Yarın gece bu saatlerde futbol tarihimizin en büyük lig maçı oynanmış olacak. Ve tabi yine bu saatlerde bir renke tutkun olanlar sokaklarda, barlarda, kırlarda, ovalarda şarkılar söylerken, kaybeden eğer sarı kırmızı renklere tutkun olanlar olursa, kötü kaderine küsecek, canından bezecek, uzun süre yüzü gülmeyecek, kendi kabuğunun yalnızlığına çekilecek. Kaybetmeye hiç ihtimal vermiyoruz, ama yine de her ihtimale karşı elimizden gelen karınca kararınca sinerjimizi sevgili Galatasarayımıza ulaştırılmak üzere sonsuzluğa bırakıyoruz.
Eminim ki Fatih Terim, bildiğimiz klasik Galatasaray dizilişinde değişikliğe gidecek. Bu değişiklik asla beraberliğin bize yaraması dolayısıyla değil, bilakis beraberlik yettiği halde, saldırmak, tarihe bir kez daha nam salmak için olacaktır. Grande, nice maçı beraberliğe razı olmayarak kaybettiği için adı İmparatora çıkmıştır. Sıçan gibi oynayarak Galatasarayı yenen Aykut Kocaman'ın taraftarı olmaktansa, aslan gibi oynayarak Fenerbahçeye yenilen Fatih Terim'in taraftarı olmanın onur ve gururunu taşırız. Aynı oyunu oynasınlar, isterse her maç yenilsinler.
Finallerin mazereti yok, bize yakışmaz. Baştan kabul edip, lige devam ettik lig bitmedi, yarın bitecek. Galatasaray büyük takım, ne finaller gördü bunun gibi, ne finallerden utkuyla ayrıldı, yarın ayrılacağı gibi. Şimdi kendimizi bir anlığına Galatasaray kulübesine koyuyoruz. Ve takımı gerekçeli kararlarımızla çıkarıyoruz.
Muslera; Son maçlarda topu oyuna sokmakta çok hata yapıyor. Attığı topların neredeyse tamamı taca, rakibe gidiyor. Daha sakin oyuna sokmalı, garanti pas atmalı. Asla vakit geçirmeye oynamamalı. Hatta, topu acele elle oyuna sokarak Fenerbahçeli futbolculardan asla korkmadığını maçın başında hissettirmeli. Büyük kaleci olduğunu geçen yaz gördük, bu finalde de biraz daha büyüyeceğine eminim.
Sabri; Ben sağ bekte azılı Galatasaraylı Sabri ile başlarım. Fener maçları başka maçlara benzemez, bugün var yarın yok futbolcularla Fener maçı kazanılmaz. Kosantre bir Sabri, aşırı motive şekilde maça çıkar, Galatasaray sağ tarafını aslan gibi savunur. Savunup savunamayacağı zaten maçın başlarında belli olur. Baktık tekliyor, önce saha içi önlem alınır o da olmaz sa ilk değişiklik yapılır. Bir kaç iyi hamle ile başlarsa da hayatının topunu oynar, önündeki hücum beki Ebu'nun vitesini büyültür.
Semih Kaya; Özel bir taktiğe gerek yok, ilk topa çıkacak. İlk müdaheleleri yapacak, penaltı veya serbest vuruşa sebep olmayacak. Emre Aşık performansı bekliyorum.
Ufo; Son maçlarda düşüşe geçenlerden. Maçta en korktuğum futbolcu olacak. Risk alıp topu Muslera'dan istemeli, kazasız belasız Selçuk'un sihirli ayaklarına ulaştırmalıdır. Bence maçın kader adamlarının başında olacak. Hata yapmaz ise kolay kolay gol pozisyonu vermeyiz.
Hakan Balta; İşi kolay, Fenerbahçe'nin sağ tarafı sol tarafından güçsüz. Gökhan Gönül her maç olduğu gibi bu maçta da yarım sakat olarak oynayacak. İçeri iyi orta yapılmasını engellesin, top kalemşizden mümkün olduğunca uzakta kalacaktır. Normal oyununun üstüne çıkabilirse hücumda da kendini gösterir. Bu maçta da koyar mı koyar.
Ebu; Ben bu maçlığına hücum bekimizi biraz daha önde konuşlandırıyorum. İki sebepten, biri Fener'in en tehlikeli, en hızlı futbolcusu Stok'u ilk kapatacak olmasından, ikincisi daha önemlisi Zikler'in üstüne üstüne salınarak tam bir kara bela olması açısından. Ebu, bence önünde kat edeceği mesafe kısa olduğunda daha tehlikeli olur. Ayrıca bitmez tükenmez enerjisi ile savunmada Sabri imdat dediğinde yetişir.
Selçuk; Kötü oynaması yasak olan futbolcularımızdandır. Muslera, Ebu, Melo, Elmander ile birlikte mutlaka iyi oynama mecburiyeti olan futbolcularımızdan biridir. Diğerlerinden biri kötü oynarsa kompanse edilebilir, ama bu saydığım futbolculardan biri bile kötü oynarsa sonuç felaketimiz olur. Profesör Selçuk bu maçtan da yüz akıyla çıkacak, şu an oynayayan en büyük Türk futbolcusu olmanın onuruyla tatile çıkacaktır.
Melo; Pitbull maçta, benim en güvendiğim futbolcu olacaktır. Sezonun en büyük futbolunu oynayacağına inancım tamdır. Cami tarafındaki kaleye doğru işeyeceğine inanıyorum. Hırlayacak, havlayacak, ısıracak, boğacak, kan kusturacaktır.
Engin Baytar; Açıklardan biri odur. Fener seyircisi, maçın ilk dakikaları atlatıldıktan sonra susacaktır. Korkudan bağıramayacaklardır. İlerleyen dakikalarda golü bulamayan Fenerbahçeli futbolcuların savunmada mutlaka dikkati dağılacak, hata yapacaklardır. Fenerbahçe'de en güvendiğim futbolcu Bekir'dir. Bekir'e doğru atılacak her topu kovalasın mutlaka pozisyon bulacaktır. Ben ekmeği Bekir'den yiyeceğimizi düşünüyorum.
Aydın Yılmaz; Diğer tarafta da Aydın'ı koşturmayı planlıyorum. Engin için söylediklerim onun için de geçerlidir. Bekir'e kim daha yakınsa pusuya o yatsın. Elmander'in bozacağı savunmada bir Galatasaraylı olarak tarihe geçme fırsatı kendi ellerindedir.
Elmander; Neco veya baros yok diye sakın ola ki tek forvet oynuyoruz sanmasın kşmse. Bir kere Neco'nun gelişi Baros'u bitirmiştir. Baros golcüdür, atamadığı her maç stresini bir sonraki maça taşır. Fatih Terim kendisini hazırlamayarak Şampiyonluğu riske atmıştır. Neco ile ısrar edip, değersiz gollere razı olacağına, o değersiz gollerden birini Baros'a attırabilseydi, yarın bu maçı Baros tek başına alabilirdi. Ama artık macera aramak için çok geç. Elmander daha önde oynayacak, Ebu'nun gücüne güç kattığı orta saha topu kendisiyle daha fazla buluşturacaktır. Kötü gol atmaya yeninli Elmander'den artık jeneriklik, unutulmaz bir gol beklemek bütyük Galatasaray Taraftarının hakkıdır.
İlk 11 i bu diziliş ve taktikle sahaya sürdükten sonra, artık oyunu okumak, yönetmek Fatih Terim'in tecrübesine kalmıştır. Ne yapacak yapacak oyun üstünlüğünü bariz bir şekilde onlara vermeyecektir. Olur ya, Futbol Tanrısı yine onlardan yana fetva verir de golü kalemizde bulursak. Oyun planında epey bir süre ısrarcı olacaktır. Cüneyt Çakır seyirciden etkilenmemekle ün salmış bir hakemdir. Avantaj uygulatmaz, kolay kırmızı çıkarır, kolay penaltı çalar, Hoca, gözünü maçtan bir an bile ayırmayacak, tuzaklara düşmeyecektir. Maçın sonlarına doğru hala vaziyet bizim lehimize değilse, artık ya herro ya merro taktiğiyle oynanacak. Baros, Emre, Neco, Ayhan artık elinde ne kozu varsa cepheye sürecektir.
Sonuç; Galatasaray kimle nerede oynarsa oynasın yenmek için oynar. Yeter ki aslan gibi oynadıklarından, maç bittiğinde 1 metre koşacak dermanları kalmadığından emin olalım. Gerisi 3 ihtimallidir, katlanırız. Eğer kaybedersek,de takımın yeniden denemesi için katkıda bulunmaya devam ederiz. Biz Galatasarayız, Galatasaraylıyız, yensek de büyüğüz yenilsek de. Biz Galatasarayı Şampiyon olsun diye sevmedik diyoruz. Ve takımın kupayı getireceğine gönülden inanıyoruz.
Eğer maçta dara düştüğünüzü hissettiğiniz bir an gelirse Arsenal maçını hatırlayın.
Yolunuz açık gazanız mübarek olsun çocuklar, her zaman sizinleyiz. Haydi Fatih'in Aslanları kükreme sırası sizin.. .
12 May 2012
11 May 2012
NO FEAR
Atmaya gelince koca topçu Genç Osman oluyorlar. En kolay maçları Galatasaray maçı. 4 atıyorlar, 6 atıyorlar, her maç yeniyorlar. En zayıf takımlarıyla bile yendiler, yenerler. Bir Fener'liyle dayanabilirsen otur sohbet et. Maçı oynamadan kazanırlar, en büyük onlar, en büyük en zengin onlar, en çok taraftar onlarda var. 3 puan geride bile çıksalar farketmez, nasıl olsa yenecekler. Peki o zaman neden bu korku, neden bu yaygara . Sana ne Fatih Terim'in maçı nereden yöneteceğinden?. İster sahadan yönetsin, ister Florya'daki Kaşıbeyaz Lokantasından. Sen nasılsa yenmeyecek misin beni zaten?. Biz senin Trabzon maçının nasıl kazandığınla ilgileniyor muyuz? Ya da bu düzeyde bir maçı nasıl oluyor da oynuyor olduğuna? Ne halin varsa gör maçlarını bile çoğu Galatasaraylı seyretmez. Ben en son Fener maçının gollerini sonradan bile görmedim.
Keşke her maç Fener maçı olsa. Hayatımda hiç bir Fener maçından korkmadım. Hele ki yarın oynanacak Fener maçını en rahat Fenerbahçe maçımız olarak izleyeceğim. Galatasaray'ı Fatih Terim değil, Galatasaray ruhu yönetir. Siz onu bazen görürsünüz, bazen göremezsiniz. Ama Galatasaraylılar her zaman görmüştür, hissetmiştir. Ruhun yönettiği nice final maçlarından, Galatasaray muzaffer ayrılmıştır. Galatasaray Dünyanın neresinde kimle oynarsa oynasın yenmeye oynar. Beraberliğe razı olmadığı için kaybettiği ne maçla yüzünden,adı İmparatora çıkmıştır Galatasaray Hocasının. Yarın gece sahaya Galatasaray değil, Galatasaray ruhu çıkacaktır, Kenarda tepinen, bağıran, çağıran, Galatasaraylı duruşunu dosta düşmana bir kez daha ispat etmek mecburiyetinde olan da , bir günde kral olmayıp, bin yılda tahttan inmeyecek Grande olacaktır.
Bokludere Stadyumuna maça gidenler; mezarlıkların önünden geçerken, maçta top bizdeyken çok iyi ıslık çalın da korktuğunuz belli olmasın.
7 May 2012
Gazozuna Maç; Galatasaray 2- Beşiktaş 2
MAÇKOSKOP
KADRO:
|
Muslera
|
1
|
|
Ebu
|
7
|
|
Semih
|
5
|
|
Ufo
|
2
|
|
Hakan Balta
|
3
|
|
Melo
|
6
|
|
Selçuk
|
7
|
|
Emre
|
-2
|
|
Engin
|
6
|
|
Baros
|
3
|
|
Elmander
|
2
|
ZURNANIN
ZIRT DEDİĞİ AN:
Zurna
çok çabuk öttü Arena’da. Maçın başında Trabzon’dan gelen gol haberi sessizliği
maçı maçlıktan çıkardı. Ne futbolcular, ne taraftarlar, ne de hocalar da
heyecan kalmadı. Bir umut, bir bekleyiş, tansiyonu sıfıra indirdi. Maç langırt
maçına dönüştü.
-
VARİL:
Emre
Çolak; Birkaç maç kendi ortalamasının üstünde oynamış meğerse. Uzun maratonu
kaldıramadı. Bu fizikle futbol oynayacaksan en azından Messi’nin yarısı kadar
oynayacaksın. Finallerin en kötü futbolcusu olarak sezonu kapattı. Eğer son
maçta tabelaya yansıyacak bir hamle yapamaz ise, seneye tek tük oynar, ondan
sonra da ömrünü vasat altı bir Anadolu takımında tamamlar. Yok aksi olur da,
sayesinde Fener maçı kazanılırsa, o zaman da takımın bankosu olur. Yani demem
şu ki kaderi tek bir maça bağlı.
-
GLADYATÖR:
Selçuk
İnan; Ayağına top geldiğinde seyrettiğimiz gösterinin futbol olduğunu
anlıyoruz. Topu sanki ayağıyla değil de, kafasıyla oynuyor gibi. Takımı, pas
trafiğine soktuğunda sonucunda mutlaka kaleye vuruş hamlesine kadar sürüklüyor.
Fenerbahçe’deki Aleks’in koşanı, genci, istikbal vad edeni. Takımdan kendisini
çıkar, en az oynanan futbolun kalitesi 2 kademe düşer. Yine 2 yüzde yüz gol
pası çıkardı. Attığı serbest vuruşta top kimin kafasına çarparsa çarpsın, hatta
kimseye çarpmasın gol olacaktı.
-
BOROZANCI:
Bülent
Yıldırım; Bizde hakemler futbolu bilmiyor. Topun güzel oynanmasının engeli
oluyorlar. En ufak mücadelede bir düşsün zart zurt düdük öttürüyorlar. Avantaj
hak getire. Tek düşündükleri şey, aman sonuca etki edecek bir hata yapmamayım.
Maç istediği kadar kötü olabilir, yeter ki hata yapmasınlar. Bu gece tam da
böyle tipik kötü bir Türk Ligi hakemi vardı sahada. Hiç hata yapmadı. Hiç kavga
etmezsen, dayak yememiş olursun.
-
BİR
SORU – BİR CEVAP:
Baros
ve Elmander’in çıkartılıp, Aydın ve Sabri’yi oyuna alınması kararı niçin
verildi?
Her
halde bir iletişim hatası vardı. 2 forvetle oynama karakteri olan
Galatasaray’ı, 2-0 öndeyken forvetsiz oynar duruma sokmak Fatih terim’in
düşüncesi olamaz. Farkı artırmak için Sabri’yi santrafor oynatmak için deli
olmak lazım. Deli olmadıklarına, ve o dakikadan sonra gol atmayıp, tabela
yatmak için sokulmuşlar demektir. O zaman da bu hamle Galatasaray’ı küçük
düşürmüştür.
-
İMPARATOR:
Grande
bana göre Trabzonspor maçında Şampiyonluğu kaybettiğini düşünüp mızıkçılık
yaptı. Bahanelere sığındı, sanki bu finaller kendisine yapılmış bir
haksızlıkmış gibi isyan etti. Bize, Grande’ye yakışır mı?. Lig başlamadan bu
karar alınmadı mı? Madem sıkıntı olacak, madem yanlışlık var oynamasaydın. Ben
anlamam, kurallar her takım için geçerli. Şimdi Fenerbahçe’ye kaybedip eldeki
kuşu uçurursa ağlamaya başlayacak. Sen kendi sahanda hiçbir maçı kazanama,
Şampiyonluk için Fener’in küme düşmesini, puanının silinmesini bekle. Olmadı,
Trabzonspor’dan medet bekle. Büyük Hocaysan, büyük takımın varsa kendi işini
kendin halledersin. 86. Dakikaya 2-0 önde gir, Galatasaraylı bir ayakkabı
boyacısının bile yapmayacağı değişiklikleri yap, maçı berabere bitir. Bereket
Fenerbahçe berabere kalmadı, hatta 3. Golü attı da rahatladık.
-
ORDAKİLER:
Kesinlikle
Şampiyonluk maçına çıkmış bir taraftar değildi. UltrAslan’ın ya parası bitti, ya fazla yoruldular. Koskoca
stadyumda tek bir bayrak yoktu. Antrenmana giden taraftar daha iyiydi. Gerçi
diğer maçtan gelen kötü haberler coşkuyu bitirdi ama, iyi haber gelse ne
olacaktı anlamadım. 20-25 meşale getirilmiş maça şampiyonluk kutlamaları için.
Eminim şampiyonluk gelseydi, hiçbir hazırlığımız yoktu. Denizli’de Fener’in
takıldığı maçta bile biz çok daha organize, çok daha heyecanlıydık.
-
ANALİZ:
Fenerbahçe,
Beşiktaş’a takılınca gitti gözüyle bakılan şampiyonluk, geldi gözüyle bu gece
Arena’daydı. Ancak bu düzeyde dolabilecek Stadımız, yine de tıklım tıklım
değildi. Muhtemelen karaborsacıların elinde patlayan biletlerin koltukları
kapalıydı. Yeri gelmişken Arena’da büyük maç seyretmek isteyen, fakat bilet
alamayanlara tüyo vereyim. Sakın karaborsadan falan bilet almayın, bilet bitti
denilen maça gelin. Yarı fiyatına bilet alır maça girersin. Her maça
gelmeyeceksen, sadece büyük maçlar için kombine alacaksan sakın alma.
İşte
böyle bir taraftarla olası Şampiyon olacağımız maça çıktık. Hoca locadaydı,
emir komuta Hasan’damı, Ümit’temi anlayacaktık. Takımda tek değişiklik,
oynatılmaya oynatılmaya futbolu, gol atmayı unutturulmuş Baroş vard, Neco’nun
yerine. Emre’nin yerine de Aydın’la başlasa benim çıkardığım 11 olacaktı, neyse
buna da razıydık. Baros neticede golcüydü. Golcü gol atamadıkça sıkıntıya
girer, kötü oynar, bencilleşir, takıma zarar verir. Tamam da atarsa da arkası
gelir. Yüze yüze kuyruğuna getirdiğimiz post işi, son maça gelmişiz Baros’u
hazırlayamadılar. O da tıpkı Emre Çolak gibi kaderi fener maçına bağlı
futbolcuların başında. Fener’e koyması da yetmez, bizi ipten alıp, Şampiyonluğu
sadece onun sayesinde almamız lazım. Yok be o da yetmez, Baros gidici, en
azından anılarda güzel kalabilir di. Şu son maça kadar kalmasaydı gol atma işi.
Yinede
taraftarın gök gürlemesi, santra vuruşu, naralarıyla başladı maç. Takım
kendinden emin top çevirmelere çabuk başladı. Bir delik bulup, tabelayı erkene
alıp, antenleri Trabzon’a çevirecekti. Stadyumdaki sessizlik pek dikkatimizi
çekmedi, daha maçların başıydı. Selçuk’un serbest vuruşunu seyrettik. Mutlaka
iyi yere vurmuştur, top barajdan sekip ah larla kornere gitti. Vamos bien di,
iyi gidiyorduk. Soldan atılan kornerleri de Selçuk kullanıyordu, belki üşendi,
belik maçın daha başıydı aceleye gerek yok diye düşündü. Engin Baytar’a
attırdı. Top Pitbull’a 2-3 metre varken biz gol diye bağırmaya başlamıştık.
O
da neyin nesi? Trabzon’da meğerse çok erken gelen bir Fener golü varmış. Olsun
biz kendi işimize bakalım dı, nasıl olsa Trabzonspor bu maçı kaybetmeyecekti.
Trabzon’da oynanan maçta olduğu gibi, yine 1-2 dakika top dolastırılarak, 30-40
pas yaparak topu yine Emre ile buluşturdular. Yine bir büyük takım golü
kaçırılmış oldu, devamında yine bir serbest vuruş golüyle tabela alındı. Bu durumda
çok maç seyretmiş biri olarak aynı duygulardaydım. Maça taraftar artık bakmaz
bu dakikadan sonra. Herkes diğer maçı dinlemeye başlar. Fener’in ikinci golü de
gelince sahadaki futbolcular sessizlikten maçı bıraktılar, Kadıköy’ü düşünmeye
başladılar. Devreye tam girerken, hatta girmişken gol sesi geldi.
İkinci
yarı, 2. Golün sesini beklemekle geçiyordu. Beşiktaş farkın açılmaması rezil
olmamak peşindeydi. Ligin en kötü teknik direktörü onlardaydı. Unu eleyip
elekleri tavana asmış futbolcular onlardaydı. En iyi futbolcuları Fernandez’in
topla buluşması engellenmişti. Bu maç böyle bitecekti bitmesine de diğer maç ne
olacaktı acaba? Takım kötü oynuyordu ama bir çok daha fazla sırıtıyordu. Fatih
Terim’in prens kontenjanından, ben bilirim siz bilmezsiniz tafrasından oynayan
Emre Çolak Sabri’yle yer değiştirdi.
Koleradan kurtulalım derken vereme yakalanmıştık. Sabri futbolu satranç oynar
gibi oynadı. Topla 18 içinde buluştuğunda ne yapacağını yarım dakika düşündü,
tabi sonunda kaptırdı. Önce Elmander, sonra Baros oyundan çıktı. İnanılır gibi
değil di, 2 dakikada durum 2-2 ye geldi. Bilenler, Fener aman beraberlik golünü
yemesin diye duaya başladılar. Eğer böyle bir netice olsaydı o stadyum o
travmayı atlatamazdı. Arena’yı bilmem ama ben travmaya girmiş durumdayım. Öyle bir maç oldu ki pis ligimizin gazozuna oynanan bir maçı olarak kayıtlara geçti. Maçın neticesi hiç bir takıma yaramadı, cacıktan sonra gazoz içip yediklerimizi sindirmeye çalışalım.
Fenerbahçe
3. Golü attıktan sonra, yenilelim isterdim. Benim için Kadıköy’e 3 puan önde
gitmekle, 2 puan geride gitmek arasında fark yoktur demiştim. Yanılmışım,
varmış,keşke geriden gitseymişik. Beraberliğin bize yaraması beni hiç memnun
etmedi. 9 puanlık farkı, 5 maçta yarım puana indiren Galatasaraylı futbolcular
beraberliğe oynarlar ise maçtan sonra sakın kimse ağlamasın. Kimse de bize niye
final oynattılar diye Federasyona küfür edip, yenilgiye kılıf aramasın.
Büyük
takımsan, Kadıköy'e gidip, kupayı alacak Florya'ya getireceksin.
6 May 2012
Sizin Dağlarınız Varsa CHE, Bizim de Deniz'imiz var
İsyancılar tarihi değiştirenlerdir,
insanlığın motor gücüdür. Hepsi kelle koltukta mücadele vermiş
çoğu da telef olmuştur. Hiç birinin isyanı boşuna
olmadığından bu günlere kadar dünyanın bütün koordinatları üzerinde
Macellan Boğazından , Sibirya
Bozkırlarına , Yeni Zelendadan Alaskaya kadar dilden dile nesilden nesile
söylene, anlatıla gelmiştir.
Şeytanı daha üstün tutan Allaha karşı
gelmesiyle ilk isyancılığı başlatıp
cennetten kovulan Adem Babamızdan, Kerbelada
Muaviyenin oğlu Yezide halifeliği
vermeyerek, kelleyi veren Hüseyin’e,
Romada köleliğe
başkaldıran proletaryanın ilk önderi Spartaküsten, İtalyadan dünyayı döndüren Galileye,
Kızıl Meydanda ISKRA(kıvılcım)yı çakan
Leninden, Sierra Maestrada puro yakan Commandante Che Guevaraya,
Vietkongtaki Ho She Minhten,
Kafkaslardaki Şeyh Şamile,
Robin Hood tan, Don Kişota,
köleliği kaldırtan, zencilerin önderi Martin Lutherden, Latin
Amerika halklarının şanlı direniş
meşalesini taşıyan Emilyano Zapataya,
Anadolu’da Hızır Paşaya
isyan eden Pir Sultandan, Conk Bayırında yedi düveli gırtlaklayan Mustafa
Kemale,
Van’da Bedirhan, Boluda Köroğlu,
Varna’da Nazım Baba, Lorke’de Göven’de
Temirağ’da Ahmet Kaya, sehpada Deniz Gezmiş,…..
Ve her kim ise.
Sisteme, kurulu düzene boyun eğmeyip
de, haksızlığa başkaldırmışsa
onlaradır son sözümüz.
İnsanlık tarihinin yazıp yazacağı,
görüp görebileceği bütün isyancılara selam olsun.
4 May 2012
Ah Ulan Tay Burak Yılmaz
Kabahatin çoğu senin Burak Yılmaz.Şebekenin sistemi ne güzeldi oysa? Şampiyonluk, sırasıyla ülkenin iki büyük takımı arasında pay ediliyor, arada sırada da eskiden büyük olduğu için saygı duyulan Beşiktaş'a veriliyordu. Gerçi 40 sene önce bir takım daha çıkmış seri şampiyonluklar almıştı ama sorun değildi, tehlike daha büyümeden bertaraf edilmişti. Leş, eşit şekilde paylaşılmayacak kadar değerliydi. Sistem içinde her sene bir küçük takım efelenir, lige heyecan katar ama son anda kafası koparılırdı. Sistemin ahenk içerisinde dönen dolabından bütün takımlar hoşnuttu. Düzen de düzülen de hayatından memnundu.
O malum sezona, Tüpçü Şuster, Seramikçi Reykart'la başladı. Galatasarayın, hiç beklenmedik şekilde ruhunu hortlatarak, hocasız, kalecisiz Şampiyonluğundan sonra, Beşiktaş'ın da hakkı olan 5 senede 1 Şampiyonluğu verilip nadasa bırakıldı..Sıra artık kayıtsız şartsız, sorunsuz, gönül rızasıyla Kadıköy'ündü.
Tüpçünün takımıyla, Seramikçinin takımı ortadan çabuk kayboldular.Karadeniz'in çocukları da onca seneden sonra baş ağrıtacak değildi. Her şey yolunda gidiyordu Fenerbahçe için. Sezonun sonlarına doğru hırlama sesi bu sefer Uludağ'ın eteklerinden geliyordu. Yok artık daha neler di? Sesleri duymamazlıktan geldiler. Nasıl olsa son haftalarda bir katakulliye kurban olurlardı. Lig tarihimizin mezarlığı, son haftalara acaba ben de Şampiyon olur muyum hayaliyle giren nice takımların çanak çömlek kırıklarıyla doluydu. Ruhlarına birer Fatiha okunup, gök tanrıdan rahmet dilenmişti tamamı için.
Şebeke Ali Sami Yen'de Bursaspor'a karşı sezonun en büyük futbolunu oynattı. Galatasaray elinden geleni fazlasıyla yapmış büyük bir yumruk atmıştı. Bir güzel tesadüf daha vardı. Son maçını Bursa, ölmüş eşşek Tüpçünün takımıyla oynayacaktı. Her ihtimale karşı Beşiktaş, aynı sezonda Bursa'ya karşı en büyük oyununu oynaması için dolduruluyordu. Gerçi ihtiyaç pek yoktu. Aziz son maçını Kadıköy'de Trabzonspor'a karşı oynayacak, kazandığında Şampiyon olacaktı. Bütün hesaplar tamamdı, son bir kez kontrol edip, son hafta maçlarına çıktılar. Kadıköy'de her şey yolundaydı, takım galipti, Gerçi Bursaspor da 2-0 öne geçmişti ama ne önemi vardı ki canım? Varsın garipler, son maçımızda, bizde Şampiyonluk rüyası gördük diye avunsalardı.
Kadıköy'de ikinci yarıda hesapta olmayan bir mucize gerçekleşti. Van Basten, yıllar önce devrin en büyük kalecisi Dassayef'e inanılmaz bir gol atmış, Hollandayı Şampiyon yapmıştı. O da ne? Tay Burak aynı yerdeydi, olanca dikkatiyle benzer bir vuruş yapmış Cami tarafındaki kaleyi koruyan Evliyaları, Erenleri gafil yakalamıştı. O andan sonra titreme, sıtma nöbeti geçiriyordu Fenerbahçe Cumhuriyeti Halkı. Atamıyorlar, kulakları Uludağ'ın eteğindeki cehennem şehrine çeviriyorlardı. Tüpçüden medet beklemeye başladılar. Gerçi Tüpçü durumu 2-1 e getirmiş, kollarında serum, boğazlarında oksijen tüpü, son bir can çekişmeyle aziz, Aziz abilerine unutulmaz bir kıyak geçmek istiyorlardı. Kadıköy'de maç bitmiş, 52.000 Fenerli felç geçirmiş, beklenen beraberlik golü gelmemişti. Gol haberi değilse de beklenen yalan haber gelmişti. 2 dakika da olsa Şampiyonluk sevinci doya doya yaşanmıştı. Zaten bütün bu hengame, kavga bu an için değil miydi?
Değildi elbet. Zaman gerçeklerle yüzleşme zamanıydı. Burak Yılmaz, futbol oligarşisinin tekerine çomak sokmuştu. Fenerbahçe sırasını savamamış, sistem teklemişti. Sağlık olsun dediler, imalat hatasına saydılar.Bursaspor'un Şampiyonluğunu Bursa dışında yok saydılar. Bursaspor pek yakında yediği haltın bedelini ödeyecekti. Sistemin dışına attılar. Her sene vak vakları ürkütmeden 3. 4 olmak varken, sen kalk Şampiyon ol, büyük suç işlediler, en az 50 sene, sıra takımı olarak yaşayacaklardı. Küme düşmezler ise büyük patrona dua etsinlerdi.
Tüpçü yeni sezona usta hocayı kovup, çırakla başladı. Alemi yoktu, şampiyonluğu kaçıran patronu kızdırmaya. Seramikçi Reykart'la devam etme yolunu seçti. Devre arasını görmeyeceği garantiydi zavallı Reykart'ın. Artık at rahat rahat koşturulur, ve Şampiyonluk Tenekesi Papazın Çayırı'na getirilirdi.Tüpçü ve Seramikçi sözünde durup, erken ayrıldılar yarıştan. Bursaspor da geçen seneden işlediği suçun cezasını çekiyor, cebelleşiyor, tehlike yaratamıyordu. Kayseri, Gaziantep, Eskişehir, Sivas haddini biliyor, sırça köşkün camlarına taş atmıyordu. Fakat o da neyin nesi? bu sezon esen, Uludağ'ın rüzgarı değil, coşan Karadeniz fırtınasıydı.İlk yarıyı uzak ara lider bitirdiler.Bir zamanlar esmiş, eski kavak yeliydiler, unutulmuş karakterlerini, kavgalarını sahalara sürmek azmi ve kararındaydılar. İşin şakaya gelir tarafı yoktu. Bu sezon ki bela ''hoşt'' demeyle,''kış kış''çekmekle savuşturulacak gibi değildi. Başka şeyler daha devreye sokmak gerekiyordu.
Seramikçi takımı sabote edip, Reykart'ı kovmuştu, daha ne yapsın dı, üstelik Arena'da Fenerbahçe'ye de bir güzel yenilip afferin almıştı. Trabzonspor'a karşı da takıma sezonun en büyük topunu oynatmıştı. Ama Tay Burak Şebekeye isyana devam ediyordu hala. Ne var ki Şebeke aynı suda iki defa yıkanmayacak kadar akıllıydı. Varsın Trabzonspor istediği kadar yenilmesindi. Sistem tedbirini almış son maçın son düdüğünü bekliyordu. Futbol içi bir kaza bu sezon kesin olmayacaktı. Fakat bu kadar tıkırında işleyen mekanizmaya itirazı olan güzel insanlar da vardı, güzel olmayanların adam yerine koymadığı. Topu görse bomba sanacak o güzel insanlar, antenlerini şebekenin çekim alanlarına çevirdiler.Suç üstü yakaladılar, kan emicileri, sülükleri, futbolun global kraliyet çocuklarını, onların çanak yalayıcılarını. Açıkladılar bize, futbol diye seyrettiğimiz gösterinin meğerse hisseli harikalar kumpanyası olduğunu. Ortaya çıkardılar foyalarını düzenbazların.
Şerefsiz tribünlerinde oturan, localarda viskiyle puro yakan kodamanları, ranzalarda yatırdılar. Paper Moon'da verdikleri bahşiş kadar maaşı olan savcıların karşısında el pençe divan durdurdular. Maskeli baloyu bitirip, onun sahte yüzlerini deşifre ettiler. Her birine damgalı eşşek yaftası asıp, halk pazarına çıkardılar. Namussuzların, leş kargalarının huzurunu kaçırdılar.Namuslu olanları, delikanlıca spor seyretmek isteyenleri futboldan soğuttular.
Ah ulan Tay Burak; Ayağın kırılsaydı da! o golü Fenerbahçe'ye atmasaydın. Fenerbahçe Şampiyon olsaydı, bu olanların hiç biri olmayacak, biz huzurlu uykumuza devam ediyor olacaktık..
Söylemeye dilim varmıyor ama, kabahatin çoğu senin sevgili kardeşim.
3 May 2012
Şebek(e)ye İki Avans; Galatasaray 0- Trabzonspor 0
MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
|
8
|
Ebu
|
1
|
Ufo
|
2
|
Semih
|
6
|
Hakan Balta
|
4
|
Selçuk
|
6
|
Melo
|
5
|
Engin
|
6
|
Emre Çolak
|
3
|
Elmander
|
7
|
Neco
|
-4
|
ZURNANIN
ZIRT DEDİĞİ AN:
İlk
yarının sonlarına doğru bir taç atışı. Normalde taç atışlarını beklere
bırakırlar. Elmander’in acelesi vardı, takım kötü oynuyordu. Bir an evvel golü
bulmak lazımdı. Taçı kendisi kullandı, daha doğrusu kullanamadı. Neco’ya atmak
istiyor, fakat Neco topu istemiyordu. Maçın kaderi ağ örmeye başlamıştı.
VARİL;
Neco;
Neco kötü oynadığı zaman ki- çoğu zaman- elimde olmadan içime bir huzur
giriyor. Haklı olmanın tuhaf mutluluğu 1 ölçek ise, zararın Galatasaray’a
olması sebebiyle de üzüntüm 5 ölçek oluyor. Dengem değişiyor, eksenim kayıyor,
toptan kaçıyor, zıplayamıyor, şut çekemiyor, koşmuyor. Uyarına gelir de balık
bir gol atarsa hepimizi uyutuyor. Bugün maçı kazanamadıysak, Fener’i elimizden
kaçırdıysak sebebi direk Neco’dur. Galatasaray futbolcusu değildir.
GLADYATÖR:
Muslera;
Bu kadar kötü oynayan bir takım yenilmediyse, kalesinde Muslera olduğu içindir.
2 garanti topu çıkarmıştır. Trabzonspor da öyle aman aman top oynamadı ama yine
de bizden daha net pozisyon buldular. Karşılarına Muslera çıktı.
-
BOROZANCI:
Hakemin
kim olduğunu emin olun bilmiyorum. Maçtan önce gazete falan okumadım, tanıdığım
bir hakem de değil. Hakem dediğim lafın gelişi. Yani maçı idare etmesi için
düdük ve kartları bulunan orta oyuncusu. Kesin olarak hakemliği bilmiyor. Maçın
en temel, futbolun güzel olması için uygulanabilir en güzel kararıdır avantaj.
Bilmiyor, oynatmadı, amirlerinden aldığı emirleri yerine getirir bir yönetim
gösterdi. Maçın kötü olmasının en büyük faktörü oldu. Sarı kartların çoğu
gereksizdi. Gereksiz ikinci sarı kartı Selçuk’a çıkaramadı. Her kimse,
tiksindim tiksinmesine de, bizim ligimize bu hakem bile çok, fazla günahını
almayayım.
-
BİR
SORU – BİR CEVAP:
Bu
ülkede dürüst olmanın avantajı var mı?
Yok,
Ecevit gibi dürüstlüğü savunuyoruz ama bir işe yaramıyor. Hatırlayın en büyük
ekonomik kriz Ecevit zamanında olurdu. Herkesin hırsız olduğu ortamın, hırsız
olmayan Başbakanıydı. Bizde aynı hesap, aklımız almıyor, dürüst olalım, haksız
kazanç kimse sağlamasın diyoruz, kavgasını veriyoruz ama en büyük zararı da biz
görüyoruz. Ne yazık ki peşimizden de gelen yok. En iyisi sistemden çıkmak.
-
İMPARATOR:
Grande
bugün maçı hiç iyi yönetemedi. Emre Çolak’ın maçta ezildiğini çok uzun süre
fark edemedi. Aslında Emre uzun zamandır fizik olarak ve oyun olarak düşüş
içersinde, seçenek yaratmada geç kaldı. Varil Neco’nun Elmanderi haftalardır
olduğu gibi bu maçta da sömürmesine göz yumdu. Sezon başında Neco bizde olsaydı
da, Elmander’le oynasaydı, devre arasında kesin kovdururdu. Hele ki Sabri yi
son dakikalarda git bizi kurtar diye oyuna sokması yok mu? Aslında o dakika ben
teslim bayrağını çekmiş oluyorum. Bir defasında sonradan oyuna giren Sabri gol
atmıştı ya, artık Grande her sıkıştığı maçta şapkasının içine Sabri’yi sokar.
Bakarsın maçın birinde daha tavşan oluverir, kim bilir? Terim’den başka.
ORDAKİLER:
Bir
dakika nefes alalım, ben yazarken aldım, siz de okurken alın. Takım ölüm kalım
maçlarının sondan bir öncekine çıkıyor tribünler bom boş. Ben Beyoğlundaki
yürüyüşe katıldım, daha sonra maça gittim. Mitinge giden taraftar maça gelenden
hem çok, hem daha coşkuluydu. Bu sene ilk defa taraftarı hiç beğenmedim. Hem
azdı, hem de tezahürat yapmakla düzeni değiştireceğini sanacak kadar gaflet
içindeydi. En nefret ettiğim Beşiktaş tezahüratını, bizim de benimseyip devamlı
söyleyeceğimizi görmek de varmış. Neymiş ‘’Tüpçü yeteeeer’’ Sanki tüpçü gidince
terazici, gelecek, her yer gül bahçesine dönüşecek. Seçimle düzen değişmez,
eylem yapmamaya da alıştırılmışız, böyle gelmiş böyle gidecek.
-
ANALİZ:
Bu
ülkede namussuzluktan yana olanların, namuslu olmak isteyenlerden çok olduğunu
biliyorum. Ben kelle sayısını artırmak için gitmedim Galatasaraylı mitingine,
mutlaka azızdır, rahat olabilirler. Ben nitelik nedir? Kalite var mıdır? Bunu
görmeye gittim. Gördüğüm şey, ne Galatasaray’ın, ne Galatasaray taraftarının
oynatılan, kurgulanan tiyatronun oyuncusu olmadığıydı. Liseden, Taksim Meydanı’na
kadar bağırarak yürüdük, Demirören ailesinin çalıp, yaptığı binasının önünden
geçerken balkonlardan meşale attılar, atılan meşaleler kdv siyle berabere geri
gönderildi. Bu ortamda, futbol, daha doğrusu Galatasaray sever olduğuma lanet
ederek Arena’ya geldim. Bu kez Ultraslan kale arkasındaydım. Taraftarın
duruşunu en yakından teşhis edecektim.
Takım
ısınmaya sahaya çıktığında anlarım hemen hemen maçın nasıl geçeceğini. Galatasaray
taraftarı maçtan, bu seneki şampiyonluktan vazgeçmiş. Taksim’de daha çok insan
vardı. Bu senenin en kötü seyircisi tribündeydi. Neyse, geleneksel olarak
futbolcular yumruk şova yapmaya çağırılır. Bu an, futbolcuların ne olup olmadığının
en somut ölçüldüğü andır. İlk önce Selçuk İnan, yani takımın en büyük
futbolcusu çağrılır. Sonra sırasıyla, takımı takip edenler bilir de, ben takip
edemeyenler için yazayım. Melo, Elmander, Ebu, Semih, Ufo, Engin, Hakan Balta,
Emre Çolak ve tahmin edildiği gibi en son Necati Ateş. Yedeklerde bile iyi
oyuncu hiyerarşisi vardır çağırılmada. Baros, Sabri, Aydın, Riera, Yekta ve
gittikçe cılızlaşan bir tempoyla Gökhan Zan.
Daha
maça başlayamadık. Öncesi TFF seremonisi var. Yayıncı kuruluşu protesta var.
Turnuvayı düzenleyenlere isyan var. Yani bir örnek vermek lazım. Şampiyonlar
Ligi maçlarının oynandığı bütün stadlarda Platini’ye UEFA ya küfür etmek gibi
bir şey. Futbolun doğasına aykırı.
Doğaya
aykırı oyun nihayet başladı. İlk dakikalar oynandıkça çok kötü bir maç
olacağını hepimiz anlamıştık. Aynı zamanda da futbolun patronunun Fenerbahçe olduğunu
da. Önceki maçta yenilen Trabzonspor’un üstüne atılı suçtan dolayı nasıl oynamaları
gerektiği dikte ettirilmişti sanki. Trabzonspor bu maçta 1 puan alacaktı.
Galatasaray’ı yenmek için oynamayan takımların işi çok kolaydı. Yat aşağı, iyi
futbol oynamak isteyen Galatasaraylı futbolcuları hakemin de marifetiyle kızdır,
atamayınca oyundan düşerler, hatta bir hata yaparlar kendi kalelerinde gol bile
görürler. Beraberliğe şükrettiğin maçtan galip ayrılırsın. Zaten görülmüş şey
değil, Galatasaray’ın kötü oynadığı bir maçı kazanması.
Emre
Çolak sağda, engin baytar solda ezildi durdu maç boyunca. Kale arkasından maçın
kurgusu çok iyi görünüyor, 25. Dakikada benim baş çelişkim topa geriye doğru
pas vererek dokundu. Elmander’i eşek gibi koşturup, kendisi devamlı saklandı.
İddia ediyorum kendisini dün benden daha çok seyreden olmamıştır. Ben bütün maç
boyun kendi kadranımdan ayırmadım. Fatih Terim’in Baros antipatisi bize
turnuvayı kaybettirirse kaybettirir. Selçuk’a acıdım. Topla buluştuğunda pas
isteyen Elmander salağından! başkasını bulamadı. Bütün kafa topuna Elmander çıksın,
rakibi atağa çıkarmamaya Elmander atlasın, sarı kartı o görsün, Neco balık bir
gol atsın, cukkayı kapsın.
Koca
bir ilk yarı pozisyonsuz, iğrenç futbolla heba oldu. Devre aralarının büyük
Hocası’nın bir şeyler yapacağına inancımız vardı. Aynı takımla çıktığına göre
bayağı bir dolduruşa getirmişti çocukları, biz öyle sandık. Zaman daraldıkça çocuklar da daraldı. Dört bir yanı yine atamayacağız korkusu sardı. Ve hala ölmüş eşşek de olsa golcüsü Baros kudurmuş vaziyette Hasan Şaş'ın yanındaydı. Bir şeyler yapma ihtimali olan, işler kötüye gittiğinde sırtına başını dayayıp ağlayabileceğin tek yabancı futbolcun Melo'da koşarak kulübenin yolunu tutuyordu. Şapkadan bir kaç defa çıkmayı başarmış Aydın Ekspresi oyuna dahil olduğunda son 20 dakikayı tek orta saha 2 bek bir kaleci 7 gol girişimcisi ile oynadık. Bu dakikaları onur savaşı veren Karadeniz'in deli dalgaları kazasız atlatmayı yeğledi. Bir önceki maçın delikanlısı Olcan bile aşırı baskıdan Fenerbahçeliliğini yeniden gözden geçirdi.
Kalenin arkasında, hiç kimsenin beni tanımadığı bir koltukta maçı izledim. Hayatımda ilk defa hiç konuşmadan, ayağa bile kalkmadan, küfür etmeden ah vah çekmeden maçı seyrettim. Keyfim ortalama bir Galatasaraylı kadardı. Bu ortamda futbolcundan da spor yapmasını ne kadar bekleyebilirdin ki. Öyle bir düzen kurmuşlar ki sessiz sedasız hiç kimsenin dikkatini çekmeden bir karar daha almışlar. İlk defa kupa finali, lig bittikten sonra oynanacak. Her ihtimali düşünmüş futbolumuzun global kraliyet ailesi.
Şimdi alın hesap makinalarınızı elinize, o güzel ellerinizi kalbinizin üstüne getirin, derin bir nefes alın, beni dinleyin. Kadıköy'e 3 puan önde gitmekle, 2 puan geriden gitmek arasında hiç bir fark yok. Hatta bana sorarsanız bu gece Fenerbahçe yensin, hatta Trabzonspor'u da yensin ve biz Beşiktaş'la berabere kalalım. O zaman çekeceğiz hodri meydanı.
Biz azız, az olduğumuz için sistem devamlı çoğun tarafından çalışacak. Ya bu deveyi güdecek, hakemi de, futbol tanrısını da, cami tarafındaki kalenin büyüsünü de, federasyon namlı şebekleri de, ahlak kurulu başındaki ahlaksız adamı da ve de sevgili Fenerbahçe'lerini evire çevire yeneceksin. Ya da gereğini yapacaksın, bu diyardan gideceksin. Ortam namuslu olmak isteyenlerin ortamı değil.
Kalenin arkasında, hiç kimsenin beni tanımadığı bir koltukta maçı izledim. Hayatımda ilk defa hiç konuşmadan, ayağa bile kalkmadan, küfür etmeden ah vah çekmeden maçı seyrettim. Keyfim ortalama bir Galatasaraylı kadardı. Bu ortamda futbolcundan da spor yapmasını ne kadar bekleyebilirdin ki. Öyle bir düzen kurmuşlar ki sessiz sedasız hiç kimsenin dikkatini çekmeden bir karar daha almışlar. İlk defa kupa finali, lig bittikten sonra oynanacak. Her ihtimali düşünmüş futbolumuzun global kraliyet ailesi.
Şimdi alın hesap makinalarınızı elinize, o güzel ellerinizi kalbinizin üstüne getirin, derin bir nefes alın, beni dinleyin. Kadıköy'e 3 puan önde gitmekle, 2 puan geriden gitmek arasında hiç bir fark yok. Hatta bana sorarsanız bu gece Fenerbahçe yensin, hatta Trabzonspor'u da yensin ve biz Beşiktaş'la berabere kalalım. O zaman çekeceğiz hodri meydanı.
Biz azız, az olduğumuz için sistem devamlı çoğun tarafından çalışacak. Ya bu deveyi güdecek, hakemi de, futbol tanrısını da, cami tarafındaki kalenin büyüsünü de, federasyon namlı şebekleri de, ahlak kurulu başındaki ahlaksız adamı da ve de sevgili Fenerbahçe'lerini evire çevire yeneceksin. Ya da gereğini yapacaksın, bu diyardan gideceksin. Ortam namuslu olmak isteyenlerin ortamı değil.
28 Nis 2012
Fener Maçının Abdestli Versiyonu; Trabzon 2- Galatasaray 4
MAÇKOSKOP
KADRO:
Muslera
|
-2
|
Ebu
|
9
|
Semih
|
2
|
Ufo
|
5
|
Hakan Balta
|
7
|
Selçuk
|
8
|
Melo
|
6
|
Engin
|
6
|
Emre
|
5
|
Elmander
|
4
|
Neco
|
6
|
ZURNANIN
ZIRT DEDİĞİ AN:
Galatasaray’ın
serbest vuruş kazandığı an. Profesör Selçuk, pozitif bilimin bütün dallarından brifing verdi. Trigonometri, lineer fizik, türev, integral, diferansiyel denklem,
laplas, öklit, Pisagor geometrisi, kuantum, uzay zaman eğrisi, yer çekimi, tez,
anti tez sentez….,
VARİL:
Muslera;
Takımın cümbür cemaat çökmesi kalecimize pek yaramıyor galiba. Geçen hafta
nasıl olsa yeneriz, bana top gelmez rahatlığındaydı. 3 toptan 2 sini yedi, bize
bütün bir hafta kabir azabı çektirdi. Ne gazete okuduk, ne televizyon
seyrettik. Bu akşam takım, kaldığı yerden maça devam etti, aynı rahatlıktaydı.
Galatasaray maçlarının daimi iyi oyuncusu Colman’ın cılız şutunu yedi. O
yetmedi Olcan’a gereksiz penaltı yaptı. Bana göre kırmızı karttı. Topu oyuna
pek olumlu sokamadı. Sezonun en kötü performansını gösterdi.
-
GLADYATÖR:
Ebu;
Muhteşem bir hücum beki seyrettik. Selçuk’u artık kategori dışı tutuyoruz.
Artistik patinaj puanlamasında en çok ve en az puan sayılmaz ya, aynı hesap. Bu
sezon için Selçuk benim için hesaba katılmıyor. Her maç kendisinden beklediğimiz
verimi alıyoruz. Selçuk’un iyi oynaması haber ve mutluluk kaynağı değil. Biz
imbiklerden başka futbolcular süzüyoruz. Ve çok fazla da buluyoruz. Sağ bek
olarak bir gol, bir asist, bir garanti gol pasıyla oynadı.
BOROZANCI:
Bülent
Yıldırım; Arkadaşı şampiyon Kulüpler yarı final maçını yönetti. Altta kalacak
hali yoktu. Tabelaya tesir etmeyecek bir yönetim gösterdi. Maça hakimdi,
futbolcular kadar koştu. Penaltı pozisyonunda eğer haklı ise, Muslera’yı atması
gerekirdi. O pozisyona bile tek saniyede adaletli yorum yaptı. Penaltı tam
olarak herkesin içine sinmiyorsa, adamı atmanın alemi yoktu.
BİR
SORU – BİR CEVAP:
Selçuk
bir sonraki serbest vuruşta hangi köşeye atacak?
Bir
önceki maçta, Tolga’nın sağından göndermişti. Belki de Tolga belayı aynı yerden
bekliyordu. Eminim Selçuk’un aklında değil Trabzon, 1 hafta önce Volkan’a
attığı serbest vuruşu bile aklına getirmedi. Vuruş anında, kaleci ve baraj
duruşunu tespit edip, olanca tekniğiyle vuruyor. Bu sefer Tolga kısmi felç geçirdi.
-
İMPARATOR:
Grande,
kazanan takımı değiştirmemiş. Geçen hafta, oynadığı takımı hezimete uğratmış
gök tanrıya yenilmişti. Bir kişi bile değiştirse, Terim’e yakışmazdı. Bu ülkeye
2- 3 beden fazla gelen oyunu oynayabilen takıma, yenemedi diye müdahale etmek
küçük hocaların işi.
-
ORDAKİLER:
Trabzonlu
kadınlar ve 12 yaşından küçük çocuklar beklenenden çok daha fazla takımlarına
destek oldular. Tabeladan bağımsız cıyaklayıp durdular. 34. Dakikada sahaya
beyaz mendil attılar. Anlayamadık, biz İstanbul takımı sayılıyoruz da, belki de
İstanbul doğumlu futbolcumuz yok.
ANALİZ:
Bir
hafta boyunca ne televizyon seyrettik, ne gazete okuduk. Hala aklımız almıyor,
bu kadar büyük futbol, nasıl olur da tabelaya yenilgi diye geçer diye? Bir taraftan
da hepimiz mutluyuz oynanan oyundan. Böyle oyna canımız feda diyen bir taraftar
arkasındaydı. Nitekim Hoca için de aynı şeyler geçerliydi. Oyun olarak galip
gelen takımı değiştirmedi. Hafta boyunca medyanın yaptığı kolpaya kimse cevap
vermedi. ‘’Servet göreve’’ diye çığırtkanlık yapıp dengeyi Kadıköy lehine
değiştirmeye çalışanların çabası beyhudeydi.
Maç
sanki geçen hafta bitmemiş gibi başladı. Bir kaleci ve iki savunmacıyı geride
bırakan Terim, 8 kişiyle çullandı Trabzon’a. Elimizde not kağıdı, maçı öyle
takip ediyoduk. 4. Dakika bittiğinde Galatasaray’ın 3 net gol pozisyonunu kayıt
ettik. Gol geldi gelecekti. Tolga’nın Neco’ya kaptırdığı topun gol olmamasına
sevindim. Daha doğrusu böyle dandik gole sevinmezdim. Tolga’nın özrünü hep
beraber kabul ettik. Ne var ki kader Tolga için ağlarını örüyordu. Futbol
tanrısı 1 haftada bayağı bir mesai yapmıştı. Fener’i mezardan almış, Barca ve Real’e ölmeden
cehennemi göstermişti. Bu akşam Trabzon kalesine geçip, Fener’in ekmeğine üst
üste tere yağ sürmesi ayıp olurdu. Bu kez maça karışmadı.
Ceza
sahası civarında duran top kazandı Galatasaray. Hagi zamanında bu pozisyonlar
ölüm tehlikesiydi. Unutulmuş karakterimiz bu sene Selçuk ile yeniden hortladı.
Ölçtü, dengeyi sağladı, vurdu. Kimse kımıldamadı, maçtan sonra Şenol Güneş
bireysel hatamız dan golü yedik diyecekti. Dünya 3.sü değil, gezegen şampiyonu
bile olsa bile karizmatik olamayacak küçük şehrin, büyük takımının, vizyonu
olmayan hocası olarak kusuruna bakmadık.
Peşinden
bir serbest vuruş daha kazandık. Selçuk bu kez, golü atmak için Neco’nun
kafasını kullandı. İkinci golü banttan attık. Oyunun durmak bilmez bir enerjisi
vardı. Galatasaray dalga dalga geliyordu. Galatasaraylı bütün futbolcular topa
dokundu, kimisi 3 er 5 er kere pas verdi,
Muslera dahildi, top 120 saniye bizde kaldı ve sahanın bütün çimlerine
sürtündü. Emre Çolak iyi vursa benim için tarihimizin en büyük golü olacaktı.
Sağlık olsundu, az sonra hücum beki sağ taraftan koptu. İçeri bıraktığı topa
kontr- garanti Neco ile Melo birlikte uzandı. Eğer Neco ofsayt olsaydı,
kendisine bütün bir hafta saldıracaktım.
İlk
yarıyla birlikte, gökten kemik yağmasını bekleyenlerin hayalleri bitti. İkinci
yarı için takım aktif dinlenmeye geçebilirdi. Hoca Trabzon’lu Selçuk’u daha
fazla zor durumda bırakmadı. Oyundan alarak çıkması olası tansiyonu düşürdü.
Ayrıca Galatasaray’ın kendine özgü bir huyu vardı. Maçı kopardıktan sonra rakibe
saygı bizim özelliğimizdi. Gol
koklamaktan burnu yara olan Baros’un oyuna girmesi gerekiyordu. Ne var ki Neco
bir türlü teslim bayrağını çekmiyordu. Terim’in işi kolaydı, Selçuk’tan sonra, Elmander’i
de yanına çekti. Taktiğin bir parçası mı? Terim’den gayrisi bilmez ama Elmander’in
gol atamaması daha doğrusu gol pozisyonuyla karşılaşamaması bende sıkıntı
yaratıyor.
Bu
gece iyi oyunun devamıydı, fakat bir tehlike de kapımızdaydı. Semih cortlamaya
başladı. Kaleci gelen her topu içerden çıkartıyor. Neler oluyor Galatasaray savunmasında.
İki büyük maç oynadı, kaleye gelen 5 toptan 4 ü gol oldu. Pozisyon
vermediğimize mi sevinelim, her
verdiğimiz pozisyonun gol olduğuna mı üzülelim. Bereket bu maçta usta Ufo, girdiği
kademelerle, Servet’in hayaletinin Arena’da tekrar görünmesine mani oldu.
Selçuk’tan
söz ettik, Melo’ya da bir teşekkürümüz var bu maçla ilgili. Gelişen Hakan Balta’ya
da övgülerimizi yazalım. Engin Baytar’ın enerjisine saygı duyalım. Emre Çolak
kusurumuza bakmadan çalışmasını sürdürsün. Aydın hazır kıta duruşuna devam
etsin. Taraftar kuşansın, Çarşambaya işimiz var.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


.jpg)