futpolitik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
futpolitik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ağu 2009

Futpolitik




Bu sene görünmez bir el düğmeye bastı sanki. Bizim maçları örnek vererek dalalım mevzuya. Tamam, Suriam'lı takımın başına geldi ama sebeb sadece bu olamaz. Ona bakarsan geçen yıl da Kewell, Baros inmişti Havalimanına. Galatasaray'ın en basit, en dandik maçında Sami Yen tıklım tıklım. Ligi tarihinin en büyük kadrosuyla, en kötü performansla bitirmiş takımın maçları tulum çıkarıyor. Ligin en kötü stadında kombine kartlar tükenmiş durumda. Açık tribünlerde bile yer yok. Kupa maçı bile oynasalar yine dolu olacak stadyum. Kombineler tükendiğinde Keita ve Elano'dan haber yoktu. Yeni stada geçsek aynı olacak. Hadi biz menager kadrosuna güvenerek gaza geldik, Sami yen'in son senesi dolduruşuyla hepimiz tribünlere doluştuk. Diğer takımlara ne oluyor böyle. Kayserispor Real Madrid'le oynasa önceki sezonlarda maça kimse gitmezdi. Bakıyorum bu hafta Kadir Has dolu. Fenerbahçe Stadını saymaya gerek yok. Onlar zaten kombine fazlası olan takımın taraftarları. Ancak bakın geçen seneki bu hafta oynanan Fener maçına. Kombinesi olanlar bile maça gelmiyorlardı. Kimi tatilde, kimi sıcak, kimi maçların pek elektriği yok diye henüz seaonu açmamışlardı.




Bu sene marşa basıldı. Millet delirme noktasında maçlara koşuyor anlaşılan. Aynı yoğunluk 1980 li yıllarda olmuştu. Gençliği politikadan kovan güçler, stadyumlara dolduruyordu. 90 lı yıllara kadar bütün maçlar dolu tribünlerde oynanırdı. Apolitik yığınlar kademelerde yerini aldıktan sonra futbolu Endüstrilileştirdiler. her şey borsaya, paraya tahvil edildi. Gençliğini ülke sorunlarından bi haber tribünlerde geçiren yığınlardan bazıları başka alemlere daldılar, Stadyumlarda maç seyretmek yerine televizyonlardan seyretmeyi yeğlediler. Ülkenin ve ülke futbolunun gelişimine ters orantılı bir takım(biz) Avrupa şampiyonu oldu. Hiç bir zaman olamayacak olanlar futbola küstüler, olan takımın taraftarları her sene beklenti içine girdi. Olamadıkça soğudu, stadyumlardan kaçtı. Geçen yıllarda neredeyse bedava bilet fiatına bile Fener maçı hariç stadı dolduramadık.




Portekizli Salazar 3 F ile yönetmişti ya bir zamanlar ülkesini. Şimdi belki derin güçler aynısını uyguluyorlar. Cuma namazından, maça, maçtan diskoya. Ekonomi iflas ettikçe, halkımızın ümidi azaldıkça, geçim sıkıntısı arttıkça, bunalıma düşen gençliğin tek gideceği adres bağlı olduğu takımın tribünleri. En azından maç günü hepimiz dertlerimizi bir tarafa atabiliyoruz. Maça mı gidiyoruz depresyon hapımı içiyoruz belli değil.




Belki takımlar teşvik aldılar. Aynı kanaldan beslendiklerini defalarca yazdım. Hepsi çok klas, Türkiye'ye gelmesi imkansız futbolcular transfer ettiler. Her maç kaliteli geçecek, her kes bir birini yenecek. Ben bu sene golsüz bitecek maçların sayısının azlık rekorunu kıracağını düşünüyorum. Her takımda yıldız var.




Fado vardı zaten yıllardır. Biz ülkemizde ona Feto diyoruz. Futbol da vardı ama can çekişiyordu. Bu sene balans ayarı yaptılar. Fiestanın adı bizde yöresel, Karadeniz de kolbastı, Ege'de harmandalı, Doğu'da halay, Sorti'de rock. Morfini verdiler çocuklar. Kurban olayım uyumayın, uyuşmayın. Bizim gençliğimizi çaldılar, sizin geleceğinize göz koydular. İzin vermeyin, sevgili takımınızın maçlarına koşarken geleceğinizi sakın kaptırmayın bunlara. Tanıyın bunları, bunlar engereklerdir, bunlar çıyanlardır. Aşına ekmeğine, gelecekte kazanacağın paraya göz koyanlardır.


Kim mi bunlar? Eğer kim diye soruyorsan geçmiş olsun. Sana 3F yi damardan vermişler.

14 Tem 2009

Futpolitika


Takva sahiplerine va'dedilen cennetin durumu şudur: İçinde bozulmayan sudan ırmaklar, tadı değişmeyen sütten ırmaklar, içenlere lezzet veren şaraptan ırmaklar ve safi süzme baldan ırmaklar vardır. Muhammed suresi 15. ayet.


Kısa yoldan meali şudur ki, Dünya'da yasak ve günah olan şarap cennette dere halinde akmaktadır.


Alperenler, Topkapı Sarayı'nda yeniçerilerin atlarını bağladığı ahırların önünde verilen İdil Biret konserini şarap içerek izlemeye gelenleri durumdan vazife çıkartarak en azından dövmeye geldiler bu hafta sonunda. Önce takdir edelim, biz aklımız sıra batılıyız, ilericiyiz. Hangimizin haberi var İdil Biret'ten, yolda görsek kaçımız tanırız. Hayatında klasik müzik konseri dinlemiş kaç kişi var aranızda. Bu yobaz, ve kafatasçı tayfası gündemi çok iyi takip ediyorlar. Bir zamanlar Pir Sultan Abdal şenliklerini takip edip, kutlayanların dünyalarını dar etmişlerdi. Bu şenlikleri bilen, bulunan var mı aranızda?


Ne demiş bu Alperen adlı, kafatasçılarımız. Kutsal emanetlerimizde içki içirmeyiz. Topkapı Sarayı, Padişahların evi karargahı, bırak içki içmeyi tarih o sarayların içinde geçen ne entrikaları yazıyor. Hem sana ne kardeşim Padişahın yaşadığı yerde, günümüzde içki içen varsa da. Sana mı inanacağız, Kuran-ı Kerim'e mi? Ayet ne güzel açıklamış, ben şarap içmek için, ölüp ne zaman çıkacağı bilinmeyen kıyameti bekleyip, sonra dirilip hesap verip, ola ki günahsız çıkıp cennete girmeyi mi bekleyeceğim? Avans olarak şimdiden içeyim, sonra kaç metreküp içmişsem keserler istihkakımdan nasılsa.


Biz esasında bu sütunlarda siyasete bulaşmayı uygun bulmuyoruz. Ne var ki ne kadar Galatasaray'lıysak da önce insanız. Millet can derdindeyken bizim maçlarda Galatasaray kazansın diye tepinmemiz, çok önemli sayılan olaylara duyarsız kalmamız beklenemez. Okuyanlarda sevdamızın hangi yöne düştüğünü bilerek okuyorlar zaten.


Ben biraz gerilere gideceğim çocuklar. 1980 öncesi taraftarlığı anlatacağım sizlere biraz. Ülkede herkes bir kampın üyesiyken, siyasetle uğraşmamak ayıpken, sağcı veya solcu olmayana ''ot'' denirken biz, hem siyasetle uğraştık, hem Galatasaray taraftarlığı yaptık. Sol kampın kendimize göre aktif bir üyesiydik. Kapital'i, Felsefenin Temel İlkeleri'ni hatim indirdik, Maden İş Sendikasının B tipi eğitim seminerlerinden geçtik, geçerkende, maç günleri araziye uyup, o zamanlar maçları oynadığımız Mithatpaşa Stadına gidip tepindik.
Eski tüfek diye okuduğunuz Çetin, benden bir kaç yaş küçüktür, ve çok iyi bir teorisyendir, Marks'ı, Lenin'i ezbere bilir. Ben alıp bayrağımı maça giderken, futbolun küçük burjuva işi olduğunu, egemen sınıfların halk uyutmak için kullandığını, bir devrimcinin maçta ne işi olduğunu söyler, her seferinde siyasi bir tartışmanın içine girerdik. Portekiz diktatörü, Fado, Fiesta, Futbol üçlüsüyle yıllarca ülkeyi idare ettiğini bilirdim bilmesine de, bizim ülkemizde hiç bir zaman katılmadım bu felsefeye. Hatta futbol maçlarına gitmememiz için baskı yapılırdı o zamanlar.


Mitingten kaçıp maça gittiğim bir Pazar günüydü. İnönü'de kapalının göbeğinde arka sıralarda tanıdık biri daha tepiniyordu. Kıçını yırtıyordu Cim Bom Bom diye. Hakim sınıfların uyutmayı başaramadığı bir devrimci, bir Galatasaray'lı daha taraftar olmuştu. Eski Tüfek alıp bayrağını maça gelmeye başladı o günden beri. Galiba benim ankette 500 den fazla maça gelmişlerden biri de odur. Trabzon'da 30.000 kişinin ''bu ibne buradan nasıl çıkacak'' diye bağırdığı, Hagi gittikten sonra küsmüş, Surinam'lıyla beraber tribünlere dönecek olan da odur.


Ben diyorum ki, futbol hiç bir zaman kitleleri uyutmak için kullanılmış bir oyun değildir. Futbol, bir sanattır, taraftarlık ise bu sanatın ilkeli ve gönüllü bir birliktelik içindeki izleyicileridir. Bir takımın taraftarıysanız, kötü bir şey yapmanızı maça gidememe korkusu engelleyecektir. Sivas'ta otelin içine yangın meşalesini atan yobaz bir taraftar olamaz asla, Topkapı Sarayı'ının önünde namaz kıldıran insan azmanı Alperen'cide bir taraftar değildir. PKK lılarda bir takımı tutmuş olsalar, hiç kimse onları dağa gönderemezdi.


Bana en büyük ceza askerdeyken izleyemediğim sezondu. Gerçi sezonda, Haydar'la, Fettah'la, Sefer'le rezil rüsva olmuştuk. Bir keresinde tel örgüden kaçıp maça gitmiş, döndüğümde mahkemeye düşmüş, 21 gün hapis yatmıştım.


Yani dostlarım, biz hem ülkede bir yaprak kımıldasa antenleri oraya doğru çeviririz, memleket meselelerine kafa patlatırız, okuruz, yazarız , hemde en kralından Galatasaray Taraftarlığı yaparız. Galatasaray'lı olmasam o yangın zamanları mutlak bende yanardım bu ülkede. Yananlara selam olsun diyorum ve büyük bir heyecanla Arda Turan Kaptan'lı, Surinam'lının Galatasasaray'ını bekliyorum.

8 Nis 2008

Futpolitik;Fado, Fiesta, Futbol






Demirel futboldan anlamazdı, kendi adına düzenlenmiş kupa törenlerine bile katılmazdı. Siyasetten de anlamazdı, anlasaydı Salazar gibi düşünür halkı eğlence, din ve futbolla uyuturdu. Özal'da bilmezdi futbolu, oğulları bilse gene iyiydi ama onlar paradan başka bir şey bilmediler. Gerçi büyük oğul bir ara Cem Uzan'la ortak kurdukları çanaklı kanalla naklen futbol yayınladılar ama onların amacı futbolu değil hamudu kaldırmaktı.

Sonrasında futboldan anlayan bir başbakan çıka geldi. Galatasaray'lıydı ne hikmetse. Futbolla çok ilgilenmeye başladı. Ona yaranmak isteyenler sıradaydı, en alakasız Galatasaray'lılar tribün amigosu olmuşlardı sanki. Mehmet Ağar, Işın Çelebi bu zamanda filiz gösterdiler. Şaşılası bir şekilde Galatasaray yükseliyordu. Devlet mekanizması Galatasaray'ın arkasında olduğundan, bütün kurum ve kurullar sindirilmişti. Sıkımıydı bir hakem çıkıpta misal Kayseri maçında Fener'e o penaltıyı çalacaktı. Teşvikler, krediler aktı Florya'ya. En büyük futbolcular transfer edildi, zaten kadrosunda da en büyük Türk futbolcuları barındırılmaktaydı. Sıkımıydı bir yere kaçsınlardı o zamanlarda Emre'ler, Arif'ler, Okan'lar, Fatih'ler, Ümit Davala'lar. Seferberlik vardı ve Avrupa Kupası gelmeden tezkereye izin yoktu.

Sonrasında Mesut Yılmaz ve kadrosu tasfiye edildi. Ecevit Başbakan oldu. Zavallı Ecevit topu karakola bomba niyetine teslim etmişti. Rafa kalktı Galatasaray, kimse topla, eğlenceyle, dinle uğraşmaz oldu. Galatasaray efsanesi tarihe karışmıştı, dolayısıyla Türk Futbolu'da. Ecevit'i yoğun bakıma aldılar. Bu kez Başbakanlık sırası hem fadocu hemde gerçekten futbolcu İrecep Hoca'daydı. Başbakan koyu Fener'liydi, Genelkurmayda öyle. Emniyet Müdürü'de. Hatta İstanbul patladığı zaman Emniyet Müdürü Fener maçına dışarı gitmişti. Fener'i kıpırdatmanın zamanıydı. Zengin biri Başkan oldu. Çok büyük stad yaptılar, fiesta başladı önce. Formalar, star futbolcular, hakemler, ceza kurulları. Bütün iş Fener'i en önde yapmaktı. Haklıydılar. Galatasaray forması 1 milyon satılıyorsa Fener forması 20 milyon satılıyordu. İplikçi, boyacı, düğmeci, tezgahtar, televizyon decodercisi, gazetecisi, turizmcisi, lokantacısı....., aklına ne geliyorsa futbolda ki ekonominin amiral gemisi Fenerbahçeydi. Herşey normaldi yani. Bu gün Feneri kollamayan adamı(Galatasaray'lıyı bile) televizyona çıkarmazlar, gazeteci yapmazlar, hakem yapmazlar, gözlemci yapmazlar, daha açık futbolcu yapmazlar. Sıkıysa Kayseri Fenerin tekerine çomak soksaydı. Parası yok denilen Galatasaray yağdırmıştı dolarları Pastırma sucuk yapsınlar diye Erciyes Eteğine.

Kızmaca darılmaca yok. Gün Fener'li günü. Otur oturduğun yerde seyret akşam maçını. senin bildiğin futbol 11-14 kişinin 7 dönüm tarlada oynandığı ayak topu değil. Bir Galatasaray dirilişi, şahlanışı olmaz ise umudun ancak maç bazında kalacaktır. Başındaki adamların bu büyük donanmayla başa çıkacak ne aklı ne vizyonu ne parası var. Ne yaparsan tribünlerde o da cezalı değilsen sen yapacaksın ve senin gibi düşünen bir kaç Galatasaray'lı futbolcu.

Buluştuğun maçlarda çağır topçuları önüne, dizilsinler. Onlar sana sen onlara bağır.'' Cim Bom Bom'um Benim, Biricik Sevgilim.Söyle Senden Başka Kimim Var Benim''