17 Oca 2009

Papazın Çayırı

Dile kolay geliyor. Tam yüz sene önce Papazın Çayırı'nda başlayan rekabet. Bildiğin mahalle maçı. Çayırdaki diğer insanlara bakılırsa maçı falan seyreden yok. Kime ne kardeşim, şimdi herhangi bir halı sahada oynanan maçı seyreden varmı. Nasıl olmuşsa zapta geçirmişler maçı. İlk maç demişler adına. Sonrakileri saymışlar, şimdikileri UEFA sayıyor. Metin'ler, Turgay'lar, Can'lar Fikret'ler 1950 lerde Fener-Galatasaray maçlarını, rekabete, Cemil'ler, Ziya'lar, Gökmen'ler, Fatih'ler derbiye, Hakan Şükür'ler, Bülent Korkmaz'lar, Tuncay Şanlı'lar savaşa çevirdiler.

Bu saatten sonra beklenen dostluk mesajları verilmez. Metin Oktay'la Can Bartu forma değiştirip oymadı, Arda değiştirmez istemeyiz. Alex değiştirse Fener'liler istemez. Böyle gelmiş böyle gider. Yüz sene daha geçse o zamanki taraftarlar bizden daha gerilimli olurlar. Hele ki futbolun getirisi arttıkça iki takım arasındaki elektriğin voltajıda artacaktır.

Bir Galatasaray'lı olarak bu günün benim için hiç bir önemi yok bu açıdan. Benim futbola bağlılığım sadece Galatasaray içindir. Bizim bayramlarımız Galatasaray'ın yendiği günlerdir. Başka da bir bayrama ihtiyaç yok. Bu 100 senenin son 40 senesini koşan bir taraftar olarak Fenerbahçe'lilerle aynı ortamda bayrak sallamam.

Top İki Kere Geldi; Galatasaray 4- Malatya 2


Hocanın hocalığını çok ağır eleitirdik bu sütunlarda, şimdi hakkını veriyoruz. Her şeyden önce insanmış, helal olsun. Taraftara saygı, televizyondan seyredene saygı. İddia oynayana saygı. Rakibe saygı. Yönetime saygı, kasaya para giriyor. Futbolculara sevgi. Geçen yıllar bu düzey maçı adeta paf takımla oynardık. Bu soğukta işte o kadar taraftar maçta, Lincoln'ü, Arda'yı seyretmeye gelmiş. Sen kalk oynatma, nasıl olsa kalifiye olmuşsun. Karşındaki takımı adam yerine koyma, Yaser'le çık, Mehmet Güven'le, Murat Akça'yla çık. Ben televizyon başında Lincoln'ü oynatmasaydı keşke derken, takım sahada karakterini ortaya koyuyordu.

Taraftar ilginç tezahürat yapıyor. ''Yetmiyorki stadlar, kalbimiz senle çarpaaaar''. Bu günler iyi günlerimiz. Türkiye'de futbolseverler işte bu kadar. Taraftarımız 3.000 kişiyi geçmez. Arena'da bu sayı olsunda 5.000 olsun. Bu çapta maçı ancak taraftar seyredeceğinden, sayı bu kadar işte. Bir teşekkürde maç seçmeyen taraftara.

Baros hariç tam kadro sahada. Kaleciyi saymayacaktım kaleye 2 kere top gelmeseydi. Kalede Aykut varsa iddiacılar üst oynasın garanti kazanırlar. Topun çerçeveyi tutması ihtimalinde mutlak ağlardan çıkartır Aykut topu. Birde gol olan topu verirken yüz ifadesine bakıyorum televizyondan. Sanki golü o yememiş gibi. Bereket önemli değil yediği gol netice açısından. Ama hatice tarafından bakarsak Aykut'u bıraktığımız yerde bulduk. Yedek kulubelerinde ömür tüketecek.

Arda'nın, Sabri'nin Galatasaray'lı futbolcular olmasının avantajını sezemeyenlerimiz var ne yazık. Ümit Karan'ın formuna takanlarımız da. Ümit bu maçta atmış golünü sonra servise geçmiş. Atamayan kaldımı kardeş der gibi, pasörlük yaptı. Yaser'in atacağı gol onu ilk 11'e taşımaz belki ama işte kariyer yaptırıyor. Yarın başka takıma gitse Galatasaray'da gol atmış futbolcu olarak gidecek. Hasan Kabze attığı bir kaç golle yurt dışında oynuyor.

Meira bu kadar kolay maçta bile etkinlik gösteremiyor. Nonda kendisini unutturdu. Ha gayret Ümit Karan şu Sivas maçında gol at kurtulalım şu ruhsuz adamdan.

Nerde bir kupa varsa Galatasaray taliptir. Bu kupayı en çok alan takım ünvanıyla, bu sene de istiyoruz kupayı. En azından Fenerbahçe 26 senedir alamasın diyedir motivasyonumuz.

16 Oca 2009

Ayıboğan Servet



Servet'in nasıl futbolcu olduğunu şuradan okuyun. Ve Servet o gün bu gün yürüyedurmuş. Canla başla çarpışmış oynadığı takımlarda. Tam unutuluş yollarındayken Galatasaray'a gelmiş. Bouzıt kazma çıkmasaymış ne olacağı belli olmazmış. Giriş o giriş takıma. 1.5 sezondur en verimli oynayan futbolcu. Ne sakatalanır, ne atılır, ne bir olaya karışır. Çıkar gücünün ve kabiliyetinin yettiği kadar oynar, maç biter, sonuç farketmez duşunu alır, kulaklığını takar, müziğini dinler, gider.

Profosyonel futbolcudur Servet. Şimdilerde bir iyi bir kötü haber varmış kendisinden. Kötü haber sakatlığı geçmemiş de ben inanmam. Sivas maçında oynar. Profosyoneldir, maç başı para almaca var, prim var işin ucunda. İyi haber Servet'in gitme olasılığına karşı yükseltilen ücret ile kendisinin istediği ara arasında çok az fark kalmış. O farkı da öderlerse Servet Galatasaray'lı Servet olarak devam edecek. Ödemezlerse bay bay Galatasaray, Ali Sami Yen, Ayıboğan Servet diye bağıran eski açık.

Bir daha Florya'nın yanından bile geçmez, Galatasaray'ın hiç bir maçını izlemez, yenmiş yenilmiş umurunda olmaz. Oynadığı takım hangisiyse olanca kuvvetiyle savunmasını yapar. Götünü dayar, kafaya çıkar, topu tehlike bölgesinden uzağa tekmeler.

Bilmiyorumda ben hiç bir zaman profosyonel seyirci olamayacağım. Yani yenelimde nasıl yenersek yenelim, en aşağılık futbolcular da olsalar yeterki gol atsınlar, bizi galip getirsinler. Şampiyon olalımda isterse her sene takım değişsin. Giden ağam gelen paşam diyelim. Ben yokum bu noktada. Ben yarın gittiği zaman ne bizim onu, ne onun bizi anacağı Servet oynayacağına varsın Murat Akça oynasın orada diyenim. Varsın Emre Güngör oynasın. Önce para için oynayan, Nonda'lar, Meira'lar oynayacağına, Galatasaray amigosu Sabri oynasın, dağlara taşlara şut çeksin. Ben Galatasaray'da yaşlanacağım diyen Arda isterse gezinsin dursun sahada. Daha dünkü Topal, Galatasaray'ı Avrupa yolunda basamak sayıyorsa, gitmek istiyorum diyorsa varsın gitsin. Varsın Topal oynamasında bir kaç tane daha fazladan top kapamayalım. Ayhan biraz daha fazla koşar onun yerine de.

Biz ne futbolcular gördük. İmza günleri köyünde mangal yapan Köylü Yusuf'u seyrettik. O zamanlar kimsenin meneceri yoktu pazarlık edecek. Futbolcular para istemeye utanırdı. Şimdi dünkü Kartalspor'lu Servet paralarını koyabilmek için kasa istiyor kulüpten. Ben oldum olası, para için oynayan, her transfer döneminde pürüz çıkaran, en ufak bir problemde anıları yok sayarak giden, gittiğine yanmayan futbolcuyu ne kadar iyi futbolcu olursa olsun sevmedim.

Hadi itiraf edeyim. Geçtik bizim için hayat mayat meselesi sarı kırmızı formayı, sadece para kazanmak için sırtına geçirdiğini. Ben Servet'in futbolunu da sevmiyorum. Savunmada Servet benim için saatli bomba. Giderse hiç üzülmem. Kalırsa da sevinmem. Benim için o Galatasaray'lı bir futbolcu değil, sadece Ayıboğan Servet'tir.

13 Oca 2009

Galatasaray'a Doymadım


Arda Turan Galatasaray Televizyonu'na böyle konuşmuş. Ne mutlu bizlere ki Arda gibi bir futbolcumuz var. İşte yıllardır tam bu noktada takılı kaldık. Bizler sahada oynayanların da en az bizim kadar Galatasaray'lı olmalarını istiyoruz. Tamamdır, her kim formayı giyiyorsa oynayabileceklerinin en iyisini oynarlar. Ama bu bizi kesmez, biz işe sadece oyun diye bakmıyoruz. Bizim için futbol bir oyundur, O oyunu Galatasaray oynadığı zaman ise bizim yaşam felsefemizdir.

Servet de Arda gibi sonuna kadar takımı için oynar. Balta'da öyle. Hepsi oynar ama hiç biri Arda gibi oynayamaz. Galip geldiklerinde Arda kadar sevinemezler, yenildiklerinde karalar bağlamazlar. Arda'nın top toplarken bir remi var. Hagi gol attığında havalara sıçramış. İşte o Arda aynı Arda. Gün geçtikçe futboluyla birlikte Galatasaray'lılığını da büyütüyor. Yaşantısıyla da gelecek kuşaklara yol gösteriyor.

Her maç, her geçen gün Galatasaray'a bağlılığının örneğini göstererek yüreğimizi aydınlatıyor. Her Galatasaray'lı artık bilir ki Arda Turan'ları asla başka bir takımın formasını giymeyecek. Arda Turan'ı takımın önünde sahaya çıkarken göreceğimiz günler uzak değildir.

Büyük Galatasaray taraftarı, Arda Turan gibi bir futbolcun varsa rahat uyu. Onun kaldıracağı önümüze getireceği çok kupa var daha. Daha çok geçecek tribünlerin önüne bizlere üçlü çektirmek için.

12 Oca 2009

Birde Takımla Çalış Be Adam


İkinci yarıya bomba gibi giriyor dendi. Bu ne sakatlıkmış bilen yok. İyileşen Linderoth'u biz sahada beklerken, kendisi yeniden takımdan ayrı düz koşulara başlamış. Beni hiç kimse bu adamın bizde sakatlandığına inandıramaz. Linderoth, hayatında MR çektirmemiş biri diye kakalanıyor bize. Öyle bir rahatsızlığı var ki, tedavi ve rehabilitasyon masraflarını biz ödeyelim. İsveç Milli Takımı'nın bankosu olarak Florya'ya geliyor. Oynadığı bir kaç maçta hepimizden geçer not alıyor. Tamam diyoruz bu orta saha bu sene top göstermez. Nitekim bir kaç maç göstermedi. Gerçi eğrisi doğrusuna geldi Topal çıktı sahneye sayesinde. Derken Linderoth'un garip bir sakatlığı çıktı ortaya. Oysa ki maçta çıkmamıştı ortaya sakatlığı. Gitti memleketine, hemen teşhisi koydular, kemik erimesi dediler. Amerika'da bir yerde nokta ameliyatı oldu. Yani araştırmalar yapılmış, ameliyat tarihi, ameliyatı yapacak doktor, herşey önceden planlanmıştı. İş bir hacıağa bulmaya kaldı. Futbolcu pazarlamacıları kapımızı çaldılar. Linderoth bizim futbolcumuzdu artık. Kader utansın dı. Amerika'ya ameliyata gönderdik. Nasıl oluyorsa eriyen kemiğe operasyon yapılıyor, belkide çinko kaplanıyordu artık erimesin diye.
Sonra memleketinde temiz hava bol gıda alarak bitirdi sezonu. Arkadaşları can pazarından şampiyonluğu çıkarırken Linderoth kemiği iyileştirip dönüyordu. Tamam dedik, üstelik Uğur Uçar dönememişken, sağ tarafa Linderoth hızır gibi yetişmişti. Bir iki maç oynadı sakatlandı. Daha doğrusu bu futbolcu için sakatlandı yerine iyileşti demek lazım. İyileştiği zamanlar sakat olduğu zamanlardan daha azdı. Memlekte gitti Linderoth yeniden, ilk yarıyı neredeyse bütün takım sağbek oynayarak kapattı. Başta dedik, artık tamam dı. Linderoth tamamen iyileşmişti. İlk resmi maçta, kupa maçında bekledik oynamasını. Hoca resmi maçta sorumluluk vermek istememiş, yavaş yavaş monte edecekmiş takıma. Olsun dedik, dünkü dandik maçta bakalım Linderoth'umuza diye ekran başındaydık. Yoktu, nerdeydi, bu gün ortaya çıktı. Takımdan ayrı düz koşu yapıyordu. Geçmiş olsun.

11 Oca 2009

Çuvalın Forma Giymişi; Nonda


Kendi futbocumuza kolay kolay gıcık olmam. Bir istisna var ki ilk gördüğüm maçtan beri beni fıtık ediyor. Bu gözler ne iğrenç futbolcular seyretti bu güne kadar. Fakat istisna yok ki bu kadar ruhsuz, bu kadar gamsız bir Galatasaray futbolcusu görmedim. Lukunku'ya benzetmiştim bilenler bilir, haksızlık yapmışım Lukunku'ya.

Şu sıkıcı, şu moralsiz kış günü tesadüf Galatasaray hazırlık maçı yakalıyoruz televizyonda. Aslında hayatta seyretmem hazırlık maçlarını. Linderoth'u merak için açtım. Sakatlanmış, sakatlanmadığı zamanlar daha az. Bu ne iştir ya, beş taş mı oynuyoruz, rehabilitasyon servisimiyiz. Olabilir, sakatlanabilir bir futbolcu. Ne zamana kadar bekleyeceğiz beyler. Basında okuyoruz Alper'in başına gelenleri. Ben Alper'i silip, Linderoth'u bekleyenlere isyan ederim arkadaş.

Baktık Linderoth yok takımda. Beklenmedik bir şey değil, normal. Takım Meira ve Nonda yabancılarıyla oynuyor ne kadar oyun denirse. İki kötü yabancı. Haydi Emre Güngör, sil şu kademe mademe bilmeyen stoperi takımdan. Ümit Karan sana yazıklar olsun, şu çuval oynuyor sen oynamıyorsun.

Nonda, sen bu takımın futbolcusu değilsin. İki metreye pas veremiyorsun, 10 metre hızlı koşamıyorsun. Kafan hiç çalışmıyor, penaltı atarken bile 10 saniye düşünüyorsun. Bize hazırlık maçı bile seyretmemizi çok görüyorsun. Sen o penaltıyı atamadın ya, ben o televizyonu seyredermiyim. Kapattım, kendi futbolcuma küfür etmem kolay kolay. Ama sana çok kolay küfür ediyorum Nonda, senden cacık olmaz.

10 Oca 2009

Yusufçuk Yusuf


Doğuştan Beşiktaş'lı olduğunu söylemiş. Daha önce de doğuştan Fenerbahçeli'yim demişti. Keşke dedi, Fener Denizli'ye şampiyon olup öyle gelseydi buyurdu. Unutulup gitmek üzere olduğu sezonda bokunda boncuk buldular. Tekniğine bir şey diyeceğimiz yok. Toplasan bu kadar teknik futbolcu sayısı ülkemizde 10 kişi yoktur. Ama işte iş topçulukla olmuyor, 32 yaşındaki Sergen'i iptel edip 34 yaşındaki Yusuf'u alıyorlar. İş sebat etmeyle ilgili. Fenerbahçe'de banko oynarken Milli takıma almayanlar, gider ayak Milli yapıp cebine para dolduruyorlar.

Tevekkeli değil, bizim ortalama hatta vasatın altı futbolcularımız yabancı hocaları hiç sevmezler. Onlar için varsa yoksa Terim, Denizli, Rıza, Ziya.... uzar gider liste. Neden, neden olacak bu hocalar ekmek kapıları. Biat etmiş topçuysan baştaki seni bir milli takıma çağırır, alttakiler kapışırlar. Beşiktaş'ın başında Dürüllü'lü yerine Tigana olsa Yusuf'u aldırırmı.

Bütün bu hocaların kendi futbolcuları var. Kimse almazsa gittiği takıma aldırır. Ersun'dan sekse, Güvenç'e, Güvenç atsa Rıza'ya. Bir orta oyunudur gider. Yeter ki birinin adamı ol, birazda çocukluğunda top oynamışsan futboldan ekmek yersin. Ne kadar kötü futbolcu olursan ol, mutlaka bir takıma gidersin.

Büyük takımlarda 10 numaralı futbolcu olmak en zor iştir. Beşiktaş'ın orta sahasında sanmıyorum ya eğer oynarsa Yusuf'cuk top göremez. Görmesi de önemli değil, 1.5 sezon kulubede takılır çatır çatır yer aldığı paraları. Belki biraz da Denizli'ye koltuk çıkar. Yok parasından biraz verir diye değil, yarın Çarşı Yusuf'a küfür ederken Denizli'de sürüklenir. Ele ele giderler Dolmabahçe Saray'ına doğru.

8 Oca 2009

Büyük Takım Refleksi; Altay 1-Galatasaray 2


Fortis Kupasına angarya olarak bakmamışız demek. Kadrolara bir baktım, Lincoln ve kaleci hariç tam kadro. İzmir'de yoğun Galatasaray taraftarı var. Skibbe, kupada erken bir kazaya gitmek istememiş. Deplasmanda Altay'ı ayıklayıp, Ali Sami Yen'e gençlerle çıkmayı planlamış. Plan başka, saha başka. Bizim kaleciye gelen ilk top her zamanki gibi ağlarla kucaklaştı. O pozisyonda Meira korkuluk gibi seyretti. Bu adam bu kadar kolay maçta bile kademe hatası yapıyor, tırsık, tehlikeli toplara hiç bulaşmıyor. Orada Servet olsa o topa vurdurmazdı.

Altay'ın kalesinde bir çocuk az daha Halkapınar Panteri olarak tarihe geçecekti. İlk yarıda direklerle beraber Baros'u iyi kapattı. Takımı özlemişiz, gol bir türlü girmiyor ama takım kabus gibi Altay kalesine çöküyordu. Arda iyi zevk yaptı bu akşam. Her futbolcuyu çalımladı.

Penaltı ağırdı, içime sinmedi. Bu çocuk kurtaracak dedim Baros atarken. Penaltı kurtarılınca, büyük takımla küçük takım arasındaki refleks ortaya çıktı. Kriz dakikalarında Feyyaz yusuf yusuf futbola döndürdü takımı. İyice tırsan Altay'a gol atacağımızdan en ufak bir şüphem yoktu. Yaser bu pozisyonlara iyi vurarak kariyer yapmış sanki. Başka da bir hareketi yok. İlkinde tutturamadı, ikincisinde ters doksana gitti top. Aynı golü Kartalspor'da attığını görmüştüm.

Arda sonlara doğru nerede diye ararken bir baktım topla buluştu. Lincoln'ü özlemişiz ya, dur onun gibi bir pas verip taraftarı sevindirelim bari der gibi içeri ölümcül bir pas attı. Topla buluşan Baros bu kez yıkılmadı, vurduğu top direği kıracaktı neredeyse.

Altay'a acımadım dersem yalan olur. Maalesef düzen böyle, büyük balık küçük balığı yutacak. Kısa çöpün uzun çöpten hakkını alacağı başka bir maça denk gelmeleri dileğiyle. Geömiş olsun Büyük Altay, en kısa zamanda lige bekliyoruz sizi. İzmir'siz takım çekilmiyor.

7 Oca 2009

Yüksel Ta Arşa Kadar

Aslantepe yükseldikçe, feryat figan da yükseliyor. Konu bulamadılar bu hafta spor programlarında. Çıkartmışlar bir kadın maymun, Galatasaray'ın falına baktırıyorlar. Bir umut da falcı kadına bağlamışlar meseleyi. Ne kadar kötü şey varsa hepsi bu sene Galatasaray'ın başına gelecek. Bir tek soru sormayı unuttular. Sorsaydılar ona da olumsuz yanıt verecekti. Aslantepe bu yıl bitecek mi? diye sorsa, bitmeyecek diyecekti. Unuttular sanmıştım, unuturlarmı. O konuya paragraf açmışlar.

Toplamışlar para alamayan üç beş amele onlara soruyorlar. Stadyum bitecek mi? diye. Onların verdikleri cevaba göre rahat edeceğiz, ya da korkuya kapılacağız. Stadyumun mimarı net bilmiyor ne olacağını, bizim medya bitmeze fal çıkarttırıyor. Stadyumun kolonları yükselmeye devam ettikçe, saldırı sürecek. Biz kendimize yer bakalım en iyisi. Ben kapalının alt ortasında bir yerde, açığa yakın bir nokta belledim. Şimdiki kapalı ve eski açık taraftarları, alt kattan yayılarak yerleşirse muhteşem olur. Bir de her blok, ya da her kat değişik bir formayla maça gelirse kareografiye bile gerek kalmaz.

Bu stadyum bize ikinci yarıda hazır olur olmasına da, yollar, gidiş geliş kepazeliği bitmez. Metroyla maça giderim diye bekleyen varsa boşuna beklemesin.

6 Oca 2009

El Fetih, Hamas, Arafat'ın Generalleri

Sporun ve Galatasaray'ın dışında bir yazı,


Arafat indikten sonra ivmesini artıran Filistin direnişi Haması başa getirmişti. Gelir gelmezde tuzu kuru olanlardan beyanatlar gelmeye başlamıştı. Bilmem kim Vaşhingtondan bildiriyor, ne zaman adını duysam gülesimin geldiği Asoseytid Piresten Edvin bildiriyor, İngiltere’den muhabirimiz Corc bildiriyor. Yıllarca Reha Muhtar Yunanistan bildirdi. Brüksel’den bildirdiklerine göre…

Bildiri ortak. Filistin’de seçimleri terörist Hamas kazandı. Aman ha nerde bir Filistinli görürseniz potansiyel bombacı, katil siper alın. Filistinli çocuklara ilaç göndermeyin süt vermeyin gebersinler. Yoksa büyünce ağabeyleri dedeleri gibi özelde Yahudi’nin genelde hepimizin ocağına incir ağacı dikerler.

Ulan şerefsiz oğlu şerefsiz sömürge gazeteleri, televizyonları, bir muhabir bir kameramanda Orta Doğuya göndersen de oradan bildirse olmaz mı nelerin olup bittiğini. Sen otur 10000 km kuş uçuşu mesafedeki, bomba, füze menzili dışındaki plazalarınızdan bildirin bize Hamas için neler düşüneceğimizi.

Sizin düşünmenize gerek kalmasın diye ben biraz düşüneyim dedim. Biraz eşeledim Şeria Nehrinin batısını, Gazzeyi, seyrettim ağlama duvarına yaslanmış yalandan ağlayan tefeci Moşeyi. Düşündüm yeniden intifada da tanklara sapan taşı atan Arafat’ın generalleri Filistinli çocukları.

Bir kere şu kesin sabiteyle yorum yapmaya çalışacağım ki her kim vatanını emperyalizme karşı savunuyorsa haklıdır. Emperyalizme karşı olmayan insan insan bile değildir. Hamasa terörist diyor emperyaller. Evet, teröristlik acımasızlıksa, bunlar El Fetihten daha acımasız. Adamı anasından doğduğuna pişman ediyorlar. Ama hangi adamın.

Anayasalarının birinci maddesi şöyle diyor. Biz ülkemiz toprakları dışında sebep ne olursa olsun eylem yapmayız. Evet, eylemciyiz acilciyiz teröre karşı terör estiririz. İslam’dan besleniriz. Yani ülkemizi savunuyoruz ve bu savunmayı yaparken de işgalcilere acımıyoruz. Ya onlar bizi şehit edecek cennete gideceğiz, ya da onları biz eşek cennetine göndereceğiz.

Iraklıların işgalci Amerikilalıra yaptıklarının bin beterini yapıyoruz. Peki, şimdi biz ne yapacağız, nasıl yorumlayacağız. Hamasın dünya görüşüne tamamen tersiz. Fakat yaptıkları anti emperyalist mücadeleye de sempatimiz var. Marksist Leninist değiller. Her Marksist aynı zamanda anti emperyalisttir ama her Müslüman emperyalizme düşman olamaz. Nitekim Arabistan müslümanı karşı değildir Amerikan emperyalizmine.

Ne yani ülkesini savunan birini duyduğumuzda solcumu, sağcımı, ibnemi, yavşak mı yaşlımı, erkek mi bunları mı sorgulayacağız. Yok, arkadaş kim ne düşünürse düşünsün ne olursa olsun. Savaşların en kutsalı en haklısı emperyaliste işgalciye karşı savaştır. Bu savaşı yapan Hamas ise de canları sağ olsun, sapına kadar yapsınlar.

Bir yardımda bulunamadığım bir omuz atamadığım içinde benim kusuruma bakmasınlar. Biz onların dağlarına, El Fetih gerilla kamplarına, en ihtiyacımız olduğu zamanlarda Denizimizi, Sinan’ımızı, Mahirimizi ve hatta sonradan dönek olacak olan Cengiz Çandarımızı bile göndermiştik.

Hamasa terörist diyen aydınlarımız var ya. Hani dışardan talimat alarak bizi uyutmaya çalışan satılmışlar. Hani Müslüman olup ta Yahudi’ye, İsrail oğluna dümeni çevirip ondan yana çözüm üreten, bağımsızlık mücadelesinin vitesini küçültenler, tansiyonunu düşürenler.


Bende karınca kararınca onlara saldırmaya devam edeceğim. Tövbe diyene kadar savaş. Hem de kolayına tövbe değil. Gidecekler Müslümanların kalelerine, kabesine. Millet yedi kere dönüyor bunlar yetmiş kere tavaf edecek kabeyi, yediyüz deve kurban edip Somali’ye gönderecekler, yetmiş gün yetmişer rekât namaz kılacaklar. Yediyüz gün oruç tutacaklar, yetmiş gün biz ettik siz etmeyin diye yazacaklar. Yetmiş gün eşek sudan gelinceye kadar biz vatanseverlerden dayak yiyecekler belki o zaman affederim kanı bozuk vatan satıcılarını, emperyalizmin çanak yalayıcılarını.

Ağla Filistin, çocukların şehit oldu diye değil. Ağla, acılarına yalandan ağlayanlara.
Nihat Genç'e sevgilerimle,