Kewell sakat, ben yazamadan sakatlandı. Bu maça saklamıştım Kewell sakatlanacak yazısını, yetişemedim. Adam 6 maç 120 şer dakika katır gibi oynuyor, bizde tam bir maç bile oynayamadan sakatlanıyor. Yok arkadaş bu böyle gitmeyecek. Çağıracaklar Veliefendi'den at doktorlarını. Bütün takımı at kontrolünden geçirecekler, en ufak bir sakatlığı olanın sözleşmesini iptal edecekler. Normal insan doktoru bize yaramıyor. Gerçi atı oynatsan bu takımda ikinci yarıya çıkamaz o bile sakatlanır.
Diğer sakatımız Baros iyileşmiş aklımız sıra. Bir daha sakatlanmayayım diye zıplamıyor, koşmuyor. Bu takım lanetlenmiş bir kere. Kimi getirsek oynayamayacak. Adamlar Real Madrid'den futbolcu alıyor, biz Kasımpaşa'dan.
Maça aslında iyi başlamıştık. BAM üçlüsü öyle ya da böyle sahada değildi. Ve ne yazık ki tek maçlıkmış saadet. Bu hafta en az ikisi sahada olur. Kalemize gelen ilk topa bakalım. Hakan Balta kaybettiği topa geri geri koşuyor. Bir paket sigara içip maça çıkmış izlenimi var. 3-0 galip değilsek iğrenç gözüküyor Hakan Balta. İçeri şişirilen topa Servet kafaya çıkıyor ve vuramıyor. Vuramadığı topa vuran Zapata'nın bacağının arasından kaleye sokuyor. Kalemize gelen ilk top gol. Bu kaçıncı? Çuvalın biri gidiyor, biri geliyor. Uğursuz Aykut bakalım daha kaç kaleci harcayacak?
Hagi baba, bırak bu işleri. Galatasaray'ın gençlerinden bir bok çıkaramazsın. Hatta sana da bir akıl vereli. Paf takımını iptal et, yok say. Oradan bir Servet, bir Balta çıkmıyorsa unutun gitsin, boşuna para harcamayın. Ne Anıl'dan, Ne Serkan'dan, ne Emre Çolak'tan futbolcu olmaz. Biz Arda çıksın istemiyoruz, Sabri'den de vaz geçtik. Bir Mehmet Güven de çıkmaz mı?
Bir golü çıkaracak kadar bile derman yok takımda. Galip gelmemiz için en az 3 tane gol atmamız lazım. Gol atmayı bıraktık pozisyona giremiyoruz. Acı çekiyoruz maç seyrederken, maç bitmeden seyretmekten vaz geçiyoruz.
Söyleyecek, yazacak hiç bir şey yok. Delik kapamakla olmadı, takımın tamamı değişmeden de olmayacak. Kimi getireceksin, kimi oynatacaksın. Gene kaldın 16 numaraya, Ayhan'a, Barış'a. Biz bittik, artık seyretmesek de olur da, vah zavallı yeni Galatasaraylılar vah.
Ah Hagi ah, hayatını serbest vuruştan kazandın, takımda penaltı atacak adamın yok. Attığın korner, kalene gol tehlikesi oluyor, serbest vuruş kullanacak kapasitede bir futbolcu çıkaramadın. Daha kötü günlere hazırlıklı olun çocuklar. Dua edin Arena'ya geçtiniz de oranın büyüsü bozulana kadar idare edersiniz. Sami Yen'de oynansaydı alınan iki galibiyet de gelmez, iyice küme mücadelesinde bulurdunuz kendinizi. Bulmayacağınızın da garantisi yok ya, haydi hayırlısı.
12 Şub 2011
6 Şub 2011
Çağın Vebası; Galatasaray 4- Eskişehirspor 2
Her şeyin tanrısı olduğu gibi futbolun da tanrısı var. Ve futbol tanrısının peygamberi de Hagi'dir işte. Bank Asya ligi dahil, bütün takımların orta sahasından daha kötü olan, Barış-Ayhan- Mustafa Sarp kombinasyonunu, başka bir sıfattaki insan bozamaz. İster Reykart ol, ister Trapattoni, bozamazsın. Bunlar cezalı veya sakat değilse mutlak oynayacak. Oynatmamak için peygamber olacaksın. Ayhan cezalı olmasa, Barış sakat olmasa bu 3ünden en az 2 si banko, diğeri sonradan oyunda olacaktı. Dedik işte, futbolun tanrıları, peygamberlerine yardım ediyor. Oynatamıyor Hagi, kepaze orta sahayı.
Mustafa Sarp'ın sözleşmesinde oynamazsa daha fazla para alır maddesi yoksa, bir dakika bile onu oynatan hoca, hoca değildir. Maçı Anadolu'da bir köy lokalinde izledik. O cahil dediğimiz insanların yorumları aynen bizim ki gibiydi. Mustafa Sarp kadranda gözükür gözükmez, maç en az 3-2 ye gelir demeyen tek bir Galatasaraylının olmadığından eminim. Bu lanet, veba mikrobu yüzünden Baros'un attığı gole bile sevinmedim.
Hagi değil, Yüce Gök sayesinde son yılların en büyük orta sahasıyla Arena'daydı. Cana'nın geride, Neill'in önde oynaması orta sahanın tamamen top tekniği yüksek, dikine oynayan, top isteyen futbolculardan kurulması demekti. Buradaki gereksiz hamle, Sabri'nin orta sahada oluşuydu. Ne gerek var, yılların sağ beki kadronda, Yekta denen bir adamın da var. 4 senedir bir şeyler yapar diye bekletilen Serkan Kurtuluş'u oynatmanın mantığı yok. Tezlerimizin arkasındayız, Antrenörlük bilgisi, sevk ve idare kabiliyeti yok. Ancak futbolcunun iyisinden anladığından, iyi takım kurar. Kurduğu iyi takım iyi futbol oynarsa işte bu gece ki gibi, milletin burnundan fitil fitil getirir.
İlk yarıda BAM'sız oynanan oyunda, Servet ve Balta dahil hiç kimse batmadı. Hatta Cana'yla böyle bir kaç maç oynasın Servet'i savunuyor duruma bile geçeceğiz. Kim bilir belki, Balta Hakan'ı bile seveceğiz. Stancu için gelmeden aldığımız istihbaratın ne kadar doğru çıktığını gördük. Kulyo maç oynadıkça daha iyi olur. Böylesi adamların yanındakilerle oyunu , uyumu çok önemlidir. Takımı tanıdıkça, kendine güveni geldikçe derin Galatasaraylılardan talimat gelmezse kimse kesemez.
Kaleci için beklemedeyim henüz. 2 maçta 5 tane yedi, yediği golleri sağ olsunlar, bizim mevcut kaleciler de yiyebilirdi zaten. Yabancı kontenjanına değer mi diye düşünen varsa, değer. Ömrümden, Galatasaraylılığımdan en az 20 senesini aldılar çuval kaleciler.
Artık eksprese son yolcuyu bekliyoruz. Arda Turan'da katıldıktan sonra ufkumuz açık. Ve artık sen de gör Hagi. Bam 3 lüsünü kadro dışı bırak, takım gol yemez. Sen bırakamıyorsan, biz yalvarmaya devam edelim. Sevgili futbol tanrısı, Ayhan ve Barış'tan sonra, Mustafa Sarp'ı da bertaraf eder nasıl olsa. Peygamberine küfür ettirecek değil.
Mustafa Sarp'ın sözleşmesinde oynamazsa daha fazla para alır maddesi yoksa, bir dakika bile onu oynatan hoca, hoca değildir. Maçı Anadolu'da bir köy lokalinde izledik. O cahil dediğimiz insanların yorumları aynen bizim ki gibiydi. Mustafa Sarp kadranda gözükür gözükmez, maç en az 3-2 ye gelir demeyen tek bir Galatasaraylının olmadığından eminim. Bu lanet, veba mikrobu yüzünden Baros'un attığı gole bile sevinmedim.
Hagi değil, Yüce Gök sayesinde son yılların en büyük orta sahasıyla Arena'daydı. Cana'nın geride, Neill'in önde oynaması orta sahanın tamamen top tekniği yüksek, dikine oynayan, top isteyen futbolculardan kurulması demekti. Buradaki gereksiz hamle, Sabri'nin orta sahada oluşuydu. Ne gerek var, yılların sağ beki kadronda, Yekta denen bir adamın da var. 4 senedir bir şeyler yapar diye bekletilen Serkan Kurtuluş'u oynatmanın mantığı yok. Tezlerimizin arkasındayız, Antrenörlük bilgisi, sevk ve idare kabiliyeti yok. Ancak futbolcunun iyisinden anladığından, iyi takım kurar. Kurduğu iyi takım iyi futbol oynarsa işte bu gece ki gibi, milletin burnundan fitil fitil getirir.
İlk yarıda BAM'sız oynanan oyunda, Servet ve Balta dahil hiç kimse batmadı. Hatta Cana'yla böyle bir kaç maç oynasın Servet'i savunuyor duruma bile geçeceğiz. Kim bilir belki, Balta Hakan'ı bile seveceğiz. Stancu için gelmeden aldığımız istihbaratın ne kadar doğru çıktığını gördük. Kulyo maç oynadıkça daha iyi olur. Böylesi adamların yanındakilerle oyunu , uyumu çok önemlidir. Takımı tanıdıkça, kendine güveni geldikçe derin Galatasaraylılardan talimat gelmezse kimse kesemez.
Kaleci için beklemedeyim henüz. 2 maçta 5 tane yedi, yediği golleri sağ olsunlar, bizim mevcut kaleciler de yiyebilirdi zaten. Yabancı kontenjanına değer mi diye düşünen varsa, değer. Ömrümden, Galatasaraylılığımdan en az 20 senesini aldılar çuval kaleciler.
Artık eksprese son yolcuyu bekliyoruz. Arda Turan'da katıldıktan sonra ufkumuz açık. Ve artık sen de gör Hagi. Bam 3 lüsünü kadro dışı bırak, takım gol yemez. Sen bırakamıyorsan, biz yalvarmaya devam edelim. Sevgili futbol tanrısı, Ayhan ve Barış'tan sonra, Mustafa Sarp'ı da bertaraf eder nasıl olsa. Peygamberine küfür ettirecek değil.
3 Şub 2011
Karpatların Kırosu; Gaziantep 3- Galatasaray 2
2 senedir ilk defa, takımı ben yapsam aynı kadroyla çıkardım. Futboldan, Galatasaray'dan, hayattan soğutan hiç bir futbolcu yoktu sahada ilk kez 2 sene sonra. Galatasaray'a bahis bastık canlı bahis sitelerinden. Hatta 2 farklı yeneriz dedim. İnanılır değildi, futbol tanrıları, sevgili peygamberlerine yardım etmişti. Biri sakat, biri kırmızı kart cezalısıydı. ne yazık ki diğeri kulübede oturuyordu. Babamın mezarında dua etmemiş ben, metafiziğe yalvarmaya başladım. Şu maçı, şu yedekte oturan Galatasaray tarihinin gelmiş geçmiş en kötü futbolcusu oyuna girmeden farklı galip bitirelim. Bitirelim ki sevgili kıromuz, galip takımı değiştiremesin.
2 senedir ilk defa, Galatasaray maçında içim kıpırdadı. Gol yediğimize üzüldüm, gol attığımızda havaya sıçradım. 2 senedir ilk defa bir maçta yenik duruma düştüğümüzde kesin yeneriz dedim. takımda Servet'i saymazsan sıfır kazmayla, Hakan Balta'yı saymazsan sıfır hisssiz 11 le oynuyorduk. Bu kazma ve his yoksunu bu takımın içerisinde ihmal edilebilir noktadaydı.
Topla biz oynuyorduk, iyi oyunla kötü oyun arasında pamuk ipliğine bağlı pozisyonlar oluyordu. Kıl payı geçse çok güzel olacak kombinasyon, geçmeyince kötü olarak yazılıyordu amel defterine. Olsundu, ustalar takıma geri dönmüştü. Kewell'la, Neill'le takım iyi oynamasa bile karizma olarak yukarı seviyedeydi.
Öyle kötü vurdu ki adam, top taca gidiyordu asist oldu. Endişeye gerek yoktu, takım golü garanti atacaktı. Sol taraftan, Hakan Balta karanlık günler gibi geride kaldı sol tarafta ki atakta. Kewell usta, Kulyo'yu topla buluşturdu. Aynı yerde, aynı pozisyonda Aydın olsa, Emre Çolak olsa, Balta Hakan olsa, milyon kere ortalasalar, ortalayamayacakları topu Kulyo kesti. Bir yerde takım lanetlenmişti, nerdeyse bu top bile gol olmayacaktı. Kazım aynı ortaya 2 defa kafa atarak topu nerdeyse zorla kale içine soktu. Ve futbolu masada oynayanlar, hesap kitap peşinde olanlar için kabul edilebilir bir tabelayla ilk yarı bitti. Ne var ki, en azından ben, futbolun sahada oynanan güzel bir oyun olduğunu sanıyordum. Ve elbette de haklıydım, kenarda takımın sevk ve idaresinde Dünyada en çok sevdiğim adam(istediği kadar kıro olabilir) ve yanında Galatasaray tarihinde en çok sevdiğim 2. futbolcu vardı.
İkinci yarı başlarken bir baktım ki oyuna kollarını yana açarak, yelkenli olacağına futbolcu olmuş yaratık giriyordu. Aynı anda hayatımızda ilk defa Galatasaray aleyhine bahis oynadık. Nasıl ki, kazanacağımızdan emindim maçın başında şimdi kaybedeceğimizden emin oldum. Ben artık bu 16 numara için pek fazla yazıp bitmiş sinirlerimi daha da bitirmem. Milletin de kafasını yeteri kadar şişirdim, artık şişirmem. Ama burada yazıyorum, not edin. Bu Mustafa Sarp'ı biri en azından bıçaklayacak. Ya da abartmıyorum, kinaye yapmıyorum, bırakın top oynamayı normal yürüyemeyecek şekilde kemiklerini kıracak.
Tabelayla işim hiç olmadı, yine yok. Ama burada not düşeyim, Galatasaray bu adamla oynarken gol yediğinde, yenildiğinde elimde olmayan, içimi tarifsiz bir huzur kaplıyor. Zaten kapıcı İbrahim'in oğlu bizi Galatasaraylılıktan attıktan sonra, içimizden de hiç bir şey gelmiyor ya.
Kıro Hagi, Kewell'i çıkartıp, Aydın'ı soktu. Birden bire takım Bank Asya kalitesine indi. Bir futbolcu bu kadar mı seviye düşürür? Daha 1 hafta önce her maçı 120 dakika oynamış, Kewell, 20 dakika daha oynayamaz mı? Oynar da şebeke iş başında, çeteler iş başında, Aydın oynayacak sıra onda. Bir sonraki maç, Emre Çolak'da sıra, o oynayacak. Ayhan'ın da cezası bitti. Hazır takım da yenilmiş, kötü hoca ne yapar, takımı değiştirir.
Bu takım turu atlasa bile, Beşiktaş'a duman olma ihtimali yüksek. Koskoca Reykartı gönderen çetelere, büyük insan Hagi'nin minnet borcu bitmez. Dolayısıyla, bu takımda Ayhan, Sarp, Servet, Aydın, Emre, Balta, Arda her zaman oynayacaktır.
Beni sormayın, ben zaten bıraktım bu işleri. Bakmayın gene moral bozucu şeyler yazdığıma. Aslında suç, ne kıroda, ne bu saydığımız iğrenç ötesi futbolcularda. Başımızda bu Başkan olduğu müddetçe, Öz Galatasaray kupa falan alamaz, Öz Galatasaraylı da altın kafes stadında bile olsa hiç bir maç çıldıramaz, coşamaz.
Biz mağlubiyet yazmaya bıkmayız da, Adnan'da yalan söylemeye, takımı daha beter hale getirmeye de bıkmayacak.
2 senedir ilk defa, Galatasaray maçında içim kıpırdadı. Gol yediğimize üzüldüm, gol attığımızda havaya sıçradım. 2 senedir ilk defa bir maçta yenik duruma düştüğümüzde kesin yeneriz dedim. takımda Servet'i saymazsan sıfır kazmayla, Hakan Balta'yı saymazsan sıfır hisssiz 11 le oynuyorduk. Bu kazma ve his yoksunu bu takımın içerisinde ihmal edilebilir noktadaydı.
Topla biz oynuyorduk, iyi oyunla kötü oyun arasında pamuk ipliğine bağlı pozisyonlar oluyordu. Kıl payı geçse çok güzel olacak kombinasyon, geçmeyince kötü olarak yazılıyordu amel defterine. Olsundu, ustalar takıma geri dönmüştü. Kewell'la, Neill'le takım iyi oynamasa bile karizma olarak yukarı seviyedeydi.
Öyle kötü vurdu ki adam, top taca gidiyordu asist oldu. Endişeye gerek yoktu, takım golü garanti atacaktı. Sol taraftan, Hakan Balta karanlık günler gibi geride kaldı sol tarafta ki atakta. Kewell usta, Kulyo'yu topla buluşturdu. Aynı yerde, aynı pozisyonda Aydın olsa, Emre Çolak olsa, Balta Hakan olsa, milyon kere ortalasalar, ortalayamayacakları topu Kulyo kesti. Bir yerde takım lanetlenmişti, nerdeyse bu top bile gol olmayacaktı. Kazım aynı ortaya 2 defa kafa atarak topu nerdeyse zorla kale içine soktu. Ve futbolu masada oynayanlar, hesap kitap peşinde olanlar için kabul edilebilir bir tabelayla ilk yarı bitti. Ne var ki, en azından ben, futbolun sahada oynanan güzel bir oyun olduğunu sanıyordum. Ve elbette de haklıydım, kenarda takımın sevk ve idaresinde Dünyada en çok sevdiğim adam(istediği kadar kıro olabilir) ve yanında Galatasaray tarihinde en çok sevdiğim 2. futbolcu vardı.
İkinci yarı başlarken bir baktım ki oyuna kollarını yana açarak, yelkenli olacağına futbolcu olmuş yaratık giriyordu. Aynı anda hayatımızda ilk defa Galatasaray aleyhine bahis oynadık. Nasıl ki, kazanacağımızdan emindim maçın başında şimdi kaybedeceğimizden emin oldum. Ben artık bu 16 numara için pek fazla yazıp bitmiş sinirlerimi daha da bitirmem. Milletin de kafasını yeteri kadar şişirdim, artık şişirmem. Ama burada yazıyorum, not edin. Bu Mustafa Sarp'ı biri en azından bıçaklayacak. Ya da abartmıyorum, kinaye yapmıyorum, bırakın top oynamayı normal yürüyemeyecek şekilde kemiklerini kıracak.
Tabelayla işim hiç olmadı, yine yok. Ama burada not düşeyim, Galatasaray bu adamla oynarken gol yediğinde, yenildiğinde elimde olmayan, içimi tarifsiz bir huzur kaplıyor. Zaten kapıcı İbrahim'in oğlu bizi Galatasaraylılıktan attıktan sonra, içimizden de hiç bir şey gelmiyor ya.
Kıro Hagi, Kewell'i çıkartıp, Aydın'ı soktu. Birden bire takım Bank Asya kalitesine indi. Bir futbolcu bu kadar mı seviye düşürür? Daha 1 hafta önce her maçı 120 dakika oynamış, Kewell, 20 dakika daha oynayamaz mı? Oynar da şebeke iş başında, çeteler iş başında, Aydın oynayacak sıra onda. Bir sonraki maç, Emre Çolak'da sıra, o oynayacak. Ayhan'ın da cezası bitti. Hazır takım da yenilmiş, kötü hoca ne yapar, takımı değiştirir.
Bu takım turu atlasa bile, Beşiktaş'a duman olma ihtimali yüksek. Koskoca Reykartı gönderen çetelere, büyük insan Hagi'nin minnet borcu bitmez. Dolayısıyla, bu takımda Ayhan, Sarp, Servet, Aydın, Emre, Balta, Arda her zaman oynayacaktır.
Beni sormayın, ben zaten bıraktım bu işleri. Bakmayın gene moral bozucu şeyler yazdığıma. Aslında suç, ne kıroda, ne bu saydığımız iğrenç ötesi futbolcularda. Başımızda bu Başkan olduğu müddetçe, Öz Galatasaray kupa falan alamaz, Öz Galatasaraylı da altın kafes stadında bile olsa hiç bir maç çıldıramaz, coşamaz.
Biz mağlubiyet yazmaya bıkmayız da, Adnan'da yalan söylemeye, takımı daha beter hale getirmeye de bıkmayacak.
30 Oca 2011
17 de 17; Bursaspor 2- Galatasaray 0
Lafımızın arkasındayız, 17 de 17 olur! Ne yani, kaldı 15 maç, 14 puan daha alamayacak mı takım? Ben 17 maçtan 17 puan alırız demek istemiştim. İnanmıyormusunuz, koskoca başkanınız Provökatörle, protestoyu karıştırıyor da benim ki çok mu? Korkmayın lan, ilk 10 içinde kalmamıza yeter 17 puan. Ben de geçen hafta yaladığıma bu hafta tükürmemiş olurum!
Aramızda futbolcu taraftar ilişkisinden çok daha fazla bağlar var bizi bağlayan. Hayatımda onu tanıdıktan sonra, nerede olursa olsun topun adı geçtiğinde adını anar, tüylerim diken diken olur. Tanıdığım yerli yabancı tüm futbolcular içinde Dünyada en çok sevdiğim o dur. Ve ömrüm ne kadar vefa ederse öyle kalacaktır. Pek fazla sevdiğim futbolcu da zaten yoktur. Ve ne yazık ki, bu büyük sevdanın su yüzüne çıkmasını engellediği gerçekler de vardır. Ne pahasına olursa olsun çocuklar. artık yazmam gereken gerçekler.
Hagi kırodur çocuklar. Hani bizde ki karşılığı Ziya Doğan gibi bir şey. Karizma sıfırdır, cahildir, diksiyonu bozuktur, giyimi kuşamı bilmez, Romanya'daki en çirkin iki kız kardeşten biriyle evlenebilmiştir (diğer öçirkin kardeş Popescu'yla evlidir) kurduğu cümleler basit ve iğrençtir. Tercümanına bakın anlarsınız, tercümandan iyi Türkçe konuşur, Romencesi'de pek farklı değildir. İçgüdüyle oynamıştır futbolunu, tarihe yazmıştır adını. Ne var ki antrenörlük iç güdüyle yapılacak bir şey değildir.
Belki bir çoğunuz bana saldırıya geçecektir. Önemli değildir, ben tabelaya bakarak yazı yazmıyorum.Maçtan önce kadroyu gördüğümde bu yazdıklarımı defalarca söylemişimdir. Romanya'dan futbolcu alınışında bu sefer Adnan Sezgin'in eli parmağı yoktur. İndire gandiyi, Becali yapmıştır. Hagi'nin allahın kuruşunu almadığına eminim de tanıdığım Becali'ye de eminim. Tokatladığı paralardan elbet birilerine sakal atmıştır. Bana öyle görünüyor ne yapayım, Başkan'ın boyu sanki bu 3 transferden sonra biraz daha uzamış gibi.
Dünyanın en kötü hocalarından biri olan Hagi'de diğer en kötü hocaların literatüre kayıt ettirdiği desturu uygulamiştır. ''kazanan takım bozulmaz'' Kazanan takım, yani geçen haftanın Galatasaray'ı. 50.000 kişinin önünde ilk defa oynayan, tarihe geçen takım. İçlerinde, müzeye kalkan ilk formayı Ajax'lı futbolcuyla değişmekte mahzur görmemiş Barış'ı, çıktığı 60. dakikadan sonra bu tarihi maçta gol olacak mı, kim atacak sikinde bile olmayan, direk duşa giden Hakan Balta'yı, kendisinden beklenmeyen bir bok yediğinde bir sonraki maç kaşıkla verdiğini kepçeyle alan kazma Servet'i, girdiği son 5 dakikada iki defa topla buluşup, birini taca, birini ofsayttaki Kazım'a atan kanser virüsü Mustafa Sarp'ı, ağız ishalli, ligin en iğrenç futbolcularından ilk 5 e garanti girecek Ayhan'ı, kendisine top gelmediği zaman gol yememeyi başarabilen çuval Ufuk'u barındıran takım.
Bu arada gol atamadığımız için, daha doğrusu girenleri çıkaramadığımız için Becali'ye tokatlandiğimız santrafor, galip takımda başlamadığından yedekte. İki çuval kaleciyi bozsan bir asker bavulu yapamayacağın, Galatasaray olmasa, Bank Asya'da sıradan bir takımın bile kalesine geçemeyecek kalecilerimiz var diye alınan Zapata, Arda'nın yanında. Çekirdek yok galiba geldikleri memlekette. Niye oynamıyorlar? e boru mu? Galatasaray kendi sahasındaki 4. maçını pozisyona bile giremeden, kendi kaleinde 2 net pozisyon vererek kazanmış, takım bozulmaz. Yani yeni bir paradoks yaşayacağız, Zapata'nın kaleye geçmesi için bok çuvalı kalecilerin ancak tabakhaneye bok yetiştirirken çuvalı yere düşürmesi şeklinde, somut, iğrenç goller yemeli ki artık emin olalım. İçimiz rahat olsun, hak geçmesin. Aykut senelerdir yiyordu zaten, Ufuk'da Galatasaray kariyerinin son golünü 40 metreden yemiş, artık Karpatların Kırosu, yeni aldırdığı kaleciyi kaleye geçirebilir.
Hoca kıro olunca, kendisinden önceki Dünyanın en elit hocalarından birinin yapmadığını yapacak elbet. Ya oynattığını oynatmayacak, ya oynatmadığını oynatacak. Her maç futbolcu yapacağım diye Emre Çolak'ı sürüyor sahaya. O fizikte futbol oynayacaksan ya Maradona olacaksın ya Messi, onlardan biraz daha kötü olursan futboldan başka bir spor dalı yapacaksın. Korneri yetiştiremiyor, varsa Galatasaray halı saha takımında banko oynar, yoksa tüy siklet güreşir ya da ondan iyi jokey olur. Veliefendi de yakın takılsın Halis Karataş'a, o bünyeyle topçu olunmaz. Hiç bir takımda oynayamaz, inat edilip 3 maç 90 dakika oynasın 3 sene sakatlıktan kurtulamaz.
Benim için maç, Mustafa Sarp oyuna girdiği anda bitti zaten. Mustafa Sarp'ın oynadığı takım gol yediğinde içimde tarifsiz bir huzur, yenildiğinde sonsuz sevinç peyda oluyor. Çok futbolcu gördüm, Mustafa Sarp'dan ettiğim nefreti hiç kimseden etmdim. Ama artık ona hiç kızmıyorum, küfür etmiyorum. Mustafa Sarp oyuna girerken onu oyuna alana ediyorum ağıza alınmayacak, adamı ipe götürecek küfürleri. Bu kıro, göreceksiniz bu hafta onu ilk 11 sahaya sürecek, artık ne kadar seyirci maça gelirse(başkanın adamları hariç) o kadar insan kısmi felç geçirecek, kanser olacak, küfür edecektir. Barış sakatlanıp çıkarken, üzülen yok kimse yanlış anlamasın, sakatlandığı pozisyona bak. Cillop gibi çime düşüyor adamın omuzu çıkyor. Denemesi bedava, ben bu yaşta aynı mesafeden betona düşeceğim bakalım bir bok olacak mı? İnsan bu kadar mı salak olur, çaresiz kalır yer çekimine karşı. Yerine giren Mustafa Sarp en akıllı futbolcu oysa. Yerle işi olmaz, hep ayakta kalır. Değiştirme işareti, yapıldıktan sonra formayı giyip hazırlanması 4 dakika aldı. Bulaşıcı hastalık, yanında Maradona oynasa kötü oynar. Onu oyuna düşünerek alan Hagi, yan yana oynuyor olsa inanın tekme tokat atar dı maçtan. Demitik ya, topu iç güdüyle oynuyordu, kendi beyni yerine futbol tanrıları düşünüyordu. Pislik Ayhan atılırken, hakeme dayılandı, akıllı ya, televizyon kadranına görünecek, hala kalmış sa futbolcu sanan taraftara şirin görünecek.
Boş şeyler yazıyoruz, hatta yazdığıma pişman bile oldum. Yediği sopadan 5 gün sonra kükremeyi aklına getiren Galatasaray'ın Aslan Başkanının ve Galatasaray'ın aslan başkanının yaptığı icraattan memnun olan eski kükremiş Aslan Başkanlarının sevgili Galatasarayını yazıyoruz. Bizim taraftarlığından atıldığımız, itin iti ısırmadığı bir düzenin, dümenin, dalaverenin Galatasarayını.
Halbuki iş bizim Galatasarayımıza kalsaydı, kalecinın yediği iki dandik golle yaralansaydı, o Galatasaray'ın kükremesi Marmara Denizinden İstanbul'a yankılanır 3-4 tane atar kaleciyi de aslanın şerefini de kurtarırlardı. Kraliyet Ailesinin Öz Galatasarayı yediğini çıkaracak ha, yaralandığında, ölmeyeyim diye bir delik bulup saklandılar, daha fazla gol yemeyelim diye sıçan gibi kaçtılar. Bırak kükremeyi, tıslayamadılar bile.
Hepinize yazıklar olsun, benden yana geçen zerre kuruş varsa haram olsun.
Aramızda futbolcu taraftar ilişkisinden çok daha fazla bağlar var bizi bağlayan. Hayatımda onu tanıdıktan sonra, nerede olursa olsun topun adı geçtiğinde adını anar, tüylerim diken diken olur. Tanıdığım yerli yabancı tüm futbolcular içinde Dünyada en çok sevdiğim o dur. Ve ömrüm ne kadar vefa ederse öyle kalacaktır. Pek fazla sevdiğim futbolcu da zaten yoktur. Ve ne yazık ki, bu büyük sevdanın su yüzüne çıkmasını engellediği gerçekler de vardır. Ne pahasına olursa olsun çocuklar. artık yazmam gereken gerçekler.
Hagi kırodur çocuklar. Hani bizde ki karşılığı Ziya Doğan gibi bir şey. Karizma sıfırdır, cahildir, diksiyonu bozuktur, giyimi kuşamı bilmez, Romanya'daki en çirkin iki kız kardeşten biriyle evlenebilmiştir (diğer öçirkin kardeş Popescu'yla evlidir) kurduğu cümleler basit ve iğrençtir. Tercümanına bakın anlarsınız, tercümandan iyi Türkçe konuşur, Romencesi'de pek farklı değildir. İçgüdüyle oynamıştır futbolunu, tarihe yazmıştır adını. Ne var ki antrenörlük iç güdüyle yapılacak bir şey değildir.
Belki bir çoğunuz bana saldırıya geçecektir. Önemli değildir, ben tabelaya bakarak yazı yazmıyorum.Maçtan önce kadroyu gördüğümde bu yazdıklarımı defalarca söylemişimdir. Romanya'dan futbolcu alınışında bu sefer Adnan Sezgin'in eli parmağı yoktur. İndire gandiyi, Becali yapmıştır. Hagi'nin allahın kuruşunu almadığına eminim de tanıdığım Becali'ye de eminim. Tokatladığı paralardan elbet birilerine sakal atmıştır. Bana öyle görünüyor ne yapayım, Başkan'ın boyu sanki bu 3 transferden sonra biraz daha uzamış gibi.
Dünyanın en kötü hocalarından biri olan Hagi'de diğer en kötü hocaların literatüre kayıt ettirdiği desturu uygulamiştır. ''kazanan takım bozulmaz'' Kazanan takım, yani geçen haftanın Galatasaray'ı. 50.000 kişinin önünde ilk defa oynayan, tarihe geçen takım. İçlerinde, müzeye kalkan ilk formayı Ajax'lı futbolcuyla değişmekte mahzur görmemiş Barış'ı, çıktığı 60. dakikadan sonra bu tarihi maçta gol olacak mı, kim atacak sikinde bile olmayan, direk duşa giden Hakan Balta'yı, kendisinden beklenmeyen bir bok yediğinde bir sonraki maç kaşıkla verdiğini kepçeyle alan kazma Servet'i, girdiği son 5 dakikada iki defa topla buluşup, birini taca, birini ofsayttaki Kazım'a atan kanser virüsü Mustafa Sarp'ı, ağız ishalli, ligin en iğrenç futbolcularından ilk 5 e garanti girecek Ayhan'ı, kendisine top gelmediği zaman gol yememeyi başarabilen çuval Ufuk'u barındıran takım.
Bu arada gol atamadığımız için, daha doğrusu girenleri çıkaramadığımız için Becali'ye tokatlandiğimız santrafor, galip takımda başlamadığından yedekte. İki çuval kaleciyi bozsan bir asker bavulu yapamayacağın, Galatasaray olmasa, Bank Asya'da sıradan bir takımın bile kalesine geçemeyecek kalecilerimiz var diye alınan Zapata, Arda'nın yanında. Çekirdek yok galiba geldikleri memlekette. Niye oynamıyorlar? e boru mu? Galatasaray kendi sahasındaki 4. maçını pozisyona bile giremeden, kendi kaleinde 2 net pozisyon vererek kazanmış, takım bozulmaz. Yani yeni bir paradoks yaşayacağız, Zapata'nın kaleye geçmesi için bok çuvalı kalecilerin ancak tabakhaneye bok yetiştirirken çuvalı yere düşürmesi şeklinde, somut, iğrenç goller yemeli ki artık emin olalım. İçimiz rahat olsun, hak geçmesin. Aykut senelerdir yiyordu zaten, Ufuk'da Galatasaray kariyerinin son golünü 40 metreden yemiş, artık Karpatların Kırosu, yeni aldırdığı kaleciyi kaleye geçirebilir.
Hoca kıro olunca, kendisinden önceki Dünyanın en elit hocalarından birinin yapmadığını yapacak elbet. Ya oynattığını oynatmayacak, ya oynatmadığını oynatacak. Her maç futbolcu yapacağım diye Emre Çolak'ı sürüyor sahaya. O fizikte futbol oynayacaksan ya Maradona olacaksın ya Messi, onlardan biraz daha kötü olursan futboldan başka bir spor dalı yapacaksın. Korneri yetiştiremiyor, varsa Galatasaray halı saha takımında banko oynar, yoksa tüy siklet güreşir ya da ondan iyi jokey olur. Veliefendi de yakın takılsın Halis Karataş'a, o bünyeyle topçu olunmaz. Hiç bir takımda oynayamaz, inat edilip 3 maç 90 dakika oynasın 3 sene sakatlıktan kurtulamaz.
Benim için maç, Mustafa Sarp oyuna girdiği anda bitti zaten. Mustafa Sarp'ın oynadığı takım gol yediğinde içimde tarifsiz bir huzur, yenildiğinde sonsuz sevinç peyda oluyor. Çok futbolcu gördüm, Mustafa Sarp'dan ettiğim nefreti hiç kimseden etmdim. Ama artık ona hiç kızmıyorum, küfür etmiyorum. Mustafa Sarp oyuna girerken onu oyuna alana ediyorum ağıza alınmayacak, adamı ipe götürecek küfürleri. Bu kıro, göreceksiniz bu hafta onu ilk 11 sahaya sürecek, artık ne kadar seyirci maça gelirse(başkanın adamları hariç) o kadar insan kısmi felç geçirecek, kanser olacak, küfür edecektir. Barış sakatlanıp çıkarken, üzülen yok kimse yanlış anlamasın, sakatlandığı pozisyona bak. Cillop gibi çime düşüyor adamın omuzu çıkyor. Denemesi bedava, ben bu yaşta aynı mesafeden betona düşeceğim bakalım bir bok olacak mı? İnsan bu kadar mı salak olur, çaresiz kalır yer çekimine karşı. Yerine giren Mustafa Sarp en akıllı futbolcu oysa. Yerle işi olmaz, hep ayakta kalır. Değiştirme işareti, yapıldıktan sonra formayı giyip hazırlanması 4 dakika aldı. Bulaşıcı hastalık, yanında Maradona oynasa kötü oynar. Onu oyuna düşünerek alan Hagi, yan yana oynuyor olsa inanın tekme tokat atar dı maçtan. Demitik ya, topu iç güdüyle oynuyordu, kendi beyni yerine futbol tanrıları düşünüyordu. Pislik Ayhan atılırken, hakeme dayılandı, akıllı ya, televizyon kadranına görünecek, hala kalmış sa futbolcu sanan taraftara şirin görünecek.
Boş şeyler yazıyoruz, hatta yazdığıma pişman bile oldum. Yediği sopadan 5 gün sonra kükremeyi aklına getiren Galatasaray'ın Aslan Başkanının ve Galatasaray'ın aslan başkanının yaptığı icraattan memnun olan eski kükremiş Aslan Başkanlarının sevgili Galatasarayını yazıyoruz. Bizim taraftarlığından atıldığımız, itin iti ısırmadığı bir düzenin, dümenin, dalaverenin Galatasarayını.
Halbuki iş bizim Galatasarayımıza kalsaydı, kalecinın yediği iki dandik golle yaralansaydı, o Galatasaray'ın kükremesi Marmara Denizinden İstanbul'a yankılanır 3-4 tane atar kaleciyi de aslanın şerefini de kurtarırlardı. Kraliyet Ailesinin Öz Galatasarayı yediğini çıkaracak ha, yaralandığında, ölmeyeyim diye bir delik bulup saklandılar, daha fazla gol yemeyelim diye sıçan gibi kaçtılar. Bırak kükremeyi, tıslayamadılar bile.
Hepinize yazıklar olsun, benden yana geçen zerre kuruş varsa haram olsun.
24 Oca 2011
Stad Yemiyor Abi; Galatasaray 1- Sivasspor 0
Aslında oturacaksın, sabah akşam stadı yazacaksın. Ben ki, hatırı sayılır stadları görmüş biri olarak racon kesebilirim. Barnebau bok yemiş bizim Arena'nın yanında. Ne var ki, 3 maç sonra çıkmayın, Pegasus tribünü alt kısma bakın. Fil seyretse olmaz arkadaş, o koltukları bırak insan, hiç bir mahlukat kıramaz. O koltukta, Galatasaray lehine sandığı tepinişi gerçekleştirmiş mahlukata istediği aleti vereyim, zarar veremez o sağlam üstü koltuklara. Tel cambazı olsa, koltuğun üstünde zıplayamaz. Nasıl bir senkron yakalamışsa ayı, zıplıyor, o sırada koltuk tam kapanacakken , koltuğun üstüne düşebiliyor. Yazıklar olsun diyorum sadece. Bir de o tribün Galatasaray'ın en has evlatlarının oturduğu tribün olarak geçiyor. Yönetim yanlısı, maşa, eylem kırıcı, kurtlar vadisi sempatizanı. Diğer 30.000 Galatasaraylı olmayanların oturduğu yere bakın bir de. Taraftar farkı olmasa da yaratık farkını göreceksiniz.
Neyse futbol işte böyle bir şey. Taraftarlık, siyaset, din iman dinlemiyor. En azılı faşist de var içimizde en iflah olmaz komünist de. Yani ne sağcıyız ne solcu, futbolcuyuz futbolcu.
Galatasaray liderden 19 puan geride ya, stadı dolduramaz demişlerdi. O stadyumda maç olmasa bile 30.000 Galatasaraylı olmayan 15 günde bir gider, tavaf eder orayı.
İlk maç, ligin en kötü takımı, başında ligin en kötü hocası ve Arena'da hodri meydan. Ben kafadan muhalifim, en başta formaya. Değiştirilemez yönetim kurulu kararı çıkartılması ve Arena'da sonsuza kadar Galatasaray'ın aynı formayla çıkması sağlanmalıydı. Biz şimdi her şeye sıfırdan başlıyoruz. Cehennemden kurtulanlara yeni bir azap yeri yaratmaya çalışıyoruz. Saha sonuçları zor gibi görünüyor, öyleyse en kestirme yoldan, tribünlerden gitmeliydik. Desibel ölçme aletleri hatırı sayılır bir gürültüyü kaydettiler, sıradan bir lig maçında. Bir Fener maçı, o stadın çıkartabileceği maksimum avazı, narayı, anırmayı test edecek. Desibel metre patlamazsa ben bir şey bilmiyorum.
Maçtan ziyade, yeni transferleri mercek altına aldım. Romanya'dan aldığım tüyoları sizlerle paylaşayım. Zapata'nın tek başına çok maç aldığını seyretmiş benim Sıkoutt. Bir zamanlar, onun seyredip, bizim Türkiye'de Vanspora bile aldıramadığımız Cosmin Contra var portföyünde. O yüzden çok güvenirim futbol bilgisine. Çok penaltı kurtarırmış, saçma sapan goller yermiş ama, yan toplarda iyiymiş, teknik bir kaleciymiş. Yani korkmayalımmış, kale emin ellerdeymiş. Stancu için Pino'nun daha tekniği, Arda'nın mücadele edeni dedi, yakın geleceğin büyük futbolcusuymuş. Baros'u unutun, diğerini zaten hepiniz tanıdınız. Bir de dikkat ettiniz her halde, 8 tane ayrı dil konuşulmayacak soyunma odasında bundan sonra.
Amaç koşan, mücadele eden, savaşan bir takım yapmak. İş Hagi'ye kalsa, seneye, olmazsa bir sonraki seneye bu takım bir Avrupa Kupası daha indirir, ne var ki komazlar. Benim ise hiç umudum yok. Hagi'ye yedirmezler. Devre arasında gelenleri, Adnan Sezgin tanımıyor o yüzden içim çok daha rahat. Söyleyeceklerimi söylediğim için, bu konuda yazmakta zorluk çekiyorum.
Kimse yazmadan ben yazayım, Yekta'yı yakında İniesta diye çağırırsınız. Kazma orta saha oyuncularından sonra, topla oynayan, topun kendisinde kalması için çırpınan oyuncular doluştu orta sahaya. Tabela hiç önemli değil, dün Galatasaray yüzde 70 le oynadı. En net pozisyonları Sivas kaçırdı, yeseydik bile kesin atardık. Ama ayıp be çocuklar, şu stad gol yer mi? Ufuk kurtardı sanıyorsanız yanılıyorsunuz, sen atamasan bile korkma bu satadyumda sana kimse atamaz. Ufuk demişken, kaleci olarak her şey var kendisinde. Heybet desen tam kaleci heybeti, tip desen, hafif kaçık gibi, kel tam kaleci yani. Uçma, kaçma o da mevcut. Ya kardeş, Galatasaray kalecisi degaj yapar mı? Vakit geçirir mi Sivasspor'a karşı. Yedeğin yedeğine gelince,
Aykut için vikipedyaya girdim bakalım ne yazıyo diye. 2001 den önce soru işareti var. Egişligen diye bir takımda bankta oturup resim çektirmiş. Stutgart yazıyor 2 sene, 2 maça çıkmış. Çok merak ediyorum, kaseti varsa üşenmeden seyrederim o iki muhteşem performans maçını. Demek bizim o zamanki Adnan Sezgin için muhteşem bir 2 maçmış ki Florya'ya getirmişler. 11 senedir çekirdek çitiyor, 69 maça çıkmış. Kaç tane yediğini araştırmaya üşendim. İnsan da biraz şeref haysiyet olur be kardeşim. Her gelen kalecinin yedeği olmayı nasıl kaldırıyor miden. İlerde torunlarına ne diyeceksin, ha hocan Nezihi'nin izindesin kabul. O da hiç oynamadan kariyer yapanlardan.
E hagi baba, sana ne desem, ne söylesem. Şu dandik maçta bile, tek forvetle çıkıp milletin yeni stad heyecanına limon sıkmaya değer mi? Taraftarın en sevmediği iki futbolcuyla siftah yaptın, haydi yolun bahtın açık olsun. Paragrafa uymadı bilyorum ama, Cana'dan ben çok tırsıyorum. Tam konsantre olduğu maçtan sağ selamet çıkamaz. Fener maçında bizi yakabilir. Çok kasap giriyor, başka takımda olsa nefret ederiz, bizde diye çok seviyoruz, benim aklım karışık.
Kapatıyorum, 17 de 17 bile olur. Cana'yı size bırakıyorum, bundan sonra benim adamım, Yekta Kurtuluş.
Neyse futbol işte böyle bir şey. Taraftarlık, siyaset, din iman dinlemiyor. En azılı faşist de var içimizde en iflah olmaz komünist de. Yani ne sağcıyız ne solcu, futbolcuyuz futbolcu.
Galatasaray liderden 19 puan geride ya, stadı dolduramaz demişlerdi. O stadyumda maç olmasa bile 30.000 Galatasaraylı olmayan 15 günde bir gider, tavaf eder orayı.
İlk maç, ligin en kötü takımı, başında ligin en kötü hocası ve Arena'da hodri meydan. Ben kafadan muhalifim, en başta formaya. Değiştirilemez yönetim kurulu kararı çıkartılması ve Arena'da sonsuza kadar Galatasaray'ın aynı formayla çıkması sağlanmalıydı. Biz şimdi her şeye sıfırdan başlıyoruz. Cehennemden kurtulanlara yeni bir azap yeri yaratmaya çalışıyoruz. Saha sonuçları zor gibi görünüyor, öyleyse en kestirme yoldan, tribünlerden gitmeliydik. Desibel ölçme aletleri hatırı sayılır bir gürültüyü kaydettiler, sıradan bir lig maçında. Bir Fener maçı, o stadın çıkartabileceği maksimum avazı, narayı, anırmayı test edecek. Desibel metre patlamazsa ben bir şey bilmiyorum.
Maçtan ziyade, yeni transferleri mercek altına aldım. Romanya'dan aldığım tüyoları sizlerle paylaşayım. Zapata'nın tek başına çok maç aldığını seyretmiş benim Sıkoutt. Bir zamanlar, onun seyredip, bizim Türkiye'de Vanspora bile aldıramadığımız Cosmin Contra var portföyünde. O yüzden çok güvenirim futbol bilgisine. Çok penaltı kurtarırmış, saçma sapan goller yermiş ama, yan toplarda iyiymiş, teknik bir kaleciymiş. Yani korkmayalımmış, kale emin ellerdeymiş. Stancu için Pino'nun daha tekniği, Arda'nın mücadele edeni dedi, yakın geleceğin büyük futbolcusuymuş. Baros'u unutun, diğerini zaten hepiniz tanıdınız. Bir de dikkat ettiniz her halde, 8 tane ayrı dil konuşulmayacak soyunma odasında bundan sonra.
Amaç koşan, mücadele eden, savaşan bir takım yapmak. İş Hagi'ye kalsa, seneye, olmazsa bir sonraki seneye bu takım bir Avrupa Kupası daha indirir, ne var ki komazlar. Benim ise hiç umudum yok. Hagi'ye yedirmezler. Devre arasında gelenleri, Adnan Sezgin tanımıyor o yüzden içim çok daha rahat. Söyleyeceklerimi söylediğim için, bu konuda yazmakta zorluk çekiyorum.
Kimse yazmadan ben yazayım, Yekta'yı yakında İniesta diye çağırırsınız. Kazma orta saha oyuncularından sonra, topla oynayan, topun kendisinde kalması için çırpınan oyuncular doluştu orta sahaya. Tabela hiç önemli değil, dün Galatasaray yüzde 70 le oynadı. En net pozisyonları Sivas kaçırdı, yeseydik bile kesin atardık. Ama ayıp be çocuklar, şu stad gol yer mi? Ufuk kurtardı sanıyorsanız yanılıyorsunuz, sen atamasan bile korkma bu satadyumda sana kimse atamaz. Ufuk demişken, kaleci olarak her şey var kendisinde. Heybet desen tam kaleci heybeti, tip desen, hafif kaçık gibi, kel tam kaleci yani. Uçma, kaçma o da mevcut. Ya kardeş, Galatasaray kalecisi degaj yapar mı? Vakit geçirir mi Sivasspor'a karşı. Yedeğin yedeğine gelince,
Aykut için vikipedyaya girdim bakalım ne yazıyo diye. 2001 den önce soru işareti var. Egişligen diye bir takımda bankta oturup resim çektirmiş. Stutgart yazıyor 2 sene, 2 maça çıkmış. Çok merak ediyorum, kaseti varsa üşenmeden seyrederim o iki muhteşem performans maçını. Demek bizim o zamanki Adnan Sezgin için muhteşem bir 2 maçmış ki Florya'ya getirmişler. 11 senedir çekirdek çitiyor, 69 maça çıkmış. Kaç tane yediğini araştırmaya üşendim. İnsan da biraz şeref haysiyet olur be kardeşim. Her gelen kalecinin yedeği olmayı nasıl kaldırıyor miden. İlerde torunlarına ne diyeceksin, ha hocan Nezihi'nin izindesin kabul. O da hiç oynamadan kariyer yapanlardan.
E hagi baba, sana ne desem, ne söylesem. Şu dandik maçta bile, tek forvetle çıkıp milletin yeni stad heyecanına limon sıkmaya değer mi? Taraftarın en sevmediği iki futbolcuyla siftah yaptın, haydi yolun bahtın açık olsun. Paragrafa uymadı bilyorum ama, Cana'dan ben çok tırsıyorum. Tam konsantre olduğu maçtan sağ selamet çıkamaz. Fener maçında bizi yakabilir. Çok kasap giriyor, başka takımda olsa nefret ederiz, bizde diye çok seviyoruz, benim aklım karışık.
Kapatıyorum, 17 de 17 bile olur. Cana'yı size bırakıyorum, bundan sonra benim adamım, Yekta Kurtuluş.
19 Oca 2011
Kapıcı İbrahim'in Oğlu ile Demiryolcu Nuri'nin Oğlu
Adnan Polat'ın, koluna girerek zorlukla sete çıkardığı Selahaddin Beyazıt, Ali Sami Yen'in selasını verirken, biz çocukluk günlerimize dönmüştük bile.
Selahaddin Beyazıt Galatasaray Başkanıydı, mahalleler Fenerbahçe'li çocuklarla doluydu, Galatasaray her sene Şampiyon oluyordu, Deniz Gezmiş en uzun koşunun ilk 100 metresindeydi ve ben, demiryolcu çocuğu gariban, hayatımın ilk kavşağından İnönü Stadına sapıp, yeni açık tribünlerinde, kapalıya yakın tarafta sarı kırmızılı bayrakları sallamaya, Amigo Orhan'ın ''bir baba hindi'' siyle çöküp kalkmaya, re re re diye kükremeye başlamıştım.
O tarihlerde, benden 5 yaş büyük, Aşkale'li Kapıcı İbrahim'in oğluyla yollarımız kesişmemişti. O zamanın fakir Türkiye'sinde bir kapıcı, milyonlarca kapıcının servetini tek başına edindiğinden olsa gerek, oğluna tribünlerden bir aşinalığımız yoktu. Stadlarda şimdiki gibi sınıf farkı olmadığından, eğer bizim gibi bir Galatasaraylı olsaydı mutlaka tanırdık. Kader ağlarını örüyordu işte ne de olsa kendi mecrasında.
Bizim kendimizi Galatasaraylı sandığımız yılları geçirirken, yeri geldi babamızın kolundaki serumun musluğunu açtık, maça yetiştik. Gazete kağıtlarından, kese kağıdı yapıp sattık maç parası için. Üşüdük, hasta olduk, bademciklerimiz şişti, annemizi ağlattık. Babamızdan kaçak maçlara gittik. Biz büyüdükçe, sevdamız da büyüyordu, her şeyi terk edip bir tek onu terketmediğimiz sevdamız, Galatasarayımız.
O yıllarda, henüz yollarımızın kesişmediği bir diğer Galatasaraylının ne yaptığı bizi pek ilgilendirmiyordu. Tribün kardeşliği içerisinde biz maçı yönetici, futbolcu, taraftar hep birlikte yaşardık. Oynardık demiyorum, maçı yaşardık biz, tabela umurumuzda değildi, keşke her gün maç olsa, keşke her maç Galatasaray yenilseydi de biz daha çok birlikte olabilseydik.
Aynı tarihlerde ülkede de bir şeyler oluyordu sanki. Gençliğin bir kısmı İnönü Stadı yollarına düşerken, ülke gençliğinin tamamı başka sevdalar peşindeydi. Her biri özelde ülkesinin, genelde Dünyanın daha bir güzel olması için kavgalar veriyordu. Elbette o kavgaya da tarafsız kalamadık, taraftık, taraftardık ve bizim bir sevdamız daha oldu. Biz de karıştık o haklı ve büyük kavgaya. Ne var ki bazen aynı anda iki sevdamızın iki ayrı alanda kavgası çıkıyordu. Mitingten kaçıp, maça gittik, seminere gidiyoruz diye deplasman trenine bindik, Ülkenin geleceğini riske atıp, tercihimizi Galatasaraydan yana kullandık, Galatasaraylıydık.
Her tülü sevdadan vazgeçebilirdik, her şeye katlanabilirdik, ama Galatasaraysızlığa dayanamazdık. Anlatmaya kalksam en az 100 sayfa yazarım, konu bu değil, 3 gün öncesine kadar Galatasaraylıydık işte.
3 gün önce Kapıcı İbrahim'in, Aşkale doğumlu oğlu bizi attı Galatasaraylılıktan. Biz Başbakanı kovalarken o da bizi kovaladı Arena'dan. Uyandırdı 42 senedir gördüğümüz tatlı rüyadan. Konu bu da değil, katlanırız. O Galatasaraylı biz değiliz, maça da gitmeyiz bundan sonra, isim lazımsa kurban için kendi ismimizi de en öne yazarız. Ama ne koyuyor biliyor musunuz çocuklar?
Keşke biz sevdalardan sevda beğenirken, Galatasaray'ın başında Selahattin Beyazıt yerine, Kapıcı İbrahim'in oğlu olsaydı da bizi stada sokmasaydı. Keşke biz o zamanlar diğer sevdamızın peşinde daha bir takılabilseydik. İnanın çocuklar belki bir çoğumuz daha telef olup giderdik, ama yemin ederim ki, kalanlarımız size, 3 gün önce, yuhlayacağınız bir Başbakan ve nefret edeceğiniz bir Galatasaray Başkanı göstermezdi.
Biri hariç bütün kapıcılara ve kapıcı çocuklarına sevgilerimle,
Selahaddin Beyazıt Galatasaray Başkanıydı, mahalleler Fenerbahçe'li çocuklarla doluydu, Galatasaray her sene Şampiyon oluyordu, Deniz Gezmiş en uzun koşunun ilk 100 metresindeydi ve ben, demiryolcu çocuğu gariban, hayatımın ilk kavşağından İnönü Stadına sapıp, yeni açık tribünlerinde, kapalıya yakın tarafta sarı kırmızılı bayrakları sallamaya, Amigo Orhan'ın ''bir baba hindi'' siyle çöküp kalkmaya, re re re diye kükremeye başlamıştım.
O tarihlerde, benden 5 yaş büyük, Aşkale'li Kapıcı İbrahim'in oğluyla yollarımız kesişmemişti. O zamanın fakir Türkiye'sinde bir kapıcı, milyonlarca kapıcının servetini tek başına edindiğinden olsa gerek, oğluna tribünlerden bir aşinalığımız yoktu. Stadlarda şimdiki gibi sınıf farkı olmadığından, eğer bizim gibi bir Galatasaraylı olsaydı mutlaka tanırdık. Kader ağlarını örüyordu işte ne de olsa kendi mecrasında.
Bizim kendimizi Galatasaraylı sandığımız yılları geçirirken, yeri geldi babamızın kolundaki serumun musluğunu açtık, maça yetiştik. Gazete kağıtlarından, kese kağıdı yapıp sattık maç parası için. Üşüdük, hasta olduk, bademciklerimiz şişti, annemizi ağlattık. Babamızdan kaçak maçlara gittik. Biz büyüdükçe, sevdamız da büyüyordu, her şeyi terk edip bir tek onu terketmediğimiz sevdamız, Galatasarayımız.
O yıllarda, henüz yollarımızın kesişmediği bir diğer Galatasaraylının ne yaptığı bizi pek ilgilendirmiyordu. Tribün kardeşliği içerisinde biz maçı yönetici, futbolcu, taraftar hep birlikte yaşardık. Oynardık demiyorum, maçı yaşardık biz, tabela umurumuzda değildi, keşke her gün maç olsa, keşke her maç Galatasaray yenilseydi de biz daha çok birlikte olabilseydik.
Aynı tarihlerde ülkede de bir şeyler oluyordu sanki. Gençliğin bir kısmı İnönü Stadı yollarına düşerken, ülke gençliğinin tamamı başka sevdalar peşindeydi. Her biri özelde ülkesinin, genelde Dünyanın daha bir güzel olması için kavgalar veriyordu. Elbette o kavgaya da tarafsız kalamadık, taraftık, taraftardık ve bizim bir sevdamız daha oldu. Biz de karıştık o haklı ve büyük kavgaya. Ne var ki bazen aynı anda iki sevdamızın iki ayrı alanda kavgası çıkıyordu. Mitingten kaçıp, maça gittik, seminere gidiyoruz diye deplasman trenine bindik, Ülkenin geleceğini riske atıp, tercihimizi Galatasaraydan yana kullandık, Galatasaraylıydık.
Her tülü sevdadan vazgeçebilirdik, her şeye katlanabilirdik, ama Galatasaraysızlığa dayanamazdık. Anlatmaya kalksam en az 100 sayfa yazarım, konu bu değil, 3 gün öncesine kadar Galatasaraylıydık işte.
3 gün önce Kapıcı İbrahim'in, Aşkale doğumlu oğlu bizi attı Galatasaraylılıktan. Biz Başbakanı kovalarken o da bizi kovaladı Arena'dan. Uyandırdı 42 senedir gördüğümüz tatlı rüyadan. Konu bu da değil, katlanırız. O Galatasaraylı biz değiliz, maça da gitmeyiz bundan sonra, isim lazımsa kurban için kendi ismimizi de en öne yazarız. Ama ne koyuyor biliyor musunuz çocuklar?
Keşke biz sevdalardan sevda beğenirken, Galatasaray'ın başında Selahattin Beyazıt yerine, Kapıcı İbrahim'in oğlu olsaydı da bizi stada sokmasaydı. Keşke biz o zamanlar diğer sevdamızın peşinde daha bir takılabilseydik. İnanın çocuklar belki bir çoğumuz daha telef olup giderdik, ama yemin ederim ki, kalanlarımız size, 3 gün önce, yuhlayacağınız bir Başbakan ve nefret edeceğiniz bir Galatasaray Başkanı göstermezdi.
Biri hariç bütün kapıcılara ve kapıcı çocuklarına sevgilerimle,
18 Oca 2011
Eski Tüfek Derki; Much Ado About Nothing "Hiç Uğruna Çok Gürültü!"
Shakespeare’in eseri olan bu komedyayı duydunuz mu bilemiyorum ama basit gibi algılanabilecek konusu biraz yakından izlendiğinde, insanlığın 1600’den bu yana ne yol aldığını ya da alamadığını anlamamıza yardımcı olacaktır sanırım. Eserde beceriksiz, yetersiz, akılsız insanın trajedi ve komediyi nasıl bu nedenlerle iç içe yaşadığını anlatıyor üstat. Sevgi ve insani değerlere yakın duruyormuş gibi gözükürken nasıl oluyor da bundan uzakta kalınabiliyor, basitçe görebilmek mümkün bu eserde. Kendini kandırmanın nasıl bir erdem görüntüsünün altına saklanabildiğini, insanca bir şeyi yapmaktan kaçmak konusunda kendini nasıl kandırıp kaçış senaryoları üretebildiğini bu eserde de, kendi gündelik hayatımızda da görmek son derece kolaylaşıyor.
Mesele bir kişinin kendine gösterilen tepkiye gösterdiği tepki değildir. Bunun hiçbir önemi yoktur. Sonuçta bireydir, bir tepki koymak istemiş ve koymuştur. Hiç önemsemiyorum. Herkes bulunduğu durumu, kendi sübjektif süzgecinden geçirir, içtimai mevkisine göre bir karar alır ve uygular. Bunun önemi yoktur. Özgürdür de hepimizden üstelik. İstediğini azarlar, över, taltif eder, tekdir eder, azleder. Uyarsa rahatça uymazsa uyarına getirip yapar. Bu sadece bir kişinin özel tepkisi olmamıştır tarih boyunca. Kendi içtimai durumunu özel bulan herkes, her zaman aynı türden tepkiler koymuştur hep.
Asıl mesele toplumsal tepkilerin ne olduğudur. Tepki sosyolojik veriler içerir.
Yıllarca önce, Erbakan Hoca 300–500 kişilik kalabalıklara hitap ederken İzmir’de geçen bir olayı aktarayım dedim. Hoca gene esprili, nüktedan tarzı ile tıraş yapıyordu. Milli görüş, Ağır sanayi falan deyi. O sırada Ege Üniversitesinden bir grup “Başbakan Erbakan” sloganları ile meydana girdi. Hoca iki elini kafasının üzerinde birleştirip selamlayınca, aynı grup, “şaka yaptık” diye tezahürata başladı. Anlayacağınız, Erbakan Hoca o zaman pek ciddiye alınmazdı. Günümüzde ise, ülke sorunları ile ilgili en çarpıcı tespitler bu kadar siyasi içinden yalnızca Necmettin Hocadan geliyor son yirmi yıldır. Yanlış anlamayın Hoca değişmedi, hep aynı Hoca. Değişen ve gerileyen, onu toplumun en ciddi yorumcusu durumuna getiren İnsanların geldiği ya da gerilediği durumdur.
Adam kulübün başkanı, ne diyor? Bunları içeri almayacağız. Peki ne yapmış içeri almayacakları? Tepki koymuş. Tepki koydukları insan ne yapmış? Gitmiş? Yasal bir hakkı mı çiğnenmiş? Hayır. Yahut öyle olduğunu düşünüyorsa kendi kişisel yolları var. Sana ne bundan?
Benim memleketimde örgütsel disiplin olması gereken yapılanmalarda (parti, dernek, şirket) aranmayan gerekli disiplini, bay başkan bir spor kulübünün taraftarları arasında sağlamaya çalışacak. Bu mümkün mü? Bu memlekette sanıyorum herkesin kendi Cumhuriyeti var artık. Meslektaşının “Fenerbahçe Cumhuriyeti” kendinin de “Galatasaray Cumhuriyeti” Vay be!...
Kimsiniz siz bayım? Yetki ve sorumluluklarınız arasında kimin sahici, kimin sahte olduğunu belirlemek var mı? Ya da bu yetenek?
Kimsiniz siz bayım? Hangi ahlaki normlarınızla örnek teşkil ediyorsunuz? Fenomen yapan ne sizi? Yahut otorite?
Yahut bir başbakana bu yapılmaz diyenler? Bunu yalnızca bir insanlık dışılık varsa söyleme hakkınız var. Yani başka bir insana yapıldığında karşı çıkılası bir şeyse bunu söyleyebilirsiniz bu denli basit bir tepkiyi. Neden itilen kakılan, hak arama mücadelesinde kış günü üzerine soğuk sularla tazyik yapılan insanlar söz konusu iken sus-pussunuz?
Yav başkan biz tanırız birbirimizi. Ne gerek bu tavırlara?
İnsan eninde, sonunda 'yüzdür'. Dostlarımız, arkadaşlarımız, bakkalımız, kasabımız hep yüzleri ile aklımızdadır. Peki öyledir de, pek çoğumuzun uzak ya da yakın çevremizde bildiğimiz, tanıdığımız insanlar var ki bunları tek bir yüzle tanımlamak mümkün olmuyor. Yanlış ise dostlarımız düzeltir, sanırım "ipokrizi" deniyor, bizde tiyatro yapmak ya da oynamak anlamına da geliyor. İnsanlıktan çıkıştır.
Kör gözüne parmağım şeklinde, gözüne, kulağına, burnuna, beynine sokulan kötülüğe lütfen bir "Ay bu da olur mu? Bu ne vahşet?!" kerhen tepkisini (!) gösteren, ama böyle bir zorlama söz konusu değilken neme lazımcı ya da, duyarsız davranan insanlarımız var her yerde! Bu ne ikiyüzlülüktür? Bu ne riyakarlık?!
Gerisi "Hiç Uğruna Kuru Gürültü!"…
16 Oca 2011
Öz Galatasaraylı
Benden başlayın fişlemeye, ilk beni deşifre edin. Polis kameramanlarını zahmete sokmayın, Doğu tribünü 415- 3- 179 numara da kombineli, 42 senedir, Galatasaraylı olmadığı halde 1000 den fazla maçını izlemiş bendenizi almayın ilk önce, bundan sonra ki maça. Sen Galatasaraylısın, ben değilim, Avrupa Şampiyonu aldığın takımı 5. sınıf takım haline getirdin, Sen Galatasaraylısın, ben değilim, Galatasaraylı olmadığım halde Parken'de tepindim, Barnebau'da zıpladım, Vestfaalen'de kale arkasındaydım, geceleri Ali Sami Yen'de üşüdüm bazen, bazen deplasman trenlerinde aç susuz yolculuk yaptım, ben Galatasaraylı değilim. 100 den fazla forma satın aldım, ana karnındaki çocuğumu neredeyse Ali Sami Yende büyüttüm, şimdi Seyrantepe'ye saldım, Galatasaraylı olmadığım halde yaptım bunları. Senin kankan Adnan, Galatasaray'ı yensin diye Fenerbahçe'den aldığı paraları İstanbulsporlu futbolculara dağıttı, büyük Galatasaraylıdır ya ölçersin Galatasaray metreyle, ben değilim.
Sen Galatasaraylısın Başkan, son elendiğimiz takımın ismini hatırlayan yok Avrupa Kupalarından. Senin Seyrantepe'ye çıkarttığın, tarihe geçecek maçta oynattığın Barış Özbek, maçtan sonra formasını Ajax'lıya değiştirdi. Ne olacak canım paramı, 80 lira o formanın değeri Barış Özbek için. Bir lokanta da bile daha fazla bahşiş verir. O forma tarih lan şerefsiz, senin torunun o formayı satmaya kalksa, Başbakanın torunu dedesinden kalma gemiyi satsa bile ödeyemeyecek kadar değerli. Nereye çıktığının farkında olmayanları, tarihin başka bir biçimde yeniden başladığı saatlerde sahaya çıkardın, Galatasaraylısın, iftihar et. Servet Çetin yedek kulubesinde telefonla konuşuyor, kimle konuşur bir futbolcu mesai saati içersinde, herkesin ağladığı anlarda ne der acaba? Cep telefonundan bir resim çek bari, sen de ilerde torunlarına bu stadyumdaki ilk maça çıkmıştım diye gösterirsin şerefsiz. Bunları futbolcu diye topladın, Galatasaraylısın, biz bütçemizi aşarak, takım demeye bin şahit gerekecek olan ölüleri seyretmeye gelenler, Galatasaraylı değiliz.
Sen bir zamanlar CHP liydin be Başkan, İstanbul'a Belediye Başkanı olmaya kalkıp, CHP'nin tekerine çomak sokarak Tayyip Erdoğan'ın başkan olmasını sağladın. Sana değil 1 Aslantepe, 10 Aslantepe Stadı yapsa bile borcunu ödeyemezler, kaldı ki, babasının hayrına mı yapmış? belli oldu işte, stadı oy sandığına çevirmek içinmiş bunca uğraşları, hiç araştırdınız mı? 100 lerce kalem işten bir tanesini demokrat bir firma yapmış mıdır acaba? Stad Seyrantepe'ye AKP'nin oy deposu varoş mahallesine yapıldı diye, maça gelenleri, 1 ton kömüre oy satanların yerine mi koydunuz? Öyleyse doğru yaptınız, biz Galatasaraylı değiliz, siz Galatasaraylısınız.
Sen Galatasaraylısın, Kenan Doğulu da Galatasaraylı, ben şimdiye kadar Galatasaraylı olduğunun somut bir eylemini görmediğim halde, yalandan, play back den 3 şarkı okutabildin, bırak dünyayı, tüm Türkiye'nin gözü kulağı Aslantepe'deyken. Orta yere esas ucube altıgen bir perde koyabilmişsin Galatasaraylı Başkan. Kale arkasına doldurduğun paralı askerlerin çok beğenmişlerdir muhtemelen. Gazetelere görmeyenler için muhteşem şov diye yazdırmışsın. Bizim küçüklüğümüz Hacivat Karagöz sahnesi sanki. Modern İbiş, modern Bebe Ruhi, pahalı ışıklarla parlatılmış sahnede gölge oyunu oynuyorlardı sanki. Kaldı ki keşke böyle bir şey yapmayı akıl edebilseydin, herkesi 100 sene öncesine götürebilseydin. Ultraslan dediğin Galatasataylıların seyredip, alkışladığı maskaralığı, biz Galatasaraylı olmayanlar beğenmedik, nankörüz ya Şakira'yı bekledik sahneye çıkması için, David Koperfieldi. Ne de olsa Galatasaray Başkanı hiç kimsenin yapamayacağı bir şey yapacaktı.
O kadar büyük iş adamı abim, arkadaşım yalvardı bana, davetiye bul diye. Biz Galatasaraylı olmayanlar iç güdüyle toplandığımız Ali Sami Yen Stadı etrafından çıkarken, Galatasaraylılar davetiyelerini satıyorlardı Başkan. Seni tükürükle boğacak 40.000 Galatasaraylı olmayanı, döven, söven, susturan 3000 Galatasaraylı, sen vermesen ancak Hacı Hüsrevde bir kahve açılısına davet edilebilecek olan pislikler Galatasaraylı, biz değiliz. Davetiyenin üzerınde para değeri yoktur satılamaz yazıyor, kim davet etti bunları, 150 liradan sattılar, kim aldı bu paraları? Elbet Galatasaraylıdır be Başkan, biz nereden bulduk esas değil mi? Galatasaraylı olmayan, bir daha maça sokulmamak üzere fişlenen ne olduğumuz artık belli olan çoğunluk.
Sen Galatasaray başkanısın, Başbakanı terk etmemek için Galatasaray'ı terk edip, kendi işlerine zeval gelmesin istedin. Biz Galatasaraylı değiliz, hiçbir maç Galatasaray maçından son düdük çalmadan önce çıkmadık.
Sen Galatasaraylısın başkan, 300 prostatlının oyuyla seçildin, biz değiliz, Biz zaten maça falan gitmiyoruz, Galatasaray forması seyretmeye ve de artık muhteşemden daha başka bir kelimeyle anlatılması gereken stadı seyretmeye gidiyoruz. Aslentepe'de, Ali Sami Yen'i hatırlatacak hiç bir şey yok, hiç bir duygusallık taşınmamış. Hatta tez zamanda unutturulmak bile istenmişti, Toki Başkanı kemik yalayıcı, eski Galatasaray Başkanlarına küfür ederken vakur duruş gösterdin, onlar kötü yönetmişlerdi, sen iyi yönettin, bu yüceltici lafları iktidar kademelerinden işittin. Senin Galatasaraylı olarak göğsünün kabardığı anlarda, biz Galatasaraylı olmayanlar durumdan vazife çıkardık, susturmaya çalıştık, ve nitekim susturduk da, ileri gittik kovduk.
Galatasaray eski başkanlarına kem söz söylenecekse eğer, onu da biz Galatasaraylı olmayanlar söyleriz, Evet, görmeyenler için benim gözlerimle yazayım, bülbülü altın kafese koymuşlar işte. Ne kapanışı yapabildiler, ne açılışı, 3 maç sonra Galatasaraylı olan, maçlara bedava giden 3000 kişiyle altın kafeste oynarlar. Sen Galatasaraylısın Başkan, sanıyorsun ki o 3000 kişi olmazsa kimse tezahürat yapmaz. Sana garanti verirdik oysa, Reis diye tapındıkları, tek bir Galatasaray tezahüratını doğru düzgün söyleyemeyen şahıs maça gelmesin, o stada her maç 50.000 kişi gelir, onların ''bağırın lan''cılarına bir sezon bilet verme, Ali Sami Yen cehennem di ya bir zamanlar, sen mescide çevirdin ya, Arena her maç kıyamet günü olurdu oysa, ne yazık.
Evet Başkan, sen Galatasaraylısın, ben Galatasaraylı değilim, Başbakanı yuhladım, hatta daha beterini yaptım küfür ettim. Kendimi ihbar ediyorum, sen siktir olup gidene kadar da Galatasaraylı değilim. Bir daha da maça falan gitmiyorum, al o stadını başına çal. Zaten ortada Galatasaray diye bir şey bırakmadın, her şeyi değiştirdin adını da değiştir, Öz Galatasaray koy. Çapulcuların da, gelen ağam giden paşam misali seni Öz Galatasaraylı olarak alkılasın. Maçlarda Ultrslana, diğer zamanlarda yüksek devlet kademelerine dalkavukluk yap. Şunu aklından çıkarma sakın ama, hiç bir dalkavuk eceliyle ölmemiştir. Maskaralığın bir yerde bitecek,senin de kafan kopacak bir gün, o gün eğer hala ölmeyip sağ kalmışsak eğer, son bir çırpınışla,son bir debelenmeyle tekrar Galatasarayımızı kurtarırız elbet, siz Galatasaraylı ihanet şebekelerinden.
Elveda Sami Yen, Elveda Galatasaray, Elveda Galatasaray taraftarı. Tarih yeni başladı, takımın adı Öz Galatasaray, sen yeni bir taraftarsın artık. İster başında Adnanların olduğu Ölü Spor'un taraftarı olup gerçek 3000 Galatasaraylı çapulcu sayısını artırır Öz Galatasaraylı olursun, altın kafeste sürüye katılırsın, ister benim gibi başkaldırır, sürüden ayrılır kurtlarla boğuşursun. Yol kavşağındasın, bir kez daha ağlamadan iyice düşünmeni kararını ondan sonra vermeni gönülden dilerim. Lanet olsun!
Sen Galatasaraylısın Başkan, son elendiğimiz takımın ismini hatırlayan yok Avrupa Kupalarından. Senin Seyrantepe'ye çıkarttığın, tarihe geçecek maçta oynattığın Barış Özbek, maçtan sonra formasını Ajax'lıya değiştirdi. Ne olacak canım paramı, 80 lira o formanın değeri Barış Özbek için. Bir lokanta da bile daha fazla bahşiş verir. O forma tarih lan şerefsiz, senin torunun o formayı satmaya kalksa, Başbakanın torunu dedesinden kalma gemiyi satsa bile ödeyemeyecek kadar değerli. Nereye çıktığının farkında olmayanları, tarihin başka bir biçimde yeniden başladığı saatlerde sahaya çıkardın, Galatasaraylısın, iftihar et. Servet Çetin yedek kulubesinde telefonla konuşuyor, kimle konuşur bir futbolcu mesai saati içersinde, herkesin ağladığı anlarda ne der acaba? Cep telefonundan bir resim çek bari, sen de ilerde torunlarına bu stadyumdaki ilk maça çıkmıştım diye gösterirsin şerefsiz. Bunları futbolcu diye topladın, Galatasaraylısın, biz bütçemizi aşarak, takım demeye bin şahit gerekecek olan ölüleri seyretmeye gelenler, Galatasaraylı değiliz.
Sen bir zamanlar CHP liydin be Başkan, İstanbul'a Belediye Başkanı olmaya kalkıp, CHP'nin tekerine çomak sokarak Tayyip Erdoğan'ın başkan olmasını sağladın. Sana değil 1 Aslantepe, 10 Aslantepe Stadı yapsa bile borcunu ödeyemezler, kaldı ki, babasının hayrına mı yapmış? belli oldu işte, stadı oy sandığına çevirmek içinmiş bunca uğraşları, hiç araştırdınız mı? 100 lerce kalem işten bir tanesini demokrat bir firma yapmış mıdır acaba? Stad Seyrantepe'ye AKP'nin oy deposu varoş mahallesine yapıldı diye, maça gelenleri, 1 ton kömüre oy satanların yerine mi koydunuz? Öyleyse doğru yaptınız, biz Galatasaraylı değiliz, siz Galatasaraylısınız.
Sen Galatasaraylısın, Kenan Doğulu da Galatasaraylı, ben şimdiye kadar Galatasaraylı olduğunun somut bir eylemini görmediğim halde, yalandan, play back den 3 şarkı okutabildin, bırak dünyayı, tüm Türkiye'nin gözü kulağı Aslantepe'deyken. Orta yere esas ucube altıgen bir perde koyabilmişsin Galatasaraylı Başkan. Kale arkasına doldurduğun paralı askerlerin çok beğenmişlerdir muhtemelen. Gazetelere görmeyenler için muhteşem şov diye yazdırmışsın. Bizim küçüklüğümüz Hacivat Karagöz sahnesi sanki. Modern İbiş, modern Bebe Ruhi, pahalı ışıklarla parlatılmış sahnede gölge oyunu oynuyorlardı sanki. Kaldı ki keşke böyle bir şey yapmayı akıl edebilseydin, herkesi 100 sene öncesine götürebilseydin. Ultraslan dediğin Galatasataylıların seyredip, alkışladığı maskaralığı, biz Galatasaraylı olmayanlar beğenmedik, nankörüz ya Şakira'yı bekledik sahneye çıkması için, David Koperfieldi. Ne de olsa Galatasaray Başkanı hiç kimsenin yapamayacağı bir şey yapacaktı.
O kadar büyük iş adamı abim, arkadaşım yalvardı bana, davetiye bul diye. Biz Galatasaraylı olmayanlar iç güdüyle toplandığımız Ali Sami Yen Stadı etrafından çıkarken, Galatasaraylılar davetiyelerini satıyorlardı Başkan. Seni tükürükle boğacak 40.000 Galatasaraylı olmayanı, döven, söven, susturan 3000 Galatasaraylı, sen vermesen ancak Hacı Hüsrevde bir kahve açılısına davet edilebilecek olan pislikler Galatasaraylı, biz değiliz. Davetiyenin üzerınde para değeri yoktur satılamaz yazıyor, kim davet etti bunları, 150 liradan sattılar, kim aldı bu paraları? Elbet Galatasaraylıdır be Başkan, biz nereden bulduk esas değil mi? Galatasaraylı olmayan, bir daha maça sokulmamak üzere fişlenen ne olduğumuz artık belli olan çoğunluk.
Sen Galatasaray başkanısın, Başbakanı terk etmemek için Galatasaray'ı terk edip, kendi işlerine zeval gelmesin istedin. Biz Galatasaraylı değiliz, hiçbir maç Galatasaray maçından son düdük çalmadan önce çıkmadık.
Sen Galatasaraylısın başkan, 300 prostatlının oyuyla seçildin, biz değiliz, Biz zaten maça falan gitmiyoruz, Galatasaray forması seyretmeye ve de artık muhteşemden daha başka bir kelimeyle anlatılması gereken stadı seyretmeye gidiyoruz. Aslentepe'de, Ali Sami Yen'i hatırlatacak hiç bir şey yok, hiç bir duygusallık taşınmamış. Hatta tez zamanda unutturulmak bile istenmişti, Toki Başkanı kemik yalayıcı, eski Galatasaray Başkanlarına küfür ederken vakur duruş gösterdin, onlar kötü yönetmişlerdi, sen iyi yönettin, bu yüceltici lafları iktidar kademelerinden işittin. Senin Galatasaraylı olarak göğsünün kabardığı anlarda, biz Galatasaraylı olmayanlar durumdan vazife çıkardık, susturmaya çalıştık, ve nitekim susturduk da, ileri gittik kovduk.
Galatasaray eski başkanlarına kem söz söylenecekse eğer, onu da biz Galatasaraylı olmayanlar söyleriz, Evet, görmeyenler için benim gözlerimle yazayım, bülbülü altın kafese koymuşlar işte. Ne kapanışı yapabildiler, ne açılışı, 3 maç sonra Galatasaraylı olan, maçlara bedava giden 3000 kişiyle altın kafeste oynarlar. Sen Galatasaraylısın Başkan, sanıyorsun ki o 3000 kişi olmazsa kimse tezahürat yapmaz. Sana garanti verirdik oysa, Reis diye tapındıkları, tek bir Galatasaray tezahüratını doğru düzgün söyleyemeyen şahıs maça gelmesin, o stada her maç 50.000 kişi gelir, onların ''bağırın lan''cılarına bir sezon bilet verme, Ali Sami Yen cehennem di ya bir zamanlar, sen mescide çevirdin ya, Arena her maç kıyamet günü olurdu oysa, ne yazık.
Evet Başkan, sen Galatasaraylısın, ben Galatasaraylı değilim, Başbakanı yuhladım, hatta daha beterini yaptım küfür ettim. Kendimi ihbar ediyorum, sen siktir olup gidene kadar da Galatasaraylı değilim. Bir daha da maça falan gitmiyorum, al o stadını başına çal. Zaten ortada Galatasaray diye bir şey bırakmadın, her şeyi değiştirdin adını da değiştir, Öz Galatasaray koy. Çapulcuların da, gelen ağam giden paşam misali seni Öz Galatasaraylı olarak alkılasın. Maçlarda Ultrslana, diğer zamanlarda yüksek devlet kademelerine dalkavukluk yap. Şunu aklından çıkarma sakın ama, hiç bir dalkavuk eceliyle ölmemiştir. Maskaralığın bir yerde bitecek,senin de kafan kopacak bir gün, o gün eğer hala ölmeyip sağ kalmışsak eğer, son bir çırpınışla,son bir debelenmeyle tekrar Galatasarayımızı kurtarırız elbet, siz Galatasaraylı ihanet şebekelerinden.
Elveda Sami Yen, Elveda Galatasaray, Elveda Galatasaray taraftarı. Tarih yeni başladı, takımın adı Öz Galatasaray, sen yeni bir taraftarsın artık. İster başında Adnanların olduğu Ölü Spor'un taraftarı olup gerçek 3000 Galatasaraylı çapulcu sayısını artırır Öz Galatasaraylı olursun, altın kafeste sürüye katılırsın, ister benim gibi başkaldırır, sürüden ayrılır kurtlarla boğuşursun. Yol kavşağındasın, bir kez daha ağlamadan iyice düşünmeni kararını ondan sonra vermeni gönülden dilerim. Lanet olsun!
10 Oca 2011
Hoşçakal Sami Yen
İşte geldi çattı kıyamet günü. Yazacağımız her şeyi yazmışız, yeni bir şey yok. Artık iş his işi, duygu işi. Harf olmaz, kelime yetmez. Ali Sami Yen'in tribünlerine ilk çıkıştaki çıkan sesi yazacak harf yok. Nice zaferlerde ki gol naralarını yazamayız. Gücümüzün yetmediğinden, Türkçemizin kıtlığından değil. Harf yok, kelime yok. Gollerdeki sesi, sondan bir önceki Şampiyonluktaki son 16 dakika sessizliğindeki nefes sesini, Hasan Şaş'ın göz yaşlarını hangi harfle yazalım?
Ancak şunu yazabilirim ki artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Hiç bir maçta, hiç bir golde Arena'nın konforlu koltuklarından naralar ata ata yuvarlananlar olmayacak. Artık takımla hiç bir zaman beraber ıslanamayacağız. Eski Açık, sarı demeyecek bundan böyle. Kapalı, diye tarihe nam salmış bir tribün yok artık. Yeni Açık ta it gibi titreyenlerin tepelerine kar yağmayacak, sıcakta kimse sıtmadan kavrulmayacak. ''Bi götlük yer ver'' cümlesi kurulmayacak. Kimse sidik gölü olmuş tuvaletlere işeyemeyecek bundan sonra. Eşşek etinden köfte yemek yok artık. Maçtan sonra trafiği tıkayamayacağız, içimiz parçalanır, artık otobandan geçersek eğer, Kadıköy'e gidenler sağa, Hava alanına gidenler sola bakamayacak bundan sonra.
İşte geldik gidiyoruz. Biz geldiğimizde, kat otoparkı yoktu, Adem'in köfte arabasının etrafında Fenerbahçe'ye sövülmüyordu. Mecidiyeköy, harbiden köydü bizden önce. Meşale bizle beraber yandı Ali Sami Yen tavaf bölgesinde.
Şimdi hiç tanımadığımız, bilmediğimiz, daha önce hiç gitmediğimiz yere, sadece büyük, yeni muhteşem stadımız var diye merhaba diyeceğiz. Ve bu akşam, ömrümüzün geçtiği, nesiller yeşerttiğimiz, gençliğimizin kalesine sadece ömrü bittiği , bizimle alakası olmayanlar öyle racon kestiği için elveda diyeceğiz. Ve 4 gece sonra bildik bir marş söyleyeceğiz konforlu koltuklarımızdan. Tanıdık birini arayacağız şaşkınlıkla, tanımadıklarımıza sarılacağız. Sarı kırmızı bayrakları sallayacağız, Cim Bom'un Arena'sından selam göndereceğiz. Türübünleri kükreteceğiz, yeri yerinden oynatacağız elbette. Ama inan Ali Sami Yen, sen gibi değil.
Anladım ki Sami Yen, hiç bir yer sen değil,
Bin Arena senin kadar, cehennem gibi değil.
5 Oca 2011
Karşı Devrim
Ey büyük Galatasaray taraftarı;
Kim bilir bu kaçıncı çağrımdır sizlere? ve ömrüm ne kadar vefa ederse yine yapacağım çağrılardan sadece biridir.
Vakit ne zamandır? harekete geçmek için neyi bekliyorsunuz? Kazım, Galatasaraylı olmuş haberin var mı? Taş mısınız oğlum siz, yoksa sürüye katılıp gururla mezbahaya koşan koyunmusunuz? 15.000 kişiydiniz şu ana kadar maça giden, şimdi 40.000 e çıktınız. Her birinize tek tek yapacak bir şey bulurum ben, ne olur tek bir sene maça gitmeseniz. Kol kola girmiş staratejik ortaklar bizim Arena'da. Peşpeşe 10 defa şampiyonlar ligi marşı çalmış stadı gezerlerken, unutturulan marş boş koltuklara çalarken, aynı anda Kazım Galatasaraylı yapılıyordu görmedin mi? Çalan marş Galatasaray'ın cenaze marşıydı, duymadınız mı?
Ey Galatasaraylı ulu ölüler, Metin Oktay'lar, Ali, Sami Yen'ler...daha ne kadar uyuyacaksınız, ne zaman dirileceksiniz?
Elimizden bir şey gelmiyor, savunamıyoruz burçları, kaleleri, tabyaları, kurduğunuz büyük Galatasaray siperlerini. Hiyanet şebekesi artık işlerini gizli yapmaya bile lüzum görmüyor.
Bu kaçıncı yazışım? Başında Adnan Polat'ın olduğu, futbolcu kadrosu içerisinde bulunanların topuna lanet ettiğimiz, değişenin yerine daha beterinin getirildiği takım bizim değil. O yüzden üstüme alınmıyorum, yeni geleni tanımıyorum, bu Galatasaray'ın alacağı neticeler beni ilgilendirmiyor. Şampiyon olursa sevinmem, küme düşse inanın zerre kadar üzülmem. Ben büyük Galatasaray'ı kalbime gömdüm, Galatasaray'sız yaşamayı da öğrendim. Bu sene hiçbir maçına gitmedim, hiç bir maçını tam olarak televizyondan seyretmedim. Attığı hiç bir golde yerimden kıpırdamadım, Kolin Kazım transferinde de taşın, toprağın kuru tahtanın hissizliğine büründüm. Yarın Necati gelince de, gelmeyince de aynı duygularda olacağım.
Bütün bu olanlar karşı devrimin aşamalarıdır. Hareket henüz son bulmamıştır, o güzelim stadın o lüks koltuklarında ayakta hiç kimse kalmayana, isyancı tek bir taraftar olmayana, Galatasaray'ın alacağı neticeye, oynatacağı şimdikinden daha kalas futbolculara bile ıslık çalan son Galatasaraylı'da tribünlerden atılana kadar devam edecektir. Bunlar, seçilmiş,(seçilmiş derken kongre dedikleri prostatlıları kastetmiyorım,) sistem tarafından deneye deneye son şeklini almış asla bertaraf edilemeyecek olanlardır. Bu büyük şovu bizim gibi saflara, karşılıksız bir sevgiyle alt tarafı iki renge bağlananlara asla seyrettirmeyeceklerdir. Pasta büyüktür, taliplisi fazladır. Nitekim beni kovanlar,yarın benim peşimden yürüyerek gelişen, tribünlere, dolayısıyla takıma sahip çıkanları kovmakta tereddüt etmeyeceklerdir.
Yarım sezonun gazıyla, takımdan, tabeladan bağımsız bir kitle maçları izleyecektir. Muhtemelen, kombineleri aldıkları için seneye de aynı taraftar profiline katlanacaklardır. Ama daha fazlası yoktur işte, sonraki senenin kombinesini alabilecek Galatasaraylı içerisinde muhtemelen olamayacaksınız. Alabilecek kapasite de olanlar da lanet edip, beyaz bayrak çekip zaten almayacaklardır. Daha sonrası da, aynı kongre üyesi gibi, 40.000 prostatlı, takım elbiseli, parfümlü, ömür boyu kombine sahibi insanlardan oluşacak bir Galatasaray seyircisi oluşturulup karşı devrim tamamlanacaktır.
Nasıl ki bu memleket coğrafyası, milyonlarca senedir başka başka halklara yurt oldu. Aynı öyle düşünün, bu Galatasaray markası da 100 yıldır başka başka insanlar tarafından öyle ya da böyle taşınarak bu günlere geldi. Nasıl ki bizim Galatasaray'ımız öldü, sizinde kardeşten öte bağlı kaldığınız taraftarlık kimliğiniz. Yok artık, kabul edin ona göre gidin ya da gitmeyin yeni Galatasaray'ın peşinden.
Yapılacak tek bir şey vardı elbette. Tabi gidişten eğer memnun değilse bu büyük Galatasaray taraftarı. Ne var ki yeni kadrolardan bunu beklemek imkansız. Mutasyona uğrayan taraftardan, ılık suya atılmış kurbağalardan su kaynayınca zıplama bekleyemeyiz. Bizim de cenazelerimiz, sloganlarla, zafer ve alınan kupaların naralarıyla kalktığına göre, köy köpeksizdir artık. Değil Kazım'ı, sistem eğer gerekli görürse, eğer küfür katsayısı henüz istenilen seviyeye ulaşmamışsa, Cihan Haspolatlı, Orhan Ak ve diğerleri daha futbolu bırakmadılar, onları da alıp getirirler.
Yapılması gereken şey devrimdi. Bir gece sabaha karşı bir gurup azılı Galatasaray taraftarı Florya'da kampı basacaktı, bütün futbolcuları bir salona kilitleyip odunlarla girişecektiç. Bir gurup, Galatasaray Televizyonunu ele geçirip Galatasaray manifestosunu okuyacaktı, aynı anda birileri Adnanları alıp, bir ormana kaldıracak 5-10 sene misafir edecekti. Ve milyonlarca Galatasaraylı adına, maça giden, gidecek olan taraftar yönetinme el koyacaktı.
Devrimin şartları ortadan kalktığına göre, 68 lilerin ütopyaları misali, Galatasaraylıların güzel hayalleri de bulut olmuştur. Bu mübarek takım gözümüzün önünde eriyerek bitmiştir, son izleri de Ali Sami Yen Stadı toz toprak haline gelince hiç olacaktır. Bundan sonrası da Galatasaray değildir zaten.
Kim bilir bu kaçıncı çağrımdır sizlere? ve ömrüm ne kadar vefa ederse yine yapacağım çağrılardan sadece biridir.
Vakit ne zamandır? harekete geçmek için neyi bekliyorsunuz? Kazım, Galatasaraylı olmuş haberin var mı? Taş mısınız oğlum siz, yoksa sürüye katılıp gururla mezbahaya koşan koyunmusunuz? 15.000 kişiydiniz şu ana kadar maça giden, şimdi 40.000 e çıktınız. Her birinize tek tek yapacak bir şey bulurum ben, ne olur tek bir sene maça gitmeseniz. Kol kola girmiş staratejik ortaklar bizim Arena'da. Peşpeşe 10 defa şampiyonlar ligi marşı çalmış stadı gezerlerken, unutturulan marş boş koltuklara çalarken, aynı anda Kazım Galatasaraylı yapılıyordu görmedin mi? Çalan marş Galatasaray'ın cenaze marşıydı, duymadınız mı?
Ey Galatasaraylı ulu ölüler, Metin Oktay'lar, Ali, Sami Yen'ler...daha ne kadar uyuyacaksınız, ne zaman dirileceksiniz?
Elimizden bir şey gelmiyor, savunamıyoruz burçları, kaleleri, tabyaları, kurduğunuz büyük Galatasaray siperlerini. Hiyanet şebekesi artık işlerini gizli yapmaya bile lüzum görmüyor.
Bu kaçıncı yazışım? Başında Adnan Polat'ın olduğu, futbolcu kadrosu içerisinde bulunanların topuna lanet ettiğimiz, değişenin yerine daha beterinin getirildiği takım bizim değil. O yüzden üstüme alınmıyorum, yeni geleni tanımıyorum, bu Galatasaray'ın alacağı neticeler beni ilgilendirmiyor. Şampiyon olursa sevinmem, küme düşse inanın zerre kadar üzülmem. Ben büyük Galatasaray'ı kalbime gömdüm, Galatasaray'sız yaşamayı da öğrendim. Bu sene hiçbir maçına gitmedim, hiç bir maçını tam olarak televizyondan seyretmedim. Attığı hiç bir golde yerimden kıpırdamadım, Kolin Kazım transferinde de taşın, toprağın kuru tahtanın hissizliğine büründüm. Yarın Necati gelince de, gelmeyince de aynı duygularda olacağım.
Bütün bu olanlar karşı devrimin aşamalarıdır. Hareket henüz son bulmamıştır, o güzelim stadın o lüks koltuklarında ayakta hiç kimse kalmayana, isyancı tek bir taraftar olmayana, Galatasaray'ın alacağı neticeye, oynatacağı şimdikinden daha kalas futbolculara bile ıslık çalan son Galatasaraylı'da tribünlerden atılana kadar devam edecektir. Bunlar, seçilmiş,(seçilmiş derken kongre dedikleri prostatlıları kastetmiyorım,) sistem tarafından deneye deneye son şeklini almış asla bertaraf edilemeyecek olanlardır. Bu büyük şovu bizim gibi saflara, karşılıksız bir sevgiyle alt tarafı iki renge bağlananlara asla seyrettirmeyeceklerdir. Pasta büyüktür, taliplisi fazladır. Nitekim beni kovanlar,yarın benim peşimden yürüyerek gelişen, tribünlere, dolayısıyla takıma sahip çıkanları kovmakta tereddüt etmeyeceklerdir.
Yarım sezonun gazıyla, takımdan, tabeladan bağımsız bir kitle maçları izleyecektir. Muhtemelen, kombineleri aldıkları için seneye de aynı taraftar profiline katlanacaklardır. Ama daha fazlası yoktur işte, sonraki senenin kombinesini alabilecek Galatasaraylı içerisinde muhtemelen olamayacaksınız. Alabilecek kapasite de olanlar da lanet edip, beyaz bayrak çekip zaten almayacaklardır. Daha sonrası da, aynı kongre üyesi gibi, 40.000 prostatlı, takım elbiseli, parfümlü, ömür boyu kombine sahibi insanlardan oluşacak bir Galatasaray seyircisi oluşturulup karşı devrim tamamlanacaktır.
Nasıl ki bu memleket coğrafyası, milyonlarca senedir başka başka halklara yurt oldu. Aynı öyle düşünün, bu Galatasaray markası da 100 yıldır başka başka insanlar tarafından öyle ya da böyle taşınarak bu günlere geldi. Nasıl ki bizim Galatasaray'ımız öldü, sizinde kardeşten öte bağlı kaldığınız taraftarlık kimliğiniz. Yok artık, kabul edin ona göre gidin ya da gitmeyin yeni Galatasaray'ın peşinden.
Yapılacak tek bir şey vardı elbette. Tabi gidişten eğer memnun değilse bu büyük Galatasaray taraftarı. Ne var ki yeni kadrolardan bunu beklemek imkansız. Mutasyona uğrayan taraftardan, ılık suya atılmış kurbağalardan su kaynayınca zıplama bekleyemeyiz. Bizim de cenazelerimiz, sloganlarla, zafer ve alınan kupaların naralarıyla kalktığına göre, köy köpeksizdir artık. Değil Kazım'ı, sistem eğer gerekli görürse, eğer küfür katsayısı henüz istenilen seviyeye ulaşmamışsa, Cihan Haspolatlı, Orhan Ak ve diğerleri daha futbolu bırakmadılar, onları da alıp getirirler.
Yapılması gereken şey devrimdi. Bir gece sabaha karşı bir gurup azılı Galatasaray taraftarı Florya'da kampı basacaktı, bütün futbolcuları bir salona kilitleyip odunlarla girişecektiç. Bir gurup, Galatasaray Televizyonunu ele geçirip Galatasaray manifestosunu okuyacaktı, aynı anda birileri Adnanları alıp, bir ormana kaldıracak 5-10 sene misafir edecekti. Ve milyonlarca Galatasaraylı adına, maça giden, gidecek olan taraftar yönetinme el koyacaktı.
Devrimin şartları ortadan kalktığına göre, 68 lilerin ütopyaları misali, Galatasaraylıların güzel hayalleri de bulut olmuştur. Bu mübarek takım gözümüzün önünde eriyerek bitmiştir, son izleri de Ali Sami Yen Stadı toz toprak haline gelince hiç olacaktır. Bundan sonrası da Galatasaray değildir zaten.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






