Pencerenin pervazına yuva yapan kumru ilk çöpü taşıdığında, bir şeyler olacağı belli oldu. Sonra bir an mermerin üzerinde yumurta göründü. Düştü düşecekti yumurta, doğaya müdahale ettik, yuvaya yardımcı olduk. Yiyecek ve su artık ev halkı tarafından sağlanıyordu.
14-15 gün sabırla bekledi ana Kumru, her an kontrol altındaydılar bizim tarafımızdan. Sonra bir yavru göründü, 2 gün sonra da diğeri. Şimdi pencerenin perdesini havalandıran rüzgar, minik kumru yavrularını da havalandırıyor.
Kumru yuvası kurulan aileye uğur getirdiği söyleniyor. Şimdi biz de yattık metafiziğin kuluçkasına artı anlamda bir değişiklik bekliyoruz. Her hangi bir gelişme olursa Kumrudan belleyeceğiz.
9 Ağu 2013
19 Tem 2013
Üzülme Be Sipsi; Kankalarına Bir Şey olmaz.
Vestvaalen'de Dortmund'u indirdiğimizin gecesi. Takımdan önce vardık otele, dışarıda en az 10.000 Galatasaraylı var, Stadyumda 60.000 kişiydik. Güvenlik amiri Savaş, Ali Sami Yen numaralı tribün amigosu Mehmet Kızılay'ın arkadaşı. Şahidimdir, bir kaç kişi girebildik lobiye. Takım geldi, Hagi'si, Popescu'su, Taffarel'i, Ümit'i,,, her gelenle kucaklaşıyoruz. Kucağımı açtım, çocuuk diye bağırdım, yanımdan geçti gitti şerefsiz. Mehmet'e '' bu adam sanki yenilmiş takımın futbolcusu lan'' dedim. Mehmet Kızılay tasdik etti, '' bu şerefsiz Fenerli'' dedi. Bildiğinden değil, o an öyle söyledi. Bu anlattığımı kimse bilmez, bu anlatacağımı herkes bilir.
Takım Yarı finalde, 2-0 yendiği maçın rövanşında, İngiltere'de. İlk yarı 2-2 giriyoruz içeriye, 2 tane daha yesek bile finaldeyiz de maç İngiliz takımıyla oynanıyor, son düdüğe kadar garantisi yok. Fenerli Emre devreye giriyor, durup dururken atılıyor, beyin sınırlı olduğundan içeriden yapabilecekleri tek şerefsizlik atılmak. Nitekim takım güle oynaya 5. Şampiyonluğa giderken, önceden yaptıkları planı devreye sokup Okan'ı durup dururken oyundan attırıp, yıllar sonra ödülünü, madalyasını fazlasıyla aldı. İnsan demeye dilim varmıyor, yılandı, akrepti bir kaç şerefsiz hayvanı ihmal edebilirsek, yeryüzünün görüp görebileceği en adi yaratık Emre Belözoğlu'dur.
Buraya kadar niye kafa ütüledik, kendisiyle ilgilenmiyoruz, ilgilenmeyeceğiz, beter olduğunu görmekten mutluluk duyacağız. Duyacaktık, ta ki bizim 10 numaralı kaptanımız, geleceğimiz, göz bebeğimiz Arda Turan'ın kan kardeşi olmasaydı eğer. Yetmedi, ulusun beyin ameliyatını tek başına gerçekleştirmiş, futbol aleminin pezevenkliğini yapan, hocalara, başkanlara, futbolculara karı kız ayarlayan Acun Ulucalı'nın manevi kardeşi bizim Sipsi olmasaydı.
Beni okuyan 300-350 kişi bilir, sevdimmi tam severim, sildiğim adamı Allah affeder ben affetmem. Arda Turan için hemen hemen benim 350 kişinin tamamıyla dövüştüm. Destanlar yazdım, tek başıma savaştım neredeyse. Fenerbahçeli futbolculara, taraftarlara üzülmüş, haksızlık yapılmış kendisine göre. Galatasaray kendisinin kaptanı olduğu son sene ligi 8. bitirirken 12 parmak bağırsaklarıyla gülen Emre'lerin, Acun'ların kardeşi, ortada aleni bir hırsızlık, şerefsizlik, hak yeme varken, hakkı yenenden değil de, kan kardeşlerinin tarafından görüşünü bildirmiş. Emre, Trabzonspor'da futbolcu, Acun'da Trabzonspor'un başkanı olsaymış ne yönde görüş bildireceğinden emin olduğumdan yazıyorum.
Hoş o sezon Trabzonspor'u Şampiyon yapan takımdan, Selçuk, Burak, Umut, Ceyhun, Engin'in Galatasaray'da olmasının da önemi yok. Hiç biri kendi kazandıkları zaferin peşinde değilken, Bokludere'deki kurbağaları ürkütmek yerine kendi cukkalarını nasıl daha fazla doldurulacağı hesabında iken, bizim gibi salakların bu işlerin peşine düşmesinin de bir anlamı yok belki. Belki de var, belkisi fazla, elbette var. Bizim aradığımız hak, parasıyla çakıl taşı arasında fark olmayan Selçuk'un, küçük bir muz cumhuriyeti merkez bankası kadar servet sahibi olmuş Burak'ın hakkı değil. Onlar mağdur değil, onlar Dünya'daki milyonlarca haksızlıktan birinde bile ortaya çıkmayan, ilgilenmeyen, neresine saklayacaksa, hangi mezara dolduracaksa dolar istifleyen çok önemli futbolcular, karışmazlar, hatta son dakikada egemenden, güçlüden yana oy kullanacak olan anlı şanlı idollerimiz onlar
. Biz isyancıyız, hakkı, utkusu gasp edilmiş Karadeniz'in deli dalgalarının çocuklarının tarafındayız. Ve ne mutlu ki bu vasıflarımızın yanındaki en büyük etiketimiz Galatasaraylılığımız.
Ya sen Galatasaray Kaptanı, bu yazıyı yazmadan evveline kadar ki büyük futbolcu. Ben tarafsızdan nefret ederim, sen tarafını belirlemişsin, bu anlamda sana saygı duyarım. Ben Galatasaray futbolcusunun oynadığı futbola bakmam. İstersen dönüp, Galatasaray'ı Şampiyonlar Şampiyonu yap, artık sen benim için Galatasaray futbolcusu değilsin. Sakın gelme, hatta Emre abinin, pezevenk Acun'un peşine takıl Türk futbolunun kara lekesine git. Memnun olmazsam şerefsizim. Sakın Arena'ya, ev sahibi takım soyunma odasına girme Arda Turan, ben sağ olduğum sürece Mustafa Sarp'tan, Servet Çetin'den beter yapmazsam Galatasaraylılığım haram olsun.
Takım Yarı finalde, 2-0 yendiği maçın rövanşında, İngiltere'de. İlk yarı 2-2 giriyoruz içeriye, 2 tane daha yesek bile finaldeyiz de maç İngiliz takımıyla oynanıyor, son düdüğe kadar garantisi yok. Fenerli Emre devreye giriyor, durup dururken atılıyor, beyin sınırlı olduğundan içeriden yapabilecekleri tek şerefsizlik atılmak. Nitekim takım güle oynaya 5. Şampiyonluğa giderken, önceden yaptıkları planı devreye sokup Okan'ı durup dururken oyundan attırıp, yıllar sonra ödülünü, madalyasını fazlasıyla aldı. İnsan demeye dilim varmıyor, yılandı, akrepti bir kaç şerefsiz hayvanı ihmal edebilirsek, yeryüzünün görüp görebileceği en adi yaratık Emre Belözoğlu'dur.
Buraya kadar niye kafa ütüledik, kendisiyle ilgilenmiyoruz, ilgilenmeyeceğiz, beter olduğunu görmekten mutluluk duyacağız. Duyacaktık, ta ki bizim 10 numaralı kaptanımız, geleceğimiz, göz bebeğimiz Arda Turan'ın kan kardeşi olmasaydı eğer. Yetmedi, ulusun beyin ameliyatını tek başına gerçekleştirmiş, futbol aleminin pezevenkliğini yapan, hocalara, başkanlara, futbolculara karı kız ayarlayan Acun Ulucalı'nın manevi kardeşi bizim Sipsi olmasaydı.
Beni okuyan 300-350 kişi bilir, sevdimmi tam severim, sildiğim adamı Allah affeder ben affetmem. Arda Turan için hemen hemen benim 350 kişinin tamamıyla dövüştüm. Destanlar yazdım, tek başıma savaştım neredeyse. Fenerbahçeli futbolculara, taraftarlara üzülmüş, haksızlık yapılmış kendisine göre. Galatasaray kendisinin kaptanı olduğu son sene ligi 8. bitirirken 12 parmak bağırsaklarıyla gülen Emre'lerin, Acun'ların kardeşi, ortada aleni bir hırsızlık, şerefsizlik, hak yeme varken, hakkı yenenden değil de, kan kardeşlerinin tarafından görüşünü bildirmiş. Emre, Trabzonspor'da futbolcu, Acun'da Trabzonspor'un başkanı olsaymış ne yönde görüş bildireceğinden emin olduğumdan yazıyorum.
Hoş o sezon Trabzonspor'u Şampiyon yapan takımdan, Selçuk, Burak, Umut, Ceyhun, Engin'in Galatasaray'da olmasının da önemi yok. Hiç biri kendi kazandıkları zaferin peşinde değilken, Bokludere'deki kurbağaları ürkütmek yerine kendi cukkalarını nasıl daha fazla doldurulacağı hesabında iken, bizim gibi salakların bu işlerin peşine düşmesinin de bir anlamı yok belki. Belki de var, belkisi fazla, elbette var. Bizim aradığımız hak, parasıyla çakıl taşı arasında fark olmayan Selçuk'un, küçük bir muz cumhuriyeti merkez bankası kadar servet sahibi olmuş Burak'ın hakkı değil. Onlar mağdur değil, onlar Dünya'daki milyonlarca haksızlıktan birinde bile ortaya çıkmayan, ilgilenmeyen, neresine saklayacaksa, hangi mezara dolduracaksa dolar istifleyen çok önemli futbolcular, karışmazlar, hatta son dakikada egemenden, güçlüden yana oy kullanacak olan anlı şanlı idollerimiz onlar
. Biz isyancıyız, hakkı, utkusu gasp edilmiş Karadeniz'in deli dalgalarının çocuklarının tarafındayız. Ve ne mutlu ki bu vasıflarımızın yanındaki en büyük etiketimiz Galatasaraylılığımız.
Ya sen Galatasaray Kaptanı, bu yazıyı yazmadan evveline kadar ki büyük futbolcu. Ben tarafsızdan nefret ederim, sen tarafını belirlemişsin, bu anlamda sana saygı duyarım. Ben Galatasaray futbolcusunun oynadığı futbola bakmam. İstersen dönüp, Galatasaray'ı Şampiyonlar Şampiyonu yap, artık sen benim için Galatasaray futbolcusu değilsin. Sakın gelme, hatta Emre abinin, pezevenk Acun'un peşine takıl Türk futbolunun kara lekesine git. Memnun olmazsam şerefsizim. Sakın Arena'ya, ev sahibi takım soyunma odasına girme Arda Turan, ben sağ olduğum sürece Mustafa Sarp'tan, Servet Çetin'den beter yapmazsam Galatasaraylılığım haram olsun.
17 Tem 2013
Pitbull'dan Çıkan Post
Kafadan dalalım, Juventus'un ve Brezilya Ulusal takımın ön liberoları, sanırım şu an oynayan Dünya'nın en büyük ön liberoları olmalı. Melo'dan daha iyi ön liberoları yoksa bu takımların başındakilerin zır deli olması lazım. Tanımam etmem kimdir o futbolcular, Galatasaray'ı bile artık neredeyse askıya aldım, ve sanırım bu sene maçları seyretmem gibi geliyor. Ülkemiz yangın yerindeyken, İsyan gençliğinin cebinde 10 lirası yokken, Aydın Yılmaz adındaki bir futbol tepikçisi, Galatasaray maçlarını tribünden seyretmek için senede verilen 700.000 yuroyu beğenmezken, futboldan konuşmayı içime sindiremiyorum. Ama gel gelelim çocukluk hastalığından da bu yaştan sonra kurtulamıyoruz işte.
Galatasaray gençliğimizin ebesini bellerken, miting meydanlarından kaçıp maçlara giderken yakalandığımız o hastalık, bakalım bu sene bizi nerelere sürükleyecek derken, sıfır gazete okurken, Halk tv ve Ulusal Kanal dışında bir kanal seyretmeye utanırken yine de çocukluk hastalığımızın sara nöbetleri bırakmadı bu yorgun bünyemizi. Pitbull'dan söz ediyorum İnanın çocuklar, eğer Melo gelmeseydi, kesin olarak Galatasaray'ı seyretmeyeceğim diyecektim, şimdi belki diyorum. Çok daha büyük futbolcu gelirdi mutlaka şüphem yok, ama Melo gelmezdi. Bilen bilir defalarca söylemişliğim yazmışlığım vardır, Melo için takımı, Terim', Başkan'ı dahil tamamını satarım ben. Melo demek, 34 maçlık turnuvayı önde bitireceğinin garantisi demektir. Melo demek pisliğin içine batmış, milletin soğuduğu futbola bir kaç yeni çocuğun daha tutunması, Galatasaraylı olması demektir.
Peki Pitbull'dan post çıkar mı? Kaç post çıkar? biz bu gece işin bu tarafına bakalım. İt sağlam, it kahraman, it Melo'ysa çıkar kardeşim hemde bir kaç post çıkar. Serelim o zaman postları, bakalım kaç tane çıkarabilmişler güncel deyimle futbol lobileri, baronları, eski, benim deyimimle futbolun global kraliyet ailesi. Galatasaray 3 yıllığına kiralamış. Kiralamayıp bonservisini alsa en fazla 3 yıllık kontrat yapılacağından bir fark yok gibi görünüyor. Var, Melo kiralık Galatasaray borsası için, muhasebesi blançosu için 3 yıllık paranın tamamı çıkmış görünmüyor. Fiktif olarak çıkmış, çıkacak para Ali Cengiz oyunuyla 3 yılda ödeneceği için kaynatılıp eritilecek, işe parasal boyutuyla bakanlar için ana sermayeden tek kalem para çıkışı olmayacağı için dikkate değer bir data olmayacaktır. Ünal aysal Melo'dan bu hamleyle bir post çıkarmıştır.
Aynı gerekçelerin tam tersi, Juventus cephesinde mevcuttur. 3 senelik kiralama bedeline hemen hemen aynı paraya bonservisini vermek yerine, kiralama yöntemiyle dahiyane bir planla bir postta Juventus çıkarmıştır. Meloyu aldığı paranın yarısı bile etmeyen bedelle Melo hikayesi bitmek üzeredir. Borsası, ortakları, mafyası olan İtalyan kulübü yumuşak geçişle alıştıra alıştıra zararı realize etme yoluna geçmiştir. Orada da gerçekte aynı para alınacekken, fiktif olarak hala bizim oyuncumuz, elimizden tamamen çıkmadı yasal yalanıyla durum bertaraf edilmiş, Melo'dan kurtulunmuştur.
İki taraflı oyun kurgulanırken her türlü yasal zemin hazırlanmıştır. Biri çıkar sorar, ne fark ediyor kardeşim 3 sene kiralamakla, 3 sene kontrat yapmak aynı şey değil mi? Baştan adını koyduk, futbol baronları herhalde bizden akıllı, Melo'nun 3 sene sonra bitecek kontratı 5 seneye çıkarılıyor. Yani Melo 3 sene sonra serbest kalamıyor, ama Galatasaray'la anlaşıldı 250.000 yuroluk ödemeyle son 2 sene için Galatasaray'a da oynaması garanti altına alınıyor. Muhtemelen Melo, değilse bile yamyam meneceri bu operasyondan indiragandi yapmışlardır.Öyle ya kendisiyle ilgili he iki kulübün menfaatine olan bir katakulliden Melo niye hakkını, komisyonunu almasın? Neticede sağlıklı almak için spor yapan biri değil Melo. Kendisine, kendisinden bir post çıkarması anasının ak sütü gibi helal.
Peki Melo için oluşmuş şehir efsaneleri var, para için oynuyor, önce yatıyor, sezon sonuna doğru coşuyor, kontrat yapılınca yatar, 3 yıl bizi dolandırır gibi. Küllüm yalan, küllüm vesvese, bu sene sonunda Dünya Kupası var Melo kesin hayatının sezonunu geçirecek. Sonrası ne olur hep beraber göreceğiz, olurda Gamlı Baykuş'lar haklı çıkarsa Melo'dan bir post daha garanti. İtalyan mafyası ile bizim tüccar Ünal Aysal mutlaka anlaşmışlar, kaskoyu şimdiden yapmışlardır. Bakın buraya yazıyorum, 2017 de tekrar okuyalım. Eğer Mole Baros, gibi, Elmander gibi kıçına teneke bağlanır duruma gelmişse mutlaka bir Arap, Amerikan, Çin, Rus takımına kakalanır. Ha
tta iddia ediyorum bu olasılık karşısında bir kaç takımla ön anlaşma yapılıp kapora bile alınmıştır.
Yani Pitbull maskara olmaz arkadaşlar, postunu da posasını da çıkarırlar. Geçek olan bir şey varsa, Melo Galatasaray orta sahasında uzun bir süre daha hırlamaya, dosta güven düşmana korku salmaya devam edecektir. Bir takım orta sahası kadar konuşur, Fatih Terim Melo'yla beraber konuşacaktır. Ben mi ne yapacağım? Biz bir garip Galatasaray dervişiyiz, yüzbin kere tövbe eder gene şarap içeriz.
Galatasaray gençliğimizin ebesini bellerken, miting meydanlarından kaçıp maçlara giderken yakalandığımız o hastalık, bakalım bu sene bizi nerelere sürükleyecek derken, sıfır gazete okurken, Halk tv ve Ulusal Kanal dışında bir kanal seyretmeye utanırken yine de çocukluk hastalığımızın sara nöbetleri bırakmadı bu yorgun bünyemizi. Pitbull'dan söz ediyorum İnanın çocuklar, eğer Melo gelmeseydi, kesin olarak Galatasaray'ı seyretmeyeceğim diyecektim, şimdi belki diyorum. Çok daha büyük futbolcu gelirdi mutlaka şüphem yok, ama Melo gelmezdi. Bilen bilir defalarca söylemişliğim yazmışlığım vardır, Melo için takımı, Terim', Başkan'ı dahil tamamını satarım ben. Melo demek, 34 maçlık turnuvayı önde bitireceğinin garantisi demektir. Melo demek pisliğin içine batmış, milletin soğuduğu futbola bir kaç yeni çocuğun daha tutunması, Galatasaraylı olması demektir.
Peki Pitbull'dan post çıkar mı? Kaç post çıkar? biz bu gece işin bu tarafına bakalım. İt sağlam, it kahraman, it Melo'ysa çıkar kardeşim hemde bir kaç post çıkar. Serelim o zaman postları, bakalım kaç tane çıkarabilmişler güncel deyimle futbol lobileri, baronları, eski, benim deyimimle futbolun global kraliyet ailesi. Galatasaray 3 yıllığına kiralamış. Kiralamayıp bonservisini alsa en fazla 3 yıllık kontrat yapılacağından bir fark yok gibi görünüyor. Var, Melo kiralık Galatasaray borsası için, muhasebesi blançosu için 3 yıllık paranın tamamı çıkmış görünmüyor. Fiktif olarak çıkmış, çıkacak para Ali Cengiz oyunuyla 3 yılda ödeneceği için kaynatılıp eritilecek, işe parasal boyutuyla bakanlar için ana sermayeden tek kalem para çıkışı olmayacağı için dikkate değer bir data olmayacaktır. Ünal aysal Melo'dan bu hamleyle bir post çıkarmıştır.
Aynı gerekçelerin tam tersi, Juventus cephesinde mevcuttur. 3 senelik kiralama bedeline hemen hemen aynı paraya bonservisini vermek yerine, kiralama yöntemiyle dahiyane bir planla bir postta Juventus çıkarmıştır. Meloyu aldığı paranın yarısı bile etmeyen bedelle Melo hikayesi bitmek üzeredir. Borsası, ortakları, mafyası olan İtalyan kulübü yumuşak geçişle alıştıra alıştıra zararı realize etme yoluna geçmiştir. Orada da gerçekte aynı para alınacekken, fiktif olarak hala bizim oyuncumuz, elimizden tamamen çıkmadı yasal yalanıyla durum bertaraf edilmiş, Melo'dan kurtulunmuştur.
İki taraflı oyun kurgulanırken her türlü yasal zemin hazırlanmıştır. Biri çıkar sorar, ne fark ediyor kardeşim 3 sene kiralamakla, 3 sene kontrat yapmak aynı şey değil mi? Baştan adını koyduk, futbol baronları herhalde bizden akıllı, Melo'nun 3 sene sonra bitecek kontratı 5 seneye çıkarılıyor. Yani Melo 3 sene sonra serbest kalamıyor, ama Galatasaray'la anlaşıldı 250.000 yuroluk ödemeyle son 2 sene için Galatasaray'a da oynaması garanti altına alınıyor. Muhtemelen Melo, değilse bile yamyam meneceri bu operasyondan indiragandi yapmışlardır.Öyle ya kendisiyle ilgili he iki kulübün menfaatine olan bir katakulliden Melo niye hakkını, komisyonunu almasın? Neticede sağlıklı almak için spor yapan biri değil Melo. Kendisine, kendisinden bir post çıkarması anasının ak sütü gibi helal.
Peki Melo için oluşmuş şehir efsaneleri var, para için oynuyor, önce yatıyor, sezon sonuna doğru coşuyor, kontrat yapılınca yatar, 3 yıl bizi dolandırır gibi. Küllüm yalan, küllüm vesvese, bu sene sonunda Dünya Kupası var Melo kesin hayatının sezonunu geçirecek. Sonrası ne olur hep beraber göreceğiz, olurda Gamlı Baykuş'lar haklı çıkarsa Melo'dan bir post daha garanti. İtalyan mafyası ile bizim tüccar Ünal Aysal mutlaka anlaşmışlar, kaskoyu şimdiden yapmışlardır. Bakın buraya yazıyorum, 2017 de tekrar okuyalım. Eğer Mole Baros, gibi, Elmander gibi kıçına teneke bağlanır duruma gelmişse mutlaka bir Arap, Amerikan, Çin, Rus takımına kakalanır. Ha
tta iddia ediyorum bu olasılık karşısında bir kaç takımla ön anlaşma yapılıp kapora bile alınmıştır.
Yani Pitbull maskara olmaz arkadaşlar, postunu da posasını da çıkarırlar. Geçek olan bir şey varsa, Melo Galatasaray orta sahasında uzun bir süre daha hırlamaya, dosta güven düşmana korku salmaya devam edecektir. Bir takım orta sahası kadar konuşur, Fatih Terim Melo'yla beraber konuşacaktır. Ben mi ne yapacağım? Biz bir garip Galatasaray dervişiyiz, yüzbin kere tövbe eder gene şarap içeriz.
4 Haz 2013
Atatürk'ün Gençliğe Seslenişi;
Ey Türk gençliği! Birinci görevin Türk bağımsızlığını, Türk cumhuriyetini sonsuza kadar korumak ve savunmaktır.
Varlığının ve geleceğinin tek temeli budur. Bu temel senin en değerli hazinendir. Gelecekte bile, seni bu hazineden yoksun bırakmak isteyecek iç ve dış düşmanların olacaktır. Birgün bağımsızlık ve cumhuriyeti savunmak zorunluluğuna düşersen, göreve atılmak için, bulunduğun durumun olanak ve şartlarını düşünmeyeceksin! Bu olanak ve şartlar, çok elverişsiz bir özellikte ortaya çıkabilir. Bağımsızlık ve cumhuriyetini yok etmek isteyecek düşmanlar, bütün dünyada eşi görülmemiş bir galibiyetin temsilcisi olabilirler. Zorla ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri ele geçirilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve ülkenin her köşesi eylemli olarak ele geçirilmiş olabilir. Bütün bu koşullardan daha acı ve daha tehlikeli olmak üzere, ülkenin içinde iktidara sahip olanlar duyarsızlık, sapkınlık ve hatta ihanet içinde bulunabilirler. Üstelik bu iktidar sahipleri, kişisel çıkarlarını işgalcilerin siyasi istekleriyle birleştirebilirler. Ulus fakirlik ve çaresizlik içinde yorgun ve bitkin düşmüş olabilir.
Ey Türk geleceğinin evladı! İşte, bu durum ve şartlar içinde bile görevin Türk bağımsızlık ve cumhuriyetini kurtarmaktır.
Gereksinim duyduğun güç damarlarındaki asil kanda bulunmaktadır!
27 May 2013
Futbola Lanet Ettirenler; Alper Potuk
Fenerbahçe'ye transfer oldu diye pislik atıyorsam namert olayım. Bu yüzden bizim sözlükte kendisi hakkında daha önce yazdığım şeyleri buraya aldım. Ve yine namert olayım ki, bize gelme ihtimali karşısında, Melo'nun gelmeme ihtimali doğuyor diye içimde hep bir kuşku vardı. Olması gereken takımda olduğuna göre, gönlümüzün olanca rahatlığıyla yazabiliriz.
- bokunda boncuk bulunmuş bir futbolcu daha. üstüne para vererek oynaması gereken takıma gider yapmış. potuğuna atlayayım lan senin.
- kendisini fener'in niye almadığını bu gün öğrendim. 22 ocak 2012 de resmen galatasaray maçından puan alabilmesi için eskişehirspor'da kalması sağlanmış. tek başına 1 puanı aldı kalitesiz, kasap, insanlık dışı futbolcu. tam fenerlik.
- galatasaray alt yapısını alacaksın bir akşam florya kaşıbeyaz restaranta götüreceksin. bütün futbolcuları tıka basa mideleri patlayıncaya kadar yedireceksin. sabah en az 3 tane alper potuk sıçarlar.
- yedek kulübesi bayağı tozlu bizim, 5 milyonluk bir temizlikçi daha alalım. orta saha futbolcu kaynıyor, bize sol bek lazım, sağ açık lazım, 433 oynatacak bir 10 numara lazım. daha önce yazdım galiba, bizim paf takımını götür kaşıbeyaz'a sıkı bir kebab yesinler, sabaha en az 5 tane alper potuk sıçarlar
- Bir kere daha not düşelim. Bu ülke futbol oligarşisi ancak iki takımın çekişmesinden nemalanıyor ve uzun yıllar da böyle olacak gibi görünüyor. Ve bu yüzden de ülkedeki bütün futbolcular bu iki takımda oynamak için planlamalarını yapıyorlar. Bu iki takımdan biri biziz, his takımıyız, bizde oynama kriterleri futbolcunun yeteneğinden çok, takıma, büyük taraftarına katacağı hise bağlıdır. Galatasaray'da oynamak için sebep, daha çok para vermesi değildir. Sarı kırmızı renklerin daha güzel görünüyor olmasıdır. Neticede Galatasaray futbolcusu, Fenerbahçe futbolcusundan daha az para alıyor değildir. Fenerbahçe'de oynama kriteri renklerin yanında daha çok paradır. Nitekim transferin para eder malı olan Alper Potuk'da, renk seçiminden daha çok, para fazlalığına önem vererek Fenerli olmuş, bizi bir kere daha öngörülerimizde isabetsizliğe uğratmayarak da takdirimizi kazanmıştır. Umarım uzun yıllar, Galatasaray'a attığı maddi kazığın karşılığını Fenerbahçe yedek kulübesini pas pas yaparak alır.
Alper Potuk futbolcu olabilir ki- bana göre futbolcu falan değildir- ama net olarak adam olmadığını, 1 saat önce verdiği sözden dönerek kendisi futbol ile ilgilenenlere beyan etmiştir. Gel gelelim bu sözden dönmenin Fenerbahçe açısından kıymeti harbiyesi yoktur. Hatta böyle pislik, karaktesiz bir futbolcu daha kazandırdık diye övünme sebebidir onlar için. Yeter ki sporda, kupada geride kaldıkları için ağızlarından salya akıtan güruh, maçlar başlayana kadar oyalansın. Alper Potuk'un geçen yıl imzanın eşiğinden dönmesinin nedenini de yazalım da onu alanın, onu satan tüccarın ne mal olduğunu bilmeyen kalmasın. İmzalar atılmak üzredir, Alper '' bana bir 100.000 Yuro daha fazladan verin'' demiş, Fenerliler tarafından masadan kovulmuştur. O zaman Galatasaray talip olmadığından, kendisinin pazarlamacısı, insan satıcı (meneceri) 1 sene daha malı allayıp pullayıp ligimizin bu iki büyük alıcısına bilezik gibi geçirmeyi kafalarına koymuşlardır. Genelde bu iş Kayserili futbolcu satıcılarının büyük işidir de Eskişehirspor'da yarası olup gocunan tayfasından olduğundan Kayseriliden geri kalmamış, alış verişi Fenerbahçe tarafına doğru yönlendirmiştir.
Şimdi biraz da futbolculuğunu yatıralım mercek altına. Alper Potuk orta saha oyuncusu anladığım kadarıyla. Benim için orta sahada oynayan futbolcu, korneri, serbest vuruşu, penaltıyı atabilecek futbolcu olmalıdır. Hatta gerekirse kaleye bile geçirilebilmelidir. Kaleciliğini bilemem ama, biraz araştırdım orta saha futbolcusunun kayde değer hiç bir büyük futbolcu özelliği yok. İt gibi koşmaktan başka. Fenerbahçe'de Alper'in oynadığı futbolu, Mehmet Topal, Mehmet Topuz, Selçuk Şahin zaten oynuyor. Biz boşalttığımız nefret edilen orta saha futbolcusu kontenjanı Mustafa Sarp'la beraber kaldırdık. Az kalsın bu kazma yeni bir Mustafa Sarp vakası olarak bizim midemizi bulandıracaktı bir kaç yıl. Benim değil ama mutlaka bazı Galatasaray taraftarının verilmiş sadakası varmış kurtulduk.
Yani çocuklar, kısaca hem adam olmayan bir futbolcu alacaktık, hem de belki de bu kazma yüzünden Melo'dan olacaktık. Bize böyle benim için nerede olursa olsun farketmez, ben parama bakarım türünden endüstri futbolcusu yaramaz. Gelse bile oynayamaz. Ruhsuz, kansız profesyonel futbolcular bizim baş çelişkilerimizdir. Hala Alper'i kaçırdık diye dert eden vardır diye bir uyarıda bulunmak istedim. Emre Çolak'ı takımdan ayrı kampa göndersinler. Palandöken dağlarında 2 ay baltayla odun kessin, 2 tane Alper Potuk değerine ulaşır. Futbolcu yeteneği zaten şu anda bile kendisinden kat be kat üstündür. Biraz fizik kuvvetiyle dönsün, eğer gerekirse orta sahada konuşlandırılması gereken Türk futbolcusu aramaya, taransferde kazıklanmaya hiç gerek yoktur. Rahat olalım.
13 May 2013
Marstan Kurtulma Ustası
Tavla da meşhurdur böyle tipler. Mars olacağı zaman başlar mızıkçılığa. Zar atarken konuşur, zar atılırken mırıldanır. Karşısındakinin sinirini bozar. Kendisi asla oyun disiplinini bozmaz. Mucize zarlar bile gerekse oyunu bırakmaz. Rakibin şanslı, kendisinin şanssız olduğunu düşünür. Fazla aldın der, zar tuttun diyerek atılan zarı saymaz. Oyuncuyu canından bezdirip bir şekilde marstan kurtulur. 2 puan vereceğine 1 puan verdiğine şükreder, mutlu olur. Bu tipleri asla üzemezsin, hatta yendiğin için sen üzülürsün, bir daha oynamak istemezsin.
Futbolumuzun da bir marstan kurtulma ustası vardır. Tıpkı çirkef tavlacı pozisyonunda oynar maçlarını. İğrenç, acemi, hileci, kansız tavlacı gibi lige devam eder.. 53 yıllık sayılı ligimizin 19 senesinde marstan kurtulup 2. olmuşlar. Ve bu 19 lig ikinciliklerini de Şampiyon gibi sayıp, mutlu olmuşlar. Yer yüzü üzerinde, kendi takım taraftarlarının dışındaki tüm taraftarların, Başkan'ı, Hoca'sı, kalecisi, futbolcusu üzerinde nefrette mutabık olduğu bir takım var mıdır? Aynı şey bizim başımıza gelse, kendi stadımızda son saniyede 2 şampiyonluk versek, bir 3. sünde de 10 puanla rakibi misafir etsek yarımız telef olurduk. Nitekim o meşhur su savaşının yaşandığı maçta direniş yapmış, Başkanımız, Hocamız dahil tüm takımı değiştirmiştik. Adamların kılı kıpırdamadı. ''Galatasaray'ı yendik ya'' diye bir mutlu olma sebebi icat ettiler senelerdir avunuyorlar.
Evet 14 senedir Kadıköy'de maç kazanamıyoruz. 9 unu Şampiyon kapadık. Siz aldığınız galibiyetlerle avunadurun, biz yıldız takmaya bakalım, göğsümüze. İsterseniz şimdiden anlaşabiliriz de, yine yenin bizi Boklu Dere'de, biz Şampiyon olalım. Geçti o günler çocuk, bu vasıflar futbolun temiz olduğu, sadece halk çocuklarının sevdiği, dışarıda başarının beklenmediği, kısaca futbolun, futbolcunun, maçın, Şampiyonluğun parayla alınıp satılamadığı zamanlar için bir felsefeydi. Fener'i yenelim, Şampiyon olmayalım. Bakın gördünüz dün gece bu felsefenin çöpe gideli yıllar olduğunu. Beşiktaş'ın mucizevi bir şekilde 2. liğe, yani Şampiyonlar ligine gitme ihtimali doğar doğmaz, Beşiktaş'lı görünümlü Tüpçü'nün maşa, Aziz'in tepede olduğu şebeke, alavere dalavereyle rüyayı ancak 1 gün görmeye müsaade etti.
Beni hiç kimse dünkü maçın kurulmadığına ikna edemez. Demirel yapardı bu kurnazlığı. Her Fener-Galatasaray maçının gecesi dayardı zamları. Millet maçı konuşa dursun, ılık suya atardı kurbağa milleti. Yavaş yavaş su kaynar, zamlara alışırsın, mayışırsın, zıplayacak dermanın kalmaz, haşlanır gidersin bir sonraki maça kadar. Bu ülke normal bir ülke olsa bu hafta maç mı oynanırdı? Yüzlerce insan parça parça olmuş, ölü sayısını söylemeye kimsenin cesareti yok, maçtan en iyi anlayan Başbakan'ın imdadına yetişmiş Anamaç. Kaçırır mı bu fırsatı? Galatasaray yense, zaten taraftarı açıklamış maçtan önce sıfır sevinme olacak. Fenerli bir kaç hafta önce marstan kurtulmuş, travmayı atlatmış. Neyle avutacaksın bu kadar yoğun, aktif halkları? Yarım saat sürmez maçın konuşulması, sonrası gündem Reyhanlı.
Şampiyon olmuş bir takımın oynadığı maçı analiz etmenin hiç bir manası yok. Kimisi Elmander'le başlamak hataydı, orta sahayı teslim ettik diyor. Hiç kimse Grande'nin neler düşündüğünü tahmin bile etmek istemiyor. Tarihin en büyük hezimetini Fatih Terim aldı, eğer bu skor bir maç temizlenecekse o maç bu maçtı normalde. Ve bu tabelanın altından kalkacak moralde, kalitede, klasta bir takımla çıktı sahaya. Elmander sanki ileride 3. forvet oynadı. İlk yarının en çok koşan adamıydı. Önümüzdeki sene Galatasaray 5.000 metre atletizm takımına kaydırsak mı? Ona bakarsan, Drogba bek oynadı, kaç kere topu kalecinin bile gerisinden çıkardı. Maçta konuşacağımız şeyler kısıtlı. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en kötü (En büyük!) hakemi, maçın Hatay'ın önüne geçmesi gerektiği emrini baş üstüne deyip aldı ve icra etti. Kendisini takip edenler kaçırmamıştır, İddia'dan malı götürmüştür. Bas kırmızı karta, bas penaltıya malı götür. Galatasaray'ın yediği iki gol öncesinde faul vardı. Sabri'ye yapılan kambura yatma kesin penaltıydı. Ama ben maçı hakeme yıkarken, yanlı davrandığı gerekçesiyle yıkmıyorum. Böyle olması gerekiyordu, bir şekilde Fenerbahçeli yığınların da lig sezonundan tatmin olması icap ediyordu. Dedim ya mümkün olan en fazla insanın bombalamaları konuşmaması, düşünmemesi sağlanıyordu.
2 senedir yazıyorum, bu bizim Eboue'ye ayı dediğim zaman ırkçılıkla suçlanıyorum. Bir köyde öküz toslasa yıkamaz bu ayıyı. Gece mezarlıkta 10 kişi önünü kesip soymaya kalksa tek başına hepsini döver. Ama maçta o koca cüsse adeta asırlık bir çınara dönüşüyor. Teması geçtik, en ufak bir nefeste, yere atıp kıvranıyor. Eline krampon geliyor, ayağını tutup bağırıyor. Bundan önceki yaşamı kesin sürüngen familyasından olmalı bu ayının. Ulan ayı o itmeyle Beyoğlu'nda karınla geziyor olsan düşermisin? Bu kaçıncı lan topu, mücadeleyi bırakıp yerde kıvranırken yedirdiğin gol. Ya sen Hamido, oynadığın bu topu yazın tatil köyünde oynasan seni bir sonraki maç kadroya alırlar mı? Sıfır isabetli pasla oynadın, tribünlerden Grande'nin talimatı anca geldi de uzun süre oyunda kaldın. Sağ tarafımızı kısmi felç teşhisiyle hastaneye gönderdiniz. Sol tarafta da devşirme bek, takımın talimatla sağlanmış kötü oyununa katkı sağlayarak follaş oldu Gökhan Gönül karşısında.
Bir lafımızda Uğur Meleke denen totem tapınıcısına. Galatasaray'ın bir hafta önce Belediye ile oynayan takımlarla oynamasının, kendisine avantaj sağladığını böğürüp durdu haftalardır. Ben razıyım, bir sonraki sezon Fenerbahçe, Belediyesporla oynayanla oynasın. Haklıymış Belediye'ye yenilen takım aslan kesilmiş, iki defa üst üste yenilmemek için var gücüyle oynamıştır.
Maçın hipotezi budur. Nasıl ve ne biçimde olmuş kimse bilemez, ama derin futbol oligarşisi maçı Fenerbahçe'ye vermiştir. Nitekim maçtan sonra ki Galatasaraylı futbolcuların sevinç göstergelerinin sebebi de budur belki de. Hiç kimse maçın kaybedildiğine üzülmemiştir. Kırmızı kartların pozisyonunu tekrar tekrar izleyin, bir birlerini gırtlaklayan futbolcular, atıldıktan sonra sarmaş dolaş olmuşlardır. Galatasaraylı futbolcular 5 dakika varken kalede kaleci yokken tek bir şut atmamışlar, gereksiz yaptıkları faullerle süreyi kendileri bitirmişlerdir.
Maçtan çıkan tek hipotez ise. Galatasaray'ın 1 numaralı yabancı futbolcusu Melo'dur. Melo'suz bir takımla lige başlamak, jokersiz pişti oynamak gibidir. Drogba dahil, o çok büyük kalecimiz Muslera dahil, bütün yabancılar gitse en ufak bir üzüntü duymam. Melo, bu takımın isyan ve savaş tanrısıdır. Umarım bu maçı baz alarak olumsuz bir maceraya gitmezler.
Şampiyon, şüphelendiğim sebeplerden dolayı Şampiyon gibi oynamadı. Başta benim olmak üzere milyonlarca Galatasaraylının zevkine limon sıktı. Ne var ki maç sonu soyunma odası tabelasındaki imzalar tarihe bir kez daha not düştü. Laf uçar yazı kalır. Filmin 2. vesiyonudur, Değişmeyen tek şey Galatasaray Şampiyonluğudur.
Futbolumuzun da bir marstan kurtulma ustası vardır. Tıpkı çirkef tavlacı pozisyonunda oynar maçlarını. İğrenç, acemi, hileci, kansız tavlacı gibi lige devam eder.. 53 yıllık sayılı ligimizin 19 senesinde marstan kurtulup 2. olmuşlar. Ve bu 19 lig ikinciliklerini de Şampiyon gibi sayıp, mutlu olmuşlar. Yer yüzü üzerinde, kendi takım taraftarlarının dışındaki tüm taraftarların, Başkan'ı, Hoca'sı, kalecisi, futbolcusu üzerinde nefrette mutabık olduğu bir takım var mıdır? Aynı şey bizim başımıza gelse, kendi stadımızda son saniyede 2 şampiyonluk versek, bir 3. sünde de 10 puanla rakibi misafir etsek yarımız telef olurduk. Nitekim o meşhur su savaşının yaşandığı maçta direniş yapmış, Başkanımız, Hocamız dahil tüm takımı değiştirmiştik. Adamların kılı kıpırdamadı. ''Galatasaray'ı yendik ya'' diye bir mutlu olma sebebi icat ettiler senelerdir avunuyorlar.
Evet 14 senedir Kadıköy'de maç kazanamıyoruz. 9 unu Şampiyon kapadık. Siz aldığınız galibiyetlerle avunadurun, biz yıldız takmaya bakalım, göğsümüze. İsterseniz şimdiden anlaşabiliriz de, yine yenin bizi Boklu Dere'de, biz Şampiyon olalım. Geçti o günler çocuk, bu vasıflar futbolun temiz olduğu, sadece halk çocuklarının sevdiği, dışarıda başarının beklenmediği, kısaca futbolun, futbolcunun, maçın, Şampiyonluğun parayla alınıp satılamadığı zamanlar için bir felsefeydi. Fener'i yenelim, Şampiyon olmayalım. Bakın gördünüz dün gece bu felsefenin çöpe gideli yıllar olduğunu. Beşiktaş'ın mucizevi bir şekilde 2. liğe, yani Şampiyonlar ligine gitme ihtimali doğar doğmaz, Beşiktaş'lı görünümlü Tüpçü'nün maşa, Aziz'in tepede olduğu şebeke, alavere dalavereyle rüyayı ancak 1 gün görmeye müsaade etti.
Beni hiç kimse dünkü maçın kurulmadığına ikna edemez. Demirel yapardı bu kurnazlığı. Her Fener-Galatasaray maçının gecesi dayardı zamları. Millet maçı konuşa dursun, ılık suya atardı kurbağa milleti. Yavaş yavaş su kaynar, zamlara alışırsın, mayışırsın, zıplayacak dermanın kalmaz, haşlanır gidersin bir sonraki maça kadar. Bu ülke normal bir ülke olsa bu hafta maç mı oynanırdı? Yüzlerce insan parça parça olmuş, ölü sayısını söylemeye kimsenin cesareti yok, maçtan en iyi anlayan Başbakan'ın imdadına yetişmiş Anamaç. Kaçırır mı bu fırsatı? Galatasaray yense, zaten taraftarı açıklamış maçtan önce sıfır sevinme olacak. Fenerli bir kaç hafta önce marstan kurtulmuş, travmayı atlatmış. Neyle avutacaksın bu kadar yoğun, aktif halkları? Yarım saat sürmez maçın konuşulması, sonrası gündem Reyhanlı.
Şampiyon olmuş bir takımın oynadığı maçı analiz etmenin hiç bir manası yok. Kimisi Elmander'le başlamak hataydı, orta sahayı teslim ettik diyor. Hiç kimse Grande'nin neler düşündüğünü tahmin bile etmek istemiyor. Tarihin en büyük hezimetini Fatih Terim aldı, eğer bu skor bir maç temizlenecekse o maç bu maçtı normalde. Ve bu tabelanın altından kalkacak moralde, kalitede, klasta bir takımla çıktı sahaya. Elmander sanki ileride 3. forvet oynadı. İlk yarının en çok koşan adamıydı. Önümüzdeki sene Galatasaray 5.000 metre atletizm takımına kaydırsak mı? Ona bakarsan, Drogba bek oynadı, kaç kere topu kalecinin bile gerisinden çıkardı. Maçta konuşacağımız şeyler kısıtlı. Türkiye'nin gelmiş geçmiş en kötü (En büyük!) hakemi, maçın Hatay'ın önüne geçmesi gerektiği emrini baş üstüne deyip aldı ve icra etti. Kendisini takip edenler kaçırmamıştır, İddia'dan malı götürmüştür. Bas kırmızı karta, bas penaltıya malı götür. Galatasaray'ın yediği iki gol öncesinde faul vardı. Sabri'ye yapılan kambura yatma kesin penaltıydı. Ama ben maçı hakeme yıkarken, yanlı davrandığı gerekçesiyle yıkmıyorum. Böyle olması gerekiyordu, bir şekilde Fenerbahçeli yığınların da lig sezonundan tatmin olması icap ediyordu. Dedim ya mümkün olan en fazla insanın bombalamaları konuşmaması, düşünmemesi sağlanıyordu.
2 senedir yazıyorum, bu bizim Eboue'ye ayı dediğim zaman ırkçılıkla suçlanıyorum. Bir köyde öküz toslasa yıkamaz bu ayıyı. Gece mezarlıkta 10 kişi önünü kesip soymaya kalksa tek başına hepsini döver. Ama maçta o koca cüsse adeta asırlık bir çınara dönüşüyor. Teması geçtik, en ufak bir nefeste, yere atıp kıvranıyor. Eline krampon geliyor, ayağını tutup bağırıyor. Bundan önceki yaşamı kesin sürüngen familyasından olmalı bu ayının. Ulan ayı o itmeyle Beyoğlu'nda karınla geziyor olsan düşermisin? Bu kaçıncı lan topu, mücadeleyi bırakıp yerde kıvranırken yedirdiğin gol. Ya sen Hamido, oynadığın bu topu yazın tatil köyünde oynasan seni bir sonraki maç kadroya alırlar mı? Sıfır isabetli pasla oynadın, tribünlerden Grande'nin talimatı anca geldi de uzun süre oyunda kaldın. Sağ tarafımızı kısmi felç teşhisiyle hastaneye gönderdiniz. Sol tarafta da devşirme bek, takımın talimatla sağlanmış kötü oyununa katkı sağlayarak follaş oldu Gökhan Gönül karşısında.
Bir lafımızda Uğur Meleke denen totem tapınıcısına. Galatasaray'ın bir hafta önce Belediye ile oynayan takımlarla oynamasının, kendisine avantaj sağladığını böğürüp durdu haftalardır. Ben razıyım, bir sonraki sezon Fenerbahçe, Belediyesporla oynayanla oynasın. Haklıymış Belediye'ye yenilen takım aslan kesilmiş, iki defa üst üste yenilmemek için var gücüyle oynamıştır.
Maçın hipotezi budur. Nasıl ve ne biçimde olmuş kimse bilemez, ama derin futbol oligarşisi maçı Fenerbahçe'ye vermiştir. Nitekim maçtan sonra ki Galatasaraylı futbolcuların sevinç göstergelerinin sebebi de budur belki de. Hiç kimse maçın kaybedildiğine üzülmemiştir. Kırmızı kartların pozisyonunu tekrar tekrar izleyin, bir birlerini gırtlaklayan futbolcular, atıldıktan sonra sarmaş dolaş olmuşlardır. Galatasaraylı futbolcular 5 dakika varken kalede kaleci yokken tek bir şut atmamışlar, gereksiz yaptıkları faullerle süreyi kendileri bitirmişlerdir.
Maçtan çıkan tek hipotez ise. Galatasaray'ın 1 numaralı yabancı futbolcusu Melo'dur. Melo'suz bir takımla lige başlamak, jokersiz pişti oynamak gibidir. Drogba dahil, o çok büyük kalecimiz Muslera dahil, bütün yabancılar gitse en ufak bir üzüntü duymam. Melo, bu takımın isyan ve savaş tanrısıdır. Umarım bu maçı baz alarak olumsuz bir maceraya gitmezler.
Şampiyon, şüphelendiğim sebeplerden dolayı Şampiyon gibi oynamadı. Başta benim olmak üzere milyonlarca Galatasaraylının zevkine limon sıktı. Ne var ki maç sonu soyunma odası tabelasındaki imzalar tarihe bir kez daha not düştü. Laf uçar yazı kalır. Filmin 2. vesiyonudur, Değişmeyen tek şey Galatasaray Şampiyonluğudur.
12 May 2013
Değişmeyen Şampiyon;Zavallı Fener 2-1 Galatasaray
11 May 2013
Statpaşa Mithatyumu,
Hepimizin mahallesinde aynıdır bakkalın önü. Biraz sonra başlaması planlanan mahalle maçı için toplanılan sosyal tesislerdir. Her hangi bir Pazar günü, bizim bakkalın önünde, mahalle maçı öncesinde,o unutulmaz transistörlü radyodan maçları dinliyoruz. Çocuğuz, Statpaşa Mithatyumu'nun! tribünlerini tavaf edeceğimiz günlerin arifesi. Aydın Köker'e, Orhan Ayhan'a bağlanıyoruz. Metin'in deniz tarafına doğru aktığını, Gökmen'in gazhane tarafındaki kaleye attığı şutu dinliyor, gözümüzün önüne getiriyor hayaller kuruyoruz. Bütün statların tribünlerinin isim babasıdır Dolmabahçe, Mithatpaşa, İnönü Stadı. Adı nedense çok değiştirilmişti? İlk yapıldığında şimdi ki yeni açık yokmuş, sonradan yapıldığı için adı yeniye çıkmış. Fakat daha dün yapılan Arena Stadında bile eski açık var ise, Türkiye'deki bütün stadyumlarda taraftarın yoğun bağırdığı tribünün adı yeni açıksa, isim babası Dolmabahçe tribün emekçilerinindir.
Ve işte haftalar, yıllar geçti, büyüdük. Kartal'dan, evden trene, oradan vapura, Karaköy'den stada kadar yürüyebilecek yaştayız. Mithat Paşa Stadı yeni açığında çocukluk hastalığına yakalanacağımız, binlerce taraftarın ilk uğrak ilk sınav yerindeyiz. Büyüklerden duyardık, amigoları, o mübarek adamları göreceğiz. Amigo Orhan bizim, Amigo Çetin Fenerbahçe'nin amigosuydu. Dinleye dura büyüdük efsanelerini. Yeni açık 3 kat, o zamanlar kapalı tribün taraftarı henüz oluşmamış. Maçlara formalarla gidilmiyor, hava güneşliyse kartondan şapkalar, soğuksa annelerin ördüğü sarı kırmızı takkeler tek alametlerimiz. Bir de bayrak tedarik edinebilmişsek, mahallenin en gururlu insanları bizdik artık. Hep derdik o zamanlar, bizden aile reisi olmaz, biz alır bayrağımızı maça gideriz. Sözümüzün de hala arkasındayız.
Yeni açığın orta katına kapalıdan başlayarak asılan rulo bayrak sınırı belirliyor. Normalde tam orta yere kadar geliyor o bayrak. Galatasaray taraftarı, kapalıya yakın tarafta konuşlanıyor. Sonraları kapalı tribün efsaneleri oluşuyor, büyüyen, Orhan Baba'nın tevhid-i tedrisatından geçen, yeni açık taraftarlığından diploma alan kapalı tribüne geçiyor. Kapalı resmen meydan muharebesi yapılan yer.Kapalı tribün taraftarı aynı zamanda taraftar kazandırma fabrikası. Kim bilebilir? kaç çocuk sadece kapalıda olup bağırabilmek için Galatasaray'lı, Fenerbahçeli olmuştur. Büyük maçlar yarı yarıya, kapalı girişinde 3 kapı var, ilk giden taraftarlar iki kapıyı alır, iki kapıyı alan, iki kuyruktan girer dolayısıyla başlarda daha çok taraftar gelir kapalıya. Taraftar hemen hemen eşit olduğundan bir müddet sonra iki kapıyı alanların yoğunluğu biter, yer kavgası, bayrak asma kavgası, tribün kızıştıktan sonra gelen bir manga polis tarafından halledilir. Tam ortaya bir sıra polis dizilir. Yan yanadır iki takım taraftarı artık. Kuyruklarda bilet bitecek endişesi yaşanır. Paslı demir kapılardan demir parmaklıklara geldiğinde artık korkulacak bir şey yoktur. Mezardan küçük kulübelerin önünden geçerken paranı verir biletini alırsın. Elektronik biletlerin icadı için bir nesil feda edilecektir.
Zemin katta, yeni açık hariç bütün tarafta, duhuliye tribünü denen parmaklıkla çevrili hendek var. Orada kafalar saha hizasında, vücutlar yer altında. Yeni açığın en üst katının ortasında bir müştemilat var. İki pencereli betondan küçük ev skor tabelası. İçinde biri durur atılan gollerden sonra penceredeki rakamı değiştirir. Bazen geç kalır, küfürü yer. İnönü stadı İstanbul'un tam kalbine yapılmıştır. En güzel maça gitme mekanı, en güzel maçtan dağılma stadıdır. Maçtan sonra motorlarla geri dönmek, eğer galipsen ne büyük mutluluktur. Türkiye'ce ünlü Beleştepe'si vardır İnönü stadının. Oradan sahanın bir yarısı net görünür, garibanların locasıdır. Son yarım saat kapılar açıldığında büyük bir yarış başlar o tepeden, son dakikaları tribünden izlemek için. Sahi ben maçtan hakem düdüğü çalmadan hiç çıkmadım da, şimdi nasıl bilmiyorum, o zamanlar kalp krizi geçirsen kapılar açılmadan maçtan çıkamazdın. Şimdiki taraftara garip gelir, bir kaç nesil sonra da kimse inanmaz. Hem Fenerbahçe, hem Galatasaray aynı gün Mithat Paşa'da oynardı. Misal Fenerbahçe- Şekerspor önce oynar, arkadan Galatasaray-Vefa oynardı. Acelesi olan, vakti olmayan, hatta gittiği maçtan 10 dakika önce çıkan bugünün Galatasaray taraftarına soruyorum böyle bir maça gitsen ne yaparsın? Vefa seyircisi, yeni açıkta, Galatasaray ile Fenerbahçe seyircisinin ortasında bulunur, duruma göre sonraki maçın taraftarı olurdu. Ne garip duygudur Arena'nın monşer Galatasaraylıları için, 2 maç üst üste maç seyretmek. Velev ki olsa, bizim maçın dışındaki maçı 100 kişi seyretmez bilirim.
İnönü Stadının gördüğü en büyük deplasman taraftarı büyük Es Es taraftarıydı. O zamanlar 3 büyüklere efelenen takım Eskişehirspor'du. Bir kaç sene sonra Trabzonspor efsanesi dillenecekti. Ve biz tecrübeli, fosil taraftarlar şimdi itiraf edecektik, Eskişehirspor maçında, Trabzonspor maçında kendi sahamızda, kendi stadımızda azınlıktaydık. Güncel taraftar için akıl mantık almayacak bir durumdu.
İnönü Stadı, bir futbol maçı sahasından çok daha başka bir şeydi bu mazlum ülke için. Hiç parası olmayanla 42.510 kişinin en zengini olanla aynı yerde tepinebilme ihtimalinin olduğu er meydanıydı. Şimdi bütün stada birer kat daha ilave edilmesine rağmen kapasitesi 22.000 olan anıttan söz ediyoruz. Bu stat bu haliyle bizim zamanımızda olsaydı kapasitemiz 70.000 kişi olurdu. Yeni açık demirleri arasından zayıf olanlar kafalarını soktular mı, vücutlarını da sokarlardı. Eski açığın rakımı çok alçaktı. Yukarıya sağlam bir iple beş parası olmayan gariban bir taraftar çekilebilirdi. O zamanın stevartları şimdikiler gibi acımasız değildi, bir el de onlar atardı. Saatler önce maça girmiş olurdun, geceden girdiğin maçlar istisna onları saymıyorum. Acıktın it gibi, muhtemelen kedi köpek eti bulaşığı hamurları, pide diye yedik yıllarca Belki de hala bu bağışıklığımız yüzünden ne yersek yiyelim bize dokunmuyor. Maçtan sonra garanti sesimiz kısık, bir hafta boyunca ishaliz, annemiz patates haşlaması yediriyor. Olsundu, ses kısıklığımız, maçtan sonra olduğumuz ishal, bizim bu Pazar maçta olduğumuzun şeref sertifikasıydı. Anlımızın akıydı, henüz maça gitmemiş çocuklar için birer kahramandık.
Stat kapıları saatler öncesinden kapanırdı Mithat Paşa'da. Maçlar bugünkü gibi 90, bilemedin artı eksi 3 saat değildi. Maç bizim için tam bir mesai günüydü. Ölüm kalım maçlarını saymıyorum, normal bir Adanaspor maçı bizim için 1 gündü. Herhangi bir Fener maçını anlatıyorum şimdi. İnönü stadı cehennem gibi. Kapalının deniz tarafında, bizim eski açık bizle yapışık, yeni açık kapalı tribün tarafında tam ortalardan bıçakla kesilmiş gibiyiz. En ufak bir kıvılcımda her iki takım taraftarı yoğun tezahürata başlıyor, yorulup susuyor, bir birlerinin kucağında zaman zaman uyuyor, maç saatini bekliyor. Fırtına yaklaşıyor, yeni açık tarafımızda bir hareketlenme, dalgalanma oluyor. Bu hareketlenme Amigo Orhan'ın geldiğinin dosta düşmana bildiriliş seremonisi. Orta kattan, tribün arkasından kapalı demirlerine kadar gelip, sarı kırmızı eşofmanlı Orhan Baba tribünün tam ortalarına kadar geliyor. El sürenler, dokunanlar, kulüp başkanından çok daha fazla itibarlı Orhan Baba, yeni açığın önünde ufak bir elektrik direği vardır, ona tutunup ince sac tribün paravanına çıkıyor. Ayaklarından, belinden tutuyorlar mübarek adamı. Herkes çöküyor, bütün stat lafın gelişi tabi, bütün Galatasaraylılar. Rakip takımın taraftarına saygı vardı o zamanlar, tezahüratı Fenerliler de dinliyor. Şimdi olsa kesin bağırttıramazlardı o büyük amigolar. Nitekim bizim kapalı amigosu Mehmet, tribünlere maskara olarak emekli olmuştu.
Sağ elini sallayarak olanca avazıyla bağırırdı Amigo Orhan.'' Biiiiiir baba hindiiiiiiii'' yıkıyoruz ortalığı'' heeeey Allah'' ''Olsaydı şimdiiiiii'' ne demekse? garip bir tekerlemeden sonra makamına uygun 3 lüyle başlardı bizim tezahürat. Hemen hemen aynı dakikalarda Amigo Çetin belirirdi kendi tribünlerinin önünde elinde davuluyla. O da kendi taraftarını susturup, Orhan Baba'nın paralelinde ihtiyar suratını yırtıyordu.'' Kuşdiiilinden geliyoruuuuum'', '' Fenerliler bağırıyor biz dinliyoruz,'' Ooooy Ooooooy'' Zeki Müren'in Bahçevan müziği eşliğinde, ''Takımımı seviyorum, sarı lacivert rengimiz, şampiyonluk hedefimiz oy oy''dan sonra ''Feeeeeneeeeerbahçemiiiiiiz'' Sonra her iki takım baş amigoları tam orta yerde, yani esas şeref tribününde sarılıp öpüşüp aslan gibi, delikanlı gibi tezahürat savaşını başlatıyorlardı. Artık hodri meydandı. Ateş serbest, her iki takım taraftarı cehennemi tezahürata başlardık.
Kapalının tam ortasında Mehmet Abi, ben dibinde bacak aralarından sahayı görebilecek açıdayım. Deniz tarafına doğru setin üstünde Zekai abi, sınırı tutan, Fenerbahçe amigosu Yaşar'la(Bizim kapalı amigosu Mehmet Abi'nin kardeşidir) omuz mesafesinde Peygamber Hüseyin. Mahşeri ölmeden , yaşamak isteyenler, hey babalar be, yıkıyoruz İnönü Stadını. Hadi yıkıyoruz lafın gelişi de inanın çocuklar en az 4 şiddetinde sallıyoruz. Salkım saçak, nefes nefese, bağırmayan taraftarın alt kata atıldığı, kurtarılmış bölgeler, işte bizim tribünler.
1975 yılındayız,eski açıkta, numaralıya yakın tarafta ikinci kattayız. Mithat Paşa stadı sanki mahşer yeri. Avusturya'da 1-0 yenildiğimiz maçın rövanşına çıkıyoruz Rapid Wien'le. Kalemizde panter Yasin var. Gökmen ile Şevki atmış 2-0 öndeyiz. Henüz Avrupa fatihi namı almamış Galatasaray o zamanlar, belli ki bu işin temel atma törenlerini yapıyordu. Boru değil tur atlayacaktık. Gerçi atlasak ne olacak? o zaman ki hayallerimiz kupayı ellemek değil, ünlü futbolcuları İstanbul'da İnönü'de seyretmekti sadece. 3 sene önce Müller'i, Beko'yu, Maier'i seyretmiştik 6-0 yenildiğimiz maçın ertesinde.
Bir tur atlayacaktık işte şunun şurasında, maksat bir sonra büyük bir takımı, meşhur bir futbolcuyu seyretmek ti, inliyordu Mithat Paşa, Re re re ra ra ra sesleriyle. İstanbul'da hava sultaniyegah makamındaydı. Boğazdan gelen esinti birazdan zafer ve savaş naralarıyla taçlanacaktı. Avusturya futbolunun en büyük futbolcularından biri Krankl limon sıkmasaydı eğer. İğne deliği derler ya tam tam oradan Yasin'in kalesine gol bırakmış, stadı ölüm sessizliğine terk etmişti. 2-1 galiptik şimdi ama eleniyorduk elbette. O zamanların meşhur mazeretine sığınırdık nasıl olsa, şerefli mağlubiyetler alırdı takımlarımız, biz yenerek, elenecektik, bundan büyük şeref mi olurdu? 3-4 dakika kala ünlü deniz tarafındaki kaleye sağ taraftan bir serbest vuruş kazandık. Metin Kurt atacaktı normalde, sağ açık oydu, Büyük Mehmet geldi topun başına, Metin'i itekledi. Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en büyük 5 futbolcusu içinde olan, adı büyük kendi büyük, Kadırga'lı Büyük Mehmet, topu 18 içine kesti. Top sanki saniyelerce havada asılı kaldı. En yükseğe Gökmen çıktı. Kafayı kalecinin sol tarafındaki direk dibine vurdu. Sonrasını hiç birimiz hatırlamıyoruz, hatırlasak yazmaz mıyız? Sakinleşmemiz en az 5 dakika aldı.. Ben hayal mayal, Küçük Mustafa'nın, (gerçekten küçücüktü) delirdiğini hatırlıyorum. Motorla geçtik Haydarpaşa'ya. Orada biri gol sesi buraya kadar geldi dedi..O sesi çıkaranlardan bir olmanın şanını şerefini benden hiç kimse alamazdı.
Ah be İnönü Stadı, edebiyattan biraz anlasam, seni yazabilsem seni, 10 sene üst üste oscar ödülünü ben alırdım. Konuşurum, anlatırım yazamam. Sen benim çocukluğum, delikanlılığım, nesilden nesile aktardığım hasletimsin. Ali Sami Yen'den ayıramam seni, sen iki vazgeçemediğim oğlumsun. Biz seni bizden öncekilerden miras aldık, şanla şerefle bizden sonrakilere büyüterek miras bıraktık. Şimdi vakit endüstriye beyaz bayrak çekme vaktidir. Yine de sonuna kadar kahramanca savaştın, şanla şerefle direndin, yapacak bir şey yok, biz, Galatasaray taraftarı aynı şarkıyı senin için de söyleriz göz yaşlarımızla emin ol.
'' Seni yıkacak dozerin anasına selam söyle çocukluğumun kan kalesi ulu İnönü Stadı''
Ve işte haftalar, yıllar geçti, büyüdük. Kartal'dan, evden trene, oradan vapura, Karaköy'den stada kadar yürüyebilecek yaştayız. Mithat Paşa Stadı yeni açığında çocukluk hastalığına yakalanacağımız, binlerce taraftarın ilk uğrak ilk sınav yerindeyiz. Büyüklerden duyardık, amigoları, o mübarek adamları göreceğiz. Amigo Orhan bizim, Amigo Çetin Fenerbahçe'nin amigosuydu. Dinleye dura büyüdük efsanelerini. Yeni açık 3 kat, o zamanlar kapalı tribün taraftarı henüz oluşmamış. Maçlara formalarla gidilmiyor, hava güneşliyse kartondan şapkalar, soğuksa annelerin ördüğü sarı kırmızı takkeler tek alametlerimiz. Bir de bayrak tedarik edinebilmişsek, mahallenin en gururlu insanları bizdik artık. Hep derdik o zamanlar, bizden aile reisi olmaz, biz alır bayrağımızı maça gideriz. Sözümüzün de hala arkasındayız.
Yeni açığın orta katına kapalıdan başlayarak asılan rulo bayrak sınırı belirliyor. Normalde tam orta yere kadar geliyor o bayrak. Galatasaray taraftarı, kapalıya yakın tarafta konuşlanıyor. Sonraları kapalı tribün efsaneleri oluşuyor, büyüyen, Orhan Baba'nın tevhid-i tedrisatından geçen, yeni açık taraftarlığından diploma alan kapalı tribüne geçiyor. Kapalı resmen meydan muharebesi yapılan yer.Kapalı tribün taraftarı aynı zamanda taraftar kazandırma fabrikası. Kim bilebilir? kaç çocuk sadece kapalıda olup bağırabilmek için Galatasaray'lı, Fenerbahçeli olmuştur. Büyük maçlar yarı yarıya, kapalı girişinde 3 kapı var, ilk giden taraftarlar iki kapıyı alır, iki kapıyı alan, iki kuyruktan girer dolayısıyla başlarda daha çok taraftar gelir kapalıya. Taraftar hemen hemen eşit olduğundan bir müddet sonra iki kapıyı alanların yoğunluğu biter, yer kavgası, bayrak asma kavgası, tribün kızıştıktan sonra gelen bir manga polis tarafından halledilir. Tam ortaya bir sıra polis dizilir. Yan yanadır iki takım taraftarı artık. Kuyruklarda bilet bitecek endişesi yaşanır. Paslı demir kapılardan demir parmaklıklara geldiğinde artık korkulacak bir şey yoktur. Mezardan küçük kulübelerin önünden geçerken paranı verir biletini alırsın. Elektronik biletlerin icadı için bir nesil feda edilecektir.
Zemin katta, yeni açık hariç bütün tarafta, duhuliye tribünü denen parmaklıkla çevrili hendek var. Orada kafalar saha hizasında, vücutlar yer altında. Yeni açığın en üst katının ortasında bir müştemilat var. İki pencereli betondan küçük ev skor tabelası. İçinde biri durur atılan gollerden sonra penceredeki rakamı değiştirir. Bazen geç kalır, küfürü yer. İnönü stadı İstanbul'un tam kalbine yapılmıştır. En güzel maça gitme mekanı, en güzel maçtan dağılma stadıdır. Maçtan sonra motorlarla geri dönmek, eğer galipsen ne büyük mutluluktur. Türkiye'ce ünlü Beleştepe'si vardır İnönü stadının. Oradan sahanın bir yarısı net görünür, garibanların locasıdır. Son yarım saat kapılar açıldığında büyük bir yarış başlar o tepeden, son dakikaları tribünden izlemek için. Sahi ben maçtan hakem düdüğü çalmadan hiç çıkmadım da, şimdi nasıl bilmiyorum, o zamanlar kalp krizi geçirsen kapılar açılmadan maçtan çıkamazdın. Şimdiki taraftara garip gelir, bir kaç nesil sonra da kimse inanmaz. Hem Fenerbahçe, hem Galatasaray aynı gün Mithat Paşa'da oynardı. Misal Fenerbahçe- Şekerspor önce oynar, arkadan Galatasaray-Vefa oynardı. Acelesi olan, vakti olmayan, hatta gittiği maçtan 10 dakika önce çıkan bugünün Galatasaray taraftarına soruyorum böyle bir maça gitsen ne yaparsın? Vefa seyircisi, yeni açıkta, Galatasaray ile Fenerbahçe seyircisinin ortasında bulunur, duruma göre sonraki maçın taraftarı olurdu. Ne garip duygudur Arena'nın monşer Galatasaraylıları için, 2 maç üst üste maç seyretmek. Velev ki olsa, bizim maçın dışındaki maçı 100 kişi seyretmez bilirim.
İnönü Stadının gördüğü en büyük deplasman taraftarı büyük Es Es taraftarıydı. O zamanlar 3 büyüklere efelenen takım Eskişehirspor'du. Bir kaç sene sonra Trabzonspor efsanesi dillenecekti. Ve biz tecrübeli, fosil taraftarlar şimdi itiraf edecektik, Eskişehirspor maçında, Trabzonspor maçında kendi sahamızda, kendi stadımızda azınlıktaydık. Güncel taraftar için akıl mantık almayacak bir durumdu.
İnönü Stadı, bir futbol maçı sahasından çok daha başka bir şeydi bu mazlum ülke için. Hiç parası olmayanla 42.510 kişinin en zengini olanla aynı yerde tepinebilme ihtimalinin olduğu er meydanıydı. Şimdi bütün stada birer kat daha ilave edilmesine rağmen kapasitesi 22.000 olan anıttan söz ediyoruz. Bu stat bu haliyle bizim zamanımızda olsaydı kapasitemiz 70.000 kişi olurdu. Yeni açık demirleri arasından zayıf olanlar kafalarını soktular mı, vücutlarını da sokarlardı. Eski açığın rakımı çok alçaktı. Yukarıya sağlam bir iple beş parası olmayan gariban bir taraftar çekilebilirdi. O zamanın stevartları şimdikiler gibi acımasız değildi, bir el de onlar atardı. Saatler önce maça girmiş olurdun, geceden girdiğin maçlar istisna onları saymıyorum. Acıktın it gibi, muhtemelen kedi köpek eti bulaşığı hamurları, pide diye yedik yıllarca Belki de hala bu bağışıklığımız yüzünden ne yersek yiyelim bize dokunmuyor. Maçtan sonra garanti sesimiz kısık, bir hafta boyunca ishaliz, annemiz patates haşlaması yediriyor. Olsundu, ses kısıklığımız, maçtan sonra olduğumuz ishal, bizim bu Pazar maçta olduğumuzun şeref sertifikasıydı. Anlımızın akıydı, henüz maça gitmemiş çocuklar için birer kahramandık.
Stat kapıları saatler öncesinden kapanırdı Mithat Paşa'da. Maçlar bugünkü gibi 90, bilemedin artı eksi 3 saat değildi. Maç bizim için tam bir mesai günüydü. Ölüm kalım maçlarını saymıyorum, normal bir Adanaspor maçı bizim için 1 gündü. Herhangi bir Fener maçını anlatıyorum şimdi. İnönü stadı cehennem gibi. Kapalının deniz tarafında, bizim eski açık bizle yapışık, yeni açık kapalı tribün tarafında tam ortalardan bıçakla kesilmiş gibiyiz. En ufak bir kıvılcımda her iki takım taraftarı yoğun tezahürata başlıyor, yorulup susuyor, bir birlerinin kucağında zaman zaman uyuyor, maç saatini bekliyor. Fırtına yaklaşıyor, yeni açık tarafımızda bir hareketlenme, dalgalanma oluyor. Bu hareketlenme Amigo Orhan'ın geldiğinin dosta düşmana bildiriliş seremonisi. Orta kattan, tribün arkasından kapalı demirlerine kadar gelip, sarı kırmızı eşofmanlı Orhan Baba tribünün tam ortalarına kadar geliyor. El sürenler, dokunanlar, kulüp başkanından çok daha fazla itibarlı Orhan Baba, yeni açığın önünde ufak bir elektrik direği vardır, ona tutunup ince sac tribün paravanına çıkıyor. Ayaklarından, belinden tutuyorlar mübarek adamı. Herkes çöküyor, bütün stat lafın gelişi tabi, bütün Galatasaraylılar. Rakip takımın taraftarına saygı vardı o zamanlar, tezahüratı Fenerliler de dinliyor. Şimdi olsa kesin bağırttıramazlardı o büyük amigolar. Nitekim bizim kapalı amigosu Mehmet, tribünlere maskara olarak emekli olmuştu.
Sağ elini sallayarak olanca avazıyla bağırırdı Amigo Orhan.'' Biiiiiir baba hindiiiiiiii'' yıkıyoruz ortalığı'' heeeey Allah'' ''Olsaydı şimdiiiiii'' ne demekse? garip bir tekerlemeden sonra makamına uygun 3 lüyle başlardı bizim tezahürat. Hemen hemen aynı dakikalarda Amigo Çetin belirirdi kendi tribünlerinin önünde elinde davuluyla. O da kendi taraftarını susturup, Orhan Baba'nın paralelinde ihtiyar suratını yırtıyordu.'' Kuşdiiilinden geliyoruuuuum'', '' Fenerliler bağırıyor biz dinliyoruz,'' Ooooy Ooooooy'' Zeki Müren'in Bahçevan müziği eşliğinde, ''Takımımı seviyorum, sarı lacivert rengimiz, şampiyonluk hedefimiz oy oy''dan sonra ''Feeeeeneeeeerbahçemiiiiiiz'' Sonra her iki takım baş amigoları tam orta yerde, yani esas şeref tribününde sarılıp öpüşüp aslan gibi, delikanlı gibi tezahürat savaşını başlatıyorlardı. Artık hodri meydandı. Ateş serbest, her iki takım taraftarı cehennemi tezahürata başlardık.
Kapalının tam ortasında Mehmet Abi, ben dibinde bacak aralarından sahayı görebilecek açıdayım. Deniz tarafına doğru setin üstünde Zekai abi, sınırı tutan, Fenerbahçe amigosu Yaşar'la(Bizim kapalı amigosu Mehmet Abi'nin kardeşidir) omuz mesafesinde Peygamber Hüseyin. Mahşeri ölmeden , yaşamak isteyenler, hey babalar be, yıkıyoruz İnönü Stadını. Hadi yıkıyoruz lafın gelişi de inanın çocuklar en az 4 şiddetinde sallıyoruz. Salkım saçak, nefes nefese, bağırmayan taraftarın alt kata atıldığı, kurtarılmış bölgeler, işte bizim tribünler.
1975 yılındayız,eski açıkta, numaralıya yakın tarafta ikinci kattayız. Mithat Paşa stadı sanki mahşer yeri. Avusturya'da 1-0 yenildiğimiz maçın rövanşına çıkıyoruz Rapid Wien'le. Kalemizde panter Yasin var. Gökmen ile Şevki atmış 2-0 öndeyiz. Henüz Avrupa fatihi namı almamış Galatasaray o zamanlar, belli ki bu işin temel atma törenlerini yapıyordu. Boru değil tur atlayacaktık. Gerçi atlasak ne olacak? o zaman ki hayallerimiz kupayı ellemek değil, ünlü futbolcuları İstanbul'da İnönü'de seyretmekti sadece. 3 sene önce Müller'i, Beko'yu, Maier'i seyretmiştik 6-0 yenildiğimiz maçın ertesinde.
Bir tur atlayacaktık işte şunun şurasında, maksat bir sonra büyük bir takımı, meşhur bir futbolcuyu seyretmek ti, inliyordu Mithat Paşa, Re re re ra ra ra sesleriyle. İstanbul'da hava sultaniyegah makamındaydı. Boğazdan gelen esinti birazdan zafer ve savaş naralarıyla taçlanacaktı. Avusturya futbolunun en büyük futbolcularından biri Krankl limon sıkmasaydı eğer. İğne deliği derler ya tam tam oradan Yasin'in kalesine gol bırakmış, stadı ölüm sessizliğine terk etmişti. 2-1 galiptik şimdi ama eleniyorduk elbette. O zamanların meşhur mazeretine sığınırdık nasıl olsa, şerefli mağlubiyetler alırdı takımlarımız, biz yenerek, elenecektik, bundan büyük şeref mi olurdu? 3-4 dakika kala ünlü deniz tarafındaki kaleye sağ taraftan bir serbest vuruş kazandık. Metin Kurt atacaktı normalde, sağ açık oydu, Büyük Mehmet geldi topun başına, Metin'i itekledi. Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en büyük 5 futbolcusu içinde olan, adı büyük kendi büyük, Kadırga'lı Büyük Mehmet, topu 18 içine kesti. Top sanki saniyelerce havada asılı kaldı. En yükseğe Gökmen çıktı. Kafayı kalecinin sol tarafındaki direk dibine vurdu. Sonrasını hiç birimiz hatırlamıyoruz, hatırlasak yazmaz mıyız? Sakinleşmemiz en az 5 dakika aldı.. Ben hayal mayal, Küçük Mustafa'nın, (gerçekten küçücüktü) delirdiğini hatırlıyorum. Motorla geçtik Haydarpaşa'ya. Orada biri gol sesi buraya kadar geldi dedi..O sesi çıkaranlardan bir olmanın şanını şerefini benden hiç kimse alamazdı.
Ah be İnönü Stadı, edebiyattan biraz anlasam, seni yazabilsem seni, 10 sene üst üste oscar ödülünü ben alırdım. Konuşurum, anlatırım yazamam. Sen benim çocukluğum, delikanlılığım, nesilden nesile aktardığım hasletimsin. Ali Sami Yen'den ayıramam seni, sen iki vazgeçemediğim oğlumsun. Biz seni bizden öncekilerden miras aldık, şanla şerefle bizden sonrakilere büyüterek miras bıraktık. Şimdi vakit endüstriye beyaz bayrak çekme vaktidir. Yine de sonuna kadar kahramanca savaştın, şanla şerefle direndin, yapacak bir şey yok, biz, Galatasaray taraftarı aynı şarkıyı senin için de söyleriz göz yaşlarımızla emin ol.
'' Seni yıkacak dozerin anasına selam söyle çocukluğumun kan kalesi ulu İnönü Stadı''
6 May 2013
Ağla Galatasaraylı Ağla; ŞAMPİYON 4-2 Sivasspor
Her şey, ligi kepaze olarak bitirmiş takıma 3 gün sonra transfer olan Selçuk İnan'la başladı. Fatih Terim'in gidecek yeri yoktu, mecburiyetten bir kere daha sefer görev emri çıkmıştı Grande'ye. Ama Selçuk'un gidecek pek çok yeri vardı. Ama işte, gel gelelim sarı kırmızı gözlerin hareleri, bir aslan olabilmenin büyülü coşkusu kendisini Arena'nın Aslanlı Yolu'ndan geçirmişti bir kere, geri dönüşü yoktu. Dün gece, 50 metreden gelen topu üst baldırıyla düzeltip, destansı bir çalımla son adamı geçip, kafayla topu düzeltmeye çalışıp, imkansız vuruşu Şampiyonluk golü olarak Büyük Galatasaray Taraftarının kalbine doğru yolladığı an da, o öksüz tavrımı takıp, göz pınarlarımdan iki damla yaşın önüme akmasına engel olamadım. Bu gol, bu yaşlı buğulu gözlerin gördüğü en büyük goldü. Selçuk İnan golüydü, Büyük Galatasaray'ın büyük futbolcu golüydü. Bu gol binlerce çocuğun daha, Galatasaraylı olma sebebiydi. Duran top ustaları çocuk taraftarların kahramanlarıdır. Biz çocukken kahramanımız Büyük Mehmet'ti. Biz büyüdük, delikanlılığımızda Prekazi'yi seyrettik. Çocuk Galatasaraylılarla beraber yürürken Hagi'yle buluştuk. Biz yaşlandık, Hagi'nin çocukları genç oldu ve Selçuk İnan'a denk geldik. Selçuk; Şükran ve minnetle söylüyorum ki maçın ve Galatasaray'ın kahramanısın, Milyonlarca çocuk Galatasaraylının Che Guevera'sısın. Maçla, futbolla alakası olmayan milyonlarca genç kızın duvarlarına poster olacaksın.
19. Şampiyonluğun hikayesi, sezonun bitimine 2 hafta kala başladı yazılmaya, tüyleri diken diken edecek, taraftarı her okuduğunda bir kere daha ağlatacak yazılar okuyacağız elbet. Biz önden gidelim, Şampiyonluk sarhoşluğundan henüz ayılmadan, tuzlu kuru gözlerimizi yıkamadan tarihe not düşelim. Bu Şampiyonluk 17 takımın önünde ligi bitiren bir takımın istatistiği değildir. Bütün bir Şebeke'ye karşı, Endüstriyel futbolun ali menfaatlerine karşı, tek yanlı şereften yoksun insanların oluşturduğu futbolun icra ve yargı kurullarına karşı alınmış bir futbol nişanından öte, büyük bir savaş zaferidir. Bu görülmemiş, tarihin daha önce yazmadığı meydan savaşından muzaffer çıkan bütün neferlerimize selam olsun.
Seni anlatabilmek seni Galatasaray, iyi çocuklara, kahramanlara, yalana, kahpeye, namussuza. Ve seni, dün gecenin savaş ve isyan tanrısı Melo. Kurt uyur, düşman uyur, sen uyumazsın, ben yenilmem diye hırlarsın, en umutsuz anlarda bir macera olur, avazın çıktığınca bağırırsın. Ve çıkarsın Pitbull, halayların başında mendil sallamaya. Pitbull'suz bir büyük Galatasaray orta sahası, tribünlerde haykıramayan öksüz bir çocuk gibi olur. Olmasın, olmayacak. Gitmesin, gitmeyecek.
Ard arda kaç maça çıktık son düzlüğe girdiğimizde.Her seferinde paçamızdan çekmeye çalıştılar, tutunduk her seferinde uçurumların başındaki ardıçlara, güvendik Parçalı Fil'e, Sarı Ejder'e. Her seferinde bir delik bulup uzattık kafalarımızı 19. şampiyonluğun parlattığı gök yüzüne doğru. Dışarıda gürül gürül akan bir dünya, uykusuz geceler, sarhoş kafalar, kaç leylim maç hasretinden prangalar eskittik.
Seni bağırabilsem seni, dipsiz kuyulara, kayan yıldızlara Tay Burak. Küllerinden doğan çocuk, tek bacağı etmeyen futbolculara değişilen, sürgünlerden sürgün beğendirilen delikanlı. 19 mucize değil, tas tamam bir gerçektir. Ve sen bu sabah bu gerçeğin en gururlu Galatasaray futbolcususun belki de. Gol krallığı Galatasaray'ın en ucunda oynayan futbolcuların çocukluk aşkıdır. Doya doya yaşa kardeşim, Şampiyon'un gol kralı olmak, Arena'da ağlamak her futbolcunun hayali, senin gerçeğindir.
Ya sen Muslera, büyük takım kalecisi kanı daima kaynayan Güney Amerika'lı. Delikanlı gibi söyle böyle mutlukluk yaşadın mı? Galatasaray kalesinin yalnız adamı. O büyük golleri atarken Galatasaray, kendi başına sevinen, dellenen, sağa sola çırpınan adam. Ve sen Eboue, son yılların en büyük hücum beki. Savaş mangasının makineli tüfek taşıyıcısı. Matador'un Hamit'in, Gökhan'ın Dani'nin, Sabri'nin, ve tüm Fatih'in aslanlarının giydiği formanın renginin tarafı Büyük Galatasaray Taraftarının Şampiyonluğu kutlu olsun.
Asimo Semih'im, çıraklığında 2 Şampiyonluk, 1 Şampiyonlar Ligi çeyrek finali gören çocuk. Gelecek senindir, bu takımın bayrak adamı, savunmasının en büyük sigortası sensin. Ve sen Büyük Galatasaray Taraftarı, kendini aştın, Arena'daki en büyük taraftar dün geceki taraftardı. Ali Sami Yen'den 20.000 kişi gelen taraftar, 2 sene içinde diğer 30.000 seyirciyi de taraftara dönüştürdü. Tribünlerin tamamından, localardan gelen dalgaların tusunamiye dönüşmesi zaman almayacak. Şampiyonluk naralarıyla büyü.
Maç akşamlarından, Şampiyonluk gecelerine taşınan destanın kumandanı Fatih Terim. Elinde bir kadeh, bir cigara dalıp giden, Dünya'nın bütün koordinatlarına dağılmış Galatasaray taraftarlarına seni anlatabilsem seni, yokluğun cehennemin öbür adıdır. Galatasaray'sız geçen günlerindeki en büyük düşmanın benim, Şampiyonlar Şampiyonu olmadan sakın kapama gözlerini.
Zaferimiz kutlu olsun çocuklar, kurulsun masalar, asılsın bayraklar, çekilsin halaylar, kupalara layıksın sen şanlı GALATASARAY.
19. Şampiyonluğun hikayesi, sezonun bitimine 2 hafta kala başladı yazılmaya, tüyleri diken diken edecek, taraftarı her okuduğunda bir kere daha ağlatacak yazılar okuyacağız elbet. Biz önden gidelim, Şampiyonluk sarhoşluğundan henüz ayılmadan, tuzlu kuru gözlerimizi yıkamadan tarihe not düşelim. Bu Şampiyonluk 17 takımın önünde ligi bitiren bir takımın istatistiği değildir. Bütün bir Şebeke'ye karşı, Endüstriyel futbolun ali menfaatlerine karşı, tek yanlı şereften yoksun insanların oluşturduğu futbolun icra ve yargı kurullarına karşı alınmış bir futbol nişanından öte, büyük bir savaş zaferidir. Bu görülmemiş, tarihin daha önce yazmadığı meydan savaşından muzaffer çıkan bütün neferlerimize selam olsun.
Seni anlatabilmek seni Galatasaray, iyi çocuklara, kahramanlara, yalana, kahpeye, namussuza. Ve seni, dün gecenin savaş ve isyan tanrısı Melo. Kurt uyur, düşman uyur, sen uyumazsın, ben yenilmem diye hırlarsın, en umutsuz anlarda bir macera olur, avazın çıktığınca bağırırsın. Ve çıkarsın Pitbull, halayların başında mendil sallamaya. Pitbull'suz bir büyük Galatasaray orta sahası, tribünlerde haykıramayan öksüz bir çocuk gibi olur. Olmasın, olmayacak. Gitmesin, gitmeyecek.
Ard arda kaç maça çıktık son düzlüğe girdiğimizde.Her seferinde paçamızdan çekmeye çalıştılar, tutunduk her seferinde uçurumların başındaki ardıçlara, güvendik Parçalı Fil'e, Sarı Ejder'e. Her seferinde bir delik bulup uzattık kafalarımızı 19. şampiyonluğun parlattığı gök yüzüne doğru. Dışarıda gürül gürül akan bir dünya, uykusuz geceler, sarhoş kafalar, kaç leylim maç hasretinden prangalar eskittik.
Seni bağırabilsem seni, dipsiz kuyulara, kayan yıldızlara Tay Burak. Küllerinden doğan çocuk, tek bacağı etmeyen futbolculara değişilen, sürgünlerden sürgün beğendirilen delikanlı. 19 mucize değil, tas tamam bir gerçektir. Ve sen bu sabah bu gerçeğin en gururlu Galatasaray futbolcususun belki de. Gol krallığı Galatasaray'ın en ucunda oynayan futbolcuların çocukluk aşkıdır. Doya doya yaşa kardeşim, Şampiyon'un gol kralı olmak, Arena'da ağlamak her futbolcunun hayali, senin gerçeğindir.
Ya sen Muslera, büyük takım kalecisi kanı daima kaynayan Güney Amerika'lı. Delikanlı gibi söyle böyle mutlukluk yaşadın mı? Galatasaray kalesinin yalnız adamı. O büyük golleri atarken Galatasaray, kendi başına sevinen, dellenen, sağa sola çırpınan adam. Ve sen Eboue, son yılların en büyük hücum beki. Savaş mangasının makineli tüfek taşıyıcısı. Matador'un Hamit'in, Gökhan'ın Dani'nin, Sabri'nin, ve tüm Fatih'in aslanlarının giydiği formanın renginin tarafı Büyük Galatasaray Taraftarının Şampiyonluğu kutlu olsun.
Asimo Semih'im, çıraklığında 2 Şampiyonluk, 1 Şampiyonlar Ligi çeyrek finali gören çocuk. Gelecek senindir, bu takımın bayrak adamı, savunmasının en büyük sigortası sensin. Ve sen Büyük Galatasaray Taraftarı, kendini aştın, Arena'daki en büyük taraftar dün geceki taraftardı. Ali Sami Yen'den 20.000 kişi gelen taraftar, 2 sene içinde diğer 30.000 seyirciyi de taraftara dönüştürdü. Tribünlerin tamamından, localardan gelen dalgaların tusunamiye dönüşmesi zaman almayacak. Şampiyonluk naralarıyla büyü.
Maç akşamlarından, Şampiyonluk gecelerine taşınan destanın kumandanı Fatih Terim. Elinde bir kadeh, bir cigara dalıp giden, Dünya'nın bütün koordinatlarına dağılmış Galatasaray taraftarlarına seni anlatabilsem seni, yokluğun cehennemin öbür adıdır. Galatasaray'sız geçen günlerindeki en büyük düşmanın benim, Şampiyonlar Şampiyonu olmadan sakın kapama gözlerini.
Zaferimiz kutlu olsun çocuklar, kurulsun masalar, asılsın bayraklar, çekilsin halaylar, kupalara layıksın sen şanlı GALATASARAY.
2 May 2013
Global Kraliyet Ailesinin Gaz Bombası; Barcelona
Dün gecenin bitimine kadar yutturdular, ta ki bir futbol makinesi takıma denk gelene kadar. Neymiş, Dünya'nın gelmiş geçmiş en büyük futbolcuları onlardaymış, 100.000 kişiye oynuyorlarmış, top göstermiyorlarmış, falan falan uzar gider liste. Görünen, yani netice ne diyor? Barca, oynadığı bütün maçlarda oyun üstünlüğünü uzak ara elinde tutar. Sıçan gibi oynar. Topu kaptırmamak için, geçtik korneri, serbest vuruşu, neredeyse penaltıyı bile paslaşarak kullanır. Aralarında 10 metreye paslaşarak, diğer takımı kötü oynadıklarına inandırır, bütün savunma oyuncuları Messi'ye karşı maymun olmaktan korkar, dalamaz, basamaz, sinir sistemini bozmaya oynar, timsah gibi avının hata yapmasını gerekirse 90 dakika bekler ve bir delik bulduğunda da haksız kazanç golünü bulup yürür gider.
Barca futbolu budur, Dünya'nın bana göre en kötü futbolunu oynayan büyük takımıdır. Ama bizim gibi neticenin değil de Hatice'nin sevdasının peşinde olanlar için durum farklıdır. Son 8 e kaldığımızda söylemiştim, bize çıkmasın demiştim. Eklemiştim, korktuğumdan değil, biz o maçı da çıkar oynardık. Belki elenirdik ama Melo'yu, Riera'yı Selçuk'u şehit verirdik. Bize sökmez Barca futbolu. Tribünlerde 100.000 kişi var, 100 kişi ancak bağırıyor, 50 sene önceki''tak tak taka tak, taka takak; BARCA'' başka bir melodi yok futbolseverlerin kulağına gelen, sahada oynayan futbolcuların banka cüzdanlarının toplamı Dünya'nın en az yarısı ülkenin milli servetinden fazla. Karıları, sevgilileri kralların padişahların, imparatorların rüyasında bile göremeyeceği yaratıklar. Hep bir umutla bekledim, balon ne zaman patlayacak diye? Morinho'ya güvenmiştim, İspanya'ya gittiğinde, o da kendi derdine düşmüş, monşer futbolcularıyla bu global balonu patlatamamış. Aynı damardan beslendiği için elinden bir şey gelmemiş.
İddia ediyorum, İniesta'nın istatistiğinin, Mustafa Sarp'ın istatistiğinden farkı yoktur. Elbette futbol kaliteleri aynı demiyorum, sadece istatistik okuyorum. Şu kahrolası istatistiklere oynayan futbolcuların baş çelişkisiyim. Açın CV lerine bakın, isabetsiz paslarına bakın aynıdır, koşu mesafelerinde fark yoktur, maç başına attığı goller aynı, takımlarının yediği gollerde araziye uymaları bir birlerinin kopyası. İnanmayan iki maçta yedikleri 7 gole tekrar baksın. Hiç birinde İniesta'nın suçu yok. 100. Şampiyonlar Ligine çıkmış kalecilerinin yediği golleri Muslera yese ilk başta ben saldırırım. Milli damat Pike'nin şebeğe döndüğünü seyrederken yağlarım eridi 5 kilo verdim. Kıçlarına Münih'te nişadır sürülmüştü, Camp Noi'de maçın başlamasıyla beraber deli dana gibi koşuşturdular. Hiç birinin aklına topla fazla oynayalım, klasik futbolu sahaya sunalım, 11 futbolcu kendi aramızda paslaşalım, delik arayalım felsefesini uygulayalım fikri gelmedi. Kenarda oturan Hocalarının adını ilk defa duydum, lige yeni çıkmış Rizespor ilgilenmez. Belki de bu nesil ilk defa aslan gibi, erkek gibi top oynamaya kalktı. Alışık değillerdi, delikanlı futbol oynamayı bilmiyorlardı. Futbol Tanrısı tarafından, Bavyeralılar marifetiyle çarpıldılar. Bir daha bellerini doğrultamamacasına.
Fubollarının hileli olduğunu en iyi Hocalar ve futbolcular biliyordu. Reykart, Şampiyon takımdan kaçıp bize geldi, Arena'ya sokmadım, teneke bağlayıp gönderdik. Gordiyola kaçıp kendini unutturdu. Futbolcuların gidecek yeri yok, Barcelona futbolcuları gittikleri takımlarda kulübe paspasçısı olur. Bugün Messi'yi milli takımlarda seyrediyoruz. Öyle az buz bir takım değil Arjantin. Portföyünde Dünya Şampiyonlukları var, ve Dünya'ya dağılmış futbolcularının klası, Brezilya'lılardan daha yukarıda. Bu yüzden Katalanya'dan ayrılmak hiç birinin işine gelmiyor.
Bavyera Münih, kağıttan kaplanın yutturulmuş, dayatılmış efsanesini futbol tarihi çöplüğüne attı. İki maçta aldıkları hezimet, sadece bu sezon onları saf dışı bırakmakla, hak etmedikleri kupalardan bir seneliğine mahrum etmekle kalmayacak. Önden giden, geriden gelene gelecekteki hayalini gösterir. Dün geceden itibaren, artık hiç bir takım, Real'den, Barca'dan tırsmaz. Hiç bir futbolcu karşımda benden zengin, benden daha iyi futbolcu var diye kendi futbolunu daha geriye götürmez. Proleter futbolun, his takımlarının yolu aydınlanmıştır. İki Ağalar, geri dönüş yapacağız diye hafta boyunca futbolseverleri son defa kandırmışlardır. Geri dönüş trenine binmişlerdir. İki takımda seneye değişir, uzunca bir süre Şampiyonlar Ligi kupasının hayaliyle yaşarlar.
1 Mayıs 2013 bir futbol devrimine şahit olmuştur. Bütün Dünyanın Şampiyon Kulüpler kupası hayali kuran takımları gözünüz aydın. Gözünüzde büyüttüğünüz kupayı daha önce de alan, şimdi finali oynayacak takımı kendi sahasında maymuna çevirmiştik bir zamanlar. Final maçları için ömrümüz yeter, Galatasaray'ı Şampiyon Kulüpler kupası finalinde seyretmek için çok uzun seneler beklemeyeceğiz.
Önce Boru Saa 4 Mund, Kral'ın Madrid'i, sonra 7 de sana Katalanya'nın balonu Barcelona. Yepyeni bir güneş doğdu, haklı futbol filizlendi, taraftarların şanlı dalgası tri
bünleri kaplıyor, güzel futbolun, delikanlı futbolun krampon sesleri çınlıyor.
2013 Şampiyonlar Ligi Finali'nde dinleyeceğimiz marş artık, mazlum takımların isyan marşıdır.
Barca futbolu budur, Dünya'nın bana göre en kötü futbolunu oynayan büyük takımıdır. Ama bizim gibi neticenin değil de Hatice'nin sevdasının peşinde olanlar için durum farklıdır. Son 8 e kaldığımızda söylemiştim, bize çıkmasın demiştim. Eklemiştim, korktuğumdan değil, biz o maçı da çıkar oynardık. Belki elenirdik ama Melo'yu, Riera'yı Selçuk'u şehit verirdik. Bize sökmez Barca futbolu. Tribünlerde 100.000 kişi var, 100 kişi ancak bağırıyor, 50 sene önceki''tak tak taka tak, taka takak; BARCA'' başka bir melodi yok futbolseverlerin kulağına gelen, sahada oynayan futbolcuların banka cüzdanlarının toplamı Dünya'nın en az yarısı ülkenin milli servetinden fazla. Karıları, sevgilileri kralların padişahların, imparatorların rüyasında bile göremeyeceği yaratıklar. Hep bir umutla bekledim, balon ne zaman patlayacak diye? Morinho'ya güvenmiştim, İspanya'ya gittiğinde, o da kendi derdine düşmüş, monşer futbolcularıyla bu global balonu patlatamamış. Aynı damardan beslendiği için elinden bir şey gelmemiş.
İddia ediyorum, İniesta'nın istatistiğinin, Mustafa Sarp'ın istatistiğinden farkı yoktur. Elbette futbol kaliteleri aynı demiyorum, sadece istatistik okuyorum. Şu kahrolası istatistiklere oynayan futbolcuların baş çelişkisiyim. Açın CV lerine bakın, isabetsiz paslarına bakın aynıdır, koşu mesafelerinde fark yoktur, maç başına attığı goller aynı, takımlarının yediği gollerde araziye uymaları bir birlerinin kopyası. İnanmayan iki maçta yedikleri 7 gole tekrar baksın. Hiç birinde İniesta'nın suçu yok. 100. Şampiyonlar Ligine çıkmış kalecilerinin yediği golleri Muslera yese ilk başta ben saldırırım. Milli damat Pike'nin şebeğe döndüğünü seyrederken yağlarım eridi 5 kilo verdim. Kıçlarına Münih'te nişadır sürülmüştü, Camp Noi'de maçın başlamasıyla beraber deli dana gibi koşuşturdular. Hiç birinin aklına topla fazla oynayalım, klasik futbolu sahaya sunalım, 11 futbolcu kendi aramızda paslaşalım, delik arayalım felsefesini uygulayalım fikri gelmedi. Kenarda oturan Hocalarının adını ilk defa duydum, lige yeni çıkmış Rizespor ilgilenmez. Belki de bu nesil ilk defa aslan gibi, erkek gibi top oynamaya kalktı. Alışık değillerdi, delikanlı futbol oynamayı bilmiyorlardı. Futbol Tanrısı tarafından, Bavyeralılar marifetiyle çarpıldılar. Bir daha bellerini doğrultamamacasına.
Fubollarının hileli olduğunu en iyi Hocalar ve futbolcular biliyordu. Reykart, Şampiyon takımdan kaçıp bize geldi, Arena'ya sokmadım, teneke bağlayıp gönderdik. Gordiyola kaçıp kendini unutturdu. Futbolcuların gidecek yeri yok, Barcelona futbolcuları gittikleri takımlarda kulübe paspasçısı olur. Bugün Messi'yi milli takımlarda seyrediyoruz. Öyle az buz bir takım değil Arjantin. Portföyünde Dünya Şampiyonlukları var, ve Dünya'ya dağılmış futbolcularının klası, Brezilya'lılardan daha yukarıda. Bu yüzden Katalanya'dan ayrılmak hiç birinin işine gelmiyor.
Bavyera Münih, kağıttan kaplanın yutturulmuş, dayatılmış efsanesini futbol tarihi çöplüğüne attı. İki maçta aldıkları hezimet, sadece bu sezon onları saf dışı bırakmakla, hak etmedikleri kupalardan bir seneliğine mahrum etmekle kalmayacak. Önden giden, geriden gelene gelecekteki hayalini gösterir. Dün geceden itibaren, artık hiç bir takım, Real'den, Barca'dan tırsmaz. Hiç bir futbolcu karşımda benden zengin, benden daha iyi futbolcu var diye kendi futbolunu daha geriye götürmez. Proleter futbolun, his takımlarının yolu aydınlanmıştır. İki Ağalar, geri dönüş yapacağız diye hafta boyunca futbolseverleri son defa kandırmışlardır. Geri dönüş trenine binmişlerdir. İki takımda seneye değişir, uzunca bir süre Şampiyonlar Ligi kupasının hayaliyle yaşarlar.
1 Mayıs 2013 bir futbol devrimine şahit olmuştur. Bütün Dünyanın Şampiyon Kulüpler kupası hayali kuran takımları gözünüz aydın. Gözünüzde büyüttüğünüz kupayı daha önce de alan, şimdi finali oynayacak takımı kendi sahasında maymuna çevirmiştik bir zamanlar. Final maçları için ömrümüz yeter, Galatasaray'ı Şampiyon Kulüpler kupası finalinde seyretmek için çok uzun seneler beklemeyeceğiz.
Önce Boru Saa 4 Mund, Kral'ın Madrid'i, sonra 7 de sana Katalanya'nın balonu Barcelona. Yepyeni bir güneş doğdu, haklı futbol filizlendi, taraftarların şanlı dalgası tri
bünleri kaplıyor, güzel futbolun, delikanlı futbolun krampon sesleri çınlıyor.
2013 Şampiyonlar Ligi Finali'nde dinleyeceğimiz marş artık, mazlum takımların isyan marşıdır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
arda.jpg)
melo.jpg)

.jpg)


.jpg)