlar. Cannes Fransa'da 4 çakar, bir yöneticileri 5 atarız der, Papazın Çayırını hınca hınç doldurur 5 tane daha yerler.

Bir de efsane söylemleri vardır. Her şeyin olduğu gibi bunun da anlamını bilmezler. Bilmeleri de gerekmez çünkü penguen tarzı bir sürü psikolojileri vardır. Efsane bir anlamıyla gerçek olmayan gelenekten ve dillerden taşınarak gelen söylencedir. Bir diğer anlamı ile de, yakın ya da uzak geçmişte yaşamış kişi ya da yaşanmış olayın büyüklüğünü ifade eden bir şeydir. Bunlarınki olsa olsa birincisi olabilir diyeceğim ama bunun olabilmesi için benim de bu toplumun bir ferdi olarak bu söylenceden haberim olsa gerektir. Oysa kerameti kendinden menkul bu zatların bu tevatürleri sadece kendilerinin bildikleri bir şey olması gerektir.

Bu görüşlerime bir şey daha ekleyeyim. Bir de korkunç derecede hazımsızlar. Galip geldiklerinde dahi bunun olgunluğunu taşıyamayacak kadar hakikaten “EZİK” tirler.

Ben bu görüşlerimi yazdığımda bir kaç Fenerli arkadaş koca bir camiaya böyle toptancı bir yaklaşımın doğru olmadığını söylemişlerdi.

Sonuna kadar doğru olduğunu düşünüyorum. Ve bu ülkede kurumsal hiçbir kimliğin olmadığını iddia ediyorum. Çünkü kurumsal kimlikler asla ve kata insanla değişmezler. Ya kimliğine uygun insanlar bünyede barınır, ya da kuruma duhul olan o kimliği kabullenir.

Kurumsal kimlik Real olabilir, Barcelona olabilir.

Bu ülkede olsa olsa sürekliliğini sağladığımızda “DÜNKÜ MAÇIN BÜYÜK GALATASARAY SEYİRCİSİ” olabilir.

Bu ülkede yorumcu ahlaklı olsa bu büyük seyirciyi ayakta alkışlar…

Volkan ahlaklı olsa o tepkiden sonra yo-yo gibi zıplayıp durmaz utanarak soyunma odasına kaçar.

Bu ülkede sporun karar vericileri ahlaklı olsa, ya da ahlak diye bir dertleri olsa bu çirkefliğin üzerine gider, bu seyirciye hakkını verir.

Diğer futbolcular ahlaklı olsa “Utanın şu seyirciden” diyebilirler.

Teşekkürler Alex, seni büyük futbolcu görmem. Türkiye şartlarının çok iyi bir futbolcusu görürüm. Ama bu şebekliğe ortak olmadın ve beni yanılmadın. Adamsın…

Ve Fener camiasına yakışmıyorsun…

Kalın sağlıcakla çocuklar…

Çetin

22 Ara 2011

Muhteşem Bir Yılın Arifesi; 2010-2011 Sezonu

Not; bu yazı 22.5.2011 mayıs ayında yayınlanmıştır, tam 6 ay sonra yeniden okumanın tam zamanıdır.

 2010-2011 sezonu; 1000 den fazla maçını canlı seyrettiğimiz, en büyük maceralarında bulunduğumuz, hayatımızı sarı kırmızı renkleri üzerine kurduğumuz sevgili Galatasaray'ımız la en gururlandığım, en övündüğüm, Galatasaraylı lığın saygı doruğuna eriştiğim 3 sezon oldu benim için. 1. si 1988-89 sezonuydu. Simoviç'li, Cüneyt'li, Tanju'lu, Prekazi'li, Şampiyonlar Şampiyonu Kupasını almaya ramak kalan sezon. Beni ilk kez yurt dışına çıkaran, yarı final maçına gönderen unutulmaz takım. Kalemize top gelsin diye yalvarırdık. Simoviç her maç mutlaka bizim için unutulmaz bir kurtarış yapardı. Yıllar süren Şampiyonsuzluklardan sonra gelen büyük günlerdi. 2.si elbette 99-2000 sezonuydu. Taffarel'li, Popescu'lu, Hagi'li, Hakan Şükür'lü, Davala'lı efsane takım.  Bana, Avrupa'nın bir başkentinde şampiyonluk turu attıran, keşke her maça 1-0 yenik başlasak diye yalvartan takım. Maçı forse ettiğinde seyrine doyum olmayan, Dünya'nın her takımıyla kafa kafaya oynayan, çoğundan muzaffer çıkan rüya. O sezon, bütün Galatasaraylıların başını göğe erdiren, Galatasaraylı olmayanların çocuklarını serbest bıraktıkları, Galatasaraylı olmalarına yol verdikleri sezon.

Hiç tartışmıyorum, 3.sü bu sezondu. Evet, dalga geçmiyorum, kinaye yapmıyorum. Galatasaraylılığımla en çok gurur duyduğum sezon belki de bu sezondu. Sezona, koskoca Reykart'la girildiği, Aykut-Ali Turan, Gökhan-Servet-Balta- Barış- Ayhan-Mustafa Sarp'la başlanılan, tarafımızdan Reykart'ın Arena'yı göremeyeceği öngürülen, bu kadroyla bu sezonun faciayla sonuçlanacağını haykırdığımız sezon.

Başkan'ı derdest edilen, efsane oyuncusu Hagi'nin teneke bağlanarak kovulduğu, 45 senede çırak bile olamamış bir çapulcuyla bitirilen, içinde futbolcu olmadan lig 8.si olmuş formaya sahip bir takımın oynadığı sezonu ben unutamam.

Ne kaybetti Galatasaray bu sezon? Evet sadece bir Şampiyonluk kupası. Daha önce 35 defa kaybettiğinden yani. Şimdi kazandığı şeyleri yazmanın zamanı. Evet bu sezon, Galatasaray tarihi en çok kazandığı şeylerle tarihe geçecek hiç şüpheniz olmasın.

Hepimiz burun kıvırırız, Lise ile barışık değilizdir. Bizim gibiler ister ki lise den hiç kimse olmasın, Galatasaray'ı yönetenler bizim gibi taraftar olsun. Dünya'da hiç bir takımda olmayan bir avantaj bizde var. Bugün başka takımlara başkan olmanın tek yolu, zengin olmaktan, sanayicilikten geçiyor. Bizde durum değişik, misal Dünya'nın en büyük kuruluşlarından Coca-Cola'nın başındaki Muhtar Kent, lise mezunu, gerekirse kulübü de yönetebilecek durumda. Bizim yönetim kademelerimiz, ülkeyi yönetebilecek kalibrede insanlardan oluşur. Ve bu muhteşem sezon bize göstermiştir ki Galatasaray markası boka düşmekle asla değerinden bir şey kaybetmez. Durumdan vazife çıkarılmış, Galatasaray tarihine ihanetle eşdeğer bir icraat içinde olan Başkan tarihte eşi benzeri görülmemiş bir görünmez el tarafından bertaraf edilmiştir. Yerine de, pek yakında hepimizin iftiharla, şanla, şerefle dışarıda, naralarla tribünlerde adına şarkılar söyleyeceğimiz büyük Galatasaray Başkanı gelmiştir. Getirilmiş demiyorum, adam çıkmış gelmiştir. Enkazın başına çökmüştür.

Kıytırık tabela sonuçlarını da alabilirdi bu  rezalet ötesi futbolcular. Ben bu sütunlarda yenildiğimiz maçlara sevinirken bana küfür edenler oldu. Taraftarın 1 adım geri atabilse, 2 adım ileriye gideceğinden emindim. Ama atmadı, hala son maçta ''Serveeeet, Serveeeet'' diye yırtınanlar vardı. Bunlara işin doğrusunu anlatmanın yolu yoktu. Vardı da 30 sene önceki metotlardı, şimdi para etmiyordu. Oturup Servet'in hatasından Galatasaray'ın gol yemesi için totem yaptık. Ne mutlu ki Galatasaray şimdiye kadar beni hiç yanıltmadı. Eğer bu sezon kazayla( 5 maç daha olsa o kaza gerçekleşecekti) 3. falan olsa, biz Fatih Terim'i falan göremeyecektik.

Fatih Terim; Benim kendisi hakkındaki görüşlerimi beni tanıyanlar çok net bilir.  Onlar yüzüme vurmadan yazayım önceden. Kendisinden nefret ederim, büyük bir hoca olmadığını ispatlamakla geçti son 15 yılım. Ne var ki Galatasaray'ın başında olması gereken, her zaman görmek istediğim, bana kalsa ölene kadar Florya'da kalmasını istediğim, tribünlerden adına tezahürat yaptığım, kulübede bana güven veren, maçta Allahtan umut kesip,kendisinden kesmediğim, mutlak bir şeyler yapar diye medet beklediğim tek insan. Hoca değil, hacı'da değil, Galatasaray'a hiç bir zaman hoca lazım olmadı. Eğer işimiz büyük hocaya kalsaydı, Dünya'nın en elit hocalarından Reykart bizdeydi. Bize hoca lazım değil, bize Fatih Terim lazım, ve başımızda. Ve bunu da unutulmaz, muhteşem 2010-211 sezonuna borçluyuz.

Takım 2 senedir kalecisiz, stopersiz, ön liberosuz, santraforsuz oynadı. Kaleye gelen bütün toplar gol oldu. Eğer yarısı olmasaydı, biz şimdi seneye de Aykut'la Ufuk'lu takımın taraftarı olacaktık. Çerçeveye gelen her top ölüm tehlikesi, her maç travma, hiç bir maçın kazanma garantisi yok. 55.000 kişilik sayılı stadyumda, Galatasaray kalesine geçiyor bu çuvallar. O stadın trübünlerinden maç seyredilmesine bile izin verilemeyecek adamların tarafını tutuyoruz. 10 sene geçse değişen bir şey olamayacaktı, o kadar aptallar ki kendi mezarlarını kazdılar. Devrim yaptılar, tarih, en azından ben Galatasaray'a bu konudaki hizmetlerini unutmayacağım.

Bu büyük sezon bir Mustafa Sarp vakası izledik hep beraber. Eğer izlememiş olsaydık, her sene bir başkası aynı filmi izletecekti bizlere. Forma numarası ve arkada yazan isim değişecekti sadece. Maç başı prim alan, o yüzden bir sonraki maçı düşünerek topa girmeyen, sarı kart bile almadan oynayan, topa müdahele etmeyen Ayı(boğan) Servet'i daha uzun yıllar seyredecektik. Bu taraftar, geldiği ilk seneki sihire takmış kafayı. Göz yanılması  sebebiyle iyi görünmüş kendilerine. Topa ilk yarı boyunca Song daldı kelle koltukta. Sarıyı kırmızıyı Song yedi. Defansta o savaştı, ikinci yarıda da  Emre Güngör, bazen Emre Aşık girişti kavgaya. Sümüklü, leşi topladı o sezon. Onların bozduğu ilk topları, dolayısıyla primi indirdi cebellezine. Yanına kendisi gibi bir kazma gelince foyası çıktı. 150 ye yakın gol yedirdi, tek tek incelesek 140 ında kesin hatası vardı. Yarısını yememiş olsak, seneye ve sonraki seneler yine biz futbolcu yerine göt seyrediyor olacaktık. Yüce Gök'e şükürler olsun ki Galatasaray sezonu unutulmaz bir tabelayla bitirdi ve kazmalardan ebediyen kurtulduk.

Büyük Galatasaray taraftarı kuşanın, imkanı olan varsa gitsin kombinesini alsın. Galatasaray'da devrim olmuştur. Bir daha asla topu gelişigüzel oyuna sokacak, degaj yapacak, bok çuvalı gibi yere yıkılacak, vakit geçirecek bir kaleciniz olmayacak. Bir daha asla topu kaleciden almamak için araziye uyacak, 20 defa kaleye gidip bir kere bile kafa vuramadan dönecek, Galatasaray gol yediğinde ayakta kalacak, topu 8 dönüm arazide şişirecek, balta kazma stoper seyretmeyeceksin.  Orta sahanda top bana gelmesin diye yalvaran, rakibe eskortluk eden, bala kısmete kazandığı topu geriye Sabri'ye verecek hayalet futbolcun olmayacak. Kulübeye döndüğünde maçın içinde, sahadakinden daha fazla cebelleşen bir adam göreceksin. Dosta güven düşmana korku saçan, Dünya'da nereye gitse tanınan, ürküten, rakibi önlem almaya zorlayan. Oyuncu değiştirdiğinde fiziği, kimyayı bozan, her an her şeyi olabilir kılan, maç bitmeden seni asla tribünden çıkartmayan bir İmparatorun, bir Grande Terim'in var artık. Rahat ol, yeni zaferleri kutlamaya hazırlan.

Taraftarı devlete şikayet edip, vak vakları ürkütmeyen pısırık Başkan'ın yok artık. Bileğindeki Rolex'i gösterip ''saat kaç'' diye soran, ben takımı hocasız da Şampiyon yaparım diye höyküren, söylediği her şeyi yalan çıkan, efsanelerine seni düşman eden cılız, sümsük, kendi şirketlerinin bekasını Galatasaray'dan üstün tutan biri yok artık Arena'nın protokol koltuklarında. Belki de normal koltuklarda bile olmayacak.

İşte bütün bu kazandığımız şeyler, inanın şansa, bala kazanılan, kazanıldıktan sonra kafaları iyice karıştıran bir Şampiyonluktan daha değerlidir. Bundan sonra ki gelişmesiyle en kısa zamanda, yani bir sonraki sezon Avrupa göklerinde yeniden bir hayula bela dolaşaktır. Galatasaray hayaletinin tekrar o mağrur takımların uykularını kaçıracağı günler, maçlar yakındır. Sayılı gün gelip geçer, en ufak bir şüphem yoktur ki, Galatasaray şampiyonluk bayrağını Arena gönderine ilk yarı bitiminde asar, ve şampiyonlar Ligi turnuvasına hazırlanır.

Utandığınız, rezil olduğunuz, futboldan soğuduğunuz sezonu bir de bu yönleriyle değerlendirmenizi, kazandığınız şeylerin, kaybettiğinizden asla az olmadığına inanmanızı, ve büyük şanlı takımınızla övünmeye devam etmenizi gönülden dilerim.

Ne mutlu, tarihin en kötü sezonunu kapattığımız bugün, Galatasaraylıyım diyene,

3 Eyl 2011

Ölü Toprağının Altından

İlk önce Galatasaray ölmüştü. Son 10 senede gelen iki balık şampiyonluk taraftarı coşturmadı. Arkasından gelen seneler de, toplu intihar gerçekleştirdik ve piyasadan çekildik. Devamında da malum dalgalar Fenerbahçe'yi boğdu. Ve sanmıyorum ki şu anda haftaya lig başlayacak diye coşku içerisinde olan bir taraftar bulunsun. İki büyük takımı ölü olan ülkenin milli takımı, futbol oynamasını 3 sene önce öğrenmiş Kazakistan'ı bala göte bir golle yenebiliyor. Ve gün geçmiyorki batık, borçlu, ölü takımlarımıza bir yabancı futbolcu transfer edilmesin.

Görüşüm değişmedi, nasıl ki bundan önceki senelerde alınıp, gönderilen futbolcular, transfer borsasını puslandırıp, kurtlara yem bulma mekanizmasını çalıştırmışsa, aynen devam. Sıranın kimlere geldiğini film bitince göreceğiz. Ne gerek var? Galatasaray'ın üstündeki ölü toprağının atılması görevi Fatih Terim'e verilmiş. O da almış baltayı girişmiş. Önce nefret ettiği Hagi'ye saldırdı. Oyuncuykeyden de, Hocayken de Hagi'yi hiç sevmedi. Getirdiği futbolcu Dünya'nın en büyük futbolcusu bile olsa oynatmaz, nitekim hepsini derdest etti. Galatasaray'da sorun defanstaydı oysa. Hele ki en kolay geçmesi beklenen bu sezon da yapılacak 2 hamle uzak ara şampiyonluğu garantilerdi. O da Fatih Terim gelmeden önce yapıldı zaten. Mustafa Sarp kovulacak, kaleciler değişecek, Selçuk İnan alınacak ve yan gelip yatılacaktı.

Ne yaptı Hoca? işi artık mücadeleye bile bırakmayacak şekilde garantilemek istiyor. Bildiği tek yol da ne kadar sakat, sorunlu, eski formundan uzak, itilmiş kakılmış, borsası olmayan futbolcu varsa sepete doldurmak. Elde Baros var, Elmander alınıyor, yetmedi Riere mıdır kimdir, son dakika trenine yetişiyor? Kimse kusuruma bakmasın ben futbol ölüsüyüm artık, bu alınan adamların hiç biri, kaleci hariç-o da bizim kalecilerden daha kötü kaleci lisanslı futbolcu bulunamayacağından-beni diriltip Arena'ya koşturacak futbolcular değil. Senede iki büyük maç var, o da beli kırılmış Fenerbahçe ile. Gerisi gazoz maçı. Şu lanet olası soruşturmadan çıkan sonuca göre de bizde lig sadece para için oynanıyor. Benim yıllardır ortaya attığım tez kendiliğinden doğrulanıyor. Şikeyle, hakem kararıyla, federasyon torpiliyle de olsa 3 büyüklerin şampiyon olması bütün takımların işine geliyor. zaten böyleydi senelerdir. Fenerbahçe sırasını savamadığı için çıkmıştı bunca patırtı. Yüzlerine gözlerine bulaştırdılar. Adnan Polat'ın, Tüpçü'nün Fener şampiyon olsun diye nasıl direndiğini gördük ne yazık.

Geçen sene Galatasaray'ı şampiyon yapsın diye getirilen futbolcular bu sezon Orduspor'a geçtiler. Mantıken Orduspor'unda şampiyon olma ihtimali var o zaman. Eee, olmayacağı garanti, bakın Bursaspor şampiyon olduğuna pişman oldu bile. Yine aynı mantıkla geçen sezon Kartalspor'da zor oynayan Semih Kaya'nın banko oynamasını hepimiz istiyoruz. Demek ki futbolcular arasında fark yok. Fark yoksa, Şampiyonluk için de 2.5 takıma sırayla veriliyorsa, biz kerizmiyiz?

Buraya yazıyorum, alınan bütün futbolcular 5-6 maç sonra ya yedek bekleyecek, ya sakatlanacak, ortalık Ayhan'a, Aydın'a, Sabri'ye kalacak. Artık makinaya bağladım. Galatasaray'a bir yabancı futbolcu geldiğinde gülüyorum, acaba kim palazlanıyor diye. Sıra zaten bu sene bizde, bütün takımlara sorsalar lig oynamadan kupayı bize vermeye razılar. Yani bence asıl şike bu sene bizim lehimize yapılacak. Artık ofsayttan mı atarız, haksız penaltıyla mı bakacağız. Sonunda şampiyon olur seviniriz.

Ben yokum artık bu soytarılığın içinde. Bir futbolsever ölüsü olarak üstümde yığınla toprak var. Öyle Ufaljiyarak temizlenecek gibi değil. Beni kesmez yeni Galatasaray'lı yabancılar. Arda'nın ardından da zaten pamuk ipliğiyle bağlı olduğum futbol koptu. Keyif sıfırın altı, maçları televizyondan bile seyretmeyi düşünmüyorum. Seyretsem bile, sonucunu bildiğim bir mücadeleden keyif almam. Ben Galatasaray'ın yenilme ihtimali olduğundaki cebelleşmesini direnmesini, başkaldırısını sevmişim, onca yapılan transferden sonra alınan bir Mersin galibiyeti benden uzak dursun.

Her hangi bir zamanda, her hangi bir büyük stadyumda, Barca'yla, Mançester Birliğiyle, Bavyera Münihle falan bir yarı final, final maçı oynarsak beni uyandırın. Ben ölü toprağının altındayım.

3 Tem 2011

Bilmediğimiz Oyun

Başta ben, az saldırmadım bizim prostatlılara, liseli fosillere. Milyonlarca Galatasaraylı adına karar veren, maça bile gelmeyen akil, akıllı, muteber, mübarek adamlara. Vay efendim siz ne karışırsınız, ne anlarsınız futboldan diye. Bırakın biz çapulculara bu işleri. Hayatımız tribünlerde geçmiş, gözaltı, karakol, mahkeme yüzü görmeyenimiz yok. Polis copu yemeyenimizi, kavgaya bulaşmayanımızı, küfür etmeyenimizi, biber gazını solumayanımızı aramıza almayız. Ah, sizin yerinize biz yönetseydik bu takımı, masa başında ezebilirlermiydi bizi? Biz yumruk yerken, siz purolarınızı, viskilerinizi içtiniz, sesinizin tonunu bile yükseltmediniz, hayatta hep vakur durdunuz. Biz olsak yumruğu yediğimizde kafayı yapıştırır 5 maç ceza alırdık.

Biz Kadıköy'de, tel kafesin içindeki 2500 sarhoş, kolpa bir cumhuriyete! küfür edip coplanırken, rahmetli monşerimiz yediğimiz golleri atanları tebrik etti diye etmediğimizi bırakmamıştık. Yenildikçe başkana, yenemedikçe hocalara, futbolculara saldırdık. Önümüzde, göz göre göre dönen dolapları görmediğinizi sandığımız, ilgisiz kaldığınız için sitemler ettik.

Hakkımızı yemeyelim, hiç birimiz siz de şerefsizlik yapın demedik. Gidin hakemlere baskı yapın, soyunma odası basın, hakkımız olmayan puanları alın diye baskı yapmadık. Sizler de bilirsiniz ki, eğer bizim tespit ettiğimiz bir kalleşliği yapan olursa aramızda asla barındırmayız, haksız attığımız bir golü istemeyiz. Hele ki hak etmediğimiz bir şampiyonluğu bile kabul etmeyiz.

Belki de Adnan Polat'ı bu yüzden derdest ettiniz. O içimizdeki en meyilli olanıydı belki bu işlere. Belkiden daha fazlası, koltukta oturmaya direnmesi bu yüzdendi. Nitekim kankası nasıl bu işleri öğrenmiş ve yürürlüğe koymuşsa o da koyabilirdi. Bu sene kalsaydı biz yine kesin şampiyon olacaktık. Ama bırakmadı derin Galatasaray oligarşisi. İçlerinden birisinin yapacağı hata, yüzyıllardır biriktirip övündüğümüz değerleri bir anda silip savurabilirdi. İzin verilemezdi, vermediniz.

Gerekirse yine şampiyon olunmayacak dediniz ve bildiğiniz ilkelerden, hasletlerden geri adım atmadınız. İçinde olmak zorunda olduğunuz şebekenin bir gün elbet patlayacağını, ayrık otlarının temizleneceğini, bağırsakların içerideki ishali elbet dışarı atacağını biliyordunuz. O yüzden ısrarla, her fırsatta, Galatasaraylılığın erdem olduğunu ispatlamakla geçti ömrünüz.

Bağdat caddesine asmışlar afişlerini. Sanki bu caddede oturanları tapu kayıtlarına Fener'li olduklarını yazdırmışlar gibi.''Bildiğiniz başka oyun var mı?'' Yok kardeşim, biz oyun bilmeyiz, oyun yaptığını anladığımızda içimizdekine cümbür cemaat saldırırız. Siz anlayamazsınız, Galatasaraylı tarihinin en kötü sezonunu geçirir ama yine de sarı kırmızı formasıyla sokakta gezer. Siz olsanız sarı ve laciverti renklikten atardınız. Sizin için varsa yoksa o lanet olası kupa. Her türlü hokkabazlık, hile meşru. Oynadığın futbol, her maçı kazanmana yetiyor mu? başındaki hoca 18 maçın tamamını kazanacak kadar profesör mü? eğer öyleyse anlı şanlı baba takımlar neden transfer edip götürmezler.

Sen ölüm kalım maçına çıkacaksın, bir taşra şehrimizin mütevazi takımında 1000 dolarlık bir şebekken şişirilen balonla birden ligin en önemli santraforu olacaksın, adam yerine konmadığın, önlem alınmadığın için gereğinden fazla gol attığında seni bir bok sanacaklar, tehlikeli bulacaklar ve o kritik maçta oynamayacaksın. Gerçi oynasan ne olacak o ayrı da, oynamadığın için sezon sonunda 8 milyon yuroya kendini boklu derede bulacaksın. Artık gözaltında yusuf yusuf olursun, korkudan bembeyaz çıkarsan delikten hiç şaşırmam Fenerbahçe'li amanuel amınakoyim emi.

Eskişehirspor'un Trabzon'la oynadığı maçı seyrettim. Ağızlarından salya akıyordu Asker'in! askerlerinin. Bir medet, bir çelme, hep böyle oynayabilseler keşke. Es Es in eski abileri gibi esselerdi. İstanbul'a kan kusturmuşlardı bir zamanlar, tıpkı bir maçlığına Trabzonspor'a kusturdukları gibi. Barutları bir maçmış demek, Fener maçında esmek yerine kavak yeline dönüverdiler. Artık ucuz numaraları yemiyorlar, açın Fenerbahçe'nin son 30 senesinin transfer listelerine. Almış oldukları oyuncuların kendi maçlarında nasıl oynadıklarına. Daha dündü ya, en büyük Galatasaraylı olduğunu iddia ettiğimiz Arda'nın üstelik kiralıkken bize karşı nasıl oynadığına. İşte bu yüzden seviyoruz biz onu, bize böyle futbolcu lazım.

Bu sabah Galatasaraylı uyandığımıza bir kez daha şükredelim çocuklar. Pislikten uzak durduğumuz ve kupa alamadığımız her sezon bizim iftihar sezonumuzdur. Masa başı oyunlarını bilmediğiniz, bilenleri aranızdan atıp bizi tertemiz bir takımın büyük taraftarı olarak gururlandırdığınız için saygılar sunuyorum sevgili fosiller, sevgili prostatlılar.