Geçen akşam Saba Tümer'in konuğu Hakan Şükür'dü. Bazen iyi oluyor magazin seyretmek, dinlemek. Konuk Hakan Şükür olunca, yapacak bir şey de yoksa takıldık işte ekran başına. Daha önce Arda Turan'la yaptığı programı da izlemiştim. Medyanında kralı Hakan Şükür'müş meğer
Hakan Şükür, Türk futbolu ve Galatasaray'ın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusudur. Sarı kırmızı formanın içinde geçirdiği yıllar boyunca verdiği imaj, yazdığı tarihle sonsuza kadar bu sıfatı devam edecektir. Futbolun ticaret olduğu günümüzde artık hiç bir futbolcunun, Hakan Şükür'ün istatistiklerini geçmesi mümkün değildir. Ne var ki Hakan Şükür'ü , formanın içinden çıktıktan sonra ki yaşamıyla da takip etmek, sevmek isterdik.
Yazıklar olsun ki, şu dandik magazin programında bile Galatasaray'lıların gönlünü alamıyor. Dikkatli izleyiciler tarafından küfür yiyor, hiç haketmediği halde.
Galatasaray'a üye yapılmış, kendisini üye yapana oy vermeyeceğini söylüyor. Çok umurumuzdaydı Hakan Şükür. Sen vermesen, Galatasaray'ın başına bir şey gelir sanki. Türkiye'de hiç kimseye nasip olmayacak bir noktaya geldin sayemizde. Galatasaray'lı olmasan sana onca sene o formayı giydirlermiydi?
Galatasaray'ın oynadığı en büyük maçın ilk 11ine bakın. Yücegök bize acımış, Arsenal maçına çıkan takımın fotoğraflarını duvarlarına asanlar, indirmek mecburiyetinde kalmamışlar. Fatih Akyel yok, Hakan Ünsal yok, Emre Belezoğlu cezalı o da yok. Kenardan sevindiler, ihanet ettiler, çıkabilecekleri en büyük maça çıktıkları takımı sattılar. Bundan sonraki nesiller başta Küçük Hakan olmak üzere bu saydığım futbolcuları lanetle anacaklardır.
Ancak bunlar neydi ki, Kaptan Hakan Şükür'ün yanında. Çocuklarımın tutacağı takıma karışmam diyor. Bundan daha büyük lanet olabilir mi? Düşün baban karışmamış, dayın seni Fener'li yapmış ve sen bir bakıyorsun ki senin baban Galatasaray'ın en büyük futbolcusuymuş. Bundan daha büyük Galatasaray nefreti olabilir mi? Hakan Şükür. Bırak senin gibi sporcuyu, sıradan bir Galatasaray'lı baba, çocuğunu Galatasaray'lı yapar. Aynı şekilde Fener'li de Fener'li.Senin çocuğunun başka takımı tutması imkanı var mı? Tanju Çolak, Fener'e gittiğinde oğlu Anıl ağlıyordu, yıllarca konuşmadı babasıyla. Sapına kadar Galatasaray'lıydı. Ve babası da döndü dolaştı aslan yuvasına katıldı, arkasında mecbur kaldığı pişmanlığı her fırsatta dile getirerek.
Son oynadığın sezondan önceki sezon aslında son senendi Hakan Şükür.O sezonu tarihinin en kötü sezonu olarak bitirdin. Bence bilerek yaptın bunu. Sadece 4 gol atabildin ve Galatasaray yönetimi, o beğenmediğin, nankörlük ettiğin Adnan Polat seni 1 sene daha oynattı. Elini öpmeye koştuğunuz Canaydın Başkan'a kalsa o akıl edemezdi.Kırılması gereken rekorlar vardı. Gerçi senden önce kıranlar da Galatasaray'lıydı ama olsundu. Tanju Çolak'ın attığı goller topaldı. İcabında, haklı olarak Fener'li de sahip çıkacaktı. Seni 1 sene daha oynatıp, bir daha asla kırılamayacak bir rekoru Galatasaray formasına kırdırdı ve duvara astı. Yoksa sen o formsuzluğunla, o yaşta 1 sene daha oynayabilecek durumda değildin. Nonda'yı getirmişlerdi, Hasan Kabze vardı, Ümit Karan'ın en verimli sezonuydu.
Saba Tümer'e dışarda Galatasaray'lı gördüğünde saatlerce konuştuğunu, imza verdiğini falan söyledi. Ben çok denk geldim, misal Milano'nun Bağdat Caddesinde maçtan sonraki gün bütün futbolcular kafelerde taraftarla takılırken Hakan Şükür ortalıkta yoktu. Ha hakkını yemeyelim bir de Popescu yoktu. Otellerin lobilerinde Hakan Şükür bir idareciyle, ya da o şehrin kodamanıyla, tarikatçısıyla oturur da asla taraftarla oturmazdı. Sahada 100 kişi çağırınca gelen adam dışarda taraftar gördümü öcü muamelesi yapardı.
Tutulmuşlar, şimdi basındaki Hakan Ünsal'ın peşine takılmışlar, inceden Galatasaray'a sövüyorlar. Galatasaray'lıyım diyemiyorlar, Kenan İmirzalıoğlu kadar bile Galatasaray'ı sevmiyorlar. Görevli değillerse Galatasaray maçlarına gelmiyorlar. Ne yalan söyleyeyim şu son Hakan Şükür magazin programını seyrettikten sonra keşke Hakan Şükür'de Fener'e gidip 1 sene oynasaydı diyorum.Nerden nereye 15 sene önce Televole maymunu iken şimdi ülkenin spordaki en büyük, en ciddi adamı haline gelmişin. Tek bir sıfatın var oysa o da Galatasaray'lı oluşun. Acaba ne diyecek diye hiç sevmediği programı, sadece sen varsın diye seyreden milyonlarca Galatasaray'lıya ayıp ettin. Ben dayanamadım, sonuna kadar seyredemedim o yüzden burada kesiyorum.
Geçen yıl, futbolu bırakalı 2 ay olmuşken takım Kadıköy deplasmanına yol alırken favori Fener diyebilen bir Hakan Şükür'sün. Yani ne değişti, tamam bildin hezimet yedik ama ne değişti? de sen varken yenmeye gittiğiniz takım sen yokken yenilmeye gidiyordu.
Formanın içindeyken en büyük Galatasaray futbolcusuydun Kral Hakan Şükür, seni formanın dışında da aynı duygularla sevmek isterdim.Formanın içindeyken hiç seyretmediğimiz, formanın dışında ise her zaman en tepelerde taşıdığımız, ve Galatasaray var oldukça taşıyacağımız Metin Oktay gibi olsaydın keşke.
Galatasaray hakkında ne olur konuşma Hakan Şükür, bırak bari anılar güzel kalsın.
24 Oca 2010
23 Oca 2010
Acıbadem Baytarları
Bir alttaki yazıyı dün yazdık, bugün okuyucular boş geçmesin diye yayınladık. Henüz okumamışlar varsa, doktorlarımızın allah belalarını versin diyerek devam ediyorum yazmaya. Net bir şekilde soyuluyoruz. Bu satırlarda defalarca yazıldı.10 milyon dolarlık futbolcu, pratisyen dolandırıcı doktorun eline emanet ediliyor. Ben bırak Kevıl, Aydın Yılmaz olsam bu doktorların verdiği asprini bile içmem. Hepsi ortak, bakmayın biz sinirden baytar diyoruz, veteriner diyoruz, hakkını yiyoruz bu arkadaşların. Tümünü araştırsınlar, Galatasaray'a geldiklerinde neydiler şimdi neyler. Servet dökümü yapsınlar bakalım ne çıkacak?
Kevıl zaten diken üsütnde geldi bize. Mevcut sakatlığı var, Alp kardeş bugün değinmiş yazısında, aynen katılıyorum. Galatasaray'da görev alsın almasın, ne kadar taraftar doktor varsa üzerine titremeleri lazım. Bir fiş takarak, katır gibi futbolcuyu kontrol edebilen sahte doktor, anlayamadın mı? Kevıl'ın hafif sakat olduğnu. Baroş' yaktınız, elimizde Manda Yiyicisi var ilerde sadece tepik atabilecek. Ordu maçında oynatmasanız ne olurdu sanki?
Burhan Uslu zamanında hastaneler kan ağlıyordu. Galatasaray'dan futbolcu gelmiyordu. Burhan Baba'nın hokus pokusla iyileştirdiği futbolcuları bunlar bu imkanlarla daha beter hale getiriyorlar. Diyoruz da kimseye dinletemiyoruz, bunca transfer yapılacağına bir adam eksik alınıp, iğnecisinden, şurupçusuna kadar bütün sağlık ekibini şu soğukta Florya'nın kapısına koymaları lazım. Antrenör Neskens bile sakatlandı, gerisini düşünün.
Her zamanki gibi durumdan vazife çıkarma işi taraftara düşüyor. Ne yapılırsa yapılsın taraftardan tepki gelmeden uyanamıyorlar. Yarın maçta ilk işiniz bu olsun. Sağlık ekibini istifaya çağırın.
Galatasaray doktorları; size diploma veren okulun da avradını emi. Okyanusta bir damla bile olsa benim verdiğim paralardan size geçen olmuştur. Haram olsun, şerefsiz, bilgisiz, üçkağıtçı, dolandırıcılar sizi.
Burhan Uslu, nerdesin? Conk Bayırında savaş çıktı sanki, takım eriyor, yetiş.
Kevıl zaten diken üsütnde geldi bize. Mevcut sakatlığı var, Alp kardeş bugün değinmiş yazısında, aynen katılıyorum. Galatasaray'da görev alsın almasın, ne kadar taraftar doktor varsa üzerine titremeleri lazım. Bir fiş takarak, katır gibi futbolcuyu kontrol edebilen sahte doktor, anlayamadın mı? Kevıl'ın hafif sakat olduğnu. Baroş' yaktınız, elimizde Manda Yiyicisi var ilerde sadece tepik atabilecek. Ordu maçında oynatmasanız ne olurdu sanki?
Burhan Uslu zamanında hastaneler kan ağlıyordu. Galatasaray'dan futbolcu gelmiyordu. Burhan Baba'nın hokus pokusla iyileştirdiği futbolcuları bunlar bu imkanlarla daha beter hale getiriyorlar. Diyoruz da kimseye dinletemiyoruz, bunca transfer yapılacağına bir adam eksik alınıp, iğnecisinden, şurupçusuna kadar bütün sağlık ekibini şu soğukta Florya'nın kapısına koymaları lazım. Antrenör Neskens bile sakatlandı, gerisini düşünün.
Her zamanki gibi durumdan vazife çıkarma işi taraftara düşüyor. Ne yapılırsa yapılsın taraftardan tepki gelmeden uyanamıyorlar. Yarın maçta ilk işiniz bu olsun. Sağlık ekibini istifaya çağırın.
Galatasaray doktorları; size diploma veren okulun da avradını emi. Okyanusta bir damla bile olsa benim verdiğim paralardan size geçen olmuştur. Haram olsun, şerefsiz, bilgisiz, üçkağıtçı, dolandırıcılar sizi.
Burhan Uslu, nerdesin? Conk Bayırında savaş çıktı sanki, takım eriyor, yetiş.
Ağla Acıbadem Ağla
Linderot geldiğinde nerden bilecektiniz ki, tüm hastenenin cirosuna eş değer bir ciro yapacağınızı? Aslında lafın gelişi bu soru, koskoca ticarethanesiniz, yoksa hastanemiydiniz? Siz bilmeyeceksiniz de kim bilecek, yapıştırın karnına fişleri aslan gibi çocukların, dinleyin kulaklığınızla ne ses veriyorlar acaba kaslar? diye, verin sağlam raporu alın eşşek yükü para.
Şu hale bak güreşe tutuşsa bir ayıyı yatırır Co( bu arada her halde adı bu kardeşimizin, güzel bir isim Co) bağlamışlar kabloları vücuduna. Ne olacak ki, bana gelse ben de sağlam derim. Adamın midesinde, böbreğinde ne arıza arıyorsunuz. Linderoth muayene edilirken ellerinizi avşturdunuz değil mi kolpa doktorlar? Kalbi temiz, (aslında en pis yeri kalbiymiş anlaşıldı, 12 maç oynayarak 3 senelik parayı dolandırıp gitti şerefsiz) pankreas temiz, ama adele yırtık, kemik eriyor. Olsun bunlara kimse uyanmaz, üç kağıtçılar için bulunmaz bir transfer. Aslında tam Beşiktaş'lık, Tüpçülük transfer olurdu. Bilseydi bizden daha fazla para verip kesin alırdı Linderot'u.
Acıbadem Hastanesinin sahibi Fener'li. Doktorların tamamı azılı Fenerli, en azından biri benim akrabam ordan biliyorum, tam şerefsiz yani. Para için en kralı hasta yapar, bu doktorlara güvenipte Galatasaray'a nasıl transfer yapıyorlar anlamıyorum? En büyük müşterilerini kaybettiler. Linderot'tan sonra diğer sakat Serkan Çalık'ta Ankara'daki hastanelerden birine müşteri oldu. Kara kara düşünüyorlardır şimdi. Şu Haldun Üstünel, bir maç öncesi Linderot'u kapalı tribüne bir çıkarabilseydi, bir araba dayak atıp öyle gönderebilseydik ne güzel olacaktı.
Sıra Nonda'da. Manda gibi, katır gibi kuvvetli, ama bacağındaki kaslar, kemiklerdeki platinlerin ağırlığını bile taşıyamıyor. Şimdi Co geldi ya, belki biraz kımıldar, halinden memnun olur. Kırk yılda bir girer, Ziraat Kupasında dandik bir takıma atar( ona bile atamaz ya neyse atar diyelim) kandırdığını sanar bizleri.
Haydi idareciler, nasıl ki Linderot'tan kurtuldunuz, zararın neresinden dönersek kardır, şu Manda Yiyiycisinden de kurtarın bizi, Acıbadem'in tüccar doktorlarını. En azından onun yiyeceği pirzolaları Kongo'daki açlara gönderin daha çok sevaba girersiniz.
Sen de ağla Acıbadem Hastanesi, git biraz da başka kulüplerin kapısını çal, Sakat futbolcu transfer ettir, beraber bölüşürsünüz tokatladığınız paraları idarecilerle.
Şu hale bak güreşe tutuşsa bir ayıyı yatırır Co( bu arada her halde adı bu kardeşimizin, güzel bir isim Co) bağlamışlar kabloları vücuduna. Ne olacak ki, bana gelse ben de sağlam derim. Adamın midesinde, böbreğinde ne arıza arıyorsunuz. Linderoth muayene edilirken ellerinizi avşturdunuz değil mi kolpa doktorlar? Kalbi temiz, (aslında en pis yeri kalbiymiş anlaşıldı, 12 maç oynayarak 3 senelik parayı dolandırıp gitti şerefsiz) pankreas temiz, ama adele yırtık, kemik eriyor. Olsun bunlara kimse uyanmaz, üç kağıtçılar için bulunmaz bir transfer. Aslında tam Beşiktaş'lık, Tüpçülük transfer olurdu. Bilseydi bizden daha fazla para verip kesin alırdı Linderot'u.
Acıbadem Hastanesinin sahibi Fener'li. Doktorların tamamı azılı Fenerli, en azından biri benim akrabam ordan biliyorum, tam şerefsiz yani. Para için en kralı hasta yapar, bu doktorlara güvenipte Galatasaray'a nasıl transfer yapıyorlar anlamıyorum? En büyük müşterilerini kaybettiler. Linderot'tan sonra diğer sakat Serkan Çalık'ta Ankara'daki hastanelerden birine müşteri oldu. Kara kara düşünüyorlardır şimdi. Şu Haldun Üstünel, bir maç öncesi Linderot'u kapalı tribüne bir çıkarabilseydi, bir araba dayak atıp öyle gönderebilseydik ne güzel olacaktı.
Sıra Nonda'da. Manda gibi, katır gibi kuvvetli, ama bacağındaki kaslar, kemiklerdeki platinlerin ağırlığını bile taşıyamıyor. Şimdi Co geldi ya, belki biraz kımıldar, halinden memnun olur. Kırk yılda bir girer, Ziraat Kupasında dandik bir takıma atar( ona bile atamaz ya neyse atar diyelim) kandırdığını sanar bizleri.
Haydi idareciler, nasıl ki Linderot'tan kurtuldunuz, zararın neresinden dönersek kardır, şu Manda Yiyiycisinden de kurtarın bizi, Acıbadem'in tüccar doktorlarını. En azından onun yiyeceği pirzolaları Kongo'daki açlara gönderin daha çok sevaba girersiniz.
Sen de ağla Acıbadem Hastanesi, git biraz da başka kulüplerin kapısını çal, Sakat futbolcu transfer ettir, beraber bölüşürsünüz tokatladığınız paraları idarecilerle.
22 Oca 2010
Şimdi Sakinleşti Erman Toroğlu
Kabzımallıktan çok iyi anladığını her fırsatta söylemişti bize. Ne kadar da haklıydı, bizim gibi hıyarları yıllardır cacık yapmıştı sofrasına. Ne kolaydı işi, maçın hakemini yüklen, aşağıla, hedef göster yürü ya kulum de cebine doldur paraları.
Yusuf, Eskişehirspor maçında 5 kişiyi çalımlayıp boş kaleye golü attırıyor, Erman Hoca, ''bu çalımları yiyen futbolcu olur mu?'' diye yorum yapıyor. Aslında o çalımları atan futbolcu olur mu? diye sorması lazımdı. Elano Kayseri'ye bazuka füze gönderiyor, adamımız, golü yiyen kaleciye sövüyor. Nerede bir güzellik varsa, Erman Hoca'nın sansürüne uğruyor. Yıllardır bu düzen böyle sürüyordu, ta ki Digitürk patronları, dünyanın parasına ihaleyi alıncaya kadar. Digitürk'ün CEO'su Erman Toroğlu'ndan daha az para kazanıyor. Ve bu işte bir bit yeniği olduğunu nihayet fark ediyordu.
Taşlar yerinden oynadı, vak vaklar ürktü artık, sonunuz geldi bizim bi bok sanıp ta gözümüzde büyüttüğümüz adamlar. Ligimizde tek bir maç 3.5 milyon dolara denk geliyormuş, 3.5 milyon dolarlık maç sayısı bir sezonda 4 taneydi oysa.Hata yapmaktan yani Erman Toroğlu'ndan korkan hakemler, futbolun güzel oynanmasına izin vermiyorlardı. Akşam medyacılardan fırça yemek istemeyen futbolcular güzel futbol oynamak yerine lanet olası puan mücadelesi veriyorlar, bir sonraki maça bakıyorlardı. Televizyonlarda konuşulan şeyler, sıradan bir köy kahvesinde konuşulanlardan çok daha ilgi çekici değildi. Şu dandik sayfalarda bile kaç kez bu konulara girdim, çorbada biraz da bizim payımız vardır sanıyorum. Kimse okumasa da etiketlerde bir yerlerde köşe başlarını haksız yere işgal etmiş muhteremlere saldırılarım mevcut.
850.000 adet dekoder varmış, bunların yarısı yurt dışındadır ve bunların çoğu da kaçaktır. İçerdekilerin de yarısı kahvelerde eh işte arta kalanlarda evlerdedir. Yani bu durumda Digitürk seyredicileri, Dicitürk patronları memnun etmemektedir. Bu yüzden okumuş adamlar, bu işlere kafa yoran profesyoneller, bu kadar pahalı mekanizmayı, bu denli amatörlere bırakmamakta kararlılar. Sırada bekleyenler sırayla yazdılar, yok özgür basının işine karışılmazmış falan. Yok ya, sen benim malımın reklamını kötü yap, ben sana benim işimi ne kadar bok edersen, benim hakemlerimi, benim federasyonumu ne kadar itin götüne sokarsan ben sana o kadar dolar ödeyeyim.
Foyanız çok geç te olsa çıktı, birer birer yok olup unutulup gideceksiniz bu alemde. Yarattığınız travmalardan çıkış kolay olmayacak elbet. Şimdi ben sizin takipçiniz olacağım sayın Toroğlugiller familyası. Bakalım para almayacağınız bir maça gidecekmisiniz. Ya da en iyisi siz daha kolayını yapın bence.
Alın bir dekoder, evinizde maç izleyin, maçtan sonra sizin yerinize yorum yapacakları izleyin. Muhtemelen yıllardır bizim duyduğumz hisleri sizde duyacaksınız. Sizin seyrettiğiniz, maç, hakem, ve futbolcularla, onların seyredip bize sattıkları yorumlar tamamen farklı olacak. Ve siz de bol bol küfür edeceksiniz. Bizim sizlere yıllardır ettiğimiz gibi yani.
Evet sakinleşen Erman Toroğlu'ya birlikte bir maçı televizyondan izleyip, sonraki yorumcuya ne küfürler edeceğini duymak isterdim.
Yusuf, Eskişehirspor maçında 5 kişiyi çalımlayıp boş kaleye golü attırıyor, Erman Hoca, ''bu çalımları yiyen futbolcu olur mu?'' diye yorum yapıyor. Aslında o çalımları atan futbolcu olur mu? diye sorması lazımdı. Elano Kayseri'ye bazuka füze gönderiyor, adamımız, golü yiyen kaleciye sövüyor. Nerede bir güzellik varsa, Erman Hoca'nın sansürüne uğruyor. Yıllardır bu düzen böyle sürüyordu, ta ki Digitürk patronları, dünyanın parasına ihaleyi alıncaya kadar. Digitürk'ün CEO'su Erman Toroğlu'ndan daha az para kazanıyor. Ve bu işte bir bit yeniği olduğunu nihayet fark ediyordu.
Taşlar yerinden oynadı, vak vaklar ürktü artık, sonunuz geldi bizim bi bok sanıp ta gözümüzde büyüttüğümüz adamlar. Ligimizde tek bir maç 3.5 milyon dolara denk geliyormuş, 3.5 milyon dolarlık maç sayısı bir sezonda 4 taneydi oysa.Hata yapmaktan yani Erman Toroğlu'ndan korkan hakemler, futbolun güzel oynanmasına izin vermiyorlardı. Akşam medyacılardan fırça yemek istemeyen futbolcular güzel futbol oynamak yerine lanet olası puan mücadelesi veriyorlar, bir sonraki maça bakıyorlardı. Televizyonlarda konuşulan şeyler, sıradan bir köy kahvesinde konuşulanlardan çok daha ilgi çekici değildi. Şu dandik sayfalarda bile kaç kez bu konulara girdim, çorbada biraz da bizim payımız vardır sanıyorum. Kimse okumasa da etiketlerde bir yerlerde köşe başlarını haksız yere işgal etmiş muhteremlere saldırılarım mevcut.
850.000 adet dekoder varmış, bunların yarısı yurt dışındadır ve bunların çoğu da kaçaktır. İçerdekilerin de yarısı kahvelerde eh işte arta kalanlarda evlerdedir. Yani bu durumda Digitürk seyredicileri, Dicitürk patronları memnun etmemektedir. Bu yüzden okumuş adamlar, bu işlere kafa yoran profesyoneller, bu kadar pahalı mekanizmayı, bu denli amatörlere bırakmamakta kararlılar. Sırada bekleyenler sırayla yazdılar, yok özgür basının işine karışılmazmış falan. Yok ya, sen benim malımın reklamını kötü yap, ben sana benim işimi ne kadar bok edersen, benim hakemlerimi, benim federasyonumu ne kadar itin götüne sokarsan ben sana o kadar dolar ödeyeyim.
Foyanız çok geç te olsa çıktı, birer birer yok olup unutulup gideceksiniz bu alemde. Yarattığınız travmalardan çıkış kolay olmayacak elbet. Şimdi ben sizin takipçiniz olacağım sayın Toroğlugiller familyası. Bakalım para almayacağınız bir maça gidecekmisiniz. Ya da en iyisi siz daha kolayını yapın bence.
Alın bir dekoder, evinizde maç izleyin, maçtan sonra sizin yerinize yorum yapacakları izleyin. Muhtemelen yıllardır bizim duyduğumz hisleri sizde duyacaksınız. Sizin seyrettiğiniz, maç, hakem, ve futbolcularla, onların seyredip bize sattıkları yorumlar tamamen farklı olacak. Ve siz de bol bol küfür edeceksiniz. Bizim sizlere yıllardır ettiğimiz gibi yani.
Evet sakinleşen Erman Toroğlu'ya birlikte bir maçı televizyondan izleyip, sonraki yorumcuya ne küfürler edeceğini duymak isterdim.
20 Oca 2010
Öteki Mahallenin Çocukları;'' Paşa'' Hüseyin Çelik
Baba Paşa Hüseyin Pelin Çelik milli voleybolcu
En güzel takımlarda oynadın be Paşa Hüseyin. Köy takımlarında başladı hayatın, yine köy takımlarında veda ettin futbola. Şimdilerde ne mümkün, 40 yaşına kadar oynamak isteyen
profesyoneller ne hikmetse bırakın köylerinin takımını, şehirlerinin takımında bile oynamayı küçük görüyorlar. Ne güzeldi o günler, her maça gidemeyen garibanlar, yaz turnuvalarında, büyük takımlarda oynamış hemşehrilerini seyrederlerdi.
Başlarda köy turnuvalarında gösterdin kendini. Sonra o köylülerin gururu oldun. Ankarada, zımpara gibi sahalarda, evdeki kadınların manifaturacılardan aldığı bezleri boyayarak yaptıkları formalarla sahaya çıkan köy gençlerinden sıyrılanların kapağı attığı Gençlerbirliği'ne katıldın. Sonrası Güney'in menekşesinde, asilerin takımında demir bilekli kardeşlerimin yanında ıslattın formalarını.
Sonrası devamdı be Paşa Hüseyin. Komşu kentte Mersin'de büyük başların görmesi için didindin durdun. Ve soluğu hiç almaman yerde aldın Paşa. Fenerbahçe'deyken hatırlıyorum seni ben. Bu bilgileri de müsade varsa ''alkarlar.com'' dan yazdım. Hani sen oynadığın zamanlar şimdiki gibi rakip futbolculara düşmanlık falan beslenmezdi ama doğrusunu istersen de sevilmezlerdi. Biz sevilenleri, unutulanları tekrar yad etmek için arıyoruz ve ayırıyoruz sizleri işte.
Sen ki ilkokulda bir müsamerede paşa rolünü oynadığın için paşa lakabı takılmış. Ve öylede anılmışın işte. Fenerbahçe'de iki sezon geçirmişin Hüseyin. Şimdi ki gibi o zaman da bir futbolcu öğütme fabrikasıymış Fenerbahçe. Seni de öğüttüler kısa zamanda.
Kargalı köyünün acar futbolcusu PaşaHüseyin 5 sene önce aramızdan ayrıldı. Çoğumuz hatırlamadık bile, hadi bizi geçtik Fener'li eskilerden hatırlayan çıktı mı? Çıksa bir şeyler yazarlar biz de okurduk. Ne yazık ki biz kendisini yazmaya karar verdiğimizde öğrenmiş olduk akibetini. Bir Gençlerbirliği- Konya maçında saygı duruşuyla hatırlanmışın Paşam.
Ha bir de voleybolcu bir kız yetiştirmişin ülke sporuna. Kargalı'lı, Polatlı'lı, Ankara'lı güzel futbolcu, oynadığın bütün takımlara selam olsun. Mekanın cennet olsun.
19 Oca 2010
Gamlı Baykuş Bildiriyor
Bu hafta şenlik başlıyor. Ligimizi, futbolumuzu büyük paralara sattılar. Kulüplere gelecek bu büyük paraları, bakalım nasıl harcayacaklar? iş bilmez, ya da tam tersi işi çok iyi bilen yöneticiler. Garanti veriyorum, tüm takımlarımızda bu paranın en az yarısını buharlaştırıp iç edecek kurnaz tilkiler mevcuttur. Al sat, sat al bakalım bizim payımıza ne düşecek bu alış verişlerden?
Neyse biz bu düzenin, düzülen tarafında olduğumuza göre, gerçeğe dönelim de bizi ilgilendiren taraftan dalalım meseleye. Son iki resmi kupa maçını izledim. Sezon başından beri yazmakta direndiğim ahval ve şerait şöyleydi. Garanti veriyordum, Servet ile Gökhan'ın arka, Sarp ile Topal'ın ön liberoda oynatmayacağını. Lukas'ın gelişiyle bu iki kazmadan birinden kurtulduğumuzu müjdeleyebilirim. Aslında bir iddaam daha var ki Lukas, Servet'in yanına değil, tam tamına Servet'in yerine gelmiştir. Araştırmalarıma göre Lukas benim beklediğim oyuna topu çok iyi sokabilen bir stoper değildir. Daha çok Bülent Korkmaz vari bir oyun bekleyeceğiz kendisinden. Bir kaç maç bize gösterecektir ki savaşan Lukas'ın yanına topu bir an önce öne aktarabilecek teknik biri takıma oturacaktır. Balta veya Topal olabilir(bu arada teknik biri derken soyadları cuk oturmuştur ya neyse). Ben mücadelemi Servet'ten sizi kurtarana kadar sürdürme azminde ve kararındayım. Servet ilk geldiği sene gözümüzü boyayıp kendini kabul ettirdi. Sonrası işte bu kadar. Kendisi de biliyor ki 3-5 maç oynamasın, Sivas'a bile almazlar. O yüzden ne atılıyor, ne sakatlanıyor, ne etliye karışıp ceza alıyor. İş bize düşüyor yani.
Baros'un geri dönüşü uzamış, bu arada ben pek ilgilenmedim desem yeridir. Ne gazete okuyorum, ne de televizyon seyrediyorum. Maçtan maça bizimkilere bakıyorum o kadar. 2.5 senedir bir kavgam da Manda Yiyiyicisi'yle oldu. Hatta onun yüzünden 45 senelik arkadaşım Eski Tüfek'le kötü oldum. Gerçi bizim Eski Tüfek, Nonda'yı oynadığı futbol için değil daha çok, 3. Dünya ülkesinden geldiği için sever. Yani sen hem Emperyalist İngiliz, İspanyol, Portekiz'li ol, ütüne kötü oyna bak bakalım o zaman Eski Tüfeğin gazabını. Kötü oynayacaksan bari gariban Angola'lı ol, Kenta'lı ol, Gana'lı ol.
Nonda sakat çocuklar, o yüzden koşmuyor, koşamıyor. Korner atsın yetiştiremez, yetiştirecek kadar sert vursun lifi çıkar yerinden. Arada sırada dandik, beleş, şans golü atar o kadar. Bu takımda 5 dakika yeri yok, sakat olsa daha iyi. En azından oyuna girip bizi kanser etme ihtimali ortadan kalkmış olur.
Orta saha yangın yeri gibi. 2 kişilik boş yer, 8 kişi talip var. Ortadan servis yapacakların kaderi, arkadaki ikiliye bağlı. Bir şekilde eğri doğruya gelir de tam uyumlu iki kişi devamlı oynayabilirse, defans bloğu daha önde kurulacağından, orta saha da rakip kaleye daha yakın, dolayısıyla daha çok pozisyon bularak oynayacak.
Keyta'dan gelen haberler iyi. Üstüne koyarak aramıza katılacak, Kewell Aslantepe'de gol atmadan dönmem diyor. Arda kardeş'in üstündeki psikolojik yük kalktı gibi. Elano 60-70 metreye nokta paslar atıyor. Yıllardır beklediğim Galatasaray, sezon sonuna doğru sahada olur. Seneye de oturmuş takımdan büyük zaferler bekleriz.
Haydi hayırlısı diyelim, ikinci yarıya konsantre olalım.
14 Oca 2010
Öteki Mahallenin Çocukları; Metin Tekin
Bir zamanlar esas maçlardan önce, aynı takımların genç takımları maç yapardı. Ve her takımın genç takımında, seyredilmeye değer, esas takıma veya başka bir takıma geçmesi an meselesi olan futbolcular olurdu. Misal Samsunspor'da Tanju varken Kocelispor'da sarı, uzun saçlı bir genç top koştururdu. Çok seyretmişliğim var dönemin Kocaelispor'unu, dolayısıyla Metin Tekin'i. Ve çok şahit olmuşumdur da, genç takım maçlarından sonra işini bitirip giden seyircilere. Evet bir zamanlar, sadece futbolsever vardı tribünlerde. Semt takımı, amatör küme, İsmetpaşa demez, nerde biraz futbol varsa seyre dalarlardı.
İşte bizim Metin Tekin, İsmetpaşa'daki futbolseverlere henüz taraftar denmediği zamanların Metin'i. Metin ismi, sarı saçları, ve Galatasaray'a yakınlığı ile bekliyorduk kendisini bizim mahalleye. Kocaelispor'a yakın arkadaşlar da, Galatasaray'a yakıştırıyordu bu renkli delikanlıyı. Bir de baktık, Kocaelispor esas takımında doğru dürüst oynamadan, ligimizin renksiz takımına transfer oldu Sarı Fırtına. Okula giden nadir futbolculardandı. Oynadı delikanlı, delikanlıca. Adını tribün şarkılarına yazdırdı. Bizim maçlarıda bütün gözler, Metin ve Köylü Yusuf'un kıyasıya kapıştığı kanattaydı. Çoğunda Metin, Yusuf'u yerlere yatırır, sonunda tekmeyi yer kendisi yatardı aynı yere.
Türk futbolundaki 3. takımda oynaması dolayısıyla, hakettiği yerde olmadı hiç bir zaman. Rıdvan, Beşiktaş'ta, Metin Fener'de oynasaydı, bu gün Kadıköy'de Can Bartu'nun yanı başında olacaktı. Pislik yapmadı, transfer senelerinde sorun çıkarmadı, kaderine razı olup iyi bir Beşiktaşlı olarak kaldı ve kalacaktır. Beşiktaş'ın gelmiş geçmiş en büyük 11 inde 7 numara onundur. Bir anısı vardır benim bildiğim. Fenerbahçe'yi 2-0 yendikleri maçtan sonra taksiyle giderken, şoför maçın kaç kaç olduğunu sormuş tanımadan. ''2-0 yendik, 2 golü de ben atttım'' demiş, taksiciyi dumura uğratmıştır.
Metin Tekin; Şimdilerde cımbızla arıyoruz ama ne yazık bulamıyoruz. Rakip takım taraftarları tarafından da sevilen futbolcu var mı? diye. Arda Turan'ın Moda'da, Lugano'nun Florya da gezerken dayak yemeyeceğinin garantisi yok artık. Metin Tekin, Galatasaray tribünlerinin kapalısında olsa bir Beşiktaş maçında yine de herkes severdi. İçimde bir hicran yarasıdır Metin Tekin, bu yüzden ilk ondan başladık, futbol tarihinin arka bahçelerinden Başka Mahallenin Çocuklarını aramaya.
11 Oca 2010
Futbolumuzdaki Servet Vakası
Baştan yazayım, daha önce yazdığım gibi. Servet benim yaşadığım, büyüdüğüm mahallemin çocuğudur. Delikanlıdır, merttir, tipik Anadolulu, Iğdır'lı bir kardeşimizdir. Hakkında olumsuz yazmak, düşünmek en son bana düşer, ne var ki konu Galatasaray'dır.
Galatasaray dergisinin son sayısını okudum, Reykart'ı. Rüştü yerine Valdez'i tercih eden, savunmayı olabildiğince önde kuran, Peter Çek'i, Buffon'u Barselona kalesine uygun bulmayan büyük hocayı.
Futbol konuşulunca, eğer Maradona, eğer Hagi işin içinde yoksa, benim için onlardan sonra gelen Surinamlı, kurduğu takımda stoperde hala Servet'le oynuyorsa konuşacak şeylerim var benim. Tamam, savunması yok değil, geldiğinde Türk Ulus takımının bankosu, mendireği takımındaydı. Saatli bomba da olsa onunla oynamaya mecburdu. 3 yıldır dikkatle izliyorum, unutulmaz bir maçı, attığı bir golü, kurtardığı bir maçı hatırlamıyorum. Yine de yazmayacaktım, son Orduspor maçında durum 3-0 iken rakip korner direğinde top, rakip ve Servet aynı karede olmasaydı. Bir futbolcu, futbol topuna bu kadar mı yakışmaz? Birilerinin basiret bağlanması sonucu mu desek, gök tanrının mucizesi mi saysak? Sen kalk Dünya'da en az 30 milyon kişinin taraf olduğu bir takımın savunmasında oyna, ve topu 20 metre yakınındaki adama atama.
Hadi kabiliyetin yok, beynin de mi çalışmaz be mahalle arkadaşım, Kartal'lım. Ne diye 70 metre uzağındaki adama şişirirsin topu, ne diye akarsın rakip açıklarına. Ne yapacaksın, çalım mı atacaksın, orta mı yapacaksın? Cem Yılmaz'mısın kardeşim senin işin milleti güldürmek mi?
İddiaya girerim, hayatımda dandik maçları saymazsam futbol oynamamış biriyim, bu yaşta yarışırım benden fazla top sektiremez. Benden daha isabetli pas atamaz, çıldıracağım, benim bilmediğim anlayamadığım ne var bu kardeşimizde? Bilen, anlayan biri varsa ne olur akıl versin, o gözle seyredeyim bir sonraki maç. Galatasaray'ın yediği bütün golleri tekrar tekrar izleyelim, Servet'i seyredelim. Yazık, Leo Fıranko'ya yazık. Önünde Servet oynamasa, bu kaleci kolay kolay gol yemez.
Sezon başında transfer oluyordu nerdeyse, ne çok seviniyordum. Belki başka takımda çok daha verimli olabilir, ancak, Reykart'ın takımında, olması gereken en son adam olmalıydı. Polayanna Galatasaray'lının cevabı hazır. Servet'in yerine kim oynatacak? Benim de cevabım hazır. Hiç kimseyi, ya da kimi oynatırsa onu(Gökhan Zan hariç tabi ki). Hakan Balta-Mehmet Topal ikilisi ne çok yakışır aslında Galatasaray savunmasına. Büyük maçlarda Emre Aşık, küçük maçlarda Sinan, Semih.
Karekterini çok sevdiğim, futbolunu hiç sevmediğim kardeşim hakkında belki zamansız, gereksiz bir yazı yazdım. Ancak, ben Surinamlıya güveniyorum, çok iyi de biliyorum nasıl bir futbol oynatmak istediğini. İşte bu yüzden eminim ki onun takımında balta, kazma, topu gelişigüzel kullanan, daha doğrusu kullanamayan futbolcuya yer yok. Er ya da geç bizde Katalonya'lılar gibi kalecisinden topu alıp, oyun kurabilecek stoperlerle oynayacağız. Hadi özenmeyelim Katalonya'lılara, 10 sen önceki biz gibi, diyelim, Popesku'yu analım.
Servet Çetin; Senden her şey olur kardeşim, bir tek şey olmaz, Frank Rekyart'ın yönettiği Galatasaray'ın stoperi.
10 Oca 2010
Merhaba Taraftar, Orduspor 0- Galatasaray 3
İçimizden bir şey yazmak gelmiyor, senenin 10 günü geçti geçeli. Aslında boş geçmek istemiyordum ama, tam ben yazacakken konu gündemden çıkıyordu. Misal Rikardo Kosta yalan transfer haberi geldiğinde yazacaktım. 7 senede 75 maç oynayabilmiş bir stoper. Bizim çakma Gökhan Zan daha verimli oynamış, oynattıkları takımlarda. Stoperde Sinan namında bir çocuk varmış, Semih Kaya var, Topal, Hakan Balta varken, üstüne Kayserispor'lu balta Ali Turan alınmak üzereyken nerden çıktı bu transfer? diyecektim ki konu uçtu gitti.
Ben yarıda gelen futbolculara bir türlü ısınamadım. Hani gelen Koseçki gibi, Riberi gibi uçaktan iner inmez sahaya çıkacak biriyse lafım yok. Var mı böyle biri? Sercan deniyor, gelse bile sahaya çıkması 10 maçı bulur. O da oynadığı ilk maç verimli çıkarsa.
Arda Turan'la yatıp kalktı yalama medya. Hıncal Uluç, Messi'den daha büyük olduğunu yazdı, Liverpuul'a transfer hikayeleri uydurdular, Servet'in Elano'ya ettiği küfürü okuduk. Okuduk dediğime bakmayın gazete almıyorum. Nereye kaçarsan kaç duyuyorsun. Haldun kardeşin, sır gibi sakladığı transfer haberlerini açıkladılar. Zavallılar, ne yapsınlar bizim gibi gönüllü yazar değiller ki. Biz yazmasak da oluyor, onlar yazmazsa olmuyor. Bir taraftar olarak transfer istemediğimi, takımın yeterli olduğunu düşünerek tekrar oturuyorum klavye başına.
Neyse biz bekledik, Galatasaray'ımızı bir görelim de öyle başlayalım bu senenin ilk hikayesine diye. Bakmayın, oyunun başında hakeme ettikleri küfüre Ordu'luların. Hiç gitmesem de Artvin'den sonra en çok sevdiğim Karadeniz iline. Ne yapsın çocuklar, tek kurtuluş yolu bu maçta gösterecekleri en büyük oyuna bağlı gelecekleri. Kurtuluş düşü kimi Ordusporlu'lar için bu maçta kurulmuştu. Topa sağlam girmek isteyen çocuk tabanı Arda'ya geçirince rüyası bitti. Bundan sonraki futbol yaşamını Hoca Efendi'nin liginde geçirecek. Bu arada Kongo nire Ordu nire, ön liberedo ne işi varsa bir Afrika'lı vardı. tekniğini konuşturup, dikkat çekmek istedi ama işte bu kadardı ürküttüğü kurbağa.
Ben bahiste bu maça 4-6 gol yazdım. Bir şeyi unuttum. Galatasaray asla bir takımı ezmezdi. Rencide etmezdi, hele ki 10 kişi kalmış zayıf rakibi yenmeye acırdı. Nitekim Arda attığı gole nerdeyse üzüldü gördük. Bu durum bizim karekterimizdir. Mahalle maçında fark olduğunda, maç cıvımasın diye karşı takıma yol verilir ya, aynı işte. Halbuki bu hafta 14 gollü galibiyetleri duyduk. Hiç mi acımadınız şerefsizler? onlar da futbolcu değil mi? gururlarıyla ne oynuyorsunuz?.
Galatasaray gol yemedi, kalede Ufuk vardı. Çok merak ediyorum kendisini. Kaledeki heybeti, fiziği, fasülyeden bir maça çıktığı haldeki konsantrasyonu, duruşu, imajı benim gibi Aykut antipatisi olanları umutlandırdı.
Nonda girdiğinde ister inanın ister inanmayın, gerçi dediğim çıkmadı ama 3 gol atar dedim. Dediğimi kimse duymadı, tek başıma maçı seyrettim. Gol attığına da sevinmedim. İstatistiğini geliştirmekten başka işe yaramıyor. Görüşüm değişmez, isterse her sene gol kralı olsun. Baroş gelene kadar idare etsinler yeter.
Bi ara yanlış görmediysem Linderoth'u gördüm sahada. Aydın'ı görmek isterdim oysa Ayhan Akman'ın yerine. Ey büyük koskoca Ayhan Akman, bu kadar kolay bir maçta bile öne çıkamıyorsun ya, sana önerim kaç askerlikten akıl danış Tümer'e.
Bugün maçta Emre Aşık'a da acıdım. Ey büyük Surinamlı Reykart( bu arada yeni yıldaki yeniliğim nasıl duyuyorsam bundan böyle öyle yazacağımdır. İster gülün ister hak verin yabancı dilimiz yok, bu yüzden hep yanlış yapıyoruz üstüne Türk dilinin yılmaz savunucusu bekçisiyiz işinize gelirse) sana kimse deme di mi? Emre Aşık büyük maç futbolcusudur, sıradan maçlarda sıradan futbolcu olur. Sen beklet misal Aletiko Madrid maçında , 36 yıl önceki Tarık gibi oynat.
Caner, ikinci yarıya mühür vuracak anlaşılan. Hakkında tam hüküm vermem için bir büyük maçını seyretmem lazım.Şu var ki kafası çalışıyor, Galatasaray'a yakışıyor.
Demem o ki sevgili büyük Galatasaray taraftarı, savunmada Servet'in yanında biri, ön liberoda Sarp ve Topal'dan biri, ilerde mahşerin 5 atlısı olan Galatasaray'ı seyretmeye doyamayacaksın.
Büyük Galatasaray taraftarı, sen pek bilmezsin biz Galatasaray'ı neden çok seviyoruz? Bugünkü duruşu için örnek. Eğer 10-0 yenselerdi ben bu akşam kusacaktım. Bırakalım gol rekorlarını başkaları kırsın, başkaları vursun düşenin üstüne bir tekme, biz Galatasaraylı'yız farkımız olmalı.
Kusurumaza bakma mor beyazlı fındık diyarı, seni seviyoruz, ama izin ver, başka sevdalar peşindeyiz biz, bizimki iflah olmaz Galatasaray sevdası. Ordu'lu sana selam olsun.
28 Ara 2009
Frank Ribery,Tobias Linderoth Ve Bizim Aydın Yılmaz
Anelka 2005 yılının ocak ayında Atatürk Hava Limanına indiğinde aynı ülkeden biri daha iniyordu uçaktan. Birini tanımayan yoktu, Boklu Dere istikametine doğru yöneldi. Florya istikametine gidenin tanıyanı yoktu, karşılamaya gideni de elbette. Akşam spor haberlerinin 2. sırasında suratı façalı, yaralı bereli Ribery'nin imza attığı gösterildi. Yalama spor basını dalga geçti, Anelka'nın bonusu falan dediler. Biz ise beklemedeydik, ilk maça çıktığında kapalının önünden rüzgar gibi geçti. Ulan bu ferrari dedik. Oynadıkça coştu, kapanışı muhteşem yaptı. Benim ve herhalde hepimizin seyrettiği en farklı Fener galibiyetini aldırdı. 14 maç oynadı ve gitti, bir daha dönmedi içi de dışı gibi çirkin olan futbolcumuz.
Gelişine sahip çıkılmadığı için, gidişine de sahip çıkan olmadı. 200.000 dolar yatırılmadığı için gittiği yazıldı, halen söylenmekte. O kadar da değil, atarız tutarız ama yar(uçurum manasında) başına gelince de tutarız. Bizde adı sanı duyulmamış 3 ay sonra bütün Dünya'nın tanıyacağı bir futbolcuyu transfer edecek kadar akıllı yönetici yok. Ancak bu kadar kısa zamanda Cim Bom'u şahlandırmış bir futbolcuyu da 200.000 dolar için kaçıracak kadar da keriz yöneticimiz hiç olmadı. Bu işin içinde bir bit yeniği vardı, bizi kullandılar, birileri by pass ameliyatı yaptı, ketenpereye geldik, geçmiş olsundu. ''Taraftarız biz çekeriz cefaydı''
2.5 sene önce bir İsveç'li indi bu kez hava limanına. Adı sanı duyulmuş anlı şanlı İsveç'li Linderoth'du inen. Yeni yapılanmakta olan Galatasaray'ın baş ön liberosuydu. Hiç oynamadan notunu vermiştik. Boğa gibiydi, bizim baytar ekibine iş çıkmazdı
''Herkes gider biz kalırız, biz Galatasaray'lıyız'' dı.
Ve bizim Aydın Yılmaz, bu 3 futbolcudan çok şey beklediğimiz ama bir şekilde hayal kırıklığına uğradığımız için aynı aynı sayfada analiz etmeye çalışıyoruz. Son dakikada vurduğu inanılmaz top ağlara Galatasaray'ın şampiyonluğunu müjdeleyerek takıldı. Uzun fuleli saçlı, hızlı, tekniği yüksek bir genç futbolcu daha geliyordu huzurlara. Aynı tarihlerde Arda Turan'ın adını bilen yoktu, pişmesi için Manisaspor'da oynatılıyordu. Manisa-Fener maçında tanıdık futbolcumuzu, gün saymaya başladık. Arda Turan, Arda Turan olmazdan önce Aydın Yılmaz Galatasaray'da futbol oynuyordu. Çok daha büyük maçlar oynayacağı garantiydi. Arda'ya çalım atmasını öğreten futbolcu, kendisi unutmuş olamazdı. O gölü Aydın atamayabilirdi, nitekim son Fenerbahçe maçında atabilir olduğu gibi. Ama attı, sanki atması kendisi için iyi olmamış gibiydi. Beklenti büyüktü, 2005 den beri bütün hocalar, hiç bir şey oynayamamasına rağmen kıyamıyorlardı.
Taraftar sevmedi, Linderoth'a bile tahammül edenler Aydın'dan nefret ediyorlardı. Bu genç çocuk futbol dışı bir halt işlemişti mutlaka. Sorunları vardı, o gençlik suratı gitmiş, Ömer Sheriff suratı gelmişti. Her oynadığı maçta sanki poker seansındaydı. Sanki bir adım daha koşabilse, bir çalım daha atabilse, çektiği şutun biri daha girse Ribery'i aratmayacaktı. Gördük şu son Fener Altay maçında, Hagi ilan edilen Özer Hurmacı'yı. Arda Turan'ın isminin altında ezilenler, kendi takımlarında Arda'lar, Aydın'lar peşindeydiler. Özel, sıkıntılı durumu olduğu futboluna yansıyor. Durgun, umursamaz bir yapısı var. Galatasaray'lı hassasiyetini öğretememişler, yenildiğimiz Fener maçında Daivid'le forma değiştirmesini engelleyememişler. Şu Linderoth için harcanan serum, iğne, ilaç parasıyla şu Aydın'a bir akıl doktoru tutulsaydı, gitsin diye fal açtığımız çocuğumuza beyaz şimşek adını takacaktık.
İkinci yarı takipçisi olacağız. Eğer takımda kalırsa, inandığımız Surinamlı onun futbol dışı sorunlarına da çare olacaktır. Yok ayrılırsa bizden, ona da geçmiş olsun. Parlamadan sönen yıldız mezarlığıdır Türkiye Langırt Ligi. Belediyesporlarda sürünür gider, iyice içine kapanır, uzun sakatlıklar yaşar, bir bakarız Hoca Efendi'nin liginden bir ücra kasaba takımı, Galatasaray'la kupada falan eşleşir de rast gelirsek üzülürüz.
Aydın Yılmaz; Kendim ettim kendim buldum diye dövünmek istemiyorsan, kapanacaksın Florya'ya. Millet 10 tur atıyorsa sen 50 tur atacaksın. Milletin 2 saat çalıştığı yerde sen 4 saat çalışacaksın. Hiç kimseye güvenmiyorsan, Rijkaard'a güveneceksin. Sende bir umut, ışık görmese, bunca taraftar baskısına rağmen seni oynatmazdı. Hiç değilse Rijkaard'ı utandırma.
Ben mi? beni boşver. Ben amatör taraftarım, amigo futbolcuları yeğlerim. Benim için Sabri, 50 tane Servet'ten daha değerlidir. Arda Turan'ı, yabancı futbolcuların topuna değişmem. Uğur Uçar, Hakan Balta'yı keserse daha çok sevinirim. Ben mahalle takımı futbolcusuyum, senin de Keita'yı Fildişi Sahilleri'ne gönderdiğini görürsem sevinirim o kadar. Yoksa bu gözler ne futbolcular gördü, formanın içine girecek bir delikanlı buluruz her daim.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

