Yazdıklarını dürüm yapıp yediğine defalarca şahit oldum. Medya baronlarına göre duayen olan Hıncal Uluç, bize göre bertarafedilemeyen bunak, 1 ay geçmeden tövbe etmiş. Dos Santos için Prekazi demiş, Hagi demiş. Surinamlı'yı affetmiş, Galatasaray forvetini Brezilya'nın efsane forvetine benzetmiş. Didi, Vava, Pele, Garrinca. Fener'in kadrosu Galatasaray'dan iyi diyen Mehmet Cansun'a sarhoş demiş. Şimdi kalemini yağlamış, seyredin, takip edin, bundan sonra tutamazsınız. Bugün El Çiko'cu olmuş, yarın Co Dalton için, Kara Şimşek için, Caner için, Emre Çolak için, her kimi bulup oynatıyorsa onun için, en sonunda Surinam'lı için destanlar yazacak. Allahı var, yazarsa iyi yazar, Surinamlı'yı affedecekmiş, bakalım biz seni affedecekmiyiz NONBERTARAFUS.
Ölümüne tövbe edeceksin, 40 gün 40 gece, Ali Sami Yen'in mezarına gidip fatiha okuyacaksın. Biz her maç en az 2 defa Ali Sami Yen Stadını tavaf ederiz, sen her maç gelecek, 40 defa tavaf edeceksin. Ara sokaklarda, bira içecek, Fener'e, Aziz Yıldırım'a söveceksin. Yetmez, herkes affetse seni 40 senedir okuyan ben affetmem, 40 deve kesip, Keyta'nın memleketindeki açlara göndereceksin. Bu senenin en iyi taraftarı Kasımpaşa maçındaydı, sen o taraftara bile etmediğini bırakmadın, gelecen kapalının ortasına, biz 3 lü çekeriz ya hani maç başlarken, sen 40 lı çekeceksin. Zengin adamsın, hacca gitmek, umreye gitmek senin için kolay, zorunu yapacan peş peşe tam 40 deplasmana gidecek, gittiğin şehirlerdeki Galatasaray'lıların hayır duasını alacaksin.
Mehmet Cansun, Alp Yalman, Faruk Süren...., eski Galatasaray Başkanları anlaşılan gidişattan memnun değil, başka bir adayı destekleyecekler, o yüzden eğer ters kolpa yapmamışsa Cansun Başkan'ın Fener'i övmesi sinsice planlarının işaret fişeğidir. Sen gidecek, Adnan Polat'a omuz vereceksin varsa Galatasaray'ın yoluna taş koymak isteyenler deşifre edeceksin. Seçim'in arifesinde Ertekin'in kafesinde viski içip günaha girmeyecek, seçim sabahı millet 4 rekat namaz kılarken sen 40 rekat namaz kılacaksın.
Hani ayda bir hatırlatırsın, taraftardan dayak yediğini yazarsın. Demek sen hayatında hiç sopa yememişsin, aramızda bir maça denk geleceksin, o maçta Galatasaray yenik durumda olacak, ve biz bağırıyor olacağız,''saldır galaaaa-taasaray'' diye, sen bizle alay edecek gevrek gevrek güleceksin, Keyta, Arda, Co, Çiko maçı kopartana, yani eşşek sudan gelene kadar taraftardan dayak yiyeceksin.
Öyle kolayına tövbe yok Hıncal Abi, hiç seyretmediğin adamı ortalama Galatasaray'lıların gözünden düşürürken, bir maç oynadı diye çark etmekle yırtamazsın. Ağır Abimizsin, Rıdvan Dilmen, Hakan Ünsal değilsin, onlar Galatasaray aleminde her ne güzel şey varsa ona düşmanlar. Sana Galatasaray'ın düşmanı diyemem, sen sadece busun, daha önce Lucescu'ya, Gerets'e, Hagi'ye ne ettiysen Surinamlı'ya da aynısını ediyorsun. Yarın Trapottoni gelse yazıların aynı olacak. Amma ve lakin bu sefer zarın istediği gibi gelmedi. Bindiremezsin, gücün kalemin yetmez, senin demenle binmez Reykart, Kalem Hava Yolları uçağına. Sana hem kızarız, hem severiz, hem söver hem ne yazmış diye merak ederiz, bilirsin. Daha çok maç var, bakarsın senin önce dediğin bile çıkar, o zaman tövbe ettiğine pişman olursun.
Yol yakınken katıl saflarımıza, Sen bilirsin, kendi üslubunca sağlam bir tövbe et. Bana kalsa işin zor da, bu taraftar kimleri affetmedi ki?
Git Arena'dan bir loca al, Şampiyonlar Ligi maçlarını puronu tüttürerek, viskini yudumlayarak seyret. Hadi yarın sabahtan başla Galatasaray Umre'sine. Florya'dan, Surinamlı'nın odasından. Onlardan korkma, işin kolay, onlar zaten senin ne yazdığını, ne dediğini bile bilmiyor. Kaynar gidersin. Başkan'lar, yöneticiler de arkadaşın, merhaban var onlar da silerler alacaklarını. Futbolcular desen, işleri ağır, seni ciddiye alan bir kişi bile yok. Kaldık biz abi, Fotomaç okuyan, televizyonlarda ettiğiniz geyikleri dinleyen, etkilenip kendi futbolcumuza acaba mı? diye kuşkuyla bakan çapulcu sürüsü.
Ne var ki Galatasaray'da egemenlik, kayıtsız, koşulsuz, kongresiz, seçimsiz 30 milyon Galatasaray'lı adına maçlarda gönüllü görevli olan 10.000 Büyük Galatasaray taraftarınındır. Gelene yapacak bir şeyimiz yok, ama gidenlerin dönüş vizesinin mazbatası bizdedir. Yine de sen bilirsin.
Tövbeni bize edeceksin abi. Saygılar,
nonbertarafos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nonbertarafos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
2 Mar 2010
12 Eki 2009
Eski Tüfek Derki; GREEDYGO

NONBERTARAFUS Bey;
Şimdi bu adam Mülkiyeli. Her şeyden evvel bunu belirtmeli. Peki ne diyor ilk gençlik yıllarında daha okulda iken, gazeteciliğin kapısı kendisine açıldığında?
"İstediğin her kapı sana açık. En büyük yıldızla, sporcuyla konuşacağım diyorsun konuşuyorsun. Ve bunların hepsi de sana 'buyur' diyor, beyefendi muamelesi yapıyorlar. Şimdi böyle bir meslek insanı büyülemez mi? Siyasal Bilgiler’in isimsiz bir öğrencisi iken birdenbire Türkiye'nin en elit bin adamından biri haline geliyorsun. Siyasal Bilgiler’i bitireceksin de, kaymakam olacaksın da, 60 yaşında vali olup emekli olacaksın... 17 yaşında her şeysin zaten."
İşte hikaye buradan başlıyor. Çok aramaya gerek yok internetten bir arama ile detayları öğrenmek mümkün. Devamında şunlar yazıyor, röportajlarla donatılmış biyografisinde;
“Hıcal Uluç kendisini “fevkalade yeteneksiz” bir kişi olarak değerlendiriyor. Futbol oynamayı deneyen, ancak takım arkadaşları tarafından oynama şansı bile verilmeyen Uluç'un, önce voleybol takımı kurup mahallede herkese voleybol, sonra basketbol öğrettikten sonra yine takım dışı kaldığını... Hatta, oynama şansım fazla olur diye aynı taktiği beyzbolda bile deneyip, arkadaşlarına öğrettikten sonra kendisi iyi oynayamadığı için arkadaşları tarafından yine çemberin dışına itildiğini: "Her türlü sporu denedim, hiç birinde başarılı olamadım. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım."
Bitmedi. Ankara'daki Kurtuluş Ortaokulu'nun son sınıfında okurken müzik hocası bir okul korosu kurmaya karar verir. Seçme yapılacak 100 kadar öğrenci arasında Hıncal Uluç da vardır: "İki satır söyledikten sonra hoca hepimizi susturdu, o yüz kişi içerisinde parmağıyla beni işaret etti ve 'dışarı' dedi. Böylece spordan sonra müzisyen olma hayallerim de sona erdi. Resim dersen zaten hiç yok. Kuzenim Ahmet (Taner Kışlalı) yapardı benim resimlerimi ilkokulda." Çok iyi bir öğrenci olduğu için (Uluç, eğitim hayatı boyunca sınıfın ilk üçü arasına girer hep) okul müsameresinde ona Reşat Nuri Güntekin'in Vergi Hırsızı adlı oyununda başrol oynatır hocası. Bugün iş adamı olan Alaattin Beyti de ikinci rolü oynamaktadır. Sonuç mu? "Alaattin onbeş dakikada beni sildi süpürdü. İkinci temsilde de en ön sırada oturan velilerden biri düşüp bayılınca benim sahne hayatım sona erdi. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Hıncal Uluç bütün bunlardan sonra Bernard Shaw'ın şu sözüne uymaya mecbur kalır: "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur."
Şimdi bu alıntılardan neler çıkmaz ki? Siyasal Bilgiler Fakültesi nam-ı diğer Mülkiye Mektebi’nden mezun olduğunda kaymakam olmak dışında bir şey görmüyor kendisi için. Doğrusunu kendi bilir tabi. Ama öyle bir mekân ki burası, inanılmaz renklilikte bir mezun yelpazesi var.
Bir çırpıda bakarsak siyasi sahnede, en sağından soluna, Hasan Celal Güzel’den, Mehmet Şevket Eygi’den, Mahir Çayan’a, Sadun Aren’den Murat Karayalçın’a yüzlerce sivrilmiş tip var buradan…
Bunların bir kısmı kendinden önce var olmuş, renk katmış bu okula. Görmüş ve bilmiş yani bu renkliliği. Ama tutmuş demiş ki ben bu okulu bitirdiğimde olsam olsam kaymakam olurum, yeterse ömür Vali olurum…
Eh “Kişi kendin bilmek kadar irfan olamaz” der atalarımız. Ama o günden bu güne değişmeyen tutarsız tavrı bir cümle sonra devam ediyor; “17 yaşında her şeysin zaten”…
Hiçbir şey olmadan her şey olmak! Ne demekse? Ancak bu kafa izah edebilir böyle bir şeyi. Hıncal Abimiz 1980 sonrasının trendini epey evvelden görmüşe benziyor. Bravo doğrusu.
Bak bu güzel abimiz başka bir yerde ne diyor?
Ah Refik Usta!..
PARİS Hilton villasının bahçesine, köpeği için 325 bin dolara mal olan bir kulübe yaptırmış.. Refik Erduran Usta bunu eleştiriyor. Küresel kriz Amerika'yı da vurdu ya.. Bu para ile, karton kutularda yatan kaç işsiz, kışın donmaktan kurtulur, köpek maması yiyerek hayatta kalan kaç işsiz karnını sıcak yemekle doyururmuş.. Ah Refik usta ah!.. Bu demode solcu klişelerle duygu sömürüsü yapma yıllarını çok geride bıraktık sanıyordum.. 325 bin doları, Paris Hilton'un köpeği mi yedi, yoksa o kulübe ve de benzerlerini yapan, malzemesini temin eden, nakleden, getirip kuranlar dahil, saysan kim bilir kaç kişi, kaç aile paylaştı?.. Bir arabası olan zengin, diyelim köpekleri gezsinler için iki tane daha alsaydı, General Motors batar mıydı?. Yahu krizi en kazasız geçirmenin yolu, elinde parası olanların, bunları en kısa yoldan harcamasından geçer, saklamasından değil.. Bunu bizahmet öğrensek artık..
Bütün eleştirileri böyle boktan bu zat-ı muhteremin. Adım atmadan her şey olmuş bir kere… Devam edecek, iki cümlede solcuyu, Refik Erduran’ı, seni, beni, Rijkaard’ı mahkum edecek, yer ile yeksan edecek… Ekonomiyi bir çırpıda çözecek, Kralı rezil, rezili vezir yapacak… Durmak yok yola devam!
Amerika’lı bir arkeologla evlenecek 5-6 yıl evli kalacak ama İngilizce bilmeyecek. Evine dön lütfen demek isteyecek, “siktir git” diyecek…
Solcu eleştirecek, onlardan kazık yedim diyecek, beğenmeyecek. Ama ardından Lucescu için, başkaları için ırkçı söylemlerde bulunacak. Bir de kötüsü bunun farkına bile varmayacak…
Behey Hıncal Meksika’lılar Gringo derler bizim dilimizde. O gerçekte “Green go!” dur. Yani “Yeşil üniformalı siktir git!” demektir. O kadar çok mevzuya o kadar sığ ve tahammül edilmez giriyorsun ki. İçimden şöyle demek geliyor sana;
GREEDYGO!
Şimdi bu adam Mülkiyeli. Her şeyden evvel bunu belirtmeli. Peki ne diyor ilk gençlik yıllarında daha okulda iken, gazeteciliğin kapısı kendisine açıldığında?
"İstediğin her kapı sana açık. En büyük yıldızla, sporcuyla konuşacağım diyorsun konuşuyorsun. Ve bunların hepsi de sana 'buyur' diyor, beyefendi muamelesi yapıyorlar. Şimdi böyle bir meslek insanı büyülemez mi? Siyasal Bilgiler’in isimsiz bir öğrencisi iken birdenbire Türkiye'nin en elit bin adamından biri haline geliyorsun. Siyasal Bilgiler’i bitireceksin de, kaymakam olacaksın da, 60 yaşında vali olup emekli olacaksın... 17 yaşında her şeysin zaten."
İşte hikaye buradan başlıyor. Çok aramaya gerek yok internetten bir arama ile detayları öğrenmek mümkün. Devamında şunlar yazıyor, röportajlarla donatılmış biyografisinde;
“Hıcal Uluç kendisini “fevkalade yeteneksiz” bir kişi olarak değerlendiriyor. Futbol oynamayı deneyen, ancak takım arkadaşları tarafından oynama şansı bile verilmeyen Uluç'un, önce voleybol takımı kurup mahallede herkese voleybol, sonra basketbol öğrettikten sonra yine takım dışı kaldığını... Hatta, oynama şansım fazla olur diye aynı taktiği beyzbolda bile deneyip, arkadaşlarına öğrettikten sonra kendisi iyi oynayamadığı için arkadaşları tarafından yine çemberin dışına itildiğini: "Her türlü sporu denedim, hiç birinde başarılı olamadım. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım."
Bitmedi. Ankara'daki Kurtuluş Ortaokulu'nun son sınıfında okurken müzik hocası bir okul korosu kurmaya karar verir. Seçme yapılacak 100 kadar öğrenci arasında Hıncal Uluç da vardır: "İki satır söyledikten sonra hoca hepimizi susturdu, o yüz kişi içerisinde parmağıyla beni işaret etti ve 'dışarı' dedi. Böylece spordan sonra müzisyen olma hayallerim de sona erdi. Resim dersen zaten hiç yok. Kuzenim Ahmet (Taner Kışlalı) yapardı benim resimlerimi ilkokulda." Çok iyi bir öğrenci olduğu için (Uluç, eğitim hayatı boyunca sınıfın ilk üçü arasına girer hep) okul müsameresinde ona Reşat Nuri Güntekin'in Vergi Hırsızı adlı oyununda başrol oynatır hocası. Bugün iş adamı olan Alaattin Beyti de ikinci rolü oynamaktadır. Sonuç mu? "Alaattin onbeş dakikada beni sildi süpürdü. İkinci temsilde de en ön sırada oturan velilerden biri düşüp bayılınca benim sahne hayatım sona erdi. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Hıncal Uluç bütün bunlardan sonra Bernard Shaw'ın şu sözüne uymaya mecbur kalır: "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur."
Şimdi bu alıntılardan neler çıkmaz ki? Siyasal Bilgiler Fakültesi nam-ı diğer Mülkiye Mektebi’nden mezun olduğunda kaymakam olmak dışında bir şey görmüyor kendisi için. Doğrusunu kendi bilir tabi. Ama öyle bir mekân ki burası, inanılmaz renklilikte bir mezun yelpazesi var.
Bir çırpıda bakarsak siyasi sahnede, en sağından soluna, Hasan Celal Güzel’den, Mehmet Şevket Eygi’den, Mahir Çayan’a, Sadun Aren’den Murat Karayalçın’a yüzlerce sivrilmiş tip var buradan…
Bunların bir kısmı kendinden önce var olmuş, renk katmış bu okula. Görmüş ve bilmiş yani bu renkliliği. Ama tutmuş demiş ki ben bu okulu bitirdiğimde olsam olsam kaymakam olurum, yeterse ömür Vali olurum…
Eh “Kişi kendin bilmek kadar irfan olamaz” der atalarımız. Ama o günden bu güne değişmeyen tutarsız tavrı bir cümle sonra devam ediyor; “17 yaşında her şeysin zaten”…
Hiçbir şey olmadan her şey olmak! Ne demekse? Ancak bu kafa izah edebilir böyle bir şeyi. Hıncal Abimiz 1980 sonrasının trendini epey evvelden görmüşe benziyor. Bravo doğrusu.
Bak bu güzel abimiz başka bir yerde ne diyor?
Ah Refik Usta!..
PARİS Hilton villasının bahçesine, köpeği için 325 bin dolara mal olan bir kulübe yaptırmış.. Refik Erduran Usta bunu eleştiriyor. Küresel kriz Amerika'yı da vurdu ya.. Bu para ile, karton kutularda yatan kaç işsiz, kışın donmaktan kurtulur, köpek maması yiyerek hayatta kalan kaç işsiz karnını sıcak yemekle doyururmuş.. Ah Refik usta ah!.. Bu demode solcu klişelerle duygu sömürüsü yapma yıllarını çok geride bıraktık sanıyordum.. 325 bin doları, Paris Hilton'un köpeği mi yedi, yoksa o kulübe ve de benzerlerini yapan, malzemesini temin eden, nakleden, getirip kuranlar dahil, saysan kim bilir kaç kişi, kaç aile paylaştı?.. Bir arabası olan zengin, diyelim köpekleri gezsinler için iki tane daha alsaydı, General Motors batar mıydı?. Yahu krizi en kazasız geçirmenin yolu, elinde parası olanların, bunları en kısa yoldan harcamasından geçer, saklamasından değil.. Bunu bizahmet öğrensek artık..
Bütün eleştirileri böyle boktan bu zat-ı muhteremin. Adım atmadan her şey olmuş bir kere… Devam edecek, iki cümlede solcuyu, Refik Erduran’ı, seni, beni, Rijkaard’ı mahkum edecek, yer ile yeksan edecek… Ekonomiyi bir çırpıda çözecek, Kralı rezil, rezili vezir yapacak… Durmak yok yola devam!
Amerika’lı bir arkeologla evlenecek 5-6 yıl evli kalacak ama İngilizce bilmeyecek. Evine dön lütfen demek isteyecek, “siktir git” diyecek…
Solcu eleştirecek, onlardan kazık yedim diyecek, beğenmeyecek. Ama ardından Lucescu için, başkaları için ırkçı söylemlerde bulunacak. Bir de kötüsü bunun farkına bile varmayacak…
Behey Hıncal Meksika’lılar Gringo derler bizim dilimizde. O gerçekte “Green go!” dur. Yani “Yeşil üniformalı siktir git!” demektir. O kadar çok mevzuya o kadar sığ ve tahammül edilmez giriyorsun ki. İçimden şöyle demek geliyor sana;
GREEDYGO!
25 Ağu 2009
Nonbertarafos
Bi bok sandıklarımız listesinde var. Ancak yanılmışız, düzeltme hakkını kullanıyoruz. Abimiz harbiden bok, her yazdığı olay, her düşüncesi tartışılıyor. Ne yazsa mutlaka okunuyor, gündem belirliyor. Çoğunlukla küfürün en kralını yiyor, az da olsa helal olsun çekiliyor. Tribüne girişi yasak, Galatasaray'ın aklı sıra savunucusu, yıkılmasını devrilmesini bekliyor, çoğunluk görüşün tersi görüşte, cımbızla çekip yazıyor. Kimsenin düşünmediğini düşünüyor, akıllı herkes yazdıktan sonra ki gün yazıyor. Bok olması için bir adam daha ne yapsın.
Ben bertarafedilemeyen abimizi 25 sene önceden tanıyorum. O da beni tanır, Cumhuriyet'te yazarkenden beri sadık okuyucusuyum. Hasan Cemal'le kavga edip yazmaya küsmüştü de imza kampanyası yapmıştım 1986lı yıllarda. O zamanlar bok olmamıştı henüz, telefona direk çıkardı. Şimdilerde kendisine ulaşabilmek için sekreteryaları aşmanız gerekir. Aşamazsınız, ulaşamazsınız ya neyse.
Rijkaard yanlış yolda, diye başlamış kendi doğru yoluna. Geçen sezondan kalma sorunlarımız varmış, Baros adam olmayacakmış. Yaka paça indirilen Baros Keita'dan kötü santraformuş. Olabilir ne var ki bunda, keşke Keita Baros'tan daha iyi futbolcu çıksa. İlk geldiğinde fal bakmıştı, yıllarca Hakan Şükür'e söven adam, Hakan Şükür gidince arkasından ağlamaya başladı. yerine gelene kötü dedi bir kere, artık ne yaparsa yapsın kötü.
Elano, Hagi tipinde bir adam. Topa iyi vuruyor. Ah bi vuramasaydı, ah iyi pas atamasaydı ne güzel olacaktı. Savunmaya yardım etmiyormuş, savunma sanki follaş , daha kaleciye top gelmedi doğru dürüst. O kadar adam varken Elano'mu defansa yardım edecek? Golleri çıkarınca maçın 4-1 bittiğine kimse inanmazmış. Ben goller hariç o maçı yeniden seyretsem 8-0 bitmiş derim hilafsız. Tartışmalı Baros golü olmasa, kornerden kendi kalesine adam atmasa, Elaono'nun 100 yılda bir olacak golü olmasa, son dakikalarda top,1 dakika bizde kaldıktan ve 11 pastan sonra gelen Arda orijinli gol olmasa al sana 1-0 yenilgi. Al sana pis pis sırıtmaca, ben demedimmi diye höykürmece..
Bu takım birisinden çok kötü bir tokat yiyecek. Biz demiyoruz ki bütün maçlarımızı kazanacağız diye. Hem bunu demek neyin nesi oluyor. Bu kadar güzel giden şeyin bir gün mutlaka kötü gideceğini bildirmek için yazar mı olmak gerekiyor? Kına yakacak yaşı da geçtin neyin kinidir bu. Bizi niye karamsarlığa vesveseye itmeye çalışıyorsun. Galatasaray'ın şovu, Galatasaray'lılar içindir ve biz bu şovdan şimdiye kadar hiç olmadığı biçimde memnunuz. Akıtın salyalarınızı, az kaldı maskeleriniz düştü. Severek okuyanlarınız, seyredenleriniz parmaklarla sayılıyor artık.
Santrforun işi gol atmak. Baros'ta geçen senenin gol kralı yanlış bilmiyorsak. Hakemleri, hocaları, taraftarları kandıra kandıra gol atan, fakat bertarafedilemeyeni memnun edemeyen gol kralı. Futbolcu değil 50 tane bile atsa fasa fiso, yerine başkası olsa 60 tane atardı.
Rijkaard, Keita'dan hoşlanmıyor. Biz emin değiliz, Galatasaray'lıyız. Total futbolun, paylaşmanın, golü ortak atmanın düşmanı bunlar. Kimi çıkarsa zaten hoca sevmediği için çıkarıyor. Hatta bu hafta Kewell'e bir araba sopa attırıp kadro dışı bırakmış. Bu kadar büyük transferlerin yapıldığı takımda, Uğur, Aydın, Sabri, Arda gibi çocukluk arkadaşları ortada sıçan oynayarak bitiriyor maçı. Bundan büyük gurur olabilir mi, Dünya'da eşi benzeri var mı?
"Keita'yı çıkaracak yine." Ezberlemiş. Bize de yutturmaya çalışıyor büyük hocayım diye. Bundan sonra Keita çıkarken bilinki Elano oyuna girecek. Bunlar kalıp antrenörler, geçen sene Aragones bu sene Rijkaard. Baros dururken Keita çıkar mı? Neeskens ulamayı dinleyip Baros'u çıkarsaydı, Kayserispor defansı Baros'la uğraşırken Elano o füzeyi yapıştıramayacak ve biz göremeyecektik o unutulmaz golü. Aile büyüğümüz de görmeyecek dolayısıyla Elano'yu daha ilk çaından övmeye başlayamayacaktı.
Hadi bizimki eski alışkanlık, her dediğini dinliyoruz, her dediğin bizi bıçak gibi yaralasa da, içimizden bin bela okusak da bu alamde bi boksun işte abicim ne yapalım. Olmuşun işte olacağın kadar, paraya şöhrete ihtiyacın yok. Diğerleri gibi yalama hiç değilsin. Beklentin, kaygın yok. Otur oturduğun yerde, şapkalıyı yanından ayırma, evini çıtırlarla doldur, seyret işte bu büyük futbolu. Rakip küçükmüş, zayıfmış sana ne, şov değil mi sonuçta yapılan onca şey. Sivasspor'u seyretmek için Avrupa'nın hangi ülkesine gideceksin. Beğenmediğin Galatasaray için az mı seyahat ettin. Biz elenirsek eline ne geçecek, Ortaköy sahilinde viski içmek daha mı iyi senin için.
Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en büyük antrenörü ve arkadaşı kulübede. Maçın her dakikası somut hoca gösterisine dönüşüyor. Kaleci bile oyunda, her kes gol atıyor, olmadı rakiplere langırt golü attırıyorlar. Neyden memnun olacak bu adamlar. Messi 3 kişi çalımlayıp atınca veya attırınca ağızlarından bağıranlar, Arda çalımlayıp attırınca kıçlarından bağırıyor. Acı çekiyorlar, dün gece Ziya Doğan aptalının sayesinde acıları biraz olsun hafifledi.
Büyük Galatasaray taraftarı, sülükler uyuyor numarası yapıyorlar. Yazdıklarımızı, tribün tribün ettiğimiz küfürleri duymamazıktan geliyorlar. Gerçekten uyusalar işimiş kolay, binlerce insanın ettiği küfürlü gürültüyü duymamaları imkansız. Uyuyor olsalar uyanacaklar, belki irin kusma işini bırakacaklar. Nasıl uyandıracağız uyuyor numarası yapanları. Uyanmıyorlar, öyle bağırmayla, küfürle uyanacakları yok. Bunları eşşek sudan gelinceye kadar dövmek gerekiyor. Gözlerini belki dayakla açarız, ancak gönülleri kapalı bunların. Kalpleri mühürlü, boşuna uğraşmayın, maalesef çoğunluktalar. Siz büyük ve sevgili takımınızın maçlarını daha bir keyifle izleyin, biz Galatasaray kiziri, muhtarı, jandarması fosiller görev başındayız. Yaşadık yaşayacağımız kadar, biz sizin yerinize de veririz kavgayı.
Nitekim hayatımız boyunca vermişiz, başkaldırımız var güzel olan şeylere düşmanca bakanlara.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
