16 Eki 2009

15 Eki 2009

Milli Takım Hocası Aranıyor


Hepimizin gözü aydın! Kurtulduk Fatih Terim'den. Kınalarımızı yakabiliriz artık. Peki şimdi ne olacak? Ben peşin söyleyeyim daha beter olacak.

Fatih Terim hakkında sayısız yazı yazdık, görüşlerimizi belirttik. Babamızın oğlu değil, hatta iş sevgiye kalıyorsa eğer, babamızın oğlundan daha çok severim kendisini. Ancak işimiz bağcıyı dövmek değil. Ben bir Galatasaray'lı taraftar olarak Milli Takımımızın artık son senelerdeki gelişmesiyle her büyük turnuvada olmasını isterim. Milletin kınalar yaktığı yerleri, biz yırtık zamanında. Aldığımız dereceler tesadüf, ya başkalarının şanssızlığı, ya da bizim şansımız. İş şansa kalınca şansına kaybettiğimiz maçlarda olacaktır elbet. Belki İspanya'yı şansına yenemedik.

Fatih Terim'le köprüleri attığım an Ağırol Memet'i Türk yapıp, Özer Hurmacı'nın, Mehmet Topuz'un yerine oynattığı andır. En son konuşmasında bütün başarılarımı Türklerle aldım diyen zihniyet bu işte. Hagi'yi bir kere bile anmadı, bir kere bile maça davet etmedi, hep yok saydı. Popescu'yu, Taffarel'i anmadan UEFA kupasından bahsedilemez. Eğer yazabilirsem son bir defa daha Terim'i yazıp tarihe hacale edeceğim. Şunu da yazmadan geçmeyeyim, bu sülüklerle Fatih Terim'den başka hiç kimse mücadele edemeyecek, meydan onlara kalacak.

Biz Milli Takıma hoca arayışına çıkalım. Başta dedim, daha beter olacağız. Bu sülük medyaya sahipken kim gelirse gelsin maymun olmaya adaydır. Zihniyet aynı kaldığı sürece değişen ne olaki. Milli Takım dolayısıyla CEO su başarısız diye 15 yaş Milli Takımı hocası dahil kim varsa işine son veren kafa bizi nasıl tatmin edecektir? Ne günahı var bütün hocaların? Aslında kurulması gereken hiyararşik düzendir. Genel Kurmay Başkanı giderken kimin geleceği bellidir. Kim Başbakan olacak bellidir. Onca senedir yardımcı olanlar neye yardım edememişlerdir ki bugün işsiz kalmışlardır.

Son yıllarda Milli Takım bütün bir ulusun takımı olmaktan uzaklaştırılmıştır. 2002 Dünya Kupasında topyekün coştuğumuz takım 2008 Avrupa Kupasında hepimizi birden coşturamamıştır. Başındakilerden nefret edenler Milli Takım'ın kaybetmesine üzülememişlerdir.

Kim gelirse gelsin yapılması gereken ilk iş, bütün sülüklerden yorum yazmalarını istemek olacaktır. Görüşlerini peşin yazsınlar sıkıysa. Ligin en büyük futbolcusu Alex ise bu ülke takımını nasıl kuracaklar? Aziz Yıldırım takımın tamamını yabancı yaparken Milliyetçi Terim, kalanlar bana yeter diye efeleik yapmıştı. Yetmez, kendi liginden yıllardır Arda'dan başka banko futbolcu çıkaramamışsın, bel bağladığın futbolcuları başka milletlerin alt yapıları yetiştirmiş. Galatasaray olmasa takım çıkaramıyorsun, Fener'den adam alabilmek için cımbız kullanıyorsun. Ülkenin başka takımlarda olsa oynaması muhtemel futbolcuları Boklu Dere'de yedek kulübesi paspasçılığı yaparken ses çıkarmıyorsan, ülke takımın elendiğine ağlamayacaksın.

Fatih Terim'in yapabileceği hiç bir şey yok. Yaptığı da yok tu, bizim yırtındığımız budur. 100 yılda gelebilecek bir kadro yapmıştır her şeyi. Nitekim Terim'den sonra da yapılmıştır. Hem Milli Takım'da Şenol Güneş, hem Galatasaray'da Lucescu. O takımın başında bu yazdıklarımı okuyan her Galatasaray'lı hemen hemen aynı dereceyi alacaktı. Bu kadronun başında da kim olursa olsun aynı dereceyi alırdı. Radikal somut bir taktiğin, devrim yapabilecek gücün yoksa fark yok. Kartalspor'un antrenmanıyla Real Madrid'in antrenmanı aşağı 5 yukarı aynıdır.

Şimdi gelecek olan Hoca'dan İbrahim Toraman'ı, Fatih Tekke'yi oynatması mı beklenecek? Oynatmazsa ne olacak?

Milli Takımın her turnuvada olması için bir futbol politikası olması gerek. Alex'in 10 dakikada yapabildiği şeyleri, 10 kişinin 90 dakikada da yapabilmesi sağlanmalıdır. Yarın Alex gittiğinde değişen pek bir şeyin olmaması gibi. İbrahimoviç transfer oldu diye İnter'e hiç bir şey olmaz, mazallah Arda Turan'a bir şey olsa pozisyona giremeyiz.

Sınırsız yabancı transferi derhal en fazla 4'e düşürülmelidir. Onca para veriliyor, hangi takımın yedek kulübesinde yabancı futbolcu yok. Popescu'nun yedek oturduğunu göreniniz var mı? Milli Takımsa konuşulan hepimizin Milliyetçi olması lazım. Ben bu satırlarda Brezilya'lı Mehmet(adını yazamıyorum) Milli Takımda oynarken içimin acıdığını çok yazdım. Tek bir maçlık performansla kimse Milli Takımda oynayamamalı. Milli Takımda oynayanı bütün futbolseverler tanımalı. Futbolculuğunun dışındaki yaşamıyla örnek olmalıdır.

En önemlisi yurdumuzun her hangi bir stadında, misal Diyarbakır'da Milli maç yapılabilmeli ve sahaya çıkan kadrodan, alınacak sonuca kadar her maçta, bütün bir ulusun kefaleti, rızası alınmalıdır.

Ve daha da önemlisi, Milli Takım'ın yardımcı hocasının Hoca'nın kontratı bittiğinde yerine geçeceğinin garantisi sağlanmalıdır.

Adaylarım var elbet, ancak yardımcım banko Tugay Kerimoğlu.

14 Eki 2009

Bir Çok Şeye Veda


Türk Futbolu için yeni bir devir başlıyor artık bu geceden sonra. Çok kolay bir guruptan sıyrılamadan bitirdik maçları. Geçmişe ağlamak fayda vermez. Suçlu sorumlu aramak da yersiz bu saatten sonra. Yazın artık, Brezilya'yımı tutarız, Almanya'yımı, Arjantin'imi, Kamerun'umu bakacağız. Biz alışkınız zaten Dünya Kupalarında başka bir millet takımın tutmaya.

Bedel çok ağır oldu ve biz bu gece hüzünlendik. Fatih Terim son maçına çıktı. Büyük rastlantı olarak hem son maç hem de siyasi olarak Ermenistan'la Türkiye'de karşılaştık. Ah işimiz bu maça kalsaydı.

Veda maçında kaleye Rüştü'nün geçmesini ister ve beklerdim. Türkiye'nin en çok milli olmuş kalecisine de yakışırdı bir veda. Yine unutulmamış, iş son dakikaya bırakılmış. Maç çok kolay olunca futbolcularımız coştu. Servet bile gol attı.

Bir kere daha teyit edildi bence. Bursa Milli maç şehiri ve Bursa seyircisi Milli maç seyircisi. Teksas büyük bir imtihan verdi, aynı zamanda İstanbul seyircisine de ders. İstanbul'da milli maç yapılmaz, taraftar kulüp kimliğinden çıkamıyor.

Maçı anlatan spiker Arda-Emre demekten yoruldu. Zayıf rakipleri bulunca coştu bizim çocuklar. Emre futbolu hatasız oynadı, ancak o bünyede o sinir nasıl oluşuyor anlaşılır şey değil. 100 yıldır küs olan koskoca Cumhurbaşkanları gollerde bir birlerine sarılırken, Emre küfürünü esirgemiyor Ermeni kardeşimizden. Maç kritik olsa techiri Bursa'dan yeniden başlatacak.

Gol atanlar kulübeye koştular. Hocalarına vefa gösterisiydi. Hoca bu kez sinirlenmedi, üstüne ağladı. Bize de duygusal anlar yaşattı. Bundan sonra ne olura bakacağız.

Elveda Terim, haberin yok çok uğraştık seninle, mertliktendi bunca savaş.

12 Eki 2009

Eski Tüfek Derki; GREEDYGO


NONBERTARAFUS Bey;

Şimdi bu adam Mülkiyeli. Her şeyden evvel bunu belirtmeli. Peki ne diyor ilk gençlik yıllarında daha okulda iken, gazeteciliğin kapısı kendisine açıldığında?

"İstediğin her kapı sana açık. En büyük yıldızla, sporcuyla konuşacağım diyorsun konuşuyorsun. Ve bunların hepsi de sana 'buyur' diyor, beyefendi muamelesi yapıyorlar. Şimdi böyle bir meslek insanı büyülemez mi? Siyasal Bilgiler’in isimsiz bir öğrencisi iken birdenbire Türkiye'nin en elit bin adamından biri haline geliyorsun. Siyasal Bilgiler’i bitireceksin de, kaymakam olacaksın da, 60 yaşında vali olup emekli olacaksın... 17 yaşında her şeysin zaten."

İşte hikaye buradan başlıyor. Çok aramaya gerek yok internetten bir arama ile detayları öğrenmek mümkün. Devamında şunlar yazıyor, röportajlarla donatılmış biyografisinde;

“Hıcal Uluç kendisini “fevkalade yeteneksiz” bir kişi olarak değerlendiriyor. Futbol oynamayı deneyen, ancak takım arkadaşları tarafından oynama şansı bile verilmeyen Uluç'un, önce voleybol takımı kurup mahallede herkese voleybol, sonra basketbol öğrettikten sonra yine takım dışı kaldığını... Hatta, oynama şansım fazla olur diye aynı taktiği beyzbolda bile deneyip, arkadaşlarına öğrettikten sonra kendisi iyi oynayamadığı için arkadaşları tarafından yine çemberin dışına itildiğini: "Her türlü sporu denedim, hiç birinde başarılı olamadım. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım."
Bitmedi. Ankara'daki Kurtuluş Ortaokulu'nun son sınıfında okurken müzik hocası bir okul korosu kurmaya karar verir. Seçme yapılacak 100 kadar öğrenci arasında Hıncal Uluç da vardır: "İki satır söyledikten sonra hoca hepimizi susturdu, o yüz kişi içerisinde parmağıyla beni işaret etti ve 'dışarı' dedi. Böylece spordan sonra müzisyen olma hayallerim de sona erdi. Resim dersen zaten hiç yok. Kuzenim Ahmet (Taner Kışlalı) yapardı benim resimlerimi ilkokulda." Çok iyi bir öğrenci olduğu için (Uluç, eğitim hayatı boyunca sınıfın ilk üçü arasına girer hep) okul müsameresinde ona Reşat Nuri Güntekin'in Vergi Hırsızı adlı oyununda başrol oynatır hocası. Bugün iş adamı olan Alaattin Beyti de ikinci rolü oynamaktadır. Sonuç mu? "Alaattin onbeş dakikada beni sildi süpürdü. İkinci temsilde de en ön sırada oturan velilerden biri düşüp bayılınca benim sahne hayatım sona erdi. Aslında fevkalade yeteneksiz bir adamım." Hıncal Uluç bütün bunlardan sonra Bernard Shaw'ın şu sözüne uymaya mecbur kalır: "Yapan yapar, yapamayan eleştirmen olur."
Şimdi bu alıntılardan neler çıkmaz ki? Siyasal Bilgiler Fakültesi nam-ı diğer Mülkiye Mektebi’nden mezun olduğunda kaymakam olmak dışında bir şey görmüyor kendisi için. Doğrusunu kendi bilir tabi. Ama öyle bir mekân ki burası, inanılmaz renklilikte bir mezun yelpazesi var.

Bir çırpıda bakarsak siyasi sahnede, en sağından soluna, Hasan Celal Güzel’den, Mehmet Şevket Eygi’den, Mahir Çayan’a, Sadun Aren’den Murat Karayalçın’a yüzlerce sivrilmiş tip var buradan…

Bunların bir kısmı kendinden önce var olmuş, renk katmış bu okula. Görmüş ve bilmiş yani bu renkliliği. Ama tutmuş demiş ki ben bu okulu bitirdiğimde olsam olsam kaymakam olurum, yeterse ömür Vali olurum…

Eh “Kişi kendin bilmek kadar irfan olamaz” der atalarımız. Ama o günden bu güne değişmeyen tutarsız tavrı bir cümle sonra devam ediyor; “17 yaşında her şeysin zaten”…

Hiçbir şey olmadan her şey olmak! Ne demekse? Ancak bu kafa izah edebilir böyle bir şeyi. Hıncal Abimiz 1980 sonrasının trendini epey evvelden görmüşe benziyor. Bravo doğrusu.

Bak bu güzel abimiz başka bir yerde ne diyor?

Ah Refik Usta!..
PARİS Hilton villasının bahçesine, köpeği için 325 bin dolara mal olan bir kulübe yaptırmış.. Refik Erduran Usta bunu eleştiriyor. Küresel kriz Amerika'yı da vurdu ya.. Bu para ile, karton kutularda yatan kaç işsiz, kışın donmaktan kurtulur, köpek maması yiyerek hayatta kalan kaç işsiz karnını sıcak yemekle doyururmuş.. Ah Refik usta ah!.. Bu demode solcu klişelerle duygu sömürüsü yapma yıllarını çok geride bıraktık sanıyordum.. 325 bin doları, Paris Hilton'un köpeği mi yedi, yoksa o kulübe ve de benzerlerini yapan, malzemesini temin eden, nakleden, getirip kuranlar dahil, saysan kim bilir kaç kişi, kaç aile paylaştı?.. Bir arabası olan zengin, diyelim köpekleri gezsinler için iki tane daha alsaydı, General Motors batar mıydı?. Yahu krizi en kazasız geçirmenin yolu, elinde parası olanların, bunları en kısa yoldan harcamasından geçer, saklamasından değil.. Bunu bizahmet öğrensek artık..
Bütün eleştirileri böyle boktan bu zat-ı muhteremin. Adım atmadan her şey olmuş bir kere… Devam edecek, iki cümlede solcuyu, Refik Erduran’ı, seni, beni, Rijkaard’ı mahkum edecek, yer ile yeksan edecek… Ekonomiyi bir çırpıda çözecek, Kralı rezil, rezili vezir yapacak… Durmak yok yola devam!

Amerika’lı bir arkeologla evlenecek 5-6 yıl evli kalacak ama İngilizce bilmeyecek. Evine dön lütfen demek isteyecek, “siktir git” diyecek…

Solcu eleştirecek, onlardan kazık yedim diyecek, beğenmeyecek. Ama ardından Lucescu için, başkaları için ırkçı söylemlerde bulunacak. Bir de kötüsü bunun farkına bile varmayacak…

Behey Hıncal Meksika’lılar Gringo derler bizim dilimizde. O gerçekte “Green go!” dur. Yani “Yeşil üniformalı siktir git!” demektir. O kadar çok mevzuya o kadar sığ ve tahammül edilmez giriyorsun ki. İçimden şöyle demek geliyor sana;

GREEDYGO!

11 Eki 2009

Sistemimizin Can Alıcı Sorunları


''Futbol Dünya'nın en basit oyunudur, zorlaştıranlar antrenörlerdir''

Bu basit cümleyi, bir büyük futbol hocası söylemiştir muhakkak. Ve biz rahatlamışken, ligimizde olması gereken takım puan kaybetmemişken, Galatasaray'ın güçlükle yendiği Ankaraspor'u diğerleri oynamadan yenerken, Milli Takım sondan ikinci maçına hedefsiz çıkmışken, ve spor basını saldırıya geçmek için komut beklerken zamanı geldi geçti, bir şeyler de biz yazalım istedik.

Milli Takım CEO'suna saldırmak şimdi çok kolay, ve biz artık savunucusu olacağız bu saatten sonra. Bizim işimizin kişilerle olmaması lazım. Bizim işimiz olaylarla, sistemlerle, ekonomiyle, politikayla.

Bizi eleyen takımın hocası 5.000 dolar maaş alıyormuş, bizim takımın hocasının aldığına bakarız biz. Bizim ölçülerimizde hak edip etmediğine. Vay be ne diyet ödettiler şu necip milletimize. Ülkenin 2. büyük takımı Avrupa Şampiyonu olurken, başındaki hoca her kimse bize maliyeti küçük bir muz cumhuriyeti ülkesinin merkez bankasındaki paraya mal oldu. Onun ve ona biat edenlerin aldıklarını koyun, üstüne kaybettirdiklerini ekleyin, balans tutmazsa gelin benden isteyin.

Türk Futbol tarihinin en büyük derecesinin alındığı 2000 senesine dönüyoruz. Kişiler önemli değil. Ülkenin 2. büyük takımı muhtemel bir Avrupa Şampiyonluğuna gidiyor. Başında son 15 senemizi ipotek altına alacak bir Hoca var. Takıma bakıyoruz. A- Bir kaleci var ki, 2 Dünya Kupası finali oynamış, birini kazanmış, Dünyanın bütün futbolseverleri tarafından tanınan ve sevilen biri. İsmi önemli değil, oyununa bakalım. Koy ilerde santrafor oynasın, korkma paslaş, o sırada topu kapmak için koşup gelen rakip forvetlerden birini ayıklarsın. Top kalecide ise sende demektir. Gelişi güzel abanıp ta topu kaptırmaz, elle en müsait olana aktarır topu, ve ilk atak kaleciden başlar. B- Kaleciye en yakın adam, Barcelona kaptanı olarak aramıza katılmış. Teknik, kafası çalışan, futbolu çok iyi bilen, ofsaytı en güzel uygulayan, 1-2 adam eksilterek topu oyun kurucuya aktaran, zaman zaman kendisi oyun kuran, Dünya'ca ünlü bir futbolcu.

C- Yüzyılda bir gelecek olan, yeri asla doldurulamayan, Dünya'nın en büyük 10 numaralarından biri kabul edilen, ülkesinin en büyük futbolcusu olan, oyunu kuran, tabelayı değiştiren, değiştirten, duran topların kadim dostu, tribünlerin gözbebeği.

D- En uçta Galatasaray tarihinin en büyük 2. golcüsü, göklerin hakimi, en kariyerli futbolcusu, Dünya'nın en çok tanınan Türk oyuncusu. Taraftarların adına şarkılar beslediği, yeri asla doldurulamayacak olan santraforu.

Takımın çatısı, belkemiği böyle oluşmuştu. Yanlarında o zamanki nesilin en büyük futbolcularının aynı takımda toplanmasıyla, unutulmaz bir takım kurulmuştu. Adına sistem diyorsak eğer, tıkır tıkır işleyen bir mekanizmamız vardı.

Çok basitti işimiz. Top kalecide ise biraz bekletecek, B futbolcusuyla paslaşacak, ilk adam eksiltildikten sonra ileriye en kısa yoldan ulaştırılacak, C futbolcusuyla top buluşturulacak. Sonrası C futbolcusunun hünerine kalmış, top kendisine gelmeden ne yapılması gerektiğine karar verilmiş olarak bilinçli atağa dönüşecek, mümkünse cillop gibi D futbolcusuna havale edilecek. Sonrasında iş tabelacıya kalmış.

Top rakipteyse, iş gene kolay. D futbolcusu rakip savunmaya basacak, eğer onların aynı düzeyde oyun kurma yetenekleri yoksa, bilinçli atak yapamadıklarından, o zamanlar Çin ordusu adıyla nam salmış bir orta sahanın gazabına uğrayacaklar. Sonuç, çoğu zaman bizim lehimize tecelli edecek, ve uzun vadede tarihe geçilecek.

Aradan 10 sene geçti, A,B,C,D futbolcularının yerleri henüz dolmadı. Kimler denendi, kimler gelip geçti de olmadı işte. Gelen hocalar işi zorlaştırdılar, Bir yerlerde mutlaka bir şeyler eksik kalıyordu. Arada gelen Şampiyonluklar, bilerek ulaşılandan ziyade, şansına kazanılanlardı. Şampiyon olunca gerçekler sümen altına itiliyordu. Geçen yıl ki hezimetten sonra, taraftarların bir kısmı taraftarlığı bıraktığını açıkladı. Zevk alınamıyordu bir türlü oynanan futboldan. Başta bendeniz emekliye ayrıldım.
Ve bu sene başı bir şeyler daha oluyordu bizim mahallede. Rijkaard yanına Neeskens'i alıp geliyordu. Dayanamadık, taraftar kartımızı yeniden aldık. Ve izlemeye başladık sevgili Surinam'lının takımını. Tam da beklediğim şeyler oluyordu. A futbolcusu tamamdı, Arjantin'li eski A yı aratmayacağa benziyordu. Topu elle en yakınındakine veriyor, paslaşmalara katılıyor, defans oyuncularını tamamlıyordu.

C futbolcusuna altarnatif zaten bulunamazdı, ama olsundu o kadar teknik futbolcudan biri, daha doğrusu o Florya'dayken antrenmanlarını izleyen çocuk büyümüş, formasını sırtına geçirmiş savaç veriyordu. Onca 10 numaradan sonra bu seneki 10 numara sistem oyunumuzdaki en büyük materyaldi. Eski C futbolcusunun görevlerini, şimdikiler nöbetleşe yapıyorlardı. D futbolcusunun yeri de dolmayacak gibi görünüyor. Ancak uç bölgede o kadar büyük futbolcular varki tabelacı her maç tuşlara basıyordu. Gol atmada sorun yoktu. Firesiz gidiyorduk ki, saldırdı üstümüze taraflı Türk Spor Medyası. Haklı oldukları nokta varmıydı, yoksa biz aşırı sevgiden objektif olamıyormuyduk?
Galiba sıkıntı B futbolcusundaydı. Kaleciden topu en kısa yoldan alıp, bir adam eksilttiklten sonra orta bölgeye aktarabilecek oyuncu yoktu. Rakiple topun arasına kıçıyla girme tekniğini geliştirmiş, yağız bir delikanlı bizim sistemli oynayamamıza sebep oluyordu. Üstüne sakatlıklar, en önemli bölgeyi sakat bırakıyordu. Sınırlı yetneğiyle lanet olası bir gol atabilmek için oyun disiplininden kopuyordu. Surinam'lının taktiğinin bu olduğunu sanmıyorum.

Futbolu zorlaştırdığına da inanmıyorum. Ben razıyım, 10 yıl bekledim bilimsel futbol seyretmek için. Dün gece gördük, dolduruşla, balla, biat futboluyla, sistemsiz, her maç birinin çıkardığı tavşanla gelinen noktayı. Aslında futbolcuların Hocaya tazminat davası açması lazım. Dünya Kupasında boy gösteremeyecek olan futbolcular cezayı kime kesecekler. Utanmadan istifa ettim diyor bir de. Hangi yüzle çıkacaksın taraftarın önüne.

Şimdi biz Galatasaray'lılar için iki yol var. Ya Surinam'lıya ve onun oturtmaya çalıştığı sisteme güveneip bekleyeceğiz. Bu uğurda belki seri mağlubiyetler alacağız. Ya da tabelaya bakıp ona göre karar vereceğiz. Mağlupsan çıkar orta sahadan birini sok ikinci santraforu, galipsen bırak ikinciyi aramayı, çıkar santraforu al bir kazma yat üstüne 3 puan senin. Bir hafta rahatsın. Şampiyonluk mu o da kolay, takımın başında hiç hoca olmasa bile 2 yılda 1 defa şampiyon olacaksın.

Stoperlerden biri teknik, oyun kurucu vasfına sahip, önlerinde iyi bir distiribütör ile, her topa basan,yorulmak bilmeyen, rakibi bezdiren bir çapa ile takım tamamlanacak bilimsel futbol hayata geçecektir. Bu şansı kaçırırsak 2000 senesinin takımını daha çok ararız.

Şimdi Savunma Zamanı;Bosna Hersek 1- Türkiye 1

Not; Bu yazı yanlışlıkla yazılmış değildir. Malum maç sonunda yazılmıştır. x, yerine bu kez Nuri'yi, y yerine Ceyhun Eriş'i koyun. Bonus olarak Yusuf'u yerleştirin her maç yazısı aynı oluyor. Tabela mı? Biz neticeye bakmıyoruz, işimiz Hatice'yle....
Bir paradoksla dalalım derin mevzulara,
A-Fatih Terim şişirilmiş bir balondur, yıllardır hoca olmadığını savundum ve kendisini hiç sevmedim. İnsan eliyle yaratılmış ve yaratanlar tarafından korkulmuş bir canavardır. Bertarafedilemeyen 2. şahıstır.

B-Milli Takım'a Fatih Terim'den başka hiç kimse hocalık yapamaz. Medyamızın köşe başlarını işgal etmiş bunca sülük varken, bu sülüklerle mücadele edebilecek tek adam ne yazık ki Terim'dir.

Bu ne yaman çelişkidir bilemiyorum, ancak ben Fedarasyon Başkanı olsam, ömür boyu Fatih Terim'le devam ederim.

Hatırlayın Fatih Terim'in devri iktidarında başımıza gelen olayları. Şu kıytırık guruptan çıkamayan bir Milli Takım hocasına darağaçları kurulması gerekirdi. Daha önceki İsviçre maçından sonra kim ayakta kalabilirdi. Bu ne kuvvet bu ne güçtür ki, kimse tek bir laf söyleyemiyor. Ne kadar yenilirse o kadar madalya alıyor. Avrupa Kupasında son dakikalarda gelen balık gollerle kamufle edildi, son maçta iyi oynadık diye avutulduk. Başındaki Ulus Takımında bir ulus bütünlüğü sağlayamadı. Ulusun tamamı aynı duygularla maç seyretmiyor, eminim bir çoğumuz, sadece Fatih Terim antipatimiz yüzünden takımın yenilmesine üzülemiyoruz.

Terim sahaya her zamanki siz bilmezsiniz ben bilirim x kişisiyle sahaya çıktı. Bu x kişi bu maçta Önder Yazıturacı'ydı. Kendi takımında Lugano gelene kadar idaereten oynayan şahıs, Gökhan Zan olmayınca kesin olması gereken Emre Aşık'ın yerine x kontenjanından sahadaydı. Amatör takım futbolcusunun yapamayacağı komiklikler yaptı. Siz ne anlarsınızın ikinci oyuncusu Ceyhun Gülselam'dı. Tanımıyoruz kendisini, oynattıklarına göre iyi futbolcudur kesin. Ancak futbol oynamasını 2 ayda mı öğrendi bu çocuk. Daha önce neredeymiş, yolda görülse tanıyan sayısı kaçmış?

Attığımız golü tekrar tekrar izleyin, Gökhan Gönül bom boş Arda'nın önüne yuvarlamak yerine dolu olan Semih'e pas attı. Eğri doğruya denk gelince bir Fenerbahçeli gol atarak, sülüklerin yüreğine su serpti. Bir önceki maçı kopartan Arda, bu maça da dominant başlasa pek iyi olmayacaktı Fener Medyası için. Neyse ki biz Ulusal maçlarda takım ayırmıyoruz. Emre iyi oynamışsa iyi oynadı deriz.

Takıma en gerekli olduğu anlarda, Milli Takım hocası oyundan atılıyor. Maçın sonunu az çok tahmin ettiğinden atılmakla kamuflaj elbisesini giyiyor. Oyundan atılırken Arda hocasına, ''sakin ol hocam'' diyor. Kenardaki valiz taşıyıcılar, Terimin hınk deyicileri ellerindeki telsiz aracılığıyla hocalarından gelen talimatları futbolculara iletiyorlar.

Her maç bir futbolcu şapkadan tavşan çıkarıp Fatih Terim'in imparator olmasını sağladı bu güne kadar. Belli bir oyun kalıbı, taktiği yok. Dolduruşa getirebileceği oyuncuları seçip, futbolun temel felsefesiyle değilde vur kır parçala taktiğiyle kendine taht kurdu alemde.

İkinci yarı mutlak gol atmamız gerekiyordu. Ya herro ya merro için genellikle son 20 dakikayı beklerdi Hoca, ancak bu kez siz anlamazsınız ben anlarımı erken uyarlayıp, Koskoca Bayern Münih futbolcusunu çıkartıp, yolda görülse tanınmayacak birini daha İsmail Köybaşı'nı aldı. Ceyhun Gülselam gerekçesi İsmail Köybaşı için de gerekliydi. Biat futbolcusu, küme düşmüş Nihat oynayamaz durumdayken Beşiktaş kontenjanından 1 kişi mutlak oynamalıydı. Hamit çıkınca, hiç bir Bayern'li Hocaya kızmazdı nasıl olsa.

Hilafsız söylüyorum maçta çıkartılacak ilk futbolcu Gönül, sahaya girecek ilk oyuncu ise Sabri Sarıoğlu olmalıydı. Beleşçi golcünün balı bu sefer tutmadı. Timsah gibi dolandı durdu, kaleciden, direkten, onun bunun götünden dönen topu kaleye dürterek cebine para doldurmuştu bu güne kadar. Hiç bir hoca direk oynatmadığı halde direk oynayacağı tek takım Milli Takım'dı. Sercan acaba biat olaylarının henüz hangi aşamasındaydı? 1.5 maçta gösterdi ki 5 tane Semih'i cebinden çıkartırdı.

Arda Turan son çeyreğe kadar ortalıkta pek görünmüyordu. Baktı olmadı, durumdan vazife çıkartıp aldı sazı eline. Az kalsın Terim'i ipten de alacaktı, ancak yüce gök Fatih Terim'e kıyak hakkını çok kullanmıştı. Bu kez taraf tutma hakkını bizden çok daha fazla müslüman olan, çok daha gariban, çok daha mazlum Sarayova'lılara kullandı. İlahi adalet varsa, en çok bu maçta tecelli etmişti.

Kağıt üzerinde olmasa da, millet nezdinde son maçına çıkmıştı Hocamız. Emir bekleyen sülüklere doğru atılacak bir işaret fişeği bekleniyor şimdi. Biri düğmeye basacak, başlayın diyecek, irinler, kusmuklar, salyalar, tükürükler kaplayacak televizyonları, gazeteleri.

Sevgili Hocam; Ben görevimi yaptım, en tepede olduğun zamanlarda bile saldırdım. Yazdığım yazılar arşivdedir. Foyanı ortaya çıkarmaya, maskeni düşürmeye çalıştım yıllardır. Şimdi yine görevimi yapıyorum hocam. Seni sehpada ben savunacağım. Her kim sana saldırısa ona ben saldıracağım. Hocam seni sülüklere yem etmeyeceğim. Bir kez daha söylüyorum, Türkiye futbolu, bir Rikaard çıkaramadığı(ki daha çok bekleriz) sürece, Ulusal Takımın başına senden başka kim gelirse gelsin, Don Kişot benim, saldırırım. Hele ki senin yerine Dürüllü'lüyü getirirlerse, bil ki içinde Arda Turan bile olsa o Milli Takımı asla tutmam.

Senle devam ederlerse mi? Paradokslardayım hocam. Bu ne çıldırtan denge, yaprak döker bir yanım, bir yanım bahar bahçe. Sana ve dayattığın zihniyete saldırmaya devam elbette.

8 Eki 2009

Arda Turan'ın Düşüşü!


Son yazacağım cümleyi ilk önce yazıyorum.

Arda Turan bu ülkenin gelmiş geçmiş en büyük futbolcusudur.

Bu yaşına kadar ki verdiği imaj, çizdiği rota dikkate alınırsa eğer, Galatasaray tarihinin Metin Oktay'dan sonraki en büyük adamıdır da.

Arda Turan Bleslov maçında Sami Yen'de boy gösterdiğinde, güzel olan ne varsa onun düşmanı büyük Türk Spor Medyası'nın katırlarını ürkütmemişti. Sıradan bir genç futbolcunun, ilk çıktığı maçta bütün Galatasaray taraftarı tarafından tanınması ilgiyi çekmemişti. Korkulacak ne vardı ki, ne futbolcular görmüşlerdi onlar. Bir iki maç oynayıp, kaybolup giden. Arda Turan'da onlardan biri olurdu en fazla.

Ne var ki her geçen maç, hiç hesapta olmayan bir futbolcu, Galatasaray adına büyüyordu. Önce Galatasaray'ın sonra Milli Takım'ın bankosu oldu. Maçlara ağırlığını koymaya başladı. Tek başına maç alır duruma geldiğinde de Spor Medyasının hedefi haline geldi. En başta da Galatasaray'lı olduğunu söyleyenlerin.

Ve bu düşmanlık bu sezon tavan yaptı. Koskoca Galatasaray'ın 10 numarası, kaptanlık bantı Arda Turan'daydı. Taraftarlar onu şimdiden Metin Oktay ilan ettiler. Dünyanın en elit 10 hocasından biri, oyunu Arda üzerine kuruyor, Brezilya Milli Takım futbolcusuna takımda yer bulmakta zorlanıyordu. 2 hafta öncesine kadar ki durum vahimdi. Gol olan topların çoğunda son ya da sondan bir önceki krampon izi Arda Turan'ınkilerdi.

Sülükler, İstinye Park'ta gezerken yakalıdılar çocuğu. Sanki Pürtelaş Sokak'ta gördüler. Aziz Yıldırım'la bastılar. Galatasaray tesislerinin kilitlerini teslim ediyordu sanki. Hakan Şükür'e söylettiler, bir an önce Adnan Polat'ın himayesinden kurtulsundu. Bir yere gitsin de Galatasaray beter olsundu. Çünkü Arda Turan büyüdükçe, Hakan Şükür küçülüyordu. Hakan Ünsal'a sövdürdüler, bu genç yaşta kaptan olamaz dedirttiler. Önlem alınmalıydı, Arsenal'e gönderdiler Arda'yı. Kuyruk acıları vardı Arsenal'leriyle. Sarı Kırmızılı destan Arsenal'e karşı yazılmıştı.

Nonbertarafus erketeye yatmış maç sayıyordu. Galatasaray son 3 maçını yenememişti. Cezayı önce Surinam'lıya sonra Arda Turan'a kesti. Hasan Şaş'ırmıştı Arda. Gölgesine bile çalım atmaya kalkıyordu. Kaptanlığı kaldıramamıştı, yorulmuştu, takımda birileriyle arası kötüydü. Bir kaç maç dinlendirilse iyi olurdu. Hatta mümkünse Fener maçını yatak istirahatlisi olarak geçirse ne güzel olurdu.

Ne güzeldi herşey, futbol adına ülkemizde. Resmi takımları tulum çıkarıyordu, el birliğiyle Galatasaray'ı tökezlettirmişlerdi. Taraftarın gözbebeği Arda Turan'da bir an evvel gözden düşürülebilse hiç bir korkuları kalmayacaktı.

Strum Graz maçını seyredemedim, diğer maçların birinde tribünde, birinde televizyon başındaydım. Arda Turan'ı dikkatle izledim. Eskişehir maçının son dakikasında o kadar adamın arasından Keita'ya kestiği topu, Kara Şimşek mıhlasa, Strum Graz maçının daha ilk dakikasında Elano'ya yaptığı orta gol olsa, son maçta Manda Yiyici'si Arda'nın defansı maymuna çevirip verdiği pası dağlara taşlara vurmasa, aynı Arda düşüşte olmayacaktı henüz.

Büyük Galatasaray taraftarı, kendi gördüğünüz dışında hiç bir şeye inanmayın. Arda'da düşüş falan yok, yorgunluk hele hiç yok. 22 yaşında adam 90 dakikada 10 km koşmayla asla yorulmaz geçin bunları. Sadece şu var son maçta Arda'nın vurduğu toplar girmedi, attığı pasları gol yapamadılar. Son maçtaki ruhsuz oyunda bile farklı galip gelebilirdik. Sistemle uğraşıyoruz, Derwall zamanındaki sülükler aynısını yapmışlardı. İlk sene maskara yaptılar koca Derwall'i, direndik o sistemle devam edip Avrupa Şampiyonu olduk. Sistemsiz son iki şampiyonluğumuzun sancılarını çekiyoruz şimdilerde.

Arda Turan bu sistemin bir numaralı aktörüdür. Futbolunda her maç ilerleme olacaktır. Örnek olursa, son maçta iki kişiye birden attığı çalımı daha önce hiç görmemiştik. Bir rüyası varmış onu da öğrendik. Bir maçta 5 gol birden atacakmış. Bu sezon atar mı atar?

Galatasaray Kaptan'ı büyük Arda Turan; Sen büyürsen dertlerde büyür seninle birlikte, çocukluk edipte çabuk büyüme hemen. Gerek yok, şimdiden taktın omuzuna apoletleri. Büyük Galatasaray'ın büyük evladı nişanlarını.

5 Eki 2009

Sülüklerin Ardından #8


Hayatımda ilktir, Galatasaray'ın bir Avrupa Kupası maçını ölü ya da diri izleyemedim. Strum Graz maçında, uçaktaydım. İndiğimde maçın 1-1 berabere bittiğini öğrendim. Eve gece yarısı geldiğimde, televizyonlar sidik yarışındaydı. Galatasaray yenememişti, bundan güzel haber olurmuydu? Maça giden bizimkilere sordum, kötü oynadık dediler, maçın özetini izledim. Maçı bir de böyle yorumlamak var aslında. Tamamını değilde özetini seyredeceksin. Ben razıyım, kötü oynadı dedikleri Arda'nın Strum Graz maçındaki performansına razıyım. Golü yedikten sonraki Galatasaray'ın oyunu forse etmesine razıyım. Maç bitene kadar kan kusturmasına fitim. Surinam'lının golü bulmak için yaptığı fakat muzaffer olamadığı varyosyonlara kefilim. Maçın tamamını seyretmediğim için yorum yazmadım. İzlemeyi tercih ettim sülükleri. Ağızları kulaklarındaydı. Hemen hemen hepsi ben demedimmi yazılarını yazdılar. Kına yakadursunlardı, Galatasaray'ın müzesinde bulunan kupayı almak için oynanan antrenman maçlarından birini alabilen sevgili takımlarının anüsünü yalasınlardı.


Öncü birliğimizi, çocukları yolladık Başkent'e. Ankaragücü teslim olmuş namerde. O anlı şanlı 19 Mayıs'ı mezbeleye çevirmişler. Bir kale arkasını çok görmüşler. Hiç bir zaman doldurulamayacak tribünleri doldurması muhtemel taraftarlara kan kusturmuşlar, maçtan sonra da coplattırmışlar. Yakışır, şaşırmadık, tersi olsa yadırgardık. Öldü sandığımız insanlığı Melih Gökçek diriltecek değildi ya. Takipçisi olacağız Fenerbahçe maçının.


Ey kan emici Türk Spor medyası, ey bu ülkenin varlık sebebi deseleksiyon sülükleri, bayramınız olsun. Fark yedik, resmi takımınızın 5 puan gerisine düştük. Üstelik 1 maç sonra Kadıköy'deyiz. Klasik mağlubiyetlerimizden birini daha aldık mı lig bitti. Siz demediniz mi? Mısır Çarşısına koşun bir birinden renkli kınalar hazırlatın.


Ateş düştüğü yeri yakarmış. Bizler sülükler sevinecek, üzülecek diye takip etmiyoruz Galatasaray'ı. Ve biz bir kez daha haykırıyoruz, Galatasaray'ı asla, galip gelsin, şampiyon olsun diye sevmedik. Biz Galatasaray'ı yaşam biçimimiz olduğu için seviyoruz. Yense de, yenilse de büyüktür, sitemimiz sevgidendir. Ancak söyleyecek sözlerimiz vardır.


Maç yazısını 75. dakikada yazmaya başladım. Maçın skoru ne olursa olsun kaybettik yazacaktım. 40 yıllık taraftarım, tabelayla işim olmamıştır. Bu sayfalarda yazılarım arşivlerdedir ki Galatasaray'ın oynadığı en büyük maçları bazen kaybettiği maçlar olmuştur benim için.(Galatasaray 0- Antalyaspor 3, Galatasaray 0- Fenerbahçe 4...)


Maçı televizyondan izlemek bir başka oluyor bu sene. Takım sahaya çıkarken gösteriyor. Arda Turan takımı motive ediyor, haydi arkadaşlar narası atıyor. Sarılma, konuşma biterken Servet sümkürerek giriyor kadrana, Aydın henüz yok. Arda ajitasyonu Elano Brumer'e, Leo Franko'ya, Balta'ya, Baros'a çekiyor. Arda'da bir moralsizlik seziyorum, ve ben Gamlı Baykuş olarak kıllanıyorum. Bence Arda'nın kaptanlığından rahatsız olanlar var. 22 yaşında birinin emir komutasına girmeyi sindiremeyenler var ve her kimseler siktirsinler gitsinler. Arda Turan kaptanımızdır, bırakın futbolcuları biz taraftarlar bile emrine amadeyiz, ıslık çalsın yeter, 10.000 taraftar yanındadır.


Bir sistemden bahsediyoruz. Hiç görülmeyen şeyleri görüyoruz. Bilimden materyalist futboldan örnekler veriyoruz. Ve böyle olsun istiyoruz. Sıkıntılarımız var, bilimsel teori ortaya koyan ekibimiz var ancak bilimsel futbolu oynayabilecek kapasitede olmayan futbolcularımız da. Barcelano 83. dakikada yenik duruma düşebilir, 85 de 2 fark olabilir. Büyük takımdır, bilim Noi Camp'ta söker 90+ 4 de 3-2 galip gelebilir. Bu bilimsel futbolun zaferidir, büyük hocaların büyüdükleri maçlardır. Ancak Türkiye'de, Ali Sami Yen'de sökmez. Futbolcuların tamamı bilimsel futbol oynayamazlar. 83. dakikaya kadar atamamışlarsa, üstüne yemişlerse maç dönmez. Panik başlar, maçı bırakırlar. Sülüğün ekmeğine tereyağ sürerler.


Servet Marsilya'ya transefer olacak diye bayağı sevinmiştim. Hepiniz bilirsiniz, futbolunu hiç sevmem. Götüyle top oynar, teknik hak getire, akıl bok getire. Gezin Iğdır'ın köylerini, güçlü kuvvetli, gözünü budaktan sakınmayan her hangi bir delikanlıyı çıkar Servet kadar oynar.(Servet Iğdır'lı mert sapına kadar delikanlı bir futbolcudur) Bir bakıyoruz sağ açıkta çalım atmaya kalkıyor. Surinam'lıya ilk sitemim bu konudur. Servet'i zapt edememektedir. Santrayı geçmesi yasaklanmalıdır. Vazgeçtik kornerlerde serbest vuruşlarda bile gitmesin diğer kaleye. Söylemedi demeyin Servet bu gidişle bu sezon başımıza çok iş açacak.


Hoca'ya ikinci sitemim Elano içindir. Bırak be hocam bir kişi de hiç koşmasın, diri kalsın. Geriye gelmesin, Arda ile yarışa girmesin. Brezilya ulus takımının Paf takımı değil Galatasaray. Adam eğer antrenman yapmaya, Dünya Kupası'na hazırlanmaya gelmediyse özgür bırak adamı. Yanına da onu anlayabilek kapasitede adamları monte et. Elano Blumer oyun kurucusuysa, onun çapaları asla Topal ve Sarp olamaz. Bu iki düz futbolcuyla, Elano lige, Galatasaray'a damga vuramaz. Barış Özbek göreve. Ortalama bir Barış, ikisini de katlar bana göre.

Gamsız Aydın Yılmaz'dan bize hayır yok. Senelerdir futboluna bir adım fazladan koyamadı. Potansiyel revir müşterisi ben asla güvenmem böyle futbolcuya. Bir maçı alsa bile 5 maç sakat olur ya da bizleri sakat bırakır. Aynı şekilde Manda Yiyiycisi bize futbola nalet ettirmektedir. Tam ümidi kesmek üzereyken bir gol atıp, yazdıklarımız yedirir, tam uğruna destanlar yazmak üzereyken 3 metreden kuşları döver, hiç bir şey olmamış gibi ablak ablak bakar bizi maymuna çeviririr. Güvenemem, 40 takımım olsa birinde oynatmam.

Beni bu maç en çok yaralayan şey yenilmemiz değildir. Teslim bayrağıdır kanıma dokunan. Ben Galatasaray'a yenilmez demiyorum, yenilir, ancak yenen kan işeyerek yener diyorum. 5 dakikada gol yemez benim takımım. Sülüğü haklı çıkarmaz (Nonbertarafus'un falımıza bakmış)

Ey büyük Galatasara taraftarı, maçtan sonra ne televizyon seyrettim, ne de sülük ne yazmış diye gazete okudum. Tahmin ediyorum dediklerini, söylediklerini. O yüzden bu yazıyı Sülüklerin Ardından'a ekledim. Surinam'lıya güveniyorum. Hazır milli maç arası var, 15 gün kussunlar irinlerini. Haydi sülük yapışma sırası sende, sakın gerşye düşme.

Biz mi? 15 gün dinleneceğiz. Trabzonspor maçında imtihan var. Taraftarın takımla bütünleşme imtihanı. Maça gelemeyenler, gelmeyecek olanlar gelecek olanlara enerjilerini göndersinler. 8 puan farkla şampiyon olamazsak, şampiyonluğu saymayacağım. Kolayına Galatasaray'lı olunmuyor.

4 Eki 2009

Afferin Çocuklar;Ankaragücü 3 - Galatasaray 0


Maçı yazmaya ilk golü yemeden 2 dakika önce yazmaya başladım. Galatasaray'ın bu futboluyla sonuç ne olursa olsun yenildik yazacaktım. 3 gol yedik diye yazmıyorum, son yılların en kötü maçını oynadılar. Arda Turan'ı çıkarın takımdan her maç böyle olur.


Ben sağlık ekibinden başlıyorum yazmaya. Lig başlayalı 2 ay olmadı takımın yarısı revirde. Sen 10 tane Rijkaard getirsen, Messi'yi transfer etsen ne yazar. 2 maç üst üste oynayan sakatlanıp çıkıyor. Onca para verileceğine sağlık ekibi kovulsa daha iyi.


Testi kırıldıktan sonra yazmak kolay, hangi birini yazalım. Bir kere Caner denen çocuk, acaba hangi maçına bakılarak transfer edildi. Geçmişi nedir, Galatasaray PAF takımında oynayabilecek bir futbolcu değilken, takımın en sorunsuz bölgesi para verdik oynasın mantığıyla felçli duruma getiriliyor. Takımdan ilk gönderilecek futbolcudur, son maçını oynamıştır. Ali Sami yen'de taraftar önüne çıkartamazlar.

Servet'in sağaçık oynadığı bir maç izledim, midem bulandı.

Elano Blumer'in yazın dünya kupası maçları var. Yorulmasın, sakatlanmasın formda kalsın çocuk fazla yüklenmeyelim. Fazla bir şey de beklemeyelim. Dünyanın parasını alıp, antrenman yapması için gönderilmiş. Göreceksiniz bu adam hele ligin son maçlarında nasıl kaçak oynayacak. Adam topla buluşmamaya oynuyor, haydi hayırlısı. Biz neler gördük, bir mağlubiyet sonrası kızgınlık değil ama umarım Lincoln'ü aramayız. Bana sorarsan arıyorum da neyse.

Mustafa Sarp, futbolumuzda bir şapka tavşan misali bulaştı. Bu futbolcuyu satranç oyuncusuna benzetiyorum. 5 saniye düşünmeden hamle yapamıyor. Mustafa Sarp'ın ilk 11 oynaması Mehmet Topal'ı bitirdi. Hele ki Linderoth'un iyileştiği haberleri geldiyse Mehmet Topal'ı unutun gitsin. Sakat olmayan bir Linderoth ikisinin oynadığını tek başına oynar.

Aydın bu takımın Manda Yiyicisinden sonraki en gamsız futbolcusu. Sakatlanıp çıkmak için bahane arıyor. Kewell yerinde kim olsa bu kadar oynardı bugün. Bu takımda banko pynayamayacaksam hangi maç oynayacağım? Kara Şimşek'i Ankara'ya getirmemek nasıl bir mantık olabilir?

Baroş, sahtekarca bir hareket yaptı. Hakemden başka herkes çaktı elle oynadığını. O pisliği yapan futbolcuyu gök tanrı cezalandırdı. Penaltıdan daha kolay bir topu atamadı.

Bu maçtan emin olduğum bir şey varki, Manda Yiyicisi eğer Kara şimşek kadroda yoksa oynatılmamalıdır.

Servet'e yarı sahayı geçmesi yasaklanmalı, ya da mümkünse hiç oynatılmamalı bence.

Ben bir müddet susuyorum, meydanı sülüklere bırakıyorum.

30 Eyl 2009

Kaybedilen Puan, Kazanılan Gelecek


Sülüklerimiz rahatladı. Biz de rahatladık. Farkındamısınız, puan kaybedildiği halde bir iki banko sülüğün dışındakiler sessiz kalmayı yeğlediler. Eğer son dakikada Kara Şimşek mucizevi şekilde dışarıya yolladığı topu ağlara mıhlasa çok daha fazla saldırı olacaktı. İşte mesele buydu, maksat tabela Türkiye'de. Tabelada Galatasaray'ı aşağıya alsınlar tamamdır, gerisi hikayedir. Aman ha böyle gitsindir, belki yarın bakarsın Strum Graz'da ciddidir, puanlar o maçta da kaybedilebilir. Sükut durup beklemekte fayda vardır.

Gel gelelim bizim için vaziyet, sülüğün reva gördüğü şekil değildir. Bizler, sülüklerin oyununa gelmemek, getirmemek için bu sütunlardayız. Galatasaray'lı yığınların bekçisiyiz.

Maçı dikkatle izledim, kadro sahaya çıktığında benim için tek sürpriz sol bekte Uğur'un oynamasıydı. Emre Aşık senelerdir nöbetteydi, bu maçta nöbetçinin nöbetini bekledi. Gol olan pozisyonu düşününce, Emre Aşık olsa diye iç çekmeyen Galatasaray'lı olduğunu sanmıyorum.

Galatasaray'da devrim oluyor, biz bu anları yaşayanlar farkına varamıyoruz seyrederken, ancak gelecek nesiller Surinam'lı ve ekibinin uygulamakta olduğu sistemin adını koyacaklardır. Aceto anlatmış, aynen katılıyorum, bende katkıda bulunmak istiyorum sadece.

Bir kere şu an ligte hiç bir takım Galatasaray'dan puan alamaz. Eskişehir'in aldığı puan falan değil. Bakmayın siz tabela yanılsamalarına. Ben idda ediyorum, Fenerbahçe dahil, hiç bir takım Galatasaray'ı oyun üstünlüğüyle, pozisyon üstünlüğüyle, pas üstünlüğüyle yenemez. Bu sene oynadığımız bütün maçlarda her bakımdan üstün olan bizdik. Daha doğrusu sistem, bilim üstün geldi. Ya bilimden yana olacak, sonucunu bekleyeceğiz, ya da kısır, klasik, tabela taktiklerine işi bırakıp günü birlik sevinip üzüleceğiz.

Her hangi bir sisteme dayalı olmadığı, sadece insan üstü gayretle gelen kupalardan sonra arkasını getiremediğimizin sebebi budur. Gazla, dinle imanla, taraftarla, Terim'le, Hagi gillerle gelen Avrupa Şampiyonluğuna henüz yaklaşamadık bile.

Kenar yönetiminin oyuna somut katkısını görüyoruz. Kaleciden başlatılıyor oyun ve bu yöntem büyük takım futbolunun ilk dersidir. Ancak önündeki stoperlerin topu oyuna sokmada yeterli teknikleri yok. Bu kaleciyle Meira oynayabilseydi, bugün Popescu'yu aramayacaktık. Kaleci ısrarla pas vermek isterken, kendine güveni olmayan stoperler top almaktan kaçınıyorlar. Alsalarda verimli çıkamıyorlar. Aynı takımda Servet ile Emre Aşık Surinamlı'ya sıkıntı yaratıyorlar. Belki bu yüzden Hakan Balta'yı içerde oynattı. Sol tarafta Uğur başlarken hiç birimizin endişesi yoktu. Bir önceki maçta Caner bizlere banko oyuncu olarak güven vermedi.

Orta sahada Mustafa Sarp ile Mehmet Topal'da aynı maçta sorun oluyor. Hatta ben Mehmet Topal'ın beklenen oyununu ortaya koyamamasını Sarp'a bağlıyorum. Diken üstünde çocuk, aynı Caner gibi. Banko oyuncu değilsen kötü bir maç çıkarırsan kendini kenarda buluyorsun. Rahat olamayınca da risk almıyor. Şut çekmiyor, derin pas vermiyor. Dolayısıyla Sarp ve Topal sadece savunma yaparken göze batıyorlar.

Nonda 3 gol atınca onunla başlamak vacip oldu. Hiç bir maçta Nonda ve Barış'ı aynı anda seyredemeyeceğiz. Çünkü sistemin gol atma maddesine göre en ilerde ya Baros, ya Nonda olacak. Maçı evliyalara bırakmak yok. Kim ne derse desin ben Servet'in yarı sahayı geçmesine karşıyım. Hele ki son dakikalarda oyun disiplininden kopup olmaması gereken yerde gol aramasına şiddetle karşıyım. O anda orada bulunmasa Kara Şimşek çok daha rahat vuracaktı topa voleyi.

Ben sisteme güveniyorum, takımın oyunundan da çok memnunum. Tabelaya asla bakmam, Arda'nın kornerleri sırık kalecinin hava sahasına göndermesi bile bir sistemin ürünüydü. 10 korner daha kazanılsa aynı şekilde atılacaktı. Gol olmadı diye doğru bildiği sistemden vazgeçmeyen Surinam'lıya teşekkürler.

Oyundan çıkacakları kenardan haber veriyorlar. Eğer taktik gereği değilse yorulan futbolcu anında bildiriliyor. Futbolcuların kanındaki hemoglobin miktarını bile sayıyorlar adamlar.

Atatürk demiş '' hayatta en hakiki yol gösterici bilimdir'' aynı fikirdeyiz, futbolumuza bilim girmiştir. Kim daha fazla bilgiye sahipse o kazanacaktır.