30 Eyl 2009

Kaybedilen Puan, Kazanılan Gelecek


Sülüklerimiz rahatladı. Biz de rahatladık. Farkındamısınız, puan kaybedildiği halde bir iki banko sülüğün dışındakiler sessiz kalmayı yeğlediler. Eğer son dakikada Kara Şimşek mucizevi şekilde dışarıya yolladığı topu ağlara mıhlasa çok daha fazla saldırı olacaktı. İşte mesele buydu, maksat tabela Türkiye'de. Tabelada Galatasaray'ı aşağıya alsınlar tamamdır, gerisi hikayedir. Aman ha böyle gitsindir, belki yarın bakarsın Strum Graz'da ciddidir, puanlar o maçta da kaybedilebilir. Sükut durup beklemekte fayda vardır.

Gel gelelim bizim için vaziyet, sülüğün reva gördüğü şekil değildir. Bizler, sülüklerin oyununa gelmemek, getirmemek için bu sütunlardayız. Galatasaray'lı yığınların bekçisiyiz.

Maçı dikkatle izledim, kadro sahaya çıktığında benim için tek sürpriz sol bekte Uğur'un oynamasıydı. Emre Aşık senelerdir nöbetteydi, bu maçta nöbetçinin nöbetini bekledi. Gol olan pozisyonu düşününce, Emre Aşık olsa diye iç çekmeyen Galatasaray'lı olduğunu sanmıyorum.

Galatasaray'da devrim oluyor, biz bu anları yaşayanlar farkına varamıyoruz seyrederken, ancak gelecek nesiller Surinam'lı ve ekibinin uygulamakta olduğu sistemin adını koyacaklardır. Aceto anlatmış, aynen katılıyorum, bende katkıda bulunmak istiyorum sadece.

Bir kere şu an ligte hiç bir takım Galatasaray'dan puan alamaz. Eskişehir'in aldığı puan falan değil. Bakmayın siz tabela yanılsamalarına. Ben idda ediyorum, Fenerbahçe dahil, hiç bir takım Galatasaray'ı oyun üstünlüğüyle, pozisyon üstünlüğüyle, pas üstünlüğüyle yenemez. Bu sene oynadığımız bütün maçlarda her bakımdan üstün olan bizdik. Daha doğrusu sistem, bilim üstün geldi. Ya bilimden yana olacak, sonucunu bekleyeceğiz, ya da kısır, klasik, tabela taktiklerine işi bırakıp günü birlik sevinip üzüleceğiz.

Her hangi bir sisteme dayalı olmadığı, sadece insan üstü gayretle gelen kupalardan sonra arkasını getiremediğimizin sebebi budur. Gazla, dinle imanla, taraftarla, Terim'le, Hagi gillerle gelen Avrupa Şampiyonluğuna henüz yaklaşamadık bile.

Kenar yönetiminin oyuna somut katkısını görüyoruz. Kaleciden başlatılıyor oyun ve bu yöntem büyük takım futbolunun ilk dersidir. Ancak önündeki stoperlerin topu oyuna sokmada yeterli teknikleri yok. Bu kaleciyle Meira oynayabilseydi, bugün Popescu'yu aramayacaktık. Kaleci ısrarla pas vermek isterken, kendine güveni olmayan stoperler top almaktan kaçınıyorlar. Alsalarda verimli çıkamıyorlar. Aynı takımda Servet ile Emre Aşık Surinamlı'ya sıkıntı yaratıyorlar. Belki bu yüzden Hakan Balta'yı içerde oynattı. Sol tarafta Uğur başlarken hiç birimizin endişesi yoktu. Bir önceki maçta Caner bizlere banko oyuncu olarak güven vermedi.

Orta sahada Mustafa Sarp ile Mehmet Topal'da aynı maçta sorun oluyor. Hatta ben Mehmet Topal'ın beklenen oyununu ortaya koyamamasını Sarp'a bağlıyorum. Diken üstünde çocuk, aynı Caner gibi. Banko oyuncu değilsen kötü bir maç çıkarırsan kendini kenarda buluyorsun. Rahat olamayınca da risk almıyor. Şut çekmiyor, derin pas vermiyor. Dolayısıyla Sarp ve Topal sadece savunma yaparken göze batıyorlar.

Nonda 3 gol atınca onunla başlamak vacip oldu. Hiç bir maçta Nonda ve Barış'ı aynı anda seyredemeyeceğiz. Çünkü sistemin gol atma maddesine göre en ilerde ya Baros, ya Nonda olacak. Maçı evliyalara bırakmak yok. Kim ne derse desin ben Servet'in yarı sahayı geçmesine karşıyım. Hele ki son dakikalarda oyun disiplininden kopup olmaması gereken yerde gol aramasına şiddetle karşıyım. O anda orada bulunmasa Kara Şimşek çok daha rahat vuracaktı topa voleyi.

Ben sisteme güveniyorum, takımın oyunundan da çok memnunum. Tabelaya asla bakmam, Arda'nın kornerleri sırık kalecinin hava sahasına göndermesi bile bir sistemin ürünüydü. 10 korner daha kazanılsa aynı şekilde atılacaktı. Gol olmadı diye doğru bildiği sistemden vazgeçmeyen Surinam'lıya teşekkürler.

Oyundan çıkacakları kenardan haber veriyorlar. Eğer taktik gereği değilse yorulan futbolcu anında bildiriliyor. Futbolcuların kanındaki hemoglobin miktarını bile sayıyorlar adamlar.

Atatürk demiş '' hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir'' aynı fikirdeyiz, futbolumuza bilim girmiştir. Kim daha fazla bilgiye sahipse o kazanacaktır.

27 Eyl 2009

Bir Küçük Hoca;Galatasaray 1-Eskişehirspor 1


Alpaslan'ın yası vardı bugün. Maç başı Ali Sami Yen civarında hüzün vardı. Bir büyük maç havası yoktu. Biz maçın nasıl olacağını az çok seyirciden anlayabilen tecrübeli taraftarlar olarak kuşkuya düşmüştük bile. Ancak bu moralsizliği Alpaslan'ın ölüm yıldönümünün hüznüne bağladık. Takıma güvenimiz tamdı.

Her zamanki gibi Ali Sami Yen tıklım tıklımdı. Yeni açığın boş olduğuna kafanızı takmayın. Hangi akla hizmet ise, alt tarafı loca yapmışlar, dolayısıyla yılların en kötü tribünü imajını kolay kolay değiştiremez. Yanlız Ali Sami Yen'in misafir tribünü her zamanki gibi değildi. Bir büyük seyirci vardı kale arkasında. Büyük takıma yakışan bir seyirciydi Es Es taraftarı. Keşke takımları da kendileri kadar büyük olsaydı.
Takım sahaya 10 numara Alpaslan formalarıyla ısınmaya çıktı. Sevgi karşılıklıydı. Tribünlere Alpaslan kareorafisi hakimdi.

Hakem Cüneyt Çakır en güvendiğim hakemdir. O yüzden rahattım, ne yaptıysa kefilimdir. Zaten yazılarımda hakemden söz etmem kolay kolay. Maçta da hakemlik olay varmıydı yokmuydu bilmiyorum.

Stoper laneti geçen yıldan devam ediyor. Nöbetçi stoper sakatlanınca kurgu bozulmuş. En sağlam bölgemiz olan sol bekteki Hakan Balta stopere geçince yerine nedendir bilemediğim Uğur oynadı. Caner sol bek olarak transfer edildiğine göre eğer bu durumda oynayamıyorsa demek oynayamayacak. Biz geçen haftaki oyununa zayıf vermiştik. Dersten geçeceğe benzemiyor.

Eskişehirspor'u büyük taraftarıyla büyük takım sananlar yanıldılar. Büyük Eskişehispor'un unutulmaz futbolcuları, Kamuran, Fethi, Ender, İsmail, Burhanlar dururken vizyonu olmayan Rıza'nın ne işi olduğunu sorguluyor insan Porsuk Çayı civarında.

Takımın sağ tarafında Kara Şimşek ilk yarı muhteşem bir çalımın ardından topu Manda Yiyicisi'ne aktardığında ameliyat başlamıştı. İkinciyi bulmamız lazımdı. Küçük Hoca akıllardan çıkmamalıydı. Kısmete bir gol bulduktan sonra iki forveti oyundan aynı anda çıkardı. Gol olan pozisyonda Hakan Balta kıçını döndü, Emre Aşık olsa kafasını uzatacağı pozisyondan korktu. Topda bizi cezalandırdı. İşte o andan sonra Rıza çıktı ortaya. Son forvetinide çıkartıp rahatladı. %65 den aşağı değildi topla oynama Galatasaray lehine. Hafta arasında Rıza Galatasaray'ı yeneceğiz demişti. Puan alacağız dese tamam, gol atamayız ama yemeyeceğiz. Oyun şekli de bu görüşe uygundu. Ancak ey Rıza Kaptan, gol atmadan, hücum etmeden nasıl yeneceksin. Atağı yok, pozisyonu yok, sıçan gibi oynamış ve puan almış. Başın göğe ermiştir 1 puan için.

Küçük düşünce puanda alsa fark etmiyor bizim için. Galatasaray puan kaybedecek bir oyun oynamadı. Sülükler kına yakacaklar. Şimdi zevkle irinlerini kusacaklar.

Surinamlı'ya söyleyecek bir lafımız var ise şunlar olabilir. 2 metre kaleciye karşı ısrarla orta yaptırdı. Servet'in uzun top çıkartmasına göz yumdu. Koskoca Brezilya Milli Takımı bankosunu oyuna bile sokmadı. Maç doldur boşalta gitmiş, her an serbest vuruş kazanılıyor Elano düşünülmüyor. Aydın'a koşma diye talimat mı vermiş? Haddimize düşmez vardır bildikleri diyeceğiz, puan kaybı nazar boncuğu olsun.

Maç sonu taraftarımızın Eskişehir taraftarına ettiği küfüre üzüldüm. Maçın başında Alpaslan için beraber tezahürat yapmıştık oysa.

Kötü oynayan Fener'in gerisinde kaldık. Kimse üzülmesin iyi oynuyoruz, oyun elbet sıralamadaki yerimizi tayin edecektir.

Küçük Takım Olmanın Ders notları


Her hafta bir küçük takım seyrediyoruz. Mide bulandırıyorlar, futboldan soğutuyorlar. Hepimizi adını koyamadığımız hastalıklara yatırıyorlar. Galatasaray'lıysan, Fenerbahçe'nin maçını seyret bütün bir haftanın hıncını küçük takımdan çıkar. Edebildiğin kadar küfür et. Fenerbahçe'liysen tam tersi. Bunları parayla mı satıyorlar( tabi parayla, küçük takımı seyretmek büyük takımı seyretmekten pahalı). Bir şablon koysalar önümüze de bizde bilsek, umutlanmasak, ya da kaygılanmasak. Geçen hafta biz, bu hafta Fener'li, kan işedi küçük takımdan 3 puan almak için. Korkmayalım kardeşlerim. Bursaspor dahil, Kayserispor dahil, Gençlerbirliği hatta Eskişehirspor dahil maç sizin maçınızsa endişelenmeyin, maç rakibinizin maçıysa bel bağlamayın. Sonuç fiziğin sabiteleri misalidir. Küçük takım kaybedecektir. Yok hakem, yok şans, yok beceriksizlik. Fenerbahçe bu kadar kötü futbol oynayarak kayıpsız gidebiliyorsa küçük takımlar benim tahminimden daha küçükler. Eğer Galatasaray bu ligte bir maçta galip gelelemezse üniversite öğrencileri üsütüne tez yazmalılar. Futbolun kıyameti kopmak üzeredir. Sporun büyük mucizesi gerçekleşmiş demektir.

Nasıl oluyor bu işler dedik. İki küçük takımımızı ameliyat masasına yatırdık. Çıkardığımız ders notları var. Hepiniz iyi okuyun, gerçi bildiğiniz konular. Bilenler yanındaki arkadaşına söylesin. Haftaya imtihan var.

Konumuz; KÜÇÜK TAKIM

1-Ders; Yöneticin küçük olacak; Semtin, ya da şehirin muhtemelen sonradan olma zengini, misal oto galerisi olan, kuaför, beyaz eşyacı, lümpeni bulunacak, söğüşlemek için yönetici yapılacak. Ne oldum delisi yönetici başlayacak icraata. Futbolcuların karizmasından yararlanmak isteyen küçük takım yöneticisi, şehirde ya da semtte öne çıkacak, herkes tarafından tanınacak. Büyük maç gelip çattığında da teslim olacaksın zatı muhtereme; Maç biletlerini pahalı yapacaksın; Yap ki maça kimse gelemesin, gelmesin ki yoğunluk olmasın. Olmasın ki edilen küfür pek hedefini bulmasın. Hadi Kasımpaşa semt takımı, olsa da olur olmasa da. Hatta olmasa daha iyi. Çünkü 3 büyüklerden birinin taraftarı olan Kasımpaşa'lı ister istemez kendi takımı ligte diye, bir tarafı semtinin takımına kayıyor. Peki Antalya'ya ne demeli. Şehir takımı, Dünyanın bir ucundan gelinen, belki de İstanbul'dan sonra en çok bilinen Türk şehri. Stadyumu çirkinlik anıtı. Hangi akla hizmet, kim yaptıysa karşıda ortası yüksek kenarlara doğru biten bir eğim ve son koltuk tek. Sonuç maça kimse gelememiş. Afferin küçük takım. Bu kötü stadtumda, seyirci olmadan, motivasyonu minumuma düşürülmüş büyük takımla haydi allah rastgetire.

2-Ders; Hocan küçük olacak ; Büyük takımdan puan almanın tek yolu bu. Küçük değilse bile o maç küçülecek. Bakınız geçen hafta Yılmaz Vural. Mucize kabilinden bir gol bulabilirsen şayet, Estergon Kalesi tabyalarını kuracaksın 18 içine. Yaradana teslim olacaksın. Santrafor taç atışı yaparken bağıracaksın'' Necooooo, bıraaaaak''. Vakit geçireceksin, netice de maç 90 dakika( küçük takım hocası için). Son dakikaya kadar yememişsen korkma artık yemezsin. Yüce gök seni cezalandırmak istese zaten 70. dakikada duman olmuştun. Direkler izin vermedi, maç da bitti bitiyor, çık kulübeden bir iki hömkür, televizyon göstersin, Fatih Terim hareketleri yap. Televizyonlara görün.

3.Ders; Kalecin büyük olacak; Küçük takım kalecilerinin büyük istatistiğidir. O maçta sezonun en büyük oyununu oynarlar. En çok top o maçta gelir, konsantrasyon tavan yapar. Çok gol yesen bile kimse kızmayacağı için rahatsın. Kurtardıkça, büyük takım futbolcusu sinirlenir. Seni adam yerine koymadıkları için kötü vuruş yaparlar. Sen kurtardıkça, kenardaki hocana direnç gelir. Acaba puan alabilecekmiyim hesabı yapar. Velevki aldı, puanı kendine yazar.

4. Ders; Hakem kötü olacak; Başka türlü puan alabilme hesabı yapıyorsan yanılıyorsun. Bak geçen haftanın hakem abine, örnek al. Maça öyle bir damga vuracaksin ki herkes senden bahsedecek. Uzun süre ceza almayı bile göze alacaksın. Maç bu maç kardeşim göster kendini. Dünkü maçın hakemi kendini gösterme konusunda bence rekor kırdı. Ben televizyonun bu kadar çok gösterdiği bir hakem görmedim. Soytarılık dahil, ne yapması gerekiyorsa yaptı. Antalya'nın bariz ikinci golünü yedi(Atsa ne yazar da o başka)Penaltıyı vermeyip ödeştirdi. Türkçe bilmeyen Kazım'a işaret yaptı diye sarı kart çekti, maçın her bölümünde kendisini ezberledik. Yolda görsem tanırım artık kendisini.

5.Ders; Forvetinde lanetli futbolcun olacak; Birilerinin basiret bağlanması sonucu, kendilerini bir zamanlar büyük takım forvetinde bulan santraforların sahada sana güven verecek. İddia ediyorum, Necati ile Veysel kendilerini tanımayan(zaten kimse tanımaz ya neyse) bir mahallede 1 sene gece gündüz maç yapsınlar, semt takımının hocasının dikkatini çekebilirlerse adam değilim. Sahte diplomalı doktor gibi, sahte lisanslı futbolcu bunlar. Bu iki forvetin oynadığı takımdan puan beklemek beyin tarvması geçirmekle eş değerdir. Böyle forvetin varsa hezimet yemediğine şükredeceksin. Küçük takım olmanın mutluluğunu yaşayacaksın. Ders dışı örnek; Ersen Martin, Sivasspor. İbrahim Akın, Belediye.

6. Ders; Futbolcuların küçük olacak; Küçük takım olmanın biricik dersidir. Bu dersten geçemeyen öğrenci sınıfta bırakılır. Anladık senden Alex olmanı bekleyen yok, kabiliyetin yok, kafan basmıyor. Peki Alex kadar koşamıyormusun be mahlukat. Koşmakda mı yetenek işi? Ciğerinde mi küçük anlamadım? Sen de açığını öyle kapat. Koşacak kadar da dermanın yoksa ne işin var sahada? 2. Derste gördük, mutemelen sende öğrendin. Sizi uyarmadı, uyardıysa bile eksik yaptı. Maç boyu 18 içinden çıkmayıp küçük takım nasıl olunurun uygulamalı dersini verdiniz. 1 puan sizin neyinize yetmiyor, maçın son dakikasında tamamınız cümbür cemaat Fener kalesinin önünde. Hıncal Uluç'un takımı Çatladıkapıspor'mu sandınız? Madem gol atmayı kafaya koydunuz, kalecinizi neden bıraktınız. O da geleydi keşke. Yani kalede durmasının size getirisi ne ki? Kaleciniz hepinizden iyi oynadı, bakarsın golü de o atardı.
7. Ders; Taraftarın küçük olacak; Adına taraftar denirse, 2-3 bin kişinin toplanabildiği, toplanıp bağırabildiği ishal ağızlı güruh. Maç başlamadan tazahürat'' yönetim istifa'' maç bitimi,''yönetim istifa'' Yenilse de yense de koltuk kırmaca, sahaya cisim atmaca. Eğer ulaşılabilirse misafir takım taraftarına sataşmaca. Misal olduğu için söylüyorum.'' Kırmızı, beyaaaazzz, en büyüüük Antalya'' Renkleri ve takım adlarını değiştir tezahürat aynı. Bankasya liginde olsalar çoğu maçı kazanacakları için daha mutlu olacaklar aslında. İroni içindeler, takımları Şampiyon olsun diye alt liglerde çoşuyorlar, lige çıkınca yenildi diye küfür ediyorlar. Yıllardır maça niye geldiklerini de çözebilmiş değilim. Araştırma konusu zaten küçük takım taraftarı.


Her hafta bakıyoruz, bütün takımlar kötü. Denizlispor, Kasımpaşaspor, Antalyaspor, Belediyespor, Sivasspor, Gaziantepspor, Ankaraspor'u sayma... bu ligte figuran bile olamayacak takımlar. Ancak bir de başka taraftan bakmak lazım sorunsala. Bu saydığımız takımlarda en ufak bir sıyrılış gösteren futbolcuyu 3. büyük dediğimiz kolontor takımlar alıyorlar. 3o kişilk kadro kurup, tribünden maç izletiyorlar. Misal Antalyaspor'lu Volkan, bırakın Antalyaspor'da oynasın. Aldınız, oynatmadınız, şimdi büyük takımda oynadı diye havalandı, küçük takıma dönse bile eski performansını gösteremez. Alın bakın Özer Hurmacı, geçen yıllın Ankaraspor'daki baş belasıydı, bu sezon televizyondan maç izliyor. Mehmet Topuz, Kayseri'nin yarısıydı, Emre cezalıyken bu kadar oynayabildi.

Diyeceğim şu dur ki; Galatasaray ve Fenerbahçe'deki 18. den sonraki futbolcuları dağıtsalar, bütün takımlar küçük takımlıktan kurtulurlar. Benim küçük takım profesörlerinden aldığım ders budur. Vereceğim ders ise, Fenerbahçe ile Galatasaray'a senede 8 maç maç yaptıracaksın, hala netice alınamamış ise Almanya 'da bir final maçı yaptırıp şampiyonu belirleyeceksin. Beşiktaş aradan çıktı nasıl olsa, bir 10 sene bu sistemi uygulayabilirsin. Diğer maçları bu maçları antrenmanı havasında geçireceksin ki stres yapmayalım.
Not; Karacakılavuzspor nezdinde Tekirdağ ve bütün Türkiye 1. amatör küme takımlarına saygı ve sevgilerimle.

23 Eyl 2009

Sülüklerin Ardından #7


Bu hafta sülüklere ilave var çocuklar. Demek ki bundan böyle sadece spor yazdığını sanan sülüklere, yönetici, antrenör, hakem gibi futbol armonisi içinde değişik görevlerde bulunanlar da eklencek. Kasımpaşa yönetimi, Galatasaray belasından kurtulma pahasına 360.000 liradan vaz geçebiliyor. Sanırsın ki şampiyonluğa oynuyor, ya da son maçı kümede kalması gerek, maçı 30 liradan seyrettirse İstanbul'un göbeğinde 12.000 kişi bayram gününü coşkuyla geçirebilecek. Ötesinde bütün futbolseverlerden(kendi taraftarı dahil) küfür yemeyeceklerdi. Haftanın sülüğü diyebiliriz kendilerinde.

Bir diğer sülük, en değer verdiğim, futbol bilgisine güvendiğim 3 yerli hocadan biri olan Yılmaz Vural oldu bu hafta. Şu lanet olası 1 puanı alıp, medyanın önüne Surinam'lıyı atmak uğruna delikanlılıktan bile vazgeçti. Maçın başındaki seyircisizliği olumlu buldu. Gerçi bu konuda hak veririm kendisine. Yoğun seyirci her zaman Yılmaz Vural'ın aleyhinedir. Hemen hemen bütün küçük takım taraftarı Yılmaz Vural'ı istifaya davet etmiş, küfür etmiştir. Yılmaz Vural gibi hocaların en rahat ettikleri takımlar Belediye takımları olmuştur. Ali Güneş'in pozisyonunu bırakın görmeyi hatırlamadığını söylemiştir. Maç durmuş, 11 Galatasaray futbolcusu hakemin üstüne yürümüş ne olduğunu sormamış bile. İnsan devrede olsun merak edip sormaz mı ne oldu diye?


Hakem sülüklerine hiç kafa takmam genelde. Yazılarımda hakemi yazmamaya, gittiğim maçlarda hakeme bakmamaya özen gösteririm. Hakem hatasına bel bağlamam, bu maçın hakemi ilk oldu bu sene. Yine de pozisyonu görmediğine inanıyorum. Ancak hakemsen görmesen bile o pozisyonda penaltı çalacaksın. Aynı anda bütün futbolcular penaltı diye refleks gösteremez. Ya da akıllı hakemsen çaktırmadan Kewell'e soracaksın, penaltı demişse kesin vereceksin. Bu kadar bariz pozisyonu görüpte çalmamazlık edemez, ancak sülük katagorisine bu pozisyonla değil, Ali Güneş', son adam olarak yorumlamaması dolayısıyla girmeye hak kazanmıştır. O pozisyona devam dese ben hiç bir şey demezdim.

Kasımapaşa Stadyumu'nun yetkilileri, cazgırı da sülükmüş. Ağlarla örmüşler tribünlerin yanlarını. Yabancı madde atamasınlar diye sanırım, ama tükürük ve küfür sesini ne yazık ki ağlar engelleyemiyordu. Cazgır da her siyahi futbolcuyu Keita sanıyordu. Golü ona yazdı, sarı kartı Keita'ya çıkarttı.


Bu senenin en büyük maçını seyrettik. Beşiktaş maçı dahil, hiç bir maçın golüne 2. golümüze sevindiğim gibi sevinmedim. Keşke bu maç Ali Sami Yen'de oynansaydı. Tezahürat tarihi yazılırdı. 1 gün önce Manchester derby maçını izleyen, duyan sülük tayfası televizyonlarda methiyeler düzüyorlardı. Kalecilerin hatasından, Ferdinand'ın saçmalamasından atılan gollere şapka çıkaranları izleyince, futbolun zevkini kitlelere aktarıyorlar artık iyi niyetine kapıldım. Bir gün sürmedi bahar. Son yılların en büyük son 20 dakikasını oynadı takım. Kabus gibi çöktüler, golün olmaması mucizelere bağlıydı, gol olmasa bile bizim için bir şey değişmeyecekti. Büyük futbolu, büyük futbolcular oynuyor, büyük hocalar oynatıyordu. Geçen senenin leşi Manda Yiyiyicisi'ne gol attırmak için kenarda bizimkilerin olması gerekiyordu.

Sülüklerin bu maçtan fazla beklentisi yoktu, ancak tabela bu şekilde tecelli edince dayanamayanlar çıktı. Daha doğrusu çıkmıştır her halde. Zorlanarak, iğrenerek okuduğum bir kaç kişiden sonra vazgeçtim ne yazmışlar acabalardan. Gerekte yok aslında. İşin kolayına kaçıp sadece Nonbertarafus'u bekliyorum artık. Alem arkadaşı Dürüllülü üzerindeki yoğun baskıyı bertaraf ettirmek için masatı çıkarıp, bıçağı bileylemiş dört gözüyle bekliyor puan kaybını. Puan kaybetmese bile farketmiyor onun için. Devamlı aynı şeyleri yazacak, elbet bir maç denk gelecek pis pis sırıtıp'' ben demedim mi'' diyecek.

Galatasaray bütün oynadığı maçları kaybedebilirdi, son vuruşlarda kaliteli ve çanslı oyuncuları olmasaydı. Yani bugün Kasımpaşa yerinde Galatasaray'da olabilirdi. Futbolcu değil dediği, bu maçtan sonra da diyeceği kaliteli futbolcu Baros atmasaydı. Kasımpaşa 2 gol pozisyonuna girip nasıl olacaksa 4 gol atabilirecekti. Surinam'lı bu 4 golü seyredecek, hiç bir önlem almayacak ve bizden küfür yiyecek. Sizler de kına yakacaksınız basurlu 12 parmak bağırsağınıza. Artı 4 gol yedikten sonra da gökten evliyaları getirse maçı çevirmeyecekti. Kasımpaşa 10 kişi kalıp ta muhtemel hezimet olsaydı, bu maç sayılmayan maçlardan biri olacak, ciddi olarak bir sonraki maç beklenecekti.

Sülük azıcık tanısa hoca görünümlü sülüğü biliyor olacaktı. 4 değil yarım gol bile bulsa Tiryaki Hasan Paşa'nın ruhunu Kasımpaşa'ya çağıracak, Kanije Kalesi'ni savunacaktı. Nitekim de öyle oldu, attıkları güzel golün üstüne kış uykusuna yatırdı takımını. Objektif olalım, hakkını verelim, başka türlü nasıl puan alacaksın Galatasaray'dan? Aynı taktiği Fenerbahçe'ye de uygular Yılmaz Vural o zaman da antipatik gelirmiydi acaba puan aldığı maçlarda?

Panathinaikos perişan etmedi mi Galatasaray'ı!.. Panathinaikos 7 atmaz mıydı Galatasaray'a!.. Doğrudur sülük başı, perişan ettiler ama biz göremedik. Galatasaray'ın 7 yediğini ne zaman gördün sen, fakir olsan yaşlılık maaşı bağlanacak oturacaksın köşende. Zenginsin ya, söylediklerinin önemi çok. Panatinaikos'a Yunanistan'da 3 çekebilen takımın yorgunluktan, stresten, sakatlıklardan çıkıp daha ligin başında can çekişme maçları oynayan takımla seyirci motivasyonu olmadan bir maç oynaması, yenik durumdan 8 net gol kaçırarak hakemi de, sülükleri de yenmesi için takımın adı Büyük Galatasaray olmalıydı sadece. Herkesin hakkını yemeyelim, bizim gözümüzle görenlerin sayısı arttıkça, sülük sayısında görece bir azalma oluyordu haftalar geçtikçe.

Barcelona gibi bir takımı üstlenmiş, taşımış bir adamın Galatasaray'daki oyun kuramama ve oyun oynayamama aczini görmesi lazım. Sevmediği Hagi'yi yermek için yine sevmediği bizim çok sevdiğimiz Popescu'yu hatırlatmış. Çok doğru Taffarel'in topu aktardığı Popescu takımın ilk oyun kurucusuydu. Takımda bir Popescu ne yazık ki yok. Servet ve Emre Aşık oyun kurucu tekniği olmayan futbolcular, onlar oyun kurmuyorlarsa hayaletler mi kuruyor Galatasaray'ın oyunlarını? Sabri ve Balta ilk topu alanlar Leo'dan. Oynadığı bütün maçları dikkatle izledim. Leo topu her hangi bir Galatasaray'lı futbolcuya elle ayakla topu pas olarak veriyor. Sadece kaleci olarak değil savunmadaki 5. adam olarak maçın her an içinde oynuyor. Golle sonuçlanan paslarını seyrettik, ben kendisinden gol bile bekliyorum. Sayan varsa iddiaya girerim Galatasaray pas rekoru kuruyor olmalıdır bu sene.

Aptalca yan paslar ve geri paslar ile hücuma çıkmaya çalışıyor. Hücuma gitmesi gereken top Galatasaray kalesinde bitiyor. Ama biz göremiyoruz Galatasaray kalesine gelen topları. Bu olasılık maçlarda cereyan ediyorsa, oluşan bu averajın nedenini açıklamak imkansızdır. Yoğun pas trafiği, seyirciyi coşturur, coşan seyirci futbolcuya motivasyon sağlar, paslardan bunalan rakip hata yapar, bu hatayı timsah gibi bekleyen futbolcular darbeyi indirirler.

Galatasaray kalecisi topa ayakla vurmak zorunda kaldığı için de bu top yine geriye tehlike olarak dönüyor. Biz razıyız kardeşim, kalecimiz topu ayakla elle bizimkilere atsın, kaptırsın, tehlike görelim. Leo'nun ortaya, rastgele degaj yaptığını ben henüz görmedim. Bir kaç kere sıkışınca topa abanmak zorunda kaldı o kadar. İstersen bu hafta sayalım birlikte sayın Bertaraf edeilemeyen, topla en fazla buluşan kaleci kim?

Hepsi kendini Hagi zannediyor. Topu ayağına alan önce bir çalım atıyor pas verebilmek için. Çalım atmak bir riski göze almaktır, hele savunmadaysan...Ne güzel bir şey yapıyorlarmış aslında. Risk almayan adama adam denir mi abi? Hele ki sen, keyif adamısın bir maçta çalım görmezsen, sahanın neresinde olursa olsun 10-15 pas üstüste seyretmemişsen, güzel bir kurtarış, heyecanlı bir pozisyon, en önelisi gol görmemişsen, iyi bir maç seyrettim dermisin? Keşke herkes kendini Hagi sansa. Futbolun daha bir güzel, daha bir seyredilir olması için bir iki veya daha fazla futbolcu Hagi'ye özense. Biz çoğu maçta verimsiz olsa da sadece çalım atıyor diye boşuna sevmedik Karataş'lı Hasan Şaş'ı. Arda çalım atmasa, şut çekmese, yana da olsa pas vermese Arda olur mu hiç? Risk alana değili risk almayana kızar bu taraftar oysa.

Rijkaard ve yanında maç boyu not alan Neeskens, Mustafa Sarp ile Mehmet Topal'ın yanlış oynama yüzünden kaptırdığı topların notunu almıyorsa eğer, ne notu alıyor çok merak ediyorum!..Surinam'lı yanına okuma yazma bilen biri yerine koskoca Neeskens'i getirip çetele tutturuyor, ön liberolar ne kadar top kaptırdılar diye. Belki ne kadar top kapabildiklerini yazıyordur. Sen merak etme ben söyleyeyim. Not falan aldığı yok, futbolcuların işaretli olduğu tabloda hesap kitap yapıyor. Fizik, cebir, geometri, denklem çözüyor. Rakibin açığını kolluyor, av tam hazır hale geldiğinde hamle yapması için Surinam'lıyı uyarıyor.

Galatasaray'ın kanatlarında bek yok. Onun için Galatasaray savunması bu kadar çok pozisyon veriyor. Ligin başından bu yana atamıyorlar ama bir gün biri atacak, bir gün bu şans bitecek. Çok doğru bizde klasik bek yok. Sabri de, Hakan Balta'da forvet oynayacak abi. Biz maçlara gol yememek için değil, gol atmak için çıkıyoruz. Büyük takım refleksidir bu, elbet çok pozisyon bulacaksın kendi kalende ama emin ol karşı kalede de çok daha fazlası bulunacaktır. Bu sene sonunda hesaplara bakacağız. Hangi takımın defansı daha çok gol atmış, daha çok asist yapmış bakacağız.

Bir gün biri içeri vuracak. İçeri vurduğu zaman da göreceğim Galatasaray'ın halini. Vuruyorlar zaten, temennide bulunma haklı çıkacağım diye. Galatasaray'a karşı galip oynayan her takım ligin en şanssız takımı olacaktır. Attığı golü korumaya çalışan her hocayı, her futbolcuyu maymuna çevirecekler. Son Kasımpaşa'lı futbolcuların maç bitimindeki haline acıdım. Diller köpek dili gibi dışardaydı, çoğunun bu hafta maça çıkacak dermanı kalmamıştı. Her kimle oynuyorsa oynasın bu hafta kesin yenilirler.

Arda, Elano, Kewell, Keita, Baros. Ama bunlarda da akla hayale sığmaz bir çalım merakı var. Akla hayale sığmaz bir fantastik pas verme merakı var. Bu yüzden büyük futbolcular zaten hocam. Bu yüzden Ulusal Takımlarında oynuyorlar, Dünyada bütün futbolseverler tarafından tanınıyorlar. Bu yüzden onlara karşı oynayan bütün hocalar yusuf yusuf. Fantastik pas veremeyen Emre Aşık bu yüzden hakkettiği kariyere ulaşamadı bunca yıldır. Bu kadar büyük stoper, asistanlık yapıyor başka stoperlere.

Rijkaard gibi bir adam, 'Lüzumsuz çalım atanın ayağını kırarım' demiyor! Vay be, demek Hasan Şaş'a bu yaştan sonra hoca tarafından ayağı ilk kırılan futbolcu olmaması için futbolu bıraktırmışlar. Verilmiş sadakası varmış. Arda'yı Surinam'lıdan dayak yerken görürsek şaşırmayalım tamam mı arkadaşlar?

Galatasaray'ın attığın çalımların yüzde 90'ı keyif çalımı. Pozisyonu bir adım öteye götürmüyor. Gol talihin dışında oluyorsa nasıl oluyo be abi? şunu da bir yazabilsen. Acı çalımı nasıl acep. Çalım keyif çalımı, adam eksiltmek için falan değil. Arda şu geçen 6 lig maçında en az 50 kere adam geçip pas verdi oysa. Çalımı kaleciyle karşı karşı kalmak için atmaz büyük futbolcu. O anda pasla geçmeyi yeğler.

Baros golcü değil. Bu kadar kaliteli adamın arasında babamda olsa o kadar gol atar zaten. Hatırlarsın Jardel'de golcü değildi, Serkan Aykut ondan büyük futbolcuydu. Nonda büyük futbolcu değil, büyük golcüymüş. Golcü futbolcu olmuyor Nonbertarafus'a göre. Milan Baros golcü falan değil. Milan Baros'un Galatasaray'dan gönderilmesi lazım. Kendince haklı galiba, geçen yıl gönderilseydi gol kralı bizden çıkmayacaktı. Gol kralı bizden çıktığı halde ligi 5. bitirdik. O golleri yok saysak belki 10. falan bitirirdik. Ne yapsın koskoca ulama sevmedi bir kere tipini. Nasıl ben Necati'yi sevmediysem o da Baros'u sevmedi. Bu sene de gol kralı olsa değişen bir şey yok, futbolcu değil.

Cepheden bakan hakem top kendiliğinden mi oraya gitti, yoksa Ali Güneş'in eline mi değdi; karar veremez. Niye cephede durursun be hakem. Gözünün önündeki pozisyonu göremezsin, o yüzden kusurun yok. Biz televizyondan, ağların arasından gördük ama 5 metre mesafedeki hakem görmedi, sağlık olsun canım. Yalnız yazık oldu, görmediğinle kaldın. Hem görmediğin, dolayısıyla vermediğin penaltı, atmadığın adam, sülüklerin bir işine yaramadı, hem de durup dururken ekmeğinden oldun. Ben hakemin yerinde olsam devrede güvendiğim birine sorardım. Eğer yüzde yüz penaltı demişlerse, yakardım çırasını Galatasaray'ın. Madem ki ben yandım, tek başıma gitmem arkadaş, ne yapar yapar maçta Galatasaray'a puan kaybettirmeye çıkardım ikinci yarıya. En azından beni haklı çıkaracak sülük sayısını artırırdım. Zaten böyle mi oldu? hadi yaaaa.

Biraz uzun oldu, sizi sıktıysam affola, ama bu arada ayrık otunun abisi kendisini unuttum sanmasın. Dua etsin kardeşi sayfayı tek başına işgal etti. Yoksa yazdıkları benim tarafımdan atlanacak şeyler değildi.

21 Eyl 2009

Taksim'den Aşağı; Kasımpaşa 1- Galatasaray 3


Bugün bayram, yarın da tatil. İstanbul'dayız, kutuplara( Norveç) maçına gittiğimiz Galatasaray'ımızın maçına Taksim'den aşağıya Kasımpaşa'ya gidemedik. Bilet fiatları 120 lira. Maçtan önce Yılmaz Vural taraftarın gelmeyeceğini öğrenince bayram etti. Bizim taraftar burda gelmedikleri daha iyi dedi. Ben Yılmaz Vural'ı çok severdim, bu maçtan itibaren sildim. Senede bir iki maça çıkar ligimizin en çok kovulan antrenörü. Kasımpaşa'ya layık olduğu lig yolculuğunda bir katkıda bizden oldu. Kasımpaşa idarecelerine teşekkür etmemiz lazım. Sayesinde Ali Sami Yen'de dirildi. Adnan Polat taraftarla bütünleşti.

Kasımpaşa yöneticisi maçtan önce açıklama yapıyor, açıklıyamıyor bilet fiatlarının neden yüksek olduğunu. Taraftarlarına yalamalık yapıyor, aynı anda Kasımpaşa'lılar klasik küçük takım tezahüratı yükseliyor, ''yönetim istifa''

Sahaya çıkan Galatasaray 11'ini hiç bir sülük doğru tahmin edememiş. Bizim için mercek altına alacağımız futbolcu Caner'di. Notumuzu bir maçta vereceksek eğer, aman Balta, kendine iyi bak. Sakata makata gelme bir daha. Rusya'ya gidip de gelen futbolculardan hayır yok.

Maçın başında Ali Güneş'in müthiş plonjonunu seyrettik. Elano'nun vuruşunda normal kalecinin çıkaramayacağı bir topu çıkardı. Kırmızı kart, penaltı, ve sinir bozucu bir hakem. Aslında ben kolay kolay maç sonucunu hakeme bağlamam ancak bu maçın hakemi Galatasaray'ı durdurmaya çıkmıştı. O penaltıyı görmeyen hakem, hakem değildir. o anda oraya bakmasa bile aynı anda bütün ellerin havaya kalktığını görünce bile çalması lazımdı. Bu pozisyondan sonra maçın çok zor geçeceği belliydi.

Sabri klasik maçlarından birini oynuyordu bu gece. 30 metreden gol aradı, gelişigüzel ortalar yaptı. Gol olan pozisyonda yerinde değildi. Mustafa Sarp ve Mehmet Topal çok top kaybetti, ilk yarı bizim için iyi gitmiyordu. Elano, Kewell, Arda, Baros kare ası son toplarda beceriksizdi. Koray Avcı, Kewell'in önünden elle topu aldığında bir kırmızı kart daha güme gitti. Kasımpaşa Yılmaz Vural gazıyla kasap havası oynuyordu. Maçın başında ya yeneriz, ya 3 olur demişti. İlk yarı 1-0 yenik gidince soyunma odasına, hatta Arda kale yerine dışarı atınca iddada 1-2 oynadılar sandım.

İlk yarı tüm sülüklerle koz verdik, kötü oynadık. Kasımpaşa'nın fazla direnç göstermesi maçın sonlarını getiremeyeceklerinin göstergesiydi. Ve ben Galatasaray'ın iyi oyununu seyretmek için 1 gol yemeyi göze alanlardanım. Ancak televizyonda hiç iyi olmuyor bu fantazi. Galatasaray'ı mağlupken tribünde seyretmek isterim.

İkinci yarıya Manda Yiyicisi ile Kara Şimşek aynı anda başladı. Surinam'lı hamlesini yapmıştı. Gol olacağı kesindi, ama Yılmaz Vural'ın tek bir puan için bu kadar maskaralık yapacağı aklımıza gelmedi. Bu gece Kewell'den hayır yoktu. Sol taraf Caner'in yetersiz futboluyla Kewell'in maç içi istirahatı hücum hattını sağ tarafa yıkmamıza neden oldu. Arda, Sabri, Keita Kasımpaşa'nın soluna felç indirdi.

Ali Güneş bedavadan oynuyordu. İkinci kırmızı kartıda kaynadı. Hakem Ali Güneş'i atmam diyor başka bir şey demiyordu. Fakat topunda bir canı vardı, girmek istemiyordu.

Galatasaray'ın teklemesini dört gözle bekleyenler için sıkıntılı bir ikinci yarı geçiyordu. Galatasaray maçı forseledi, Song gidince hayata küsen Manda Yiyicisi, Kara Şimşek gelince kalelere köprü kurmaya kaldığı yerden devam futbolu oynamaya başladı. İki ortak beraberlik golünü bulup Afrika dansı yaparken, Yılmaz Vural kenarda deli gömleğini giyiyordu. Olsundu, Yılmaz Vural galipken bile beraberliğe el sıkışırdı. Ancak gol beklenenden erken geldi. İkinciden korumanın tek bir yolu kalmıştı, pislik.

Arda Kaptan'ın gözü kapalı atacağı 3 banko gol girmeyince, iş asiste kaldı. Sol tarafa geçtiği bir anda topu içeri çekip öldürücü kesmeyi yolladığında Manda Yiyiycisi'nin kafası bizi yerlere yatırdı. Aynı anda Galatasaray'ın 300 seyircisi arasındaki Başkan da tezahürata başlamıştı. Adnan Polat'a taraftar olmak çok yakıştı. Haldun'u saymıyorum o zaten taraftar.

Ortalama düşecek sananları yanıltmadılar. Yine iki ortak Yılmaz Vural'a ceza keserken, ilk defa Nevizade Geceleri söyletemediler.

İkinci yarı takım büyük futbol oynadı. Geriye düşülen bir maç, Estergon Kalesi defansı yapan bir takıma karşı nasıl çevrilir test edildi.

Maçtan sonra Ali Güneş,''penaltı, kırmızı kart'' diyerek doğruyı, Yılmaz Vural ''pozisyonu hatırlamıyorum'' diyerek yalan söyledi. Keşke Ali Güneş hocam penaltı deyip, kendi göbeğini kendi kesseydi ne güzel olurdu.

Ciddi rakip değildi, yine galip geldiler. Eskişehirspor maçına bırakıldı fallar.

Sırça Köşkten Gelen Devrim Şarkıları


Beni takip edenler, tanıyanlar bilir. Fenerbahçe'nin 3 farklı öne geçtiğini, bizim maçlar! hariç görmedim. Hatta dün geceki Fenerbahçe maçında da Fenerbahçe'nin 2. golü çabuk atmasını istedim. Zülfü Livaneli ve şarkıları vardı ATV kanalında. Seyredemediğime üzüldüm, bir türlü Fenerbahçe maçı kopartamadı. Ve biz devrim türkülerini Zülfü Livane'li yerine Fenerbahçeli'lerden dinlemek zorunda kaldık.

Kıraç 100. yıl bestesi diye 1 Mayıs Marşı'nı devşirdiğinde bayağı memnun olmuştum. Burjuvazinin, endüstrinin halktan en önce kopardığı takımın taraftarları, bilerek ya da bilmeyerek 1 Mayıs Marşını söylüyordu. Stadın en kralını yaptılar, en pahalı bileti onlar sattı. Localarındaki zenginlerle övündü kıçında donu olmayan Fener'li. En pahalı transferi yaparak en büyük olduklarına inandırıldılar. Forma alma rekoru Fenerbahçe'lilerdeydi. Her ne kadar anketler, en çok taraftarın Galatasaray'da olduğunu söyleseler bile ben hem inanmıyor, hem de istemiyorum bu istatistiki verinin bizden yana çıkmasını.

Bizim çocukluğumuzda bütün takımlar gibi Fenerbahçe de halk takımıyken taraftarı ''Ali Baba'nın Çiftliği'' ni söylerlerdi. İlerleyen seneler de gerçekten Ali Baba'lar çiftlik yapmışları Kadıköy'ü. Bugün Kadıköy'den sahil yolunda gidenler nedendir bilinmez Fenerbahçe bayraklarının altından geçmek zorundadır.

Geçen yıllarda Nazım Baba'dan şiirler, şarkılar söylediler. ''İnanın çocuklar, güzel günler göreceğiz çocuklar'' diye yırtındılar. Doğrusu kıskandım, Galatasaray Taraftarının söylemesini çok isterdim. Demek birileri Fenerbahçe'lerini aristokratlara, maç günü eğlencesi olarak görenlere, en pahalı kombine alarak sosyal statülerini arkadaş meclislerinde göstermek isteyenlere karşı direniyordu. Kazanacaklardı, futbol halk çocuklarını oynadığı seyrettiği oyundu. Er ya da geç mutlaka en azından tribünler varoşların, takımlarını sevmekten başka bir düşüncesi olmayanların olacaktı.

Bu sene başında Fenerbahçe tribünleri benim için tavan yaptı. Belki, maçın başlamasına 1 dakika gelip yerine oturan, maçın bitmesine 5 dakika kala trafiğe takılmamak, maça gittiğini en erken ispatlama telaşında olanlar farkında değildir. ''Seviyorum seni, ekmeği tuza batırıp yer gibi'' Nazım Hikmet'in bu en beğendiğim şiirini söylüyorlar. Hangi tribün söylüyor bilmiyorum, ancak devrim şarkıları demek sadece gecekondulardan, gece vardiyasındaki işçilerden, hapishanelerden gelmiyor. Gurup Yorum'dan ''haklıyız kazanacağız'' marşını çoğu devrimci bile bilmezken Saraçoğlu kale arkasından gelen melodiyi buruk bir mutlulukla dinlemek için bile Fener maçı seyretmeye değer aslında.

Vamos Bien, iyi gidiyorsunuz çocuklar. Kimden, nerden, nasıl gelirse gelsin bu melodiler bizim melodilerimizdir. Fenerbahçe tribünlerine sızıp, vak vakları ürkütmeden bu marşları kitlelere söyletebilmek kolay değil. Amma velakin, halk şarkılarını, devrim marşlarını kime söyleyeceksin. Kaleci Volkan'ı tanırım, garibanlıktan gelme Kartal'lıdır. Devrimcilik damarı vardır. O şarkılardan etkilenip konsantrasyonunu artırır. Eğer sınıf değiştirmediyse Gökhan Gönül'de'' Seviyorum seniiiii'' diye bağırıldığında etkilenip insan üstü oynayabilir. Ancak, insan düşmanı muhtemelen her iyi şeyin düşmanı Lugano, laubali, şımarık elimden gelse hergün sopa atacağım Kazım, Brezilya'nın Kadıköy Eyaleti'nin futbolcuları ve bir Galatasaray galibiyetinde maymuna dönüp evrim geçiren, Fenerbahçe'ye sövdüren Fenerbahçe'liler ne anlar bu marşlardan.
Belediyespor'lu futbolcular, gole gidebilecekleri 3 pozisyonda topu taca attılar, 2. golü atabilmek için Okan'ı görmemezlikten, çığlığını duymamazlıktan gelen futbolcular ne bilir bu marşların kimlere ne için söylendiğini?
Marsilya taraftarı Santos'un içerden çıkması, pompalı tüfekle öldürülüp çapulcu muamelesi gören Karşıyaka'lı Özgür'ün itibarı için pek çoğunun anlayamadığı pankartları açan, Endüstriyel futbolun 1 numaralı düşmanı Livorno takımının kaptanına sarı lacivert atkı taktıran Fenerbahçe Taraftarına sesleniyorum;

Devrimci romantizm, trübünlerde filizlenmeye başladı, devamı gelecek, en zor iş te sizin Fenerbahçe'li idealistler. Çok zor, yılların dayatılmış pis kokulu karanlıklarından sıyrılmanız.

Tribünlerini işgalcilerden kurtarmak isteyen Fenerbahçe'liler, önce takımlarını paranın padişahlarından, 3. sınıf Brezilya'lı futbolculardan, dolandırıcı Daum'dan kurtarmalıdır. Bu takımlar bizim, bu davet bizim, düşün peşimize.

18 Eyl 2009

Sülüklerin Ardından #6


3 gün önce çifte kupalı Türkiye Şampiyonu'na 3 gol bıraktığımızda, ulama tükürdüğünü yalamamak için çırpınıyordu. Farklı galibiyetin hesabı, erken gelen balık gole ve daha dün ülkemizin en büyük ve en kariyerli kalecisi(En çok milli, dünya 3.sü, Barca'da kaleye geçmiş daha ne olsun) Rüştü'ye kesilmişti. Atılan golleri bir çıkarsak bakalım sonuç kaç kaç olurmuş? İstisna hariç bütün sülük tayfası aynı görüşteydi. Kötü, ufak, dandik bir takım da olsa razıydılar. Galatasaray'dan puan alsınlar yeterdi. Sonrası gelirdi yenecek takım bulunurdu nasılsa. Yeterki şu burnu havalarda gezen Galatasaray'lılara bir ceza verilsindi.

Biçilmiş kaftan bir maç vardı sırada. Yunanistan Şampiyonu, Şampiyonlar Ligi ön elemesini geçememiş, Türkiye lig 5. siyle aynı guruba 1. torbadan favori olarak düşmüştü. Üstelik, defansın en önemli oyuncuları sakattı. Dahası son maçta Galatasaray çok kötü oynamıştı. Bayağı umutlu olunacak durum söz konusuydu.

Ben dememişmiydim demek için fal bakan sülüğün biri, maçtan önce yazmıştı. Bu Galatasaray buradan zor puan çıkartır. Her sağaçık Serdar Özkan değil. Yeniyor, atıyor ama iyi oynamıyor. Elbet bir takım canını yakacak gibisinden kusmaca. havaya laf, bende diyorum şimdiden. ''Galatasaray'ı bir takım fena dağıtacak'' Eee, ne oldu şimdi?

Beklenen bu maçta da olmayınca bir şeyler yazacak elbet sülük taifesi. Okuyucuları var, küfür edenleri var. Çanağını yaladıkları var. Var da var.

Baba sülüklerden biri, Panatinaikos'un evlere şenlik futbolunu beğenmemiş. Kendisi bu kadar kötü bir rakip beklemiyormuş. İlk goldeki asistten sonra, bir de kendi kalelerine atınca iş kopmuş. Kendisi mahvolmuş. Bu arada 2. gole bir kulp bulamadığı için yok saymış. İşte maçın özeti buymuş. Bal, kader kısmet. Florya'ya giriş yasak o yüzden saldırıya devam. Aslında saldırı falan denmez de, biz kendimize bir iş edindik yazıyoruz. Bunların yazdıklarını sadece küfür etme zevkini tatmin etmek için okuyan çıkıyor. Bunların en başında da bendeniz geliyorum.

Pana'lı taraftarlar çok iyi başladılar, ne yazık golü kalelerinde görünce de dirençleri kırıldı. Sonrasında sus pus oldular. Yan hakemlerin kaldırdığı bayrakların yarısı doğru yarısı yanlış. Bu cümle hakemlere bok artarak ekmek yiyen sülük tarafından aynen böyle yazılmış. Biz başka maçı seyretmediysek eğer, bu sülüğün söylediklerinin tamamı yalan. Maçın başında yas tuttular, iyi başlamadılar yani. Hiç bağırmadılar, sonrasında ise dirençleri kırılmadığı gibi, üstlerinde ne var ne yok çıkartarak bağırdılar. 3-0 olduğu zamanlarda bile sesleri kesilmedi. Dünyaya nam salmış bir taraftardır Panatinaikos taraftarı. Bir kez daha gösterdiler, saygılarımızla selamlıyoruz. Her ne kadar gelmeyeceklerse de yazık olmuş. Çok isterdim böyle bir taraftarı Ali Sami Yen'de görmeyi. Hakem fosili ya arkadaş, ne yazık onun için hakemi yazacağı bir maç değildi. Havaya bir laf at, kelime dolsun işte nasıl olsa kimse okumuyor. Yarısı doğru, hangisi be allahın adamı. Hangi bayrak doğru hangisi yanlış.

Galatasaray'ın dağınık(ne demekse) bozuk şekilde maça başladığını yazmış, kovulmuş, başka kovulacak hocayı bekleyen hoca. Galatasaray rakip savunmanın hatasından golü bulunca toparlanmış. Farklı bir sonuç almış ama o da diğer sülükdaşları gibi hemfikirmiş kötü oynadığına. 2-0 dan sonra maç 2-2 ye dönebilirmiş ki tam o sırada Elano'nun balık golü durumu 3-0 a getirmiş. Hocalık bilgin yok, ki devamlı kovuluyorsun. Türkçen kısıtlı, sayı saymasını da mı bilmezsin be yapıştın ekranlara kan emiyorsun. 2-0 dan önce bir 2-1 e döndür şu Yunan Gavur'unun takımını! sonra dua et bir gol daha bulurlar belki. Bulamadılarsa sıranı bekle. Nasılsa bir gün yenilecek bu takım o zaman yaparsınız kim daha güzel kan emecek yarışını?


Panatinaikos'u Yunanistan'da yenmek her takımın harcı değil bir kere. Gollere takılı kalıyor her zamanki gibi sülükler. Sağ kanattan, Baros'un bir antilop çevikliğinde dönüp topu önüne alması, kafasını kaldırıp içeriye gol pası vermesi pek önemli değil onlar için. Elano yıldırım gibi yetişti topa, esas defans oyuncusu şanslıydı, top kendisine yakın geldiği için. Biraz geriye gelse, Elano'nun jeneriklik golüne Prometeus yeniden ateş yakıp Olimpos Tanrılarının bir kez daha huzurunu kaçıracaktı.
Atılan golleri çıkaralım. Peki sizin hesabınızdan gidelim. 15 pastan sonra Baros'un önüne gelen topu Baros çok kötü vurmasa, ya da Kewell'e çıkarsa, 50.000 Yunan'lı çıplak bağırlarını dövecekti. Kornerden gelen topu Elano düzeltip, biraz sürüp mıhlasa ne yazacaktınız? Hatırlayanınız var mı, ilk yarıda Galatasaray'ın 5 net gol pozisyonuna karşın bizim tehlikeli bölgemizde, Leo Franko'nun rakibine 18 dışından attığı bir çalım ve kaleye geçen Kara Şimşek'le olan paslaşmasından başka ne vardı seyre değer?
İkinci yarı başında rakip paslaşmaya başladı,biz bir punduna getirmeyi bekledik. Sarp ve Topal'dan delik bulamayan futbolcu topu Elano'ya kaptırdı. Elano saniyelik bir pasla topu Baros'un önüne yuvarlayınca biz Baros'un kaçırdığı golleri sizin gibi unutup ekran başında kucaklaştık. Siz ise bu golü saymadınız bile. Aynı anlarda her ihtimale karşı Arda Turan, ve Nonda bekliyordu. Maç biraz tehlikeye girse ki-ben istiyorum ne yalan söyleyeyim maçın tehlikeye girmesini, biraz oyun seyredelim- başka planı uygulayacaklardı. Gerek olmayınca Arda girip taç çizgisi kenarılarında deneme çalımları yaptı, sonraki maçlar için.

Bizim maç bittikten sonra Medya'mızın resmi takımın maçı vardı. O cenapın sülüklerinden doktor ünvanlı(ne doktoru bilinmez) maçtan önceki hesaplarında Fener'in farklı kazanacağını yazmıştı. 1 defa canlı, 4 dafa banttan izlemiş Twente'yi. Fener'i de avucunun içi gibi biliyor basmış iddiada Fener'e parayı. Benim gibi kaybetmiş,( söylemesi ayıp ben beraberlik vermiştim) yazdıklarını okuyan olmamış hesabı Fener'e akıl vermiş. Gerçi biz ilgilenmiyoruz, ben Fener maçını seyretmedim. Ben kendi çöplüğümden sorumluyum da, sülüklerin görevi kolay değil diye örnek verdim. Sülük bizim kanımızı emmeye uğraşırken aynı zamanda resmi takımlarının çanak yalayıcılığını yapıyor.

Kolaysa biz yapalım bakalım.

17 Eyl 2009

Ciddi Takım Yok mu Ya? Panatinaikos 1-Galatasaray 3


Sağlık kurulumuza bu sezon selam etmemişiz. Servet'i, koskoca Ayıboğan'ı gripten yatırmışlar yatağa. Bu devirde, bu kadar doktor kontrölünde bir futbolcu hastalanıyor. Bir asprinde mi veremediniz kardeşim? Stoper mahallimize ne kadar futbolcu alırsak alalım çok değil. Mutlak sıra gelecek, Emre Güngör; Linderoth'un revir arkadaşı sahada kaldı 5-10 dakika.

Yunan Futbolu'nun iki büyük takımından biri bakalım Galatasaray için ciddi rakip olacak mıydı? Üstelik savunma hattında zorunlu rotasyona gidilmişti. Cam Adam'ı Kayseri'de, Ayıboğan'ı revirde bırakarak gittiğimiz Yunanistan'da sülük taiefesi ve ben demedimmicilerin beklentisi ne olacaktı? Galatasaray'a 2 oynadım iddiada, Fener'e de elim gitmedi beraberlik verdim. Gitseydi Twente'ye verecektim.

Panatinaikos'un Dünyaca ünlü taraftarının sesini duymayınca, suçu TNT'den dandik antenle seyrettiğimiz için, yayıncı kuruluşa yıktık. Konuşmasını bilmeyen bir konuşmacı maçı anlatıyordu, bedava seyrettiğimizden katlanıyorduk, fazla şikayetçi olmayalım dı. Meğer işin aslı öyle değilmiş, son lig maçından dönen Panatinaikos taraftarları kaza geçirmiş, 2 ölü varmış ve seyirci başlarda yas tutmuş. Yas tuttuğu dakikalarda Baros'un sağdan deli aktığı ve içeriye kestiği topu seyrettik. Elano'nun gölgesinden tırsan defans oynucusu kurtarayım derken pas verdi ve Türkiye'nin yarısından fazlasının tüh dediği pozisyonda Elano topu ağlara yolladı.

15. dakikadan sonra büyük Yunan taraftarının şovunu izledik, ta ki maçın bitimine kadar. Kolayına büyük takım olunmuyor. Yenmekle değil de bazen yenilirkende büyük olunabiliyor. Tıpkı bu geceki Panatinaikos gibi.

Erken attığımız gol her iki takımın da oyun düzeninde değişikliğe neden oldu. Sakatlığı sakata getirme ihtimali olan Emre Güngör, önce kulübeye sonra takımdan ayrı düz koşuların yapıldığı sahaya gönderilmek üzere korumaya alınıp, Uğur Uçar yollandı içeri. Değişiklik Balta'nın stopere, Uğur'un sol beke geçmesiyle son buldu. Burada Surinam'lıya ilk sorumu sormuş bulunayım. Caner sol bek yedeği değilse nedir, eğer oysa sol beke neden o girmedi de sağ bek girdi?

Leo'ya kaleci demek biraz eksik gibi. Bence elle oynama hakkı olan defans oyuncusu desek daha iyi. Normal pas trafiği içersinde mutlaka kendisine de pas veriliyor. Sıkışırsak gol bölgelerinde görürsek şaşırmayalım diye not düşüyorum. Bu sene kendisinden gol bekliyorum. Artık nasıl atar bilemem.

Toparlanan Surinam'lının asistanı Panatinaikos'un hocası, akllı hamleler yaptı. Islak zeminde araya atılacak toplarla gol aradı. Dürüllülü'den tüyo aldılar sanırım. Bayağı pozisyon buldular. Şanslı sayılabileceğimiz bir maç oynuyoruz, hadi bakalım. İlk yarıyı önde kapadık.

İkinci yarı başlamasıyla beraber Olimpiyat Stadı çöktü çocukların üstüne. Galatasaray rakip paslaşmalarını seyrediyordu. Timsah gibi bekledik bir hata yapmalarını ve Elano kaptı topu. Ve usta bir ara pası yolladığında Baros'un önüne Yunan kalecisi için artık çok geçti. Bu dakikadan sonra topa her dokunuşunda taraftarlarından ıslık yedi.

Arda istirahatliydi bu maçta. Duran toptan gol bulamayacağız diye bir endişemiz vardı. Boşuna vesvese yapmışız, Kara Şimşek-ki bu gece o da aktif dinlenmedeydi- maçtaki tek olumlu hareketini yapıp, duran topun üstünden atladı. Elano ballı günündeydi bugün, top birinin ayağına oradan direk dibinden Galatasaray maç ortalama golü olarak ağlara gitti. 3ü bulmuştuk, Arda zevk yapabilirdi artık.

Bu arada oyundan düşmeyen bir büyük takım seyrettik. Taraftarıyla yüklendikçe yüklendiler. Dedik maç evliyaları bizdendi bu gece. Direk bile bizdendi. Hiç gol atamadan bitirselerdi gerçekten ayıp olurdu. Hani bana sorsalar helalinden 2 gol bile verirdim kendilerine. Ancak Baros'un kaçırdıklarının yarısını da bize yazsak, tabela ne olurdu sülükler bilirdi.

Hani futbolda her mevki için bir heykel dikilecek olsa, stoper mevkisi için kesin Emre Aşık'ın heykeli dikilmesi gerekir. Göklerin hakimi görevinin başındaydı. Tek bir gole engel olamasa bile benim için maçın adamıydı. Benim her zamanki adamım Emre Aşık'tı. Diğer adamımızı da Leo Franko'ydu yine. Kurtardığı toplarla değil, oynadığı oyunla maçın 2. adamıydı.

Başkaca göze batan oyuncu yoktu. Bu demek oluyor ki takım oyunu oynandı. Ve zorluk derecesi en yüksek olan maçtan 3 gol ve 3 puanla dönülüyor vuslat başka maça bırakılıyordu. Galatasaray yendikçe, sülüklerin neşesi kaçıyordu. Ah be Galatasaray bırak bir gece de rahat uyusun dost bildiklerimiz!

Futbolu Sevdirenler;Yasin Özdenak


O devir Türk kaleciliği için en büyük devirdi. Dadcu Fener'in, Sabri Beşiktaş'ın, Yasin Galatasaray'ın kalesindeydi. Ama Ulus takımının kalesi Göztepe'li Ali'nindi. Mahalle aralarındaki maçlarda çocukların kaleye geçmek istemeyişi Yasin'den sonra başladı. O zamanlar hepimiz kaleye geçmek isterdik maçlarda. Yasin gibi plonjon yapardık, balçığın tam göbeğine göbeğine.


Yasin Özdenak büyük kalecilerin sonuncusu oldu. O gittikten sonra, sokaklar betonlara, kaleler Rüştü'lere, Hayrettin'lere teslim edildi. Volkan'a razı oldu Türk Futbolu. Biz ise Yasin'den sonra uzun yıllar kaleci bulamadık. O yüzden çoğu sezon şampiyonluk gelmedi. Galatasaray tarihinde en uzun gol yememe rekoru halen kırılamadı.(9 maç)


Nihat'la birlikte kaleyi korudukları zamanda 3 yıl üst üste Şampiyon olduk. İlk çıktığı maçlarda çok dandik goller yemişti, ama süreç içinde unutulmaz bir kaleci oldu. Finali Amerika'da Cosmos takımında yaptı. Pele'nin, Neeskens'in, Beckanbauer'in takım arkadaşı oldu.


Maça gitmeye başladığımda kalede Yasin vardı. Damarlarıma sarı kırmızı kanı ilk pompalayanlardandı. ''Kalemizde panter Yasin vaaaar, geri dörtlü çelikten duvar, orta saha hepsi canavar, ileride Metin, Gökmen var'' tezahüratımız hala kulaklarımda çınlamaktadır. Kardeşi, Ayı Gökmen'de aynı zamanlarda Galatasaray'ı biraz daha sevmemize katkıda bulunmuştu, ancak şu günlerde kaşıkla verdiklerini kepçeyle alma işinde başarıyla görev yaparken, Yasin'in nerede olduğundan haberimiz yok. Bir ara kaleci antrenörü olarak çalıştı, sonra kayboldu. En azından sülük olmayıp, anılarımıza ihanet etmeyerek, bu gün, önemli bir maç öncesi tarafımdan hatırlanmıştır.


Adını, futbolu sevdiren her Galatasaray'lı futbolcu gibi, hürmet ve minnetle yad ediyorum. Ey unutulmaz Galatasaray'ın unutulmaz kalecisi, yaşa varol, nerdeysen çık ortaya. Takımın, bir kez daha unutulmaz olmak için uzun yolculuğa çıktı bile. Bir sen yoksun içlerinde.

15 Eyl 2009

Sülüklerin Ardından #5



Bekledik bir iki gün, berterafedilemeyen ayrık otu ne yazacak diye. Yazdı, kustu, irin saçtı başbelası. Ve biz her zamanki gibi haftanın ardından takım savunmasına geçtik.
Önce başlayalım, maçta yapıla(maya)n kareografiden. Tam kapalının ortasındayız, koltukların(koltuk denirse adına, pis, kırık plastik oturma yeri diyelim) arasına konmuş renkli kartonların gelişi güzel durumunu görünce fiyasko olacağını anladım. İlerleyen dakikalarda, kapalıya düşümüş amelelerin kartonları uçak yapıp sahaya atmasını seyrettikten sonra elimde olsa kareografi şovundan vazgeçerdim. Sakın ha, bu kapalı tribüne bundan sonra böyle bir görev verilmesin.
Sonra dönelim eski açık adlı yeni açığın durumuna. Üstünü örtmüşler, tam bir gecekondu işi. Yağmur yağsa tribünlerin çoğu ıslanacak. Galatasaray'lı işadamları çatı yapmış. Sizin işadamlığınıza, harcadığınız paralara yazık. Düzce Şehir Stadı bile daha güzel kapatılırdı. Rakip takıma denk gelen 10 metrakare yeri yapmaya paraları yetmemiş. Yazıklar olsun, bir de utanmadan misafir tribünü demiyorlar mı, oradan maç seyredenlerin hiç biri iki kaleyi birden göremezler. 3 büyüklermiş, yazıklar olsun. Biz de gidiyoruz rakip stadlara, biz de ediyoruz ağız dolusu küfür. Bize de ediyorlarsa haklılar. Bu tribünden maç seyretmeye gelmiş her kim varsa ne küfür ederse etsin kabülümdür. Böyle ev sahipliği olmaz arkadaşlar, hele ki ev sahibi Galatasaray ise hiç olmaz.
Sülüklere geçelim isterseniz. Ne yazık ki Galatasaray henüz ciddi bir rakiple karşılaşmadı. Galatasaray'dan puan alan ilk takıma büyük ikramiye var medyamızdan. Emre Belözoğlu'nun attığı korneri Sivas kalecisi yumurtladığı zaman ne güzel korner atmıştı Emre. Kalecinin hiç suçu yoktu. Kim olsa yerdi o golü canım. Yeter ki Arda Turan'ın attığı korner golle sonuçlanmasındı. Golle sonuçlanmayan ikinci korner daha tehlikeliydi oysa. Gol olmaması mucizeydi. Medyanın Fener kalecisiyken yere göğe sığdıramadığı Rüştü'nün kellesini aldılar Galatasaray'dan gol yedi diye.
Neymiş efendim, arka direkte biri kafayı vurmuş. Vuracak tabi, defans uzunlarla uğraşırken arkadan bir normal adam topu içeri dürttü. Tam bir taktik, teknik, bilim, hesap işiydi, ancak ne yazık ki golü atan Galatasaray'dı.
Sülüğün biri, daha doğrusu çoğu Beşiktaş yenilgisini Rüştü'ye bağladı. Kalede Hakan Arıkan olsa nah yenermişiz.
Biri insafa gelmiş, Galatasaray'ın standartının altında oynadığını söylemiş. Doğru biz de kabul ettik, satandartını oynasa ne olacaktı acaba?
Bir sülük, başka cenaptan kendine yol bulmaya çalışıp, maçın ertelenmesi gerektiğini yazmış. Sebep, sel felaketi, terör belasından millet kan ağlarken maç mı yapılırmış. Maç olmasa kendisi yas tutacak sanki sülük. Kaldı ki bu ülkede deprem zamanı bile maçlar oynanmıştı ve en doğrusu da buydu. Ulan hıyar bu kadar duyarlıysan bu işlere, televizyondaki maskaralıklara karşı çık. Futbol maçı eğlence mi ki?
Milli maç sülüğünü not almışım yazmasam olmaz. Saray Bosna'da Tarık Hosiç'in köfteci dükkanında Ömer Güvenç Hosiç'le konuşuyor. Dükkanın her tarafı Galatasaray resimleriyle dolu, kapısı bile sarı kırmızı. Sülük Galatasaray'dan hiç bahsetmiyor. Sanki sarı kırmızı her hangi bir renk o anda onun için.
Sülükler, Galatasaray'a gol atamadığı için Serdar Özkan'a saldırmışlar. Beşiktaş'ın en iyi futbolcusuna. Bana göre 5 tane Gökhan Gönül değerindedir ve, Arda Turan'ın çalım atmasını ondan öğrendim dediği futbolcudur kendisi.
Bir diğer sülük, ülkenin en önemli gazetesinin haftanın ardından yorumlarını, istatistiklerini yazanıdır. Belki de en büyük oyununu oynamış Sabri'nin farkında bile değil.
Haftanın kadrosuna almamış, iyi de yapmıştır. Alsa sülük olarak biz kimi yazacaktık.
Fener maçının gözlemcisi, sülük sayamayız, adı üstünde iyi gözlemlemiş. Hakem Fener'lileri kızdırmış o yüzden sarı kart gösterilirmiymiş. Kazım'a önce faul yapılmış, verilmeyince Kazım karşı faul yapmış ne sarı kartı. Hakemin kellesi tez zamanda alına. Bereket Fener puan kaybetmedi, eğer kaynbetseyid bu gün o hakem yoktu piyasada.
Şimdi gelelim sülüklerin efendisine, bertaraf edilemeyenine.
Galatasaray ballı, G.Saray oynadığı 5 maçın 5'ini de kaybedebilir, bugün Sivas'ın durumunda olabilirdi. Derbide de Beşiktaş oynadı, G.Saray kazandı. Galatasaray'ın kaybetmesini beklemeye ömrünün yetmeyeceğini anladı her halde. Kaybetse kına yakabilirdi yamuk kıçına. Kaybetmeyince saldırdı.
İki teknik direktörü kefeye koyduğun zaman mukayese edilmeyecek derecede Denizli üstün.
Doğru söze ne denir. Üstün tabi, Rijkaard'ı Dünya'da kimse tanımaz, Dürüllü'lüyü tanımayan yok. Biri Altay'da oynamış, biri Milan'da. Bir kovulmak için gün sayıyor, biri Barca'yı Barca yapmış.
Ben arada bilmeyenler için yazayım. Mustafa Denizli Galatasaray'da hocayken Nonbertarafus'un Florya'da odası vardı. Kadroyu kendisi yapardı. Zamparalık arkadaşıydılar. Denizli Galatasaray'dan ayrıldıktan sonra bir daha Florya'ya sokmadılar kendisini. Ondandır Mustafa Denizli hayranlığı.
Gayet rahatlıkla 3-0 Beşiktaş da kazanabilirdi ama ne yazık ki medyamız geleneksel tabelacılığı içinde bu net ifadeyi kullanmaktan çekiniyor. Bari 3-1 kazanır deseydin. Zira Galatasaray maçın başında öne geçmişti. Üstelik Beşiktaş 1 gol atsa 2. yemek için bekliyor mu olacaktı. Hadi 2. yi yedi hiç atamayacakmıydı?
Galatasaray'ın en iyi oyuncusunda medya müttefik; kaleci Leo Franco. Beşiktaş'ın en kötü oyuncusunda da medya müttefik; kaleci Rüştü. Bir takımı kalecisi kurtarmış, bir takımı kalecisi çözmüş. O zaman hangi takım iyi oynamış olur? Soruya bak, evet Leo iyi oynadı. Fosil sanıyor ki kaleci iyi oynamışsa çok kurtarmıştır. Leo Yusuf'un dandik şutunu seyir zevki açısından artistik plonjonla tuttu. En son ne zaman bir kaleci plonjonu seyrettiniz fosiller? Kucağına gelen topu yana çekilerek önemli bir kurtarışmış gibi uçarak çelen Volkan'lara övgü düzmek varken, Leo'yu kim takar. Leo bu maçta kaleci gibi değil, defansın her hangi bir futbolcusu gibi oynadı. Pas verdiler kendisine, kendisi de 2. golün hazırlayıcısıydı.
Rijkaard söylüyor: "Çok şaşırdım" dedi. Daha maçın başlama düdüğü çalmadan Rijkaard gibi bir adamı şaşırtıyorsan; 'birinci adımı doğru atmışsın' demektir. Akıl ver adamına, bir dahaki maç, Nobre'yi kaleye geçirsin, Yusuf'u bek oynatsın, Deli İbrahim'i santrafora çeksin. Surinam'lı daha çok şaşırır, 2 adım önde maça başlasın.
Servet ile Emre Aşık'ın havadan top kaptırması, havadan gole izin vermesi mümkün mü? Kornerlerde gidip Galatasaray'a gol kazandıran adamlar bunlar. Müthiş hava üstünlüğü olan iki stoper. Bu iki hava üstünlüğü olan stoperin üzerine, zaten sene başından bu yana bir tek kafa vurmamış Nobre ve Bobo ile mi oynarsın; yoksa bu ülkenin en iyi kontratak adamları, yerden en hızlı ve en iyi top süren adamları Tabata ve Nihat ile mi oynarsın? Sorunun cevabı basit. Ben bu yazdıklarımı bu akşam ki maçın devre arasında yazıyorum. Manu defansı Galatasaray defansından daha kötü olduğu için Nobre sahada. Hava üstünlüğü kurdular ilk yarı boyunca. Holosko, Nobre ne oynadılar ki bu maça kadar? Hele ki Deli İbrahim, nerden çıktı Şampiyonlar Ligi maçında oynuyor. Bir baktık sezon başı bu kadar kötü oynayanlar sahada, Galatasaray maçı gibi dandik bir maçta oynayanlar kulübede. Sabri'nin kanadından sayısız atak yapan Yusuf'u Dürüllü'lü oynatmayarak baş sülüğü şaşırtmış.
Daha yazacak çok şey var ama, tabelacı olmayalım. Maçın 2. yarısı başlıyor, Dürüllü'lü şaşırtmaya devam ediyor. Ligimizin en iyi ve ilk kovulacak antrenörü. Ve sülüklerimizin hayırlısıyla 2 günü kaldı saldırıya geçmek için.