20 May 2008

Hoşgeldiniz Kırmızı Şimşekler

Yeni nesil bilmez, daha doğrusu 4. büyük olarak Trabzonspor'u bilirler. Yanlış bilinegelmiştir bu güne kadar. Büyük Es Es'in piyasadan çekilişi dramatik olmuştur. Son maçında Beşikaş'a 2 ofsayt golle mağlupken, taraftarı sahaya inmiş hükmen yenik sayılarak aramızdan ayrılmıştır. Hiç tartışma yokturki Es Esleri gördükten sonra hepiniz taraftar olmadığınızı anlayacaksınız. Türkiyenin en büyük seyircisi Eskişehirspor'dadır.
Ne günlerdi o günler, benim maçlara gittiğim seneler. İnönü stadında Eskişehir maçında sıkımıydı bağırabilmek. Trenlerle akarlardı Haydarpaşa garına. İsmail, Kamuran Ulusal Takımın bankolarıydı. Ender Farankfurt'a transfer olmuştu. Ömer Fenere, Şevki Cim boma gelmişti. Diğerleri dağılmamıştı. Amigoları Orhan, transfer teklifi alan tek amigoydu. Taraftarları antrenmana çıkarlar, tribünde nasıl kareografi yapacaklarını çalışırlardı. Belkide en çok ceza alan taraftar onlardı, bizi bile geçmişlerdir. Gol kralları Fethi profösördü, bütün futbolcuların Ali olduğu zamanlar.
Futbolcular sahaya çıktığında tribüne dizilirler, üçlü çekerler, taraftar kırmızı diye haykırır, onlar şimşekler diye döner, arkasından bütün stad ananızı s...ceklerle bitirirlerdi ürkütücü tezahüratları.
En son senelerinde deplasmanda 3-0 yenildiğimiz maçtaki anılarım, Metin Oktay etiketinde yazılı tekrar etmeyeyim.
Lige renk geldi, haketmediler aslında son maçta ama ben Eskişehirspor'u çok özlemiştim.
Hoşgeldiniz Es Es ler

19 May 2008

19 Mayıs 2007, Direniş,


Bir milattır 19 Mayıs 2007. Bu seneki iki Kadıköy deplasmanında adam gibi ağırlanmamızın nedenidir. Aşağıda, Hıncal Uluç'un 19 Mayıs 2007'deki olaylı Fenerbahçe maçı sonrası yazdıkları var. Onun da altında benim o tarihte yazdıklarım. Gece gece o maç aklıma geldi de sinirlendim, bari tarihe bir not düşelim.

Büyük İhanet


Ali Sami Yen Stadı'nda son yılların en büyük olaylarından birisi yaşandı. Niye bu noktaya gelindi?
Kime, neye tepki olduğu beni hiç ilgilendirmiyor. Beni ilgilendiren bir şey var: Türk spor tarihinin en kötü gecesi yaşandı. Ben Hıncal Uluç, Galatasaraylı olduğumdan utandım. 19 Mayıs 2007 gecesinden bu yana 'Ben Galatasaraylıyım' diyemiyorum.
19 Mayıs; tarihe dikkat edin... Kurtuluş Savaşı'nın başladığı tarih. Atatürk'ün gençliğe armağan ettiği, Atatürk'ün spor günü ilan ettiği gün Türk gençliğinin yaptığı gösteriye bak. Böyle bir ihanet olabilir mi? Kendilerine ihanet, Galatasaray'a ihanet, Cumhuriyet'e ihanet, Atatürk'e ihanet... Bu sahneleri Sarkozy'yi alsa Avrupa televizyonlarında yayınlatsa ve "İşte görüntüler. Avrupa Birliği'ne bunları almıyorum ben. Haksız mıyım?" dese, ne diyecekler; biz ne diyeceğiz? Böyle bir şey olamaz... Ve her şeyiyle belli ki hazırlanmış bir olay. Bireysel, münferit bir olay değil. Maçta, elimde suyumu içerken, sahada bir şey olur, aniden sinirlenirim, fırlatırım. Münferit olay budur. Fırlatmamam lazım ama fırlatırım. İnsanlık bu. Maçta sahaya herhangi bir şey atılmasını gerektiren en ufak bir olay yok. Olay Fenerbahçeli futbolcunun çizgiye yanaşması. Ve bir tribün boşalıyor. Öbür çizgiye başka bir Fenerli futbolcu yanaşıyor, o tribün boşalıyor. Su şişeleri oraya taşınmış. İstanbul'da 'Emniyet Müdürü' diye bir şey varsa, Celalettin Cerrah biraz sorumluluk duyuyorsa soruşturma açar. Bu tertibi yapanları ortaya çıkarır ve teşhir eder.

TERTİP OLDUĞU AÇIK
Bir maça kaç şişe su gider? Adam başı 5 şişe su gitmez. 3 kişiye 1 su düşer. Böyledir satış rakamları... O kadar su nasıl geldi stada, kadar meşale nasıl geldi, o kadar bomba nasıl geldi? O meşaleler, o bombalar polisten geçemez. 2 bin 500 polis var o gün görevli orada... 2 bin 500... Demek ki bir gece evvelden stada sokuldu. Bir gece evvelden stada sokulan pankartlar var Özhan Canaydın aleyhine; Özhan Canaydın polisle işbirliği yapıyor, o pankartları temizlettiriyor. Onları buluyorlar da bombalar, meşaleler niye bulunmuyor? Bu nasıl bir iştir? Bir tertip olduğu açık... Tekrar söylüyorum: Bu tertibi Celalettin Cerrah ortaya çıkarmalı. Sorumlu, yükümlü... O bombalar, o meşaleler ve onca su o stada nasıl girdi? Bunların elebaşıları kim? Galatasaray ancak böyle üzerindeki lekeyi kaldırır. Bu elebaşıları ortaya çıkararak. Bu tertibi hazırlayanları belirleyerek... Nereden bakarsan bak; utanç. Binlerce Galatasaraylıdan utanıyorum, 2 bin 500 polisten utanmıyor muyum? Sahada 2 bin 500 polis varken, bu olaylar oluyorsa, polis ne işe yarar birisi bana anlatsın!.. O zaman gönderme kardeşim. Gönderme... Galatasaray-Fenerbahçe maçı bu... Bütün Türkiye, televizyonun başında. Polisi bütün Türkiye'ye bu kadar aciz, bu kadar beceriksiz, bu kadar yeteneksiz göstermeye hakkın var mı? İstanbul Valisi, "1 Mayıs'ta Taksim'e adam sokmayacaksınız" dedi diye orada karısıyla yemek yiyen vatandaşı tokatlayan, biber gazı sıkan polis nerede? Aynı polis değil mi bunlar? Aynı Cerrah'ın polisleri değil mi? Burada nasıl zavallı oluyorlar, süt dökmüş kedi gibi... Sahaya sıralar, koltuklar kırılıp atılırken, futbolcuların yaşamı tehlikeye girerken... Lugano gösterdi; 'Bu gırtlağını keser adamın' diye. Ya zavallı hakem... Onu oraya 'hakem' diye çıkarmaya utanmadılar mı? Maçın daha 5. dakikasında çal düdüğü, in aşağıya... Nasıl içeri girince süt dökmüş kediye döndü tribünler!.. Atabildiler mi bir daha!.. Tribündeki adam bakıyor ki polisin zavallı, hakemin zavallı istediğini yapıyor.

KÜME DÜŞÜRÜRÜM
Bu ülkede spor niye yapılıyor? Bir zavallı federasyon, bir zavallı polis, bir zavallı hakemler, bir zavallı taraftar... Niye oynanıyor o zaman? Profesyonel ceza kurulunun, Galatasaray'a tarihte görülmemiş bir ceza vermesi lazım... Öyle 3 maç, 5 maç değil... Ben federasyon olsam Galatasaray'ı küme düşürürüm. Benim kafamdaki ceza bu... İçimi rahatlatacak, Galatasaraylı olmaktan utanmamı önleyecek ceza bu... Juventus nasıl buldu cezasını, biz de buluruz. Böyle bir cezayı federasyon veremez. PFDK'nın, bütün yönetmelikleri tarayıp, en ağır cezayı vermeli. Türker Arslan'ın Tahkim Kurulu, o cezayı kuşa çevirmek için bekliyor. Galatasaray, Tahkim'e gidecek, PFDK 5 maç ceza verirse, Tahkim onu 3'e indirecek ve tarafsız sahaya alacak. Federasyon da tarafsız sahayı İzmir ilan edip, Galatasaray'ı ödüllendirecek. Ali Sami Yen'de 3 bin kişiye oynayacaklarına Halkapınar'da 70 bin kişiye oynayacaklar, ceplerine de paralarını koyacaklar.

Yazıdaki popülizme, tutarsızlığa, benzetmelerin yersizliğine ve ölçüsüz abartıya değinmeden geçiyorum, Atatürk'e ihanet diyor adam! Buyur Hıncal Bey, Atatürk'ün Bursa Söylevi; 19 Mayıs 2007'de yaşananlarla tamamen örtüşüyor. Olayları çarpıtıp yaşananlara gereğinden fazla pay biçmeye çalışmıyorum. Tabii ki bambaşka bir şey hakkında bu nutuk fakat mantık aynı mantık. Türk genci yerine Galatasaraylı; cumnhuriyet yerine Galatasaray, hatta Türk futbolu; polis, jandarma, ordu yerine federasyon dediğimizde cumartesi günüyle ilgili biraz olsun bir şeyler anlatıyor mu?

"Türk genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir. Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük kıpırtı ve davranış duydu mu, 'Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır' demeyecektir. Hemen araya girecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır. Polis gelecek, asıl suçluları bırakıp suçlu diye onu yakalayacaktır. Genç, 'Polis henüz devrim ve cumhuriyetin polisi değildir' diye düşünecek, ama hiçbir zaman yalvarmayacaktır. Mahkeme onu yargılayacaktır. Yine düşünecek, 'Demek adalet örgütünü de düzeltmek, yönetim biçimine göre düzenlemek gerek!' Onu hapse atacaklar. Yasal yollarla karşı çıkışlarda bulunmakla birlikte bana, İsmet Paşa'ya ve Meclis'e telgraflar yağdırıp, haksız ve suçsuz olduğu için salıverilmesine çalışılmasını, kayrılmasını istemeyecek. Diyecek ki, 'Ben inanç ve kanaatimin gereğini yaptım. Araya girişimde ve eylemimde haklıyım. Eğer buraya haksız olarak gelmişsem, bu haksızlığı ortaya koyan neden ve etkenleri düzeltmek benim görevimdir!' İşte benim anladığım Türk genci ve Türk gençliği!''

6 Şubat 1933 / Bursa Atatürk Köşkü

Galatasaray, Türk futbolunu kirletenlere gereken cevabı vermiştir. Göreceksiniz Hıncal Bey, cumartesi gecesi Türk futbolu için kara bir leke değil; tersine Türk futbolundaki kirlerin arınmasının, bir şeylerin olumlu yönde değişiminin başlangıcı olacaktır. Varsın bize 17 maç ceza versinler, umrumda değil. Ama cumartesi geceki tepkinin muhattapları, bundan sonra istediği gibi at koşturamayacağı mesajını almıştır. Ha bir muhattap daha var, dışımızdan biri hani, o mesaj algılama kapasitesine sahip değil ama o bizim iç mevzumuz, ayrı konu...


Ekşisözlük'te falan da aynı şey. Gazetelerde, her yerde... Nefret ettim Galatasaraylılıktan soğuduklarını söyleyenlerden. Yahu hadi anlıyorum abartılmış diyenleri; hak vermiyorum ama anlayabiliyorum en azından kıyısından köşesinden.

Fakat sen kimsin Galatasaray'dan utanıyorsun? Neymiş efendim, soğumuş. Sokağa baksınlar yahu, sanki her şey rayında gidiyor da maçta sahaya iki koltuk atınca rezillik oluyor. Tamamen popülizm, tamamen -artistlik değil- artizlik. İki kız düşer belki mantalitesi seziyorum ben bunda, başka türlüsüne inanmıyorum, inanamıyorum.

Ben tam tersine uzun zamandır ilk kez gurur duydum taraftarımla. Taraftar grubuyla çok farklı çizgide görürüm kendimi, dün her şeyi bıraktık bir kenara, birlik olduk. Her şeyi kenara bıraktık dün zaten; hiçbir kuvvet bana dün yaptıklarımı yaptıramaz zannederdim, şiddete ve annelerin karıştığı küfre sonuna kadar karşıyım derdim -halâ derim- fakat bunun iki istisnası varmış demek. Neyse, sözün kısası hiçbir zaman dünkü kadar yoğun duygu karmaşası yaşamamıştım;

Fenerbahçe'ye, yönetimine, medyasına, şakşakçılarına duyduğum nefret,
Canaydın ve yönetimine duyduğum sonsuz öfke,
Tek yürek, tek yumruk olabildiğimiz için hissettiğim gurur,
Yıllardır Kadıköy'de yaşatılanların hesabını en iyi şekilde sormaya çalışmanın verdiği hırs,
Müthiş kareografiyi görmenin yaşattığı büyüklük,
Sonunda bir şeylerin karşılığını verebildiğimiz, anlaşılsın yahut anlaşılmasın, mesajı gereken yere ulaştırdığımız için hissettiğim mutluluk,
''Ulan şu maçı şurdan çevirir miyiz?''in heyecanı,
Çevirememenin üzüntüsü,
Polisin haksız muamelesine karşı duyduğum kin...

Ağladım ulan ben dün maçta ilk defa! Aslanım Emre Aşık'ın maç sonundaki halini görünce ağladım! Tek eksik olan korkuydu dün. Ve tabii ki utanç! Utanacak hiçbir şeyimiz yok bizim. Haydi yok demeyelim; Necati'ye saldıranlardan, Fatih Gökşen'e şişe atanlardan, PSV maçında sahaya girenlerden, lig maçında sahaya çakı atanlardan, tribünü tekellerinde görenlerden utanıyorum ben; fakat dün utanılacak hiçbir şey yapmadı Galatasaray taraftarı. Utanması gereken işi bu raddeye getirenlerdir; biz efendice bekliyoruz yıllardır.

Benim asıl hayret ettiğim, asıl nefret ettiğim durum; bu utanç nağmelerini seslendirenlerin, başarıları çenelerini kapamak bilmezcesine sahiplenip, güzel zamanlarda gururlu bir şekilde kendilerini 'hasta Galatasaraylı' olarak görürken; Galatasaraylı'nın zor zamanlarında sıcacık koltuklarından, hiçbir halt bilmeden, 'utanmaksızın' sallamaları.

Asıl utanmaları gereken bu ikiyüzlülükleriyken, neymiş efendim, Galatasaraylı olmaktan utanıyorlarmış. Şimdi utanıyorsan, yarın bu takım şampiyon olduğunda da artistlik yapmayacaksın. Şimdi Galatasaraylılık'tan utanıyorsan, yarın da işine gelince 'Ben Galatasaraylı'yım.' demeyeceksin, çeneni kapayıp oturacaksın.

'Kavga'yı sahiplenemiyorsan, başarıyı da sahiplenemezsin, izin vermem, vermeyiz.


Ben de dün Galatasaraylılıktan utananlarla aynı takımın taraftarı olmaktan utanıyorum. Oportunizm, popülizm; başka bir şey değil.
O kadar.



18 May 2008

Futbol Tanrılarılarının Sevgili Peygamberi!


Yaklaşık 7-8 ay önce, kurtulmaya ramak kalmıştı. Ülkenin yarısından fazlası sadece başındaki piskopat, bela yüzünden ulusal takımın yenilmesine sevinir durumdaydı. En son maçta dahi stad dahil sevinen bağıran coşan sadece futbolcular, yöneticileri ve onların karıları kızlarıydı. Birde yalamalar vardı tabi. Kimsenin içine sinmeyen bir galibiyet alınmıştı. Futbolun ilahları yine onu kurtarmış bizleri cezalandırmıştı. 1 ay içinde neler oldu neler. Beşiktaş hezimete uğrayıpta kalecisi iptal olmasaydı Norveç maçında kale Hakan Arıkan'ındı. Olası bir zaferle dönebilseydi Beşiktaş, savunma kahraman olacak İbo Toraman, Emre Aşık'ın, İbo Üzülmez, Baltanın yerine oynayacaktı. Kezman sakatlanmasa Semih kendi takımında daha çoook yedek bekleyecek, Ulusal takımın ancak limoncusu olabilecekti. Hakan Şükür problem yaratmasa kendi takımında, Ümit Karanıda yanına alıp sahaya çıkacaktı. Ziconun Önder'in sakatlandığında sahaya sürdüğü Gökhan Gönül, herhalde top oynamasını 60 günde öğrenmemişti. Sabri yuhalanıp kovulmasa Gökhan Gönül kimdiki sağbek mahallinde. Norveç maçında futbolun ilahları iş başına geçmişti golü erken yedirterek vede kendi takımında oynamayan İbo Kaşı sakatlatarak. Zavallı Norveç golü erken attığı için oyun şeklini değiştirmiş golün üstüne yatar bir oyun ortaya koymuştu. İlahları hesaba katacak değildi ya. Katsa kalecilerinden neler çektiğinide hasaplardı.


Bir umut kaçar gider diye beklemiştim sabaha kadar. Beni gene şaşırttı kaçmadı. Turnuvaya gider şampiyon olur gelirim sanıyor, Galatasaraylıların yarısının ve diğer futbolseverlerin tamamının nefret ettiği şizofren. Sevinen sevinsin yinede ben kendi payıma hiç sevinmedim hiç coşmadım, bir gün Peygamberlerinde çarmıha gerildiği bir maçta stadyumun içinde olmak binlerce taraftardan biri sıfatıyla ciğerim parçalanana kadar bağırmak isterim:


Fatih Terim defoooooool.

Aman Ha Çıldırmayın!


Yapma be Yiğit Şardan, hepimizi çıldırttınız!. Sizi dinlesek soluğu Mazhar Osman'da alacağız. Nerden çıktı bu çıldırma işi. Hadi biz hasta, deli Galatasaray'lıyız, yani 40 yıllık çıldırıcıyız. Şu kadının ne günahı vardı da çıldırttınız.
Çıldırmamış olanlar iki haftadır yazıyorlar. Nasıl şampiyon olduğumuzu anlamaya çalışıyorlar. her kafadan bir ses çıkıyor. Şampiyonluğu şansa bağlayanlar, Fener'in salaklığına yoranlar hakeme, federasyona tahvil edenler. Var da var. Beni henüz kimse tatmin etmedi. Kimse de doğruyu bilmiyor ya da yazamıyor.
Sezonun 34 haftasının 20 sini lider geçirmiş bir takımın son hafta lider bitirmesine sürpriz diyorlar da sadece 6 hafta lider kalabilmiş Fener'in şampiyonluğu kaçırmasına şaşırıyorlar.
Asıl çıldırmış olanlar, Fener niçin son haftayı lider bitiremedi diye yaygara koparanlardır.
Galatasaray niye şampiyon diye sorma, şu resme bak yeter.

17 May 2008

17 Mayıs




Şu üstteki resmi ben çektim. 17 Mayıs 2000 Kopenhag, ünlü Tivoli Meydanı. Galatasaraylı olanı benim oğlum, Şu biz buyuz blog resimdeki, benimle olan delikanlı. Arsenalli olanı tanımıyoruz. Muhtemel oda şimdilerde bizimkisi gibi Arsenal tribünlerinde amigoluk yapıyordur. Küçükler böyleydi o gün sokaklarda, kafelerde. Şarkılar, marşlar söyleniyordu, iki takım taraftarları kenti görülmemiş renk yoğunluğuna bıraktı. Sarı formalı Arsenalliller ve kırmızı formalı Galatasaraylılar. O gün sanki Danimarka'lı yoktu şehirde. Ve şehir şehir olalı herhalde böyle kalabalık görmedi. Öğleden sonralarıydı, öğrendik, Reha Muhtar kafelerde program yapıyor. Galatasaraylıları kışkırtıyor, taraftarlar meydana doluşmaya yoğunlaşmaya başlıyordu.
Üstte, sağdaki resmi Fotomaç ekibi çekti. Büyükler böyleydi artık meydanda. Bir büyük arbede yaşandı, 17 Mayıs 2000, alınan kupayla birlikte artık bu yönüylede hatırlanacaktı. Maça gidenler ve orada bulunanlar tarafından.
Ve gecesi, ve kale arkası tribünü. Ve'' dağ başını duman almış'' naraları. Arif'in vurupta yandan dışarı giden şutuna ofsayt kaldırmayan hakemden sonraki ellerimizle yüzümüzü kapattığımız an. Tam önümüzdeki sol direğe Hakan'ın şutunun çarpması, Capone'nin Seamana çektiği şut, can havliyle kale önüne kadar gelen Hakan'ın dokunamayışı. Uzatmalara gidiş, takımın insan üstü direnişi. Hagi'nin atılışı, artık kendimizi teselliye hazırlama. An meselesi altın golü yememiz, ve final oynamış olmanın gururuna razı olmamız. Hanry'nin kartal gibi yükeselip, havada topu beklemesi ince hesaplar, denge, zamanlama ve unutulmaz kafa vuruşunun ağlarla kucaklamasını seyre dalmamız. Aynı anlarda Taffarel'in topu takip edişi, sağa bir adım atışı ve yaylanışı ve zamanlama, ve denge, ve teslim olmayış ve topun ağlara gitmesine izin vermeyiş ve iki ellerimizin gerilerek havaya kalkması.
Penaltıların atılacağı kale arkasında 12.000 kişiyiz. Taffarel'den geçerse biz kurtaracağız. Attılar, iki tanesini biz kurtardık. Sizlerin direk diye gördüğünüz şey 12.000 kişinin yüreğinden fışkıran tarifi imkansız enerjiydi. Bizimkiler atarken Seaman'ın bacaklarına yapıştırdık enerjiyi. Popescu topu ağlara gönderdiğinde artık bizim işimiz bitmişti. Sıra maça gelemeyen milyonlarındı. Bizler maçtan sonra Şampiyonluk turu attık Kopenhag'da. Çocuklar ne harukuladeydi, bir başka ülkenin başkentinde, bir finalde kazanıpta tur atabilmek.
Dönüş uçağında artık ses yoktu, kimse de derman yoktu. 6 saatlik yolculukta servis bile açılmadı, O zamanlar yapılan işin büyüklüğünün farkında bile değildik. Sabah hava limanı koridorları ıslıklarla İmparator Fatih Terim melodisini mırıldanabiliyordu ancak.
17 Mayıs, unutamam seni.

16 May 2008

Herkes Yerini İşaretlesin


Günler sayılıyor, Aslantepe her geçen gün taraftarı heyecanlandırıyor. Dünya da acaba eşi benzeri varmı. Bir inşaatın bu kadarmı çok kontrol mühendisi olur. Bir demir bağlanıyor resim basılıyor. Bir kazma sesi Dünyaya geçiyor. Yakında arazi olan bir işçi dövülürse hiç şaşmam şantiye de. Kapmanyalar başlasın, piknikler Seyrantepe'de yapılsın. Tepeler çıkıp bağırsın taraftar yaşasın Aslantepe işçileri diye. Ne büyük gururdur kimbilir, Galatasaray'lı bir amelenin, yıllar sonra ben bu stadın inşaatında çalıştım diyebilmesi.
Aslan yuvası diyeceğiz ama buraya yuva dersek ayıp olur.

Ulusal Takımdaki 8.Galatasaraylı


Ulusal takımdaki dengeyi çok iyi korur Hoca. Cımbızla çektiği Türk pasaportu taşıyan Fenerbahçe lisanslı topçular toplamı 6 kişi olunca, tamamı Türk olan Şampiyon Galatasaray'dan en fazla 6 kişialması gerekiyordu. Misal sezon başı kadrosu olupta, ilk 11 de Song, Bouzit, Linderoth, Lincoln, Carrusca, Barrusso ve Nonda olsaydı, hiç oynamasa bile Hakan Şükür'ü alırdı. Maksat kontenjan dolu olsun. Servet sakatlanınca sayı azaldı, ve hakkedenlerden Emre Güngör ilave edildi. Servet'ide çıkaramadılar oldumu sana şimdi Galatasaray lisanslı futbolcu sayısı 7. Şimdi bu Emre Güngör olayını daha sonra yazacağım. Hatırlatayım, Servet sakatlanmasa seçilmeyecekti. İlk 11 oynarsa ne olacak şimdi. Her zamanki gibi hikmetinden hesap sorulmaz İmparatore'nin. o ne yaparsa doğru kabul edilecek 1.5 ay daha.


Peki bu 8. Galatasaray lisanslı futbolcu kim olaki. Emre Aşık'ı niye aldın be Hocam. Oldumu şimdi 8 Galatasaray'lıya karşı 6 Fenerli. Sen işi fazla uzatmadan Ayhan'ı çıkar denge bozulmasın hemde çocuğun moralini sıfıra indirki seneye işi bitsin.

Senin bu son turnuvan, Türkiye'de işin bitti, seninle beraber senden Türk Futboluna hayır bekleyenlerden de kurtulacağız. Az kaldı.

15 May 2008

Efsane Takımı Yapıyoruz


Kaleciler ; Taffarel klasında, kalitesinde bir kaleci ve Aykut. (Orkun tip olarak, oyun stili olarak bize uymaz, yolcudur kendisi)



Sağ taraf ; Uğur Uçar, Aydın Yılmaz, Hasan Şaş, Sabri Sarıoğlu



Sol Taraf ; Hakan Balta, Volkan Yaman, Ayhan Akman, Arda Turan



Göbek ; Servet Çetin,Bülent Korkmaz yani Emre Güngör, Popescu klasında, kalitesinde biri, Song (giderse de kalırsada sevinmem),



Orta Saha ; Hagi, Lincoln oynar bu sene Hagi'nin yerine, Serkan Çalık, Linderoth, Mehmet Topal, Barış Özbek,



Hücum ; Nonda, Ümit Karan, Hakan Şükür(inşallah gitmez) Necati Ateş (inşallah gelmez)



Takımın Hocası ; Hagi

UEFA Kupası Finali,ve Show Tv


Bizim evde yasak, Show tv, Kanal D ve Atv kapalı. Ancak maç olursa bunlardan birinde belki seyrederiz. Serde Uefa kupası finalini canlı seyretmiş ve kupayla İstanbula inmiş bir taraftarlık var. Nostalji diyorlar, takılalım dedik. Show kanalı canlı yayınlayacakmış dediler. Bizde 21.30 da yasak televizyon kanalımızı açtık bekliyoruz. Ne görelim soytarı Acun Ilıcalı. Hadi yarışmacılar ne alakaysa katılımcılar diyelim, ortada yarışan yok. Bir kutu acmaca kapamaca, uzun zamandır varmış, tam bir ruh hastası işi. Ya seyreden ruh hastası ya da seyretmeyen. Bu programı seyretmek isteyen gitsin loto, piyango çekilişini seyretsin daha iyi. Bekliyoruz ne zaman bitecek programda maça geçeceğiz. Yok arkadaş bizim gibi adama da seyrettirdiler ya bu maymun programını, büyük televizyoncularmış helal olsun.
Acaba dedim UEFA Kupası finali, canlı verilemeyecek kadar dandik maçmı. Olabilir ne varki bunda elbet dandik. Galatasaray almıştı yıllar önce. Meğer ne kadar önemsizmiş, koskoca Show tv maçı yayınlama hakkını satın aldığı halde Acun'u seyrettirmiş bizlere maç yerine.

14 May 2008

Şu Hareketi Artık Yapma Başkan


Tamam anladık taraftar Başkansın. Üzerimizdeki ölü toprağını atmak için başkan oldun. Ve bizce de attın. Artık yeni bir şahlanışın arifesindeyiz. Taraftar yöneticilikti beklediğimiz yıllardır hepinizden. Ölçüyü fazla kaçırmayın, kendinize küfür ettirmeyin. Şu haraketi Mahmut Uslu yapsa ne kadar küfür ederdim. Ne bu saat kaç. Ne olacak, geçen yıl durdumu saatiniz. Ercan'ı çağırsaydınız dedesi Saaat'çiyi.
Bırakın bu ucuz, çocukça esprileri. Taraftar merak etmeyin hepinizden iyi çalıştırır espri mekanizmasını. Yaşına, makamına, eğitimine göre yapar bir şeyler. Siz artık çekilin piyasadan, işinize bakın. Sizin erittiğiniz puanlar yüzünden koskoca Galatasaray'ı torbaların en kötüsüne atmışlar, izmir torbaya. Daha işin başında şovun dışında kalmak var. Bu devirde Şampiyonluk naraları 3-5 günden fazla atılmıyor. Herkes derdine düşmüş, suratlar bin parça, tuzumuz ıslak bizim. Sokaklara caddelere millet para bulup bayrak asamıyor. Şu yok zamanda koşturup kombine aldırdınız bize. O saatin durursa sende orada fazla duramazsın. Takıma bir Taffarel, bir Popescu, Bir Hagi bul.
Lincoln, Bu yıl Hagi olurda, Popescu ile Taffarel lazım.
Takımın hocası var sakın aramayın, çağırın gelsin Karpatların Maradonası'nı