20 Şub 2008

Vansporu İndirmişlerdi


1997-98 sezonu ortalarıydı. Çok uzak diyarlarda bir şehrimizin takımı gün saymaya başlamıştı 2. lige doğru. Tribünler yenilenmiş, çimler gıcır gıcır sanki düşmeyeceklermiş gibi asılıyorlardı. O maça dönemin başbakanı Mesut Yılmaz ve havalisini davet etmişlerdi. Şehirdeki garibanlar, eğitimsizler, iş bulamayanlar başka şehre göç edemeyenler bari futbolla oyalansalardı bir süre daha. Ama komadılar kardaş komadılar. Vanspor- Antalyaspor maçı oynanıyordu. Galipti Vanspor son dakikaya kadar. Son dakikada tartışılır bir pozisyonda ki Erman Toroğlu ben olsam veririm demişti. (Aynı olay Kadıköy'de olacak ve vereceksin öylemi), maçın hakemi çaldı penaltıyı. Ortalık karıştı, bir taraftar Antalyaspor hocası Şenol Güneş'e yumruk attı. Jandarma, polis olayları yatıştırınca geçti Antalyalı topun başına. Hiç bir insan evladı o penaltıyı atmazdı ama o attı. Berabere bitti maç, Antalyaspor, mağlup olsada bir şey olmayacaktı. Alt tarafı Vanspor bir sene daha oyalanacaktı o kadar. Şehir de o gün huzur içinde uyuyacaktı.


Sahasını kapattılar Van'ın, sonra belini doğrultamadı haftalar öncesinden teslim bayrağını çekti.

Önce insanlık, sonra sporun kurallarını uygula be hakem. Umarım şimdi başın göğe ermiştir. Değermiydi şu manzaraya, senin vermesen de olur olan penaltı kararın.

19 Şub 2008

Alın Şu Takımı Kobra Helikopterle





O kadar yatırım yapılıyor bu işe. Fakat bir o kadarda beyinsiz yönetiyor bu işi. ellerinde cep telefonu kimle konuşuyorlar acaba, ulaştırma bakanıyla her halde. Ya da belediye kar temizleme ekibiyle. Soruyorum takım nasıl gidecek diye Haldun'a hiç bir fikri yok. Bu yöneticilerle aramızdaki tek fark, onlar paralı Galatasaray'lı biz parasız. Onlar yöneticiliği bıraksa karda kışta Konya'da olurmu. En fazla kolpa localarımızda o da büyük maçlarda. Milyonlarca taraftarın gözbebeği takım kimlere emanet. Buzlu yollarda otobüsle seyahat. Takım 2 gün sonra ölüm kalım maçına çıkacak, bu devirde mahsur kalıyor Anadolu'nun göbeğinde. İyiki Sarıkamışspor, Vanspor ligte değil. Avrupa'danda atılırız maça çıkamadığımız için. Sana ne tarifeli uçaktan, Karayollarının durumundan. Boızid'i alacağın parayla al bir kobra helikopter dursun bu günler için. Alamıyorsan kirala Hava Kuvvetlerinden, saati 4191 dolarmış araştırdım. Uçaktan ucuz. Hatta yakın deplasmanlara da helikopterle git. Boya sarı kırmızıya, bir tarafına Süper Kupanın, diğer tarafına UEFA Kupasının resmini koy süzülsün göklerden. iki manga asker alıyormuş, 24 kişi alıyor demektir, deposuda yoğun ağırlık taşır, senin formaların, topların nedirki. Namın yürüsün.

Atatürk'ün Takımı! Yarın Kadıköy'de


Stadlarında resmi var Atatürk'ün. İddia ediyorlar Atatürk Fenerbahçeli imiş. Atatürk, bir sporsever olarak '' ben sporcunun zeki, çevik ve ahlaklısını severim'' diye özdeyiş patlattığı zamanlarda Türk takımlarından Anadolu'da olanını sevmiş tutmuş olabilir. Peki sen ilerleyen zaman içinde Atatürk'e layık bir takım kurabildinmi. Yarın akşam Sevilla karşısına çıkacak takımın içinde kaç Türk oynayacak
Volkan- Önder,Lugano,Edu, Carlos-Valdanado-Auerello-Alex-Wederson_Kezman,Daivid kadrosuyla çıkabilirmi çıkar. Kaleci hariç herkes yabancı.
Leverkusen maçına çıkan Galatasaray'ın kadrosu
Orkun-Uğur, Servet,Emre,Volkan-Ayhan,Barış, Serkan,Arda-Ümit Karan, Hakan Şükür

Atam sen rahat uyu, bekçisiyiz cumhuriyetin, tetikçisiyiz Türk futbolunun.

Taraftar İle Seyirci


Taraftar, kimliğini yıllara yayılan alt kültüre dayalı büyük bir romantizmden alır. Sportif başarı ile seyirci yaratabilirsiniz, o başarı ortadan kalkınca seyircilerden bir kısmı taraftara dönüşür. taraftar sayısı artar, arttığı oranda da büyük takım oluşur. Taraftarın bu romantizmi, karşılıksız sevgisi bir anlamda zaten paraya dönüşür, sürekli gelir sağlar. Hiç bir başarı olmasa da gelir sağlamaya devam eder. Taraftar için başarı onun takımını sevmesinden daha önemli değildir. Hiç bir başarı taraftar kimliğinden duyulan hazın yerine geçemez. Yöneticilerin gazetecilerin taraftarı müşteri olarak görmesinden nefret eder. Seyirci başarıya endekslidir. Kombine bilet alır ,büyük maçlara gelir, takımın iddiası kaybolduğunda ilgilenmez. Maç günü önemli bir toplantısı varsa maça gelmez. Takım kötü oynarsa küfür eder ıslıklar, başarı yoksa seyredecek bir şey yoktur onun için. Kısacası kendisi müşteri olduğunu bilir ve müşteri gibi davranır. Amacı en ucuza kendisine en çok fayda sağlamaktır.Romantik taraftar ise farklıdır. O doğal bir romantizm ile takımını sevmektedir ve takım iyide olsa kötü de olsa ona karşılıksız vermeye taraftır. Bunu yapmakta onun için çok doğaldır çünkü verdiği zaten aslında ondan başkası değildir. Gelir sağladığı onun takımıdır ve kendisidir. Spor kulüplerinde gelir varsa ekonomik büyüme vardır. O yüzden seyircisi çok olan değil taraftarı çok olan kulüplerde ekonomik büyüme olur.Sportif Başarı olduğu sürece gelen taraftar bir ölçüde gelir kazandırır. Ama başarıda sürekliliği sağlayamazsanız, taraftarı kaybedersiniz. Kaybettikçe gelirleriniz düşer. İşler yolunda gittiği sürece seyircin, müşterin çoktur. Taraftarın yerini giderek daha fazla müşteri alsın istenir. Stadın en güzel en pahalı yerlerinde oturan seyirciler üste kaçan şampiyonluklardan sonra müşteri olmaktan vazgeçerler. Kendilerine yer bulamayan romantik taraftar da küserse yıkım büyük olur. Bu yüzden taraftarlar sponsorluk anlaşmalarına karşıdır. Tuttuüu takımın adına Ülker'i Efes'i yakıştıramaz. Kırk yıllık Manisasporluların Vestel fabrikalarından nefret etmelirinin sebebi budur. Taraftar ayakta maç seyreder. Mutlak sahada oyuna katkısı olduğunu düşünür ki gerçekten öyledir. Kendisine yakın futbolcuları, yöneticileri sever. Bağırmayan seyirciyi aralalarında istemezler. Taraftar mutlaka renklerden bir alametle maça gelir. Seyirci dağıtılan kartonu bile kaldırmaz. Herkese Metin Oktay forması dağıtıldığı zaman bile sadece taraftarlar giydi, seyirciler paketi bozmadılar. Taraftar son kuruşuna kadar maça gelmek için çırpınırken seyirci pahalı maçlara gitmez. Seyircinin sevinci çok kısadır gol olunca alkışlar geçer gider. Taraftar gol olunca dellenir, yenilgide kahrından sokağa çıkamaz. Taraftar futbolu sevmez, kendisinin maçı dışındakilerle seyirci olarak ilgilenmez. Rakibinin rakibinin taraftarıdır. Seyirci maçtan önce futbolcuları çağırmaz zaten futbolcularda onlara gitmez gol olunca. Taraftarın istemediği hiç bir futbolcuyu oynatamazsın. Ergün, Cihan, Orhan Ak, Necati yi kovdurur taraftar. İstediği adamıda kovamazlar. Ümit Karan'ı, Hakan Şükür'ü, Sabri'yi. Seyirci olmasada olur ama taraftar olmadan asla olmaz. Oftaş, Belediyespor, Şekerspor.....
Bakılmasın kongredir, seçimdir, divandır demokrasidir diyenlere. Egemenlik kayıtsız şartsız taraftarındır.

18 Şub 2008

Buz Revüsü Konyaspor-0 Galatasaray-1

Maçı seyreden seyretti biz saha dışını yazalım. Konya deplasmanında, aynı oteldeydik takımla. Her kes Arda'yla Ümit'le, Kaptan'la konuşmaya resim çetirmeye çalışırken yabancılara acıdım. Carrusca'yı Boızıd'i adam yerine koyan yok. Barusso ile de kimse ilgilenmedi. Maç günü tam bir soytarılık seyrettik. Sanki köy yolu açılıyor, dozer girmiş sahaya kar kürüyor. Gönüllü ameleleri toplamışlar karı ittiriyorlar. Uçak, otobüs firmaları hava durumuna göre hareket ediyor da bu kadar paranın döndüğü futboldakiler 30 sene önceki yöntemlerle idare ediyorlar. Ben hatırlarım İnönü Stadına inip kar kürdüğümü. Bir iki futbolcuyla konuştum maçtan çekiniyorlardı. Liderlik çok önemliydi.
Konya stadını bilmeyenler için bildireyim. Sahanın etrafında atletizm pisti onun etrafında bayagı bir boşluk pist, o pistin etrafında da bisikletçi pisti. Göz kararı ölçtüm kalenin arkasından tribüne kadar en az bir yarı saha mesafe var. Olimpiyat stadına uzak diyenler burayı görsün, 1.5 misli daha uzak. İğrenç bir stad.

Kar maçı 18 saat tehir ettirdi. Ne olduğunu anlayamadık, 10 dakika da Orkun'u bekledik. Galatasaray klasikleşti artık, 30 milyon euroluk yedek kulübesiyle maça başladı. Maç diyebilirsek adına. Barusso, Nonda, Bouzid ve Carussca kulubede. Song tatilde, Lincoln Floryada nöbetçi bırakıldı, Linderoth'u unuttuk, acil şifalar. Futbolcular ayakta durmakta zorluk çektiler, sakınan göze çöp batarmış Uğur'u revire gönderdiler. Artık ne zaman iyileşirse, bizim doktora iş çıktı. İşini de çok iyi yapar ya!. Sakat maçtı rakipler puan kaybetmedi, kolay gözüken maç olumsuz koşullar yüzünden zora girdi. Bu sahada ancak Tromso oynayabilirdi. Yinede iyi oynadılar, çok gol pozisyonuna giridiler. Ümit Karan'ın borcu vardı bu maç ödedi. Taraftar tribünde buz kesti. Maçtan sonra epey bir süre bırakmadılar. Konya'da takımla beraber biz de mahsur kaldık. Uçak kalkmıyor, takım otobüsle Ankara'ya oradan İstanbul'a oradan da Almanya'ya seferi. Moraller yerinde oradan turla dönülecek başka yolu yok. Kozumuz Lincoln olacak. Haydi hayırlısı yolunu gözlüyoruz. Ali Sami Yen'e bir yabancı takım daha getirin bu sene.

Nicolae Dobrin Öldü


Romanya'nın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu kimdir diye sorsalar. Herkes Hagi der Popescu der ama değildir. Ölüm haberi geldi Romen dostlardan. 61 yaşında karaciğer yetmezliğinden ölmüş. 26 yaşındayken Real Madrid ile yapılan bir maçtan sonra 2 milyon dolara transfer edilmek istenmiş, Çavuşescu tarafından izin verilmemiştir.
Bu hafta yapılacak tüm resmi karşılaşmalarda anısına saygı duruşu yapılacak. Ben de bu sütunlardan önünde saygı ile eğiliyorum ikinci vatanım Romanya'nın gelmiş geçmiş en büyük futbolcusu Dobrin için.

adam Sandıklarımız ; Ziya Doğan


"Orta sahada teknik kapasitesi yüksek oyunculara şans verince, rakibimiz bu bölgede pas yapma imkanı buldu. " Bir maçtan sonra böyle yorum yapmış Ziya Hoca. Yani çok iyi oyuncularla oynarsa böyle olurmuş, rakibe pres yapmayan koşmayan orta sahan varsa, karşı tarafın kazmaları üstünlük sağlarmış. Bir daha böyle iyi oyuncularla çıkarsam namerdim demiş hoca. Yattara'yı maymuna çevirdi. Adam şimdilerde futbolcu olduğunu hatırladı. Marcelinho diye bir futbol cambazı gelmişti Karadeniz'e. Onu sağbek oynattı. O tiple o diksiyonla en fazla 2. Lig hocası olabilecekken bak sen kaç takımdan kovulmuş . Adanaspor, İstanbulspor, Konyaspor ( 2 kere) Malatyaspor ( 2 kere) Trabzonspor ( 2 kere) Gençlerbirliği ( 2 kere) . Toplam 263 lig maçında kulubede gözükmüş, demeç vermiş, televizyona çıkmış, akradite olmuş,takım elbise giymiş, kadro yapmış, taktik vermiş bavulu elinde gezen bir teknik olmayan direktörümüzdür. 9 sezon Beşiktaş orta sahasında oynayıp da hiç milli olamamıştır. Televizyona yorumcu da yapmazlar kendisini. O da bekler şehir kulubünde çanak oynayarak ligin sonuna doğru kovulacak başka bir Ziya Doğan'ın yolunu.

17 Şub 2008

Popescu'nun Hocası Terim

Fatih Terim 2. kez Ulusal Takımın başına geçtiğinden beri milli olmayan futbolcu yok. Eğer varsa milli olamayan hemen futbolu bıraksın. Bu gidişle Avrupa Şampiyonluğu Finallerine 50 oyuncu götürecek. Bir maç banko olan diğer maç kadroya çağrılmıyor. Futbolcular maymuna döndü. Kimisi ağzıyla kuş tutsa oynayamıyor (Ayhan, Uğur) kimisi ayağıyla top tutamıyor oynuyor(Gökhan Zan)
Milan’dan bu tarafa kafası hep karışık Terim’in. Başarı için istikrar şart diyor 20+3 yetmez dediği gün. Oysa bir görebilse istikrarın en uzağında kendisinin durduğunu. Bir kaç ay önce Popescu, bir demecinde, “Terim bizi dinlerdi, söylediklerimizi dikkate alırdı” demişti. Doğrudur o zamanlar İmparator! değildi Terim. Artık İmparator! ve ondan iyisini bilen de yok yapacak da...

Özhan Canaydın'ın Cep Telefonu


Rizespor Fenerbahçe maçından önce bir Galatasaray'lı yönetici ortalığı karıştırmış. Hakeme dikkat edin diye uyarmış, aslında kıyak yapmış ama konu bu değil. 1-0 Fener mağlupken vediği serbest vuruştan sonra televizyonu kapattım. Mahmut Uslu televizyonlarda konuşmuyor ağız ishali olmuş. Başkanı Aziz, bizim başkanı aramış şikayet için. Ama bizim başkanın cep telefonu kapalıymış, yarın tekrar arayacaklarmış. Yani koskoca Galatasaray Başkanısın telefonundan sana ulaşılamıyor. Acaba faturayı ödeyemediğinden kapanmış olmasın sakın. Yok ya o kadar parası vardır. Bence şarjı bitmiştir. Telefonun değil, Özhan Başkan'ın.

Brezilyalı Auerello ,Türk Barış Özbek


İmaparator devşirdi, kapıyı araladı. Maksat Ulusal Takım'ın orta sahasına çok büyük oyuncu kazandırmak değildi. Maksat bir ekmek kapısı aralamaktı komisyonculara. Kendisi bu kapıları araladığı oranda 135.000 Ytl maaşlı adam olarak kalabilirdi. Sıkıysa aralamasındı, o kan emiciler onu orda bu kadar başarısız olduğu halde tutarlarmıydı. Brezilya vatandaşı Marco, oldu sana Mehmet. İstiklal Marşını da ezbere biliyordu, varsın bilmesindi Türkiye'nin başkentini, komşusunu. Şimdi Marco ülkesine dönse, Milli Takım'a çağrılırmı, çağrılırsa gelirmi. Pisliğinde boncuk mu var. Bir maç oynamasa yerine Deniz, Selçuk oynar bir daha yüzüne bakan olmaz. Fatih Terim de kurtulur. Nobre 50 tane gol atsa, Vederson kıçını yırsa oynarmı acaba. Hadi be Zico, kov şu adamı da kurtar imparatoromuzu.


Marco devşirildiği zamanlarda çok uzakta değil Almanya'da bir Türk çocuğu gelip gitmekteydi tesislere. Beni alın diyordu aracısız komisyonsuz. Alavare dalavere olmadığı için yüzüne bakan yoktu. Florya'dan iki kere döndü Almanya 2. ligine. 2 Okan Buruk ciğeri taşıyordu. Yollar bu sene kesişti, önce Florya'ya sonra Ali Sami Yen'e çıktı. Sıra Avrupa sahalarındaydı. Gerçi Alman Ümit takımıyla defalarca çıkmıştı ama gönlü Türk Ulusal takımının formasındaydı.


Nerden çıkmıştı bu çocuk ya. İmparator kendi bulmadığı, kendisine iman etmeyen futbolcuları asla kadrosuna katmazdı. Defolsun gitsindi. Üstelik Galatasaray futbolcusuydu ve yeteri kadar adam vardı Galatasaray'dan. Sayıyı fazlalaştırıp Aziz Yıldırım'la arası mı bozulsundu. O parayı kokain satsa kazanamazdı. İş adalet mekanzimasını çalıştırmak olsa, Orkun, Volkan, Uğur, Emre Güngör, Serkan, Ümit Karan, Hakan Şükür top yekün Milli Takımda olması gerekirdi.


Barış Özbek; yolun bahtın açık olsun. Biz seni bu yaz Avrupa Uluslar kupası finallerinde Alman Milli takımının bankosu olarak seyretmekten büyük onur ve gurur duyacağız.