Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağu 2008

Helmuth Ducadam




Sosyalist ülkeler futbolunun futbol olduğu zamanlardı. Dinamo Kiev den sonra Steau Bükreşin borusu ötüyordu. 1986 yılının şampiyon kulupler kupası finali İspanyada Sevillada, Steau- Barcaleno arasındaydı. Maçta Barcelona penaltı kazandı Ducadam kurtarmıştı. Gol olmadı önce uzatmalara sonra penaltılara kaldı maç. Seri penaltılardan 4 ünü kurtarmış 5. ciye gerek kalmamıştı. Steau avrupa şampiyonu oldu.
Kaleci Ducadam özel izinle Sevillaya transfer oldu. Mercedes bir araba hediye ettiler. İlk defa arabası olmuştu o arabayla Bükreşe geldi. Çavuşeskunun oğlu arabayı çok beğendi kendisine vermesini söyledi. Ducadam arabayı vermedi.
Çavuşeskunun oğlu Kaleci Ducadamın kolunu bir daha kaleye geçemeyecek şekilde kırdırdı.
Kimsenin haberi olmadı, kimse o büyük kalecinin akibetini merak etmedi.
en son bir kaç sene önce çok sevdiği Steau Bukreşin kaleci antrönörü olarak göründü.

Marius Lakatus'un Sonu


Steau Bükreş Ve Romanya futbolunun en büyük futbolcularından Lakatuş o gün son resmi maçına çıkmıştı. Tribündeydim. Yıllarca yurt dışında oynamış son yıllarınıda eski takımında geçiriyordu. Maçın 5. dakikasında çok sert girmiş adamı sakatlamıştı. Hakem sarı kart gösterdi ama sakatlığın derecesinin çok büyük olduğu belli oluyordu. Doktorlar, ambülans sahadaydı. futbolcular ellerini yüzlerine götürdüler. Kimisi haç çıkardığına göre dehşetli bir sakatlık vardı. adamın ayağı kırılmıştı, hastaneye gönderdiler. Ortalık sakinleşince hakem Lakatuşu yanına çağırdı. Sana sarı kartı yanlış vermişim dedi ve kırmızı kartını çıkardı. Federasyon Lakatuşa ayağını kırdığı adam sahalara dönene kadar ceza kesti. Adam sahalara döndüğünde ise artık Lakatuş için futbolculuk çok geçti.
Marius Lakatuş bugün Kulübede olacak

19 May 2008

19 Mayıs 2007, Direniş,


Bir milattır 19 Mayıs 2007. Bu seneki iki Kadıköy deplasmanında adam gibi ağırlanmamızın nedenidir. Aşağıda, Hıncal Uluç'un 19 Mayıs 2007'deki olaylı Fenerbahçe maçı sonrası yazdıkları var. Onun da altında benim o tarihte yazdıklarım. Gece gece o maç aklıma geldi de sinirlendim, bari tarihe bir not düşelim.

Büyük İhanet


Ali Sami Yen Stadı'nda son yılların en büyük olaylarından birisi yaşandı. Niye bu noktaya gelindi?
Kime, neye tepki olduğu beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren bir şey var: Türk spor tarihinin en kötü gecesi yaşandı. Ben Hıncal Uluç, Galatasaraylı olduğumdan utandım. 19 Mayıs 2007 gecesinden bu yana 'Ben Galatasaraylıyım' diyemiyorum.
19 Mayıs; tarihe dikkat edin... Kurtuluş Savaşı'nın başladığı tarih. Atatürk'ün gençliğe armağan ettiği, Atatürk'ün spor günü ilan ettiği gün Türk gençliğinin yaptığı gösteriye bak. Böyle bir ihanet olabilir mi? Kendilerine ihanet, Galatasaray'a ihanet, Cumhuriyet'e ihanet, Atatürk'e ihanet... Bu sahneleri Sarkozy'yi alsa Avrupa televizyonlarında yayınlatsa ve "İşte görüntüler. Avrupa Birliği'ne bunları almıyorum ben. Haksız mıyım?" dese, ne diyecekler; biz ne diyeceğiz? Böyle bir şey olamaz... Ve her şeyiyle belli ki hazırlanmış bir olay. Bireysel, münferit bir olay değil. Maçta, elimde suyumu içerken, sahada bir şey olur, aniden sinirlenirim, fırlatırım. Münferit olay budur. Fırlatmamam lazım ama fırlatırım. İnsanlık bu. Maçta sahaya herhangi bir şey atılmasını gerektiren en ufak bir olay yok. Olay Fenerbahçeli futbolcunun çizgiye yanaşması. Ve bir tribün boşalıyor. Öbür çizgiye başka bir Fenerli futbolcu yanaşıyor, o tribün boşalıyor. Su şişeleri oraya taşınmış. İstanbul'da 'Emniyet Müdürü' diye bir şey varsa, Celalettin Cerrah biraz sorumluluk duyuyorsa soruşturma açar. Bu tertibi yapanları ortaya çıkarır ve teşhir eder.

TERTİP OLDUĞU AÇIK
Bir maça kaç şişe su gider? Adam başı 5 şişe su gitmez. 3 kişiye 1 su düşer. Böyledir satış rakamları... O kadar su nasıl geldi stada, kadar meşale nasıl geldi, o kadar bomba nasıl geldi? O meşaleler, o bombalar polisten geçemez. 2 bin 500 polis var o gün görevli orada... 2 bin 500... Demek ki bir gece evvelden stada sokuldu. Bir gece evvelden stada sokulan pankartlar var Özhan Canaydın aleyhine; Özhan Canaydın polisle işbirliği yapıyor, o pankartları temizlettiriyor. Onları buluyorlar da bombalar, meşaleler niye bulunmuyor? Bu nasıl bir iştir? Bir tertip olduğu açık... Tekrar söylüyorum: Bu tertibi Celalettin Cerrah ortaya çıkarmalı. Sorumlu, yükümlü... O bombalar, o meşaleler ve onca su o stada nasıl girdi? Bunların elebaşıları kim? Galatasaray ancak böyle üzerindeki lekeyi kaldırır. Bu elebaşıları ortaya çıkararak. Bu tertibi hazırlayanları belirleyerek... Nereden bakarsan bak; utanç. Binlerce Galatasaraylıdan utanıyorum, 2 bin 500 polisten utanmıyor muyum? Sahada 2 bin 500 polis varken, bu olaylar oluyorsa, polis ne işe yarar birisi bana anlatsın!.. O zaman gönderme kardeşim. Gönderme... Galatasaray-Fenerbahçe maçı bu... Bütün Türkiye, televizyonun başında. Polisi bütün Türkiye'ye bu kadar aciz, bu kadar beceriksiz, bu kadar yeteneksiz göstermeye hakkın var mı? İstanbul Valisi, "1 Mayıs'ta Taksim'e adam sokmayacaksınız" dedi diye orada karısıyla yemek yiyen vatandaşı tokatlayan, biber gazı sıkan polis nerede? Aynı polis değil mi bunlar? Aynı Cerrah'ın polisleri değil mi? Burada nasıl zavallı oluyorlar, süt dökmüş kedi gibi... Sahaya sıralar, koltuklar kırılıp atılırken, futbolcuların yaşamı tehlikeye girerken... Lugano gösterdi; 'Bu gırtlağını keser adamın' diye. Ya zavallı hakem... Onu oraya 'hakem' diye çıkarmaya utanmadılar mı? Maçın daha 5. dakikasında çal düdüğü, in aşağıya... Nasıl içeri girince süt dökmüş kediye döndü tribünler!.. Atabildiler mi bir daha!.. Tribündeki adam bakıyor ki polisin zavallı, hakemin zavallı istediğini yapıyor.

KÜME DÜŞÜRÜRÜM
Bu ülkede spor niye yapılıyor? Bir zavallı federasyon, bir zavallı polis, bir zavallı hakemler, bir zavallı taraftar... Niye oynanıyor o zaman? Profesyonel ceza kurulunun, Galatasaray'a tarihte görülmemiş bir ceza vermesi lazım... Öyle 3 maç, 5 maç değil... Ben federasyon olsam Galatasaray'ı küme düşürürüm. Benim kafamdaki ceza bu... İçimi rahatlatacak, Galatasaraylı olmaktan utanmamı önleyecek ceza bu... Juventus nasıl buldu cezasını, biz de buluruz. Böyle bir cezayı federasyon veremez. PFDK'nın, bütün yönetmelikleri tarayıp, en ağır cezayı vermeli. Türker Arslan'ın Tahkim Kurulu, o cezayı kuşa çevirmek için bekliyor. Galatasaray, Tahkim'e gidecek, PFDK 5 maç ceza verirse, Tahkim onu 3'e indirecek ve tarafsız sahaya alacak. Federasyon da tarafsız sahayı İzmir ilan edip, Galatasaray'ı ödüllendirecek. Ali Sami Yen'de 3 bin kişiye oynayacaklarına Halkapınar'da 70 bin kişiye oynayacaklar, ceplerine de paralarını koyacaklar.

Yazıdaki popülizme, tutarsızlığa, benzetmelerin yersizliğine ve ölçüsüz abartıya değinmeden geçiyorum, Atatürk'e ihanet diyor adam! Buyur Hıncal Bey, Atatürk'ün Bursa Söylevi; 19 Mayıs 2007'de yaşananlarla tamamen örtüşüyor. Olayları çarpıtıp yaşananlara gereğinden fazla pay biçmeye çalışmıyorum. Tabii ki bambaşka bir şey hakkında bu nutuk fakat mantık aynı mantık. Türk genci yerine Galatasaraylı; cumnhuriyet yerine Galatasaray, hatta Türk futbolu; polis, jandarma, ordu yerine federasyon dediğimizde cumartesi günüyle ilgili biraz olsun bir şeyler anlatıyor mu?

"Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük kıpırtı ve davranış duydu mu, 'Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır' demeyecektir. Hemen araya girecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, 'Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, 'Demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek!' Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, İsmet Paşa'ya ve Meclis'e telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, 'Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek benim görevimdir!' İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!''

6 Şubat 1933 / Bursa Atatürk Köşkü

Galatasaray, Türk futbolunu kirletenlere gereken cevabı vermiştir. Göreceksiniz Hıncal Bey, cumartesi gecesi Türk futbolu için kara bir leke değil; tersine Türk futbolundaki kirlerin arınmasının, bir şeylerin olumlu yönde değişiminin başlangıcı olacaktır. Varsın bize 17 maç ceza versinler, umrumda değil. Ama cumartesi geceki tepkinin muhattapları, bundan sonra istediği gibi at koşturamayacağı mesajını almıştır. Ha bir muhattap daha var, dışımızdan biri hani, o mesaj algılama kapasitesine sahip değil ama o bizim iç mevzumuz, ayrı konu...


Ekşisözlük'te falan da aynı şey. Gazetelerde, her yerde... Nefret ettim Galatasaraylılıktan soğuduklarını söyleyenlerden. Yahu hadi anlıyorum abartılmış diyenleri; hak vermiyorum ama anlayabiliyorum en azından kıyısından köşesinden.

Fakat sen kimsin Galatasaray'dan utanıyorsun? Neymiş efendim, soğumuş. Sokağa baksınlar yahu, sanki her şey rayında gidiyor da maçta sahaya iki koltuk atınca rezillik oluyor. Tamamen popülizm, tamamen -artistlik değil- artizlik. İki kız düşer belki mantalitesi seziyorum ben bunda, başka türlüsüne inanmıyorum, inanamıyorum.

Ben tam tersine uzun zamandır ilk kez gurur duydum taraftarımla. Taraftar grubuyla çok farklı çizgide görürüm kendimi, dün her şeyi bıraktık bir kenara, birlik olduk. Her şeyi kenara bıraktık dün zaten; hiçbir kuvvet bana dün yaptıklarımı yaptıramaz zannederdim, şiddete ve annelerin karıştığı küfre sonuna kadar karşıyım derdim -halâ derim- fakat bunun iki istisnası varmış demek. Neyse, sözün kısası hiçbir zaman dünkü kadar yoğun duygu karmaşası yaşamamıştım;

Fenerbahçe'ye, yönetimine, medyasına, şakşakçılarına duyduğum nefret,
Canaydın ve yönetimine duyduğum sonsuz öfke,
Tek yürek, tek yumruk olabildiğimiz için hissettiğim gurur,
Yıllardır Kadıköy'de yaşatılanların hesabını en iyi şekilde sormaya çalışmanın verdiği hırs,
Müthiş kareografiyi görmenin yaşattığı büyüklük,
Sonunda bir şeylerin karşılığını verebildiğimiz, anlaşılsın yahut anlaşılmasın, mesajı gereken yere ulaştırdığımız için hissettiğim mutluluk,
''Ulan şu maçı şurdan çevirir miyiz?''in heyecanı,
Çevirememenin üzüntüsü,
Polisin haksız muamelesine karşı duyduğum kin...

Ağladım ulan ben dün maçta ilk defa! Aslanım Emre Aşık'ın maç sonundaki halini görünce ağladım! Tek eksik olan korkuydu dün. Ve tabii ki utanç! Utanacak hiçbir şeyimiz yok bizim. Haydi yok demeyelim; Necati'ye saldıranlardan, Fatih Gökşen'e şişe atanlardan, PSV maçında sahaya girenlerden, lig maçında sahaya çakı atanlardan, tribünü tekellerinde görenlerden utanıyorum ben; fakat dün utanılacak hiçbir şey yapmadı Galatasaray taraftarı. Utanması gereken işi bu raddeye getirenlerdir; biz efendice bekliyoruz yıllardır.

Benim asıl hayret ettiğim, asıl nefret ettiğim durum; bu utanç nağmelerini seslendirenlerin, başarıları çenelerini kapamak bilmezcesine sahiplenip, güzel zamanlarda gururlu bir şekilde kendilerini 'hasta Galatasaraylı' olarak görürken; Galatasaraylı'nın zor zamanlarında sıcacık koltuklarından, hiçbir halt bilmeden, 'utanmaksızın' sallamaları.

Asıl utanmaları gereken bu ikiyüzlülükleriyken, neymiş efendim, Galatasaraylı olmaktan utanıyorlarmış. Şimdi utanıyorsan, yarın bu takım şampiyon olduğunda da artistlik yapmayacaksın. Şimdi Galatasaraylılık'tan utanıyorsan, yarın da işine gelince 'Ben Galatasaraylı'yım.' demeyeceksin, çeneni kapayıp oturacaksın.

'Kavga'yı sahiplenemiyorsan, başarıyı da sahiplenemezsin, izin vermem, vermeyiz.


Ben de dün Galatasaraylılıktan utananlarla aynı takımın taraftarı olmaktan utanıyorum. Oportunizm, popülizm; başka bir şey değil.
O kadar.



13 Şub 2008

Bursaspor ile Ankaragücü Taraftar Kardeşliği





Bursaspor taraftarı nerde olursa olsun oynadıkları maçın 6. dakikasında Ankaragücü diye bağırır. Ankaragücü taraftarıda kendi maçlarında Bursa'nın plaka numarası 16. dakikada Bursaspor diye tezahürat yapar. Aslında her iki takım taraftarı en ateşli en belalı taraftarlar olarak tarihe geçmiştir. İki takım arasındaki maçlar ise en centilence geçen maçlardır. Sanki özel maç yaparlar, taraftarlar bir birlerine jest yaparlar. Futbolcular asla sert oynamazlar, en kritik maça bile çıksalar şike yapmazlar aslan gibi oynarlar, yener yenilirler sarılırlar birbirlerine. Yıllardır durum aynıyla vakidir ama nedense pek dikkati çekememişlerdir. Halbuki her maçı karakolda bitirseler ne güzel olurdu medya için televizyon için. Ama onlar zor olanıseçtiler tribün kardeşliğini başlattılar. Bu kardeşlikte hiç bitmeyecek. Keşke her takım aynı kardeşliği gösterebilselerdi.


Peki nerden çıkmıştı bu dostluk, nasıl başlamıştı.


Yıllardan 1990 olması lazım, Bursaspor tribünlerinde texas isim yapmış, yaşatmak ise içerde dışarda her maça giden texaslılara düşmüş. Yaşanıyor , yaşatıyorlar. O zamanlar bir Abdül Abileri varmış. Tribünlerin görüp görebileceği en fantastik kahramanlardan insanlardan biri. Bütün tribüne hakim, sevilen, sayılan, tam bir lider, gel dese öl dese peşinden 1000 kişinin öleceği bir insan. Bir texas efsanesi. Abdül Abi kardeşiyle birlikte Ankaraya üniversiteye gitmişti. ama tribüncülük kanına işlediği için orada da rahat durmadı, üniversitedeki çevresiyle birlikte başladı Ankaragücü maçlarına gitmeye. Ankaragücü tribünün kafa adamlarıyla tanışması böyle başladı. Zaten delikanlılığı kendisinden önce gelen biri olduğu için orada da hemen sevildi, sayıldı. Ankaragücü tribünüyle birlikte İstanbul takımlarına karşı kavgalara da onlarla beraber girdi. Bursa'lı olduğu kadar Ankara'lı oldu. Çevresinde ki Ankaragüçlülerde Bursasporu onunla tanıdılar, sevdiler. Sonra Abdül Abi üniversiteden mezun oldu ve asteğmen olarak Mardin'e gitti. Mardin'de şehit düştü Abdül abi. Haber Bursa tribünlerine ulaştı. Herkesin canı yandı. Abdül abi ölmüş dediler. Tam ertesinde Bursa'nın sezon açılışı maçı vardı, yabancı bir takımlaydı. Maçın başından önce sahanın içinde sarı lacivert formalı, atkılı bir grup göründü. Texas tribünlerinin karşısına geçtiler ve ellerindeki pankartı açtılar, pankartta "Abdül ölmedi kalbimizde yaşıyor" yazılıydı. Ankaragücü tribününün önde gelen isimlerinin bu hareketi hafızalara kazındı, hiç unutulmadı. ve Bursa'da Abdül'ün cenaze törenine Ankaradan belki 1000 kişi geldi. Bütün Ankaragücü tribünü Bursaya akmıştı sanki. Ankaragüçlüler Bursasporlularla birlikte uğurladılar Abdül Abi'yi. Sarı lacivert ve yeşil beyazla uğurladılar. İşte böyle kenetlendi tribünler. Bu iki takımın tribünleri hala Abdül Abi'nin anısını yaşatırlar her maçta .

7 Şub 2008

Fenerbahçeli Galatasaray Yazarı Halil Özer

1999 yılında Galatasaray'ın uzun yolculuğu başlamıştı. Durak Milano idi. Milliyet ekibiyle yolculuk yaptım San Siro'ya. Maçtan bir gün öncesi Ahmat Çakar, Bilgin Gökberk, Doğan Koloğlu, Halil Özer yemekteydik. O günkü Milliyet gazetesinde Halil Özer döktürmüştü. Aslan Galatasaray, Kaplan Galatasaray, Yenersin Cim Bom, Elersin Cim Bom. Ne de güzel moral yazısıydı, okuyan futbolcu, taraftar, hoca için. Yemeğin ortasında yarın akşamki maç yatırıldı masaya. Doğan Koloğlu temkinli konuştu, belli olmaz dedi. Halil Özer hezimet olur dedi. 300 dolarına Ahmet Çakar'la iddiaya girdiler. Şerefsiz sabah Galatasaray yener diye yazı yazıp akşam 3 gol avans veriyordu Milan'dan. Orada Fenerlimisin kardeşim dedim evet dedi. İnanamadım, yıllardır Galatasaray' takip eden adam Meğer Fenerbahçeliymiş. Maçı herkes hatırlıyor. 2-0 yenik debreyı kapatan Galatasaray Ümit Davalayla golü bulduktan sonra son 20 dakikada Milan'a kan kusturarak yeniliyor hesabı Ali Sami Yen'e bırakıyordu.

Maçtan sonraki gün Milano caddelerinde gezindi herkes. Futbolcular, taraftarlar, gazeteciler. Fatih Terim ailesiyle beraber bir kafededeydi. Takıldık, Hoca dedim ki'' öyle bir sonuç aldık ki Galatasaraylı elimizden kaçırdığımıza, Fenerli fark yemediğimize üzüldü'' nasıl dedi. Yenildiğimize sevinenlermi var. Uzakta arama dedim olayı anlattım.

Sonra oturduğumuz yere Bilgin Gökberk geldi. O yemekte olanları Fatih Terime kimin söylediğini sorgıladı. Ben söyledim dedim ne oldu yalanmı diye. Fatih Terim Halil Özeri kıstırdı Milanoda, dövdümü bilemem ama sövdüğüne şahit gösterebilirim.

2 Şub 2008

Kadırga'lı Büyük Mehmet ve Sonraların Yazısı


1967-1979 yılları arasında Galatasaray'ın bir Büyük Mehmet'i vardı. Metin Oktay' dan sonra bayrağı devralmıştı. Efsane futbolcular bayrağını. Hatırlamayanlar, adını duymayankar Arda Turan'ı seyretsin. Fiziği aynıydı. Hatta kafasını arkaya doğru atışı, paytak yürüyüşü çalımları. Arda'yı ilk gördüğümde Büyük Mehmet'i hatırladım. Hiç unutmadım zaten, bendeki hicran yarasını. Anlı Şanlı Büyük Mehmet'i.

Unutulmaz tekniği vardı. Bir gün bir Fener maçında 85. dakikada haksız bir penaltıyla takım 2-0 yenik duruma düşmüştü. Dellenmişti. Topu aldı santrayla başladı önüne geleni çalımlayıp gol attı. Santradan sonra gene top ayağına geldi gene herkesi çalımladı ( Alpaslan'ı iki defa) Küçüğün önüne yuvarladı maç 2-2 oldu. Sakinleşemedi Büyük Mehmet, topu gene aldı gene herkesi çalımladı vurdu direkten döndü. Hakem Fener'e acıdı maçı bitirdi. Yalanım yok 1974 deki Spor Yazarları maçıydı. Tugay'dan sonra en çok maç oynayan Galatasaray'lı oydu, 278 maç oynadı. Zaten Tugay'a gelinceye hatta bu günlere kadar yanına yaklaşabilen olmadı. Genç nesil tanımaz, unutuldu. Florya'ya giremedi, maça gelemedi en son Kadırgalı Büyük Mehmet Kumkapı'da rakı içerken görüldü. Hoca olamadı, spor yazarı yapmadılar, televizyonlara çıkarmadılar. Futbolu değil, futbol oynamasını severdi, zaten çağırsalar da gitmezdi. Peki neydi bu büyük futbolcunun suçu da Galatasaray efsanelerinden saymıyorlardı. Hayatında 3 maça çıkmış kazmaların hüküm sürdüğü futbol camiasında o niye yoktu.

Suçu çok büyüktü! 1979 yılında Fenerbahçe'ye gitti.Niye gitti diye soranı olmadı, 30 unda Jübile yapıp Kumkapı'ının ara sokaklarına, Kadırga'nın maçlarına dönmek istedi, bırakmadılar, Coşkun Özarı, ne jübilesini yaptırdı, ne 1 sene daha oynamasına izin verdi. 1 sene değil 5 sene daha oynardı. Son saatlerde Fenerbahçe'ye gitti, parayla, saltanatla işi yoktu, olmadı. Milyonlarca Galatasaray'lı çocuk ağlamıştı. 1 sene oynadı futbolu bıraktı. Daha doğrusu futbol ve futbol severler Ördek Mehmet'i bırakmışlardı. Hiç tartışma yok ki, eğer Fener'e gitmeseydi bu gün adı Metin Oktay ile beraber anılıyor olacaktı.

Kenar mahalle toprak sahalarının Maradona'sı, Adın, Galatasaray'lı Büyük Mehmet olarak sonsuza kadar Galatasaray efsanesi olarak nesilden nesle aktarılacaktır.

Ünlü Amigolar






Amigo Orhan; Kılını kıpırtmadan tribünde dikilen Karıncaezmez Şevki'yi saymazsak ilk ve gelmiş geçmiş en büyük amigodur. Eskişehirsporun estiği zamanlarda ki unutulmaz amigodur. Tıklım tıklım trübünler çıt çıkarmazdı Eskişehir'de son 10 dakikaya kadar. 10 Dakika kala, çıkış tünelinden kırmızı kazaklı genç delikanlı koşarak sahanın ortasına gelirken ise kıyamet kopardı. Ortada herkesi susturur üçlü çektirir kırmızı şimşekler diye haykıran 20000 kişiye, tüyleri ürpertirdi.'' Es es es eski eski es '' sesleriyle sahaya çıkan Kırmızı Şimşekler o devirde son maçlarda kaç kere şampiyonluktan dönmüştü.




Amigo Mehmet Abi;İnönü Stadı Kapalısına çıktığımızda, ancak çeyreğini doldurabiliyorduk. Kapalı lüks sayılıyor gariban gitmiyordu. Varol diye canti biri takılırdı önde bir iki alkış o kadardı tezahürat. Bu gün kapalıda bağımsız ve özgür tepinenler bunu Memed abi ve neferlerine borçludur.''korkma ölmez sendeki bu büyük taraftar, kupalara layıksın şanlı Galatasaray'' onun bestesidir, tüm kapalıya söylettirmişti. Bir Antalyaspor maçında takım 1-0 devreyi yenik kapatmış ikinci yarıya '' bu maçı alacaz başka yolu yok'' diye takımı çıkarmış, 2-1 galip getirmişti.
İkinci devre bağırmayan bir kişiyi alt kata atmış Hıncal Uluç'a ''hayvanlar'' yazısını yazdırtmıştı.



Amigo Çetin; Fenerbahçe açık trübün amigosuydu. En yaşlı amigoydu. Elinde davuluyla en öne geçer herkesi çöktürür,'' Kuşdilinden geliyoruz, takımızı seviyoruz'' der bütün taraftar'' oooy ooy'' sonrasında ''Feeeeeneeeer Bahçeeeemiiiz'' diye inletirdi her yeri.


Amigo Orhan; Galatasaray açık trübününden hiç ses çıkmazdı o gelene kadar. Ödümüz kopardı sanki gelmeyecek diye. Maçın başlamasına yarım saat kala trübünün arkasından numaralının demirlerine tutunarak süzülür ortalarda bir yerdeki elektrik direğine kadar gelir herkesi susturur çöktürürdü. Sol eliyle direğe tutunur, bacaklarından birileri tutar İnönü Stadı açık trübün demirine çöker sağ elini sertçe sallayarak bağırırdı.'' Biiiiiir baba hindiiiiii, Olsaydı şimdiiiiiii'', hepimiz ellerimi açarak ve gırtlağımızı parçalayarak heeey allaaah sesleriyle doğrulurduk.



Amigo Orhan; Nedense o zamanlar Orhan adı amigo adıydı. Siyah beyaz fotörlü şapkasıyla saha içinden bağırttırırdı. Bir milli maçta Mustafa Denizli'ye çıkış tünelinde attığı kafayla ölümsüzleşti.


Amigo Birol; Milli takım amigosudur. Spor ayırımı yapmaz, güreşti, basketti, bokstu, işeme yarışıydı. Günümüze kadar gelen amigo her hangi bir yerde bir Türk bir yabancıyla kavga bile etse elinde bayrakla orada dikilir ne kadar seyreden varsa ''şeeeeeen ola Türkiye şeeeen ola'' diye bağırttırır. Milli maçlarda son zamanlarda genç trübün lidelerinden yediği dayaklardan korkmaz hala maçlara gelir. Kimse adam yerine koymaz.


Amigo Sefa; Ankaragücü'nün ünlü amigosu Futbol terminolijisine ''Bastır Ankaragücü' lafını geçirmiştir. Bir Ankarücü maçında 19 Mayıs Stadında tıklım tıklım stadı çöktürmüş ve bağırtmıştır. ''Haaaaaaaydi bastır, yenilgin yastır''


Amigo Tombik ve Çarli; Sakaryasporun sempatik amigolarıydı. İkisi birden sahaya çıkar taraftarı beraber bağırtırdı.Barış Manço'nun o zamanki şarkısını uyarladılar. '' Aliiii yazaaaar, Veliiii bozaaar, Ananızı ........in Adapazaaar'' diye toplu küfür etirirlerdi.


Amigo Ardiles; Bursaspor amigosuda sempatikti. Atkı şovlarını çok iyi yaptırırdı.


Amigo Kıllı; Kayserisporun ayıdan bozma amigosuydu. Burnunun üstü bile kıllıydı. İki elini yukarı kaldırdığını ve yol tarafındaki kale arkasında ''gayseriii, gayseriiii'' diye bağıranları unutamam.


Amigo İbo; Kocaelispor amigosu gelmezse sanki maç başlamazdı. Saha içi amigolarındandı. Ortadan çektirdiği üçlüden sonra aldığı alkışı gururla kabul ederdi.'' Yeemyeşiiiiiiil, Simsiiiiyaaaaah''. Bastır Körfez be nerdesin.


Sonrasında kimler geldi trübünlere, kimler geçti. Varol, Mehmet, Kenan, Cem, Çarli, Peygamber Hüseyin(öldü), Tecavüzcü Çoşkun, Kemik,Paşa Hüseyin, Limoncu Ali, Yılmaz, Sebo, Öcü, Alen,Sefa. Hey gidi amigo diye sevdiğimiz, saydığımız, övündüğümüz trübün liderleri hey.

31 Oca 2008

Metin Oktay'ı Unutamam


1984 yılı Galatasaray devriminin başlangıcıydı. Dünyaca ünlü Jupp Derwall takımın başına gelmişti. Büyük bir takım kurulmuş daha lig başlamadan şampiyon ilan edilmişti. Simoviç, Erdal Keser, Yusuf, Semih, İsmail, Burak gibi dönemin en iyi futbolcuları transfer edilmişti. Derwall gelirken beraberinde Alman Milli takım oyuncularından Abramczik ‘ i getirdi. Lig başladı, ilk maçta yenildi kaza bela dendi. İkinci maç zar zor galip gelindi. 3. Maç Eskişehir deplasmanıydı. Çok büyük bir taraftar konvoyuyla Eskişehir’e geldik. Sanki futbolcular maçta kısmi felç geçiriyordu. İğrenç bir maçtı tabelada 3-0 yazıyordu.
Konvoy başta takım otobüsü, arkasından yaklaşık 20 otobüs Eskişehir’i terk ettik. İlk molada eğer yetişebilsek futbolculara sorulacak sorularımız vardı. Bozüyük yakınlarında taraftar otobüslerinden biri arızalandı. Bütün otobüsler bekletildi. O sırada otobüslerden aşağı inen azılı taraftarlar çevre illerden maça gelmiş dönmekte olan Eskişehirsporlu arabaları hacamat edşyordu. Bozüyükten gelen haberler iç açıcı değildi. Kazma küreği odunu alan gençler yola dökülmüş bizi bekliyorlardı. Kafası yarılanlar, arabası parçalanalar, dişi kırılanlar, gelen geçene saldırıyordu taraftar. Jandarma geldi hepimizi arabalardan indirip tarlaya yatırdılar. Suçluları arıyorlardı. Onlar çoktan araziye uyup en yakın istasyondan yük trenine atlamışlardı. Saatlerce beklettiler, eğer olay çıkaranları söylemezsek sabah hepimizi Eskişehir götürüp mahkemeye çıkaracaklardı. Kimse kimseyi tanımıyordu ki söylesin.
O zaman futbol şubesi sorumlusu Metin Oktay’dı. Olayı haber almış takım otobüsünden inmiş bir taksiyle geri dönmüştü. Jandarma komutanıyla tartıştı. 1 hafta süreyle kulübe müracaat edenlerin zararını ziyanını tazmin edeceğini söyleyerek bizi kurtardı. Eğer Metin Oktay gelmeseydi yanmıştık daha doğrusu donmuştuk.
Sonrasında taraftarın yalnız bırakıldığı hatta polise teslim edildiği çok maça şahit olacaktık.Kolayına Metin Oktay olunmuyor

Fenerbahçe'yi Nasıl Yeneriz?


Stad yapıldıktan beri berabere bile kalamadık. Hatta öne bile geçemedik. Her şeyin bir sonu ya da her şeyin bir ilki vardır mutlaka. İşte anamaç, işte fırsat. Belki tarih bu maçla değişecek. Dediklerimi yapsınlar kesin yenerler.

1-Maça Fener maçı kadrosu çıkacak. Fenere karşı aşırı motivasyonla oynayan oyunculara ağırlık verilecek. Ayhan, Hasan, Ümit Karan,Sabri, Hakan Şükür...... gibi.

2- Sahaya çıkan futbolcular Fenerbahçeli'lerle selamlaşmayacak, konuşmayacak. Başlangıçtan bitime kadar sanki düşmanı gibi davranacak.

3-Haldun Üstünel ya da başka bir yönetici maçı taraftarla beraber izleyecek.

4- Alex kontrol edilmeyecek, onun pas vereceği adamlar kontrol edilecek.

5- Korner kazanıldığında direk orta yapılmayacak, uzun ve her topa kafa vurabilecek adamları var bize vurdurmazlar. Paslaşarak ya da değişik kombinasyon kornerleri kullanılacak.

6- İlk bölümde kontrollü oynayıp saldırılmayacak. Ne pahasına olursa olsun gol yenmeyecek. Gol geciktikçe seyirci baskısı azalacak, strese girecekler ve mutlaka hata yapacaklar.

7- Kaleci topu gelişigüzel oyuna sokmayacak. Topun bizde kalmasını sağlayacak.

8-Hücumu genelde Roberto Carlos tarafından yapılacak. Bunaltıp hataya zorlanacak. Onun hata yapmasıyla Gökhan'ın hata yapması aynı değil. Madara olur hata yaparsa ve inşallah olacak.

9-Korner ya da serbest vuruş kazanmaları önlenecek. Gerekirse müdahele bile edilmeyecek.

10-Kurayı Hakan Şükür kazanırsa kesinlikle ikinci yarı Galatasaray taraftarının olduğu kaleye hücum edilecek.

11- Taraftar maçtan önce bağırmayacak. Maçta gösterecek büyüklüğünü.

12-Parçalı forma giyilecek
13- Taraftarın tek tip stada gelmesi sağlanacak. En azından ne yapıp etsinler kırmızı bir alamet giysinler.

14-Bu maçın rövanşı olduğu asla unutulmayacak, iş sarpa sarsa bile en az kayıpla Ali Sami Yen'e dönülecek.
Kupa beyi, kupa tarihinde ne destanlar yazdı. En önemli kozu kupadaki karizmasıdır. Bu karizma Fenerbahçe'nin elenmesine yeter de artar bile. Haydi Aslanlar Ulubatlı Sounes'in aziz hatırasına

30 Oca 2008

1990 Dünya Kupası'nda Goycochea'nun hikayesi


1986 Dünya kupasını kazanan Arjantin Maradona'sı ile İtalya 1990 da. İtalya 90 tarihe en kötü Dünya Kupası olarak geçecekti. Çok az gol atıldı. Maradona bile gol atamadı. Arjantin için turnuva çok şanssız başladı. Büyük kalecileri Pumpido sakatlandı. kaleye Goycochea geçti. Kaç maçta Ajantin'i ipten aldı. En olmadık topları çıkardı. İki maçı penaltılarla aldı Arjantin. Kalecileri kurtarmıştı. Yarı finalde Napolide ev sahibi İtalya maçında İtalyanlar Maradona yüzünden Arjantin'i tutmuşlardı.Finale geldiklerinde sakatlar ve cezalılarla neredeyse yarım takım çıktılar Almanya karşısına. Maçın sonlarına doğru kolpa bir penaltı oldu. Klinsman kendini yere attı. Hatta yerde sekti. Penaltı değildi. Penaltı atışından önce Maradona kalecisiye konuştu. Ne konuştuğu sonradan açıklandı. 'Goycochea bunu da kurtar Buenos Aires'e heykelini diktireceğim.'' Kurtaramadı. Ballı Almanya balıyla bir kupa daha alıyordu. Maradona ağlayarak ikincilik kupasını aldı. O Dünya Kupasında Almanlar hariç bütün dünya Arjantinliydi.