26 Eki 2009

Organize İşler; Fenerbahçe 3- Galatasaray 1


Maç iki hafta önceden başladı bizim gibi taraftar için. Galatasaray'lılara ayrılan biletler karaborsalara düştü. Eşşek yükü para vererek bu yaşta eziyetin kralını çektik. Maç klasik neticeyle bitince saatlerce stadyumda kaldık, yorgunluktan bittik ve yazmayalım diye de karar verdik. Yazmayacaktım Selçuk Yula'yı uykulu dinlemek bahtsızlığına uğramasaydım.

Kadıköy'de en son galibiyette vardım, stadyum yapıldıktan sonraki mağlubiyetlerin çoğunda da vardım. Ne yazık ki en son yenilgiyi seyrettim.

Söyleyeceğim çok şey var, ve dalalım mevzuya. 10 tane Rijkaard kenarda olsa, değil Elano, Keita Messi, Ronaldo olsa biz Fenerbahçe'yi bu satadyumda yenemeyiz. Biz aslında Fenerbahçe'ye değil, Fenerbahçe Stadına yeniliyoruz. Biz Ali Sami Yen'de, onlar Saraçoğlunda oynadığı müddetçe yenemeyiz. Aklı olan bundan sonra Kadıköy'de maça gitmesin.

Bana kızan arkadaşlar çıkıyor arada, Türkiye'nin ikinci takımıyız dediğim için. Ya bunu kabul ederek maça çıkacaksın ya da büyüksen Stadın'da büyük olacak eşit şekilde yarışacaksın. Düşünün Türkiye'nin en değerli futbolcusu Arda, gecekondu gibi stadyumda maça çıkıyor, soyunma odası dökülüyorken, sıradan Selçuk'un oynadığı stadyuma bakın. Sabri'nin, Arda'nın titremesi bundandır. Nitekim daha önce Hasan'ın, Hakan Ünsal'ın titrediği gibi.

Elano ile Keita'ya Türkiye'nin en büyük takımına geldiğini söylediler. Dışardan bakınca, derecelere bakınca doğrudur da, ancak adamlar Fenerbahçe Stadına çıktıklarında acaba taklayamı geldik dediler.

Maça geçmeden önce şunu söylemek istiyorum. Acilen yeni stada geçmemiz lazım, ya da geçene kadar Fenerbahçe'yi yenmeye oynamamak.

Maça geçeyim desem de bir türlü geçemiyorum. Ne yazık ki tel örgülerin ağların ardından gördüklerimizi aktarabileceğiz sadece. Attığımız golü görmedim bile. Ancak şunu söyleyebilirim ki Galatasaray oldukça şanslı günündeydi. Bu titreme nöbetleri devam ederken çok daha büyük hezimet gelmediyse, şansımıza şükredelim.

Maçın başında Baros sakatlanıp çıktı. Manda yiyicisi en çok üzülen oldu. Ne güzel yedek kulübesi paspasçılığı yapıyor, dandik maçlarda beleş goller atıp idare ediyordu. Üstelik Baros uzun süre oynayamayacakmış, yandı Manda Yiyicisi, işimiz ona kaldı yakında sopayı yer devre arasında kovulur. Bu adamın ayağında demir var, koşamıyor.

Sabri aşırı motivasyondan en çok titreyen futbolcumuz oldu. Maçın başında bir topu tutamayıp taca çıkardığında bizde tribünlerde titremeye başladık. Tribünler dedim de tribün lideri Sebo ilk defa parçalı formayla, tel örgülerin tepesinde amigo yerinde tezahürat yaptırdığını gördüm. demek iş bize kalmış herkes durumdan vazife çıkarmaya koyulmuştu.

Kaptan'ın Kadıköy'de iyi maçı yok, olamaz da aynı sebeplerden. Sabri'den kalır yanı yoktu. Top gelmesin, gelirse de titrerim arkadaş dedi. Ayhan, yanına kimse pas almaya gelmeyince uzun paslar attı, daha doğrusu atamadı. Çok top kaptırdı, yediğimiz golleri kendimiz hazırladık.

Servet ile Gökhan bu ülkenin Milli Takımı'nın savunması. Neden evde kaldığımızın göstergesi işte. İki balta, aynı maçta oynarsa sırtında dinamit taşırsın işte böyle. Patlamaz patlamaz, patlarsa da hepimiz sürükleniriz.

Helal olsun Mustafa Sarp'a. Onun da ayakta kalmasının nedeni başta söylediğim nedenlerle. Bursa'dan, başka stadyumlardan Ali Sami Yen'e gelmiş, daha iyi ortama gelmiş yani. Kadıköy'de oynamış, oynarken de yenmeye değil de beraberliğe oynamış haddini bilmiş ve hiç ummadığımız, beklemediğimiz biçimde takımın bankosu olmuş.

Rejkaard 2-0 olduktan sonra Arda'yı çıkarmaya karar verdi, oyunun durmasını bekliyordu. Oyun gol olunca durdu, Arda attırmıştı ki kariyerinin en rezil futbolunu oynuyordu. Ne var ki gol attırmıştı, belki o dakikadan sonra hayatının futbolunu oynayacaktı. Yine de çıkardı, sistem denen şey bu olsa gerek.

Keita atıldıktan sonra maç bitti, maç zaten maç oynanmadan önce bitmişti. Tribündeki taraftarlar inanın fazla üzülmediler. Maçlara gidenler alışıktılar, bekliyorlardı.

Büyük bir organizasyon var bu işlerde. Sadece Galatasaray'ı yenmeye kurulmuş bir düzen. Hakeminden, polisine kadar, top toplayıcısından tribünlerdeki pankartlara kadar. Helal olsun başka bir şey demiyorum. Amaç Galatasaray'ı ne pahasına olursa olsun yenmek. Bu tezgahta futbolculara pek iş düşmüyor. Yönetim kurulu oynasa değişen bir şey olmaz. Hepimize geçmiş olsun, ilk maçta yenilen futbolcularımızı bağrımıza basarız.

Son cümlem şu olacak, Nonda'nın dandik golüyle Ali Sami Yen'de Fenerbahçe'yi yendikten sonra, Samandıra'da bekleyen Fenerliler takımı dövmüşlerdi. Biz Florya'da bekledik ve bağırıyoruz,''yenilsen de yensen de taraftarın seninle, üzüntünle sevincinle seninle birlikte''

23 Eki 2009

Fener Maçı İdmanı; Galatasaray 4- Dinamo 1


Galatasaray'ın ciddi takımlarla oynamama serisi devam ediyor! Araya sıkışmış dandik bir Avrupa Kupası maçı angaryası daha oynandı! Akıllar Pazar günü oynanacak maçta. Bir sakatlık olmasın diye aşırı dikkat edildi. Kaptan bu kez kulübenin kaptanıydı. Elano'yu dikkatle izleyecektik.


Tribünler bu sene klasik, Bucaspor maçında bile tıklım tıklım olur. Leo Franko'dan başlayalım. Bu maçta aslında hiç iş düşmeyecekti, o kıl gol olmasaydı. Ancak bizim attığımız ilk golde aynıydı. Servet'in gölgesi golü kazandırdı. Sabri artık oldu, büyük takım futbolcusu kazandık. O kadar büyüdü ki, bir sonraki maç düşünülerek oyundan çıkarıldı.

Onca stoperden yine Mehmet Topal'a iş çıktı. Topal'da tabela oluşuncaya kadar çok iyi oynadı. Caner için hala iyimser olamıyorum. Bu kadar kolay maçta kendini daha fazla göstermesini beklerdim. Demek yetenek bu kadar.

İlk yarı her halde %80 le falan oynadık. Bir ara pas sayısı 40 ı buldu. Gerçi bu pas trafiğini gereksiz bulan ulemalar var, ancak işin aslı böyle işte. Fazla pas yapıp, bir ara kıstıracak ve pozisyona gireceksin. Karambol topları, gelişi güzel ortalar pek görünmeyecek artık Galatasaray'da.

Takımın sağ tarafı en güçlü olduğumuz bölgemiz. Sabri- Keita ikilisi bölgeyi felç eder nitelikte. Kara Şimşek kankası Manda Yiyicisi'ne 2 gol attırdı. Kendi de bir gol atsaydı keşke. Taklasını özledik.

Taraftar bu maçta çok rahat söyledi Nevizade Geceleri'ni. 4-0 olunca artık maçı bitirdik. Toplu istirahete çekildik. Dinamo'nun da şansı varmış ki 3 gün sonra Fener maçı vardı. Yatsın kalksın Fener'e dua etsinler. Eğer başka bir maça çıkıyor olsaydık ve de takım isteseydi Avrupa Kupası maçlarındaki gol rekoru kırılırdı.


Leo'ya hayranlığım maçlar ilerledikçe artıyor. Degaj yapmayan bir kalecimiz var artık. Aslında kaleci demek bile yanlış, Leo elle oynama hakkı olan bir defans oyuncusu. Topla en az Servet kadar oynadı. 6 pasın içinde çalım bile attı.


Takım ve taraftar 50. dakikadan sonra Fener maçına konsantreydi. Bütün futbolcular o maçta kazasız belasız oynayabilmek için risksiz oynadılar. Maçın sonlarındaki isabetsiz paslar bu yüzdendi. Yediğimiz gol üzerinde düşünmemiz lazım. Yine toptan korkan futbolcular, sırtını dönenler vardı.


Maç bu elbet posizyon verilecek, biraz daha dikkat çocuklar. Şimdi hepimiz yatalım kalkalım, yine yatıp kalkalım ve Kadıköy'e hazırlanalım. Büyük Galatasaray Ailesi; seferberlik ilan edildi bu defa boş dönmece yok.

19 Eki 2009

Fener'in Asisti; Galatasaray 4- Trabzonspor 3


Bugün maç erken başladı bizim için. Fener maçının ilk yarısını seyredip yola düştük. Ali Sami Yen mahalline geldiğimizde maçın bitmesine 6 dakika falan vardı. Uzaktan umutsuz gözlerle seyrederken Meşale'de kıyamet koptu. Beraberliğe el sıkışıp uzayalım derken, son saniyede serbest vuruş kazandı Gaziantep. Ne olur ne olmaz diye telefonun videosunu hazır ettim. Ve Fener'in büyüsünün bozulduğunu canlı kayıt yapmış olduk. Ve maça galip başladık oynamadan.

Tribünler her zamanki gibi tıklım tıklımdı. Nitelikli taraftar vardı. Ve gittikçe organize tezahüratlarla çıkardık takımı. Artık Nevizade Geceleri'yle sahaya çıkacak takım. Çıktı bir baktık sakatsız sahadalar. Uzun zamandır ilk defa tam kadroyu görünce sağlık ekibine hayret ettik.

Maç yoğun taraftar desteğiyle başladı. Galatasaray son maçın hıncını Trabzonspor'dan çıkarmaya kararlıydı. Kara Şimşek'in ortasına Kewell çaktı, kaleci kurtardı ama ataklar durdurulacak gibi değildi. İyileşen ve futbol oynamasını, orta yapmasını öğrenen Sabri yeni gelecek Milli Takım hocasına kopya verdi. Maç başı Fener'i perişan etmesi emredilen Sabri'nin mükemmel ortasını Kewell içeri yolladığında Ali Sami Yen'de Cim Bom'u yenmenin kolay olmadığı belli oldu. Bu golün yapılışında cebir, geometri fizik kimya, bilimin bütün kolları kullanıldı.

İkinci golden sonra artık çok rahat maç seyrederiz sandık. Oyuna bakarsak hezimet olması işten bile değildi. Takım makine düzeninde oynuyordu. Maçın kötü adamı Hakan Balta, iyi adamı Sabriydi. Maçın önüne çıkan futbolcu olmadığına göre takım oyunu oynanıyordu. En güzeli de buydu, atılan golde ne kadar çok futbolcu topa dokunursa o kadar iyiydi.

Servet bu maçta gelişigüzel çıkışlarda bulunmadı. Duran top organizasyonunda topa sert vurdu. Kaleciyi de içeri sokacaktı neredeyse. 3. gol geldi gelecek derken serseri bir topu kalemizde bulduk.

Ayhan iyi oynarken gereksiz bir top kaptırdı. Çok uzaktan çok kötü yere gitti top. Servet o topu vurdurmamalıydı. Hadi rakip vurdu da kıçını dönmemeliydi. Toptan futbolcu neden korkar anlamıyorum. Trabzon atak yapmadan 2 gol buldu. Bu güne kadarki en beğendiğim oyununu oynayan Sarp'ın asistiyle 3. golü bulmaları işten bile değildi. Yani olacak şey değil, bu kadar iyi oynayan takım hiç pozisyon vermeden 3-2 geriye düşecekti nerdeyse.

Ciddi sayılacak bir rakibe karşı Milli maç yorgunu takım 2 gol daha bulup aktif dinlenmeye geçmek üzereydi. Maça damga vuracak olan görünmez bir kuvvet Trabzonspor'a 3. golü attırdı. Golü televizyondan seyredince neresiyle vurduğunu anlayamadık. Bir şeyini anlayamadım Surinam'lının, maç 4-3 e gelince soktuğu Aydın'ın görevi neydi? Son saniyede atılan korner az daha Aydın'ın sırtını dönmesiyle içeri girecek şu maç 4-4 bitecekti.

Arda Turan maç 4-3 olduğunda oyundan çıktı, doğru soyunma odasına gitti. Mutlak bir sorunu vardı, yoksa Arda durum tehlikeliyken bırakıp gitmezdi.

Maçın sonunda Hagi'yi görmenin heyecanıyla eve döndük. Oyunumuzda bir değişiklik yok, yenildiğimiz maçta da yenebilecek pozisyonlar bulduk. Ortalamanın üstünde gol attık, maçı seyretmeyenler defansı hatalı bulabilir ancak yenilen 3 golde şanssızlıktan oldu. Bu defans ilerleyen haftalarda golsüz maçlar seyrettirecek bize kimse korkmasın. Yeterki şu Fener maçını atlatalım. Gol yemeden maçı bitirebilirsek mutlak atarız.

Maçtan önceki maçta atıldı bu maçın gol pasları. Sezar'ın hakkını verelim teşekkür edelim.

17 Eki 2009

Fatih'in Fedaisi


Arda Turan gürlemiş. '' Fatih Terim benim babam, ben başımızda Türk Hoca isterim, şartlar el verirse Fatih Terim'in çalıştıracağı takımda oynarım''

Vefa güzel şey, minnet ise en değer verdiğim duygu. Eğer Arda Turan'ın bizim de bilmediğimiz bir minneti varsa Fatih Terim için, bize helal olsun demek düşer. Ve Terim'in Arda için en sevilen adam olmasına da bir itirazımız olamaz. Olmayacaktı da, Arda Turan takım kaptanımız olmasaydı. Metin Oktay ilan etmeseydik bize ne bile diyecektik. Sıradan bir Türk futbolcusunun Fatih Terim'e biatı der geçerdik.

İşte Fatih Terim'li Ulus takımının başarısız olmasının itirafı budur. Ülkenin en büyük futbolcusu Arda Turan bile Türk Milleti adına, geldiği Galatasaray'ı temsil etmek adına değil de, tas tamam Fatih Terim için oynamış. Arda'nın nezdinde şimdiye kadar bütün oynattığı futbolcular(onun için oynamayanlar iptal oldular) kendisi için oynadılar. Umurlarında değildi Türk Milleti. Kim bilir kimler plan yapıyordu yaz ayları için. Afrika'ya kaç kişi gittmişti, nice turizm firmaları bellerini belki de yazın oynanacak turnuvaya bağlamışlardı.

Reklam şirketleri, sponsorlar, televizyonlar..., Ben Arda Turan olsam, Fatih Terim'e yalamalık yapacağıma direnirdim.'' 22 yaşında Dünya'nın elit futbolcuları arasına girme şansımı senin yüzünden kaybettim'' derdim. Kaç Türk futbolcusunun hayalleri yıkıldı, mevcutlar Fatih Terim için oynarken.

Tarih bile okumamış Arda Turan. 2000 senesinde aynı duygularla, Fatih Terim için oynayan futbolcular kupayı kazandıktan sonra kellelerini verdiler. Hakan Şükür'ü 1 yıl sokakta gezdirdi, Bülent Korkmaz, Hakan Ünsal, Arif Erdem, Ergün Penbe kadro dışı kaldı. Hagi'yi zaten hiç sevmedi. Antrenörken maçını bile izlemedi Galatasaray'ın. Popescu ile Taffarel'in adını bile anmadı.

Arda Turan 12 yaşında iken Hoca Terim'miş. O porofesyonel kadroya almış. Fatih Terim olmasa sanki futbolcu olamayacak. Sen Mehmet Güven'misin kardeşim, oynaman Hocanın takdirine kalmış. Hoca Selçuk Yula bile olsa Milli Takım'ın tek bankosusun. Hal böyleyken başınıza gelecek amir için Milliyetçi kesiliyorsun. Yabancı getirecek olanlar merak etme en az senin kadar Milliyetçidirler. Milliyetçi olmasalar bu tezgahın başında durabilirler mi bir dakika?

Şimdi gel de güven Arda Turan'a. Diyelim İmparatorun Galatasaray'a dönme ihtimali Surinam'lının başarısına bağlıysa( Nitekim Fatih Terim Milan'dan kovulup Florya'da erketedeyken, Lucescu'nun başarısız olmasını beklediler, başarılı olduğu halde kovdular) Arda Turan nasıl motive olacak? Milli Takım'ın başına bir gevur getirdikleri zaman Arda Turan kötü oynarsa sülüklere nasıl savunma verecek?

Sana ne be Kaptan. Sen haftaya Kadıköy'den artık zaferle nasıl çıkarızın rüyasına yat. Sen bu ükenin 1 numaralı futbolcususun, bırak hocanın falına 11. 12. futbolcular baksın. Senin görevin futbol oynamak, oynadığın takımın gol atmasına katkıda bulunmak. Eğer Galatasaray'da oynuyorsan, sadece Galatasaray Taraftarı için oynayacaksın, Milli Takımda isen Türk Milleti için. Babam dediğin adam Galatasaray'lı zaten, sen kazanırsan sevinecek. Milli takımdaki başarıların için de sevinecek bir Türk olduğu için. Ha olur da bir takıma gider, seni isterse giderim demişsin ya, gidebilirsin Arda kardeş, biz buradayız, gidecek yerimiz yok, yeni Arda'lar çıkartırız. Nitekim yeni Metin Oktay'lar çıkarttığımız gibi.

16 Eki 2009

15 Eki 2009

Milli Takım Hocası Aranıyor


Hepimizin gözü aydın! Kurtulduk Fatih Terim'den. Kınalarımızı yakabiliriz artık. Peki şimdi ne olacak? Ben peşin söyleyeyim daha beter olacak.

Fatih Terim hakkında sayısız yazı yazdık, görüşlerimizi belirttik. Babamızın oğlu değil, hatta iş sevgiye kalıyorsa eğer, babamızın oğlundan daha çok severim kendisini. Ancak işimiz bağcıyı dövmek değil. Ben bir Galatasaray'lı taraftar olarak Milli Takımımızın artık son senelerdeki gelişmesiyle her büyük turnuvada olmasını isterim. Milletin kınalar yaktığı yerleri, biz yırtık zamanında. Aldığımız dereceler tesadüf, ya başkalarının şanssızlığı, ya da bizim şansımız. İş şansa kalınca şansına kaybettiğimiz maçlarda olacaktır elbet. Belki İspanya'yı şansına yenemedik.

Fatih Terim'le köprüleri attığım an Ağırol Memet'i Türk yapıp, Özer Hurmacı'nın, Mehmet Topuz'un yerine oynattığı andır. En son konuşmasında bütün başarılarımı Türklerle aldım diyen zihniyet bu işte. Hagi'yi bir kere bile anmadı, bir kere bile maça davet etmedi, hep yok saydı. Popescu'yu, Taffarel'i anmadan UEFA kupasından bahsedilemez. Eğer yazabilirsem son bir defa daha Terim'i yazıp tarihe hacale edeceğim. Şunu da yazmadan geçmeyeyim, bu sülüklerle Fatih Terim'den başka hiç kimse mücadele edemeyecek, meydan onlara kalacak.

Biz Milli Takıma hoca arayışına çıkalım. Başta dedim, daha beter olacağız. Bu sülük medyaya sahipken kim gelirse gelsin maymun olmaya adaydır. Zihniyet aynı kaldığı sürece değişen ne olaki. Milli Takım dolayısıyla CEO su başarısız diye 15 yaş Milli Takımı hocası dahil kim varsa işine son veren kafa bizi nasıl tatmin edecektir? Ne günahı var bütün hocaların? Aslında kurulması gereken hiyararşik düzendir. Genel Kurmay Başkanı giderken kimin geleceği bellidir. Kim Başbakan olacak bellidir. Onca senedir yardımcı olanlar neye yardım edememişlerdir ki bugün işsiz kalmışlardır.

Son yıllarda Milli Takım bütün bir ulusun takımı olmaktan uzaklaştırılmıştır. 2002 Dünya Kupasında topyekün coştuğumuz takım 2008 Avrupa Kupasında hepimizi birden coşturamamıştır. Başındakilerden nefret edenler Milli Takım'ın kaybetmesine üzülememişlerdir.

Kim gelirse gelsin yapılması gereken ilk iş, bütün sülüklerden yorum yazmalarını istemek olacaktır. Görüşlerini peşin yazsınlar sıkıysa. Ligin en büyük futbolcusu Alex ise bu ülke takımını nasıl kuracaklar? Aziz Yıldırım takımın tamamını yabancı yaparken Milliyetçi Terim, kalanlar bana yeter diye efeleik yapmıştı. Yetmez, kendi liginden yıllardır Arda'dan başka banko futbolcu çıkaramamışsın, bel bağladığın futbolcuları başka milletlerin alt yapıları yetiştirmiş. Galatasaray olmasa takım çıkaramıyorsun, Fener'den adam alabilmek için cımbız kullanıyorsun. Ülkenin başka takımlarda olsa oynaması muhtemel futbolcuları Boklu Dere'de yedek kulübesi paspasçılığı yaparken ses çıkarmıyorsan, ülke takımın elendiğine ağlamayacaksın.

Fatih Terim'in yapabileceği hiç bir şey yok. Yaptığı da yok tu, bizim yırtındığımız budur. 100 yılda gelebilecek bir kadro yapmıştır her şeyi. Nitekim Terim'den sonra da yapılmıştır. Hem Milli Takım'da Şenol Güneş, hem Galatasaray'da Lucescu. O takımın başında bu yazdıklarımı okuyan her Galatasaray'lı hemen hemen aynı dereceyi alacaktı. Bu kadronun başında da kim olursa olsun aynı dereceyi alırdı. Radikal somut bir taktiğin, devrim yapabilecek gücün yoksa fark yok. Kartalspor'un antrenmanıyla Real Madrid'in antrenmanı aşağı 5 yukarı aynıdır.

Şimdi gelecek olan Hoca'dan İbrahim Toraman'ı, Fatih Tekke'yi oynatması mı beklenecek? Oynatmazsa ne olacak?

Milli Takımın her turnuvada olması için bir futbol politikası olması gerek. Alex'in 10 dakikada yapabildiği şeyleri, 10 kişinin 90 dakikada da yapabilmesi sağlanmalıdır. Yarın Alex gittiğinde değişen pek bir şeyin olmaması gibi. İbrahimoviç transfer oldu diye İnter'e hiç bir şey olmaz, mazallah Arda Turan'a bir şey olsa pozisyona giremeyiz.

Sınırsız yabancı transferi derhal en fazla 4'e düşürülmelidir. Onca para veriliyor, hangi takımın yedek kulübesinde yabancı futbolcu yok. Popescu'nun yedek oturduğunu göreniniz var mı? Milli Takımsa konuşulan hepimizin Milliyetçi olması lazım. Ben bu satırlarda Brezilya'lı Mehmet(adını yazamıyorum) Milli Takımda oynarken içimin acıdığını çok yazdım. Tek bir maçlık performansla kimse Milli Takımda oynayamamalı. Milli Takımda oynayanı bütün futbolseverler tanımalı. Futbolculuğunun dışındaki yaşamıyla örnek olmalıdır.

En önemlisi yurdumuzun her hangi bir stadında, misal Diyarbakır'da Milli maç yapılabilmeli ve sahaya çıkan kadrodan, alınacak sonuca kadar her maçta, bütün bir ulusun kefaleti, rızası alınmalıdır.

Ve daha da önemlisi, Milli Takım'ın yardımcı hocasının Hoca'nın kontratı bittiğinde yerine geçeceğinin garantisi sağlanmalıdır.

Adaylarım var elbet, ancak yardımcım banko Tugay Kerimoğlu.

14 Eki 2009

Bir Çok Şeye Veda


Türk Futbolu için yeni bir devir başlıyor artık bu geceden sonra. Çok kolay bir guruptan sıyrılamadan bitirdik maçları. Geçmişe ağlamak fayda vermez. Suçlu sorumlu aramak da yersiz bu saatten sonra. Yazın artık, Brezilya'yımı tutarız, Almanya'yımı, Arjantin'imi, Kamerun'umu bakacağız. Biz alışkınız zaten Dünya Kupalarında başka bir millet takımın tutmaya.

Bedel çok ağır oldu ve biz bu gece hüzünlendik. Fatih Terim son maçına çıktı. Büyük rastlantı olarak hem son maç hem de siyasi olarak Ermenistan'la Türkiye'de karşılaştık. Ah işimiz bu maça kalsaydı.

Veda maçında kaleye Rüştü'nün geçmesini ister ve beklerdim. Türkiye'nin en çok milli olmuş kalecisine de yakışırdı bir veda. Yine unutulmamış, iş son dakikaya bırakılmış. Maç çok kolay olunca futbolcularımız coştu. Servet bile gol attı.

Bir kere daha teyit edildi bence. Bursa Milli maç şehiri ve Bursa seyircisi Milli maç seyircisi. Teksas büyük bir imtihan verdi, aynı zamanda İstanbul seyircisine de ders. İstanbul'da milli maç yapılmaz, taraftar kulüp kimliğinden çıkamıyor.

Maçı anlatan spiker Arda-Emre demekten yoruldu. Zayıf rakipleri bulunca coştu bizim çocuklar. Emre futbolu hatasız oynadı, ancak o bünyede o sinir nasıl oluşuyor anlaşılır şey değil. 100 yıldır küs olan koskoca Cumhurbaşkanları gollerde bir birlerine sarılırken, Emre küfürünü esirgemiyor Ermeni kardeşimizden. Maç kritik olsa techiri Bursa'dan yeniden başlatacak.

Gol atanlar kulübeye koştular. Hocalarına vefa gösterisiydi. Hoca bu kez sinirlenmedi, üstüne ağladı. Bize de duygusal anlar yaşattı. Bundan sonra ne olura bakacağız.

Elveda Terim, haberin yok çok uğraştık seninle, mertliktendi bunca savaş.

12 Eki 2009

Eski Tüfek Derki; GREEDYGO


NONBERTARAFUS Bey;

Şimdi bu adam Mülkiyeli. Her şeyden evvel bunu belirtmeli. Peki ne diyor ilk gençlik yıllarında daha okulda iken, gazeteciliğin kapısı kendisine açıldığında?

"İstediğin her kapı sana açık. En büyük yıldızla, sporcuyla konuşacağım diyorsun konuşuyorsun. Ve bunların hepsi de sana 'buyur' diyor, beyefendi muamelesi yapıyorlar. Şimdi böyle bir meslek insanı büyülemez mi? Siyasal Bilgiler’in isimsiz bir öğrencisi iken birdenbire Türkiye'nin en elit bin adamından biri haline geliyorsun. Siyasal Bilgiler’i bitireceksin de, kaymakam olacaksın da, 60 yaşında vali olup emekli olacaksın... 17 yaşında her şeysin zaten."

İşte hikaye buradan başlıyor. Çok aramaya gerek yok internetten bir arama ile detayları öğrenmek mümkün. Devamında şunlar yazıyor, röportajlarla donatılmış biyografisinde;

“Hıcal Uluç kendisini “fevkalade yeteneksiz” bir kişi olarak değerlendiriyor. Futbol oynamayı deneyen, ancak takım arkadaşları tarafından oynama şansı bile verilmeyen Uluç'un, önce voleybol takımı kurup mahallede herkese voleybol, sonra basketbol öğrettikten sonra yine takım dışı kaldığını... Hatta, oynama şansım fazla olur diye aynı taktiği beyzbolda bile deneyip, arkadaşlarına öğrettikten sonra kendisi iyi oynayamadığı için arkadaşları tarafından yine çemberin dışına itildiğini: "Her türlü sporu denedim, hiç birinde başarılı olamadım. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım."
Bitmedi. Ankara'daki Kurtuluş Ortaokulu'nun son sınıfında okurken müzik hocası bir okul korosu kurmaya karar verir. Seçme yapılacak 100 kadar öğrenci arasında Hıncal Uluç da vardır: "İki satır söyledikten sonra hoca hepimizi susturdu, o yüz kişi içerisinde parmağıyla beni işaret etti ve 'dışarı' dedi. Böylece spordan sonra müzisyen olma hayallerim de sona erdi. Resim dersen zaten hiç yok. Kuzenim Ahmet (Taner Kışlalı) yapardı benim resimlerimi ilkokulda." Çok iyi bir öğrenci olduğu için (Uluç, eğitim hayatı boyunca sınıfın ilk üçü arasına girer hep) okul müsameresinde ona Reşat Nuri Güntekin'in Vergi Hırsızı adlı oyununda başrol oynatır hocası. Bugün iş adamı olan Alaattin Beyti de ikinci rolü oynamaktadır. Sonuç mu? "Alaattin onbeş dakikada beni sildi süpürdü. İkinci temsilde de en ön sırada oturan velilerden biri düşüp bayılınca benim sahne hayatım sona erdi. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Hıncal Uluç bütün bunlardan sonra Bernard Shaw'ın şu sözüne uymaya mecbur kalır: "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur."
Şimdi bu alıntılardan neler çıkmaz ki? Siyasal Bilgiler Fakültesi nam-ı diğer Mülkiye Mektebi’nden mezun olduğunda kaymakam olmak dışında bir şey görmüyor kendisi için. Doğrusunu kendi bilir tabi. Ama öyle bir mekân ki burası, inanılmaz renklilikte bir mezun yelpazesi var.

Bir çırpıda bakarsak siyasi sahnede, en sağından soluna, Hasan Celal Güzel’den, Mehmet Şevket Eygi’den, Mahir Çayan’a, Sadun Aren’den Murat Karayalçın’a yüzlerce sivrilmiş tip var buradan…

Bunların bir kısmı kendinden önce var olmuş, renk katmış bu okula. Görmüş ve bilmiş yani bu renkliliği. Ama tutmuş demiş ki ben bu okulu bitirdiğimde olsam olsam kaymakam olurum, yeterse ömür Vali olurum…

Eh “Kişi kendin bilmek kadar irfan olamaz” der atalarımız. Ama o günden bu güne değişmeyen tutarsız tavrı bir cümle sonra devam ediyor; “17 yaşında her şeysin zaten”…

Hiçbir şey olmadan her şey olmak! Ne demekse? Ancak bu kafa izah edebilir böyle bir şeyi. Hıncal Abimiz 1980 sonrasının trendini epey evvelden görmüşe benziyor. Bravo doğrusu.

Bak bu güzel abimiz başka bir yerde ne diyor?

Ah Refik Usta!..
PARİS Hilton villasının bahçesine, köpeği için 325 bin dolara mal olan bir kulübe yaptırmış.. Refik Erduran Usta bunu eleştiriyor. Küresel kriz Amerika'yı da vurdu ya.. Bu para ile, karton kutularda yatan kaç işsiz, kışın donmaktan kurtulur, köpek maması yiyerek hayatta kalan kaç işsiz karnını sıcak yemekle doyururmuş.. Ah Refik usta ah!.. Bu demode solcu klişelerle duygu sömürüsü yapma yıllarını çok geride bıraktık sanıyordum.. 325 bin doları, Paris Hilton'un köpeği mi yedi, yoksa o kulübe ve de benzerlerini yapan, malzemesini temin eden, nakleden, getirip kuranlar dahil, saysan kim bilir kaç kişi, kaç aile paylaştı?.. Bir arabası olan zengin, diyelim köpekleri gezsinler için iki tane daha alsaydı, General Motors batar mıydı?. Yahu krizi en kazasız geçirmenin yolu, elinde parası olanların, bunları en kısa yoldan harcamasından geçer, saklamasından değil.. Bunu bizahmet öğrensek artık..
Bütün eleştirileri böyle boktan bu zat-ı muhteremin. Adım atmadan her şey olmuş bir kere… Devam edecek, iki cümlede solcuyu, Refik Erduran’ı, seni, beni, Rijkaard’ı mahkum edecek, yer ile yeksan edecek… Ekonomiyi bir çırpıda çözecek, Kralı rezil, rezili vezir yapacak… Durmak yok yola devam!

Amerika’lı bir arkeologla evlenecek 5-6 yıl evli kalacak ama İngilizce bilmeyecek. Evine dön lütfen demek isteyecek, “siktir git” diyecek…

Solcu eleştirecek, onlardan kazık yedim diyecek, beğenmeyecek. Ama ardından Lucescu için, başkaları için ırkçı söylemlerde bulunacak. Bir de kötüsü bunun farkına bile varmayacak…

Behey Hıncal Meksika’lılar Gringo derler bizim dilimizde. O gerçekte “Green go!” dur. Yani “Yeşil üniformalı siktir git!” demektir. O kadar çok mevzuya o kadar sığ ve tahammül edilmez giriyorsun ki. İçimden şöyle demek geliyor sana;

GREEDYGO!

11 Eki 2009

Sistemimizin Can Alıcı Sorunları


''Futbol Dünya'nın en basit oyunudur, zorlaştıranlar antrenörlerdir''

Bu basit cümleyi, bir büyük futbol hocası söylemiştir muhakkak. Ve biz rahatlamışken, ligimizde olması gereken takım puan kaybetmemişken, Galatasaray'ın güçlükle yendiği Ankaraspor'u diğerleri oynamadan yenerken, Milli Takım sondan ikinci maçına hedefsiz çıkmışken, ve spor basını saldırıya geçmek için komut beklerken zamanı geldi geçti, bir şeyler de biz yazalım istedik.

Milli Takım CEO'suna saldırmak şimdi çok kolay, ve biz artık savunucusu olacağız bu saatten sonra. Bizim işimizin kişilerle olmaması lazım. Bizim işimiz olaylarla, sistemlerle, ekonomiyle, politikayla.

Bizi eleyen takımın hocası 5.000 dolar maaş alıyormuş, bizim takımın hocasının aldığına bakarız biz. Bizim ölçülerimizde hak edip etmediğine. Vay be ne diyet ödettiler şu necip milletimize. Ülkenin 2. büyük takımı Avrupa Şampiyonu olurken, başındaki hoca her kimse bize maliyeti küçük bir muz cumhuriyeti ülkesinin merkez bankasındaki paraya mal oldu. Onun ve ona biat edenlerin aldıklarını koyun, üstüne kaybettirdiklerini ekleyin, balans tutmazsa gelin benden isteyin.

Türk Futbol tarihinin en büyük derecesinin alındığı 2000 senesine dönüyoruz. Kişiler önemli değil. Ülkenin 2. büyük takımı muhtemel bir Avrupa Şampiyonluğuna gidiyor. Başında son 15 senemizi ipotek altına alacak bir Hoca var. Takıma bakıyoruz. A- Bir kaleci var ki, 2 Dünya Kupası finali oynamış, birini kazanmış, Dünyanın bütün futbolseverleri tarafından tanınan ve sevilen biri. İsmi önemli değil, oyununa bakalım. Koy ilerde santrafor oynasın, korkma paslaş, o sırada topu kapmak için koşup gelen rakip forvetlerden birini ayıklarsın. Top kalecide ise sende demektir. Gelişi güzel abanıp ta topu kaptırmaz, elle en müsait olana aktarır topu, ve ilk atak kaleciden başlar. B- Kaleciye en yakın adam, Barcelona kaptanı olarak aramıza katılmış. Teknik, kafası çalışan, futbolu çok iyi bilen, ofsaytı en güzel uygulayan, 1-2 adam eksilterek topu oyun kurucuya aktaran, zaman zaman kendisi oyun kuran, Dünya'ca ünlü bir futbolcu.

C- Yüzyılda bir gelecek olan, yeri asla doldurulamayan, Dünya'nın en büyük 10 numaralarından biri kabul edilen, ülkesinin en büyük futbolcusu olan, oyunu kuran, tabelayı değiştiren, değiştirten, duran topların kadim dostu, tribünlerin gözbebeği.

D- En uçta Galatasaray tarihinin en büyük 2. golcüsü, göklerin hakimi, en kariyerli futbolcusu, Dünya'nın en çok tanınan Türk oyuncusu. Taraftarların adına şarkılar beslediği, yeri asla doldurulamayacak olan santraforu.

Takımın çatısı, belkemiği böyle oluşmuştu. Yanlarında o zamanki nesilin en büyük futbolcularının aynı takımda toplanmasıyla, unutulmaz bir takım kurulmuştu. Adına sistem diyorsak eğer, tıkır tıkır işleyen bir mekanizmamız vardı.

Çok basitti işimiz. Top kalecide ise biraz bekletecek, B futbolcusuyla paslaşacak, ilk adam eksiltildikten sonra ileriye en kısa yoldan ulaştırılacak, C futbolcusuyla top buluşturulacak. Sonrası C futbolcusunun hünerine kalmış, top kendisine gelmeden ne yapılması gerektiğine karar verilmiş olarak bilinçli atağa dönüşecek, mümkünse cillop gibi D futbolcusuna havale edilecek. Sonrasında iş tabelacıya kalmış.

Top rakipteyse, iş gene kolay. D futbolcusu rakip savunmaya basacak, eğer onların aynı düzeyde oyun kurma yetenekleri yoksa, bilinçli atak yapamadıklarından, o zamanlar Çin ordusu adıyla nam salmış bir orta sahanın gazabına uğrayacaklar. Sonuç, çoğu zaman bizim lehimize tecelli edecek, ve uzun vadede tarihe geçilecek.

Aradan 10 sene geçti, A,B,C,D futbolcularının yerleri henüz dolmadı. Kimler denendi, kimler gelip geçti de olmadı işte. Gelen hocalar işi zorlaştırdılar, Bir yerlerde mutlaka bir şeyler eksik kalıyordu. Arada gelen Şampiyonluklar, bilerek ulaşılandan ziyade, şansına kazanılanlardı. Şampiyon olunca gerçekler sümen altına itiliyordu. Geçen yıl ki hezimetten sonra, taraftarların bir kısmı taraftarlığı bıraktığını açıkladı. Zevk alınamıyordu bir türlü oynanan futboldan. Başta bendeniz emekliye ayrıldım.
Ve bu sene başı bir şeyler daha oluyordu bizim mahallede. Rijkaard yanına Neeskens'i alıp geliyordu. Dayanamadık, taraftar kartımızı yeniden aldık. Ve izlemeye başladık sevgili Surinam'lının takımını. Tam da beklediğim şeyler oluyordu. A futbolcusu tamamdı, Arjantin'li eski A yı aratmayacağa benziyordu. Topu elle en yakınındakine veriyor, paslaşmalara katılıyor, defans oyuncularını tamamlıyordu.

C futbolcusuna altarnatif zaten bulunamazdı, ama olsundu o kadar teknik futbolcudan biri, daha doğrusu o Florya'dayken antrenmanlarını izleyen çocuk büyümüş, formasını sırtına geçirmiş savaç veriyordu. Onca 10 numaradan sonra bu seneki 10 numara sistem oyunumuzdaki en büyük materyaldi. Eski C futbolcusunun görevlerini, şimdikiler nöbetleşe yapıyorlardı. D futbolcusunun yeri de dolmayacak gibi görünüyor. Ancak uç bölgede o kadar büyük futbolcular varki tabelacı her maç tuşlara basıyordu. Gol atmada sorun yoktu. Firesiz gidiyorduk ki, saldırdı üstümüze taraflı Türk Spor Medyası. Haklı oldukları nokta varmıydı, yoksa biz aşırı sevgiden objektif olamıyormuyduk?
Galiba sıkıntı B futbolcusundaydı. Kaleciden topu en kısa yoldan alıp, bir adam eksilttiklten sonra orta bölgeye aktarabilecek oyuncu yoktu. Rakiple topun arasına kıçıyla girme tekniğini geliştirmiş, yağız bir delikanlı bizim sistemli oynayamamıza sebep oluyordu. Üstüne sakatlıklar, en önemli bölgeyi sakat bırakıyordu. Sınırlı yetneğiyle lanet olası bir gol atabilmek için oyun disiplininden kopuyordu. Surinam'lının taktiğinin bu olduğunu sanmıyorum.

Futbolu zorlaştırdığına da inanmıyorum. Ben razıyım, 10 yıl bekledim bilimsel futbol seyretmek için. Dün gece gördük, dolduruşla, balla, biat futboluyla, sistemsiz, her maç birinin çıkardığı tavşanla gelinen noktayı. Aslında futbolcuların Hocaya tazminat davası açması lazım. Dünya Kupasında boy gösteremeyecek olan futbolcular cezayı kime kesecekler. Utanmadan istifa ettim diyor bir de. Hangi yüzle çıkacaksın taraftarın önüne.

Şimdi biz Galatasaray'lılar için iki yol var. Ya Surinam'lıya ve onun oturtmaya çalıştığı sisteme güveneip bekleyeceğiz. Bu uğurda belki seri mağlubiyetler alacağız. Ya da tabelaya bakıp ona göre karar vereceğiz. Mağlupsan çıkar orta sahadan birini sok ikinci santraforu, galipsen bırak ikinciyi aramayı, çıkar santraforu al bir kazma yat üstüne 3 puan senin. Bir hafta rahatsın. Şampiyonluk mu o da kolay, takımın başında hiç hoca olmasa bile 2 yılda 1 defa şampiyon olacaksın.

Stoperlerden biri teknik, oyun kurucu vasfına sahip, önlerinde iyi bir distiribütör ile, her topa basan,yorulmak bilmeyen, rakibi bezdiren bir çapa ile takım tamamlanacak bilimsel futbol hayata geçecektir. Bu şansı kaçırırsak 2000 senesinin takımını daha çok ararız.

Şimdi Savunma Zamanı;Bosna Hersek 1- Türkiye 1

Not; Bu yazı yanlışlıkla yazılmış değildir. Malum maç sonunda yazılmıştır. x, yerine bu kez Nuri'yi, y yerine Ceyhun Eriş'i koyun. Bonus olarak Yusuf'u yerleştirin her maç yazısı aynı oluyor. Tabela mı? Biz neticeye bakmıyoruz, işimiz Hatice'yle....
Bir paradoksla dalalım derin mevzulara,
A-Fatih Terim şişirilmiş bir balondur, yıllardır hoca olmadığını savundum ve kendisini hiç sevmedim. İnsan eliyle yaratılmış ve yaratanlar tarafından korkulmuş bir canavardır. Bertarafedilemeyen 2. şahıstır.

B-Milli Takım'a Fatih Terim'den başka hiç kimse hocalık yapamaz. Medyamızın köşe başlarını işgal etmiş bunca sülük varken, bu sülüklerle mücadele edebilecek tek adam ne yazık ki Terim'dir.

Bu ne yaman çelişkidir bilemiyorum, ancak ben Fedarasyon Başkanı olsam, ömür boyu Fatih Terim'le devam ederim.

Hatırlayın Fatih Terim'in devri iktidarında başımıza gelen olayları. Şu kıytırık guruptan çıkamayan bir Milli Takım hocasına darağaçları kurulması gerekirdi. Daha önceki İsviçre maçından sonra kim ayakta kalabilirdi. Bu ne kuvvet bu ne güçtür ki, kimse tek bir laf söyleyemiyor. Ne kadar yenilirse o kadar madalya alıyor. Avrupa Kupasında son dakikalarda gelen balık gollerle kamufle edildi, son maçta iyi oynadık diye avutulduk. Başındaki Ulus Takımında bir ulus bütünlüğü sağlayamadı. Ulusun tamamı aynı duygularla maç seyretmiyor, eminim bir çoğumuz, sadece Fatih Terim antipatimiz yüzünden takımın yenilmesine üzülemiyoruz.

Terim sahaya her zamanki siz bilmezsiniz ben bilirim x kişisiyle sahaya çıktı. Bu x kişi bu maçta Önder Yazıturacı'ydı. Kendi takımında Lugano gelene kadar idaereten oynayan şahıs, Gökhan Zan olmayınca kesin olması gereken Emre Aşık'ın yerine x kontenjanından sahadaydı. Amatör takım futbolcusunun yapamayacağı komiklikler yaptı. Siz ne anlarsınızın ikinci oyuncusu Ceyhun Gülselam'dı. Tanımıyoruz kendisini, oynattıklarına göre iyi futbolcudur kesin. Ancak futbol oynamasını 2 ayda mı öğrendi bu çocuk. Daha önce neredeymiş, yolda görülse tanıyan sayısı kaçmış?

Attığımız golü tekrar tekrar izleyin, Gökhan Gönül bom boş Arda'nın önüne yuvarlamak yerine dolu olan Semih'e pas attı. Eğri doğruya denk gelince bir Fenerbahçeli gol atarak, sülüklerin yüreğine su serpti. Bir önceki maçı kopartan Arda, bu maça da dominant başlasa pek iyi olmayacaktı Fener Medyası için. Neyse ki biz Ulusal maçlarda takım ayırmıyoruz. Emre iyi oynamışsa iyi oynadı deriz.

Takıma en gerekli olduğu anlarda, Milli Takım hocası oyundan atılıyor. Maçın sonunu az çok tahmin ettiğinden atılmakla kamuflaj elbisesini giyiyor. Oyundan atılırken Arda hocasına, ''sakin ol hocam'' diyor. Kenardaki valiz taşıyıcılar, Terimin hınk deyicileri ellerindeki telsiz aracılığıyla hocalarından gelen talimatları futbolculara iletiyorlar.

Her maç bir futbolcu şapkadan tavşan çıkarıp Fatih Terim'in imparator olmasını sağladı bu güne kadar. Belli bir oyun kalıbı, taktiği yok. Dolduruşa getirebileceği oyuncuları seçip, futbolun temel felsefesiyle değilde vur kır parçala taktiğiyle kendine taht kurdu alemde.

İkinci yarı mutlak gol atmamız gerekiyordu. Ya herro ya merro için genellikle son 20 dakikayı beklerdi Hoca, ancak bu kez siz anlamazsınız ben anlarımı erken uyarlayıp, Koskoca Bayern Münih futbolcusunu çıkartıp, yolda görülse tanınmayacak birini daha İsmail Köybaşı'nı aldı. Ceyhun Gülselam gerekçesi İsmail Köybaşı için de gerekliydi. Biat futbolcusu, küme düşmüş Nihat oynayamaz durumdayken Beşiktaş kontenjanından 1 kişi mutlak oynamalıydı. Hamit çıkınca, hiç bir Bayern'li Hocaya kızmazdı nasıl olsa.

Hilafsız söylüyorum maçta çıkartılacak ilk futbolcu Gönül, sahaya girecek ilk oyuncu ise Sabri Sarıoğlu olmalıydı. Beleşçi golcünün balı bu sefer tutmadı. Timsah gibi dolandı durdu, kaleciden, direkten, onun bunun götünden dönen topu kaleye dürterek cebine para doldurmuştu bu güne kadar. Hiç bir hoca direk oynatmadığı halde direk oynayacağı tek takım Milli Takım'dı. Sercan acaba biat olaylarının henüz hangi aşamasındaydı? 1.5 maçta gösterdi ki 5 tane Semih'i cebinden çıkartırdı.

Arda Turan son çeyreğe kadar ortalıkta pek görünmüyordu. Baktı olmadı, durumdan vazife çıkartıp aldı sazı eline. Az kalsın Terim'i ipten de alacaktı, ancak yüce gök Fatih Terim'e kıyak hakkını çok kullanmıştı. Bu kez taraf tutma hakkını bizden çok daha fazla müslüman olan, çok daha gariban, çok daha mazlum Sarayova'lılara kullandı. İlahi adalet varsa, en çok bu maçta tecelli etmişti.

Kağıt üzerinde olmasa da, millet nezdinde son maçına çıkmıştı Hocamız. Emir bekleyen sülüklere doğru atılacak bir işaret fişeği bekleniyor şimdi. Biri düğmeye basacak, başlayın diyecek, irinler, kusmuklar, salyalar, tükürükler kaplayacak televizyonları, gazeteleri.

Sevgili Hocam; Ben görevimi yaptım, en tepede olduğun zamanlarda bile saldırdım. Yazdığım yazılar arşivdedir. Foyanı ortaya çıkarmaya, maskeni düşürmeye çalıştım yıllardır. Şimdi yine görevimi yapıyorum hocam. Seni sehpada ben savunacağım. Her kim sana saldırısa ona ben saldıracağım. Hocam seni sülüklere yem etmeyeceğim. Bir kez daha söylüyorum, Türkiye futbolu, bir Rikaard çıkaramadığı(ki daha çok bekleriz) sürece, Ulusal Takımın başına senden başka kim gelirse gelsin, Don Kişot benim, saldırırım. Hele ki senin yerine Dürüllü'lüyü getirirlerse, bil ki içinde Arda Turan bile olsa o Milli Takımı asla tutmam.

Senle devam ederlerse mi? Paradokslardayım hocam. Bu ne çıldırtan denge, yaprak döker bir yanım, bir yanım bahar bahçe. Sana ve dayattığın zihniyete saldırmaya devam elbette.