31 Tem 2011

Fatih Terim; Grande

Hakkında 41 yazı yazmışım daha önce. İstesem bana geri dönüşü kötü olur diye kaldırabilirdim. Ama kaldırmayacağım, yazdıklarımın da arkasındayım. O zaman, böyle yazmışın diye açığımı kollayacaklar için yol yakınken kendimi ihbar edeyim.

Acaip saldırmışım, Avrupa Şampiyonu takımın başından, 40.000 Galatasaray'lı gitme diye ağladığında, o büyük zaferin madalyasını tek başına cebine koyup kaçtığında. Hagi'ye öğrencim dediğinde kızmışım. Gidip döneceğini yazmışım, çünkü kastlarını götüremediğini, Erman Toroğlu, Mehmet Ağar gibileri yerine Müfit'le giderse başaramayacağını, gidişinin şebeke işi olduğunu yazmışım. Kibir içinde iş adamlarına başarı formüllerini satarken, geri döndüğünde Lucescu'nun biletini keserken, onca transferi yapıp takımı leş gibi bırakırken, Mehmet Erollo'yu devşirip, o çok iyi yaptığı yeni futbolcu çıkarma işini  rafa kaldırırken, yazdıkça yazmışım.

Şimdi yazacaklarım o yazdıklarımdan pişman olduğum için değil. Beni bilen bilir, Fatih Terim'i sevmem ama konu Galatasaray olunca ömür boyu takımın başında olmasını istediğim tek adamdır. Yani ben kısaca Galatasaray'ın başında olmadığı zaman Fatih Terim'den, Fatih Terim varken de başka mecralar da macera arayanlardan da nefret ederim.

Hele şimdi, Terim değişmiş, şeffaflaşmış, daha bir babacan olmuş, karizmasının üstüne koymuş, Galatasaraylılığını pekiştirmiş ve beklemeye gerek olmadan yazabilirim ki Galatasaray'ı itin götünden çıkarmış Grande'ye tezahürat yapmak için gün sayıyorum.

Fatih Terim Hoca değildir, Hoca olmasına gerek yoktur. Galatasaray'a da hoca falan lazım değildir zaten. Fatih Terim Hoca olsa, Arda Turan bu takımda bu sene olmayacaktı. Hoca Fatih Terim'in Arda'nın kalışıyla gidişiyle ne işi olabilir? Fatih Terim sadece hoca olsa Selçuk İnan, her takım da oynayabilecekken ,Avrupa Ligi bile oynamayacak olan Galatasaray'a gelmeyecekti.

Galatasaray'a hoca lazım değil, lazım olsaydı geçen yıl Reykart vardı takımın başında ve de aynı zamanda Barcelona'nın kondüsyonerleri. Takım 1-0 öne geçtiğinde yatıyordu. Fatih Terim hoca olsa takımın son iki sene içerisinde en çok forma giymiş orta sahası, 16 numarayı şutlamazdı. Fatih Terim hoca olsaydı, kırık dökük takımla Avrupa kupasını aldıktan sonra, dünyanın en büyük takımı Milan'dan 5 maç sonra gönderilmezdi.

Neyse, eğrisi doğrusuna geldi, takım rezalet geçen sezonlardan sonra tek ve gerçek sahibine teslim edildi. Koca Galatasaray'ı düştüğü bunalımdan çıkaracak tek adam, Arena'da takımın başında çıkmayı hak eden biricik Terim unutulup gitmekte olan o büyük günleri bizlere tekrar yaşatacağına en ufak bir şüphem yoktur.

İmaparatore, sen benim için, Galatasaray'ın başındayken her şeyin üstündesin, Yazdığım yazıların çoğu sitemden di, insan sevdiğine sitem koyar. Senin 1974 yılında ilk çıktığın maçta vardım, Galatasaray'ın başında son çıktığın Jübilende de. Bundan sonra ömrümüz ne kadar vefa ederse, sonuç ne olursa olsun sen takımın başında sahaya çık, ben de çocukluk günlerime geri döneyim,''imparator Fatih Terim'' diye bağırayım.

Sakın gitme, baltaları gömdüğüm yerden çıkarttırma Sementa. Galatasaraylılıktandı bunca savaş, yürüyedur Grande Terim.

21 Tem 2011

Mehmet Ali Aydınlar; Deseleksiyon

Çok severim, Enver Aysever şaşırıyor, bu kadar önemli, başarılı, zengin bir iş adamı, neden Futbol Federasyonu Başkanlığını kabul eder diye gürlüyor. Şaşırıyor ve huzursuz günler geçirmesine aklı sır erdiremiyor. Ben ise onun şaşırmasına şaşırıyorum. Şaşırmak iyidir, şaşırmayan insan insan bile değildir. Fakat, futbol gündemi beni asla şaşırtmıyor ne yazık.

Aslında ben  Mehmet Aydınlar'ın neden getirildiğine değil de, Özgener'in apar topar neden kaçtığına şaşırmıştım. Ailesine fazla zaman ayıramadığını söylemiş, Genç, yakışıklı eski Başkanımız yıpranmış, aşırı ilgiden rahatsız olmuş, kepek problemi var gibi. Yani en az 50 milyon kişinin ilgilendiği, taraf olduğu, bildiği sevdiği bir sektörün başından, sadece çoluğunu çocuğunu az görüyor diye giden bir adamdan bahsediyoruz. Olacak şey değil, bugün Başbakan'ın torunumla fazla ilgilenemiyorum o yüzden Başbakanlıktan istifa ediyorum demesi gibi bir şey. Güç desen sende, itibar, izzet ikram, etrafında yalaka sürüsü, açılamayacak kapı sıfır, yaptıramayacağın iş yok ve sen bırakıp gidiyorsun. Hadi be! bu kadar da salak yerine koymayın futbolseveri. Futbol müşterisiyiz tamam da işin özünde tarafız, taraftarız, iddia ediyoruz en az bilenimiz bile sizden iyi bilir futbolu. Daha garibi var, böyle bir makama da kimse talip olmuyor işin tuhafı.

Yerine atadıkları şahsiyeti, dikkat edin seçtikleri demiyorum, yalvar yakar getirdikleri muteber kişiyi yolda görsem tanımam. Ben kimim? hayatının son 40 senesini tribünlerde geçirmiş, iyi kötü bütün futbolcuları tanıyan, hatırlayan, bu konuda ahkam kesebilen, futbolla yatıp kalkan ben, futbolun başına getirdikleri adamı tanımıyorum. Yine örnekleyeceğim, hayatının 40 senesini siyasetle geçirip Başbakan'ı tanımayan gibi bir şey. Araştırıyoruz kim olduğunu, sıradan, milyonlarca olan mali müşavirlerden biriymiş çok kısa zaman önce. Acıbadem Hastanelerinin sahibiymiş, En hızlı balık kendisiymiş, o kadar çabuk yükselmiş ki böyle bir ödül varmış bilmiyormuşuz, çabuk yol alanlar için. Ben olsam böyle de ödül mü olurmuş deyip kaçardım, utanır almazdım. Fakat bize ne, etrafta o kadar çok hızlı balık var ki. Bize ne olmayan sıfatı, azılı Fenerbahçeli oluşu. Şaşırıyorum, araştırıyorum amatör olarak bile futbol oynamamış. Çok bahsettik ama Başbakan'ın bile futbolcu olduğunu hatırlayan ben, hiç bir yerde Mehmet Ali'nin futbol oynadığına rastlayamıyorum. Ve acaba, Özgener'e bütün kulüpler kalması için yalvarırken onun kaçmasına , Aydınlar'ın gelmesine sebep ne ola ki diye şaşırıyorum.

Özgener nakış gibi işlemişti geçen sezonu.  Her şey güllük gülüstanlıktı, majör takım Şampiyon olmuş sırasını savmıştı. Bir önceki sezon yaptıkları ameliyatta, narkozu hesaplayamamışlar, Hamsi'nin ameliyat bitmeden uyanmasına mani olamamışlardı . Bu kez telafi edeceklerdi şakası yoktu sistemin. Bu sezonu da riske atamazlardı, Hamsi bu kez kendisi cebbelleşiyordu çakallarla. Operasyon ekibi her hafta yeni bir avı pusuya düşürüyordu. Sonunda zorlansalar da başarmışlardı. Allahlarına şükürdü. İnsan niye başarılı olduğu yerde bir dönem daha kalıp tarihe bir de bu yönüyle geçmek istemezdi ki.

Aysever, Acıbadem Hastanelerinin sahibi olsam bu işi kabul etmezdim demeye getiriyor. Gülüyorum, kendisinin Fenerbahçeli olduğuna da üzüldüm, keşke Galatasaraylı olsaydı. Futbolu başka bir pencereden görebilirdi. Maça da gitmediği belli, gitseydi, çok akıllıdır mutlaka uyanırdı ve Mehmet Ali Bey'in Futbol Başı olmasına o zaman şaşırmazdı. Her maç en az 5 defa Acıbadem sedyeleri sahanın içine girer. İki futbolcu çarpıştığı zaman en az biri için sedye çağrılır. Tribünden duyulan feryada baktığında sanırsın ki diz kapağından vurulmuş. Acı bir düdük, hakemin eli havada, iki sağlık görevlisi, mezbahaya giden koyun edasında Acıbadem armalı sedyeyle koşarlar sahanın içine. Özenle futbolcuyu yerleştirip ağır adımlarla sahanın dışına çıkarırlar. Maç devam ederken futbolcu sedyeden iner, hiç bir şey olmamış zaten, bu sefer oyuna girmek için hakeme bağırır Biz tribündekiler, televizyondan seyreden milyonlar böylece Acıbadem sedyelerini seyretmiş oluruz, yani Mehmet Abi'nin ekmek teknesinin, palazlanma zabazingosunun reklamını. Mehmet abi, dükkanını tanıtmak için televizyona reklam verse, bütün takımların futbolcularını o dükkan iyileştiriyor olmasa,( işi düşen var mı bilmiyorum, benim bir kere düştü, bilezik gibi geçirmişlerdi), gelen yabancı futbolcuları sağlık kontröllerinden o dükkan geçirmese, geçirdim deyip sakat futbolcuya sağlam raporu vermese(Linderoth), yani o dükkan şebekenin hizmetinde olmasa, bizim köydeki sağlık ocağından inanın daha önemli, tabi ki de o dükkanın sahibi de şimdiki gibi hızlı balık olmayacaktı.

Ne zaman biri hak etmediği bir makama gelmişse kıllanırım. Mehmet Ali Aydınlar'ın Futbol Federasyonu Başkanı olması deseleksiyondur. Uygun değildir, Hakan Şükür, Cüneyt Tanman, Rıdvan Dilmen olur ama Mehmet Abi olmazdır. Aysever kardeşimin anlayamadığı nokta burasıdır. Peki neden getirilmiştir?

Önceki sezon pusu kuran avcılar, bu defa başka avcının pususuna düşüp av olmuşlardır. Tarih uyuyan arının kıçına çöp sokmaya cesaret edenleri minnetle anacaktır. Aslında bu arılar hiç uyumuyorlardı, uyuyor numarası yapıyorlardı. Uyuyor olsalar iş kolaydı, dediğimiz gibi bir çöp sokmayla uyanırlar dı. Uyuyor numarası yapan arıyı uyandırmak için de öküz nodulu dürtmek gerekiyordu, ve dürttüler.

Değişmez kuraldır, iti kim öldürdüyse leş ona taşıtılacaktır. Kim neye karşıysa o iş ona yaptırılacaktır. Ortada büyük bir leş vardır, ne yazık ki sarı lacivert kokmaktadır. Bu leşi kaldırmaya misal tarafsız gözüken bir Başkan'ın ya da misal Galatasaraylı Haluk Ulsuoy'un gücü yetmez, kaldıramaz. Bu leş ancak ve ancak azılı bir Fenerbahçeli'nin tansiyonu düşürmesiyle kaldırılabilir. O da bulunmaz Hint kumaşı olan Mehmet Ali Aydınlar'dır. Ve ne mutlu ki bulunmuştur. Yok öyle yağma Mehmet Ali Abi, Aziz Yıldırım'ın yanında Amigo Sefa'dan daha çılgınca Fener golüne sevinip, Fenerli olmayanların parasını ameliyathanende cukkalamana ömür boyu izin vermezler. Sehpayı sen tekmeleceksin.

Buyur bakalım, saf dur, leş kalkacak, at imzanı, gir tabutun altına. Büyük Fenerbahçen pisledi, sargı beziyle de temizlenecek gibi değil. Artık maliyecisin ya, asıl mesleğin o ya hesap adamısın ya, düşünmeye başlamışsındır.

Sen bir garip çingenesin, nene gerek gümüş zurna? Yoksa kendini koskoca Türkiye Futbolu'nun Başkanı mı sanıyordun?

15 Tem 2011

Temiz Kramponlar Operasyonu

10-15 gündür bir geyik dolaşıyor duruyor. Yargıya düşmüş olay hakkında konuşulmazmış, yargı kararları beklenmeli imiş, suç sabit olana kadar kimse suçlu olmazmış. Yargıya saygı mecburi ama sevgi özgürdür. Ben beklemiyorum arkadaşlar, Balbay'ı, Haberal'ı, generalleri yargılayanlar ile Aziz Yıldırım'ı, Serdar Adalı'yı yargılayanlar aynı kişiler. Ben onlar yargılanırken ne düşünüyorsam, bunlar yargılanırken de aynı şeyleri düşünüyorum. O zaman haklı veya haksız bulduklarımı, işin içinde biz yokuz diye bu sefer  haklı veya haksız bulamam. Bu yüzden bu konuda ne karar alırlarsa alsınlar beni bağlamaz, üzmez, sevindirmez.

Beni bağlayan, görünmez bağlarla düğümleyen şey, şaşmaz, adil, delikanlı taraftar mahkemeleridir. Ve yargılama başlamıştır.

Eğer içimizde Galatasaray lehine veya aleyhine pis işlere bulaşmış, başkan, yönetici, taraftar, futbolcu, çapulcu, her kimse varsa gitsin polise teslim olsun. Yok eğer, gelecek yeni dalgayla, fırtınayla polis arabasına binerse de ölümlerden ölüm beğensin. Biz ne Fenerbahçe taraftarı gibi haksız kazanılmış bir başarıyı sineye çekeriz, ne Beşiktaş taraftarı gibi kolpa yaparız. Biz Galatasaray taraftarıyız, değil şikeyle alınmış bir puan, ofsayt golle kazandığımız bir maçı bile saymayız.

Çuvaldızı kendimize dürttükten sonra iğneyi batırmaya başlayabiliriz. Devlet'in hiç işi gücü yok, 1 sene önce şu futbolun oligarşisi ne yapıyor acaba diye kıllanıp, onca polisi, onca tuzağı kuracak ve Türkiye'de en az 50 milyon kişinin müdahil olduğu davaları açacak. Bu süre içinde olay sızmadığına göre en cabbar, en akıllı, en idealist devlet görevlilerinin yaptığı bir operasyon bu. Ortada dönen paraları kimin aldığı, kimin şampiyon olup, kimin düştüğü ne ilgilendirir devleti. Eğer gerçekten ilgileniyorsa neden ilk suç işlendiği zaman devreye girip, o suçu işleyenlerin suç işlemeye devam etmesine göz yumdu. Devlet tuzak kurar mı? ben inanmıyorum, ortada dönen söylentilere. Bakın göreceksiniz işin ucu futbol dışı mecralara kayacak. Nasıl ki misal Başsavcı için Şampiyon kim olacak önemli değilse, daha tepedekilerin rant kavgası da bizi ilgilendirmiyor. Biz taraftarız, alır bayrağımızı maça gideriz.

Bize göre ortada büyük bir leş vardır. Futbol endüstriye dönmüş, biz taraftarlar müşteri olmuşuz. Arda Turan senede 2 milyon Yuro'yu indirecek, biz onu seyredebilmek için bankadan kredi kullanarak kart alabileceğiz. sistemin kendisi zaten bize göre suç. Yönetim kademelerine zengin değilsen giremezsin, Şekspir olsan ne yazar, arkanda ensesi kalın biri yoksa en dandik gazetede bile yazı yazdırmazlar, Messi değilsen her tarafını yırt istersen, Mustafa Sarp oynar, Servet oynar sen oynayamazsın. Gözün Kartal gibi olsun, Hazreti Ömer'den daha adaletli ol, sistemin adamı değilsen amatör maç bile yönettirmezler. Tribünde 3 kişi çağıralım yanımıza gelirler, dışarıda görseler boka bakar gibi bakarlar. Futbol oligarşisi düzeni kurmuş güzel güzel düzüyorlar işte, nereden çıktı bu operasyon? Tekere acaba neden çomak sokuldu yakında göreceğiz. Pasta 5 parçaya bölünüyor, 2 parça Fener'e, 2 parça bize, 1 parça da Beşiktaş'a düşüyordu. Önceki sezon Bursaspor bir parça kaptı, bu sene de Trabzon kapmak üzereyken oligarşi devreye girdi kaptırmadı. Bütün mesele bu, işin bizi ilgilendirir tarafı bu, Gençlerbirliği, Manisaspor, Kayseri ve diğerleri için nasıl olsa Şampiyonluk pastasından pay yok, o yüzden kim olursa olsun onlar için fark etmiyor, sistemden memnunlar, yukarıdakilerin artığı onlara yetiyor da artıyor bile.

Geçen sezon maçları dikkatle izlemedim. Bana göre konu olan, duyduğumuz şeyler ligin kaderini etkileyen şeyler değil. O kalecinin o gölü bilerek yeme imkanı yok. İbrahim Akın'dan, Mehmet Yıldız'dan, İskender Alın'dan, Ümit Karan'dan ürken takım gerçekten var ise, biz kendimize yeni bir eğlence bulalım demektir. Kasımpaşa'yı yenmek için kaleciden, Konya'yı yenmek için Yılmaz Vural'dan medet bekleyen var ise, geçmiş olsun, gözümün önünde idam etseler kılım kıpırdamaz. Kıllanacaksan, Ankaragücü kalecisinden kıllan. Durup dururken çelme takıp penaltı yaptıran kaleciden hesap sor. Uğur Uçar şikeyi kabul etmemiş deniyor, kimi Galatasaraylı övünüyor. Maç 0-4 olmuş, bizim Uğur hayatının topunu oynuyor. Trabzonspor'dan teşvik alsa maç kopmuş zaten, oyundan niye düşmediğini sorun bakalım ne diyecek? Şikeyi kim teklif etmiş açıklasın? Sivas maçında follaş olmuş sağ bekten, o sağ beki mal gibi seyreden  Rıza'dan şüphelen. Esişehirspor maçının Brezilya'lı stoperi'ni bindir polis ring arabasına. Yakalanmadı diye, delil yok diye yırttı mı? Bülent Uygun bile dayanamadı, 20. dakikada oyundan aldı.  Alex'ten şüphelen esas. Yalandan kendini yere bırakarak hakemi kandırmaktan sorgula. Oligarşinin yalaması olan medya mensuplarını yatırın ranzalarda.

Karar; Futbol sistemi, taraftar ve her takımda 3 ü 5 i geçmeyen futbolcular hariç külliyeten suçludur. Elimizden oyunumuzu almışlardır. Hiç suçu olmayıp da sesini çıkarmayanlar bana göre daha beter suçludur. Bir daha asla futbol maçı seyredemeyecek şekilde cezalandırılsınlar. Ben razıyım, bu sene bütün takımlar PAF takımlarıyla mücadele etsinler, bütün futbolcuları serbest bıraksınlar, bu güne kadar aldıklarına saysınlar, para almadan oynayacak olan varsa buyursun oynasın.

Nasıl olsa uluslararası bir başarı yok, hiç olmazsa tertemiz, delikanlıca, mahalle takımı saflığında, futbolumuzu yeni baştan kurarız.

Kimsenin şüphesi olmasın, her şey temiz olsun, 5 sene sonra en az 3 takımımız her zaman Avrupa'da kafaya oynar, Ulus takımı mutlaka 10 sene içinde Dünya Şampiyonu olur.

11 Tem 2011

Halep Yolunda Eşek İzi Aramak

Milat, bir önceki sezonun son maçının son dakikasında Fenerbahçe'nin, Trabzonspor'a 2.golü atamayıp yenemediği  Bursaspor'un şampiyonluğunu ilan ettiği dakikadır. Şebekenin eyvah çektiği günler o zaman başlamıştır, şimdi değil. Milattan önceki lale devirlerinde Tüpçü, Seramikçi ve Yıldırırım geçinip gidiyordu ne güzel. İstanbul'un ünlü 3-5 restaurantından Şampiyonun kim olacağı belirleniyor, bütün bir sezon boyunca  kayıkçı kavgaları yapılıyor ve kitleler uyutuluyordu. 10 senelik periyotta 4 defa Fenerbahçe, 4 defa Galatasaray, 2 defa da Beşiktaş Şampiyon olacaktı, kardeş kardeş paylaşılacaktı pasta. Yazılı olmayan kurallar bir şekilde işleyecek, şebekenin ön gördüğü biçimde sonuçlanacaktı. Sıra Fenerbahçe'nin di, Tüpçü Şuster'le, Seramikçi Surinamlı'yla başladı. Erken kalktılar sofradan, avı Fenerbahçe'ye teslim ettiler, afiyet olsundu. Yıldırırım'ın işi çok kolaydı millattan önce, her sene bir Anadolu takımı diklenir sonlara doğru nasıl olsa kim vurduya giderdi. Son maçlara puan farkıyla girdiği halde, ne Ertuğrul, ne de Yeşil Bursa'da bir taraftar kendi Şampiyonluklarına inanıyordu. Seramikçi sezonun en büyük topunu Bursa'ya karşı oynamış, Kankasının ekmeğine ballı kaymak sürmüştü. Timsah tarafımızdan yatırılmış, işi bitirmek Yıldırırım'a bırakılmıştı. Son maç Trabzonspor'laydı ve 50.000 Fenerli orgazm vaziyetini almıştı. Beklenen gol gecikmedi, fakat Karadeniz'in inadı mı ne tutmuştu? Şebekenin tekerine çomak sokuyorlardı, Tay Burak beraberlik golünü atmış, Onur kaleyi Estergon Kalesine çevirmişti. Son dakikalarda Yıldırırım'ın şekeri yükselse de beklenen 2. gol gelmeyince devir değişmişti.

Beğenmediğimiz Romanya Liginde son 10 senede 7 farklı takım şampiyon olmuştu. Bizde ise Trabzonspor'un orta çağda kalmış imalat hatası Şampiyonluklarını saymazsak, futbolun para ettiği lale devrinde 3 takım Şampiyonluğu paylaşmıştı. Bugün Metris ceza evine gönderilen Aziz Yıldırım bile, 10 sene üst üste şampiyon olmayı istemez. Sistem tek takım üzerinden asla yürümez, hele ki devir her alanda yetiştirilmiş kadrolara geçtikten sonradır ki Milattan sonraki dönemde şebekenin varlığına kimse izin vermezdi.

Sıra Aziz Yıldırırım'ındı, o öyle sanıyordu. Tüpçü Şusteri, Seramikçi Surinamlı'yı kovdu, daha ne yapsınlar dı, başlarına bela mı alsınlar dı. Gereğinden fazla yenildiler artık Fener sırasını savsaydı da kurtulsalar dı. Fakat o da ne, geçen sene son maçta posta koyup Şampiyonluğu Bursa'ya veren Trabzonspor, bu sene kendisi kuşanmıştı. İlk yarı uzak ara liderdi, takım aynı takımdı, hoca aynı hoca. Fenerbahçe her maç kazanıyordu, puan farkı eridi gitti. Trabzonspor da kaybedeceği kadar kaybetmiş, ama gök tanrı her seferinde Trabzonspor'a bir kıyak geçiyordu. Kaç maç son saniyelerde dönmüş, kaç kere Karadeniz ipten alınmıştı. Şebeke elinden geleni yapmış kendi sahasında Fenerbahçe'ye yenilmişti. Yok canım bir kepazelik yapıldı demiyorum, bizim maçta Baros'un golü verilmemiş, 2 stoper felç geçirmiş Alex paşa 2 tane bırakmıştı. Fakat Galatasaray'ın bir farkı vardı diğer takımlardan. Her ne kadar profesyonel takım sayılsa da işin aslı bir Lise Takımıydı. Şebekeden çıkmamakta direnen Seramikçi'yi derdest ettiler. Tüpçü'yü ligimizin bana göre en kötü hakemi Cüneyt Çakır bitirmişti. Seyirciden etkilenmeyen Cüneyt Çakır, her maç en az 10 defa olan pozisyonda acımamış, Ferrai'yi yakalayıp oyundan atmış penaltıyı çalmış görevini yapmıştı! Aynısı Kadıköy de olsa Cüneyt Çakır çalardı ama Kadıköy'e ölüm kalım maçına Cüneyt'i kimse istemezdi. Son düzlüğe gelindiğinde artık her kes işini biliyordu, hesap şebekenin kurduğu şekilde kesilmiş Şampiyonluk Bağdat Caddesine inmişti.

40 gün 40 gece Şampiyonluk kutlanıyordu. İt ürümüş kervan yürümüştü. Kervan yürümüş, gideceği yere gitmişti ama bir gariplik vardı. İt ürümeye devam ediyordu. Bir baktık bir pazar sabahı şebekenin huzuru kaçmıştı. Aa neler olmuşta haberimiz olmamıştı. Neymiş Korcan 55.000 dolara gol yemişmiş, Ümit Karan Trabzonspor'a çelme atsınlar diye para almış, arkadaşlarına dağıtmış, Mehmet Yıldız'ın kötü oynayacağını bile bile zavallı Rıza son maçta onu oynatmış. Yok İbrahim Akın'a Fener'e gol atmaması için hocalardan fetva alarak para gönderilmiş, Emenike Fenerbahçe'ye karşı oynamasın diye transfer sözü verilmiş. Miş te miş yüzlerce soru, yüzlerce resim, yüzlerce cevap.  Ne büyük futbolcularımız varmış da bizim haberimiz yokmuş. Meğer Sezer Öztürk tek başına Trabzonspor'u yenebilirmiş. Biz de inandık, Fenerbahçe de düşmanımız, oh olsun dedik.

Şu futbol aleminde  benden daha fazla Fenerbahçe'den nefret eden varsa hodri meydan, çıksın karşıma. O ayrı bir şey, ben başı derde girmiş,  suçu taraftar olmak olan ve asıl cezalanan Fenerbahçe taraftarına üzülüyorum.  Fenerbahçe Başkanına sorulan 300 soruyu toplasan 5 para etmez. Ben savcı olsam, önüme bu dosyayı koysalar, bu dosyayı koyanları tutuklarım. Devletin en baba savcısının vaktini almaktan.

Kurt kuzuyu yemeye karar vermiş. Kuzu suçum ne diye sorduğunda, suyumu bulandırdın demiş kurt. Nasıl olur Kurt kardeş, sen suyun başındasın, ben aşağıdayım nasıl bulandıracağım. Ya kardeşim kusura bakma elbet bir bahane uyduracağız. Bir bahane uyduracaklar kurtlar. Suç ağır, şampiyonluklar adil değil, maçlar adil değil. Koskoca Aziz yıldırım, Bucayı yenmek için 3 çapulcuya 3 kuruş para verecek, onlardan medet umacak, ben de buna inanacağım. Hiç bir şey yapmasına gerek yok, sıra Fenerbahçe'deydi, öyle ya da böyle o kaleci o golü yiyecek, Mehmet Yıldız atmayacak, Eskişehirspor'lu futbolcu Trabzon'u durdurmak için ölümüne oynayacak, hakem Fener'e penaltı yaratacak, olmadı ofsaytı görmeyecek, Cüneyt Çakır o ünlü kartal gözleriyle sahada kuş uçurtmayacak, medya uyduruk penaltıları imbikle süzerek haklıya çevirtecek, Karadeniz den gelen feryat figan duyulmayacak şekilde izole edilecek, Ankaragücü kalecisi durup dururken penaltı yapacak, zaten adalet tecelli olacak, Şampiyonluk gelecekti. Durumu bilerek ne diye gebe kalsınlar etrafta dolaşan leş kargalarına.

Aslında savcılara falan gerek yoktu. Federasyon, federasyon olsa Fenerbahçe'nin son maçlarını saymazdı. Fenerbahçe, Buca'ya, Galatasaray'a, Beşiktaş'a yenilmişti zaten. Ama işte dedik ya şebekenin, Şampiyonluğun bir daha Anadolu ya gitmesine rızası yoktu. Bu sene de Trabzon olsa, seneye mutlaka Kayserispor olacaktı. Sonra Gaziantepspor derken her sezon 10 takım Şampiyonluğa oynayacak leş paylaşılacaktı. Bu bölüşüm kargalar için kabul edilemezdi. Biz taraftar olarak Trabzon Şampiyon olsun diye totem yaparken, bizim seramikçi bizim gibi düşünmüyor, Beşiktaş'ı yendiğinde Yıldırırım'ı ilk tebrik eden olacak, Fenerbahçe'nin şampiyonluğunu kutsayacaktı.

Ortada büyük bir suç vardı. Senelerdir işleniyordu bu faili meçhuller. Suçu işleyenler bu sefer kötü yakalanmıştı. İsnat edilen, suç delili diye sunulan şeylere gülüp geçtim. Bütün bunları yaptım dese bile ben 1 gün gözaltı  vermem. Ben onları kanunların suç saymadığı şeyleri yaptıkları için mahkum ediyorum. Kim varsa bu sitemin içinde pusturulmuş, surturulmuş işini yapmaz hale gelmişti. Fenerbahçe'ye yaranmak rant kapısı olmuş, hakemler takdir hakkını devamlı Fenerbahçe lehine kullanır olmuş. Azıcık kafasını çıkartmaya çalışanların bir şekilde kafası kopuyor. İstedikleri adamı televizyondan kovduruyor, istedikleri hakemi maçlarına verdiriyor, istedikleri futbolcuyu transfer ediyor, orantısız güç kullanıyorlardı. Bunlar kanun önünde suç değil, ama bana göre asıl suç bunlardı, diğerleri fasa fiso.

Asker Bülent şaşırıyor, sanıyor ki ortada dolaşan 3 kuruş paraya tenezzül ettiği için( hiç sanmıyorum 5 kuruş almamıştır) içeride olduğunu düşünüyor. Kendisini savunurken suçunu itiraf ediyor. Cami yaptırmış, okul yaptırmış. Hah işte kendin söyledin şimdi. Sen kim sin? de bu ülkede cami yaptırıyorsun, okul yaptırıyorsun. Kim bilir hangi leşin birinden payına ne büyük parça düştü de aklın sıra kafanı kuma sokmak için hayır yapmışsın. Senin hoca sıfatıyla her hangi bir takımın kulübesinde oturman bile suç.

Bu zamana kadar böyle gelmiş böyle gidiyordu. Bu defa itin sesini birileri duymuştu.Haramiler deve kervanını  kazasız belasız Halep'e ulaştırmıştı. Çölde deve izi, eşek izi arayanlar boşuna arıyorlardu. İz yoktu, ama kervan geçmişti kardeşim. Yükünüz  öyle 3-5 puan değildi, zaten kurulmuş gelecek şampiyonluk için koskoca kervanı kullanmazsınız siz, yükünüzün ne olduğu ortaya çıkana kadar başınız belada.  Bahaneye gerek yok ama mevzuat böyle işliyor,  Suyumuzu bulandırdınız, suçunuz büyük, cezanızı hapishanelerde değil, sistemden atılarak, bir daha asla maçlara gelemeyerek çekeceksiniz.

Bu sene de geçti, birileri ya sayacak, ya saymayacak bu şampiyonluğu, kupayı. Ama artık bundan sonra her şey delikanlıca olacak. Şebeke dağılmıştır, maçlar sahada oynanacak, sahada bitecektir. Başta Fenerbahçelilere olmak üzere hepimize geçmiş olsun. Kurtulduk kokuşmuş karanlıklardan.

7 Tem 2011

Büyük Fenerbahçe Taraftarına Açık Mektup

Ey Büyük Fenerbahçe taraftarı;

Lafımız elbette, sarı lacivert forma giyerek Caddebostan'da dolaşan tikiler, yavşaklar, şebekler, statü sahibi görünmek için kombine almış, trafiğe yakalanmamak için 10 dakika önce maçtan çıkan, yenildiğinde kendi futbolcusuna küfür eden, fazla oran var diye kendi takımının yenilgisine bahis oynayan, galibiyet için her türlü pisliğe razı olan, kısaca bir halt olabilmenin tek yolunun Fenerbahçe'li gözükmek olduğunu sanan mikroorganizmalara değil.

Lafımız, aynı bizim gibi  bir renge tutkun olan, tribünlerde bir ömür tüketen, yenildiğinde ağlayan, yendiğinde vakur durabilen, rakibi rencide etmeden sevinmesini bilen, canımız her şeyimiz Fenerbahçe'miz diye her maç bağıran, cebindeki son paralarla maça gidenleredir.

Başkalarının mutsuzluğundan mutlu olmak, artık mutlu olamayacak olanların mutluluğudur. Fenerbahçe yenildiğinde benden daha fazla mutlu olan belki de yoktur. Yenile yenile küme düşseniz deli gömleği giyer Beyoğlu'nda sevincimden teneke çalarım. Ne var ki şimdi düştüğünüz duruma kendi payıma en ufak bir sevinç duymuyorum. Eğer Fenerbahçe'nizi küme düşürürlerse sizlerle beraber ağlayacağımdan emin olunuz.

Ben bu sütunlarda sahanın dışında dönen dolapları defalarca yazdım. Hatta bu sezon ilk defa bir maçınızı Buca maçınızı bütün dikkatimle izledim ve yazdım. Bir şey bildiğimden değil,  o maçta  bir kez daha futbola lanet ettim.

Her güzel şeyi olduğu gibi, futbolu da biz kurduk. Halk çocukları yani. Hani mahalle takımı nasıl kurulur aynı. Mahallenin abileri ön ayak olur, formalar toplar alınır, en yakın mahalleyle maç yapılır. Maçlar ölümüne oynanır, çoğunda kavga çıkar, ertesi gün herkes yine arkadaştırlar. Fenerbahçe taraftarı; belki çoğunuzun haberi bile yok ama , bizden bile önce kuruldunuz. Daha doğrusu teşebbüs ettiniz.  Papazın Çayırı'nda top oynayan ilk Türkler, kurucularınız Fuat Hüsnü, Reşat Danyel ve arkadaşları Black Stocking adını verdiler ilk önce Fenerbahçe'nize. Devrin monarşi rejimi siyah renk protesto rengidir bahanesiyle dağıttı. 3 yıl sonra aynı adamlar bir kez daha kurdular Fenerbahçe'yi Kadıköy Futbol Okulu adı altında. Bu takımı da dağıtıp, kurucuları gözaltına aldılar. Almasalar bizden önce kurulmuş olacaktınız yani. O sıralar belki de Ali Sami Yen, sizin yapamadığınızı yapıp bizi kurdu. Sonra sizin atalarınız gizli gizli oynadılar bu güzel oyunu yıllarca. 1907 lere gelindiğinde 3.defa teşebbüs edilerek bu sefer Fenerbahçe adını verdiler kurdukları takıma. Yani artık kapatılamayacak olan büyük Fenerbahçe'nize, canınız ciğerinize.

Takımın saha çıkarken ürkütücü marş çalar. Biz, taraftar olarak bile o marşı dinlediğimizde maça bir süreliğine yenik başlarız, sesimiz soluğumuz çıkamaz olur, boğazımız düğümlenir. Cihat'lar, Lefter'ler, Can'lar, Fikret'ler. Şanla şerefle bugünlere getirenlerin ismi haykırır Kadıköy'den sonsuzluğa. Bu isimlerden en genci Can Bartu futbolu bırakalı 40 seneyi geçmiş, şanlı tarihinize, şanlı marşınıza ekleyecek birini çıkaramamışsınız. Bir Cemil Turan deseniz yıllar sonra, elinde şike parası dolu çantayla yakaldınzız. Bir Rıdvan diyeniniz çıksa, dinliyoruz senelerdir, çete reislerinin en büyük evladı olarak televizyonlar da, gazeteler de sizleri geri dönüşü olmayan mecralara sürükledi.

Ağla Fenerbahçe taraftarı, ama sakın utanma. Takımını Bank Asya liginde izlemeye hazırla kendini. Hainler, alçaklar Fenerbahçe'yi pisliğe düşürdüler, bu öyle ufak çaplı bir çöplük değil, temizlenmesi zaman alacak ama temizlenecek merak etme. Galatasaray'lılar seviniyor diye üzüntün katlanmasın, sevinmiyoruz. Fenerbahçe'yle oynayamadıktan sonra beni Arena Stadın'da kim motive edecek. Büyük maç oynamadan, Fenerbahçe'yi altıma alamadan gelen Şampiyonluğa sevinemem, bayrak sallayıp coşamam. Hafta sonları Fener ne yapmış diye sormadan geçer mi? Fenerbahçe'nin, Kartalspor'dan yediği gol bizi ne kadar neşelendirecek bu saatten sonra? Şampiyonlar Liginde oynarken yenildiğiniz maçlardan mutlu olurduk saf bir tatminle, artık inşallah  Real Madrid çıkar da rezil olurlar diye bir beklentimiz de yok. Sizin başınızı belaya sokanlar, hayallerinizi yıkanlar inanın en az sizin kadar bizlere de zarar verdiler.

Ağla, ama utanma Fenerbahçe'li kardeşim. Eğer senin o büyük takımın Buca'yı, Belediye'yi yenebilmek için her ihtimale karşı futbol dışı bir müdahele de bulunmuşsa, Korcan'a o gölü yesin diye para gönderilmişse, artık ağlamayı da bırak eyleme başla. Hemen şimdi gidin Federasyon'dan savcılardan önce davranın büyük Fenerbahçe taraftarına yakışanı yapın o lanet olası kupa nerdeyse alın ve Boklu Dere'ye atın. O pislikten onu ancak  o pis adamlar geri çıkartır. Bir kaçınız gidin Samandra'ya Emenike'nin, Sezer Öztürk'ün sırtından o büyük formayı çıkarttırın. Tesislere girişini engelleyin. Yönetim Kurulunuz da muhtemelen çok dürüst adamlar vardır, onların dürüstlüğü sizi kurtaramamıştır, sessiz kalmak suçsuz olmak demek değildir, tarih sizi bataklığa götürenler kadar sessiz kalanları da suçlayacaktır, beklemeyin hepsini kovun. Fenerbahçe'nin sahibi onlar değil, kayıtsız koşulsuz, kongresiz seçimsiz  Büyük Fenerbahçe Taraftarı olarak sizsiniz. Gücünüz her şeye yeter, kimse de taraftar selinin önünde duramaz. Emre Belözoğlu'nu acil takımdan gönderin. O lanetli bir futbolcudur, yeni tertemiz Fenerbahçe'de yeri, forması yoktur.

Büyük Fenerbahçe Taraftarı; Bu güne kadar takımınız hakkında, camianız hakkında defalarca nefret yazımı okudunuz. Hepiniz küfür ettiniz, canınız sağ olsun. Sizin takımıza karşı edilen top yekun küfrün nedeni anlaşıldı sonunda. Sizin taraf olarak baktığınız pencerenin dışında her şey o kadar net görünüyordu ki. Sıraya giriyorlardı hakemler, diğer futbolcular, federasyonlar size kıyak yapmak için. Bir geçim kapısıydı Fenerbahçe'ye yaranmak. Eldeki kanunlara göre polis arabasına onlar binmedi, ama benim gözümde en büyük suçlu onlardır. Takdir hakkını Fenerbahçe'ye kullanan hakemdir esas şike yapan. Esas suçlu aman Fenerbahçe'ye karşı iyi oynayıp başımı belaya sokmayayım diyen futbolcudur. Haksız kazandığı bariz maçtan sonra bile gerçeği yazmayıp sizlere yalamalık yapan medya mensubudur haksız kazanç sağlayan. Senelerdir televizyonlardan dünyanın parasını alan şebeklerin ki şike değil mi? Bal gibi esas suçlu onlar, tetiği onlar çektiler, onlar olmasa bu pislikler o tetikleri  kendileri çekemezlerdi. Çekemedikleri için de var oluş sebepleri bulunmadığından sessiz sedasız aramızdan çeker giderlerdi. Kim bilir kimlerin niyet edip yapamadığı, yapıp da yakalanamadığı, yakalansa bile ört bas edildiği gibi.

Şimdi arınma vaktidir. Aslında bütün renkler aynıdır ama kirlenme hakkı en az beyaza verilmiştir. Sarı lacivert renkler kirlenmiştir, pislikler kirletmiştir siz değil. Savcının yakaladığı ve yakalayamadığı bütün pislikler artık kendilerini nasıl temizleyeceklerinin derdine düşsünler. Futbol bizimdir, Galatasaray kadar, Fenerbahçe'de bizimdir, emin olunuz ki büyük temizliğinizde bir süpürge de ben alıp en ön saflarınızda olacağım. Bizi Kadıköy'de bir kez daha yenebilme ihtimaliniz oluşuncaya kadar, Fenerbahçe nefretimi naftalinliyorum, rafa kaldırıyorum.

Ey Büyük Fenerbahçe Taraftarı; Acınız acım, üzüntünüz üzüntüm, mücadeleniz mücadelemdir. Spor birlik, dostluk dayanışmadır. Onlarcasını seyrettiğim, erkekçe kapıştığımız o büyük maçların tez elden en kısa zamanda geri gelmesini diliyor, hepinizi Galatasaray'lılığımın olanca ateşiyle kucaklıyorum.

3 Tem 2011

Bilmediğimiz Oyun

Başta ben, az saldırmadım bizim prostatlılara, liseli fosillere. Milyonlarca Galatasaraylı adına karar veren, maça bile gelmeyen akil, akıllı, muteber, mübarek adamlara. Vay efendim siz ne karışırsınız, ne anlarsınız futboldan diye. Bırakın biz çapulculara bu işleri. Hayatımız tribünlerde geçmiş, gözaltı, karakol, mahkeme yüzü görmeyenimiz yok. Polis copu yemeyenimizi, kavgaya bulaşmayanımızı, küfür etmeyenimizi, biber gazını solumayanımızı aramıza almayız. Ah, sizin yerinize biz yönetseydik bu takımı, masa başında ezebilirlermiydi bizi? Biz yumruk yerken, siz purolarınızı, viskilerinizi içtiniz, sesinizin tonunu bile yükseltmediniz, hayatta hep vakur durdunuz. Biz olsak yumruğu yediğimizde kafayı yapıştırır 5 maç ceza alırdık.

Biz Kadıköy'de, tel kafesin içindeki 2500 sarhoş, kolpa bir cumhuriyete! küfür edip coplanırken, rahmetli monşerimiz yediğimiz golleri atanları tebrik etti diye etmediğimizi bırakmamıştık. Yenildikçe başkana, yenemedikçe hocalara, futbolculara saldırdık. Önümüzde, göz göre göre dönen dolapları görmediğinizi sandığımız, ilgisiz kaldığınız için sitemler ettik.

Hakkımızı yemeyelim, hiç birimiz siz de şerefsizlik yapın demedik. Gidin hakemlere baskı yapın, soyunma odası basın, hakkımız olmayan puanları alın diye baskı yapmadık. Sizler de bilirsiniz ki, eğer bizim tespit ettiğimiz bir kalleşliği yapan olursa aramızda asla barındırmayız, haksız attığımız bir golü istemeyiz. Hele ki hak etmediğimiz bir şampiyonluğu bile kabul etmeyiz.

Belki de Adnan Polat'ı bu yüzden derdest ettiniz. O içimizdeki en meyilli olanıydı belki bu işlere. Belkiden daha fazlası, koltukta oturmaya direnmesi bu yüzdendi. Nitekim kankası nasıl bu işleri öğrenmiş ve yürürlüğe koymuşsa o da koyabilirdi. Bu sene kalsaydı biz yine kesin şampiyon olacaktık. Ama bırakmadı derin Galatasaray oligarşisi. İçlerinden birisinin yapacağı hata, yüzyıllardır biriktirip övündüğümüz değerleri bir anda silip savurabilirdi. İzin verilemezdi, vermediniz.

Gerekirse yine şampiyon olunmayacak dediniz ve bildiğiniz ilkelerden, hasletlerden geri adım atmadınız. İçinde olmak zorunda olduğunuz şebekenin bir gün elbet patlayacağını, ayrık otlarının temizleneceğini, bağırsakların içerideki ishali elbet dışarı atacağını biliyordunuz. O yüzden ısrarla, her fırsatta, Galatasaraylılığın erdem olduğunu ispatlamakla geçti ömrünüz.

Bağdat caddesine asmışlar afişlerini. Sanki bu caddede oturanları tapu kayıtlarına Fener'li olduklarını yazdırmışlar gibi.''Bildiğiniz başka oyun var mı?'' Yok kardeşim, biz oyun bilmeyiz, oyun yaptığını anladığımızda içimizdekine cümbür cemaat saldırırız. Siz anlayamazsınız, Galatasaraylı tarihinin en kötü sezonunu geçirir ama yine de sarı kırmızı formasıyla sokakta gezer. Siz olsanız sarı ve laciverti renklikten atardınız. Sizin için varsa yoksa o lanet olası kupa. Her türlü hokkabazlık, hile meşru. Oynadığın futbol, her maçı kazanmana yetiyor mu? başındaki hoca 18 maçın tamamını kazanacak kadar profesör mü? eğer öyleyse anlı şanlı baba takımlar neden transfer edip götürmezler.

Sen ölüm kalım maçına çıkacaksın, bir taşra şehrimizin mütevazi takımında 1000 dolarlık bir şebekken şişirilen balonla birden ligin en önemli santraforu olacaksın, adam yerine konmadığın, önlem alınmadığın için gereğinden fazla gol attığında seni bir bok sanacaklar, tehlikeli bulacaklar ve o kritik maçta oynamayacaksın. Gerçi oynasan ne olacak o ayrı da, oynamadığın için sezon sonunda 8 milyon yuroya kendini boklu derede bulacaksın. Artık gözaltında yusuf yusuf olursun, korkudan bembeyaz çıkarsan delikten hiç şaşırmam Fenerbahçe'li amanuel amınakoyim emi.

Eskişehirspor'un Trabzon'la oynadığı maçı seyrettim. Ağızlarından salya akıyordu Asker'in! askerlerinin. Bir medet, bir çelme, hep böyle oynayabilseler keşke. Es Es in eski abileri gibi esselerdi. İstanbul'a kan kusturmuşlardı bir zamanlar, tıpkı bir maçlığına Trabzonspor'a kusturdukları gibi. Barutları bir maçmış demek, Fener maçında esmek yerine kavak yeline dönüverdiler. Artık ucuz numaraları yemiyorlar, açın Fenerbahçe'nin son 30 senesinin transfer listelerine. Almış oldukları oyuncuların kendi maçlarında nasıl oynadıklarına. Daha dündü ya, en büyük Galatasaraylı olduğunu iddia ettiğimiz Arda'nın üstelik kiralıkken bize karşı nasıl oynadığına. İşte bu yüzden seviyoruz biz onu, bize böyle futbolcu lazım.

Bu sabah Galatasaraylı uyandığımıza bir kez daha şükredelim çocuklar. Pislikten uzak durduğumuz ve kupa alamadığımız her sezon bizim iftihar sezonumuzdur. Masa başı oyunlarını bilmediğiniz, bilenleri aranızdan atıp bizi tertemiz bir takımın büyük taraftarı olarak gururlandırdığınız için saygılar sunuyorum sevgili fosiller, sevgili prostatlılar.

18 Haz 2011

Son Topun Ötesi

Basketbolu sevmem, kurallarının çoğunu bilmem, yolda görsem düne kadar hiç bir Galatasaray basketbolcusunu tanımam. Basketbol topunu ellemedim, hayatımda iki defa basket maçına gittim. 1. si o tarihe mal olmuş Spor Sergi Saray'ındaki Fenerbahçe ile oynayıp kazandığımız maç. O maça da tesadüfen Elmadağ'da gezerken, sarı kırmızı kağıt şapkalı, bayraklı bir grubun peşine takılarak gitmiştim. Öyle ya Ali Sami yen'de maç yoktu ve Galatasaray taraftarı bir yere gidiyordu, isterse rüzgara karşı işeme maçına gidiyor olsalardı. Bir Galatasaray taraftarı, eğer taraftarsa sarı kırmızılı arması neredeyse, elinde imkanı var ise olabildiğince yanında olmalıydı. Diğer gittiğim maçın önemi büyük fakat benim için kayda değer bir yanı yoktu. Abdi İpekçi'de Efes Pilsen'in Barcelona ile oynadığı maçtı.


Bu girişgahtan sonra şu bizim basket takımının şahlanışı karşısında da bir şeyler yazmamak ayıp olurdu. Bilmediğim için teknik konulara girmeyeceğim, evvel emirde benim gibi basketbolsevmez birine, sadece azılı bir Galatasaraylı olarak televizyon başına mıhladıkları, Galatasaray armasının verdiği savaşı son saniyeye kadar heyecanla seyrettirdikleri için, başta hocalarına ve sonra bütün basketbol takımına şükran ve minnetlerimi iletiyorum.


Usulden yazacaklarım bu kadar, şimdi esastan yazmanın sırasıdır. Benim lafım her zaman olduğu gibi yine büyük Galatasaray taraftarına olacaktır.


Son top kullanılana kadar ve hatta Galatasaray basketbol takımı sahadan çıkana kadar dünya da eşi benzeri görülmemiş bir bağlılıkla imtihan verdiler. Gerçek, öncü, takip edilmesi, örnek olunması gereken yığınlardı onlar. Ne var ki daha sonra bildiğimiz kapalı tribün çapulcularına , gerçek kimliklerine dönüverdiler. Şu anlaşılmıştır ki, kendi işlerinde ne kadar başarılı ve ne kadar çok para kazanmış olurlarsa olsunlar, bizleri yönetenler, yığınları idare edebilme, onları örnek olunası mecralara sürükleme işlerinden zerre anlamıyorlar. Korkum o ki bu gelişmesiyle futbolda da benzer şeyleri görebiliriz. Galatasaray başkanının, o büyük taraftarın, kendisinden beklenmedik direnişi gösteren büyük takımına gereğinden fazla sevgi gösterisinde bulunacağını, ve hatta daha ileriye giderek gücünü kontrolden çıkaracağını bilmesi gerekirdi. Salona girdiğinde bir konuşma yapar, taraftarın tüylerini diken diken ettirir, takımın gücünü insan üstü kademelere çıkartır ve sonuçta kaybedersek, kazananı büyük Galatasaray taraftarının yapması gereken gibi, kupayı teslim edip yollardı. İş bitmiş, Galatasaray kaybetmiş, taraftar racon kesip Ali Koç'un kellesini istemiş , kupayı aldırmam diye bağırmış, o dakikadan sonra tükürdüğünü yalamaz, değil sen, Ali Sami Yen hortlayıp gelse ''çıkın'' dese yine çıkmaz. Yeni seçilmiş, kendisine umut bağlamış, başarılı iş adamı başkanının demesiyle değil sırtına cop yiyerek geri çekilmeyi tercih eder. Bir fırsat daha kaçmıştır, günün birinde aynı durumda biz olabiliriz ve o zaman değil takım boş tribünler önünde kupayı alarak, sopa yiyerek o salondan çıkarsa da kimse şaşırmasın.





1 Haz 2011

Adam Sandıklarımız; Kewell, Baros, Neill

Kafayı yedi sanmayın sakın çocuklar, bi dinleyin. Biliyorum bir çoğunuz bu kadar da nankör olunur mu? diyeceksiniz. Biliyorum çoğunuz bu saydığım futbolcuları, efsaneler düzüp koşacak kadar seversiniz. Kusuruma bakmazsanız devam edeceğim.

Olimpiyat Stadındaki şampiyonlar ligi finalini seyrettim. Kewell ve Baros, ikinci takımım Liverpool'un forvetiydi. Ne oluyo lan demeye kalmadı, Milan çullandı, hezimet yanı başımızdaydı. Geriye düşen final takımından ilk çıkarılan, gol atması beklenen Kewell'di. O maç Kewell çıktı diye geri döndürüldü demiyorum elbet. Ben ilk kez orada tanıdım Kewell'i. Halbu ki daha önce bizim yarı final maçlarında oynamış, ve ben futbol cahilinin dikkatini çekmemişti.

Galatasaray öyle böyle şampiyon olmuştu. Kırık dökük, hocasız takım Şampiyon olunca, devamı gelsin diye olacak, Hakan Şükür'e yeter denip, Kewell ve Baros transfer edildi. Finali seyretmiş bendeniz, finali kazanmış takımın forvetinin Ali Sami Yen'e çıkacak olmasına inanamamış, etrafındakilere büyük konuşmakta gecikmemişti.. Galatasaray kalecisiz bile oynasa her maç galip gelecekti. Gerçi Baros yine de beni yanıltmamış, gol kralı bile olmuştu. Ne de olsa, zaten kraldı, ne var ki kral olduğu takımın ambarına fare girmişti. ligi sonuncu bitirdi ( benim için lig, Fenerbahçe, Beşiktaş ve yanında mutlaka dereceye oynayan, form tutmuş bir Anadolu Takımından ibaretti)

Sonraki sene daha bir vahimdi, koskoca Reykart'la başlanmış, Baros'a servis için üstüne Elano alınmıştı. Hakkını yemeyelim, sakatlanmıştı, iyileştiğinde ise her şey çok geçti. Büyük bir golcüydü, itirazım sıfır, ancak sakattı, işi bitmişti. Pislikti, hakemlere yardımcı olmuyordu, ofsayttan çıkamıyordu, her topu eliyle kontrol ediyor, sarı karttan kaç kere maç cezası almıştı. Dibe gidiş devam ediyor, takımın bir kez daha sonuncu olmasına engel olamıyordu.

Bu seneyi saymıyorum, kepazeliğin bini bin paraydı. İyileşecek diye doktor yolu bekledik, ha şimdi atacak diye  maç saydık,  aldığı sarı kartlarını sayamadık, 3 hoca eskiten takım tarihinin en büyük dibini yaptı.

Kewell; unutulmaz goller attı evet, biz de bağırdık, bizde sevindik. Ne güzel yakışıyordu Galatasaray forması. Şampiyon takıma gelmiş, 3 sene kalmış, Galatasaray'ı berbat eden futbolcuların halayını çekerek aramızdan ayrılmıştı. O da arkadaşı Baros gibi sakattı. Ve biz yeteri kadar sakat futbolcu seyrediyor, bünyemizde barındırıyorduk. Üstelik Kewell'in gönderilmesini engelleyebilmiş, Keita'nın gidişine mani olamamıştık.

Neill geçen sezonun ortasında takıma dahil olduğunda liderdik. Olası ikinci UEFA kupası yollarımız açıktı. Belki Servet'in daha az gol yedirmesine engel olsun diye transfer edilmişti. Geldiği bir kaç maç harbiden iyi oynadı. Belki kazma Servet'e baka baka kararmıştı kimbilir? hiç bir kafa topunu alamıyordu, ileriye çıktığında dolu dönemiyordu, oynadığı, 1.5 sezon boyunca benim hatıralarımda çok kötü izler bırakarak dış hatlar terminaline yollanıyordu.

Yılan, Akrep, Çakal ormanda gezintiye çıkmışlardı, Kamplumbağaya sende gel dediler. Hava dönmüş, gök gürültüsü, şimşek, fırtına kasırga kıyamet kopmak üzereymiş. Yılan; ''beyler ben bir şimşek daha çakarsa şu kayanın dibine kıvrılıp kendimi kurtarırım'' demiş. Akrep; ''benim için sorun yok, ben şradaki ağacın kovuğuna girer yırtarım'' Çakal; ''valla ben bekleyecek durumda değilim,ilerde bir kümes var oraya sığınacağım'' Kamplumbağaya sormuşlar, '' sen ne yapacaksın''

Kaplumbağa;'' ben de sizi adam sanmış, yola çıkmıştım''

Evet Galatasaray forması şampiyonluk dışındaki derecelere razı olanlar için uygun bir forma değildir. Ben de sizi bi bok sanmıştım çocuklar, Kewell, Baros, Neill siz ufak ufak uzayın, ben buradayım, fırtınalarla cebelleşeceğim.

31 May 2011

Futbolu Sevdirenler; İvan Ergiç


bilinmesi gereken bir adam geçti bursa’dan, gözlerimizin önündeydi dev gibi…
“kazım koyuncu” dedi, en sevdiği türk sanatçıyı sorunca…
kanserden öldüğünü biliyordu ve hayat hikâyesini çok acıklı buluyordu.
ve “nazım” deyince susuyordu her seferinde…
ülkenin iç-dış politikaları, siyasi partiler, dünyadaki dini akımlar sohbetlerin genelini oluşturuyordu.
barış manço’yu merak ediyordu, livaneli’yi…
biliyordu da…
bulvarda kırmızı ışıkta durmuş beklerken “deniz’i sever mi türkiye?” deyiverdi…
idamlardan bahsettik…
sustuk…
üniversite yıllarımda yapmadığımız tartışmaları heyecanla sürdürüyorduk bir araya geldiğimizde.
osmanlı imparatorluğunun kronolojisini de iyi biliyordu atatürk devrimlerini de…

***

kılık kıyafet konusunda kabul edelim ki özensizdi.
ve kimse bilmezdi; “kermes”lerden giyinirdi…
“bir çocuğun bursa’da manchester united’ı izlemesinden daha önemli bir şey olamaz” demişti. cebinden yaklaşık 20 bin tl verip okullara bilet dağıttırdı. çocuklar da bilmiyorlardı kim olduğunu. meraklı bir baba uğraşınca, ismine ulaştı ve medyada haber oldu. çok kızmıştı…
“olsun be yaa…” demiştik, o diyemedi bir türlü.
daha bilinmeyen pek çok hayır işine imza attı.
gizlilik esastı…
bütün dinleri olduğu gibi islam’ı da araştırdı.
iki ayda, derdini türkçe anlatmaya başladı…
4 dil biliyordu. türkçe 5. oldu…

***

kuru fasulye en sevdiği yemekti. özel olarak yapardı ramazan usta. künefeyi de çok beğendi… bir de “fasulye” şarkısını.
galibiyet kutlamalarında ortaya atlardı hemen.

***

ertuğrul sağlam’ı çok sevdi bir de…
saydı…
hoca gibi, ağabey gibi, dost gibi…

***

genç futbolcular her otomobil değiştirdiklerinde yanlarına gidip “off süper araba kaç yapıyor?” diyerek dalgasını geçiyordu. kendisi için önemsizdi çünkü…
evet, kesinlikle çok komikti.
hemen hemen herkesin taklidini yapabiliyordu…

***

uzak durdu medyadan.
karaburun’daki konferansa spor emekçileri sendikasının davetlisi olarak giderken çok heyecanlıydı.
uyardık ama, “burası türkiye siyasete çok girme…” gülümsedi sadece “merak etmeyin” derken…
“filozof değilim” diyordu. sırt çantasında en az 7-8 kitapla geziyordu. kiralık evi olmasına rağmen tesislerde kalıyordu.
ya okuyordu, ya uyuyordu…
ve kafa dengi arkadaş bulunca anlatıyordu;
“italya’da futbol büyük ve çirkin bir organizasyon… futbolun ruhu kayboluyor. neden hakemler gol sevinçlerinde formayı çıkartmaya sarı kart gösteriyor? forma reklamı görülmüyor diye. para futbolun dengesini bozuyor…”

***

duygusaldı…
cem karaca’nın “tamirci çırağı”nı dinlerken gözleri dolmuştu…
çok iyi bir ailesi vardı. menajeri olmadı hiç…
babası ilgilendi transferleriyle, her şeyi bırakıp bir anda avustralya’ya dönebileceğini söylerdi her seferinde…
kırmızı kart görmedi hiç…
hem de hiç kimseden…

***

bursa’yı çok sevdi…
bursalıları çok sevdi…
pazartesi bursa’dan ayrıldı, salı günü şampiyonluk kutlamalarında basel’de omuzlara alındı…

***

teşekkürler ivani…
futbolun için…
adamlığın için…
dostluğun için…

***

kazım koyuncu’ydu en sevdiği şarkıcı ;
“işte gidiyorum” ile bitsin bu yazı…

işte gidiyorum
bir şey demeden
arkamı dönmeden
şikayet etmeden
hiçbir şey almadan
bir şey vermeden
yol ayrılmış, görmeden gidiyorum

ne küslük var ne pişmanlık kalbimde
yürüyorum sanki senin yanında
sesin uzaklaşır her bir adımda
ayak izim kalmadan gidiyorum

gerdiğin tel kalbimde kırılmadı
gönül kuşu şarkıdan yorulmadı
bana kimse sen gibi sarılmadı
işığımız sönmeden gidiyorum…



Bursaspor Televizyonu Müdür Yardımcısı Burak Uçar'dan alınmış, üzerine tarafımdan sadece güle güle yoldaş ivan diye ilave edilmiştir. 

30 Nis 2011

Derbi Maçı; Beşiktaş 2- Galatasaray 0

Sezon başı ne güzel başlamıştı oysa. Bir tarafta Tüpçü'nün, Guti'li, Karizma'lı ,başında Şuster olan uzay takımı. Bir tarafta Seramikçi'nin, koskoca Reykart'lı, Misimoviç, Cana takviyeli büyük Galatasaray'ı. Ve bu iki takım adı derbi olan, bitime 4 maç kala oynanan maça çıkıyorlar. Fenerbahçeli olanların bile ilgilenmediği bir derbi işte. Derbiyi oynayan bizim takım, iki hocası kovulmuş, sonrasında hoca diye bir çapulcuya emanet edilmiş, başkanı derdest olmuş bir enkaz  olarak İnönü'ye çıkmış.

Kale sırayla, bu sefer golü gelmiş olan kaleci, saçı tokalı, olanca sakin ve soğukkanlılığıyla geviş getiren Aykut. Serkan, Zan, Servet, Çağlar savunması bugün Bank Asya Liginde sıradan bir takımın savunması bile değil. Bu savunmayla erkekse Barcelona oynasın görelim. Bülent Hocam daha ne yapsın. Yabancılar kapacağına varsın bizimkiler bölüşsün parsayı. Ben olsam ben de onları oynatırım. Pino'dan, Cana'dan, İnsua'dan bana ne fayda var. Yarın ihtiyarladığımda Servet'in kapısını çalsa yardım etmez mi? Eder, Gökhan'da, Serkan'da bu 45 senelik çömez abilerini açıkta bırakmazlar.

Hepiniz bilirsiniz, Mustafa Sarp'ın düşmanıyım. Ama hakkını vermem lazım, bu maçta seyrettiğim en iyi oyununu oynadı. Kendisi futbolcu olmadığından, 2 senede ilk defa benim gözüme  ancak kötü bir futbolcu olarak görünebildi. Artık Mustafa Sarp'ın arkasındayım. Oynatmazlar ya, oynatırlarsa son 3 maçını doya doya oynasın, benden helal olsun.

Biri var ki yazık oldu. Ayhan Akman, o Şampiyon olduğumuz Sivas maçından sonraki en büyük futbolunu oynadı. Benim babam komadaydı, gün sayıyorduk evde, birden dirildi bir günü çok sıhhatli geçirmişti. Acaba Ayhan'ınki de böyle bir diriliş maçı mı? Babam ertesi gün öldü. Golü yiyene kadar, hayranlıkla izledim kendisini, ama çok geç artık eski kaptan. Bir önceki paragrafı işgal eden yaratık olmasaydı, inan ömrünü en az 2 sene daha uzatırdın bu takımda.

Baros'u görür gibi oldum ben en uçta. Futbolcudan çok sıçana benziyordu. 3 maç sonra olmayacak adam, topu ayağına sürmedi. Ofsayt ve sarı kart krallığı bu kadar az oynamasına rağmen onun. Oynayamayınca da pislik yüzü ortaya çıkıyor.

Arda'ya acıyorum bu takımda. Keşke iyileşmeseydi, şu takımda, içler acısı durumda insan nasıl top oynayabilir?

Aslına bakarsak yüz yılın en kötü kadrosu, beklemediğim kadar iyi futbol oynadı. Bir ara 10-15 pasa çıktılar. Gol de bas bas bağırıyor ben geliyorum önlem alın diye. 2 defa gök tanrı yardım etti. Baştan söyledik ya, takımın, hocası yok, başkanı yok, gelecek korkusu hakim, futbolcular kötü, eller ayaklar felç geçiriyor. Bereket Beşiktaş bizden bile kötü. Mucize 2-0 olunca topa basıp, tabelayı korudular. Bizim çapulcu, 2-0 yenik takıma hakan Balta'yı sokuyor, Hakan Balta durumu 5 dakikada 2-2 ye getiremeyince de kovduğu, arkasından emirle geri aldığı Pino'yu alıyor. Tercüman marifetiyle taktiğini veriyor.'' Hadi Kolombiyalı Pino, seni affettim git şu 5 dakikada Beşiktaş'ın işini bitir''  Sonrasını Musa Çözen gösterdi zaten.

Bitmiş bir iş, sinmiş bir kulübe, çökmüş iki hoca, koskoca bir leş.

Büyük Galatasaray'ın son hali, ulu bir ölü.

Ve bütün bu kepazeliği seyreden, yazan, zapta geçiren, bitik bir Galatasaraylı,