Futbolun patronları neyin peşindeler? Bu en kolay ve en güzel oyunu gerçek sahiplerinden alıp, başkalarına vermeye çalışmalarından acaba ne gibi bir çıkarları var? ortada 100 senede oluşmuş bir sevgi var, sevgi emektir, en çok emek neye geçmişse en çok sevilen o dur. Futbol bu yüzden en çok sevilendir. Emeğe de saygıları yoksa, kim bu gecekondumuzun camına taş atan sırça köşklerde oturanlar? Bizi niye ürkütüyorlar?
Bakıyoruz son yıllara ki- her yıl bir öncekini aratır niteliksizlikte- futbolumuzun dümenini doğal rotasının dışına doğru çevirme yarışındalar. Biz bu orta oyununda en önemli faktör olmamıza rağmen, her şey ısrarla bizim istemediğimiz, kabul edemeyeceğimiz, ve mutlaka bizim istediğimiz şekilde bitimleneceğinden emin olduğumuz şekilde gelişiyor.
Futbolumuzun motor gücünü oluşturan takımların tek bir sahibi vardır. O da kayıtsız, koşulsuz, okulsuz, seçimsiz kongresiz, o takımların büyük taraftarıdır. Taraftarı seyirciye dönüştürmek isteyenler, sırtlarında dinamit çuvalı taşımaktadır. Seyirci dediğin adı üstünde bir gösteriyi seyredendir. Seyrettiği şey devamlı iyi olmak zorundadır. Daha önce seyrettiğinden daha kötü bir sunum çıkarsa karşısına yapacağı şey çok basittir. Seyir mahalline gitmez. Taraftar için durum çok farklıdır. Taraftarın tribüne seyretmek için gittiği şey formadır. Formanın içindeki şahıslarla işi yoktur, tabela da yazan rakamlarla, seyrettiği şeyin hiç bir bağlantısı yoktur. Bir sonraki maç yine orada olacaktır.
Taraftarla seyirciyi ayıran en somut parametre de deplasmanlarda oynanan büyük maçlardır. Kadıköy'de maç seyretmeyen, Galatasaraylı, Sami Yen'de maç seyretmeyen Fenerli kendisine taraftarım demeye utanır. Ve bu taraftarlık denen şey de öyle sonradan takınılabilecek bir sıfat değildir. Taraftarlık, tastamam, babadan, akrabalardan, büyüklerden, ya da dönemin büyük futbolcularından, takımlarından, o takımların aldığı zaferlerden bulaşan bir çocukluk hastalığıdır.
Futbol ülkemize bu sene gelmiş olsa, hangi çocuk kimi seyredip de bu illete yakalanacak?, hangi taraftar baba aynı şevkle her hafta çocuğunu maça götürüp taraftar olması için baskı yapacak? Bütün takımlarımız sanki uzaktan birinin bastığı düğmeyle yönetiliyormuş gibi. Her sene 10 ar yabancı gelip, gidiyor, hiç biri tribüne yeni bir taraftar kazandıracak kalitede değil. Bütün büyük takımlar sözleşmiş gibi tek santraforla oynuyor. Langırt masası bile 2-5-3 dizilişiyle sahadayken, koskoca anlı şanlı takımlarımız ileride tek kişiyle oynuyor. Futbol sahaları 20 metre daha uzun olsa o tek kişiyi bile gol atmaya göndermeyecekler. Koskoca maçta taç atışı, geriye garanti pas, ileriye kaleci degajı seyrediyoruz. Gol, kombine, çalışılmış bir atakla değil langırt futbolcularının tesadüfen dokunuşlarıyla oluyor çoğu kez. Gol olduğunda, maksat, yiyen için 2. yi yememek, atan için gole yatmak. Golü yiyen maça ortak olma durumunu devam ettirmek için 2.yi yememeyi yeğliyor. Ancak bir futbol takımı olduğunu 2-0 geriye düştüğünde hatırlayan hoca, golü düşünmeye başlıyor, ve hücum oyuncusu oyuna sokuyor. Böyle bir futbolu taraftardan başka kimse seyretmez. Onu da stada almamak için bin türlü yol arıyorlar, ve ne yazık ki bulduklarını sanıyorlar.
Haftaya adı büyük bir maç var. Ülke futbolunun ANAMAÇ'ı. Monşerler aralarında anlaşmışlar. Arena'ya Fenerbahçe taraftarı gelemeyecekmiş. Evet haklılar, Fenerbahçe taraftarı gelmeyecek, ama Fenerbahçe seyircisinin gelmeyeceğini kim garanti edecek? Nitekim İnönü'de çok sayıda Galatasaray taraftarı, seyirci sıfatıyla maç seyretti. Muhtemelen çok sayıda Fenerbahçeli o gün o stadyumda olacak. 40 yılını tribünlerde geçirmiş bir Galatasaray taraftarı olarak çok net konuşuyorum, Fenerbahçe'yi benim kadar sevmeyen biri daha yoktur aralarında. Aynı zamanda Arena'da Fenerbahçe taraftarının olmayacak olmasına da benim kadar isyan eden de çıkmaz. Aslında bir taraftan, deplasman taraftarının, kendilerine ayrılmış yerini oraya gitmeyen birine gösterseler bu kararı alanlar haklıdır diyen çok olur. Stadyumun en kötü yeri orasıdır. Paravanlarla çevrilmiş, tellerle kuşatılmış, sık ağlarla kaplanmış, pis camlarla önü kesilmiş bırakın insanı hayvanın bile orada 3 saat duramayacağı yere tıkıştırılmış, maça ilk gelen, saatler sonra çıkan, normal bir insanı psikopat yapacak bir atmosfer var o bölgede. Maça gelmek büyük ızdırap, çıkmak daha büyük işkence. Nereye oturursan, lafın gelişi nerede dikilirsen dikil sahanın tamamını göremezsin. Sesini duyuramazsın, tamamen insan hakları ihlaline uğrarsın deplasmana gidersen. Ama dedik baştan, deplasmana giden seyirci ise, kendi takımına ayrılmış tribününe asla gitmez, oraya gidenler, işte taraftar dediğimiz, gitse gittiğine pişman olan, gitmese vicdan azabı duyan gönüllü birliktir. Böyle bir yerde maç seyretmeye, deplasman seyircisinin maçta denmesine benim de gönlüm hiç razı değil. Ne var ki maça gitmeyi yasaklayanları sebebi, gelenlerin memnuniyetsiliği falan değildir. Ortada bir memnuniyetsilik yoktur çünkü taraftar için.
Ben razıyım bir taraftar olarak. Biz başlatalım kavgaysa kavgayı, barışsa barışı. Güney tribününü Fenerbahçe taraftarına ayıralım. Yeni nesil bilmez, büyük tribün atışmaları, unutulmaz tribün tezahüratları hep böyle bir ortamda çıkmıştır. Maça gelecek 10.000 Fenerbahçe taraftarı, aynı zamanda 45.000 büyük Galatasaray taraftarının maça gelmesini sağlayacaktır. O atmosferde oluşacak şov bir sonraki maçlara taraftar kazandıracaktır. Hiç bir Fenerbahçeli ibaresi olmayan stadyum, Galatasaraylıya da hiç bir zevk vermez. Kendi kendine konuşan, bağıran, sevinen 50.000 deliden bir farkımız olmaz.
Güvenlik sorunu var diyenler çıkıyor. Esas güvenlik sorununu 50.000 kişinin önünde, kafese sokulan, hayvan muamelesi yaptıkları takımının en azılı, en çapulcu, en fanatik 1000 kişi çıkartıyor. 10.000 kişi maça gelse o 1000 kişi aralarında asimile olacak, en fazla yoğun trübün tezahüratları, şovları olacak. Bir sonraki derbi maçta, bu kez Galatasaraylılar daha iyi şov hazırlayacaklar. Bu atmasfori televizyondan izleyen milyonlarca seyirci de, stadyumlarda olabilmek için imkanlarını zorlayacak, taraftar olabilmek için yarışacaklar.
Futbolu yönetenlerin bizim bilmediğimiz bir planları varsa yol yakınken yanlışlarından dönsünler. Kurbağayı kaynar suya attılar, hemen zıplar çıkmasını biliriz biz. Yok ateşi kısık tutarız, yavaş yavaş mayıştırır öyle haşlarız diyorlarsa son sözümüz onlaradır. Eğer biz maça gitmezsek, sizin bu sunduğunuz futbolu seyretmeye gidecek seyirci bulamazsınız. O güzelim anlı şanlı statlara gidecek, kombine alacak 40-50.000 müşteri bulamazsınız demiyorum, bulursunuz. Statü sahibi gözükmek isteyen çok daha fazla insan var. Ama onlar maç seçerler, kötü futbol oynatırsanız maça gitmez, gitse bile maça gitti gözüktükten sonra devre arasında çıkar gider. Hiç birimiz maçta olmasak bile o tribünler bizimdir, 100 senede oluşturduğumuz tribün kardeşliğimizi, 1 senede bozdurmayız. Biz maça takımı mutlaka muzaffer görmek için gitmiyoruz, biz tuttuğumuz takımları şampiyon olsunlar diye sevmiyoruz. Herkes gider biz kalırız, biz taraftarız.
Çocukluk hastalığına yakalanmışız, bu hastalık geçmez, iyileşmez. Yaramıza ilaç yoktur, bu bir aşktır. Bizi rahat bırakın da hastalığımızı başka çocuklara bulaştıralım.
1 Ara 2011
26 Kas 2011
Kötü Oynama Ustaları; Galatasaray 2-Sivas 1
MAÇKOSKOP
KADRO:
| Muslera | 2 |
| Aboo | 2 |
| Ufo | 1 |
| Semih | 0 |
| Hakan Balta | -2 |
| Selçuk | -2 |
| Kazım | -7 |
| Engin | 0 |
| Elmander | -2 |
| Baros | -4 |
| Riera | -6 |
ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
-9 kişi kalmış takım, Sivas can havliyle saldırıyor. Ceza sahamız içinde Ayhan kurşun yarası almış gibi bağırarak düşüyor. Ayağı kırıldı sandık, faul verdi hakem, rakibe sarı kart gösterdi. Pozisyonu tekrar seyredince vah zavallı Ayhan’ım dedim. Şerefsizliğin bu kadarına da pes. Keşke o top gol olsaydı da ben Ayhan’ı, hakemi dolandırırken görmeseydim.
VARİL:
Kazım; Kötü demeye dilim varmıyor, Hoca’dan torpille sahadaki Galatasaray formalarından birinin içine girmiş, futbolcu lisansı olduğu söylenen kansız, ruhsuz bir mikro organizma. Dayanılır gibi değil, bir futbolsever olarak oynadığı oyundan ben utanıyorum. Kendisi bizim midemizi bulandırdığı için para alıyor, yazık.
GLADYATÖR:
Engin Baytar; Kötü takımın eh işte diyebileceğimiz oyuncusuydu. Muhteşem bir kafa attı kaleciye piskopat. 3 maçtan az ceza verirlerse ayıp ederler.
-
BOROZANCI:
Bülent Yıldırım; Bu kadar kötü niyetli, sahtekar futbolcular sahadayken, verdiği vermediği bütün kararlarına hak veriyorum. Baros kendini attı, sarı kartı vermeyerek kıyak yaptı. Koskoca Ayhan’a inanmasın mı? Ben de olsam inanırdım. Elmander bilerek basmadı ama kırmızıydı.
-
BİR SORU – BİR CEVAP:
-Galatasaray’ı iyi futbol oynarken görebilecekmiyiz?
Asla göremeyeceğiz, takımın başında iyi futbol oynatmama ustası biri varken, futbolcuların çoğu piskopat, sahtekarken, oyuncular kötüyken bizden cacık olmayacak.
İMPARATOR:
-Çok formsuz, aldığı neticeler, attığı goller tamamen tesadüf. Aynı oyunla kazanabilir de kaybedebilir de. Takım langırt tahtası gibi. Gol gök tanrıya kalmış, iyi oyun başka sezonlara.
ORDAKİLER:
Galatasaray’ın geçen seneki oyununu aratan bu futbolcuları seyretmeye bu kadar taraftar gidiyorsa, verdikleri parayı geri almaları lazım.
-
ANALİZ:
-Tavlada marstan kurtulma ustaları vardır. Futbolda da kötü oyun oynama, oynatma ustaları. Bu konuda Fatih Terim’in üstüne birinin olduğunu sanmıyorum. Belki de Dünya’nın en büyük, kötü futbol oynatma ustasıdır. Helal olsun.
Maç kadrolarını gördüğümde, Hoca’nın benim yazıyı okuyup etkilendiğin düşünüp umutlandım. Takım ilk defa savunma oyuncusuz sahadaydı. Sandım ki oyun Sivas ceza sahasında geçecek. Galatasaray’ın bütün hücum oyuncuları oynayacaktı. 10-20 dakika seyrettik ki, futbolcuların ismi forvet oyuncusuymuş, değişen bir şey yok. Diziliş aynı diziliş, çift santrafor sandık, sıfır santraforla oynadık. 90 dakika gol pozisyonsuz geçti. Galatasaray’ın attığı gol de hakem kötü niyetli olsa faul çalardı. Muhtemelen taraftara acıdı da golü verdi. Penaltı, penaltıydı ama o pozisyonda sahtekar Baros istese kaleciyi geçer golü öyle atabilirdi.
Kazım oynamaya mecbur futbolculardan mıdır? Her maç banko oynayıp, akılda kalır bir hareket yapmayabilir mi? Ne zamana kadar sabır gösterilecek. Utanmadan 3 puan aldık mı denilecektir. Vah zavallı futbolumuz.
Langırtı icat edenler en geriye 2, en ileriye 3 futbolcu dizmişler mile. Niye? Oynayan, varsa seyreden zevk alsın, çok gol olsun, maç çabuk bitsin, yenisine geçilsin. Galatasaray hocası ne düşünmüş, ileriye tek kişi-bu maç istisna- geriye 4 kişi, önlerine 2 kişi. Niye? O bilmiyor mu? Böyle oynarsa az gol atabileceğini. Az gol pozisyonuna girilince oyunun kötü olacağını, taraftarın futbola lanet edeceğini çok iyi biliyor. Gol atmak gibi bir niyeti yok, bütün oyun kurgusu gol yememek üzere kurulmuş. Gol yemez isem, bireysel olarak daha iyi futbolcularım var, bir gol atar 3 puanı alırım. Böyle düşünen, düşüncesini sahaya yansıtan hoca için Fatih Terim olmakla Iğdır’lı bir çoban olmak arasında fark yok. Az adamla hücum az gol, kötü oyun demektir.
Bir şehir efsanesidir gider bizim yalan futbol tarihimizde. ’’ Fatih Terim adam eder’’ Piskopat futbolcu olduğu tescilli Engin Baytar’ı tedavi eden Fatih Terim’i gördük. Hakem görmese daha kötü, televizyon görüntülerinden gene 3 maç cezayı çakarlardı. 3 maç da yönetimin vermesi lazım bana göre. Bıktım şu sahtekar, yalancı futbolculardan. Baros gol atmak yerine penaltı almak için uğraşıyor. Daha zorunu yapıyor aslında.
Anlamakta zorlandığım bir olay daha var aslında. Takım 9 kişi kalmış, 2-1 önde ve doğal olarak maçın bitmesine oynayacak. Grande Terim Sercan’ı çıkarıp, 76 numarayı oyuna sokuyor. Yani terim’e göre 76 numaralı sümüklü, Sercan’dan daha iyi savunma yapacak. Oyuna ısınmış Sercan’a beke gel dese olmaz mı? Sercan ayağına gelen topu ileriye doğru şişiremez mi?
Bu sezonun en kötü kenar yönetimini ve en kötü futbolunu izledim. İyi ki maça gitmemişim. Hadi biz mecburuz, Galatasaray formasını seyrediyoruz, başka takım taraftarlarına şu maçı izlettirdiğiniz için vicdanınız hiç mi sızlamadı, yazıklar olsun, her maç bir önceki maçı arıyor, her gelen futbolcuyu seyrettikçe her gideni arıyoruz.
Alın bu 3 puanınızı başınıza çalın, ben saymıyorum. Rıza son lafım da sana, şu takımı yenemedin, gol atmayı 2-0 dan sonra düşünmeye başladın ya, zaten kötü hocaydın, şimdi de küçük hoca olarak anılacaksın artık.
24 Kas 2011
Langırt Ligi Bile Değiliz
Şu paha biçemediğimiz ligimizi bir daha kurcalasak mı acaba? Ligin en kötü futbol oynayan takımı, diğer kötülere 4'er puan fark atınca kurcalamaya geç bile kaldık diyorum ve çuvaldızı kendimize batırıyorum. Galatasaray'ın kısa tarihine bir baktığım zaman, en büyük futbolu oynadığı ve en büyük sonucu aldığı zamanlar çok eski değil. O takımın başındaki Hoca'nın, bu takımın başındaki Hoca ile aynı olduğuna beni kimse inandıramaz. Hatta ben o büyük maceralar da Terim'in katkısının, her hangi bir taraftardan çok daha fazla olmadığını defalarca söylemiş ve ne yazık ki bu günkü takımı seyrettiğimde haklı çıktığımı kendim gözlemlemişim.
Bin defa yemin ederim ki şu an takımda Hagi olsa, Terim oynatmaz. Arif'e ise ancak kupa maçlarında sıra gelir. Şu langırt tahtasındaki dizilişe bakın. İmalatçılar, hangi mantıkla millere dizmiş futbolcuları. İnanılır gibi değil ama langırt 2-5-3 oynuyor. Bizim koskoca Galatasaray, yarın Sivas maçına 4-3-2-1 çıkacak ve bu takımın başındaki hoca da ne yazık ki Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük hocası olacak.
Kim düğmeye basmış sa basmış, 2 kazma bekle oynanacak bu saatten sonra futbol, önlerinde 2 kazma daha ön libero adı altında. Oyun kurucu tarihe karışmış, kimse oyun falan kurmayacak, kalabalık orta saha topu garanti olmadan ileriye asla taşımayacak. İlerde tek santrafor olacak. Olacak ki karşı takımın 4 kazması içerisinde boğulup kalsın. kalsın ki kötü futbolcu sanılsın, her sene her takıma 2-3 tane santrafor transfer edilsin.
Yaşı 40-45 den fazla olanlar, futbolu hem güzel oynayanlar, hem güzelini seyredenler di. Her takımın en gerisinde en teknik, en akıllı, topu ilk başlatan, son kademeye giren, ofsaytı yönlendiren libero denilen futbolcusu vardı. Fatih Terim'de işte böyle bir liberoydu. Şimdi nasıl herkes Messi diye hayal kuruyor, o zamanlar da Backenbauer hayali kurulurdu, en büyük libero oydu. Son libero Popescu idi. Amatör takımlar dahil defansta 3 kişi olurdu. Sağ bek, sol bek, libero iki bek asla bir birlerini görmezdi, tıpkı mildeki langırt futbolcusu gibi. Liberonun önünde 2 stoper olur, bunlardan biri sanki santrafor gibi oynardı. Çok uzağa gidersek Cüneyt Tanman'dı bu teknik stoper, teknik olmayanı Bülent Korkmaz'dı, o da ilk topa basardı. Her daim bu gözler orta sahalarda teknik bir 10 numara seyretti. Sağ açık, sol açık, santrafordan oluşan bir ileri üçlüye alışkınız.
76 numaralı sümüklü götünü her zaman ki gibi dayayabilse de atılmasaydı, cam Gökhan çat diye çatlamasaydı, bu sene en büyük futbolu oynayan Semih, tribünden inecekti diyen tek bir Galatasaraylı varsa içinizde ben bu yazdıklarımı yemem, kemiririm, geviş getiririm. Melo- ki bu sezonun tek sevdiğim yabancısı- ceza almış. Nasıl sevindim anlatamam. Bakın göreceksiniz yerine Ceyhun Gülselam'ı oynatacak, ve hiç bir somut fark göremeyeceksiniz. Hayırlısıyla, Kazım ve Riera'nın da başına bir halt gelse de takım güzel futbolu oynayabilen futbolculardan kurulabilse. Mertan diye biri peyda olmuş A2 takımında. Soruşturdum, Sercan'dan hızlı bir santraformuş, hani eski diziliş olsa çıktığı ilk maçta kalır diyeceğim ama şu lanet olası tek forvetle Messi'yi transfer etsen ayağına top gelmez. Madem tek forvetle oynayacaksın, neden dünyanın dolarını verip Elmander'i transfer ederler? zavallı topa dokunabileceğim diye debelenip duruyor, debelendiği için gereğinden fazla yoruluyor, yorulduğu için de final topuna istediği gibi vuramıyor.
Güzel futbolu Galatasaray'dan beklemek, Kerbela Çölünde yağmur beklemek gibi bir şey. Ya o gün kafadan maç kopacak, ya dedik ya langırt milleri senden yana güzel çalışacak, Kazım'ın ayağına 40 toptan biri oturacak, Riere kendine çalım atarken adam geçecek, gol ortası yapacak, Selçuk'un attığı ince pas rakip kazmalardan hiç birinin ayağına çarpmayacak, falan filan. Kaçıncı haftadayız bilmiyorum, Kayseri maçı hariç bütün maçları dikkatle izledim. Bilinçli, çalışılmış bir atakla gelen tek bir gol hatırlamıyorum. Bu sistemle de hiç bir zaman en azından ben, Galatasaray'dan büyük futbol, büyük netice beklemiyorum. Bu yüzden de maça gitmiyorum. Alınan yabancı futbolculardan hiç biri, beni Arena'ya koşturacak nitelikte değil.
Biz böyleyiz de diğerleri sanki farklı mı? bizden beterler, sadece Trabzonspor, sadece Şenol Güneş ısrarla delikanlı gibi iki santraforla oynuyor, bu yüzden de Burak adında bir futbolcumuz olduğunu öğreniyoruz. Burak, Beşiktaş'ı, Fener'i tavaf etti kovdular, bize gelse döverlerdi. Burak, adı gibi uçan tay olsa ne yazar tek başına 5 kazmanın arasında.
İşte böyle bir ligimiz var, sonra bu ligin ortalamasından oluşan Ulusal Takım turnuvalara giremiyor diye kızıyoruz. Hadi langırt imalatçısı kadar delikanlı değilsiniz, bu yüzden savunmayı 2 kişiye indirin demiyoruz. Olamazsınız, gol yememek üzere bir futbol icat ettiniz. Elbet cesaretli Hocalar gittikleri yerden geri dönerler de bir düğmeye daha basarlar. 3-4-3, büyük takım dizilişine dönülür. Metin-Gökmen-Uğur, Cemil-Osman -Ender, Ömer -Montmeranu-Erdinç, Halil-Fethi- Şevki... gibi forvetleri tekrar seyrederiz.
Acaba hiç bulaşmasak mı? Bu gidişle birileri başka düğmeye basacak, elimizdeki tek santraforu da kaldıracak, gol gol diye bağıran Beşiktaşlılar gibi bu sefer topumuz ağız ishali olacağız. ,,,,
Bin defa yemin ederim ki şu an takımda Hagi olsa, Terim oynatmaz. Arif'e ise ancak kupa maçlarında sıra gelir. Şu langırt tahtasındaki dizilişe bakın. İmalatçılar, hangi mantıkla millere dizmiş futbolcuları. İnanılır gibi değil ama langırt 2-5-3 oynuyor. Bizim koskoca Galatasaray, yarın Sivas maçına 4-3-2-1 çıkacak ve bu takımın başındaki hoca da ne yazık ki Türkiye'nin gelmiş geçmiş en büyük hocası olacak.
Kim düğmeye basmış sa basmış, 2 kazma bekle oynanacak bu saatten sonra futbol, önlerinde 2 kazma daha ön libero adı altında. Oyun kurucu tarihe karışmış, kimse oyun falan kurmayacak, kalabalık orta saha topu garanti olmadan ileriye asla taşımayacak. İlerde tek santrafor olacak. Olacak ki karşı takımın 4 kazması içerisinde boğulup kalsın. kalsın ki kötü futbolcu sanılsın, her sene her takıma 2-3 tane santrafor transfer edilsin.
Yaşı 40-45 den fazla olanlar, futbolu hem güzel oynayanlar, hem güzelini seyredenler di. Her takımın en gerisinde en teknik, en akıllı, topu ilk başlatan, son kademeye giren, ofsaytı yönlendiren libero denilen futbolcusu vardı. Fatih Terim'de işte böyle bir liberoydu. Şimdi nasıl herkes Messi diye hayal kuruyor, o zamanlar da Backenbauer hayali kurulurdu, en büyük libero oydu. Son libero Popescu idi. Amatör takımlar dahil defansta 3 kişi olurdu. Sağ bek, sol bek, libero iki bek asla bir birlerini görmezdi, tıpkı mildeki langırt futbolcusu gibi. Liberonun önünde 2 stoper olur, bunlardan biri sanki santrafor gibi oynardı. Çok uzağa gidersek Cüneyt Tanman'dı bu teknik stoper, teknik olmayanı Bülent Korkmaz'dı, o da ilk topa basardı. Her daim bu gözler orta sahalarda teknik bir 10 numara seyretti. Sağ açık, sol açık, santrafordan oluşan bir ileri üçlüye alışkınız.
76 numaralı sümüklü götünü her zaman ki gibi dayayabilse de atılmasaydı, cam Gökhan çat diye çatlamasaydı, bu sene en büyük futbolu oynayan Semih, tribünden inecekti diyen tek bir Galatasaraylı varsa içinizde ben bu yazdıklarımı yemem, kemiririm, geviş getiririm. Melo- ki bu sezonun tek sevdiğim yabancısı- ceza almış. Nasıl sevindim anlatamam. Bakın göreceksiniz yerine Ceyhun Gülselam'ı oynatacak, ve hiç bir somut fark göremeyeceksiniz. Hayırlısıyla, Kazım ve Riera'nın da başına bir halt gelse de takım güzel futbolu oynayabilen futbolculardan kurulabilse. Mertan diye biri peyda olmuş A2 takımında. Soruşturdum, Sercan'dan hızlı bir santraformuş, hani eski diziliş olsa çıktığı ilk maçta kalır diyeceğim ama şu lanet olası tek forvetle Messi'yi transfer etsen ayağına top gelmez. Madem tek forvetle oynayacaksın, neden dünyanın dolarını verip Elmander'i transfer ederler? zavallı topa dokunabileceğim diye debelenip duruyor, debelendiği için gereğinden fazla yoruluyor, yorulduğu için de final topuna istediği gibi vuramıyor.
Güzel futbolu Galatasaray'dan beklemek, Kerbela Çölünde yağmur beklemek gibi bir şey. Ya o gün kafadan maç kopacak, ya dedik ya langırt milleri senden yana güzel çalışacak, Kazım'ın ayağına 40 toptan biri oturacak, Riere kendine çalım atarken adam geçecek, gol ortası yapacak, Selçuk'un attığı ince pas rakip kazmalardan hiç birinin ayağına çarpmayacak, falan filan. Kaçıncı haftadayız bilmiyorum, Kayseri maçı hariç bütün maçları dikkatle izledim. Bilinçli, çalışılmış bir atakla gelen tek bir gol hatırlamıyorum. Bu sistemle de hiç bir zaman en azından ben, Galatasaray'dan büyük futbol, büyük netice beklemiyorum. Bu yüzden de maça gitmiyorum. Alınan yabancı futbolculardan hiç biri, beni Arena'ya koşturacak nitelikte değil.
Biz böyleyiz de diğerleri sanki farklı mı? bizden beterler, sadece Trabzonspor, sadece Şenol Güneş ısrarla delikanlı gibi iki santraforla oynuyor, bu yüzden de Burak adında bir futbolcumuz olduğunu öğreniyoruz. Burak, Beşiktaş'ı, Fener'i tavaf etti kovdular, bize gelse döverlerdi. Burak, adı gibi uçan tay olsa ne yazar tek başına 5 kazmanın arasında.
İşte böyle bir ligimiz var, sonra bu ligin ortalamasından oluşan Ulusal Takım turnuvalara giremiyor diye kızıyoruz. Hadi langırt imalatçısı kadar delikanlı değilsiniz, bu yüzden savunmayı 2 kişiye indirin demiyoruz. Olamazsınız, gol yememek üzere bir futbol icat ettiniz. Elbet cesaretli Hocalar gittikleri yerden geri dönerler de bir düğmeye daha basarlar. 3-4-3, büyük takım dizilişine dönülür. Metin-Gökmen-Uğur, Cemil-Osman -Ender, Ömer -Montmeranu-Erdinç, Halil-Fethi- Şevki... gibi forvetleri tekrar seyrederiz.
Acaba hiç bulaşmasak mı? Bu gidişle birileri başka düğmeye basacak, elimizdeki tek santraforu da kaldıracak, gol gol diye bağıran Beşiktaşlılar gibi bu sefer topumuz ağız ishali olacağız. ,,,,
20 Kas 2011
Gam Yemem Artık; Beşiktaş0- Galatasaray 0
MAÇKOSKOP
KADRO:
| Muslera | 8 |
| Aboo | 6 |
| Ufo | 6 |
| Semih | 8 |
| Hakan | 5 |
| Selçuk | 2 |
| Melo | -3 |
| Engin | 1 |
| Kazım | 0 |
| Ayhan | -2 |
| Elmander | 5 |
ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
-Aylardan sonra BAM üçlüsünden Ayhan’ın son maçın ikinci yarısında gösterdiği performansla ilk 11 başlaması. Ben hariç herkesin beklentisini yerine getirerek iğrenç bir oyun oynaması. Yerine asıl kaptan Sabri’nin girdikten ve nasıl oynayacağı merakla beklenirken ilk mücadelesinde sakatlanarak oyundan çıkması.
VARİL:
-Melo; Şu maça kadar en büyük oyuncumuz diye adına şiirler yazdığımız oyuncumuz, çıktığı ilk yarım büyük maçta oynadığı futbolla, İtalya’da kendisine yılın bidonu namını yakıştıranları haklı çıkarttı. İğrençti, Allahtan bu oynadığı ilk maç değildi. Yoksa şimdiden bizim tayfa da aynı fikirde olacaktı. Ne var ki daha önce oynadığı oyunlar kredisini kolay kolay tüketmez.
GLADYATÖR:
Muslera; Maçın adamıydı, yaptığı kurtarışlarla büyük takımların büyük kalecisi olduğunu gösterdi. Tam bir kurtarış kalecisi, konsantre olduğunda cepheden gol yemez. Penaltı olsa kesin kurtarırdı. Maçın golsüz bitmesinde baş rolü oynadı.
-
BOROZANCI:
Cüneyt Çakır; Kendisinin hakemliğini beğenmem, ne var ki her türlü kararının arkasındayım. Büyük maçların hakemi, gördüğünü çaldı, hatasız bir maç yönetti.
-
BİR SORU – BİR CEVAP:
Deplasman seyircisinin maça alınmaması doğru mu?
Deplasman seyircisinin alındığı yerde bizzat bulunan biri olarak federasyonun bana göre en haklı kararıydı. O tribünde en fazla 50 kişi sahanın tamamını görebilirdi. En az % 20 olmadıktan sonra hiç gidilmesin daha iyidir. Gidenler hem maç seyredemez, hem maç öncesi ve sonrası hayatlarının en büyük eziyetlerini çekerler. Gitmeseler vicdan azabı çekerler, giderlerse de vicdanlarının dışında ne varsa o kadar eziyet çekerler.
-
İMPARATOR:
Maça çok haklı bir 11 le çıktı, takımı çok iyi yönetti. Çıkardığı ve soktuğu adamlar yerindeydi. Maçı tamamen forvet oyuncularıyla tamamladı. Melo’yu tam zamanında çıkardı, iki büyük hatasından sonra ikinci sarı kart an meselesiydi.
-
ORDAKİLER:
-Şu resim bizimkilerin tribünden çektiği resimdir. Maça Galatasaraylı alınmadığı doğrudur da, içeri girmediği doğru değildir. Televizyonun gösterdiği anlarda bağırmayan Beşiktaş’lıların bir çoğu Galatasaraylıydı. Büyük Galatasaray taraftarı Alp'in tribünden çektiği bu resim taraftar önüne çekilme istenen engellere başkaldırıdır.
ANALİZ:
-Artık gam yemem. Ulusal takımın, dolayısıyla ülkenin en büyük diye yutturulan, nice hocaların mezar kazıcılığını yapmış iki büyük kazmanın, birini trübüne diğerini kulube koltuklarını pas pas yapmaya gönderen Semih’i stoperde gördüm ya benim bu sene işim bitmiştir. Maçın neticesi ne olursa olsun görüşüm değişmeyecekti. Sakatlanmadığı sürece artık Galatasaray savunmasının bel kemiği Semih’tir. Hepimize kutlu olsun.
Uzun yıllardır, ilk defa maçtan önce benim yazdığım beklediğim bir 11 sahadaydı. Takım sıfır kazmayla ve taraftar tarafından uzak ara kabul görülen bir şekilde sahadaydı. Bir önceki maçın ikinci yarısında Ayhan çok iyi , Sabri de ortalama altı oynadığı için kaptan olarak hiç beklenmedik bir hafta da bir derbi maçında takımın başındaydı. Taraftarın beklediği oyunu oynadı, ve son barutunu geçen maç attığını ilan etti. Bir sonra ki maç yedekte başlar, sonra da trübüne çıkar ve emekliliğini bekler.
Orta saha oyuncularımız bu sene ki ortalamalarının altında bir maç çıkarttılar. Bu yüzden Elmander ilerde çok yalnız kaldı. Gol kişisel hatalara bırakılmış gibiydi. Ben Egemen’den bekledim bu kişisel hatayı ama somut bir hata yapmadı. Organize, bilincki bir gol atağı yapamadık. Kazım’ın ruhsuz, sıradan bir maç oynar gibi oynaması, dikine içeri bir hamle yapamaması bizim adımıza kısır bir pozisyon dezavantajı yaşattı.
Beşiktaş’ın nasıl oynadığına dikkat edemedik amam biz kendi takımızı izlerken gördük ki Muslera geldiğinden beri en iyi oyununu çıkardı. Kalede çok güvenli duruyordu, uzun yıllardır yüreğimizin ağzımıza gelmediği bir büyük maçı bitirdik. Uzun yıllardır böyle bir kaleci performasına hasret kalmıştık.
Semih Kaya’nın yatarak önlediği gol, bizim bu bölge için yıllardır neden yırtındığımızın ilanıydı. Ortalama, mevcut kazma stoperlerimizden biri oynasaydı, aynı pozisyonda ayakta kalıp hedefi küçültmediği için golü yemiş olacaktık. Emre Aşık’ı seyreder gibiydik. Hem soğukkanlı, hem çevik, muhtemelen de ahlaklı bir Galatasaray sporcusu. Arkasında Büyük Galatasaray taraftarı var ve bu maçı çok rahat atlattıktan sonra yolu açık. Uzun yıllar Galatasaray stoperidir, 3 numaralı tarihi Galatasaray forması artık onundur. Hepimize kutlu olsun.
Berabere, üstelik 0-0 biten maçlardan hep tiksinmişimdir. Sanki gol yesek çıkaracaktık gibi bir görüntümüz vardı. Engin Baytar’ın son toplarda yanlış tercihleri bizim gol yollarında kısır kalmamıza sebep oldu. Elmander’i orta saha topla çok az buluşturabildi, o da çoğunda kalabalık Beşiktaş savunmasında ezildi. Daha sonra yardıma Baros yetişti ama ilk yardım çantasını kulübede bırakmıştı. Her zaman ki gibi topu ellemedi ama mutlak kıl payı ofsaytlarından kurtulamadı. Ne yardan ne Baros’tan geçilebiliyor.
Maça Galatasaray taraftarı alınmadı, bilenler bilir biz daha önceden biliyorduk. Beleştepe’ye ikinci yarı içeri giremeyen Galatasaraylılardan bir gurup geldiler ve meşale yaktılar. Çok iyi organize Beşiktaş taraftarı’’saldır Beleştepe’’ diye bağırdı. Ama maçı verenler, tribün kültüründen haberdar olmadığından ne anlayıp orayı gösterdiler, ne de taraftarın bu yezahüratına bir yorum getirebildirler. İlan edildiği üzere 65. Dakikada biz de üşüyoruz diye üstlerini çıkartan Beşiktaş taraftarına sempatilerini sunuyorlardı, ama kaçırdıkları bir gerçek te bu kadar duyarlı diye övündükleri seyircilerin Engin Baytar’ın annesine ettiği çok ağır küfürleri duymamazlıktan gelmeyi yeğlemişleridi.
Önemli maçlar berabere bitti, beraberliğin zerre üstü bir tabelayla 3 puanı cebelleze götüren Kadıköy, haftanın kazananı oldu. Langırt ligimizin bir haftası da geride kaldı. Play offlara kadar böyle, bunlar tatbikat asıl savaş o zaman. Bizim için övünülecek şeyson 3 maçta gol yemememiz. Bunda kazmaların olmaması kadar kalecinin de takıma adaptasyonunun tamamlanması denebilir. Bu maçta Beşiktaş pozisyonları defans hatalarından meydana gelmedi. Sabri’nin sakatlanması alınamayan 2 puandan daha üzücü oldu. Geçmiş olsun hepimize.
12 Kas 2011
Lili Marlen Türküsü
Maçla ilgili yazacaklarımızı daha önce defalarca yazdık. Pisliğinde boncuk bulunan Hiddink, geldi, dolandırdı gidiyor. Bakın göreceksiniz, o da diğer 8 hoca gibi son maçını 76 numaralı sümüklüyle oynayacak.
Ben aslında milli maçları sevmem, seyretmem. Hele ki maç İstanbul'da ise mümkün olduğunca uzak dururum. Elemelerde tesadüfen Fenerbahçe Stadının önünden geçerken Avusturya maçı var dediler girmiştim. Nuri-Hamit-Mehmet Ekici- Selçuk İnan- Arda Turan orta sahasını, ve en geride Serdar Kesimal'ı, en ilerde Tay Burak'ı seyretmiş hayran kalmıştım. Bir kere de dünkü maçı o da restoranda kafa çekerek yarım yamalak seyrettim. Yazı falan yazmayacaktım da, Volkan ile Emre'nin seyirciyle girdiği diyoloğu yalaka Fener medyası yanlış aktaracak diye yazma gereği duydum.
İddia edildiği gibi Arena'da Milli maça gidenlerin çoğu Galatasaraylı değildir. Galatasaraylı, kombinesi olduğu halde bile kendi maçına bile ulaşım sorunları yüzünden gitmemektedir. Kaldı ki ulusal takımda Galatasaraylıyı maça götürecek tek bir futbolcu bulunmamaktadır. Kalecisinden, kaptanından oynasa, stoperinden nefret eder. Arda Turan'a bile sempatisi kalmamıştır. Oynayan Galatasaraylılardan Sabri ve Hakan Balta çoğu Galatasaraylı tarafından kendi maçlarında bile küfür yer. Kimi seyredecek de maça gidecek. Gitse bizim çocuklar gider, Galatasaray o stadyumda antrenman maçı yapsa bile maça gidenler, 10 lira verip Milli Takım'ın kader maçına gitmemişlerdir.
Benim iddiam da şudur ki, Arena'da maça milli maçlara gidenler, olsa olsa Pegasus tribününe başka takım taraftarı oturmasın diye, maça gitmese en fazla kahvede okey oynayacak olan bizim çapulcular gider. Onlar da zaten maçtan falan anlamazlar, tezahürat yaparlar. Futbolcuların çoğunu tanımazlar, hele küfür hiç etmezler. Volkan'a sataşanlar ise Milli maçtan ziyade, Arena'da maç seyredeyim bari diyen, 10 lira verebilen Milli duyguları kabarık insanlar. Yıkıntıların altından 100 lerce ölüsü çıkmış bir Milletin, ay yıldızı yan yana gördüğü her yere göğsünü kabartarak gideceği bir parçası olabilmek için Arena'da yerini almış, bir umudun, bir cebelleşmenin, debelenmenin şahidi olabilmek için bağıran, çağıran gerektiğinde de sapına kadar haklı olarak oynadıklarını sanan kansız futbolculara küfür eden onurlu bir parçasıdır.
Ne diyecekler lan size? Daha millet yerine oturmadan, depremden sağ kurtulanlar sıcak bir mekanda sizlerden bir moral beklerken, Çoğunuzun ayağı topa değmeden, Yalama medyanın üflediği balonla şişirilmiş aklı sıra protesto için sakal bırakmış sağ bekiniz maymuna dönecek, diğer protestocu sakallı kaleciniz eliyle topu adamın önüne bırakacak, gol yiyeceksiniz. Çıkartmak için savaşacağınıza, sakallıların maçtan başka her şeyi düşündüğü bir pozisyonda ikinciyi bulup, ikinci maçtan arazi olmak için çareler arayacaksınız. Nitekim sarı kartları peş peşe alıp 2. maçtan dolayısıyla bu milletin küfüründen kurtulacaksınız, ve bu ülkenin Milli futbolcusuyum, maçlarda yenmek de var yenilemek de deyip sıyrılacaksınız.
Hadi eskiden kaleci yoktu da, mecburen bu mağara adamı oynuyordu. Sinan Bolat varken, ligin en formda kalecisi Tolga iken, ve yine Volkan en berbat sezonunu geçirirken tapulu mal mı kale ki yine bu adam kalede? Fenerbahçe'den alınacak tek adam o da maziyi hatırlatmak, maç sıkışırsa eyvah dedirtmek için son 10 dakikada oyuna sokulmak üzere Semih Şentürk'tü. Galip gelmemiz gereken bir maçta ligin en formda oyuncusu Burak'ı tek başına Hırvatların içine salmak için hocan Hiddink olacak, 5. dakikada çıkması gerekeni iş işten geçtikten sonra çıkaracak, soktuğu adam takımın en iyi futbolcusuymuş meğer diyeceğimiz bir takımımız var.
Bizi 3-0 yenen Hırvatlardan dün en iyi oynayan futbolcu Galatasaray'a gelse istemem. Dünya üzerine dağılmış, Türk pasaportu taşıyan futboculardan bu 11 çıkıyorsa biz boşuna maçlara gidiyoruz, bizde boşuna futbol diye bir spor, bir yarışma var. Her hangi bir Anadolu kabasından her hangi bir çobanı alıp getirsen alacağın netice en kötüsü budur. Kaptan, Arda, Sabri, Balta sarı kart alarak ikinci maçtan kaçmışlardır. Kaçamayanlar ve kaçmayacaklar la beraber hazırlanalım. 15 Kasım gecesi Zagreb radyosundan Lili Marlen Türküsü'nü dinleyelim. Bu dönemi savalım, Maçtan kaçan Arda Turan dahil, Burak'ın haricindeki tüm takımı emekli edelim, dost söyler karanfilim, marş söylemeden ölmek bize yakışmaz.
Ben aslında milli maçları sevmem, seyretmem. Hele ki maç İstanbul'da ise mümkün olduğunca uzak dururum. Elemelerde tesadüfen Fenerbahçe Stadının önünden geçerken Avusturya maçı var dediler girmiştim. Nuri-Hamit-Mehmet Ekici- Selçuk İnan- Arda Turan orta sahasını, ve en geride Serdar Kesimal'ı, en ilerde Tay Burak'ı seyretmiş hayran kalmıştım. Bir kere de dünkü maçı o da restoranda kafa çekerek yarım yamalak seyrettim. Yazı falan yazmayacaktım da, Volkan ile Emre'nin seyirciyle girdiği diyoloğu yalaka Fener medyası yanlış aktaracak diye yazma gereği duydum.
İddia edildiği gibi Arena'da Milli maça gidenlerin çoğu Galatasaraylı değildir. Galatasaraylı, kombinesi olduğu halde bile kendi maçına bile ulaşım sorunları yüzünden gitmemektedir. Kaldı ki ulusal takımda Galatasaraylıyı maça götürecek tek bir futbolcu bulunmamaktadır. Kalecisinden, kaptanından oynasa, stoperinden nefret eder. Arda Turan'a bile sempatisi kalmamıştır. Oynayan Galatasaraylılardan Sabri ve Hakan Balta çoğu Galatasaraylı tarafından kendi maçlarında bile küfür yer. Kimi seyredecek de maça gidecek. Gitse bizim çocuklar gider, Galatasaray o stadyumda antrenman maçı yapsa bile maça gidenler, 10 lira verip Milli Takım'ın kader maçına gitmemişlerdir.
Benim iddiam da şudur ki, Arena'da maça milli maçlara gidenler, olsa olsa Pegasus tribününe başka takım taraftarı oturmasın diye, maça gitmese en fazla kahvede okey oynayacak olan bizim çapulcular gider. Onlar da zaten maçtan falan anlamazlar, tezahürat yaparlar. Futbolcuların çoğunu tanımazlar, hele küfür hiç etmezler. Volkan'a sataşanlar ise Milli maçtan ziyade, Arena'da maç seyredeyim bari diyen, 10 lira verebilen Milli duyguları kabarık insanlar. Yıkıntıların altından 100 lerce ölüsü çıkmış bir Milletin, ay yıldızı yan yana gördüğü her yere göğsünü kabartarak gideceği bir parçası olabilmek için Arena'da yerini almış, bir umudun, bir cebelleşmenin, debelenmenin şahidi olabilmek için bağıran, çağıran gerektiğinde de sapına kadar haklı olarak oynadıklarını sanan kansız futbolculara küfür eden onurlu bir parçasıdır.
Ne diyecekler lan size? Daha millet yerine oturmadan, depremden sağ kurtulanlar sıcak bir mekanda sizlerden bir moral beklerken, Çoğunuzun ayağı topa değmeden, Yalama medyanın üflediği balonla şişirilmiş aklı sıra protesto için sakal bırakmış sağ bekiniz maymuna dönecek, diğer protestocu sakallı kaleciniz eliyle topu adamın önüne bırakacak, gol yiyeceksiniz. Çıkartmak için savaşacağınıza, sakallıların maçtan başka her şeyi düşündüğü bir pozisyonda ikinciyi bulup, ikinci maçtan arazi olmak için çareler arayacaksınız. Nitekim sarı kartları peş peşe alıp 2. maçtan dolayısıyla bu milletin küfüründen kurtulacaksınız, ve bu ülkenin Milli futbolcusuyum, maçlarda yenmek de var yenilemek de deyip sıyrılacaksınız.
Hadi eskiden kaleci yoktu da, mecburen bu mağara adamı oynuyordu. Sinan Bolat varken, ligin en formda kalecisi Tolga iken, ve yine Volkan en berbat sezonunu geçirirken tapulu mal mı kale ki yine bu adam kalede? Fenerbahçe'den alınacak tek adam o da maziyi hatırlatmak, maç sıkışırsa eyvah dedirtmek için son 10 dakikada oyuna sokulmak üzere Semih Şentürk'tü. Galip gelmemiz gereken bir maçta ligin en formda oyuncusu Burak'ı tek başına Hırvatların içine salmak için hocan Hiddink olacak, 5. dakikada çıkması gerekeni iş işten geçtikten sonra çıkaracak, soktuğu adam takımın en iyi futbolcusuymuş meğer diyeceğimiz bir takımımız var.
Bizi 3-0 yenen Hırvatlardan dün en iyi oynayan futbolcu Galatasaray'a gelse istemem. Dünya üzerine dağılmış, Türk pasaportu taşıyan futboculardan bu 11 çıkıyorsa biz boşuna maçlara gidiyoruz, bizde boşuna futbol diye bir spor, bir yarışma var. Her hangi bir Anadolu kabasından her hangi bir çobanı alıp getirsen alacağın netice en kötüsü budur. Kaptan, Arda, Sabri, Balta sarı kart alarak ikinci maçtan kaçmışlardır. Kaçamayanlar ve kaçmayacaklar la beraber hazırlanalım. 15 Kasım gecesi Zagreb radyosundan Lili Marlen Türküsü'nü dinleyelim. Bu dönemi savalım, Maçtan kaçan Arda Turan dahil, Burak'ın haricindeki tüm takımı emekli edelim, dost söyler karanfilim, marş söylemeden ölmek bize yakışmaz.
9 Kas 2011
Bak İşte Yaklaşıyor Fırtına
Şimdiye kadarkiler fasa fisoydu, hatta önümüzdeki Beşiktaş maçı da olsa olsa en fazla gerçek mermilerin kullanıldığı bir tatbikat olur. Türkiye'de maç dedin mi esas duruşa geçeceksin. Ak koyunun, kara koyundan ayırt edileceği, edile geldiği ANAMAÇ'a bakacaksın. Fenerbahçe'yi yenmeyen takımın aldığı zaferler hep bir tarafımı eksik bırakır benim. Sayıyorum günleri, kamptayım ara verdiğim tribünlere o maç için bir kereliğine yeniden dönüyorum.Kalbimin turuncudan iz taşıyan sarısı Mecidiyeköy'de kaldı benim. Hepimizin bir hatırası var dı orada elbette. Bizim emeğimiz belki de hepinizden çok daha fazla olduğundan, en geç biz alışacağız Yeni Dünya Düzeni'ne. Arena; Vestfealen'i, Barnabeu'yu, San Siro'yu, Stamford Köprüsü'nü görmüş gözler için söylüyorum ki, bu stadyumlar yanımıza bile yaklaşamazlar. Ne var ki Ali Sami Yen ruhuna da o kadar uzakta. Aslında olmayabilirdi, Eski sabık Başkan kendi egosunu tatmin peşinde olmasaydı, bütün stadyumlardan önce alacaktı Arena'da büyük Galatasaray Taraftarının tüylerini diken diken eden CEHENNEM namını. Tarihin en kötü takımıyla, en berbat sezonunda apar topar taşıdılar bizi daha Aslan olamamış, Seyrantepe'ye. Yarım sezon 15.000 kişi olan taraftarı, bellli belirsiz 15-2000 kişiyle takviye yoluna gittiler. Gel kim olursan gel, kombineni al, sığır gibi maç seyret. Halbu ki takım kurmaktan çok daha zordur taraftarı kurmak. Biz o 15.000 öncü birliği, en kemik, en aktif, taraftar taburunu oluşturabilmek için ne maçlar, ne savaşlar verdik. Sen bastır parayı, caf caflı koltuklarda Galatasaray'ı seyret adına taraftar densin. Aslantepe'ye zebani diksen gelenleri korkutsa, aşağıdan su sıksan, metro da sabaha kadar nefessiz bıraksan, geçen seneden daha kötü bir takım kursan, Tınaz Tırpan'ı hoca olarak getirsen bile o 15.000 kişi o tribünlerde olacaktır. İş nitelikli diğer 30.000 kişinin seçimidir.
Olmazdı, o takımın futbolcuları o stadyumda Galatasaray formasıyla çıkamazdı. Çıktılar en ufak bir katkı yapamadan, tek bir taraftar daha yaratamadan kaybolup gittiler. Beklenecekti, başında Terim'in olacağı bir takım beklenecekti. Yeni bir gaz yeni bir ivmeyle o yiğit 15.000 kişinin harmanlayacağı bir 30.000 kişi daha bulunacaktı. Bize kalsa yapardık, bize kalsa en az 5 sınavdan geçirirdik kart alacakları. Gerekirse yine 15.000 kişiyle oynardık, ama taraftar olmayanı o muhteşem mabede sokmazdık.
Taraftar denince, içinde bulunmaktan onur duyduğum ilkeli ve gönüllü birlik gelir aklıma. Forma seyretmeye giden, tabelaya asla bakmayan, yenilmemek için önlem almayan, en umutsuz anlarda bile asla pes etmeyen, yenildiğinde, yenen takımı anasından doğduğuna pişman eden bir büyük takımın taraftarıyım ben. Muslera'nın kurtaracağı penaltıyı seyretmeye gitmem ben, ağlaya ağlaya, küfür ede ede takıma koyduğumuz Semih Kaya'nın yatarak top kesmesini de, Ufo'nun fuleli saçlarını savura savura topu ön cephelere götürmesini de. Ligin sıradan bir takımına karşı bile bariz bir üstünlük kuramayan, lanet olası 3 puan peşinde olan, 2. bir golcüyü sahaya süremeyen takımı da. Kendisi coşan ardından taraftarı coşturan futbolcular arıyorum. Sezon başında gelen yabancı futbolcuların Melo dahil hiç birini tanımıyordum. Yani beni Galatasaray kombine satıcısının masasına koşturacak bir futbolcu yoktu. Yine yok, şu geçen fasa fiso maçlarında da Melo oldu biraz. Onu da dedim ya ben Fenerbahçe maçında seyredeceğim olanca coşkumla.
Arena dolmuyor, dolmaz. Ne biletler pahalı diye, ne ulaşım sorunu var diye değil. Takımda büyük futbolcu yok diye dolmaz. Bir Lincoln, bir Hagi, hatta bir Misimoviç olsa şimdikinden en az 5.000 kişi daha fazla taraftar olurdu. Turgay Şeren 10 çocuğu Galatasaraylı yapabilir, ama Metin Oktay doğan bütün çocuklara metin ismi koydurur. Hiç kimse çocuğuna Simoviç adını koymadı, ama hepimizin oğlunun adı bir zamanlar Prekazi'ydi. Elmander belki çok büyük futbolcudur, ama son senelerde doğan küçük Galatasaraylı çocukların adı Baros'dur.
Biz zaten vardık,15-2000 Galatasaraylı, yarın Fenerbahçe maçında bize ilave 30.000 kişi daha gelecek. Kaçının taraftar kalacağını göreceğiz. Taraftarı çoğaltan alınan kupalardan çok, büyük futbolcularıdır. En azından ben bu sene Arda gitmeseydi, tribünlerde olacaktım yine de. Taraftarlık için yaşım geçti, eskisi gibi bağıramıyorum, sevinemiyor, üzülemiyorum. son senelerde 2 futbolcu beni maçlardan soğuttu. Takımın büyük futbolcusu olmadığı için de sıradan maçlara gidemiyorum. Başta dedim ben bunlara maç diye bakmıyorum. Real Madrid'e geçiren formayı, Mersin'e bile geçirmesi garanti olmayan formayla değiştiler, Her sene Milan'a geçirdik diye bağıranları, Gaziantep'e yenilirken Arena'da hakeme küfür ettirdiler.
Fırtına yaklaşıyor, Fener maçı ben o maça kadar izinliyim. O maçtan sonra da izine çıkacağım. Kadıköy'deki Fener maçına kadar. Fenerbahçe maçında Hagi'yi bekliyorum. Ekstra bir taraftar motivasyonu sağlanır, maç hafta içi, saat erken, Nevizade yasak, hava muhtemelen kötü. Yani bir Anamaç için ev sahibi takım adına işler iyi gitmiyor. Yapılacak iş o maça gelecek diğer 30.000 kişiyi iyi seçmek. Ben derim ki hepimiz başka şehirlerden azılı Galatasaray taraftarı avına çıkalım. Kendi payıma 2 kişi getiriyorum Kayseri'den, Parken'e götürdüğüm adam ve o maça götürmediği için 2 sene babasıyla konuşmayan oğlu.
Arena'nın cehennem olmak için Sami Yen gibi senelerce beklemesini istemiyorsanız paçaları sıvayın. İstanbul dışındaki deli taraftarlar size de lafım. Birilerine ulaşın en az bizim gibi taraftarsanız ne yapın yapın maça gelin. Gelenler işin keyif tarafını başka maça saklasınlar, maça erken girsinler. Mutlaka ilan edilecek olan parçalı formayla maça gelsinler. Uyarına gelirse ufaktan da çakır keyif olsunlar. Maçın başlama vuruşuyla birlikte sahaya çöksünler. Görceksiniz, böyle bir ortamdan hiç bir takım sağ selamet çıkamayacak. Derdim o maçta Fenerbahçe'nin sağ selamet çıkamamasından çok, taraftar parametresini en az 40.000 kişilere çıkartmak.
Şanlı şerefli geçmişimiz asla tükenmeyecek. Çok daha beter sezonlar geçirsek bile Galatasaray büyümeye devam edecektir. Geçse de yolumuz bazen bozkırlardan, adımız Galatasaray olduğu sürece zaferlere çıkacak bütün yollar.
Bayramınızı olanca coşkumla kutlar, yolunuzun ve bahtınızın tuttuğunuz takımla özdeşleşmesini gönülden dilerim.
5 Kas 2011
Güzel Futbol Yasak; Galatasaray 0- Mersin 0
MAÇKOSKOP
KADRO:
| Muslera | 5 |
| Abooo | 7 |
| Ufo | 5 |
| Semih | 10 |
| Hakan | 6 |
| Selçuk | -2 |
| Melo | 4 |
| Kazım | -3 |
| Sabri | -4 |
| Riera | -7 |
| Elmander | -3 |
ZURNANIN ZIRT DEDİĞİ AN:
-Muslera’nın aptalca yaptığı penaltıyı, mükemmel bir kaleci kurtarışıyla kurtardığı an.
VARİL:
Riera;
Artık kesin hüküm verebiliriz. Bu kadar kolay bir rakibe karşı, takım istim üstündeyken, cillop gibi sahaya rağmen bu futbolu oynayan bir adam futbolcu olamaz. Büyük bir kazık yenmiştir, yeri kulübe değil tribün bile olmaz. Yolda görsem girişirim.
-
GLADYATÖR:
-Semih Kaya; Uzun yıllardır sahanın yıldızının stoper mevkisinde birisinin olmasını görmemiştim. Kendisini dikkatle izledim, Emre Aşık’ı seyreder gibiydim. Kendisini bu kadar sene oynatmayanlara lafım yok, onlar bu işi elbet bizden iyi biliyorlar! Yani bok biliyorlar.
BOROZANCI:
-Fırat Aydınus; Türkiye’de tek geçtiğim, gelmiş geçmiş en büyük hakemdir. Geçen sene bizi Fener maçında yakmasına rağmen güvenim tamdır. Yönettiği maçın bu kadar kötü olması, futbolcuların ve Hocaların kusurudur. Verdiği ve vermediği penaltılarda sapına kadar haklıdır. Golsüz geçen bir Fırat Aydınus maçının ilk defa olduğuna bahse girerim.
BİR SORU – BİR CEVAP:
-Arena ne zaman tıklım tıklım olacak?
Bu gidişle olmayacak, takımın özel seyircisi olan, büyük futbolcusu yok. İyi futbol oynanacağının garantisi yok. Özellikle ben gündüz vakti stadın oralarda olmama rağmen maça gitmedim. Benim gibi birini bile maça götüremiyorlarsa bu stat dolmaz. Bu futbolla, bu kadar seyirci çok bile.
İMPARATOR:
Takımı iki maç üst üste iyi futbol oynatamayacak gibi görünüyor. Milli takım futbolcularının kötü oynaması belki de maçı düşünüyor olmalarından kaynaklandı. Şu dandik maça bile ilerde tek başına Elmander’le oynamasına aklım ermiyor. Koca bir ilk yarıyı heba etti.
-
ORDAKİLER:
Galatasaray tribünlerinin en aktif, en dinamik, en kemik taburu maçlardan önce Nevizade’de demlenir. Bu kez maalesef demlenememiştir. Başbakan’ın şerefine kadeh kaldıran taraftarı sokağa almamışlardır. Beyaz ehramlı hacıları Mekke’ye almamakla aynı şeydir. Bu kararı alanların taşaklarının kaç okka geldiğini Fenerbahçe maçının olduğu gün anlayacağız. Ordayım, delikanlı olan varsa bana içirmesin.
-
ANALİZ:
-Takımın belki de son 10 sene içinde ilk defa sıfır kazmayla sahaya çıktı. Dizilişe baktığımda en azından benim başlama düdüğünden önce saldırıya geçebileceğim kimse yoktu. Dolayısıyla çimleri gıcır gıcır olmuş Arena’da bu takımdan iyi futbol bekliyordum ne yalan söyleyeyim. Ne var ki dakikaları sayarken, tek bir hücum, tek bir şut, pozisyon göremezken umudu çabuk kestiğime de inanın.
İlk yarı bittiğinde benim televizyon Semih Kaya’dan başka hiçbir Galatasaraylıyı topa dokunurken göstermedi. Ya da ben kısmi körlük falan geçirdim. Topa ayağını sürmedi dediğim en az 7 futbolcu vardı sanki. Semih Kaya dedik te, kenarda ve tribünde oturan kazmaların yüzünü düşürdüğünü büyük bir gururla izledim. Sezon başında azıcık yazdıklarımızı okusalardı, 3 gün sonra oynanacak kader maçında ulus takımın stoperi kesinlikle Semih Kaya olurdu. Yüzümü kara çıkartmadığın, tükürdüğümü yalatmadığın için teşekkürler mavi gözlü çocuk.
Bu kadar güzel bir sahada, futbol için mükemmel bir havada, Arena’da bu kadar kötü futbol oynamak için acaba ne gibi bir idman yapılıyor Florya’da çok merak ediyorum. Ölünün bile çıkıp top oynaması gerekirken şu kepazeliğe bak. 2 hafta önce sahanın yıldızı olarak atılan kaptan, 2 hafta sonra aslan kesilmesi gerekirken hayatının en kötü futbollarından birini oynadı. Ne denge var, ne istikrar, 2 maç üst üste iyi oynasa şimdiye kadar çoktan büyük bir Avrupa takımına yolcu olurdu.
İkinci yarıya başlayan diğer kaptana ben saygılarını sunuyorum. İki Riera, üç Kazım’ı şort cebinden çıkartır. Taraftar son senelerde ekürileri salaklar yüzünden fena saldırmıştı, bundan sonra takımın bankosu olur. Yürü kaptan forma senin.
Elmander bugün kendisine gelen kısır gol pozisyonlarını değerlendiremedi. Aman aman gol pozisyonu da yoktu Galatasaray adına. Bir iki kaçırdığına pozisyon demem ben. Öyle hışım gibi, bilinçli atak sonucu, kodumu oturtacak bir pozisyonumuz yoktu. Muslera’nın yaptırdığı Aykut penaltısını, Muslera kurtarışıyla bertaraf ederek homurdanmaların önüne şimdilik set çekti. Abartacak bir şey yok, bu adam kurtarış kalecisi önden penaltı dahil kolay kolay şuttan gol falan yemez. Topu oyuna kısa yoldan pasla oyuna sokana kadar hakkında pek olumlu yazmayacağım.
Fener puan kaybettiğinde bizim kaybedişimiz bir klasik oldu sanki. Doğal motivasyon olması gerekirken maçın başı sanki maç değilmiş gibi umursamaz bir havada geçti. Aslı tam bir hatalı hoca tercihi bana göre. Ben olsam maçın başında sanki son 10 dakika kalmış gibi saldırırım. Golü bulursam, sanki atmamış gibi saldırmaya devam ederim. Bulamamışsam kendi kaleme korner atarım. Bilerek belki gol bile yerim. Takımı motive etmenin yolu bu sene gol yemekten geçiyor galiba.
Mersin, tek puan için oyunu çirkinleştiren bir futbol oynamadı. Penaltı ile birlikte inanılmaz bir golü kaçıranlar da onlardı. Galibiyet haklarıydı demeyeceğim, keşke o penaltı gol olsaydı. Bizim olmasa bile kesin onların dengesi değişirdi.
Maça gitseydim, kesin çok pişman olacaktım. Kaybedilen 2 puanın yanında Galatasaray’ın kazandığı uzun yıllar oynayacak bir stoperdi. 5 maç üst üste oynasın bundan sonra bu takımdan kendisini kimse kesemez. Son cümlem de şu olsun takıma iddia da artı 7 oynadım. Bu güne kadar oynadığım maçlarda gelen bozulmadı. Galatasaray’dan para kazanmak bana haram.
1 Kas 2011
Futbola Lanet Ettirenler!; Semih Kaya
Yolda görsem tanımam, Kartallıyım ya, denk geldim 2 maçını seyrettim. Hatta birine sonradan girdim. Adettendir, sordum yandakilere. Kimdir bu adam? bizde yalan çok, Galatasaray'a aldıralım. falan dedim. Dediler ki adam zaten Galatatasaraylı, bizde kiralık. O anlarda bendeniz bizde ki 76 numaralı oyuncuya küfür etmekle geçiriyorum futbol severlik, pardon Galatasaray taraftarlığı hayatımı. Yıllar önce aynı yerden, aynı takımda aynı bölgede seyretmiştim 76 numaralı Galatasaray formasının içindeki yaratığı. Futbol garip oyun derler ya ulamalar, garip falan değil, Dünyanın en kolay, herkesin oynayabileceği bir oyun işte o kadar.
Bu sezon ilk defa Galatasaray maçı seyretmedim. Kadroyu gördüğümde 76 numaralı sümüklünün, 5 numaralı kazmanın yerine Semih Kaya ismini gördüğümde hem futboldan, hem hocadan bir kez daha nefret ettim. Maçı seyretmemeye karar verdim. Demek cam Gökhan, kırılmasa, 76 numara, belini döndürebilip o çalımı yemiş olsa da Galatasaray'ın bir gol daha yemesi pahasına adamı yaka paşa aşağı indirmese,Kayseri maçını boş ver, biz Semih Kaya'yı hiç bir Galatasaray maçında göremeyeceğiz. Nasıl oynadı bilmiyorum, Galatasaray'ın kazandığını 2 saat sonra öğrendim. Bir tek şeyden emindim, 2 senedir bizde oynayan stoperlerden hiç kimse daha kötü oynayamaz. Muhtemelen Semih veya başkası hiç fark etmez Ufo ustanın yanında taraftarın göz bebeği olur.
Evet, yıllar önce Galatasaray tarihinin o zamanki en büyük maçına 18 yaşında aynı yerde Bülent Korkmaz'ı oynatmışlardı. Gün oldu devran döndü o çocuk Galatasaray'a hoca oldu. Galatasaray, tarihinin en kolay Avrupa kupası maçlarından birini oynadı o çocuğun kumandasında. 2. Avrupa Kupası, 1. sinden çok daha yakın ve kolaydı. Stoperler yine böyle bir durumda hepten iptal olmuşlardı. Aynı çocuk Semih'i oynatma cesaretini gösterememişti de Kewell'i oynatmıştı. Küçük Bülent'ti namı hep küçük kalacaktı.
Oysaki Bu hafta Galatasaray kulübesinde Büyük Grande vardı. Utanmadan ben Semih Kaya'ya güvendim göndermedim dedi. Ben Terim'i tanımamışım, benim tanığım bildiğim Fatih, mecbur kaldığı için değil, elinde 10 stoper varken oynatırdı Semih'i. İsterdim ki bu maçta Semih'i oynatmasın, iki kazma hazır olduğunda Semih'i oynatsın. Ne gezer, bizim bildiğimiz, sevdiğimiz futbol öleli, gebereli yıllar geçmiş. Yazıklar olsun.
Arsenal'e penaltı atmaya gönderdiği adamları tekrar yad edelim. Takımın sağ bekine, stoperine, solbekine penaltı attırdı. İhtiyaç olsaydı son penaltıyı da diğer sağ bek Capone atacaktı. O takımın hocasının, son maça çıkan Galatasarayın hocası olduğuna beni kimse inandıramaz. O takımın kalecisinin, şimdi her topu şişiren, degaj yapan Galatasaray kalecisinin hocası olduğuna da elbette.
Semih Kaya; Kardeş, kusura bakma seni tanımıyorum, başta dedim yolda görsem tanımam. Son Galatasaray maçına çıkmışsın, nasıl oynadın bilmem, gol yemediğimize göre Grande seni bir kez daha oynatır, yani kelebek misali, Galatasaray bir gol yiyene kadar senin ömrün. Akbabalar hata yapmanı bekliyor. Senin yerinde ben olsam bu ortamda oynayabileceğim en kötü futbolu oynarım. Bunu saymıyorum, seni bu şebeke yine tribüne gönderir. Hiç bir şey değişmez, su yolunu bulur. Başka bir platformda, başka bir ortamda bekliyorum yolunu, şimdi değil. 5 numaralı Galatasaray forması kazmalara tapuludur.
Hiç beklemediğim bir anda, zorunluluktan, Galatasaray tarihinin en iğrenç iki beki oynayamayacak olduğu için seni sahaya sürdüler ya, futbola bir kere daha lanet ettim. Ortalama bir taraftarın bildiğinden hiç bir fazla bilgisi olmayanların imparatorluğundan da.
Bu sezon ilk defa Galatasaray maçı seyretmedim. Kadroyu gördüğümde 76 numaralı sümüklünün, 5 numaralı kazmanın yerine Semih Kaya ismini gördüğümde hem futboldan, hem hocadan bir kez daha nefret ettim. Maçı seyretmemeye karar verdim. Demek cam Gökhan, kırılmasa, 76 numara, belini döndürebilip o çalımı yemiş olsa da Galatasaray'ın bir gol daha yemesi pahasına adamı yaka paşa aşağı indirmese,Kayseri maçını boş ver, biz Semih Kaya'yı hiç bir Galatasaray maçında göremeyeceğiz. Nasıl oynadı bilmiyorum, Galatasaray'ın kazandığını 2 saat sonra öğrendim. Bir tek şeyden emindim, 2 senedir bizde oynayan stoperlerden hiç kimse daha kötü oynayamaz. Muhtemelen Semih veya başkası hiç fark etmez Ufo ustanın yanında taraftarın göz bebeği olur.
Evet, yıllar önce Galatasaray tarihinin o zamanki en büyük maçına 18 yaşında aynı yerde Bülent Korkmaz'ı oynatmışlardı. Gün oldu devran döndü o çocuk Galatasaray'a hoca oldu. Galatasaray, tarihinin en kolay Avrupa kupası maçlarından birini oynadı o çocuğun kumandasında. 2. Avrupa Kupası, 1. sinden çok daha yakın ve kolaydı. Stoperler yine böyle bir durumda hepten iptal olmuşlardı. Aynı çocuk Semih'i oynatma cesaretini gösterememişti de Kewell'i oynatmıştı. Küçük Bülent'ti namı hep küçük kalacaktı.
Oysaki Bu hafta Galatasaray kulübesinde Büyük Grande vardı. Utanmadan ben Semih Kaya'ya güvendim göndermedim dedi. Ben Terim'i tanımamışım, benim tanığım bildiğim Fatih, mecbur kaldığı için değil, elinde 10 stoper varken oynatırdı Semih'i. İsterdim ki bu maçta Semih'i oynatmasın, iki kazma hazır olduğunda Semih'i oynatsın. Ne gezer, bizim bildiğimiz, sevdiğimiz futbol öleli, gebereli yıllar geçmiş. Yazıklar olsun.
Arsenal'e penaltı atmaya gönderdiği adamları tekrar yad edelim. Takımın sağ bekine, stoperine, solbekine penaltı attırdı. İhtiyaç olsaydı son penaltıyı da diğer sağ bek Capone atacaktı. O takımın hocasının, son maça çıkan Galatasarayın hocası olduğuna beni kimse inandıramaz. O takımın kalecisinin, şimdi her topu şişiren, degaj yapan Galatasaray kalecisinin hocası olduğuna da elbette.
Semih Kaya; Kardeş, kusura bakma seni tanımıyorum, başta dedim yolda görsem tanımam. Son Galatasaray maçına çıkmışsın, nasıl oynadın bilmem, gol yemediğimize göre Grande seni bir kez daha oynatır, yani kelebek misali, Galatasaray bir gol yiyene kadar senin ömrün. Akbabalar hata yapmanı bekliyor. Senin yerinde ben olsam bu ortamda oynayabileceğim en kötü futbolu oynarım. Bunu saymıyorum, seni bu şebeke yine tribüne gönderir. Hiç bir şey değişmez, su yolunu bulur. Başka bir platformda, başka bir ortamda bekliyorum yolunu, şimdi değil. 5 numaralı Galatasaray forması kazmalara tapuludur.
Hiç beklemediğim bir anda, zorunluluktan, Galatasaray tarihinin en iğrenç iki beki oynayamayacak olduğu için seni sahaya sürdüler ya, futbola bir kere daha lanet ettim. Ortalama bir taraftarın bildiğinden hiç bir fazla bilgisi olmayanların imparatorluğundan da.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)


