Pazar gününden beridir taraftar kan ağlıyor. Co Dalton'un alem yaptığı gece, bizde başka alemlere gidip geldik. Sebep suçlu arıyoruz, her sene bu zamanlarda. Biz yazmaktan bıktık, arşivlerden bakıyorum geçen sene ne yazmışım diye, değiştir isimleri, takımları yaz aynısını.
Sistem dediğimiz şey, Reykart'ın ya da başka bir hocanın oturtacağını beklediğimiz şey değil çocuklar. Sistem zaten var, bizim gibi saf taraftraları, taraftar olmayan renk sevdalılarını sömüren, milyar dolara ulaşmış futbol endüstrisinin kaymağını yemek üzere siper almış kan emicilerin kurduğu, değiştirilemez sistem.
Seneler önce yönetici bulunamazdı bu sisteme, ağzı laf yapmış, okumuş, zengin olmuş hasbelkader gönül verdiği takımın idaresine yalvararak razı edilenlerden oluşurdu yönetim kurulu. Şimdi bakıyoruz, bana 300 dolar borcu olan Selim Sayılgan ile, sömürdüklerini sindirecek mecra arayan ve ne yazık ki bulan Mustafa Sarıgül'ün oğlu yönetim kuruluna seçilmiş. Ne diyelim, kutlarız bizden daha büyük Galatasaray'lı kardeşlerimizi. İyi sömürmeler, iyi sindirmeler.
Kimdir ulan bu Haldun Üstünel, kimdir senede 5 futbolcu alıp satan futbolcu simsarı. Parasından başka bizden ne üstünlüğü var, hele ki Galatasaraylılıksa konu, varmı lan bizden daha büyük Glatasaraylı. Avrupa Şampiyonu aldıkları takımı daha büyük bütçelerle, daha tecrübeli hocalarla, daha iyi futbolcularla getirdikleri noktaya bakın. Tarihinin en kötü futbolunu oynayan Fenerbahçe karşısında son dakika golünden medet , hakemlerden icazet bekleyen takım olduk sayelerinde.
Şu Reykart geldiğinde benden daha fazla sevinen Galatasaraylı olmamıştır. Hiç bir şey demiyorum futbol bilgisine , demeyeceğim, sistemmiş, total futbolmuş yutturmacalarını da yutacağım. İkinci ligte oynamayacak olan 3 futbolcuyu banko oynatmasına da lafım yok. Vardır bir bildiği, vardır bizim göremediğimiz şeyleri gören gözleri. Ama şu kalecinin topu taca atmasına ses çıkarmayışına, elle oyuna sokmayışına, top kazanmanın ateşten gömlek olduğu maçlarda, kazandığımız topları gelişigüzel şişirmesine ses çıkarmıyor, önlem almıyor ya, yazıklar olsun onun gibi hocaya. Bu da mi sistemin bir parçası, ligin başında bir kaç maç iyi oynadık, evet kaleci topu kazma da olsa önündekilere aktarıyordu. Topu alanlar Ayhan'a aktarıyor, o da topu, yoğun pas trafiğininin içine sokuyordu. Ulus takımının Dünya Kupasına gitme hayallleri vardı. Arda Turan'ında Güney Amerika'da Messi olma hayali. Fatih Terim takımı itin götüne sokunca, bizim büyük futbolcularımızın da hedefi kalmadı. Arda'ya yakıştırdılar ünlü bir hatun, Bekham yapıp futbolun marka değerini artıracaklar.
Elano'ya saldırıyorlar, maç alamıyor diye. Brezilya Milli Takımında oynayan, Galatasaray'da oynayamıyor. Kimse sebebini merak etmiyor. Çocuklar şu takımın içine gelmiş geçmiş en büyük Galatasaray futbolcusu Hagi'yi koysan ayağına top gelmeden maçı tamamlar. İki maç sonra da dayak yer gönderilir. Şu takıma o ünlü Ümit, Suat, Okan, Emre'li Çin ordusunu koysan, yabnlarındaki kazmalar yüzünden her maç birinin dalağı çatlar. Kimle top oynasın Elano, sağında Topal, solunda İniestafa, gerisinde Balta, berisinde Kazma. Kulübede büyük Reykart, an meselesi yanına çağırması. Geçen sene Büyük Lincoln'ü Bakkal Çırağının yemesine göz yumanlar, bu sene de Elano'yu yiyecekler. Ben daha önce bunu da demiştim. Elano'dan son maçlarda kimse bir bok beklemesin. Adam Dünya kupasında oynamak için profesyonel, üstüne para alarak idman yapıyor.
Kara Şimşek dedik, fantastik bulduk, taklalarıyla coştuk. Dengesiz, orantısız, ne yapacağı belli olmayan, atsan atılmaz, satsan satılmaz bir topçu. Olmadık maçı çevirir, olduk maçta hiç bir şey yapamaz. Mahallenin delisi, alacak ayağına topu, herkesi çalımlayıp gol atacak, 16 numara cebine dolar indirecek. Yok ya, nerden çıktın lan sen bizim başımız belamısın? 30 yaşına kadar kimse keşfedememiş, milli olmayan tek bir futbolcu kalmamış ligimizde, koskoca Galatasaray'da banko oynayacaksın, Oğuz Çetin tarafından bile dandik bir milli maça çağırılmayacaksın. Bu kaçıncı taçtan gol yiyişimiz, buda mı sistemin bir parçası? Attığımız taçlara bakın, tamamı rakibe gidiyor. Kornerleri kim yakınsa o atıyor. Gol atıldığında bile top yekün sevinen yok. Futbolcular bir birlerini antrenmanda sakatlıyor, maçta pas vermiyor. Biri ceza alsa, sakatlansa da ben oynasam diye fal bakıyor. Fenerbahçe'ye yenildikten sonra parti veriyor. Paranız mı yok lan hıyarlar? madem arkadaşlarını çağırdın götünü yırt da maçı kazan, kazanamadın gidin havaalanına binin bir uçağa kaybolun gidin başka ülkede alem yapın. Takım ruhunu kaybettirdiler. Takım olsalar, Emre Güngör çok iyi oynadığı maçta o hatayı yaptıktan sonra ölürlerde gireni çıkarırlardı. Takım olsalar bok çuvalının yediği golü unuttururlardı. Ne yaptılar? yenilgileri o poziyonlara yıkıp kendilerini kamufle ettiler.
Maldini bir zamanlar'' beni bu stadyumda 25.000 kişi olduğuna kimse inandıramaz'' demişti. Ben de son Fener maçında dedim aynısını, bu stadyumda 25.000 kişi olduğuna inanamam. 500 kişi yoktu bana göre. Hayatında ilk defa maça gelmiş, takım elbiseli kazaklı, tezahürat bilmeyen, atkısı forması olmayan, çekirdek yiyen sığırlarla, sabahtan beri içip, kötü futbol sayesinde sıznış taraftar namlı çapulcu. Sahaya en ufak bir katkı yok, yenilsek de'' seeeen, var ya seeen'' diye melesek ağlasak mudunda taraftar. Bitirdiler güzelim cehennemi, cennete çevirdiler. Kapalının tam önüne camdan set yaptılar. Betona çıkamayan öncü taraftar, zaten sınırlı, pis, kırık koltuklardan ilk 3 sıraya dikilemez oldu. Kapalının altını lüks bir mahzen yaptılar. Ayağa kalkanın kafası sıvası dökülmüş tavana çarpacak. Kalkmasa korner bayrağı, skor tabelası görünmüyor. Yeni açık altını loca yapıp, numaralıda koltuk bulamayan paralı bir kaç yüz bağırmayan keriz buldular. Stadın tek bağırılan, en aktif en bilinçli taraftarının takıldığı, kapalı kale arkasının en güzel yerini deplasman taraftarına ayırıp taraftar bütünlüğünün, tezahürat desibelinin anasını ağlattılar, sidik göllü tuvaletlerde işeyemeyip prostat olan taraftarı sonunda kanser yaptılar. Sonra da çıkıp, kendilerini yeniden 20 milyon Galatasaraylının efesi ilan ettiler.
Özhan Canaydın kravatı çıkarıp öldü, bu ne hırs abiler. Koskoca holding patronları, anlı şanlı CEO lar çok mu seviyorsunuz Galatasarayı. Gidin kardeşim başımızdan, işiniz bırakıp maça gelecek kadar çok seviyorsanızi seçilmeden de yapın yapmak istediğiniz şeyleri. İnşaat yaparsın, otel, stat yaparsın. Güzel para harcarsın, ama ne anlarsın sen kardeşim Galatasaraylılıktan, futboldan. Hangi maç yenildiğinde ağladın, hangi maç dayak yedin deplasmanda. Doğudan bir gariban çocuğu getirip, Servet'n formasını giydirebildiniz. Yokmuydu ona göre bir şeyler Galatasaray Dükkanında.
Kafanızı şişirdim çocuklar. Üzülmeyin, sadece farkına varın uyanın. Bizden geçti artık, ne yapıp yapıp gelecekte kademelere girin. Taraftar kalarak, ancak seyirci olursunuz. Yanlış anlşamayın sakın seyirci olduğunuz Büyük Galatasaray futbol takımı değildir. Ortada oynanan, tezgahlanan oyunu seyredeceksiniz. Sistemin kerizi olmaya devam edeceksiniz. Sizde bu renk sevdası varken keneler, sülükler sırtınızdan eksik olmayacak. Yarın Reykart gider, Capello gelir. Elano gider, Robinho gelir. Sistem değişmediği sürece yüzünüz gülmeyecek. Türkiye liginde zaten başında hoca olmasa, hiç bir iyi futbolcun olmasa, başkanın bile maça gelmese 3 senede bir şampiyon olacaksın.(örnek, son şampiyonluk) Önemli olan araç olan Şampiyonluktan ötesidir. Sıçan gibi oynayıp, sıradan takımlara eleneceksin. 5 kupayla kandırılacaksın, gelecek sezon için avutulacaksın.
Bu sene ne olur sorusu halen kafanda ise, sor kardeşim. Cevabım aynı, haftalar önce söyledim. Değişen bir şey olmayacak, Servet, 16 numara, Mehmet Topal'ın banko oynadığı takım Galatasaray olduğu sürece benden paso. Bunları banko oynatan adam benim Surinamlım değil. Beşiktaş'ın Bursayı, Fenerbahçe'nin Beşiktaş'ı yenmesi için dua edeceğim bir sezonda Şampiyon olmak istemiyorum ben. Hatta en kötüsü, Avrupa ligi oynayabilmemiz için Fenerbahçe'nin 25 sene sonra kupayı almasına sevineceğimiz bir maçı da seyredersek kimse şaşırmasın. Lanet olsun sebep olanlara.
2 Nis 2010
29 Mar 2010
Kalemizde Panter Leo Var; Galatasaray 0- Fenerbahçe 1
Maç yazısını, maçtan 2 gün önce, hatta haftalar önce yazdığımızdan acele etmedik. Kes kopyala yapıştır, aynı yazı işte. Fenerbahçe tur bindirdi bize. Bundan sonraki maç, yan yana görüreseniz iki takımı aklınıza bir şey gelmesin, tam bir tur gerideyiz haberiniz olsun. 1o senede 33 puan fark attılar. Kapatmak için bizim ömrümüz yetmez, gelecek nesillere bırakalım biz, ve varsa, kaldıysa bir şeyler daha zırvalayalım.
Fenerbahçe maçının taraftarı Galatasaray'ın en kötü taraftarıdır. Bir kez daha isbat edilmiştir ki sebepleri şunlardır. Bir kere, maç karaborsaya düştüğünden, elleriinde serbest kartı olan çapulcular, yüksek fiattan kartlarını satıp, gerekirse maça girmemeyi tercih ederler. Yüksek fiayttan maça girenler, genellikle ya Almanya'dan gelmiş, ya da ilk defa maça giriyor olurlar. Ne tezahürat yapmayı bilirler, ne formaları vardır. Maça girecek taraftar ise çok önceden Mecidiyeköy'e konuşlandığından, para durumuna göre maç saatine kadar içki içmiş, sahoş olmuş olurlar. Çoğunun maçla alakası olmaz. Yine öyle bir akşamdı işte. Tribünler tıklım tıklım fakat niteliksiz yığınlar.
Centilmenlik çağrıları nedense hep bizim sahamızda konuşulur, bu kez ulu cenaze sebebiyle maç elektriksiz geçti. Elektriklendirecek bir futbolcu olsa, saygı maygı hak getire olacaktı, ne yazıkki Türkiye Langırt Liginin en kötü futbol oynayan iki takımının maçına maç demek için bile değmezdi.
Bir gün önce seçildiler yine. Büyük Galatasaraylılar, 20 milyon Galatasaraylının kaderine hükmedecekler 2 sene daha. Babalarının parası işte, harca harca bitmiyor. Şimdi gönderecekler aldıklarını, sonra Sihirbaz (dolandırıcı) Haldun çıkacak Haçlı seferlerine. Havaalanlarına koşruracağız, Türkiye'ye geldiğine şaşıracağımız sakat, oynayamayan, antrenman yapmak isteyen futbolcuları karşılayacağız.
Yazdığımı tekrar yazmak istenmiyorum, kadroyu gördükten sonra, ettiğim küfürü bir ben biliyorum. Yazıklar olsun Reykart'a diyorum. Trabzon maçının en iyi futbolcusunu, o hata yüzünden kesip, Servet'le başladı. Üstüne yazmaktan deli olduğum iki ön liberoyla kendisinin Galatasaray Televizyonuna dediği gibi, bu maçtan iyi futbol beklemeyin mesajıyla devam etti. Hangi maçtan iyi futbol bekleyeceğiz efendi Reykart.
Haftalardır bok çuvalı var kalemizde. Tamam Aykut, Ufuk kötü kaleciler, ikisini birden kaleye koysan farketmez ama bu Leo kaleci bile değil. Uçuş tekniği yok, olduğu yere düşüyor. 2 metre boyu var yana doğru atladığında 1 metre bile yer kapatamıyor. Vücudundada delik var zaten, neresinden atarsan at geçiyor. Keleye Emre Güngör'ü geçir bari usta. O topu uçarak, kayarak ayağıyla çıkarırdı.
Geçen sene gördüğümüz film, yeni versiyonuyla yeniden sahnede. Ben bu takımın şampiyon olmasını istemiyorum. Benim dediğim adamları oynatmasın, 21 puan alır takım. Ama onlardan biri bile oynayacaksa 4. olmamız garanti. Bunlar nasıl futbol prefosörü inanılır gibi değil. Geldiğinden beri somut hiç bir katkısı, içeri verdiği sürpriz bir futbolcusu yok. Oyun içinde manevra yapmaya utanıyor sanki. Bildiği tek şey var 70. dakikada Elano'yu çıkarmak. Eğer Baros sağlam olmasaydı yine aynısını yapacaktı. İlerde Messi olsa ne yazar, odunla dayak yer gönderirler bu takımdan. Orta sahada topa basan, 20 metre pas atabilen bir futbolcu olmadan nasıl bir takım kuruldu böyle. Çanakkaleden Topal'ı biz almasaydık, en fazla Bucaspor'da oynuyor olacaktı. Orada bile oynayamaz ya biz iyimserlik yapalım. Diğerini artık hiç bir şekilde anmayacağım bile.
Hacivat zamparalık yapar ceremesini Karagöz çekermiş. Reykart Van Basten'i yemeğe götürsün, Kaptan Sinem'i sinamaya. Uğur Uçar Moda Burnıunda nargile içsin, Haldun Üstünel mühürünü alsın, Adnan Paşalar saltanatı sefayı sürsün. Taraftarız ya cefayı biz çekeriz. Ekiden şöyle bir tezahüratımız vardı bizim,
''Ne şampiyon olursunuz, ne kupalar alırsınız, benim gibi taraftarı nah bulursunuz''
Fenerbahçe maçının taraftarı Galatasaray'ın en kötü taraftarıdır. Bir kez daha isbat edilmiştir ki sebepleri şunlardır. Bir kere, maç karaborsaya düştüğünden, elleriinde serbest kartı olan çapulcular, yüksek fiattan kartlarını satıp, gerekirse maça girmemeyi tercih ederler. Yüksek fiayttan maça girenler, genellikle ya Almanya'dan gelmiş, ya da ilk defa maça giriyor olurlar. Ne tezahürat yapmayı bilirler, ne formaları vardır. Maça girecek taraftar ise çok önceden Mecidiyeköy'e konuşlandığından, para durumuna göre maç saatine kadar içki içmiş, sahoş olmuş olurlar. Çoğunun maçla alakası olmaz. Yine öyle bir akşamdı işte. Tribünler tıklım tıklım fakat niteliksiz yığınlar.
Centilmenlik çağrıları nedense hep bizim sahamızda konuşulur, bu kez ulu cenaze sebebiyle maç elektriksiz geçti. Elektriklendirecek bir futbolcu olsa, saygı maygı hak getire olacaktı, ne yazıkki Türkiye Langırt Liginin en kötü futbol oynayan iki takımının maçına maç demek için bile değmezdi.
Bir gün önce seçildiler yine. Büyük Galatasaraylılar, 20 milyon Galatasaraylının kaderine hükmedecekler 2 sene daha. Babalarının parası işte, harca harca bitmiyor. Şimdi gönderecekler aldıklarını, sonra Sihirbaz (dolandırıcı) Haldun çıkacak Haçlı seferlerine. Havaalanlarına koşruracağız, Türkiye'ye geldiğine şaşıracağımız sakat, oynayamayan, antrenman yapmak isteyen futbolcuları karşılayacağız.
Yazdığımı tekrar yazmak istenmiyorum, kadroyu gördükten sonra, ettiğim küfürü bir ben biliyorum. Yazıklar olsun Reykart'a diyorum. Trabzon maçının en iyi futbolcusunu, o hata yüzünden kesip, Servet'le başladı. Üstüne yazmaktan deli olduğum iki ön liberoyla kendisinin Galatasaray Televizyonuna dediği gibi, bu maçtan iyi futbol beklemeyin mesajıyla devam etti. Hangi maçtan iyi futbol bekleyeceğiz efendi Reykart.
Haftalardır bok çuvalı var kalemizde. Tamam Aykut, Ufuk kötü kaleciler, ikisini birden kaleye koysan farketmez ama bu Leo kaleci bile değil. Uçuş tekniği yok, olduğu yere düşüyor. 2 metre boyu var yana doğru atladığında 1 metre bile yer kapatamıyor. Vücudundada delik var zaten, neresinden atarsan at geçiyor. Keleye Emre Güngör'ü geçir bari usta. O topu uçarak, kayarak ayağıyla çıkarırdı.
Geçen sene gördüğümüz film, yeni versiyonuyla yeniden sahnede. Ben bu takımın şampiyon olmasını istemiyorum. Benim dediğim adamları oynatmasın, 21 puan alır takım. Ama onlardan biri bile oynayacaksa 4. olmamız garanti. Bunlar nasıl futbol prefosörü inanılır gibi değil. Geldiğinden beri somut hiç bir katkısı, içeri verdiği sürpriz bir futbolcusu yok. Oyun içinde manevra yapmaya utanıyor sanki. Bildiği tek şey var 70. dakikada Elano'yu çıkarmak. Eğer Baros sağlam olmasaydı yine aynısını yapacaktı. İlerde Messi olsa ne yazar, odunla dayak yer gönderirler bu takımdan. Orta sahada topa basan, 20 metre pas atabilen bir futbolcu olmadan nasıl bir takım kuruldu böyle. Çanakkaleden Topal'ı biz almasaydık, en fazla Bucaspor'da oynuyor olacaktı. Orada bile oynayamaz ya biz iyimserlik yapalım. Diğerini artık hiç bir şekilde anmayacağım bile.
Hacivat zamparalık yapar ceremesini Karagöz çekermiş. Reykart Van Basten'i yemeğe götürsün, Kaptan Sinem'i sinamaya. Uğur Uçar Moda Burnıunda nargile içsin, Haldun Üstünel mühürünü alsın, Adnan Paşalar saltanatı sefayı sürsün. Taraftarız ya cefayı biz çekeriz. Ekiden şöyle bir tezahüratımız vardı bizim,
''Ne şampiyon olursunuz, ne kupalar alırsınız, benim gibi taraftarı nah bulursunuz''
Baltalar Önümüzde, Bok Çuvalı Kalemizde
Bu maçla ilgili tek cümle başlıkta. Maçın yorumu bir önceki yazıda oynanmadan yazılmıştı zaten.
26 Mar 2010
Fener Maçına Çıkarken
Galatasaray maçlarında hiç heyecenlanmadan çıktığım tek maç Fenerbahçe maçıdır. Bana göre her maç Fener maçı olsa, hiç itiraz etmem. Hele ki, Kadıköy'de oynanan maçlar, benim için sıradan, Ankaraspor maçı hükmünde bile değildir. Sonucun belli olduğu tek maç her halde o maçlardır çünkü. Şimdi ise yeni bir Fener maçına çıkılacak Pazar günü. Bu maç bizim çöplükte, ötmemizin muhtemel olduğu kendi çöplüğümüzde.
Ne umutlarla başlamıştık sezona her zamanki gibi. Takmın başında Dünya'nın en elit hocalarından biri, üstüne Keyta, üstüne Elano, kaleye Leo, kulubeye Neeskens. Sezon başladı, kayıpsız geçilen haftalar. Yenilenden çok atılan golle bitirilen maçlar. 15-20 pasla oynanan oyun, bir birinden fantastik goller. 7 maç sürdü hüküm. Top elle oyuna sokulurdu, Kewell sonradan girerdi oyuna, yeni kurulan takımda herkes kendine bir delik bulma mücadelesindeydi. Top çoğunlukla bizdeydi, ilk toplara devamlı biz basıyorduk. O lanet Ankaragücü maçında değişti herşey. 3-0 kaybedilecek maç değildi, arkasından Trabzon maçında da 3 gol yenince bütün taktik değişti. Koskoca Reykart takımı sıçan gibi oynatmaya başladı. Lanet, kahrolası ön liberolar takımın en önemli iki adam yerini işgal ettiler. Gerideki kazmalardan ikisi bir adam etmemeye başladı. Kaleci kendine gelen bütün topları taca şişirmeye başladı. Baros sakatlanıp, Kewell banko oynamaya başladı. Üsütüne fazla yük binince kronik sakatlığı baş gösterdi, ve o günlerden bu günlere gelindi.
Bu arada, Avrupa liginden elendi takım, yetmedi, Antalyaspor'a kaybetti kupada. Elimizde tek hedef kaldı, taraftarı oyalayabilecek. O da geçen haftaki tabeladan sonra başka takımların hikmetine, himmetine kaldı. İyi oyun mu dediniz? hak getire, bu oyuncu kadrosu, bu oyun taktiğiyle Galatasaray'ın Diyarbakırspor önünde bile iyi oynaması imkansızdır. Takımın başında Reykart değilde, Tınaz Tırpan olsa şu anki puanlardan daha az puanı olamazdı takımın. Bu saatten sonra Şampiyon bile olsak ne yazar, ben bayrak bile asmam.
Bursaspor'la 5 puan fark oluşmuş, yarın kapanabilir de hiç önemli değil. Şampiyon olmak sadece Fener olamadı motivasyonu için bir anlam taşır benim için. Aradaki fark, ön liberolardaki futbolcular ile, teknik kaleci farkıdır. 16 numaralı futbolcuyla, kaleci verilip, benim ligimizde tek geçtiğim İvankov'la biz oynasak bu fark bizim lehimize oluşurdu. O kadar fantastik futbolcu alıp, bir tane topa basacak, oyuna topu sağlıklı sokabilecek birini almayanlar, transfer ustası olarak yeniden seçilmiş olacaklar yarın akşam. Ben de diyorum ki, Haldun Üstünel, transferin T'sini, takımın ruhunu, eksiğini gediğini bilmeyen biri. Vermişler eline mühürü, git ucuz iyi futbolcu avla. Doldur 7 tane forveti takıma, yesinler bir birlerini takıma girmek için.
Gelelim Pazar günkü maça, ne olur sorusuna cevap bulmaya. Başta dedim, hiç heyecan duymuyorum, muhtemelen maça bile gitmeyeceğim. Langırt maçına çıkılacak, kalecimiz kendisine gelen her topu taca atacak. Tactan rakibe geçen topu kapmak için, paralele bağlanmış, hayalet 16 numara top ayağında olan futbolcuyla aynı hızda bizim ceza sahasına kadar refakat edecek. O anda kısmı felç geçirerek duracak, topun kaderini metafiziğe bırakacak. Top bizde mi, ön liberolar araziye uyacak, bana atma diye toptan kaçacaklar. Kaçmayan usta Elano buluşacak mecburen topla. Attığı topa koşan, koştu, koşmadığında Elano kötü pas vermiş sayılacak. 60-70. dakikada oyundan çıkacak.
Yaptığı hatadan dolayı, muhtemelen Emre Güngör oynamayacak. Yerine oynayan Ayıboğan, her topta ayakta kalacak. Topuz, Emre, Alex şut falan çekmeye kalkarsa götünü dönecek, şut kaleyi tutarsa, kaleci zaten o anda taş kesildiğinden gol olacak. Gol olunca Daum yatmaya başlayacak, o arada bir gol bulduk bulduk, bulmadık önümüzdeki maça, hatta önümüzdeki seneye bakacağız.
Şut çekmeyip, kenarlardan gelirlerse işimiz nisbeten kolay. Hızlı koşan Sabri, Caner oyunu yandan kurmalarına müsade etmezler. Arda Turan şu ana kadar hiç bir Fener maçında iyi oynamadı. Pazar günü için de durumu kahve falı. Ya çok iyi oynayacak, ya her zaman ki gibi. Maçta en büyük, belki de tek koz Keyta, karşısındakini perişan edebilir. Sanmayın ki takımdan ümidim yok da böyle yazıyorum. Galatasaray, hangi kadroyla, hangi hocayla, hangi kademede maç oynarsa oynasın o maçta mutlaka ümit vardır. Ben sadece bu seneki oyun ortalamasıyla bir tesbit yapıyorum. Körün taşı köre denk gelipte hiç ummadığımız adamlar, hayatının topunu oynarlar belki. Olasılık yok mu? var! bir maymunun bilgisayar başında tuşlara dokunarak evrim tarihini yazması olasılığı kadar. 16 numaranın, Mehmet Topal'ın, Servet'in olduğu takımın iyi futbol oynayabilme olasılığı, bana göre daha az bir olasılıktır. Ama adı üstünde olasılık hesabı. Ligin belki de en kötü futbol oynayan takımı Fenerbahçe'yi yenemezlerse de, demektir kimseyi yenmeye hakları yok.
Maç Ali Sami Yen'de, üstelik Özhan Başkan'ın anısına centilmence geçilmek isteniyor. Hakem en güvendiğim hakem, maçın önemine bakmaz, ben bilmem merkez bilir diyen Cüneyt Çakır. Kırmızısız bitmez, penaltı muhtemel. Fener maçılarında taraftarı hiç beğenmem, karaborsa, pahalı bileti alan çekirdekçi tayfası dolar tribünlere böyle maçlarda. Dolayısıyla, ürkütücü bir tezahürat olmaz.
Peki, bunun dışında, bir mucize olup, Reykart'a vahiy gelse de başka bir yol bulsa, ya da bize müracat edilse de, ne yapsak diye sorsa. Ben bu maçı farklı kazanırım. Bizden çok daha kötü olan fakat, bizim maçlarda aşırı motivasyonla çıktıkları için ezilmeyen Fenerbahçe'yi hezimete uğratmazsam, Ali Sami Yen'de kellemi ortaya koyarım.
1- Parçalı formayla sahaya çıkılacak.
2- Maça gelenlerin tamamı parçalı forma giyecek.
3- Ne yapıp edilecek, maça giremeyen profesyonel taraftarın girmesi sağlanacak. En az 5.000 kişinin daha olmalı.
4- Maça, Leo- Sabri, Hakan Balta, Emre Güngör, Caner- Ayhan, Lukas, Elano- Keyta, Baros, Arda ile çıkılacak.
Maç taktiği; Oyun kaleciden başlayacak. Kaleci topu kesinlikle elle oyuna sokacak. İlk devre Ayhan, ikinci devre barış oynayacak. Önceden anons edilecek bu durum. Ayhan yarım devre kanının son damlasına kadar koşup, ilk yarı bitiminde 20 metre koşacak dermanı kalmayacak. Aynı şeyler, ikinci yarıda Barış için geçerli olacak. Sıradan bir galibiyet bu durumda taraftarı kesmez, evire çevire yenmek lazım bu saatten sonra. Maçın başında seyirci gazıyla çullanılacak, gol bulunduğu zaman, sanki biz yemişiz kabul edilecek. İkinci için fazla vakit kaybedilmeyecek. Velev ki ikinciyi bulduk bulur bulmaz, biri feda edilecek Jo oyuna girecek. Nefes bile aldırmadan hezimete gidilecek.
Olmadı, golü biz yedik o zaman kaleci oyundan çıkarılacak. Aykut'a gol yemek serbest olacak. Jo ve El çiko dahil bütün yabancılar sahada olacak. Ya herro ya merro düzenine geçilecek. Nasıl olsa takımın başında karizmatik sistem adamı Reykart yok, ben varım.
Maçı kafamızdan böyle oynuyoruz işte. Her büyük maçı olduğu gibi. Ne yazık ki, biz sıradan çapulcu bir taraftarız. Yarın yönetim yeniden seçilmiş olacak, Galatasaray'ın yeni sahipleri belli olacak. Bu söylediklerimizin hiç biri olmayacak. Elden geldiğince her iki takım kazmaları sahada olacak. Maçın başında yapılacak saygı duruşunun saygısı 10. dakikada son bulacak. Bizim kazmalarla, onların kasapları arasında 90 dakika boyunca gelişi güzel dolaşacak olan topun canı kimi istemişse tabela onun adını yazacak. Belki de ikisini birden cezalandırıp, hadiyin lan, bunca yatırıma, bunca taraftara, hileye dolapa rağmen şu Bursa'nın yarısı kadar bile olamadınız diyecek.
Yani çocuklar, ben bu maçtan hiç bir şey beklemiyorum, tam bir Türkcell langırt ligi maçı olur. Ve ben bir kez daha hiç heyecanlanmadan bir Fener maçı izlemiş olurum.
23 Mar 2010
Reykart'ın Kulaklarına Küpe Olsun
3 puanlı sistem işte, ne demekse başka sistem var sanki. Başkanından, futbolcusuna, hocasına herkes böyle diyor. Biz başka bir şey diyoruz adına. Türkcell langırt ligi diyoruz. Her hafta her maç langırt. Bu maçta langırt topu, Emre Güngör'e çarptı. Daha önce her maç başkalarına çarpıyordu. Artık bitime yaklaşıyoruz, bizim söyleyecek pek az şeyimiz kaldı. Onları da söyleyeleyelim ve sezonu kapatalım.
Sezon demişken, açılır en büyük umutlarla, tonlarca para verilerek takım kurulur. En kral yerlerde kamp yapılır yenir içilir. Sezon başlari iyi oyun hak getire, hocalar kandırır bizleri. Takımın oturması için 10 hafta beklemek lazım derler. Madem 10 haftada oturuyor, o zaman 10 hafta erken açın kardeşim sezonu. Sonra, sakatlıklar, cezalar, kötü hava şartları denir. Devre biter, bir kaç transfer daha yapılır, yalandan bir iki maç oynanır. Bitime doğru zaten iyi oyun aranmaz, at o lanet olası golü yat üstüne al 3 puanı. Böyle yürür kervan.
Reykart yazmamışsa yazabilir. Futbol hakkında ciltlerce söz söyleyebilir. Ancak burası başka bir yer, başka bir lig. Nişantaşı Lisesinden bir ingilizce hocasını Şemdinli Lisesine tayin edin bakalım öğencilere nasıl öğretecek ingilizceyi? Gelmişler Dünyanın en büyük takımından, açmışlar defterlerini, bizimkilere bir şeyler öğretmeye çalışıyorlar. Her maçı maç sanıyorlar, her futbolcuyu futbolcu.
Rıza'ya karşı oynarsan, oynadığının maç olduğunu unutacaksın. O büyük seyirciye oynadığı oyunu gördük, o bandoyla bir zamanlar şanlı ordu Zigetvar'a, Plevne'ye, Estergon'a ölüme giderdi. Eskişehirspor beraberliğe el sıkışırken kendi kendimize yenilmiştik.
Erdoğan Arıca Lincoln'ü dövüyordu güzel oynuyorsun diye, Ziya Doğan, Mehmet Özdilek, Samet Aybaba... Bunlara karşı oynarken galip gelecem diye oynamayacaksın. Sinirlerini alırlar adamın, timsah gibi beklerler avlarını, berabereliğe yatarken bir anlık hatanla golü yedinmi geçmiş olsun.
Kasımpaşa maçında Caner'in serbest vuruşunu hatırlayan var mı? Reykart Yılmaz Vural'ı tanıyor olsa, Cener'e içeri doldurma, yandan koşana pası ver derdi. Caner ne yaptı? içeri ortaladı, 9 kişi ofsayt. Dürüllülü bu hafta 2. golü Yılmaz'ı tanıdığı için buldu. Aynı yerden Tello ofsayttaki adama ortaladı, ofsaytta olmayan Bobo kafayı dokundu. Ofsayt taktiğiyle oynayan Yılmaz Vural'ı bilen Dürüllülü, Holosko'yla 3 defa burun buruna kaleciyle karşılaştı.
Çok basit bir şeyi hocanın uygulamaması beni kahrediyor. Takım balta'dan geçilmiyor, sezon başından beri yırtınıyorum 16 numaralı futbolcu şampiyonluğa mal oldu. Dikkat edin, her topta paralele bağlanmış. Top ayağında olan adamla aynı mesafede koşuyor sadece. Galatasaray'da oynamasın, ligte herhangi bir takımda bir sezonda 8 maça çıksın, bu yazdıklarımı yerim. Lanet olsun, bu ön libero denen kazmalar bir tane dönen topa basmadılar.
Sahanın en iyi futbolcusu Emre Güngör'dü. Yatarak kayarak hedef küçülten stoperimize patladı kabak. Servet olsa hezimetle dönülecek bir maç sonunda bakalım bu maçta oynatılacakmı? Kaleciye ne demeli? Görünmez bir Fener maçından sonra ultimatom vermiş sanki. Bütün gelen topları şişiriyor, lanet olsun. Bursayla olan fark, kaleci farkıdır. Dün İvankov eliyle Volkan'a, Volkan'dan Sercan'a, 10 saniye sonra gol oldu. Bizim kaleci 10 saniye satranç oyuncusu gibi düşünüyor nereye atacağını.
Kalemize atılan kornerleri izleyin. Tamamı gol tehlikesi. Ön direklerde kimse yok. Sabri, Caner dahil herkes kafaya çıkıyor. Kalecinin bir maçı ipten alma ihtimali sıfır. Oyun sıkışmış, Reykart'ın tek yaptğı şey Elano'yu yanına almak. Bıktık hocam bu hamleden. Takım çok iyi oynuyormuş gibi, değişiklik yapmadan maçı bitirdin. Saha içi değişikliğe bile gitmedin. Sistem diyorsan adına, burada sistem sökmez. Bu futbolcularla bildiğin oyunu oynatamayacaksın. Koy İniestafa'yla, Topal'ı Barcelona orta sahasına görelim bakalım kaçıncı olacaksın. Bak bakalım Messi topla kaç defa buluşacak?
Taç kullanırken gol yiyoruz, topu elle bile oyuna sokamıyoruz. Taç atmayı bilmemekten değil, topa kimse sahip olmak istemiyor. Hayalet futbolcular cirit atıyor orta sahada. Aman top bana gelmesin hesabı.
Fener maçı ne olurun nöbetine yatıyoruz. Bilmiyorum, senelerdir Galatasaray maçlarını bilemiyorum. Hiç bir maçı bilemedim bu sene. Hiç bir maçın garantisi yok, hele geriye düştüğümüz zaman, gireni çıkarma ihtimali çok az. Bildiğim bir tek şey var, orta sahada bu kazmalarla oynamaya 2 maç daha devam edelim 4. lük hayırlı olsun. Çare yok mu? var, Lukas'ı orta saha çekeceksin. Ayhan, büyük maç futbolcusudur onla başlayacaksın. İlerde Keyta, Baros, Arda oynayacak. Elano'yu kendi istemediği sürece asla çıkarmayacaksın. Kaleciye degaj yapmayı yasaklayacaksın. Eğer geriye düşersen ki muhtemeldir çıkar kaleciyi, farketmiyor nasılsa al El Çiko'yu oyuna. Fazla yabancım var diyorsan, Balta Hakan'la başla, Caner'i ver ileri dövüşsün dövüşebileceği kadar. Yorulunca çıkarırsın. Servet, Topal, 16 numaradan ikisi oynarsa maçı unutun. Biri oynarsa maç langırt maçı, her sonuca gebe. Hiç biri oynamazsa, hatta kadroda bile olmazlarsa( Servet'in yedekte oluşu Emre Güngör'ün oyununu yarıya indiriyor) hiç bir maçı kaybetmez Galatasaray, hatta kazanır. Hatta Şampiyon olur olmasına da ne yazar? Bütün rakiplerine yenilmişsin bir kaç maçın bir kaç dakikası hariç iyi futbol oynamamışsın.
Servet daha dün GS televizyonunda çocukluğundan bahsediyor. 11 kişilik fakir ailesinden, muhtemelen Topal'da, 16 numara da sefil çocukluk geçirmişler. 15 yaşına kadar yedikleri bulgur pilavı, nişastadan sonra gelsin pirzolalar, baklavalar, ilaçlar, gıdalar. Kas kas olsa dayanırmı? patlıyor işte bir yerde. Takm 30 kişi, aynı idmanı yapıyor, aynı besini alıyorlar, saha çıkan 11 kişi. Diğerlerinın aldığı fazla enerji başlarına bela oluyor, oynadıkları ilk maçta sakalanıyorlar. Türk futbolcularının genç takımlardaki başarısını ileriye taşıyamamalarının sebebi budur.
İşte böyle, her sene böyle çocuklar. Bizim masum sevgimiz sömürülür gider, bu devran bu düzen asla değişmez. Yarın şampiyonluk kaçar, şampiyonlar ligi ile avunursun. O da kaçar Avrupa Ligi ne güne duruyor. O da kaçarsa mı? yok artık bunu Reykart istese bile yapamaz.
21 Mar 2010
Ön Liberoların Laneti, Trabzonspor 1- Galatasaray 0
Bari takıma faydan yok, zararın olmasın be adam. Topal, topçu bu kez kaptanı sakatlamış. Maç kadrosunda Arda'yı görmeyene kadar inanmamıştım. Tabi pabuç pahalı, forma aslanın ağzında, saldır antrenmanda sakatla kendi futbolcunu.
Neyse, biz alışkınız zaten sakat kadroyla mücadele etmeye. Cesaret formasıyla sahaya çıkıyoruz, baltalardan biri daha yok yerine Emre Güngör var. İyi futbol oynayacağımız kesindi, Trabzonspor'un hızlı forvetine karşı yatarak, kayarak oynayan Emre iyi bir tercihti.
Maç maç gibi başladı. Bu hafta iki büyük takımın maçını da seyretmemiştim. Kasımpaşa maçını kaçırdığıma üzüldüm gerçi ama dün kü Fener maçında pozisyon bile yokmuş. Pozisyon yok ama 3 puan var. Ensemizde boza pişiririyorlar.
Elano, Caner, Lukas, Emre Güngör çok iyi müzadele ediyorşardı gole kadar. Lanet olası, defans hatası işte. Aynı hatayı Servet yapsa edeceğim küfürü hepiniz duyacaktınız, sevdiğim, iyi oynayacağına inandığım adamdan gelince hata, bir şey yapamadım.
Topu kaptırdı Emre, tamam adam bom boş, bir top ta kurtar be kardeşim. Bir maçı da sen al, aykut bile şampiyon olduğumuz sene Servet'in kaptırdığı topu çıkarmıştı. Beklemiyoruz elbet Leo kardeş, çerçeveyi bulan topu biz santraya götürürüz sen zahmet etme. İlk yarı güzel oyun zayi oldu, soyunma odasına yenik gittik.
İkinci yarı takımdan bir canlanma bekliyorduk, tam tersi oldu. Nedense, sanki galipmişiz gibi oynamaya başladık. İniestafa'mız her zamanki gibi büyük futbolunu oynuyor. Araziye uymuş, topla buluşmamaya oynuyor. Nefret ettiğim bu futbolcudan kurtulduğumuz maçta horoz keseceğim. Derken Baroş oyuna girmek üzere, fal bakmaya gerek yok. Takımın en büyük futbolcusu Elano dışarı alındı. Demek artık, topu pasla içeri sokmayacağız. 7. yabancı olarak baros'u oyuna sokmak mı istersin hocam, çıkar kelciyle, lanetli ön liberolardan birini sok içeri Baros'u. Bu kadar mı zor?. El çiko oynamaya başladı sonlara doğru. Bu adam kalelere alışana kadar lig bitecek ne yazık.
Şu kornerlerde neden hala direk dibine bir adam vermezler inanılır gibi değil. Trabzonspor'un atakları mucize golle sonuçlanmıyor. Keyta baskıya gelemiyor, etkisiz eleman olarak oynuyor. Denge yok, ya çok iyi ya çok kötü, artık torbadan ne çıkarsa.
Sabri kaptanlığın keyfini çıkarıyor, etliye sütlüye karışmadan bir maç çıkarıyor. Şampiyonluk tehlikeye giriyor, yarın Bursaspor kazanırsa 5 puan fark olacak. Ne yapsak olmuyor işte, biraz da şans olacak. Galatasaray ancak çok iyi oynarsa kazanabiliyor, aslında kötü de sayılmayacak bir oyundan sonra yenilmek koyuyor.
Evet bir maçta daha milli takım kalecisi yarattık. Trabzonspor kalecisi Onur, bir maçı kaleci nasıl alır gösterdi bize. Şu ön libero işini icat eden hoca eğer yaşıyorsa lanet olsun ona. Elano yok, iki tane kazma ön libero oyunda. 16 numara, İniestafa, seni Galatasaray 'a getiren kimse ona da lanet olsun.
Geçmiş olsun, şu maçı da kaybettiniz ya yazıklar olsun.
Reykart'ın Reykartlığını Fenerbahçe maçında bekliyorum. Sahanın Lukas'la beraber en büyük oyuncusu Emre Güngör'e ceza kesip yerine Servet'i oynatırsa ben maçı seyretmeden stadyumdan çıkacağım. Maçın pozisyonlarını bir kez daha seyredin en az 3 tane topu kaleci gibi yatarak kurtardı. Eğer Servet olsaydı, Lukas o topu kazmaya vermeyecekti tamam ama maçı en az 3-0 kaybederdik.
Bir kez daha bütün kalbimle yazıyorum, iki tanesinden kurtulduk, 3. sünden de kurtulamazsak, 3. veya 4. olacağız benden söylemesi.
Neyse, biz alışkınız zaten sakat kadroyla mücadele etmeye. Cesaret formasıyla sahaya çıkıyoruz, baltalardan biri daha yok yerine Emre Güngör var. İyi futbol oynayacağımız kesindi, Trabzonspor'un hızlı forvetine karşı yatarak, kayarak oynayan Emre iyi bir tercihti.
Maç maç gibi başladı. Bu hafta iki büyük takımın maçını da seyretmemiştim. Kasımpaşa maçını kaçırdığıma üzüldüm gerçi ama dün kü Fener maçında pozisyon bile yokmuş. Pozisyon yok ama 3 puan var. Ensemizde boza pişiririyorlar.
Elano, Caner, Lukas, Emre Güngör çok iyi müzadele ediyorşardı gole kadar. Lanet olası, defans hatası işte. Aynı hatayı Servet yapsa edeceğim küfürü hepiniz duyacaktınız, sevdiğim, iyi oynayacağına inandığım adamdan gelince hata, bir şey yapamadım.
Topu kaptırdı Emre, tamam adam bom boş, bir top ta kurtar be kardeşim. Bir maçı da sen al, aykut bile şampiyon olduğumuz sene Servet'in kaptırdığı topu çıkarmıştı. Beklemiyoruz elbet Leo kardeş, çerçeveyi bulan topu biz santraya götürürüz sen zahmet etme. İlk yarı güzel oyun zayi oldu, soyunma odasına yenik gittik.
İkinci yarı takımdan bir canlanma bekliyorduk, tam tersi oldu. Nedense, sanki galipmişiz gibi oynamaya başladık. İniestafa'mız her zamanki gibi büyük futbolunu oynuyor. Araziye uymuş, topla buluşmamaya oynuyor. Nefret ettiğim bu futbolcudan kurtulduğumuz maçta horoz keseceğim. Derken Baroş oyuna girmek üzere, fal bakmaya gerek yok. Takımın en büyük futbolcusu Elano dışarı alındı. Demek artık, topu pasla içeri sokmayacağız. 7. yabancı olarak baros'u oyuna sokmak mı istersin hocam, çıkar kelciyle, lanetli ön liberolardan birini sok içeri Baros'u. Bu kadar mı zor?. El çiko oynamaya başladı sonlara doğru. Bu adam kalelere alışana kadar lig bitecek ne yazık.
Şu kornerlerde neden hala direk dibine bir adam vermezler inanılır gibi değil. Trabzonspor'un atakları mucize golle sonuçlanmıyor. Keyta baskıya gelemiyor, etkisiz eleman olarak oynuyor. Denge yok, ya çok iyi ya çok kötü, artık torbadan ne çıkarsa.
Sabri kaptanlığın keyfini çıkarıyor, etliye sütlüye karışmadan bir maç çıkarıyor. Şampiyonluk tehlikeye giriyor, yarın Bursaspor kazanırsa 5 puan fark olacak. Ne yapsak olmuyor işte, biraz da şans olacak. Galatasaray ancak çok iyi oynarsa kazanabiliyor, aslında kötü de sayılmayacak bir oyundan sonra yenilmek koyuyor.
Evet bir maçta daha milli takım kalecisi yarattık. Trabzonspor kalecisi Onur, bir maçı kaleci nasıl alır gösterdi bize. Şu ön libero işini icat eden hoca eğer yaşıyorsa lanet olsun ona. Elano yok, iki tane kazma ön libero oyunda. 16 numara, İniestafa, seni Galatasaray 'a getiren kimse ona da lanet olsun.
Geçmiş olsun, şu maçı da kaybettiniz ya yazıklar olsun.
Reykart'ın Reykartlığını Fenerbahçe maçında bekliyorum. Sahanın Lukas'la beraber en büyük oyuncusu Emre Güngör'e ceza kesip yerine Servet'i oynatırsa ben maçı seyretmeden stadyumdan çıkacağım. Maçın pozisyonlarını bir kez daha seyredin en az 3 tane topu kaleci gibi yatarak kurtardı. Eğer Servet olsaydı, Lukas o topu kazmaya vermeyecekti tamam ama maçı en az 3-0 kaybederdik.
Bir kez daha bütün kalbimle yazıyorum, iki tanesinden kurtulduk, 3. sünden de kurtulamazsak, 3. veya 4. olacağız benden söylemesi.
18 Mar 2010
14 Mar 2010
Şimşek Çaktı;Galatasaray 3 -Ankaragücü 0
Geçen hafta ağızları yakan sütten sonra, bu gece yoğurt üflenerek yenecekti, belliydi. Topallayan Topal, maziyi arayan Ayhan'ın yerine değişiklikler hazırdı. Kazmanın en bol olduğu bölge bu bölgeydi. Kafası kesik tavuk Barış ile İniestafa'ya( 16 numara bundan sonra böyle anılacak) vurdu piyango. Kaptan cezalı, El Çiko sol uçta emanet, Ali Sami Yen coşkulu. Bir gün önce esas rakip 2 puan bırakmış, gündüz potansiyel rakip 3 puan almış. Formayı assan galip gelinecek bir ortam.
Vassel, Geremi, Elano, Jo, Lömmer,Reykart, Lukas, insanın normal bir Türkiye lig maçı oynandığına inanası gelmiyor. İsimler dünya çapında, ama oynanan oyuna bakarsak rüyadan uyanıyoruz. Bizim lig işte. Ne yapsan, kimi getirsen iyi oyuna hasretsin. Top ustalara geldiği anda ne kadar zevk alınıyorsa, kazmalara geldiğinde o kadar sinir oluyorsun.
Aklı biz veriyoruz, başkaları uyguluyor. Ayağa isabetli pas, bizim desturdu, ama önce Kasımpaşa, bu gece Ankaragücü pas trafiğinde bizden iyiydi. Topla oynama süresi bu gece Ankaragücü lehineydi. Maçın başında Kara Şimşek, defanstaki hatayı affetmedi. İnatla söktüğü top, Jo Dalton'un önüne düştüğünde, Gökçek Paşa'ya geçmiş olsundu. Sonrasında takım, oyunu kontrol altında tutup, ikinci gol için yemini bekliyordu. O sırada o lanet tezahürat patladı. ''Seeen var ya seeeeeen''. Canlıyı öldüren şarkı, takımı uyuttu. Zaten uyumaya mehilli futbolcular sahada. Ne varki Lukas dikkatli ve maç sonuna kadar hatasız oynayacaktı.
Zevksiz, pozisyonsuz geçen dakikaların birinde, Kara Şimşek bir av daha yakaladı. Geçen hafta Topal'ın yaptığına benzer bir pası Geremi verdi. daha doğrusu veremedi, Keyta topu kaptı, döve döve topla beraber içeri girdi. Yanlız golden sonraki takla, jimnastik hocalarından tam puan alınabilecek bir takla değildi. Düşüşte ince bir sendeleme geçirdi. ben Reykart'ın yerinde olsam takla attırmam. Bir maçta sakata gelecek bir tarafı kırılacak.
El Çiko belki de hayatının en berbat maçını çıkarıyordu. İkinci yarı, 2-0 lık rahat skordan sonra hepimiz iyi futbol bekliyorduk kendisinden. İki tane spikerden adı hiç okunmayınca tebala değişim için havaya kalktı. Reykart, yedek bıraktığı için bayağı üzgün olmalı Emre Güngör için. Bir delik bulup onu da oyuna sokup, hazır Arda yokluğunda Ayhan'ın koluna bantı taktırarak bir taşla bir kaç kuş vurmuş oldu.
Maçta şut yok doğru dürüst, ofsayt yok, korner çok az. Ankaragücü'de kağıt üzerinde az gol yiyen bir takım. Bu takıma bu oyunla 3 tane atıldı, bu Ankaragücü, Leo'dan iyi bir hediyeyi de hakketti. Atlamayan kalecimiz, bir maçı yere yatmadan tamamladı.
Ankaragücü'nün gücünün Galatasaray'a gol atmaya yetmeyeceği çok önceden belli olduğunda, kulube hareketlendi. Taraftar oyuna Milan Baros'u büyük tezahürat altında karşıladı. Ve golcü taraftarı golle selamladı. Lukas'ın dikine harika pasına hareketlenen Keyta, kendine özgü slalomlarla sıfıra inip Baros'a kestiğinde ligin başındaki gol ortalamasını tutturduk.
Kewell'de takıma dönünce bizim bölük tam kadro kazan mevcuduna erişecek. Rakiplerin sakatları yeni yeni verdiği haftalara biz, reviri boşaltmış olarak gireceğiz. Fenerbahçe maçı atlatıldığı anda, şampiyonluk şarkılarını söyleriz. Bugün seyrettiğim Bursaspor'un heyecanının, şehrin havasının sonuna kadar sürmesini isterim. Ne var ki oynadıkları oyun 9 maçı kayıpsız atlatabilecek bir oyun değil. Çok kolay geçen maçı pozisyonsuz tamamladılar. Penaltı olmasa o maçı biraz zor çıkarırlardı.
Biz kendi işimize bakıp, kendi göbeğimizi kendimiz keselim. Trabzon maçı için şimdiden hazırlığa başlayalım. Sabri'nin çektirdiği 3 lüden sonra mutlu ayrılan taraftar, artık Fener maçının rüyasına yatabilir. Kara Şimşek çaktı bu gece Sami Yen göklerinde, ama beklenen yağmur yağmadı. Her ne kadar 3 gol başkaları için yağmur sayılsa da bizim için sadece ahmak ıslatandı. Şimşek çaktımı arkasından kasırga gelmesi lazımdı.
Vassel, Geremi, Elano, Jo, Lömmer,Reykart, Lukas, insanın normal bir Türkiye lig maçı oynandığına inanası gelmiyor. İsimler dünya çapında, ama oynanan oyuna bakarsak rüyadan uyanıyoruz. Bizim lig işte. Ne yapsan, kimi getirsen iyi oyuna hasretsin. Top ustalara geldiği anda ne kadar zevk alınıyorsa, kazmalara geldiğinde o kadar sinir oluyorsun.
Aklı biz veriyoruz, başkaları uyguluyor. Ayağa isabetli pas, bizim desturdu, ama önce Kasımpaşa, bu gece Ankaragücü pas trafiğinde bizden iyiydi. Topla oynama süresi bu gece Ankaragücü lehineydi. Maçın başında Kara Şimşek, defanstaki hatayı affetmedi. İnatla söktüğü top, Jo Dalton'un önüne düştüğünde, Gökçek Paşa'ya geçmiş olsundu. Sonrasında takım, oyunu kontrol altında tutup, ikinci gol için yemini bekliyordu. O sırada o lanet tezahürat patladı. ''Seeen var ya seeeeeen''. Canlıyı öldüren şarkı, takımı uyuttu. Zaten uyumaya mehilli futbolcular sahada. Ne varki Lukas dikkatli ve maç sonuna kadar hatasız oynayacaktı.
Zevksiz, pozisyonsuz geçen dakikaların birinde, Kara Şimşek bir av daha yakaladı. Geçen hafta Topal'ın yaptığına benzer bir pası Geremi verdi. daha doğrusu veremedi, Keyta topu kaptı, döve döve topla beraber içeri girdi. Yanlız golden sonraki takla, jimnastik hocalarından tam puan alınabilecek bir takla değildi. Düşüşte ince bir sendeleme geçirdi. ben Reykart'ın yerinde olsam takla attırmam. Bir maçta sakata gelecek bir tarafı kırılacak.
El Çiko belki de hayatının en berbat maçını çıkarıyordu. İkinci yarı, 2-0 lık rahat skordan sonra hepimiz iyi futbol bekliyorduk kendisinden. İki tane spikerden adı hiç okunmayınca tebala değişim için havaya kalktı. Reykart, yedek bıraktığı için bayağı üzgün olmalı Emre Güngör için. Bir delik bulup onu da oyuna sokup, hazır Arda yokluğunda Ayhan'ın koluna bantı taktırarak bir taşla bir kaç kuş vurmuş oldu.
Maçta şut yok doğru dürüst, ofsayt yok, korner çok az. Ankaragücü'de kağıt üzerinde az gol yiyen bir takım. Bu takıma bu oyunla 3 tane atıldı, bu Ankaragücü, Leo'dan iyi bir hediyeyi de hakketti. Atlamayan kalecimiz, bir maçı yere yatmadan tamamladı.
Ankaragücü'nün gücünün Galatasaray'a gol atmaya yetmeyeceği çok önceden belli olduğunda, kulube hareketlendi. Taraftar oyuna Milan Baros'u büyük tezahürat altında karşıladı. Ve golcü taraftarı golle selamladı. Lukas'ın dikine harika pasına hareketlenen Keyta, kendine özgü slalomlarla sıfıra inip Baros'a kestiğinde ligin başındaki gol ortalamasını tutturduk.
Kewell'de takıma dönünce bizim bölük tam kadro kazan mevcuduna erişecek. Rakiplerin sakatları yeni yeni verdiği haftalara biz, reviri boşaltmış olarak gireceğiz. Fenerbahçe maçı atlatıldığı anda, şampiyonluk şarkılarını söyleriz. Bugün seyrettiğim Bursaspor'un heyecanının, şehrin havasının sonuna kadar sürmesini isterim. Ne var ki oynadıkları oyun 9 maçı kayıpsız atlatabilecek bir oyun değil. Çok kolay geçen maçı pozisyonsuz tamamladılar. Penaltı olmasa o maçı biraz zor çıkarırlardı.
Biz kendi işimize bakıp, kendi göbeğimizi kendimiz keselim. Trabzon maçı için şimdiden hazırlığa başlayalım. Sabri'nin çektirdiği 3 lüden sonra mutlu ayrılan taraftar, artık Fener maçının rüyasına yatabilir. Kara Şimşek çaktı bu gece Sami Yen göklerinde, ama beklenen yağmur yağmadı. Her ne kadar 3 gol başkaları için yağmur sayılsa da bizim için sadece ahmak ıslatandı. Şimşek çaktımı arkasından kasırga gelmesi lazımdı.
10 Mar 2010
Reykart'a Açık Mektup
Bu benzetmeyi daha önce yapmıştım, tekrar edeceğim. Bizim memleketimizin güzel meyvesidir kayısı. Dalından yemeğe kalkarsan, elin yüzün yırtılır ağacının dikenli dalları yüzünden. Her tarafın yapış yapış olur lanet eder, yemekten vazgeçersin. Galatasaray şu son zamanlarda benim için aynı oldu ne yazık. Elano'yu seyretmek için Servet'i seyretmek zorunda oluşum zoruma gidiyor. Top Keyta'ya, Arda'ya geldiğinde aldığım zevklerin bin mislini 16 numaraya, Topal'a, Servet'e geldiğinde geri veriyorum. Yapacak bir şey yok, bizim dememizle olmuyor, bize de lanet edip maçlara gitmemek düşüyor. Kusuruma bakma, El Çiko, Elano, Büyük Kaptan, Servet'le aynı takımda oynadığınız müddetçe artık ben yokum. En iyisi uzaktan sevmek.
Reykart, futbolun kitabını en az 8 cilt yazmıştır. O kitaba göre, hangi takımdaysa farketmiyor, aynı özellikteki futbolculara forma giydiriyor. Davids'e, İniesta'ya, 16 numaraya. Onun için bu futbolcular 6 numaralı futbolcudur. Puyol'da 4 numaradır, Servet'te. Leo'da 1 numaradır, Van Der Saar'da. Onun için Valenciya-Barca maçı da maçtır, Galatasaray-Eskişehirspor maçı da. Ne yazık ki Reykart'ın bazı futbolcuların futbolcu olmadığını, bazı maçların maç olmadığını anlşaması için bir tur daha atması gerekecek. Bütün takımlarla maç yapacak, bütün futbolcuları tanıyacak, sonra borusunu öttürecek.
Yılmaz Vural'a, Giray Bulak'a, Güvenç Kurtar'a karşı oynarsan , oynadığın oyunun adı futbol maçıdır. Erkekçe oynarlar, yenerler yenilirler ama mutlaka güzel bir maç oynamış olurlar bitiminde. Rıza'ya, Mehmet Özdilek'e, Ziya Doğan'a, Samet'e, Erdoğan'a karşı oynarsan koskoca aslanı kediler boğdurmayı göze de alacaksın hocam. Fenerbahçe'ye Kadıköy'de oynarsan o maç ta maç değil, tastamam meydan savaşıdır. Dürüllü'lüyle oynuyorsan, evliyalara karşı oynuyor olursun, evire çevire yenemezsen, balına bir gol yer feleğini şaşırırsın.
Hocam Rıza şudur, bunların okuduğu mekteplerde okutulanlar sınırlıdır. Futbol dışı ne varsa başvurur. En iyi oyuncunu en kazmalarla canından bezdirir. Yere yatan futbolcusuna 5 dakika yat der.Seni, futbolcunu sinirlendirir, hata yapmaya zorlar. Kendisi temkinli olduğundan, hiç bir şey yapmadığından hata yapmaz kolay kolay. Sonrasında balına bir gol bulursa, puan kaybına hazır ol. O güzeller güzeli seyircisine bile futbol maçında olduğuna lanet ettirir. Santraforunu çıkarır, kazmanın birini alır. Sarı kartlıu oyuncusu varsa ilk olarak onu değiştirir. Bir sonraki maçta yenilir, aldığı 1 puanı, 3 puanı fazlasıyla geri verir.
Cilt cilt kitap yazarken, bu hileleri, dolapları da bileceksin hocam. En az 10 dakika uzatma varken 3 dakikada işini bitirdi hakem senin.Yok ben hakemlere alıp topu bizim kaleye eliyle atsa bile bir şey demem. Benim hakemle işim olmaz, kalleşle işim olur. Görmediği, görüp çalamadığı pozisyona bir şey demem. Ama maçı eyyam yapıp zamanından önce bitiriyorsa ayıp etmiş derim o kadar. Büyük takımsan, gerekirse maçın hakemi ni de yeneceksin.
Leo Franko için hüküm verdim ben hocam. Kötü kalecidir, asla büyük bir takım kalecisi olamaz. Topu gelişi güzel şişiren, çekilen en ufak şiddette bir şutta felç geçiren, oynadığı hiç bir maçı çeviremeyen kaleci kötü kalecidir. Ne varki Aykut kaleci bile değildir. Ben Ufuk'unda iyi kaleci olmadığına eminim. Kaleye Kewell, ya da Sabri'yi falan geçirsen hayır demem. Kinaye yapmıyorum, Aykut kaleye geçecekse eğer kalecisiz oynamayı yeğlerim.
Emre Güngör, Lukas Neil ile muhteşem iki maç çıkarmıştı. Sonra ne olduysa gene kazmaya kaldı işimiz. Bir delik kapatıyoruz, 2 delik açılıyor. Elano, El Çiko, Keyta, Co Dalton, Lukas, Baros, Kewell bu futbolculardan 6 sının da sahada olması lazım, hadi birini kaleciye feda edelim, 5 i banko oynamadan, iyi futbol oynamamız ancak maçın koptuğu dakikalarda olabilir. Bir kez daha iddia ediyorum not alın. Son çıkacağımız Gençlerbirliği maçının kadrosuna bakın. Servet, Topal, 16 numara sahadaysa geçmiş olsun 3. bitirmişiz demektir ligi. Bütün kalbimle, 40 yıllık Galatasaray'lılıuğımla yine iddia ediyorum, bu 3 ünü kadro dışı bıraksınlar, Fenerbahçe maçından sonra bayraklarınızı asın balkonlarınıza.
Sevgili Hocam, Reykart, sen gelmeseydin ben bu sene maçlara gelmeyecektim. Her maç yenilsen bile sana güvenim asla sarsılmaz. Senin hocalığının somut göstergesi, aldığın veya verdiğin 3 puanlara bağlı değildir benim için. Senin bilmediğin şeyleri hatırlatıyorum sadece. Bu ülke Langırt Ligin'de bazen takımlara, bazen adamlara karşı oynarsın. Her çıktığın maça maç gözüyle bakma. Her lisansı olana futbolcu gözüyle bakma, bir şey öğretemediğin adamlar varsa takımda hemen biletini kes, onlar senin biletini kesmeden önce. Bu taraftar daha önce hiç kimseye olmadığı kadar senin yanındadır, eğer içerden bir talimat gelmezse çapulcu da yanındadır. Yalvarırım hocam, istesen her maç yenil, ama güzel futbol oynat. Gerekirse 11 futbolcuyu da forvet oyuncularından kur, ama bize televizyondan bile olsa kazmaları seyrettirme.
Reykart, futbolun kitabını en az 8 cilt yazmıştır. O kitaba göre, hangi takımdaysa farketmiyor, aynı özellikteki futbolculara forma giydiriyor. Davids'e, İniesta'ya, 16 numaraya. Onun için bu futbolcular 6 numaralı futbolcudur. Puyol'da 4 numaradır, Servet'te. Leo'da 1 numaradır, Van Der Saar'da. Onun için Valenciya-Barca maçı da maçtır, Galatasaray-Eskişehirspor maçı da. Ne yazık ki Reykart'ın bazı futbolcuların futbolcu olmadığını, bazı maçların maç olmadığını anlşaması için bir tur daha atması gerekecek. Bütün takımlarla maç yapacak, bütün futbolcuları tanıyacak, sonra borusunu öttürecek.
Yılmaz Vural'a, Giray Bulak'a, Güvenç Kurtar'a karşı oynarsan , oynadığın oyunun adı futbol maçıdır. Erkekçe oynarlar, yenerler yenilirler ama mutlaka güzel bir maç oynamış olurlar bitiminde. Rıza'ya, Mehmet Özdilek'e, Ziya Doğan'a, Samet'e, Erdoğan'a karşı oynarsan koskoca aslanı kediler boğdurmayı göze de alacaksın hocam. Fenerbahçe'ye Kadıköy'de oynarsan o maç ta maç değil, tastamam meydan savaşıdır. Dürüllü'lüyle oynuyorsan, evliyalara karşı oynuyor olursun, evire çevire yenemezsen, balına bir gol yer feleğini şaşırırsın.
Hocam Rıza şudur, bunların okuduğu mekteplerde okutulanlar sınırlıdır. Futbol dışı ne varsa başvurur. En iyi oyuncunu en kazmalarla canından bezdirir. Yere yatan futbolcusuna 5 dakika yat der.Seni, futbolcunu sinirlendirir, hata yapmaya zorlar. Kendisi temkinli olduğundan, hiç bir şey yapmadığından hata yapmaz kolay kolay. Sonrasında balına bir gol bulursa, puan kaybına hazır ol. O güzeller güzeli seyircisine bile futbol maçında olduğuna lanet ettirir. Santraforunu çıkarır, kazmanın birini alır. Sarı kartlıu oyuncusu varsa ilk olarak onu değiştirir. Bir sonraki maçta yenilir, aldığı 1 puanı, 3 puanı fazlasıyla geri verir.
Cilt cilt kitap yazarken, bu hileleri, dolapları da bileceksin hocam. En az 10 dakika uzatma varken 3 dakikada işini bitirdi hakem senin.Yok ben hakemlere alıp topu bizim kaleye eliyle atsa bile bir şey demem. Benim hakemle işim olmaz, kalleşle işim olur. Görmediği, görüp çalamadığı pozisyona bir şey demem. Ama maçı eyyam yapıp zamanından önce bitiriyorsa ayıp etmiş derim o kadar. Büyük takımsan, gerekirse maçın hakemi ni de yeneceksin.
Leo Franko için hüküm verdim ben hocam. Kötü kalecidir, asla büyük bir takım kalecisi olamaz. Topu gelişi güzel şişiren, çekilen en ufak şiddette bir şutta felç geçiren, oynadığı hiç bir maçı çeviremeyen kaleci kötü kalecidir. Ne varki Aykut kaleci bile değildir. Ben Ufuk'unda iyi kaleci olmadığına eminim. Kaleye Kewell, ya da Sabri'yi falan geçirsen hayır demem. Kinaye yapmıyorum, Aykut kaleye geçecekse eğer kalecisiz oynamayı yeğlerim.
Emre Güngör, Lukas Neil ile muhteşem iki maç çıkarmıştı. Sonra ne olduysa gene kazmaya kaldı işimiz. Bir delik kapatıyoruz, 2 delik açılıyor. Elano, El Çiko, Keyta, Co Dalton, Lukas, Baros, Kewell bu futbolculardan 6 sının da sahada olması lazım, hadi birini kaleciye feda edelim, 5 i banko oynamadan, iyi futbol oynamamız ancak maçın koptuğu dakikalarda olabilir. Bir kez daha iddia ediyorum not alın. Son çıkacağımız Gençlerbirliği maçının kadrosuna bakın. Servet, Topal, 16 numara sahadaysa geçmiş olsun 3. bitirmişiz demektir ligi. Bütün kalbimle, 40 yıllık Galatasaray'lılıuğımla yine iddia ediyorum, bu 3 ünü kadro dışı bıraksınlar, Fenerbahçe maçından sonra bayraklarınızı asın balkonlarınıza.
Sevgili Hocam, Reykart, sen gelmeseydin ben bu sene maçlara gelmeyecektim. Her maç yenilsen bile sana güvenim asla sarsılmaz. Senin hocalığının somut göstergesi, aldığın veya verdiğin 3 puanlara bağlı değildir benim için. Senin bilmediğin şeyleri hatırlatıyorum sadece. Bu ülke Langırt Ligin'de bazen takımlara, bazen adamlara karşı oynarsın. Her çıktığın maça maç gözüyle bakma. Her lisansı olana futbolcu gözüyle bakma, bir şey öğretemediğin adamlar varsa takımda hemen biletini kes, onlar senin biletini kesmeden önce. Bu taraftar daha önce hiç kimseye olmadığı kadar senin yanındadır, eğer içerden bir talimat gelmezse çapulcu da yanındadır. Yalvarırım hocam, istesen her maç yenil, ama güzel futbol oynat. Gerekirse 11 futbolcuyu da forvet oyuncularından kur, ama bize televizyondan bile olsa kazmaları seyrettirme.
4 Mar 2010
Hiddink'i Beklerken
Bu akşam ki Milli maçı seyretmedim. Gazoz maçlarını seyretmem. Oğuz Çetin'in Galatasaray'lı futbolcuların tamamını takıma alması ve oynatması manidar. Biri sakatlansa, yorgun düşse, morali bozulsa ne güzel olacaktı. Komplo teorisi mi yapıyorum? hadi ya bir daha ki maçın kadrosuna bakın bakalım. Aslında bizden alınması ve bu maçta oynatılması gereken oyuncu 16 numaraydı. Ligin başından beri orta sahada en çok maçı o oynamıştı. Medya sülükleri de arkasındaydı. Ağırol Memet'in yerine oynatsa eline mi yapışacaktı? Olmaz, 16 numara artık kendi takımında bile oynamayacak, Oğuz'un ağaları Arda'nın başına bir şey getirebilir mi acabanın peşinde olabilirlerdi.
Neyse bu yazıyı bir milli maç sonrası yazayım diye beklettim. Hiddink'in Türk Ulus Takımının ceosu olarak atanması hakkındaki görüşlerimi.
20 yıl önce kendisini kovanlar, 20 sene sonra bokunda boncuk buldular. Beni bilen bilir, Milli maçları pek izlemem bile. Kadro seçiminde hep bir bit yeniği aradığımdan, uzun yıllardır Milli Takım beni heyecanlandırmaz. Milli maça gidişim de 3-5 i geçmez. Kafatasçı değilim, enternasyonelim, oynayanların kimliklerine en son bakacak adam benim. Ne var ki Milli Takım'da İspanya 2.liginden Ağırol Memet oynuyorsa o Milli Takım benim takımım değildir. Ben bu satırlarda Mehmet Topuz yerine devşirme Memet'i oynattığı için Fatih Terim'e az kahır etmedim. Şimdi aynı duygular içindeyim. Türk olmayan birinin Türk Milli takımın başında olmasına dayanamıyorum. Dünya Kupasında 3. olan kendi öz evladımızı kovup, 4. olan Hiddink'i 8 sene sonra yalvararak getiren zihniyete lanet olsun.
Sanki bizim Milli Takım her turnuvada kafaya oynuyor, finallere çıkıyor, kimini kazanıyor da bu futbolcular bütünlüğünü yönetecek hoca bulamıyoruz. Hiddink, Brezilya hocası olur, Dünya üzerine dağılmış yüzlerce futbolcu içinden takım seçer, onları kombine eder anlarım. Hiddink yerine Pendikspor'un hocasını alsan ne fark edecek. Alt tarafı 20 kişinin içinden bir takım çıkaracaksın. Alacağın adam belli, onların yeteneği ortada. Katacağı ne var? Kaleye Volkan'ı geçirecek, Arda'yı alacak, Galatasaray Milli Takımın alt yapısı zaten, bütün Türk pasaportluları alacak, Fener'den kimi alacağını soracak, maçına göre. Maç angarya ise kimseyi almasa da olur, kalifiye maçsa, önemliyse parsayı Fener'lilere toplatacak. Beşiktaş cezalı zaten bu konuda. Fasülyeden birini alacak, onu da oynatmayacak. Yurt dışında oynayanları, dandik mandik dinlemeden toplayacak. Başka liglerde oynayan gurbetçilerin torunlarının çocuklarını, Türkçe'yi konuşamayan Türkleri çağıracak. Bunların tamamı 25 kişiyi geçmez.
Aksini yapar mı dediniz? Yaşatırlar mı lan o zaman? Adam keriz mi?, bu ülke sülük medyasını karşısına alsın. Fatih Terim gibi kabadayı değilsen, Oğuz gibi pısırık olacan. Müfit gibi valiz taşıyacan( bu arada unuttuk ya, ne yapıyor acaba Müfit Hoca!) Memet Özdilek gibi hayatında kavga etmemiş biri olup ta talimat gereği tekme tokat girişecen.
Hiddink Hoca'nın başlangıç macerası tarihe geçmiştir bu ülkede. İlk çıktığı maçta Bokludere'de ligin yeni takımı Aydınspor'dan 6 tane yemiş, sonrasında da fazla yaşayamamıştır bizim mahallede. Şimdi sorsak hatırlamaz, o maçta kadroda olan Oğuz yardımcısı olmuş, körler sağırlar birbirini ağırlıyorlar. Araya bi karışık Ersun Yanal koydular galiba.
Peki başarılı olur mu? Ne bileyim, başarısı ulus takımının Avrupa Kupası finallerine gitmesi demekse hikaye. Çıkmışsak zaten çıkacaktık, hoca kim olursa olsun çıkarız. Çıkamazsak hocanın yüzündendir. Bakın işte çocuklar zurnanın zırt iye ses çıkardığı delik burasıdır. Bir büyük takım eğer oynadığı turnuvayı en tepelerde tamamlıyorsa, zaten tamamlayacaktır. Hocanın bana göre katkısı yoktur. Yok duman olmuşsa Hocanın yüzündendir. Yani, Fenerbahçe şampiyon olursa Daum'un katkısı sıfırdır, olamıyorsa eğer baş sorumlusudur.
Gamlı Baykuş olarak Hididink konusuna bakışım budur. Bir Türk olarak kendi Ulus takımımdan heyecan duymuyorum. Beklentim de yok, senede en fazla 5-6 ciddi maç oynanacak diye onca para verilerek getirilen adamı istemiyorum. Esas acı olan şey, en az 50 milyon Türk'ün ilgilendiği futbolda, milli takımın başında bir yabancıdan medet bekliyor durumda oluşumuzdur. Başbakandan'da memnun değilim ben, ancak yerine bir yabancı getirilirse en başta ben dikilirim.
Kendisine defalarca saldırdığım Fatih Terim'i, Taksim Meydanında Hiddink'le yumruk yumruğa kavga ederken görsem ki- Fatih Terim mutlaka haksızdır- hiç tereddüt etmem Hiddink'e girişirim.
Aklı varsa gelmesin, nitekim girişeceğim de zaten.
Neyse bu yazıyı bir milli maç sonrası yazayım diye beklettim. Hiddink'in Türk Ulus Takımının ceosu olarak atanması hakkındaki görüşlerimi.
20 yıl önce kendisini kovanlar, 20 sene sonra bokunda boncuk buldular. Beni bilen bilir, Milli maçları pek izlemem bile. Kadro seçiminde hep bir bit yeniği aradığımdan, uzun yıllardır Milli Takım beni heyecanlandırmaz. Milli maça gidişim de 3-5 i geçmez. Kafatasçı değilim, enternasyonelim, oynayanların kimliklerine en son bakacak adam benim. Ne var ki Milli Takım'da İspanya 2.liginden Ağırol Memet oynuyorsa o Milli Takım benim takımım değildir. Ben bu satırlarda Mehmet Topuz yerine devşirme Memet'i oynattığı için Fatih Terim'e az kahır etmedim. Şimdi aynı duygular içindeyim. Türk olmayan birinin Türk Milli takımın başında olmasına dayanamıyorum. Dünya Kupasında 3. olan kendi öz evladımızı kovup, 4. olan Hiddink'i 8 sene sonra yalvararak getiren zihniyete lanet olsun.
Sanki bizim Milli Takım her turnuvada kafaya oynuyor, finallere çıkıyor, kimini kazanıyor da bu futbolcular bütünlüğünü yönetecek hoca bulamıyoruz. Hiddink, Brezilya hocası olur, Dünya üzerine dağılmış yüzlerce futbolcu içinden takım seçer, onları kombine eder anlarım. Hiddink yerine Pendikspor'un hocasını alsan ne fark edecek. Alt tarafı 20 kişinin içinden bir takım çıkaracaksın. Alacağın adam belli, onların yeteneği ortada. Katacağı ne var? Kaleye Volkan'ı geçirecek, Arda'yı alacak, Galatasaray Milli Takımın alt yapısı zaten, bütün Türk pasaportluları alacak, Fener'den kimi alacağını soracak, maçına göre. Maç angarya ise kimseyi almasa da olur, kalifiye maçsa, önemliyse parsayı Fener'lilere toplatacak. Beşiktaş cezalı zaten bu konuda. Fasülyeden birini alacak, onu da oynatmayacak. Yurt dışında oynayanları, dandik mandik dinlemeden toplayacak. Başka liglerde oynayan gurbetçilerin torunlarının çocuklarını, Türkçe'yi konuşamayan Türkleri çağıracak. Bunların tamamı 25 kişiyi geçmez.
Aksini yapar mı dediniz? Yaşatırlar mı lan o zaman? Adam keriz mi?, bu ülke sülük medyasını karşısına alsın. Fatih Terim gibi kabadayı değilsen, Oğuz gibi pısırık olacan. Müfit gibi valiz taşıyacan( bu arada unuttuk ya, ne yapıyor acaba Müfit Hoca!) Memet Özdilek gibi hayatında kavga etmemiş biri olup ta talimat gereği tekme tokat girişecen.
Hiddink Hoca'nın başlangıç macerası tarihe geçmiştir bu ülkede. İlk çıktığı maçta Bokludere'de ligin yeni takımı Aydınspor'dan 6 tane yemiş, sonrasında da fazla yaşayamamıştır bizim mahallede. Şimdi sorsak hatırlamaz, o maçta kadroda olan Oğuz yardımcısı olmuş, körler sağırlar birbirini ağırlıyorlar. Araya bi karışık Ersun Yanal koydular galiba.
Peki başarılı olur mu? Ne bileyim, başarısı ulus takımının Avrupa Kupası finallerine gitmesi demekse hikaye. Çıkmışsak zaten çıkacaktık, hoca kim olursa olsun çıkarız. Çıkamazsak hocanın yüzündendir. Bakın işte çocuklar zurnanın zırt iye ses çıkardığı delik burasıdır. Bir büyük takım eğer oynadığı turnuvayı en tepelerde tamamlıyorsa, zaten tamamlayacaktır. Hocanın bana göre katkısı yoktur. Yok duman olmuşsa Hocanın yüzündendir. Yani, Fenerbahçe şampiyon olursa Daum'un katkısı sıfırdır, olamıyorsa eğer baş sorumlusudur.
Gamlı Baykuş olarak Hididink konusuna bakışım budur. Bir Türk olarak kendi Ulus takımımdan heyecan duymuyorum. Beklentim de yok, senede en fazla 5-6 ciddi maç oynanacak diye onca para verilerek getirilen adamı istemiyorum. Esas acı olan şey, en az 50 milyon Türk'ün ilgilendiği futbolda, milli takımın başında bir yabancıdan medet bekliyor durumda oluşumuzdur. Başbakandan'da memnun değilim ben, ancak yerine bir yabancı getirilirse en başta ben dikilirim.
Kendisine defalarca saldırdığım Fatih Terim'i, Taksim Meydanında Hiddink'le yumruk yumruğa kavga ederken görsem ki- Fatih Terim mutlaka haksızdır- hiç tereddüt etmem Hiddink'e girişirim.
Aklı varsa gelmesin, nitekim girişeceğim de zaten.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)







